Edirne Sosyal Bilimler Lisesi Oda Müziği Konseri Büyük Beğeni topladı
Edirne Sosyal Bilimler Lisesi’nde gerçekleşen Oda Müziği Konseri büyük beğeni topladı. Okulun konferans salonunda gerçekleşen etkinliğe onur konuğu Özbekistan Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Şefi Prof. Dr. Aminbay Sapayev, Okul Müdürü Kamil Andıç, Müdür yardımcıları, Okul Aile Birliği Başkanı Ayşen Nilay Engin ve Yönetimi, Okul öğretmenleri ve çok sayıda davetli katılım sağladı.
1. Keman: Erdem Günay, Özgecan İşbilen, Ezgi Karabacak, 2. Keman Elif Sakızlı, Pınar Haybal; Viyola: Fethiye Uysal, Esin Keser; Viyolonsel: Aslı Günay; Kontrbas: Asal Altay; Flüt: Aylin Sain Günaydın gibi birbirinden değerli müzisyenlerin eşliğinde gerçekleşen Oda Müziği programında; J.S. Bach / Air, A.Corelli / ConcertoGrosso, W.A.Mozart / Türk Marşı, , W.A.Mozart / Küçük bir gece müziği, J.Haydn / Senfoni No:27, W.A.Mozart / Senfoni No:25 çalınan eserler salonu dolduran davetlilere unutulmaz bir gece yaşattı.
Etkinlik sonunda konuşan Müzik Öğretmeni Erdem Günay tüm öğretmenlerin, 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü kutlayarak bu anlamlı gecede davetliler de eşlik ederek hep birlikte Öğretmen Marşı söyledi.
Birbirinden özel eserlerle davetlilerin adeta kulaklarının pasının silindiği gecede konuşan Okul Müdürü Kamil Andıç; “Biz kapısına kilit vurulmuş bir müzik odasından bugün içerisine piyano mu alırız? Nasıl daha öğrencilerimizin hayatına katkı sağlarız diye Müzik öğretmenimiz Erdem beyle dertleşme noktasından bugüne geldik. Biz Erdem hocamla kafa kafaya verdik ve ‘Ne yapabiliriz?’ dedik. Yapabileceğimiz buydu. Güzel bir gece yaşadık. Harika bir etkinlik oldu. Ben tüm müzisyen arkadaşlarıma gönülden teşekkür ediyorum” dedi.
Gecenin sonunda, Oda Müziği konserini düzenleyen müzisyenlere ve Müzik Öğretmeni Erdem Günay’a teşekkür plaketlerini gecenin onur konuğu Prof. Dr. AminbaySapayev takdim etti.
Gökalp TOPYAN Edirne Devlet Türk Müziği ve Rumeli Müzikleri Topluluğu başarılı bir konsere daha imza attı. Verdiği konserlerle Edirne’de Türk Müziği severleri kısa aralıklarla çatısı altında buluşturan topluluk dün akşam Klasik Türk Müziğinin Suzidil (Gönül Yakan) makamındaki eserleriyle gönülleri yaktı.
Her konserinde olduğu gibi 21 Kasım Perşembe akşamı da topluluk salonu protokole ayrılan bölüm dışında hınca hınç doluydu. Topluluk Müdürü Gökçe Bahar Ercan ve sanatçılar konukları kapıda karşılayarak ‘hoşgeldiniz’ dedi. Sanatçılarla müzikseverlerin kaynaştığı bir ortam haline gelen topluluk salonundaki konser Yıldıray Öztürk’ün sanat yönetmenliğinde, Tanburi Ali Efendi’nin Suzidil Peşrevi ile başladı. Suzidil Ağır Semai, Suzidil Yörük Semai’den sonra solist Ceylan Resuloğlu, ‘Durmadan Aylar Geçer’, Solist M. Fadıl Atik, ‘Sevda Elinin Bülbülü Uçmuş’ isimli eserleri seslendirdi. Konserin ilk bölümü koronun seslendirdiği üç Suzidil şarkı ile tamamlandı.
Konserin ikinci bölümünde ise sanatçılar Gökçe Bahar Ercan ve Halil Erseven solo eserler seslendirdi. Gökçe Bahar Ercan’ın Acemaşiran makamında seslendirdiği üç eserden sonra, Sanatçı Halil Erseven de Muhayyerkirdi makamında üç eser seslendirdi. Yıldıray Öztürk’ün sanat yönetmenliğini yaptığı toplulukta Sanat Kurulu Yıldıray Öztürk, Halil Erseven, Müzeyyen Çağlar, Orçun Çabuk ve Topluluk Müdürü Gökçe Bahar Ercan’dan oluştu. Konserde Ses Sanatçıları: Gülsemin Gonce, Müzeyyen Çağlar, Yeşim Birgin, Gülferi Ateş, Yürük, Dilek Sıla Bağdatlı, Elif Ceylan Resuloğlu, Ayhan Bal, Bülent Akkoyun, M. Fadıl Atik, Sebati Balkan, Orçun Çabuk, Efe Çakmak; Saz Sanatçıları; Serhat Ellek, Ali Karali, Ahmet Batırlı, Anıl Yırgal, Serkan Kamacı, Merih Dağdeviren, Emre Usta, Çınar Kaba, Mustafa Gençer, Ahmet Kuşgöz, Onur Nar, Kaan Taşdelen sesleri ve sazlarıyla Edirne’de klasik bir akşam yaşattı.
