Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Sosyal İşler Başkanı Av. Sinan Tekin, Şanlıurfa’da düzenlenen “Ortak Akıl, Güçlü Şehir” Çalıştayına katıldı.
Akademisyenlerin, sivil toplum temsilcilerinin, çiftçilerin ve kanaat önderlerinin yoğun katılım gösterdiği programda, Şanlıurfa’nın kalkınma rotası ve çözüm önerileri ele alındı.
Tekin, konuşmasında “GAP sadece bir sulama projesi değildir; bu topraklara umut, bereket ve adalet getirme iddiasıdır. Biz o ruhu yeniden canlandırmalıyız. GAP bitmeden Urfa da tamamlanmaz” dedi.
Eğitimde fırsat eşitsizliği, genç işsizliği ve liyakat eksikliği konularının öne çıktığı çalıştayda Tekin, “Urfa’nın en büyük sermayesi genç nüfusudur. Ama genç umutsuzsa o şehir zengin sayılamaz.” ifadelerini kullandı.
Yoksulluk ve toplumsal sorunlara da değinen Tekin, “Urfa’da bugün en büyük kriz ekonomik değil, toplumsal. İnsanlarımız yoksulluğun değil, umutsuzluğun kıskacında. Bu tabloyu değiştirmek için sosyal devleti yeniden inşa etmeliyiz” diye konuştu.
Tekin, “Bu şehirde enerji, üretim ve genç akıl var. Eksik olan sadece adaletli bir yönetim anlayışıdır. Güçlü şehir, yüksek binalarla değil; onurlu vatandaşlarla kurulur” diyerek sözlerini tamamladı.
Yoğun ilgi gören çalıştayın sonunda, Şanlıurfa’nın tarım, sanayi, eğitim ve sosyal politikalarına dair öneriler içeren bir sonuç raporu hazırlandı.
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Edirne Milletvekili Ahmet Baran Yazgan, kuraklıktan etkilenen ayçiçeği için bu kez Amerikan raporlarını örnek gösterdi ve harekete geçilmesi çağrısı yaparak TBMM’ye araştırma önergesi sundu.
CHP Milletvekili Ahmet Baran Yazgan, ayçiçeği üretiminde yaşanan verim kayıplarının ve artan ithalat bağımlılığının nedenlerinin etraflıca araştırılması, kuraklık başta olmak üzere iklim kaynaklı risklere karşı tarım sektörünün dirençli hale getirilmesi için alınması gereken acil önlemlerin belirlenmesi, ayçiçeği üreticilerine verilen prim ve girdi desteklerinin enflasyon ve kuraklık koşulları dikkate alınarak yeterli seviyelere yükseltilmesi gibi konuların kapsamlı biçimde ele alınması için TBMM’ye araştırma önergesi sundu.
Son iki yıldır yaşanan şiddetli kuraklığın ayçiçeği tarımında ciddi verim kayıplarına yol açtığını vurgulayan Yazgan, “Örneğin Trakya bölgesinde ve Edirne ilimizde 2024 ve 2025 yıllarında kuraklık nedeniyle birçok ayçiçeği tarlasında ürün yetişmemiş, bazı tarlalar biçilemeyecek kadar zarar görmüştür. Edirne genelinde ayçiçeğinde dekara ortalama verim 70-80 kg düzeyinde kalarak normalin yarısına bile ulaşamamıştır. Uzun vadeli ortalamalarla kıyaslandığında Trakya’daki verim kaybı %50’yi aşmıştır ve bölgenin üretiminin geçen yıla göre 100 bin tondan fazla düşeceği bildirilmektedir” dedi.
Amerika Birleşik Devletleri Tarım Bakanlığı’nın (USDA) raporuna da dikkat çeken Yazgan, bu rapora göre 2025/2026 sezonunda Türkiye’nin ayçiçeği tohumu üretiminin aşırı kuraklık nedeniyle yüzde 10’dan fazla düşerek yaklaşık 1,2 milyon tona gerileyeceğinin öngörüldüğünü aktardı.
Yazgan, “Nitekim Trakya’da kuraklık tehdidi devam ederse birçok üreticinin önümüzdeki yıllarda ayçiçeğinden vazgeçip yerine kanola veya arpa gibi daha dayanıklı ürünlere yönelmeye başlayacağı beklenmektedir. Bu durum, ayçiçeği tarımında sürekliliğin tehlikeye girebileceğine işaret etmektedir” ifadelerini kullandı.
