Kategori arşivi: Güncel

‘Bizler acınacak bireyler değiliz’

Olgay GÜLER

Edirne’de 10-16 Mayıs Engelliler Haftası dolayısıyla düzenlenen törende konuşan Edirne Gençlik ve Engellileri Destekleme Derneği Başkanı Erol Adem Düzkes, yardım odaklı yaklaşımları reddettiklerini belirterek, “Bizler toplumun bakıma muhtaç ya da acınacak bireyleri değiliz. Bizler hayatın her alanında var olan, üreten ve söz sahibi olan hak öznesi bireyleriz” dedi.

Edirne’de Engelliler Haftası kapsamında, Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü ile engelli sivil toplum kuruluşları tarafından Atatürk Anıtı’nda çelenk sunma töreni gerçekleştirildi. Törene Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürü Harun Tohumcu, siyasi parti temsilcileri, STK yöneticileri ve çok sayıda engelli vatandaş katıldı. Anıta çelenk sunulmasının ardından saygı duruşunda bulunuldu ve İstiklal Marşı okundu.

‘BİRLEŞMEYEN ELLER YAPTIRIM GÜCÜ OLUŞTURMUYOR’

Sivil toplum kuruluşları adına konuşan Edirne Gençlik ve Engellileri Destekleme Derneği Başkanı Erol Adem Düzkes, engelli hakları mücadelesinde birlikteliğin önemine dikkat çekti. Edirne Kent Konseyi Engelliler Meclisi’ni kurduklarını duyuran Düzkes, “Yıllardır karşılaştığımız en büyük sorun parçalı görüntümüz olmuştur. Biliyoruz ki birleşmeyen eller, karar alıcılar üzerinde arzu edilen etkiyi oluşturamamaktadır. Artık sesimiz daha güçlü çıkacak. Kronik yardım odaklı yaklaşımı kökten reddediyoruz” diye konuştu.

‘EKİPMANLARA ERİŞİM LÜKS DEĞİL HAKTIR’

Ekonomik şartların engelli bireyleri zorladığını ifade eden Düzkes, “Tekerlekli sandalye, protez ve işitme cihazı gibi tıbbi ekipmanlara erişim her geçen gün zorlaşıyor. Oysa sosyal devlet anlayışı gereği bu ekipmanlar lüks değil, temel bir haktır. Edirne’nin tarihi dokusu engelli bireyler için bir engel parkuruna dönüşmemelidir. Kaldırımlar ve toplu taşıma araçları hâlâ tam anlamıyla kapsayıcı değil. Ayrıca kamuda yüzde 4, özel sektörde yüzde 3 olan istihdam kotası kağıt üzerinde kalmamalıdır” ifadelerini kullandı.

‘ASIL ENGEL DUYARSIZLIK’

Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürü Harun Tohumcu ise engelliliğin toplumsal bir sorumluluk olduğunu vurguladı. Bakanlık olarak fırsat eşitliği için çalıştıklarını söyleyen Tohumcu, “Engellilik yalnızca bireyin taşıdığı bir durum ya da özellik değildir. Aynı zamanda toplum olarak hepimizin ortak sorumluluk üstlenmesini gerektiren önemli bir sosyal meseledir. Bugün burada bulunmamızın temel amacı da bu ortak sorumluluğun bilinciyle hareket etmek; farkındalık oluşturmak, empati duygusunu güçlendirmek ve hep birlikte daha kapsayıcı bir toplum inşa etme kararlılığımızı ortaya koymaktır. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı olarak bizler, engelli bireylerimizin toplumsal yaşama tam ve etkin katılım sağlamaları, fırsat eşitliğinden en güçlü şekilde yararlanabilmeleri ve insan onuruna yaraşır bir yaşam sürdürebilmeleri adına kapsamlı çalışmalar yürütmekteyiz. İl Müdürlüğü olarak da bu politikaların yerelde etkin şekilde uygulanabilmesi adına büyük bir gayret içerisindeyiz. Engelli bireylerimizin eğitimden istihdama, sağlıktan sosyal yaşama kadar her alanda hak ettikleri değeri görebilmeleri için kamu kurumlarımızla, yerel yönetimlerimizle ve sivil toplum kuruluşlarımızla iş birliği içerisinde var gücümüzle çalışıyoruz. Çünkü inanıyoruz ki gerçek kalkınma ancak toplumun tüm kesimlerinin sürece eşit ve etkin katılımıyla mümkündür. Hiç kimsenin geride bırakılmadığı bir toplum anlayışı, güçlü bir geleceğin en önemli temelidir. Bugün bir kez daha ifade etmek isterim ki engel yalnızca fiziksel şartlardan ibaret değildir. Asıl engel; duyarsızlık, ilgisizlik ve empati eksikliğidir. Bu nedenle daha erişilebilir, daha adil, daha duyarlı ve daha kapsayıcı bir toplum için hep birlikte çalışmaya devam edeceğiz” dedi.

Programın ardından protokol üyeleri ve engelli vatandaşlar, Saraçlar Caddesi’nden Cuma Pazarı’na kadar davul zurna eşliğinde kortej yürüyüşü gerçekleştirdi.

Eczacılıkta ‘istihdam’ krizi!