İsmail DEMİRAY Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) tarafından “Çağ-daşlaşma Yolunda Cumhuriyet’in 101.Yılında Çocuğa, Kadına ve Aşka Dair” konser Edirne Belediyesi Atatürk Kültür Merkezi’nde gerçek-leştirildi. Edirnelilerin yoğun ilgi gösterdiği konserde konser öncesi ve esnasında ÇYDD’nin kurucusu Türkan Saylan ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün görüntüleri nedeniyle duygusal anlar yaşandı.
Edirne Belediye Başkan Yardımcısı Cenk Ergüden, ÇYDD Edirne Şube Başkanı Ayten Durmuş ve yönetim kurulu üyeleri de konseri izleyenler arasında yerlerini aldı.
ZerefşanYılmaz’ın sahne aldığı konserde üç yıldır Edirne’de yaşamını sürdüren Uğur Küçükkaplan piyonada, Adnan Birol kemanda, Murat Kabak akordiyonda, Alperen Çokal davulda, Emre Anık’ta bas gitarda sanatçıya eşlik etti. Konser öncesi Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurucusu Gazi Mutafa Kemal Atatürk ve şehitler için bir dakikalık saygı duruşunun ardından İstiklal Marşı okundu. Konser Türkan Saylan için sanatçının bestelediği “Adı Türkan” isimli video gösterimi ile başladı. Gösterimin ardından sahneye çıkan sanatçılar sırasıyla;Adı Türkan, Begonvil, Deli Mavi, Küçüğüm, Ünzile, Firuze ve Gözlerinin Hapsindeyim isimli parçalarından sonra konsere 10 dakika ara verildi. Konserin ikinci bölümünde Yoksun Sen, Adını Sen Koy, Jovano Jovanko, Vazgeçilmezim, Mavilim, La La La isimli parçalardan sonra konser sona erdi.
Konserde sahne alan ZerefşanYılmaz’ın biyografisi; Sanatçı İstanbul Üsküdar doğumlu. Dokuz Eylül Üniversitesi Turizm ve Otel İşletmeciliği mezunu. Çağdaş Türk Edebiyatı’na ismini yazdıran önemli şahsiyetlerin eserlerini bestelemiş aynı zamanda kendi yazdığı şiirleri ve günümüz şairlerinin eserlerini müziklendirerek hem Türk Sanat Müziği alanında eserlerin bir çoğu toplumda farkındalık yaratma adına sosyal sorumluluk bilinciyle yapımlı olup Adı Türkan adıl eser de bunlardan birisidir.
İstanbul Yeşilkent Türk Sanat Müziği, Urla Belediyesi Konservatuarı Pop & Rock grupları gibi pek çok sosyal sorumluluk projelerinde solist olarak yer alır. 2024 yılında ilk ve tekli çalışması “Vazgeçilmezim”i çıkarmıştır. Halen kadın müzisyenler için dayanışma, savunuculuk, birlikte gelişim ve kolektif üretim platformu olan Sisters Music Chain isimli grubun üyesi olup grupun ilk sosyal sorumluluk projesi ”Küçücük Bir Hayat” isimli dünyada savaş mağduru çocuklar için yazılılmış şarkıyı seslendiren vokallerden birisidir.
Edirne Devlet Türk Müziği ve Rumeli Müzikleri Topluluğu bu akşam Suzidil (Gönül Yakan) Makamında eserlerden oluşan bir konserle musiki severlerin karşısında olacak. Klasik Akşamlar temalı ve Yıldıray Öztürk’ün sanat yönetmenliğinde gerçekleştirilecek olan konserde solist olarak sanatçılar Halil Erseven ile aynı zamanda Topluluk Müdürü Gökçe Bahar Ercan eserleri seslendirecek. Kaleiçi’ndeki Topluluk Salonunda 21 Kasım Perşembe (bu akşam) akşamı saat 20.00’de başlayacak konserde topluluk saz ve ses sanatçıları sahnede olacak. Suzidil Makamında sevilen eserlerin seslendirileceği konserin biletleri, Topluluk gişesinden temin edilebileceği gibi, ‘biletinial.com’ ve ‘SANAT cepte’ uygulamalarından da temin edilebiliyor.
Edirne’nin düşman işgalinden kurtuluşunun 102. yılı onuruna Os-man İnci Müzesi Sanat Galerisi’nde ”Türk Özgün Baskıresim Sanatının Genç Sanatçıları Müze Kolleksiyon Sergisi”düzenlenecek. Serginin açılışı 25 Kasım 2024 Pazartesi günü saat 18.00’de gerçekleştirilecek. Karaağaç Mahallesi Beyazıt Şansı Sokak’taki Osman İnci Mü-zesi’ndeki sergi 15 Aralık 2024Pazar gününe kadar açık kalacak.