‘Üretimi bırakma riski büyük’
USDA’nın raporunda ayçiçeği tohumu ithalatının da artacağının tahmin edildiğine işaret eden Yazgan, şunları kaydetti:
“Türkiye, ayçiçeği ürünlerinde dünyadaki en büyük ithalatçı ülkelerden biri haline gelmiştir. Her yıl yurtdışından neredeyse kendi üretimimiz kadar ayçiçeği ve türevi ürünü satın alıyoruz. Üretimdeki düşüş ve ithalata bağımlılığın artması, hem gıda güvenliği açısından risk yaratmakta hem de ülke ekonomisine milyarlarca dolarlık yük getirmektedir. Kuraklığın vurduğu ayçiçeği üreticileri, maliyet artışları ve düşük alım fiyatları karşısında da zor durumdadır. Kuraklıktan etkilenen tüm üreticilerin zararının karşılanması ve desteklenmesi için ek mekanizmalara ihtiyaç vardır. Ayçiçeği gibi stratejik bir tarım ürününde her yıl üretimin yarısını ithal eder duruma gelmemiz, tarım politikalarının yeniden ele alınmasını zorunlu kılmaktadır. Tarla tarımının adeta doğa koşullarının insafına terk edildiği bu ortamda acil önlemler alınmazsa, çiftçilerimizin üretimi bırakma riski büyüktür. Nitekim ayçiçeğinden umduğunu bulamayan pek çok üretici alternatif ürün arayışına girmeye başlamıştır. Bu da uzun vadede ülkemizi gıda arzında dışa bağımlı hale getirecek, kendi kendine yetebilme imkanımızı azaltacaktır.”
Edirne Milletvekili ve Ziraat Mühendisi Ediz Ün, Türkiye’nin tarım ürünleri ihracatında düşüş, ithalatında ise rekor artış yaşandığını belirterek, “AKP’nin üretimi desteklemeyen politikaları sonucu Türkiye, üreten bir ülkeden ithalat cennetine dönüştü” dedi.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre yılın ilk sekiz ayında 8,8 milyar dolarlık tarım ürünü ithalatı yapıldığını hatırlatan Ün, “TÜİK bile artık bu tabloyu gizleyemiyor. Bu yılın ilk sekiz ayında ihracatımız 4,2 milyar dolar, ithalatımız ise 8,8 milyar dolar. Yani dış ticaret açığı 4,6 milyar dolara ulaşmış durumda. İhracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 48’lerde. Bir ürün satıp iki ürün alır hale geldik. Geçen yıl tüm yıl boyunca dış ticaret açığı 2,4 milyar dolardı; bu yıl daha sekizinci ayda 4,6 milyar dolara çıktı. Dış ticaret açığı dipsiz bir kuyu gibi büyümeye devam ediyor” diye konuştu.
Ün, bu yılın ilk sekiz ayına ilişkin verileri geçen yılın aynı dönemiyle karşılaştırarak tarımdaki olumsuz gidişata şöyle dikkat çekti:
“Geçen yılın ilk sekiz ayında ihracatımız 4,3 milyar dolardı. Bu yıl yüzde 2 azalışla 4,2 milyar dolara düştü. Aynı dönemde ithalatımız ise 6,8 milyar dolardan yüzde 29 artışla 8,8 milyar dolara çıktı. İhracat düşerken ithalat resmen coşmuş durumda. Bu ülkeyi ithalat cennetine çevirdiler. Oysa bu topraklar, bu bereketli vatan yalnızca kendini değil, dünyayı doyurabilecek bir potansiyele sahipti.”
AKP iktidarı döneminde tarımda dış ticaret açığının her geçen yıl arttığını vurgulayan Ün, 23 yıllık bilanço üzerinden sert eleştirilerde bulundu:
“Son 23 yılda tarım ürünleri ihracatımız 86,4 milyar dolar, ithalatımız ise 144,6 milyar dolar oldu. Bu dönemde tarımda dış ticaret açığı 58,2 milyar dolara ulaştı. İhracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 60’larda kaldı. Bu tablo açıkça gösteriyor ki AKP iktidarda kaldıkça çiftçi üretemeyecek, vatandaş da ucuz gıdaya ulaşamayacak. Bu sistem ülkeyi ithalata, vatandaşı ise yoksulluğa mahkûm ediyor.”
Ün, açıklamasının sonunda tarımda yaşanan çöküşün siyasi sorumluluğuna dikkat çekerek şu çağrıyı yaptı:
“Her geçen gün tarımda kan kaybı büyüyor. Üretim azalıyor, ithalat artıyor, çiftçi toprağını terk ediyor. Bu gidişle ülkenin gıda güvenliği tamamen tehlikeye girecek. Bir an önce seçim yapılmalı. Seçimin ertelendiği her gün, tarımda kaybedilen bir yıl anlamına geliyor.”
Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Sosyal İşler Başkanı Av. Sinan Tekin, Denizli’de gerçekleştirilen “Ortak Akıl, Güçlü Şehir”Çalıştayı’nda , üreticinin emeğinin karşılığını aldığı, gençlerin umudunu yitirmediği, sosyal refahın adaletli dağıldığı bir şehir istediklerini bildirdi.