Olgay GÜLER

Edirne Eczacı Odası Başkanı Doğukan Cem Çiftçi, eczacıların sağlık sistemindeki rolünün güçlendirilmesi gerektiğini söyleyip, plansız şekilde açılan fakülteler ve artırılan kontenjanlar nedeniyle ciddi istihdam krizi yaşandığına dikkat çekti.

Edirne’de 14 Mayıs Bilimsel Eczacılık Günü dolayısıyla Atatürk Anıtı’nda tören gerçekleştirildi. Edirne Eczacı Odası ve Trakya Üniversitesi Eczacılık Fakültesi tarafından anıta çelenk sunulmasıyla başlayan tören, saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla devam etti. Törene Edirne Eczacı Odası Başkanı Doğukan Cem Çiftçi’nin yanı sıra çok sayıda eczacı, akademisyen ve eczacılık fakültesi öğrencisi katılım sağladı.

‘ECZACILAR KATKILARDAN YETERİNCE FAYDALANAMIYOR’

Edirne Eczacı Odası Başkanı Çiftçi, Türkiye’nin dört bir yanında yaklaşık 55 bin eczacının; sağlık sisteminin en yaygın, en erişilebilir ve en güvenilir sağlık danışmanları olarak hizmet sunduğunu söyledi. Çiftçi, “Türkiye’de de toplum eczaneleri vatandaşlarımızın sağlık hizmetine en hızlı ve en kolay ulaştığı birinci basamak sağlık kuruluşlarıdır. Doğru politikalarla desteklenmesi gereken bu güçlü yapı, sağlık sistemimizin stratejik unsurlarından biridir. Ancak ne yazık ki ülkemizde eczacıların sağlık sistemine sunabileceği katkılardan yeterince faydalanılmadığını görüyoruz. Bugün yalnızca Sosyal Güvenlik Kurumu reçeteleri açısından değerlendirildiğinde eczanelerimizde yılda yaklaşık 508 milyon işlem gerçekleştirilmektedir. Bu sayı, eczanelerin sağlık sistemindeki kritik rolünü açıkça ortaya koymaktadır.”

‘ECZACININ SAĞLIK SİSTEMİNDEKİ ROLÜ GÜÇLENDİRİLMELİ’

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre 30 milyon vatandaşta yapılan taramada, 7 milyonunda kronik hastalık tanısı konulduğunu hatırlatan Çiftçi, “İşte tam da bu nedenle eczacının sağlık sistemi içerisindeki rolünün güçlendirilmesi artık bir tercih değil, zorunluluktur. Eczanelerimiz; kolay erişilebilir yapısı, yaygın hizmet ağı ve bilimsel danışmanlık kapasitesiyle koruyucu sağlık hizmetlerinin en güçlü paydaşlarından biri olmalıdır. İlaç ve eczacılık alanındaki mevzuat ile uygulamalar da bu anlayış doğrultusunda yeniden yapılandırılmalıdır. Kronik hastalıkların yönetimi, koruyucu sağlık hizmetleri, bağışıklama uygulamaları, çoklu ilaç kullanımına bağlı risklerin azaltılması ve ilaç etkileşimlerinin denetlenmesi gibi alanlarda eczacıların daha aktif rol alması; gereksiz kamu harcamalarını azaltacak, risklerin erken tespitini sağlayacak ve ulusal ölçekte önemli sağlık verileri üretilmesine katkı sunacaktır. Aynı zamanda bu hizmetler hasta güvenliğini, tedavi başarısını ve vatandaş memnuniyetini artıracaktır” diye konuştu.

‘YENİ FAKÜLTELERİN AÇILMASI DURDURULMALI’

Genç eczacıların yaşadıkları istihdam sorununun mesleğin en yakıcı problemlerinden olduğunun altını çizen Çiftçi, “Genç meslektaşlarımızın yaşadığı istihdam sorunu da mesleğimizin en yakıcı problemlerinden biridir. Plansız şekilde açılan fakülteler ve artırılan kontenjanlar nedeniyle ülkemizde ciddi bir eczacı istihdam krizi yaşanmaktadır. 2001 yılında yalnızca 8 olan eczacılık fakültesi sayısı bugün 64’e ulaşmıştır. Ancak bu fakültelerin yalnızca 19’u tam akreditasyona sahiptir. 2017 yılında 1.448 olan yıllık mezun sayısı, 2025 yılı itibarıyla 3.868’e yükselmiştir. Son yıllarda her yıl yaklaşık 3 bin 800 eczacı mezun olmakta, hâlen eczacılık fakültelerinde öğrenim gören öğrenci sayısı ise 25 binin üzerinde bulunmaktadır. Sağlık alanındaki bir meslek grubunun işsizlikle karşı karşıya bırakılması, ülkemizin en önemli değeri olan genç insan kaynağının heba edilmesi anlamına gelmektedir. Son dönemde bu yanlışın kısmen fark edildiğini ve bazı kontenjan düzenlemeleri yapıldığını görmekteyiz. Ancak kalıcı çözüm için daha planlı ve bilimsel adımlar atılması gerekmektedir. Bu kapsamda; yeni eczacılık fakültelerinin açılması durdurulmalıdır. Kontenjanlar ülke ihtiyaçlarına göre yeniden planlanmalıdır. Eczacılık başarı sıralaması ilk 50 bin ile sınırlandırılmalıdır. Eğitimde kalite ve akreditasyon esas alınmalıdır. Akademik kadrosu ve teknik altyapısı yetersiz fakültelerde gerekli iyileştirmeler yapılmalıdır. Ayrıca genç eczacılar için kamu eczacılığı, klinik eczacılık ve endüstri eczacılığı alanlarında yeni, nitelikli ve sürdürülebilir istihdam modelleri oluşturulmalıdır” şeklinde konuştu.