Trakya Üniversitesi Arkeoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Ahmet Yaraş’ın moderatörlüğünü yaptığı ‘Trakya’da Arkeoloji’ konferans dizisi devam ediyor. Trakya Üniversitesi Arkeoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Ahmet Yaraş’ın moderatörlüğündeki 41. Trakya’da Arkeoloji Konferansı 26 Kasım 2024 Salı günü gerçekleştirilecek. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Fakültesi Arkeoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Zeynep Koçel Erdem, “Doğu Trakya’da Kültler ve Kült Alanları” konusunu paylaşacak. Prof. Dr. Ahmet Yaraş, Gazete Duvar’dan Nuray Pehlivan’ın kendisi ile yaptığı söyleşide “Trakya’da Arkeoloji konferans dizisini, geleceğe bıraktığımız bir miras olarak görüyorum” dedi. “Amatör bir düşünceyle başladı, ‘geleceğe miras’ bıraktı: Trakya’da Arkeoloji” başlıklı söyleşi şöyşle:’ “Trakya’da arkeolojik çalışma yapan bilim insanları ve müze müdürleri ile çeşitli başlıklarda gerçekleştirilen sunumlarda bölge arkeolojisine katkı sunulması hedeflenirken, bugüne kadar ihmal edilen Trakya arkeolojisine dair bilgiler de bilim dünyası ile paylaşılıyor. Allianoi Antik Sağlık Merkezi sular altında kalmasın diye verdiği haklı mücadele ile bilinen eski kazı başkanı Prof. Dr. Ahmet Yaraş, Türkiye’nin pek çok kentinde yapılan arkeolojik kazı ve araştırma projelerinde farklı konumlarda görev yaptı. Çok sayıda yurtdışı deneyimi ve yayın çalışmaları bulunan Yaraş, Türkiye arkeolojisinin özellikle son 40 yılını müzelerde ve üniversitelerde bizzat deneyimlemiş bir bilim insanı. Trakya Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Yaraş ile baraj sularının altında kalan Allionai Antik Kenti ile ilgili verdiği mücadeleyi ve Trakya’da Arkeoloji serüvenini konuştuk.
‘KURUMA DÖNDÜĞÜMDE ELİME SARI ZARFI TUTUŞTURDULAR’ Üzerinden uzun yıllar geçse de Allianoi Gönüllüleri ile birlikte bütün süreçleri birlikte omuzladığınız günler hiçbir zaman unutulmadı. Allianoi Antik Kenti sular altında kalmasın diye verdiğiniz bu mücadele sırasında görev yaptığınız kurumlar da dahil neler yaşadınız? İstanbul’da öğrenciliğimden bu yana Çemberlitaş Otopark projesi ile birlikte korumacı aktivist biri olarak tanındım. Bunda Mimarlar Odası’nın ve Sevgili Oktay Ekinci’nin büyük katkısı olduğunu düşünüyorum. Öğrenciliğimde İstanbul Tarihi Yarımada’nın korunması için, mesleki yaşantımda ise başta 9 yıl boyunca emek verdiğim Allianoi ve paralelinde Hasankeyf gibi mücadele deneyimlerini yaşadım. Bu mücadeleden dolayı görev yaptığım kurumlarda mobbinge uğradım, onlarca soruşturmadan geçtim ve her soruşturmadan aklanarak çıktım. Bugün gülümseyerek hatırladıklarımdan biri; 1998-2006 yıllarında Allianoi’un korunması için verdiğimiz mücadeleden dolayı, 2012 Mart ayında Europa Nostra’nın kültürel mirasın korunmasında ‘Toplumun duyarlılığının artırılması’ kategorisindeki ödülün bana verilmesi kararlaştırılmıştı. AB’nin bir sivil NGO’su olan Europa Nostra’nın davetlisi olarak Portekiz’in başkenti Lizbon’a davet edildim. Ancak görev yaptığım üniversitedeki baskılardan dolayı bir türlü izin alamıyordum. Çok uzun zorlu uğraşlardan sonra nihayet 12 Mayıs 2012’de Üniversite Senatosu’ndan oy çokluğu ile resmi izin alıp Lizbon’a gittim. Dünyanın en önemli tenoru Europa Nostra’nın o dönem başkanı olan Placido Domingo’nun elinden ödül aldım. O süreçte, “Demek ki evrensel değerdeki kültürel mirasın korunması konusunda haklı mücadelemizi yurtdışında da takdir edenler var” diye mutlu olmuştum. Ancak ertesi hafta görev yaptığım kuruma döndüğümde elime sarı zarfı tutuşturdular. Klasik Türkiye gerçeğini bir kez daha yaşadım… ‘BU KONFERANS DİZİSİ GELECEĞE BIRAKTIĞIMIZ BİR MİRAS’ Trakya’da Arkeoloji serüveninize gelelim. Böyle önemli ve güncel verilerin sunulduğu bir video serisi hazırlama fikri nasıl oluştu? Trakya Üniversitesi’nde görev yaptığım için bölgenin arkeolojisiyle her daim ilgiliydim. Ancak bir bölge üniversitesi olarak kurulduğundan bu yana tam 40 yıldır değişik nedenlerle bölgede arkeolojik kazı ve araştırma yapamıyorduk. 