Tekin, Denizli’de gerçekleştirilen “Ortak Akıl, Güçlü Şehir”Çalıştayı’na katılarak yerel kalkınma, üretim, sosyal refah ve çevre politikaları üzerine değerlendirmelerde bulundu. Denizli’nin sanayi ve tarımdaki öncü kimliğine dikkat çeken Tekin, çalıştayın “ortak akıl” ilkesini somut önerilere dönüştürmeyi hedeflediğini belirtti. Tekin, “Denizli, alın teriyle, üretim kültürüyle ve girişimci ruhuyla Türkiye’nin lokomotif şehirlerinden biridir. Ancak bugün hem sanayide hem tarımda sürdürülebilir bir dönüşüme ihtiyaç var. Biz bu dönüşümü sadece yatırım planlarıyla değil, insanı ve adaleti merkeze alarak gerçekleştirmek istiyoruz” dedi.
Nitelikli Katılım, Güçlü Fikirler
Denizli’deki çalıştaya; akademisyenler, sanayiciler, çiftçi örgütleri, kadın ve gençlik temsilcileri, meslek odaları, sivil toplum kuruluşları ve yerel yöneticiler yoğun ilgi gösterdi. Çalıştayda; yeşil enerji, tarımsal kalkınma, ihracatın çeşitlendirilmesi, genç istihdamıve sosyal refah politikaları üzerine görüş alışverişinde bulunuldu.
Tekin, toplantının sonuçlarının diğer illerde yapılacak çalıştaylarla birlikte birleştirilerek “Türkiye Ortak Akıl Raporu” haline getirileceğini belirtti. Tekin, “Bizim hedefimiz; her şehirde ortak aklı harekete geçirmek, yerel potansiyeli ülke politikası haline getirmektir.Denizli’de bunu başardık. Katılım son derece nitelikliydi.Bu buluşmalar, hem yerel hem ulusal kalkınma anlayışımızın en somut örneğidir” diye konuştu.
“Güçlü Şehir, Adaletli Paylaşım Demektir”
Tekin konuşmasında, üretimle refah arasında adaletli bir bağ kurulması gerektiğini şöyle vurguladı:
“Denizli ihracatta Türkiye’nin gözbebeği ama aynı zamanda yüksek maliyetlerle boğuşan bir üretim şehridir. Biz, üreticinin emeğinin karşılığını aldığı, gençlerin umudunu yitirmediği, sosyal refahın adaletli dağıldığı bir şehir istiyoruz. Güçlü şehir, adaletli paylaşım demektir.”
Saadet Partisi’nden Ortak Akıl Çağrısı
Sinan Tekin, Saadet Partisi olarak “Ortak Akıl, Güçlü Şehir” çalıştaylarını Türkiye genelinde sürdürdüklerini ifade ederek şunları söyledi:
“Bu programlarla şehirlerimizin potansiyelini, sorunlarını ve çözüm yollarını masaya yatırıyoruz.Edirne’den Mardin’e, Rize’den Denizli’ye kadar her şehirde ortak aklı işletiyoruz. Çünkü inanıyoruz ki güçlü Türkiye, güçlü şehirlerle mümkündür.”
“Denizli’ye Hayırlı Olsun”
Konuşmasının sonunda çalıştaya katkı veren tüm kurum ve katılımcılara teşekkür eden Tekin,
“Bugün Denizli’de ortak aklı konuşturduk. Her bir öneri, bu şehrin geleceğine atılmış bir adımdır. Hayırlı olsun Denizli.” ifadelerini kullandı.
CHP İl Genel Meclis Üyesi Serdar Çığla, 30 Eylül’de gerçekleştirilen Havsa ilçe kongresinden sonra Edirne Belediye Başkan Yardımcısı Gökçe Onur Öktem tarafından telefonla aranarak tehdit edildiğini iddia etti.
CHP’nin Edirne il kongresinde, il genel meclis üyesi Serdar Çığla’nın yaptığı konuşma, partililer arasında şaşkınlıkla karşılandı. Çığla, partide seçilmişlerin her seçime müdahale ettiğinden şikayet ederek, Havsa kongresiyle ilgili yaşananları anlattı. Edirne Belediye Başkan Yardımcısı Gökçe Onur Öktem’in kendisini arayarak tehdit ettiğini iddia eden Çığla, kendisini disiplin kuruluna da şikayet ettiğini dile getirdi.
‘İLÇE KONGRELERİMİZE MÜDAHALE ETTİLER’
Partide seçilenler, gücü kendilerinde gördüğünü belirten Çığla, “Bu seçilmiş kişiler gücü kendilerinde görüyorlar. Gençlik kolları seçimine geldim buraya. Bakalım dedim bizim gençlerimiz ne yapıyor? Bu gençleri ben tanıyorum şahsen. O seçimde, seçilmişlerin, gücün elinde bulunduğuna inananların destek vermediği liste kazandı. O çocuklar bize lazım, müdahale edemezsiniz. Bırakın demokrasiyi yaşasınlar. Aynı şeyi ilçe kongrelerinde yaşadık. Bizim ilçe kongrelerimize müdahale ettiler. Belki 400’e yakın delege vardı, listede kim olduğunu kimse bilmiyor. Biz burada oy kullanacağız. Böyle mi olmalı? Bunun örneğini Havsa’da yaşadık” dedi.