Tören, yapılan konuşmaların ardından katılımcıların anıt önünde toplu fotoğraf çekilmesiyle sona erdi.

TIR’da 32 kilo esrar ve kaçak eşya!

Olgay GÜLER

Edirne’den Bulgaristan’a açılan Kapıkule Sınır Kapısı’nda Türkiye’ye giriş yapan TIR’da yapılan aramada 32 kilo 480 gram esrar ile çok sayıda elektronik sigara malzemeleri ele geçirildi, 1 şüpheli gözaltına alındı.

Edime Gümrük Muhafaza Kaçakçılık ve İstihbarat Müdürlüğü ekipleri, Türkiye’ye giriş yapmak üzere Kapıkule’ye gelen TIR’ı, risk analizlerinin ardandan x-ray taramasına sevk etti. Taramada şüpheli yoğunluk tespit edilen TIR, detaylı arama için hangara alındı. Eğitimli köpek ‘Bodri’ ile yapılan aramada, yasal yük üzerinde çok sayıda koli ve iki valiz bulundu.

Koliler ve valizlerde yapılan aramada faturasız ve belgesiz, gümrüğü beyan edilmeyen 1 milyon 440 bin sigara kağıdı, 20 pil, 10 bin 5 atomizer, 4 bin 34 elektronik sigara, 2 bin 690 elektronik sigara kartuşu, 20 gözlük, 212 bin 541 ilaç, 3 bin elektronik sigara podu cinsi eşyalar ile 28 paket halinde 32 kilo 480 kilo esrar ele geçirildi.

Gözaltına alınan 1 kişi hakkında soruşturma sürüyor.

‘Engelleri birlikte aşacağız’

AK Parti Edirne İl Başkanı Belgin İba, 10-16 Mayıs Engelliler Haftası dolayısıyla mesaj yayımladı. İba, mesajında, engelli bireylerin toplumsal hayatın ayrılmaz bir parçası olduğunu belirterek, son yıllarda Türkiye’de engelli vatandaşların yaşam standartlarını yükseltmek adına önemli reformların hayata geçirildiğini söyledi.

AK Parti iktidarlarının sosyal devlet anlayışını güçlendiren çalışmalarıyla engelli bireylerin eğitimden sağlığa, istihdamdan ulaşıma kadar birçok alanda daha güçlü şekilde hayatın içinde yer almalarının sağlandığını ifade eden İba, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde “Engelsiz Yaşam” hedefi doğrultusunda büyük adımlar atıldığını vurguladı.

Engelli bireylerin sadece belirli gün ve haftalarda değil, hayatın her anında hatırlanması gerektiğine dikkat çeken İba, “AK Parti olarak insanı merkeze alan siyaset anlayışımızla, toplumumuzun her kesimine dokunan hizmetleri hayata geçirmeye devam ediyoruz. Engelli kardeşlerimizin eğitim, sağlık, istihdam ve sosyal yaşam haklarına erişimini kolaylaştırmak adına son yıllarda tarihi nitelikte reformlar gerçekleştirdik. Engelli maaşlarından evde bakım hizmetlerine, erişilebilir şehir projelerinden kamu istihdamına kadar çok önemli destekleri vatandaşlarımızla buluşturduk.” ifadelerine yer verdi.

“Engelleri birlikte aşacağız”

Türkiye’nin son yıllarda sosyal politikalar alanında örnek gösterilen ülkelerden biri haline geldiğini belirten İba, özellikle erişilebilirlik konusunda yapılan yatırımların engelli bireylerin yaşamını kolaylaştırdığını söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliğinde hayata geçirilen sosyal politikalar sayesinde engelli vatandaşların artık hayatın her alanında daha görünür, daha güçlü ve daha aktif hale geldiğine değinen İba, “Bizler de AK Parti teşkilatları olarak sosyal sorumluluk anlayışıyla her zaman engelli bireylerimizin yanında olmaya devam edeceğiz. Çünkü inanıyoruz ki sevgi varsa engel yoktur.”dedi.

Engelliler Haftası’nın toplumsal farkındalığın artırılması açısından önemli bir fırsat olduğuna dikkat çeken İba, tüm vatandaşları daha duyarlı olmaya davet etti. Engelli bireylerin karşılaştıkları sorunların sadece kamu kurumlarının değil, toplumun tüm kesimlerinin ortak sorumluluğu olduğunu belirten İba, dayanışma ve empati çağrısında bulundu.

İba, mesajının sonunda, “Azimleriyle hepimize örnek olan tüm engelli kardeşlerimizin 10-16 Mayıs Engelliler Haftası’nı kutluyor, aileleriyle birlikte sağlıklı, huzurlu ve mutlu bir yaşam diliyorum.” ifadelerine yer verdi.

Engelli gençlere özel gece

Edirne’de temsili askerlik yapacak engelli gençler için düzenlenen uğurlama töreninde duygu dolu anlar yaşandı.

Edirne’de bir gün süreyle temsili askerlik yapacak olan engelli bireyler için geleneksel asker uğurlama töreni düzenlendi. Cumhuriyetin Özgür Kadınları Derneği’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilen programda, asker adayı gençlerin mutluluğu ve ailelerin gururu bir araya geldi.