2022’de yaşanan pandemi bizi zorunlu olarak uzaktan eğitimle tanıştırdı. Bir süre bu yeni gelişmeye adapte olmaya çalıştık. O dönemde bazı kurumların desteği ile Türkiye genelinde bu tür projeler yapılmaya da başlanmıştı. Onlardan ilham alarak, “Acaba bölüm başkanlığı olarak sadece Trakya arkeolojisine dair böyle uzaktan bir eğitim yapabilir miyiz?” diye düşündüm. Ve proje, 2022 yılında amatör ve idealist bir düşünceyle başladı. Trakya Üniversitesi’nin 40’ıncı yılında, Trakya arkeolojisine emek vermiş insanları bir araya getirmek, onların çalışmalarını meraklıları ile paylaşmak, ortak bir terminoloji ve kronolojik değer yaratacak konferanslar tek hedefim oldu. Türkiye Trakya’sında çalışan ve daha önce bölümde ve Arkeoloji Kulübü’nde fiziki olarak konferanslara davet ettiğim ancak öğretim üyeleri ve öğrencilerle sınırlı kalan katılımcıların yerine artık online olarak daha geniş kesimlerle buluşturacaktım. Böylece bölge arkeolojisi ve tarihine meraklı insanlarla uzmanları evlerindeki ekranlarında hep beraber konuk etmeye başladık. Pandemi sonrasında yaşadığımız korku süreci, etkinliklerin bir süre daha devam etmesini zorunlu kılmıştı. Hatta bunu neredeyse biz öğretim üyelerine dayatmıştı. Bir akademisyen olarak, bölgede her yıl ortaya çıkan yeni buluntuları ve bunlardan doğan sonuçları bilmek, öğrenmek zorundaydık. İşte böyle bir süreçte bunu sadece çalışma arkadaşlarımızla, öğrencilerimizle değil, bölge hatta Trakya ile ilgilenen herkesle daha rahat bir ortamda internet üzerinden bir konferansla paylaşmak istedik. Bu şekilde dünyanın değişik yerlerinde halen yaşayan uzmanların interaktif bir şekilde programa katkı sunabilmeleri de sağlanmış olacaktı. Bir süre sonra aynı adı taşıyan bir YouTube sitesi oluşturarak programı canlı izleyemeyenlerin de daha sonra izleyebileceği bir noktaya taşımak istedik. Cumhuriyet’le çağdaş Trakya arkeolojisini işin uzmanlarının tartıştığı bir platform olarak herkesin her yerden, her an ulaşabileceği bir arşiv oluşturmayı hedeflemiştik. Bu konferans dizisini konunun alandaki uzmanları ve zengin görselleriyle geleceğe bıraktığımız bir miras olarak görüyorum. Elbette bunda en büyük pay, Trakya arkeolojisine gönül vermiş büyük özverilerle bu çalışmaları kararlılıkla sürdüren başta hocam Prof. Dr. Mehmet Özdoğan olmak üzere farklı üniversitelerde 35’in üzerinde görev yapan akademisyen meslektaşlarımındır. Ayrıca Trakya’da Arkeoloji konferans dizisini matbu hale dönüştürmek istedik. 2023’de ilk cildi Trakgroup’un desteği ile Ege Yayıncılık’ta yayınlandı. Geçen yıl Trakya’da Arkeoloji II için yeni bilimsel makaleler toplandı, kitabın redaksiyonu yapıldı. Ancak bu çalışmayı henüz bastıramadık. Mayıs 2023’de Trakya’da Arkeoloji başlıklı web sayfasının açılışını yaptık. Böylece yakın gelecekte Trakya arkeolojisine dair yayınlanmış tüm yazılı ve görsel belgeleri bir araya getirmeyi hedefliyoruz. Bu, çok daha uzun soluklu, emek içeren bir proje ancak zaman ve kaynak yetersizliğinden dolayı bunu halen hayata geçiremedik. ‘TRAKYA, EN ÇOK GÖZ ARDI EDİLEN BÖLGELERDEN BİRİSİ DURUMUNDA’ Kıtaları birbirine bağlayan bir konumda olmasına karşılık, Trakya yakın döneme kadar arkeolojik bakımdan çok ihmal edilmiş olan bir bölge. Peki, 1940’lı yıllarda Ord. Prof. Dr. Arif Müfid Mansel ile başlayan Trakya’daki arkeolojik çalışmalar bugün nasıl bir ivme kazandı? Bütün Anadolu topraklarında olduğu gibi Trakya’nın da Cumhuriyet öncesi işgal ve talanla karşı karşıya olduğunu biliyoruz. Bu süreçte çok sayıda eser, Trakya’dan İngiltere, Rusya ve Bulgaristan’a götürüldü. Cumhuriyet kurulduktan sonra M. Kemal Atatürk’ün emriyle daha 1925 yılında Edirne Arkeoloji Müzesi açılırken, ilk kazılar da Trakya’da gerçekleştirilmiş. Atatürk bu arkeolojik kazılarla yakından ilgilenip, desteklemiş. Hocaların hocası Ord. Prof. Dr. A. Müfid Mansel’i 1930’lu yıllarda görevlendirmiş. Ancak Mansel’in ölümüyle birlikte bölgedeki bilimsel çalışmalar sanki bıçakla kesilmiş gibi duruyor. Bu süreçte birkaç arkeolojik kazı ve araştırma yapılıyor olsa da bu kadar önemli bir uygarlığın köprüsü olarak işlev gören Trakya, neredeyse tarihi eser kaçakçılarının, definecilerin cirit attığı bir yere dönüşmüş. Bu gerçeği arkeoloji bilimi ile uğraşan herkes kabul eder. Diğer taraftan Doğu Trakya