‘BENİ EDİRNE SOKAKLARINDA GEZDİRMEYECEKMİŞ’
Havsa kongresinde yaşananları anlatan Çığla, “Sayın belediye başkan yardımcımız Gökçe Onur Öktem, bana seçimlerden yarım saat sonra telefon ediyor, tehdit telefonu. Sayın Gökçe, sen oraya paraşütle geldin. Biz bu partide emek veriyoruz. Benim Edirne’de 77’den beri gitmediğim köy, katılmadığım eylem, yapmadığım hiçbir şey yok. Sen oradaki o gücü sana verenlerin desteğiyle gençlik kollarına müdahale edeceksin. Beni Edirne sokaklarında gezdirmeyecekmiş. Bizler aynı değirmen gibi, yetişen çalışmak isteyen, görev almak isteyen insanları, gençlerimizi öğütüyoruz. Bunu yapmayın ve bundan sonra Edirne’de mutlaka ve mutlaka oylarımızın yükselmesi, insanlara güven sağlamamız için ön seçimleri, genel merkezin en büyük temsil olduğunu bilerek ona göre çalışma yapıp, seçimleri yapmalıyız” diye konuştu.
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Edirne İl Başkanlığı tarafından gerçekleştirilen 39’uncu olağan genel kurulda, tek listeyle seçime giren önceki dönem merkez ilçe başkanı Yücel Balkanlı, il başkanlığına seçildi. Cumhuriyet Halk Partisi Edirne il kongresinde 469 delegeden 384 kişi oy kullanırken 329 oy geçerli sayıldı.
CHP İl Başkanlığı olağan genel kurulu, Edirne Belediyesi Atatürk Kültür Merkezi (AKM) konferans salonunda yapıldı. Genel kurula, CHP Antalya Milletvekili Cavit Arı, CHP Edirne Milletvekili Baran Yazgan, CHP Genel Merkez Yüksek Disiplin Kurulu Üyesi Harika Taybıllı, Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan, ilçe ve belde belediye başkanları, partinin merkez ve ilçe yöneticileri katıldı.
Genel kurula, Edirne’nin dört dönem belediye başkanlığını yapan, son dönemdeyse yakalandığı hastalıkla mücadele eden Hamdi Sedefçi de katılarak destek verdi. Kongrede, sahnenin kurulduğu alanda, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu başta olmak üzere CHP’nin tutuklu belediye başkanlarının, üzerlerine zincir konulan fotoğrafları dikkat çekti.
‘HER KONGREMİZ CHP’NİN HALKA KURDUĞU GÖNÜL BAĞININ DÖNÜM NOKTASIDIR’
Genel kurulda divan başkanlığını Antalya Milletvekili Cavit Arı yaptı. Arı’nın yardımcılığını Mine Hepgüllü yaparken, Abdullah Yeşen de yazman olarak seçildi.
Açılış konuşmasını yapan CHP İl Başkanı Oğuz Saç, partide kongrelerin bir asırlık gelenek olduğunu belirterek, “Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde kurulan Cumhuriyet Halk Fırkası’nın ilk kongresi, 1927 yılında Ankara’da toplanmıştır. O kongrede ulu önderimiz; ‘bizim yolumuz milletin yoludur, bizim irademiz, milletin iradesidir’ diyerek bu partiyi yalnızca siyasal videom değil, bir Cumhuriyet misyonu kazandırmıştır. İşte bugün, bizler o ilk kongrede yakılan ışığın, halkın egemenliğini esas alan o iradenin temsilcileriyiz. Her kongremiz Cumhuriyet Halk Partisi’nin demokratik geleneğinin halkta kurduğu gönül bağını, katılımcı siyaset anlayışının yeniden güçlendirdiği bir dönüm noktasıdır” dedi.‘
OMUZLARIMIZDA TARİHİ BİR SORUMLULUK VAR’ CHP Yüksek Disiplin Kurulu Üyesi Harika Taybıllı da, tüm partililerin omuzlarında tarihi bir sorumluluk olduğunu belirterek, “İçe dönük tartışmalara, kapı arkası dedikodularını ayıracak bir dakika bile yok. Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem Başkan’ın dediği gibi zaman önümüzdeki sürece dair en iyi şekilde hazırlanma zamanıdır. Artık; ‘sen benim ayağıma bastın’, ‘yüzüme sert baktın’ deme zamanı değildir. Bununla uğraşan kim varsa bu saatten sonra benim yol arkadaşım değildir. Genel başkanımızın, cumhurbaşkanı adayımızın, il başkanımızın, ilçe başkanlarımızın, belediye başkanlarımızın dimdik arkasında olacağız. Omuz omuza tereddütsüz bu süreçte görev alacak yeni il başkanımıza, yönetim kurulu üyelerimize ve disiplin kurulu üyelerimize yürekten başarılar diliyorum” dedi.