Cumhuriyetin Özgür Kadınları Dernek binasında bir araya gelen gençler ve aileleri için özel bir eğlence programı organize edildi. Geleneklerin yaşatılması çerçevesinde gerçekleştirilen törende, askere gidecek gençlerin ellerine dualar eşliğinde asker kınası yakıldı. Kına merasimi sırasında ailelerin gözyaşlarını tutamadığı, duygu dolu anların yaşandığı gözlendi.

Kına yakma töreninin ardından program, davul zurna eşliğinde devam etti. Asker adayı gençler, dernek üyeleri ve yakınlarıyla birlikte gönüllerince eğlenerek askerlik heyecanını doyasıya yaşadı.

Programda bir açıklama yapan Cumhuriyetin Özgür Kadınları Dernek Başkanı Zuhal Azseven, bu özel güne katkı sunmaktan gurur duyduklarını belirtti. Azseven, “Engelli bireylerimizin vatan görevine duyduğu heyecan her şeyin üzerindedir. Onların bu özel anlarını paylaşmak ve geleneklerimizi yaşatmak çerçevesinde bu töreni düzenledik. Hepsi bizim gururumuzdur” dedi.

Çeltik ekimine ‘yağış’ rötarı!

Olgay GÜLER

Edirne’deki son 2 yıldır kuraklıkla mücadele eden çeltik üreticisi, son dönemdeki yoğun yağışlarla tarlaların tava gelmesini bekleyince, ekim dönemi 15 gün gecikti.

Edirne’de çeltik üreticisi, iklim değişikliyle birlikte aşırı sıcaklar ve yağışsız hava nedeniyle, son 2 yıl kuraklıkla mücadele etti. Mevsim normallerinin üzerinde seyreden sıcaklıklar ve zamanında yağışların oluşmaması, bölgedeki su kaynaklarını kuruma noktasına getirdi. Üretici, ekimini yaptığı ürününü suyla buluşturmak için dönüşümlü sulama yaptı. Zorlu geçen dönemin ardından bu yıl Edirne genelinde ekim ayından mart ayına kadar ortalama 450 kilogram yağış düştü. Bölgede tarımsal sulamada kullanılan Meriç ve Tunca nehirleri, yağışlar ve Bulgaristan’ın barajlardan su salımı yapması sonucu taştı. Yağışlarla bölgedeki barajlarda da doluluk oranı arttı. Kentin içme suyunun karşılandığı Süloğlu Barajı’nda tam kapasite doluluk oranına ulaşıldı.

‘ÜRETİCİLERİMİZ ŞU AN HAZIRLIKLARINA BAŞLADI’

Edirne’de ekime hazırlanan çeltik üreticisi, yağışların devam etmesiyle tarla hazırlıklarında gecikme yaşadı. Tarlanın kuruyarak tava gelmesini bekleyen üreticinin ekim dönemi, bu nedenle 15 gün sarktı.

Edirne Ziraat Odası Başkanı Hüseyin Arabacı, bu yıl bölgede suyla ilgili bir sıkıntının olmadığını söyleyerek, “Biliyorsunuz iki yıldan beri kurak yılların ardından güzel kış yağışları aldık. Nehir debilerimiz, baraj debilerimiz yükseldi. Çok şükür ki bu yıl suyla ilgili bir sıkıntımız yok. Hatta yağışlardan dolayı su taşkınları olmasından dolayı ekilişler, yerlerin tava gelmesi, suyun boşalması geciktiği için önceki yıllara nazaran biraz daha gecikti. Ama üreticilerimiz şu an hazırlıklarına başladı. Birçok üreticimiz ekilişine başladı. Üreticilerimiz tava gelen arazilerini, suyun boşaldığı bölgeleri hazırlayıp ekilişini yapıyor” dedi.

Yağışlarla, çiftçinin yüzünün güldüğünü belirten Arabacı, “Şu an nehir debilerimiz de güzel seviyede akıyor. İnşallah bu yıl geçtiğimiz yıllardaki yaşadığımız sorunları yaşayamayacağız gibi gözüküyor. Üreticilerimiz elinden gelen emeği veriyor şu an yapılması gereken işçiliklerini yapıyor. Yer hazırlığı ve ekilişler de başladı. İnşallah bütün üreticilerimiz için hayırlı bir sezon olur, diye umuyorum. Emeğinin ve yaptığı masrafın karşılığını alacağı bir yıl olur diye umuyorum” diye konuştu.

‘BİR BEBEĞİ YETİŞTİRİR GİBİ DAVRANMANIZ GEREKİYOR’

Arabacı, çeltiğin ekim öncesinden hasada kadar birçok işlemden geçtiğini belirterek, “Ufak bir bebeği yetiştirir gibi, çok hassas davranmanız ve çok ilgi göstermeniz gerekiyor. Bu süreçten sonra çıkış ve büyüme dönemini atlattıktan yani otla da mücadeleyi bitirdikten sonra sonrasında da suyu takip işlemi kalıyor. Belli aralıklarla gübre atma işlemi kalıyor. Bunları da yaptıktan sonra sezon sonunda da aşağı yukarı minimum 120 gün su içerisinde kalıyor. Sonrasında da suyu topraktan çekip araziyi bir miktar kuruduktan sonra hasat etmeye başlıyoruz. Hasattan sonra kurutma makinalarına atıp kurutma işlemini yapıyoruz. Ve sonrasında da sanayiciyle buluşturuyor üreticimiz ürünümüzü. Sanayide yani çeltik fabrikalarında işlendikten sonra da sofralarımıza hazır bir şekilde pirinç olarak paketlere giriyor ve tüketicimizin damak tadına sunuluyor” diye konuştu.