kentlerindeki müzelerin fiziki durumlarına bakıldığında da neredeyse atıl durumda olduğunu söyleyebiliriz. Altı buçuk milyon nüfusu olan Bulgaristan’da son yıllarda yapılan arkeolojik kazılar ve müzecilik, Türkiye Trakya’sındaki arkeoloji ile kıyaslanamayacak kadar gelişmiş durumda. Yunanistan’ı söylememize bile gerek yok. Dolayısıyla bugün Türkiye arkeolojisinde Trakya, en çok göz ardı edilen bölgelerden birisi durumunda. Bir diğer acı gerçek de bölgenin sosyo-ekonomik yapısından dolayı Trakya’da arkeolojik kazı ve araştırma yapmanın gerçekten çok ama çok zor olması… ‘TRAK KAVİMLERİNE DAİR DOĞRU DÜRÜST VERİ NE YAZIK Kİ YOK’ Anlattıklarınızdan yola çıkarak; Trakya arkeolojisini diğer bölgelerden ayıran özellikler konusunda neler söylersiniz? Trakya, Avrupa ile Asya arasında boğazlar üzerinden geçiş güzergahında olduğundan tarih sahnesinde her daim önemli olmuştur. Neolitik dönemden günümüze kadar bütün savaş, göç ve işgalleri yaşamış bir coğrafyadır. Ancak bu kadar önemli olmasına karşın Trakya’da halen bir elin parmakları kadar arkeolojik kazı ve araştırma projesi var. Arkeolojik açıdan pek çok problematik konu başlığı yanıt bekliyor. Doğu Trak kültürüne bölgede yaşayan, bilinen Trak kavimlerine dair doğru dürüst veri ne yazık ki yok. Ancak bölgedeki pek çok tümülüs, höyük, dolmen günden güne tahrip oluyor. Bunları koruyacak müzelerin fiziki koşulları ise son derece yetersiz. ‘TRAKYA KÜLTÜRLERİNİ KAPSAYAN BİR TRAKYA MÜZESİ NEDEN OLMASIN!’ Trakya’da Arkeoloji konferanslarına dönecek olursak, önümüzdeki süreçte devam etmeyi düşünüyor musunuz? Gelecek planlarınız neler? Trakya’da arkeolojik bilimsel çalışmalar devam ettiği ve talep geldiği sürece konferans dizisinin devam etmesini istiyorum. Benden sonra da genç arkadaşlarımın devam edeceğini düşünüyorum. Üniversitelerimizin arkeoloji bölümlerinden veya Trakya’da bulunan Kırklareli, Edirne, Tekirdağ, İstanbul Arkeoloji Müzeleri ile Troia Müzesi’nin Trakya’da yaptığı kurtarma kazılarını bilim dünyası ve meraklılarıyla paylaşmak istiyoruz. Trakya arkeolojisinin bilim dünyasındaki günceli yakalamasını, idealize ettiğimiz bir noktaya gelmesini sağlamayı hedefliyoruz. Önümüzdeki günlerde Trakya’da Arkeoloji konferans dizisine devam edeceğiz. Yunanistan ve Bulgaristan sınırları içinde kalan Trakya yerleşimlerine dair kültür varlıklarını tanıtmak ve Türkçe paylaşmak istiyoruz. Özellikle Batı Trakya bir yana, Bulgaristan Trakya’sında çalışan bilim insanları kendi dillerinde yazıp çizdikleri için Bulgaristan Trakya’sının arkeolojisi hakkında bilgi sahibi olmak, ortak paydada buluşmak, buluntuları değerlendirmek istiyoruz. Trakya arkeolojisi için belki ortak bilimsel yayınlar, tematik sempozyumlar yapılması gerektiğine inanıyorum. Bölgedeki ilk üniversite olan Trakya Üniversitesi, Trakya arkeolojisinde de öncülük yapabilmeli. Son zamanlarda jeopolitik açıdan Bulgaristan ve Yunanistan ile iyi ilişkileri olan Türkiye’nin öncülüğünde -belki Edirne’de- bütün Trakya kültürlerini kapsayacak, Trakya Müzesi kurulması için ön ayak da olabilir. Neden olmasın!”
İTÜ Türk Müziği Konservatuarı mezunu sanatçı eğitimciliğin yanında müzik çalışmalarını İsveç ve Türkiye’de sürdürüyor
Gökalp TOPYAN Edirneli Vardar Ailesi’nin kızları eğitimci, müzisyen, besteci, söz yazarı Ece Vardar bugünlerde yeni şarkılarının ve ‘Yeniden Başlar’ isimli albümünün heyecanını yaşıyor. İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Müziği Konservatuarı’nda Temel Bilimler eğitimi alan Ece Vardar, Anadolu’nun çeşitli yerlerinde 15 yıl, hayatına bir müzik eğitimcisi olarak devam etmiş. Yaşamını eğitimci ve müzisyen olarak İsveç’te sürdüren Ece, müziğin çocuk yaşlarından bu yana hep hayatının içinde olduğunu belirtiyor. Merhum Şeref ile Hatice Vardar’ın kızları, Edirne’de ilkokul çağındayken düzenlenen ses yarışmalarında çok sayıda birincilikleri bulunan Ece; kendisini anlatırken 7 yaşından bu yana müziğin hep hayatında olduğunu belirtiyor. “Her ortamda şarkı söylemeye daima hazır, şenlikli bir çocuk oldum. Daha sonraları koro ve dernekler bünyesindeki ses topluluklarında koristlik ve solistlik yaptım” diyen Ece, müzik yolculuğunu şöyle anlatıyor.