‘ASLA MÜCADELEDEN VAZGEÇMEYECEĞİZ’
Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan da, kongrelerde her türlü eleştirilerin olabileceğini belirterek, “Bu salonlarda toplandığımızda birbirimizi eleştireceğiz. Birbirimize tenkitlerde bulunacağız ama asla birbirimize küsmeyeceğiz. Ben şehrimle gurur duyuyorum. Cesaretimizden tek bir geri adım atmadan, hiçbir zaman cesaretimizi kaybetmeden, yol arkadaşlarımız için benim mevkidaşlarım için şu anda bizim için bedel ödeyenler için asla ve asla mücadeleden vazgeçmeyeceğiz. Ekrem Başkan için, bütün siyasi tutsaklar için, gecesini gündüzüne katan genel başkanımızın yol arkadaşlığı için bu ülkede Cumhuriyet Halk Partisi iktidar olsun diye Edirne’de dört milletvekili çıkarmak için kadınıyla, genciyle buradayız” diye konuştu.
‘NİYETİMİZ HALİS’
CHP Edirne Milletvekili Baran Yazgan da, kongrede yapılan her türlü eleştiriyi not edip, ders çıkardıklarını söyleyerek, “Bundan sonra olacak ve olma ihtimali olacak konularla ilgili ben kendime ders olarak aldığımı ifade etmek istiyorum. Gün kırgınlık günü değil, gün kavga günü değil, gün birleşme günü, gün daha fazla güçlü olma günüdür. Bizlerin de, sizlerin de mutlaka eksikleri vardır. Bir hata ettiysek ve gelecek için de, geçmiş için de sizlerin affınıza sığınarak bunların hiçbirisinin kötü niyetle olmadığını beyan etmek istiyorum. Bizim niyetimiz halis, bizim niyetimiz bu ülkeyi ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi; müreffeh uluslar seviyesine çıkartmak” şeklinde konuştu.
‘KOLTUK İÇİN DEĞİL CUMHURİYET İÇİN ADAYIM’
Kongrede son konuşmayı yapan il başkanlığının tek adayı Yücel Balkanlı da, CHP örgütünü daha güçlü, birbirine kenetlenmiş, daha umutlu hale getirmek adım attıklarını söyledi. Balkanlı, “Benim amacım kimseyi dışlamadan, herkesin düşüncesine değer veren bir yönetim anlayışını hakim kılmaktır. Artık konuşmayan değil, birbirini dinleyen bir örgüt olacağız. Danışarak büyüyecek, paylaşarak güçleneceğiz. İlçe başkanlarımızla, belediye başkanlarımızla, kadın ve gençlik kollarımızla, yol arkadaşlarımızla yan yana, omuz omuza çalışacağız. Çünkü biliyorum ki Cumhuriyet Halk Partisi’nin en büyük gücü birbirine güvenen yoldaşlığıdır. Artık çok net biliyoruz; önümüzdeki ilk seçimde iktidar olacağız. Türkiye’nin birinci partisi Cumhuriyet Halk Partisi’dir. İktidar partisinin il başkanı, iktidar partisinin milletvekili, iktidar partisinin belediye başkanı, iktidar partisinin ilçe başkanları ve üyeleri konuşacaktır. Buradan ilk yapılacak şekilde dört milletvekiliyle Edirne temsil edilecektir. Bu irade, bu güç Edirne örgütünde vardır. Ben koltuk için değil cumhuriyet için adayım. Çocuklarımız, torunlarımız için adayım. Kırgınlıkların değil, kardeşliğin sesi olacak. Ayrışmanın değil, dayanışmanın öncüsü olacak. Edirne’yi yeniden umudun, yeniden cumhuriyetin kalesi yapacağız. Bunu birlikte başaracağız. Çünkü biz biliyoruz ki; Cumhuriyet Halk Partisi varsa Türkiye’de hala umut vardır” ifadelerini kullandı.
Konuşmaların ardından genel kurulda gerçekleştirilen seçimlerde, tek listeyle aday olan Yücel Balkanlı, CHP Edirne’nin yeni il başkanı olarak seçildi. Yücel’in listesi şu şekilde oluştu:
DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ı, cezaevinde ziyaret etti.
DEM Parti Eş Genel Başkanları Hatimoğulları ve Bakırhan, bugün saat 10.00’da Edirne F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda tutuklu, eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ve eski Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Selçuk Mızraklı’yı ziyaret etti. Yaklaşık 2 saat süren ziyaretin ardından ikili cezaevi önünde basın açıklaması yaptı.