‘SU DEBİLERİMİZ, SEVİYELERİ ÇOK İYİ’

Ekimin gecikmesinin bir sorun yaratmayacağını da söyleyen Arabacı, “Şu ana kadar yaşadığımız ortama baktığımızda su debilerimiz, seviyeleri çok iyi. Bu yıl su taşkınlarından dolayı, arazilerimizin suyla dolmasından dolayı ekilişimiz önceki yıllara nazaran biraz daha gecikti diyebiliriz. Ama tabii çok geç mi? Üreticimiz var gücüyle emek veriyor. Zamanında ürününü ekmek için. Şu an için baktığımızda herhangi bir sıkıntı gözükmüyor. Debilerimiz iyi. Şu an hani ne zaman bu debiler düşer? Ya da nasıl olur? Bunu söylemek için tabii ki çok erken. Ama ben 2024 ve 2025 yılında yaşadığımız su sorunlarını bu yıl yaşamayacağımızı düşünüyorum. İnşallah sonu da iyi olur diye umuyorum” ifadelerini kullandı.

TÜRKİYE YOLLARINDA (3)

İsmail DEMİRAY

Edirne’den sonra en sevdiğimiz yerde Fethiye’deyiz. Burasının bizim için önemi bir dönem çocuklarımızın ve torunumuzun burada yaşamış olmaları. Biz de iki ay kaldık Fethiye’de… 

Fethiye sakin döneminde daha. İlkbaharın bütün canlılığını yaşıyor. Sahilde yürüyenler, koşanlar, bisiklete binenler yan yana. Fethiye Belediyesi’nin Halk Kafe’sinde iğne atsan yere düşmez. Katılıyoruz emekli ve aylak tayfasına, iki sandalye ayarlıyoruz kendimize, sırada atıştırmalıklar ve çay keyfi.

EROL AİLESİNİN KONUĞU OLDUK

Akşamı Erol ailesinin konuğu oluyoruz. Özlemişiz, saatlerce sohbetler ediyoruz. Nebahat hocam yine donatmış masayı ikramlarıyla. Çocukları bahçede keyifle oynuyorlar cıvıl cıvıl.

Fethiye’den ayrılıp sabah çıktığımızda ilk önce Xantos antik kentine uğruyoruz domates seralarının bittiği yerde. Uzakdoğu’dan gelen turist kafilelerine rehberleri bölgenin önemini anlatıyor. Biz yerliler internete bakarak öğrenmeye çalışıyoruz bölgenin tarihini. Domates seralarının yanından geçerken meraklı gözlerle gözlemliyoruz. Buralar yer gök sera, domates bol, o da ne manavda burada da 120 lira. Bülent Ayan agam ne dersin? Seracıların biriyle uzaktan sohbet ediyoruz, kaçtan veriyorsunuz toptancılara diye; “80 civarı” diyor. He orda 80 ile soframıza da 120’ye gelmesi kaçınılmaz. Herkes haklı.

SİDE ANTİK KENTİ

Akdeniz’de salınarak, sakince manzaraların keyfini sürerek ilerliyoruz. Antalya’nın etrafından dolaşarak geceyi Side’de otelde geçiriyoruz. Sabah ilk işimiz Side antik kentini gezmek oluyor. Geçmişi çok eskilere dayanan antik kentin kalıntıları içinde gezerken zaman tünelinde yolculuk yapıyor gibi oluyoruz. Müzeleri “Müze Kart” ile geziyoruz. 200 lira kartın bedeli ve Türkiye’nin her yerinde bir yıl boyunca aynı kartla kamuya ait bütün müze ve ören yerlerini ziyaret edebiliyorsunuz. Güzel bir imkan ama müze kartını telefona tanımlamak emekliler için neredeyse imkansız, burada da yine yardımımıza oğlumuz yetişiyor, hallediyor otel konaklamalarını hallettiği gibi.

7.günümüzün akşam saatlerinde Erdemli’de bir hotelde geceliyoruz. Keyifsiz bir gece oluyor, sivrisinekler, çalışmayan tv, sezon öncesi, açılmamış, ama açılmış gibi bizi kabul eden kötü turizmciler.

HATAY YARALARINI SARMAYA ÇALIŞIYOR

Sabah erken kalkarak böyle kötü bir ortamın kahvaltısından da hayır gelmez diyerek merak ettiğimiz gidemediğimiz Hatay’a doğru yola çıkıyoruz. Mersin ve Adana’yı bay pass ederek.

Büyük kentlere mecbur kalmadan girmedik turlarımızda. Hepsi birbirine benzeyen özelliklerini yitirmiş, beton dağları arasında sıkışıp kalmış, girmesi ayrı bir dert, çıkması ayrı yerleşimler. O yüzden turlarımızda sürekli kasaba, ilçe ve küçük kentlerde konaklamaya çalıştık. Bu bizim aynı zamanda doğanın içinde olmamızı sağlıyor. Doğaya yakın olmak bizi iyileştiriyor gibi. Hatay’ı burada ayrı tutuyoruz. Zira daha önce hiç gelmemiştik ve deprem sonrası hallerine istemesek de şahitlik etmek için yoldayız.