Yedi yaşından bu yana müzikle yaşamaya başlayan Ece Vardar : Şarkı söylemeye her zaman hazır şenlikli bir çocuktum…
“Süreç, beni İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Müziği Konservatuarı Temel Bilimler bölümüne taşıdı. Türk Sanat Müziği alanında çok değerli öğretmenlerim Yavuz Özüstün, Selahattin İçli, Erol Sayan, Tülin Yakarçelik hocalarımla çalışma fırsatı buldum. Türk Halk Müziği alanında sayın Nida Tüfekçi ve Neriman Tüfekçi’den çok şey öğrendim, ilhamlar aldım; Taşkın Doğan Işık, Can Etili, Ali Yılmaz ve daha bir çok duayen ismin öğrencisi oldum. Batı müziğini sayın Eli Eral, Serdar Öztürk, Nail Yavuzoğlu, Demirhan Altun hocalarımdan öğrendim. 90’lı yılların müziğe ciddi damgalar vurduğu aynı jenerasyonun bir üyesiyim aslında. Anadolu’nun çeşitli yerlerinde ve neredeyse 15 küsur yıl hayatıma bir müzik eğitimcisi olarak devam ettim. Pırıl pırıl yıllardı ve çok yetenekli çocuklarla birebir çalışma fırsatım oldu. “KAHVE DE NEYMİŞ” DEN SONRA “YENİDEN BAŞLAR” Bugün Amerika’da kompozitör orkestra şefi, öğretim görevlisi, sanat yönetmeni Egemen Kesikli’nin beni kabuğumdan çıkarıp çekmesiyle birlikte ilk albüm çalışmamızı gerçekleştirdik 2022 yılında. ‘Kahve de neymiş?’ adını verdiğimiz albümümüzde tüm söz ve müzikleri bana ait, düzenlemeleri Egemen’e ait 12 şarkının doğumunu gerçekleştirdik birlikte ve dinleyicisiyle buluşturduk. Bugün, Ada Müzik Yapımcılığın desteğiyle 11 şarkımızı daha yola çıkarıyoruz. Bu kez hem aranjörlüğümü hem prodüksiyonumu üstlenen harika çocuk Rubar Dindar’la yol alıyoruz. Artık yeniden dinleyiciyle buluşacağımız günleri saydığımız bir noktadayız. Umarım her şey güzel olur. Yanımda olan, bana inanan ve destekleyen herkese çok teşekkür ediyorum.”
Müşerref GİZERLER Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurucusu, Başkumandan Mustafa Kemal Atatürk, aramızdan madden ayrılışının 86’ncı yıldönümünde sevdiği şarkılar ve türkülerin seslendirildiği özel bir konserle anıldı. Atatürk’ün, 94 yıl önce Edirne halkı ile buluştuğu Türk Ocağı binasında Edirne Devlet Türk Müziği ve Rumeli Müzikleri Topluluğu ses ve saz sanatçıları, kalabalık bir dinleyici topluluğunun katılımıyla ulu önderimizi andı. Aramızdan ayrılışının 86’ncı yılı dolayısıyla tüm yurtta ve Edirne’de düzenlenen anma programlarına katılanlar, mücadelesi ve eserleriyle minnetle andığımız ulu önderin bilinmeyen yönleri ve düşüncelerini de öğrenmiş ve hatırlamış oluyor.
10 Kasım Pazar akşamı da sevdiği şarkıların icra edileceği konser salonuna giren izleyiciler Atatürk’ün 25 Aralık 1930 tarihinde Türk Ocağını ziyaretinde kendisine ikram edilen çayı içerken yanına alıp bilgi edindiği Ocak Başkanı Mehmet Edip Ağaoğlularının bulunduğu fotoğraf ile karşılaştılar. Yıldönümü anısına binanın içi ve dışı ışıklar ve resimler ile anlamlandırıldı.
Topluluğun, Anıl Sakarya, Serhat Ellek, Ali Karali, Anıl Yırgal, İlmiye Mercan, Emre Usta, Çınar Kaba, Emir Celal Er, Serhat Zımba, Kaan Taşdelen’den oluşan saz sanatçıları eşliğinde başlayan konserinde solistler Ahmet Batırlı ve Gülsemin Gonce ayrı ayrı sahne aldı. Konserin birinci bölümünde Solist Ahmet Batırlı’nınn seslendirdiği Kürdi, Acemkürdi, hicazkâr, uşşak, muhayyer, makamlarından “Bülbülüm altın kafeste”, “Fikrimin ince gülü”, “Gül kuruttum”, “İzmir’in içinde vurdular beni”, “Cana rakibi handan edersin”, “Çökertme”, “ Çile bülbülüm” eserleri izleyicilere duygulu anlar yaşattı.