‘AİHM KARARLARI HAYATA GEÇİRİLMELİ’
DEM Parti Eş Genel Başkanı Hatimoğulları, Demirtaş ve Mızraklı’nın sağlık durumlarının son derece iyi olduğunu belirterek, “Sağlık durumları son derece iyiydi. Moralleri oldukça yüksek ve barışa dair umutları da son derece yüksek. Öncelikle şunu belirtmeliyim ki; 4 Kasım’da eş başkanlarımızın içinde bulunduğu sevgili Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’ın içinde bulunduğu son derece kapsamlı bir operasyonla Türkiye bir karanlığa sürüklendi. 10 yılı geride bıraktık, 10’uncu yılına girecekler tutukluluklarının ve ortada Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) büyük dairenin kararı olmasına rağmen hala içerideler. Bunun hiçbir hukuki dayanağı yoktur. Bugün Türkiye’de mevcut yasalar ve mevcut anayasaya karşı bir ihlal söz konusudur. Türkiye Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne taraf bir ülkedir. Taraf bir ülke olarak AİHM kararlarının uygulanmaması uluslararası hukuku tanımamak anlamına gelir. 9 yılı bitirip 10’uncu yılına girecek tutukluluk süreleri; haksız ve hukuksuz bir şekilde arkadaşlarımızın hala içeride olmasını kabullenmek mümkün değildir. Özellikle bizlerin barış sürecini ve demokratikleşmeyi konuştuğumuz bu günlerde atılacak en önemli adımlardan bir tanesi, AİHM kararlarının hayata geçirilerek, Kobani kumpas davasında tutuklu bulunan sevgili Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve bütün Kobani tutsakları acilen serbest bırakılmalıdır” dedi.
Demirtaş ve Mızraklı’nın, barış sürecini sonuna kadar desteklediklerini belirttiklerini kaydeden Hatimoğulları, “Arkadaşlarımızın dışarıya gönderdikleri çok önemli bir mesaj; barış sürecini sonuna kadar desteklediklerinin, bir kez daha bugün altını çizdiler ve ifade ettiler. Ve sevgili Selahattin Demirtaş ısrarla elbette yaptığı en temel vurgu bu görüşmemizde; barış sürecinin sağlıklı bir şekilde ilerlemesi açısından atılacak olumlu adımların, ilerletici adımların ve yasa yapma süreçlerinin hızlanması. Bu konuda bizler de bir kez daha DEM Parti olarak diyoruz ki bu süreçte atılacak önemli adımlardan biri AİHM kararlarının hayata geçmesi ve sayın Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve bütün Kobani tutsakları serbest kalmalı, cezaevinde dört duvar arasında barışı desteklemekten öte açık alanda bugün bizlerle birlikte dışarıda, barış sürecinin toplumsal inşasında çok büyük katkıları olacak ve bu katkıyı cezaevinden değil dışarıda özgür bir şekilde, bütün toplumla paylaşabilmeleri çok önemli ve çok anlamlı. Son cümlem şudur; AİHM kararı derhal uygulanmalıdır. Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Kobani kumpas davasının bütün tutsakları acilen serbest bırakılmalıdır. Barış sürecine büyük katkı sağlayacağına inancımız da sonsuzdur. Arkadaşlarımız serbest olarak bugün basın karşısında kendilerinin sizlerle konuşabiliyor olması gerekiyor. Bu konuda beklenecek bir durum kalmamıştır. Karar acilen hayata geçirilmelidir” diye konuştu.
‘CEZAEVİNDE BULUNMALARININ BİR ANLAMI YOK’
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan da, Türkiye’nin yeni bir sürece girdiğini dile getirerek, “Yeni bir sürece girdik, yeni bir sürecin tartışmalarını yürütüyoruz. Suçsuz insanlar, 10 yıldır içeride kalan insanlar özgür olmayacaksa biz bu sürece güveni, desteği nasıl toparlayacağız? Dolayısıyla suçsuzlukları, mahkeme kararlarıyla kesinleşmiş başta Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve Kobani kumpas davasındaki yoldaşlarımızın bir an önce artık bırakılması gerekiyor. Gerçekten bir süreç yürütüyorsak, gerçekten bu sürece inanıyorsak, bu sürece en büyük katkıyı sunacak arkadaşlarımızın halen cezaevlerindeki hücrelerde bulunmasının bir anlamı yoktur. Biz arkadaşlarımızın, bu sürece büyük katkılar sunacaklarını düşünüyoruz. Onların yeri artık hücreler değil, cezaevleri değil, bizim yanımızdır, bizimle birlikte bu barışı toplumsallaştırmak için bir an önce bırakmaları gerektiğini tekrar ediyorum” şeklinde konuştu.
TBMM Genel Kurulu’nda konuşan İYİ Parti Edirne Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Akalın, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi öğrencisi Rojin Kabaiş’in şüpheli ölümü üzerinden kadın cinayetleri ve adalet sistemindeki eksikliklere dikkat çekti.
Akalın konuşmasında, Rojin Kabaiş’in tıpkı Aleyna Çakır, Rabia Naz, Nadira Kadirova ve Şule Çet gibi hayalleri olan genç bir kadın olduğunu belirterek, “Ama o da kadın olduğu için bu ülkede bir kez daha adaletin erkek egemen duvarlarına çarptı” ifadelerini kullandı.