Hatay il sınırlarına girdikten sonra İskenderun’u gözlemleyerek ilerliyoruz sahil yollarına doğru. Amacımız Hatay merkezine gelmeden önce Hatay’ın etrafını tamamen gezmek, bütün ilçelerine uğramak.

İskenderun sonrasında Arsuz ilçesine giriyoruz. Büyük bir ilçe. Depremin izleri her yerde. İnşaat çalışmaları, özellikle TOKİ buraların her şeyini yeniden üretirken değiştiriyor da. Bu hızlı değişime insan doğasının, psikolojisinin ne kadar dayanabileceği tartışılır.

Arsuz ve Samandağ yolları sahilde, dolanarak keyifle ilerliyoruz. 20 km’lik bisiklet yolunun büyük bir bölümü faal durumda. Samandağ’ya getirilmeye çalışılan yeni su hatları büyük boruların döşenmesi ile devam ediyor. Bu bölgede bir çok yerde su hatlarının yenilendiğini görüyoruz. Malum depremler sadece çürük binaları değil, yerin altındaki su ve kanalizasyon sistemlerini de yok ediyor. Yayladağı ilçesinde Suriye sınırına kadar sokuluyoruz artık. Tek görmediğim sınırdı Suriye sınırı o da tamam artık.

Oğlumuz bize bir zamanlar tarihi Hatay Çarşısı’nda butik bir otel de yer ayırtmış. Bayıldık, o kadar temiz, düzenli, işletmecileri ilgili ki bir daha yolumuz düşerse asla başka bir yerde kalmayı düşünmeyiz artık. İsmi “Le Reve Butik Hotel” Çarşı son depremde boydan boya yıkılmış, restorasyon çalışmaları son hızla devam ediyor. Butik oteli kısa bir sürede onararak işletmeye açmışlar.

KÜLTÜRLERİN KENTİ, DOST İNSANLAR

Hatay yıkılmış, ayağa kalkmaya çalışıyor. Sancıları sürüyor büyük yıkımın. Her yer toz, inşaat çalışmaları. Kentin üstünde adeta toz bulutu dolaşıyor. Arabamızı otelimizin yakınında Kurtuluş Caddesi’ne bıraktık akşamdan. Sabah bindiğimizde üstünün bir parmak tozla kaplandığın gördük.

Hatay merkezde yıkımın bütün izleri halen ortadayken çevrede küçük yerleşim yerlerinde depremin izlerini doğa temizlemeye başlamış bile. Bol yağmurlar burada da etkili olmuş, otlar depremin izlerini silmeye şimdiden başlamış. İnsanlar depremin değil de binaların öldürdüğünü farkında, ona göre deprem bölgelerinde yoğun bir konteynır evler görüyoruz.

Hatay yüz yıllarca bir çok dine ve kültüre ev sahipliği yapmış. Geçmişi yüz bin yıla dayanan farklı kültürleri bir arada harmanlamış bir yer. İnsanları güler yüzlü, sıcak kanlı, misafir sever.

Akşamın geç saatlerinde misafir sever otel sahiplerimiz dışarıdan getirdiğimiz yiyecekler için servis açıyorlar bize tüm içtenlikleriyle. He Hatay’da kebap yenir de rakı içilmez mi? İlle de yöreye özgü mezeler, tulum peyniri de yanında olmalı diyor yanımızdaki masada komşularımız

İLKBAHAR SEBZELERİMİZ MEYVELERİMİZE DAİR

Müşerref GİZERLER

Hava birden karardı yağacak besbelli

Saate baktım yine aynı saatler

Kırkikindi yağmurları

Eskiler; bereket yağıyor; toprağın beyaz örtü altında sarıp sarmaladığı evlatlarını bahara kavuşturma sabrınının hediyesidir derlerdi.

Aynı insanoğlu gibi bu yüzden coşkuyla bazende çılgınca kutluyor baharın gelişini yeniden doğuş gibi.

Bu yıl malum çok kasvetli bir kış geçirdik.

Masamda darmadağınık duran gazeteler kâbus çukuru gibi

Gökten yağan bombalar, savrulan mermiler mülteci kafilelerinin feryatları ile adeta yarışıyor. Bir kıyamet bir dehşet bir felaket ki maazallah

Şimdilik uzak ta olsa ateş çemberinin genişleyeceğini düşündükçe kuruntu elbisem beni daha çok sıkmaya başlıyor.

Of ama

Ara sıra da olsa bu sıkletten kendimi korumam gerek. Bir teselli bulmalıyım çıkartmalıyım üzerimden bu kuruntu elbisesini.

Kuzu etli lahana salması

Gök gürleyip şimşek çaksa da bardaktan boşanırcasına yağacak yağmurun ardından güneş açacak. Semalarda gökkuşağının büyüleyici şöleni başlayacak.

Dünyadaki insanların pek çoğu yokluk, çile, felaket çekerken elimizdeki istisnai nimetlerden faydalanmalıyım diyerek atıyorum kendimi dışarı.

Bu mevsim en avutucu yerler sebze meyve pazarları. Gençlik iksiri yayan terütaze turfandalar çıkmıştır. Tadımlık da olsa filemi şenlendirip, seyrile kendimi avutur bir nebze içim açılır diyerek varıyorum pazara.