İkinci bölümde Solisti Gülsemin Gonce seslendirdiği “Mani oluyor halimi takrire hicâbım”, “A benim mor çiçeğim”, “Kimseye etmem şikâyet”, “Bir ateş ver sigaramı Yakayım”, “Gemilerde talim var”, “Kırmızı gülün alı var” ve “Pencere açıldı Bilal oğlan” adlı Hicazkar, Suzinak, Nihavend, Hicaz makamındaki eserleri izleyiciyle buluşturdu. Konser sanatçılar Batırlı ve Gonce’nin birlikte sahne alarak izleyicilerin de katılımıyla seslendirdikleri “Atabarı” adlı eserle sona erdi.
Olgay GÜLER Edirne’de düzenlenen ‘Edirne’de Osmanlı Kimliği ve Selimiye’ sempozyumunda konuşan Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof.Dr. Yüksel Özgen, Mimar Sinan’ın ‘ustalık eserim’ dediği Selimiye Camisi’nin Osmanlı sanatının en nadide örneklerinden birisi olduğunu belirterek, “UNESCO dünya mirası listesinde yer alan Selimiye’nin sadece Türkler için değil dünya kültürü ve mimarlığı açısından eşsiz yeri de hepimizin malumudur” dedi. Türk Tarih Kurumu ve Atatürk Kültür Merkezi tarafından, Edirne Valiliği ev sahipliğinde düzenlenen ‘Edirne’de Osmanlı Kimliği ve Selimiye’ sempozyumu, açılış programıyla başladı. Edirne’deki tarihi Devecihan Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen açılış programına Edirne Vali Yardımcısı Ercan Çiçek, Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof.Dr. Yüksel Özgen, Atatürk Kültür Merkezi Başkanı Doç.Dr. Zeki Eraslan, akademisyenler ve öğrenciler katıldı.
‘SELİMİYE DÜNYA KÜLTÜRÜ VE MİMARLIĞI AÇISINDAN EŞSİZ YERİ HEPİMİZİN MALUMU’ Açılışta konuşan Türk Tarih Kurumu Başkanı Özgen, sempozyumun, temas ettiği iki konu itibariyle çok anlamlı olduğunu belirtti. Özgen, “Öncelikle Edirne’miz bilindiği üzere Osmanlı İmparatorluğu’nun ikinci başkenti olarak fethedildiği 1361 yılından itibaren yaklaşık bir asır boyunca devletimize başkentlik yapmıştır. Osmanlı medeniyeti burada şekillenmiş, birçok kültürel ve mimari gelişim bu topraklarda filizlenmiştir. Edirne’nin Osmanlı tarihindeki bu başkentlik dönemi, Osmanlı Devleti’nin bir cihan imparatorluğuna dönüşümünde son dönemde önemli bir evreyi teşkil etmektedir. Edirne’de Osmanlı kimliğini bilimsel bir etkinlikte, siz değerli uzman akademisyen hocalarımız tarafından ele alınması bu programı oldukça değerli kılmaktadır. Sempozyumumuzun ikinci başlığı olarak günümüzde Türk İslam mimarisinin zirve noktalarından biri olan Selimiye Camii’nin inşasının 450’nci yıl dönümüne ulaşmış bulunuyoruz. Mimar Sinan’ın bu şaheseri şüphesiz ki Osmanlı sanatının en nadide örneklerinden birisidir. Öte yandan UNESCO dünya mirası listesinde yer alan Selimiye’nin sadece Türkler için değil dünya kültürü ve mimarlığı açısından eşsiz yeri de hepimizin malumudur. Dolayısıyla bu anlamlı yıl dönümünde Selimiye’nin mimarlık, teknik ve sanat tarihi açısından incelenmesi sempozyumumuzun diğer önemli bir konusu olarak karşımızdadır” dedi.
‘SEMPOZYUM MİMAR SİNAN ANISINA İCRA EDİLİYOR’ Türk Tarih Kurumu’nun, Türk tarihini bilimsel yollarla araştırmak ve Türklerin dünya tarihiyle medeniyetindeki gerçek yerini ortaya koymak üzere ilk günden itibaren çalışmalarını devam ettirdiğini kaydeden Özgen, “Kurumumuz tarafından Türklerin medeniyete katkılarını ortaya koyacak pek çok eser ve bilimsel toplantının hazırlanması, bu girişimin en son örneklerinden birini oluşturmaktadır. Bu noktada Türk Tarih Kurumumuz, Atatürk Kültür Merkezimizle birlikte Mimar Sinan’a ve onun eşsiz mirasını da özel bir önem atfetmiş, onun hayatı, kişiliği ve eserlerine yönelik pek çok çalışma gerçekleştirmiştir. Böylece bu sempozyumumuzu da Mimar Sinan’ın anısına icra edilen çalışmalardan birisi olarak değerlendiriyoruz” diye konuştu. ‘TANITIMINI YAPACAĞIMIZ KİTAPLAR ATATÜRK DÖNEMİNDE BAŞLAYAN ÇALIŞMALARIN ÜRÜNÜ’ Sempozyumla birlikte, kurum bünyesinde yeni yayınlanan üç eserin de tanıtılacağını anlatan Özgen, “1935 yılında Dolmabahçe Sarayı’nın Türk Tarih Kurumu çalışmalarına tahsis