Her yıl yüzlerce kadının erkek şiddeti sonucu yaşamını yitirdiğini veya ölümlerinin şüpheli olarak kayıtlara geçtiğini vurgulayan Akalın, “Bu ölümlerde deliller yeterince incelenmiyor, raporlar çelişkilerle dolu ve failin lehine yorumlanıyor. Sistem, yaşamını savunamayan kadını değil, suç işleyen erkeği koruyor. Bu tablo sadece bireysel bir trajedi değil, hukuk devletinin sistematik bir erozyonudur” dedi.
Rojin Kabaiş dosyasındaki adli süreçte ciddi çelişkiler bulunduğunu ifade eden Akalın, “Vücudunun iki farklı bölgesinden alınan DNA örneklerinde iki farklı erkeğe ait izler bulundu ancak Adli Tıp Kurumu bu bulguları ‘ölüm sonrası buluşma’ olarak yorumladı. Bu, sadece bilimin değil, vicdanın da reddettiği bir yaklaşımdır” sözleriyle tepki gösterdi.
Kadın örgütlerinin, baroların ve Rojin Kabaiş’in ailesinin etkin ve tarafsız bir soruşturma talep ettiğini hatırlatan Akalın, “Adaletin kapısı bir kez daha kadınlara kapatıldı. Bu mesele yalnızca hukuki bir dava değil, Türkiye’nin vicdan sınavıdır” dedi.
Akalın, Meclis’e sunulan araştırma önergesinin yalnızca Rojin Kabaiş için değil, tüm şiddet mağduru kadınlar için bir “umut çağrısı” olduğunu belirterek şu çağrıda bulundu:
“Adli süreçlerde yaşanan eksiklikleri tespit etmek, Adli Tıp Kurumunun bağımsızlığını güçlendirmek, kadınların adalete erişimini kolaylaştırmak ve cezalandırılmayan şiddet kültürünü sona erdirmek için bu Meclis’in sorumluluk alması gerekiyor.”
Konuşmasını “Adalet artık yalnızca duvarlarda yazılı bir kelime olmaktan çıkıp hayatın her alanında hissedilir bir gerçeğe dönüşmelidir” sözleriyle tamamlayan Akalın, “Bu mücadele sadece kadınların değil, insanlığın mücadelesidir. Rojin’in, Şule’nin, Aleyna’nın, Rabia’nın, Nadira’nın sesi bu kürsüde yankılanmaya devam edecektir. Biz susarsak adalet susar, adalet susarsa insanlık susar” dedi.
Zafer Partisi Edirne Merkez İlçe Başkanı Arda Meriç, hem taşınmazların hem de Ulus Pazar yerinin borçlara karşılık devri konusunun Edirne Belediyesi’nin mali açıdan zorda olduğunun ve bugüne kadar mali disiplinden yoksun bir şekilde yönetildiğinin kanıtları olduğunu bildirdi.
Meriç, Edirne Belediye Meclisi’nin 17 Ekim 2025 Cuma günü saat 14:00’da, mülkiyetleri Edirne Belediyesi’ne ait olan taşınmazların, Edirne Belediyesi Personel Anonim Şirketi’ne ait vergi borçlarına karşılık mahsup edilmek üzere Maliye Hazinesi’ne tapu devirlerinin yapılması ile ilgili maddeyi görüşmek üzere olağanüstü olarak toplanacağın9ı anımsatarak şunları söyedi:
“Bu durum kamuoyuna ‘borçlar sıfırlandı’ müjdesi ile sunulsa da gerçekte olan şey, mevcut bütçe ile ödenemeyen vergi borçlarının Edirne Belediyesi’ne yani Edirnelilere ait olan taşınmazların Maliye Hazinesi’ne verilerek ödenmesidir. Bir diğer borç hanesi ise SGK’ya olan prim borçlarıdır. Bu borcun da Ulus Pazar yerinin SGK’ya devredilerek ödeneceği iddia edilmektedir. Bu borçların ne kadar olduğunu sorduğumuzda tarafımıza ‘ticari sır’ cevabı verilmişti. Bugün ortada dolaşan iddia ise borçların 700-750 milyon olduğudur. Hatırlanacaktır ki eski belediye başkanı da Ulus Pazar yerini birkaç defa satışa çıkarmış lakin başarılı olamayınca kat karşılığı verme çabasına girmişti Bunda da istediğini elde edememişti. Bu girişimleri esnasında biz de kendisine Ulus Pazar yerinin baba mirası olmadığını hatırlatmıştık.
Hem taşınmazların hem de Ulus Pazar yerinin borçlara karşılık devri konusu Edirne Belediyesi’nin mali açıdan zorda olduğunun ve bugüne kadar mali disiplinden yoksun bir şekilde yönetildiğinin kanıtlarıdır. Birileri Edirne Belediyesi’ni hesapsız-kitapsız yönetmiş ve borç batağına sokmuştur. Bu kişiler yüzünden şimdi Belediye taşınmazları bir bir elden çıkarılmaktadır.