Peynirli kabak

Lorel Hardi misali lahana pırasa edebiyatını bırakma zamanı. Baş köşeden inip boynu bükük de olsa salatalıklara, sakız kabaklarını karşılama nezaketi gösteriyorlar. Haklarını yememek lazım. Özleyeceğiz kuzu etli salmayı, terbiyeli , pirinçli pırasayı.

Ege ve Akdeniz sebzesi olsa da korumalı yetiştirilen Enginarlarda , katmer katmer yaprakları ile gürzü andıran tıkız topuzlarıyla biz de varız artık der gibiler. Urladaki festivalde lezzetini deneyimleme fırsatını bulup muradıma ermiştim.

Ama, yerli mahsüller genetik lezzetimi sarıp sarmalarlar, beni mesut bahtiyar ederler.

Mesela sakız kabağını görünce et suyu ile pişmiş hafif kalyası geldi aklıma. Bu yemek ağır hastalıktan kalkmış olanları küçük bir dilim francala ile ağız tadına kavuşturan bir yemektir. Yatağında doğrulmuş beyaz gecelikli solgun bir genç kıza hayat müjdesidir aynı zamanda kendi gibi sarı ve cansız bir tabak kabak kalyesi.

Taze soğanlı kuzu kapama

Veya az yağlı peynirli dolması, sandal gibi yarıya bölümlenip içi oyulup yine peynirli sütlü meyanelisi de fırınlanıp dereotu kokusu ile ruhu ve bedeni iyileştiricidir.

Çoban salatamızın olmazsa olmazı, terlemesini en güzel bilen yeşil salatalıklarımızda tezgâhlarda al beni diyor. Sebzemi meyvemi olduğunu hep düşünürüm. Ateşten, ısıdan hoşlanmayan sebze biçiminde acayip bir meyva aslında. İlk yudumundan itibaren tadından çok kukusu ağzınızda kalıcı bir esinti bırakır.

Turfandaları da şekil itibariyle nazik ama mütevazıdir. Yerde sürünmeyi hak etmiyorlar zira. İri yapraklı güzel bir ağaçtan salkım salkım salınsalar

Cacık yapalım derseniz bu kibarlığa işkence etmeyin derim. Yazı bekleyin ata tohumu olanların hantallığını düşünmeyip bütün lezzeti toplayan çekirdekli kısımlarından deneyin.

Kibarlık naziklik deyince semizotunu atlamayalım. Onlarda demetler halinde yer almışlar sepetlerde. Diğer sebze yaprakları arasında balık etinde diyebileceğimiz yapraklarını yıkarken horlamamak gerekir ezilip incinirler.. Ne lahana gibi hantal ve şişman ne de pırasa gibi gereksiz sivrilmiş seyrek bıyıklı.  Kıymalı yemeğinin mayhoş suyuna amiyane de olsa ekmek banıp kaşıkla içenler aslında keyfini çıkarır.  Kibarlığı elden bırakıp nezaketi, terbiyesi bir yana çatal batırarak keyfini kaçırmayalım.

Yani kaşığa el uzatamadığımız ve suyuna ekmek batıramadığımız güzel halk yemeklerimizi de unutmayalım. Maydanozlu köfte nohutlu işkembe ve bahsettiğim kıymalı semizotu gibi.

Fasulye başlamış, yarın çarşıya patlıcan inecek ve domates çoğalacak.

Fasulyenin keçi boynuzu gibi zira şeklen çok benzer kaskatı kesilmediğine tahtaya dönmeyenlerini tercih ederim. Ayşekadın ismini de İstanbul bahçelerinde fasulye yetiştiren  kırmızı tülbentli Ayşe kadından almış. Karaağacınkiler de ayrı bir lezzetlidir. Ne de olsa sinekli suyun kerameti işlemiş topraklara.

Yaz sebzelerinin şahı patlıcanı özledim galiba.

Ameliyat masasını ve karındeşen Jack’i hatırlatsa da karnıyarığı Kırmızı Karaağaç menşeilisi ile pek lezzetli olur. İmamı da bayıltmış ayrıca

Baharı görmeden yazı getirmeyelim. Sırada bakla var. Yeniimaretli üreticilerden.

Toprağın azot deposu. Hanımlara tavsiyemdir kabuğunun içyüzeyinin yüze sürülmesi cildi besleyip lekeleri giderir. Zeytinyağlısını, enginarlı iç baklasını bu mevsim yemeyi ihmal etmeyelim. Genetik bir enzim eksikliği gibi bir sorununuz yoksa.

Ama ağzımızdan da her baklayı çıkarmayalım.

Çocukluğumuzun hıdırellez sepetlerini süsleyen yeşil etekli taze soğanlar taze bahar peyniri ile ne iştah açıcıdır. Akşam sofrasında kuzu etli kapama da ilkbaharın yüz akıdır.

Meyvelerimizi unuttuk mu hayır

Eskiden manavlar üzerleri şeffaf kâğıtla örtülü dört köşe kutularda çilek satmayı adet edinmişlerdi. Şimdi naylon kaplarda bu zarif meyvemiz.