edilen dairesinde Atatürk’ün de sıklıkla katıldığı toplantılarda Türk tarihinin ana hatları başlıklı yeni ve geniş bir Türk tarihi yazdırmak teşebbüsü dahilinde, Türklerin medeniyete hizmetleri bölümünün ayrıntıları belirlenmiştir. Bu çerçevede bizzat Atatürk’ün onayladığı bir plana göre Mimar Sinan hakkındaki kapsamlı bir çalışma yapılacaktı. İşte bugün tanıtımını yaptığımız kitaplar Atatürk döneminde başlayan söz konusu çalışmaların bir ürünüdür. Selimiye’nin 450’nci yılı anısına, okuyucuyla buluştuğu bu eserleri kısaca zikretmem gerekirse öncelikle kıymetli tarihçimiz Ömer Lütfi Barkan tarafından hazırlanan, ilk cildi 1972’de, ikinci cildi 1979’da basılan Süleymaniye Camii ve İmareti İnşaatı adlı iki ciltlik çalışmayı prestij eser olarak tekrar baskısını yapmış bulunuyoruz. Yine Rıfkı Melül Meriç tarafından hazırlanıp ve ilk kez 1965’te yayınlanan Mimar Sinan Hayatı Eseri başlıklı çalışmayı yine bu çerçevede tekrar yayınlamış bulunuyoruz. Ayrıca Aptullah Kuran tarafından kaleme alınan ve kurumumuz arşivinde daktilo olarak bulunan; Mimar Sinan’ın İstanbul’daki Eserleri Külliyeler, Camiler ve Mescitler adlı çalışmayı da hazırlayarak ilk baskısını bu vesileyle gerçekleştirmiş bulunuyoruz. Bu faaliyetler kapsamında hazırlanan Ali Saim Ülgen’e ait Mimar Sinan’ın eserlerinin rölevelerini içeren kıymetli koleksiyonunu da bu ay içerisinde bir prestij eser olarak yayınlayacağımızın müjdesini de vermek isterim” şeklinde konuştu.
Atatürk Kültür Merkezi Başkanı Doç.Dr. Zeki Eraslan da, sempozyumun önemine değinerek, “Tarihi bir mekanda seçkin bilim insanlarıyla, alanında duayen bilen insanlarıyla bugün burada bu programı icra edecek olmaktan duyduğum memnuniyeti ifade etmekle sözlerimize başlamak istiyorum. Edirne’yi, Osmanlı kimliğini ve Selimiye’yi konuşacağız ve bunu konuşurken gerçekten sahanın en önde gelen bilim insanlarını bugün Edirne Valiliğimizin ev sahipliğinde bir araya getirmiş olacağız ve kıymetli bilim insanlarının perspektifinden Osmanlı kimliğini, Edirne’yi ve Selimiye’yi eminim çok daha iyi tanımış olacağız. Ben programın başarılı geçmesini temenni ediyorum. Bundan hiçbir kuşkum yok” ifadelerini kullandı.
Olgay GÜLER Seramik Sanatçısı Özlem Özkişi ve 13 öğrencisi tarafından hazırlanan, 43 eserlik ‘Toprak ve Kadın’ isimli seramik sergisi, Trakya Üniversitesi (T.Ü.) Fen Fakültesi fuaye alanında ziyarete açıldı. Edirne’de yaşayan Seramik Sanatçısı Özlem Özkişi, 3 yıl önce Edirne’de kurduğu atölyesinde eğitimlere başladı. Özkişi’nin, öğrencileriyle birlikte ortaya koyduğu, ‘Toprak ve Kadın’ temalı seramik sergisi, dün Trakya Üniversitesi Fen Fakültesi fuaye alanında açıldı. Özkişi’nin 13 öğrencisiyle hazırladığı, 43 adet eserden oluşan serginin açılışına çok sayıda akademisyen ve öğrenci katıldı.
‘TEMAMIZ TOPRAK VE KADIN’ Serginin kuratörlüğünü de üstlenen Özlem Özkişi, Haziran ayında ilk kez sergilenen eserlerin çok beğenildiğini söyledi. Özkişi; “Biz geçen sene bu sergi için çalışmalara başladık. Temamız; toprak ve kadın. Aslında biz bu sergimizin ilkini geçtiğimiz Haziran ayında Deveci Han’da açtık. Oradan çok olumlu tepki alınca, sergimiz çok beğenilince ikincisini öğrenci ve akademisyenler görsün diye üniversitede açalım dedik. Bundan dolayı sergimizin ikincisini düzenliyoruz” dedi.
Temayı özellikle ‘toprak ve kadın’ olarak belirlediklerini anlatan Özkişi, “Biz özellikle tema olarak toprak ve kadını belirledik. Toprak ve kadın, insanlık tarihinden bu yana en önemli sembollerdendir. Çünkü toprak ve kadın, ikisi de doğurganlığı ve bereketi sembolize eder. Bunun için çalışmalarımızda toprak ve kadını kullanmak istedik. Öğrencilerim de ağırlıklı olarak kadın öğrencilerden oluşuyor. Kadın öğrencilerimle birlikte yaptık. Teklif gelirse sergiyi başka yerlerde de açabiliriz” diye konuştu.
Sergi, 10 Kasım Pazar gününe kadar Trakya Üniversitesi Fen Fakültesi fuaye alanında açık kalacak.