Bu durumda kimin ya da kimlerin sorumluluğu varsa Edine kamuoyuna hesap vermelidirler. Edirne kamuoyu vaat edilen Edirne’nin dünü,bugünü ve yarını raporunu hala beklemektedir.
Peki Belediyeler arsa ya da taşınmazlarını satamazlar mı? Elbette satarlar. Fakat bu satışlar hesapsız-kitapsız yönetimlerin borçlarını kapatmak için değil Edirne’ye ve Edirnelilere yeni değerler katmak maksadıyla yapıldığında yarar sağlar. Bir önceki Belediye başkanı bir meclis toplantısında muhalefet sıralarına ‘E vallahi siz de ülkede satacak bir şey bırakmadınız biz de Edirne’de’ demişti. Kendisi bugün iktidarda olmasa da maalesef fikirlerinin iktidarda olduğu anlaşılmaktadır.
Taşınmazların borçlara karşılık devirlerinden sonra ne olacaktır? Mali disiplinden yoksun bir yönetim anlayışı devam ederse 3-5 seneye yine aynı durumla karşılaşılıp yine bir yerler mi elden çıkarılacaktır?”
Edirne Milletvekili ve Ziraat Mühendisi Ediz Ün, 16 Ekim Dünya Gıda Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, milyonlarca insanın gıda güvencesinden yoksun olduğunu belirterek, “Bir yanda açlık çeken milyonlar, diğer yanda sofralardan taşan israf… Bu tablo hem dünyada hem de ülkemizde derin bir adaletsizliğin göstergesidir” dedi.
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) verilerine göre dünyada 783 milyon insan açlıkla mücadele ederken, her yıl 1 milyar tonun üzerinde gıda çöpe gidiyor. Ün, bu çelişkinin insanlık adına utanç verici olduğunu vurgulayarak şunları söyledi:
“Bir tarafta açlıktan kırılan insanlar, diğer tarafta tonlarca gıdayı çöpe atan ülkeler var. Gelir ve gıda eşitsizliği, tarihin en yüksek seviyesine ulaşmış durumda. Aynı tabloyu Türkiye’de de görüyoruz. Milyonlarca yurttaş asgari ücretle, düşük emekli maaşlarıyla yaşam mücadelesi veriyor. Açlık sınırı Büro Emekçileri Sendikası Araştırma Merkezi’nin ekim verisine göre 37 bin 287 liraya yükseldi. İnsanlar karnını doyuracak maaşa bile sahip değil. Bu iktidar, yurttaşlarını açlığa ve yoksulluğa mahkûm etti. Yandaşlar bir eli yağda bir eli balda yaşarken, halk varlık içinde yokluk çekiyor.”
Ün, Türkiye’nin büyük bir gıda güvensizliği sorunu yaşadığını belirterek, “Cennet vatanımız, tek adam yönetimi altında vatandaşları için adeta cehenneme çevrildi. İnsanlar geçim sıkıntısıyla boğuşurken her yıl 18 milyon ton gıda çöpe gidiyor. Bir yanda pazar artıklarını toplayan yurttaşlar, diğer yanda israf sofraları kuran yandaşlar… Bu adaletsizlik sürdürülemez. 86 milyon vatandaş bu ülkenin nimetlerinden eşit ve hakça pay almalıdır” ifadelerini kullandı.
Gıda enflasyonundaki artışın halkın alım gücünü erittiğine dikkat çeken Ün, ekonomik verilerle tabloyu şöyle özetledi:
“Tarım ÜFE yüzde 47, gıda enflasyonu yüzde 36 seviyesinde. Aylık bazda yüzde 5’e varan artışlar yaşanıyor. Birçok ülkenin yıllık bazda gördüğü fiyat artışlarını biz her ay yaşıyoruz. Kış yaklaşıyor; maliyetler artıyor, üretim azalıyor, paramız değer kaybediyor. Milyonlarca yurttaş yeni bir açlık sınavına zorlanıyor. Faizcilere para ödeyeceğinize, vatandaşın gelirini artıracak maaş düzenlemeleri yapılmalı ve çiftçiye üretimi güçlendirecek destekler verilmelidir. 86 milyon vatandaşın vebali bu cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin üzerindedir.”
Dünya Gıda Günü’nde her gün milyonlarca insanın aç yattığını hatırlatan Ün, çocukların da bu durumdan en çok etkilenen kesim olduğunu söyledi:
“Türkiye’de ve dünyada milyonlarca insan günde yalnızca bir öğünle günü kapatıyor. Çocuklar yeterli proteine ulaşamıyor. Ne okul sütü var ne de ücretsiz öğle yemeği… Sağlıklı beslenemeyen toplumların sağlıklı bireyler yetiştirmesi mümkün değildir. Bu tabloyu yaratan AKP iktidarıdır. ‘Ekmek yiyorsa karnı doyuyordur’ anlayışı değişmedikçe bu ülke düzlüğe çıkmaz.”