Çok ince güzelliklerinden başka ağzımıza alınca sapının kopuşundaki letafet ki ne letafet. Bu sap dut gibi fazla zorlamayı, çekiştirmeyi gerektirmez.  Kirazdaki gibi otomatik kopar. Ele alıp şekere batırılacak ve sonra ağza götürülecek boyda ve hassasiyette. Tereyağdan kıl çeker gibi ayırırsınız gövdesinden. Ayrı bir kibarlığı da vardır tabakta çekirdek de bırakmaz, bıraktığı saplar ve oymalı yaprakları ise bembeyaz cucuklar ile bir ressama modellik yapar gibidirler adeta. Bir taşım kaynatımlık reçelinin kokusu bile çok lezizdir.

Hele dalları basan kiraz!…dişlerimize bıraktığı izlerin güzelliğini fark ediyormuyuz acaba. Hani bazı köylerde göz nuru dökerek gayet zarif pembeli sarılı ince hesap tığ işlerler, seyrine doyamaz çiçek sanar kokusunu ararsınız işte bu oyalar gibidir.  Bu izler.

Reçeli de hissetmekte zorlandığımız kokusunu hatırlatır bize aslında. Vişneye vermiş sanki bu hakkını.

Çarşıda, pazarda, yolda rastlayıp imreneceğimiz daha pek çok mevsim mevelerimiz olacak tezgahlarda. Üzerlerine buz kırıntıları saçılmış meyve tabağının masamıza getirildiği bir dükkân ve salon olsa fenamı olur. Özel yerler açılmasa bile pastanelerde, kafelerde üzerleri soğuktan buğulanmış üç yarma şeftalimizden yemek daha zevkli olmaz mı?

Bütün bolluğu ve bereketi ile renk renk, çeşit çeşit bol kokusu ile güzel bir yaz gelsin.

Cahit Irgat’ın dediği gibi

Yıldızların hepsi muamma

Hepsi ayrı alemmiş

Sen gündüzden haber ver

Gün doğsun

Kahvaltımız senden olsun

Güneş reçeli

Aramızdan ayrılanlar

BAHATTİN KONUKÇU VEFAT ETTİ

Devlet Su İşleri’nden emekli Bahattin Konukçu 76 yaşında vefat etti. Gülseren Konukçu’nun eşi, Selen Mudrişler ve Banu Tekin’in babaları, Volkan Mudrişler ve Tansel Tekin’in kayınpederleri, Eda, Renan ve Deniz’in dedeleri olan merhum dün Mevlana Camisinde öğle namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Yeni Şehir Mezarlığında toprağa verildi.

NURSEL ÖRS VEFAT ETTİ

Merhum Hüseyin Örs’ün eşi, Şenol, Ebru ve Bülent Örs’ün anneleri Nursel Örs 76 yaşında vefat etti. Merhume, dün Hacılar Ezanı Camisinde ikindi namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Yeni Şehir Mezarlığında toprağa verildi.

SADİ ÇIĞGIN VEFAT ETTİ

Müesser Çığgın’ın eşi, Özlem Tütün ve Canan Çelim’in babaları Tuzcu Sadi Çığgın 69 yaşında vefat etti. Tuzcu merhum Salih Çığgın’ın da kardeşi olan merhum, dün Mevlana Camisinde öğle namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Bademlik Mezarlığında toprağa verildi.

SEDAT ATBAKAN VEFAT ETTİ

Merhum Emin Atbakan’ın oğlu, Sevim Atbakan’ın eşi, Erdal Atbakan’ın ağabeyi Sedat Atbakan 80 yaşında vefat etti. Merhum, dün Küçükpazar Sarı Camide öğle namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Yeni Şehir Mezarlığında toprağa verildi.

ELBEYİ TORUN VEFAT ETTİ

Yıldırım semti sakinlerinden; Emine Torun’un eşi, Ayhan ve İlhan Torun, Fatma ve Hatice’nin babaları, Meral, Resul, Enver Torun’un ağabeyleri Elbeyi Torun 76 yaşında vefat etti. Merhum dün Hacı İl Bey Camisinde ikindi namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Yıldırım Mezarlığında toprağa verildi.

ETB’den çiftçilere kutlama

Edirne Ticaret Borsası (ETB) yönetimi 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü’nü yayımladığı bir mesajla kutladı.

ETB Yönetim Kurulu Başkanı Özay Öztürk ve Meclis Başkanı Ferudun Çatalçekiç yaptıkları açıklamada şunlara yer verdi:

“Uluslararası Tarım Üreticileri Federasyonu’nun kuruluş günü olan 14 Mayıs, kuruluşa üye ülkeler tarafından 1984 yılından bu yana ‘Dünya Çiftçiler Günü’ olarak kutlanmakta ve yılda bir gün de olsa milyonlarca üreticinin hatırlanma günü olarak kabul edilmektedir.

Ülkemizin gelişmesi, ekonominin büyümesi, üretimin çeşitlendirilmesi ve artırılması ile sağlıklı ve güvenli gıda temini için alın terini dökerek tarladan soframıza en güzel ürünü gönderen çitçilerimiz, her türlü zorluğa rağmen her koşulda üretime devam etmektedir.

Toprağın bereketinin üretime, üretimin zenginliğe dönüşmesi ve ürünlerinin bereketli olması temennisiyle; tarımsal üretimin her kademesinde emek ve alın terleriyle çalışarak, ülkemizin kalkınmasına önemli katkılar sağlayan tüm üreticilerimizin ‘14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü’nü en içten dileklerimizle kutlarız.”