Yazar arşivleri: İsmail DEMİRAY

GEÇMİŞ OLSUN

Edirne spor severleri için 2025/2026 sezonu unutulmaz umutsuz, üzüntülü bir dönem olarak tarihe geçmiş oldu.

Futbol, basketbol, voleybol ve hentbol. Dört spor branşı için de ayrı bir hüzün hikayesi yazıldı bu son sezonda yaşananlar.

Futbolla başlayalım.

2020 yılında BAL’da liderliği sürerken pandemi döneminde verilen ara nedeniyle çıkan bir yasa sonucunda Edirnespor 3. Lige katılım hakkını elde etti.

Bu 6 sezonun birinde finalfour, diğerinde düşme potasının biraz üzerinde bitirirken diğer 3 sezon düştü düşecek derken bu sezon ligin başında yerleştiği dipten kurtulamayarak liglerin bitmesine haftalar profesyonel liglere havlu attı.

Profesyonelce yönetilememenin, valiye, başkana güvenerek çıkılan yolların, alt yapıda yetişen değerlerin kıymetini bilmemenin bedelini Edirnespor en ağır bir şekilde ödeyerek Edirne futbolu tarihinin en büyük darbesini yemiş oldu.

Geçmiş olsun.

Geçen sezon sonunda çıktığı ikinci lig yolculuğu sonunda katıldığı finallerde ikinci olarak 1.Hentbol Kadınlar Ligi’ne katılmayı hak kazanan Edirne Kültür Sanat Doğa Sporları Kulübü Kadın Hentbol Takımı sponsorlarının verdiği sözü yerine getirmediği için ekonomik sıkıntılarına çare bulamayınca yeni sezon sözünü dahi anmadan Kadın Hentbol branşının kapılarını kilit vuru verdi.

Geçmiş olsun.

Geçen sezon Edirnespor formasıyla sahalara çıkan ve salonlarda voleybol severlere keyifli anlar yaşatan Kadın Voleybol takımı finallerde istediği başarıyı yakalayamayarak 1. Lig biletini alamadıysa da doğru yapılanmanın, ekibin başında profesyonelce hareket eden yönetim ve spor adamı sayesinde gelecek dönemler için voleybol severlerin ümitlenmesine neden olmuştu.

Geçtiğimiz sezon biraz daha mütevazi bir bütçeyle çıkılan yolculukta genç bir kadro oluşturulup da antrenmanlara başlanmasına karşın son anda sponsorluk konusunda çıkan sorunlar nedeniyle tüm takım bir anda dağıtılıverdi.

Geçmiş olsun.

Ve basketbol. Geçtiğimiz yıllarda dönemin başkanının verdiği sözleri yerine getirmemesi nedeniyle erkek basketbolu ve kadın voleybolu şubelerinin kapatılmasının en büyük nedeni 3. Lige çıkan Edirnespor’a tüm kaynakların seferber edilmesiydi. Ayrıldı da bütün kaynaklar Edirnespor Futbol Takımına. Ve Edirne’de erkek basketbolu ve kadın voleybolunu şubelerini kapatılmış oldu.

Kadın basketbolunda yıllarca alt yapılarda mücadele ettikten sonra önce iki yıl Bölgesel Lig’de, ardından iki yılda Türkiye Kadınlar Basketbol Ligi’nde mücadele eden Edirne DSİ Kadın Basketbol Takımı Edirne’li basketbol severlerin salonlarda tek tesellisi oldu.

Bu yıla da büyük maddi sorunlar, lige katılacak, katılmayacak havasıyla başlayan DSİ son anda lige katılım hakkı kazanarak umut veren yerli oyuncular ve soru işareti veren yabancı oyuncularla sezona başladı. Yerlilerin iyi olmasının yanında yabancıların çok vasat çıkması, teknik kadro ile oyuncular arasında yaşananlar, inişli çıkışlı maddi sorunlar derken sezonun son haftalarına kadar gelmeyen galibiyetler takımı gerdi de gerdi, seyirciyi de.

İki takımın çekilmesiyle umutlanan DSİ için umutların tam tükendiği anda geçtiğimiz cumartesi günü Türkiye Basketbol Federasyonu’nun bir takım için daha liglerden ihraç edilme kararı nedeniyle Edirne DSİ Kadın Basketbol Takımının ligde kaldığı kesinleşti. Kırklareli Basket maçından hemen önce geldi bu karar. Maç başladığında sessiz Edirne seyircisine karşın her pozisyonda ayağa kalkan Kırklareli seyircisi vardı. Ve DSİ’nin kadrosunda 11 oyuncu olmasına karşın iki yabancısı dahil 5 oyuncunun süre almaması ve maçı sadece 6 oyuncuyla bitirmesine neden oldu.

Devre arasında görüştüğümüz DSİ Kulüp Başkanı Fırat Tulmaç’ın; “Edirne DSİ Kulübü olarak profesyonel kadın basketbol liglerine katılmayacağız” ifadesi güne damga vurdu.

Geçmiş olsun.

Edirnespor Futbol Takımının Edirne’deki son maçlarından birisinde sadece 32 bilet alarak katılan Edirnespor’un büyük taraftarlarına,

Hentbol 2.Ligi’nde şampiyonluğa giden Kadın Takımını destekleme gelen sadece 30-40 kişi kadar seyirciye,

Voleybol Kadınlar Şubesi’nin kapatıldığı dönemde hiç sesini çıkarmayan voleybol severlere,

Edirne DSİ’nin son maçında bir avuç Kırklareli seyircisi salonu ayağa kaldırırken taraftar gibi değil de seyirci gibi salonda oturarak, alt yapıda gelen kızlarımızın attığı üçlüklerde bile sevinmeyen, takımını son maçta yalnız bırakmasa da küskünleri oynayan Edirneli basketbol severler;

Hepinize geçmiş olsun…

BAHARLA KARIŞIK

Istranca’ların eteklerine uzanan bir günlük bisiklet gezisi yaptık geçtiğimiz günlerde  kardeşim Recep ile birlikte.

Sabah 10.00 çıktığımız gezide Büyükdöllük üzerinden Çömlekakpınar, Hanlıyenice, Küçünlü, Hacılar, Kalkansöğüt, Vaysal, Süleymandanışment, Sarıdanışment, Taşlımüsellim, Kavaklı, Ortakçı ve Karayusuf köyleri üzerinden gerçekleştirdiğimiz gezimizi akşam hava kararırken evlerimize dönerek sonlandırdık.

Açık, hafif rüzgarlı olsa da ilerleyen saatlere doğru ısınan havanın keyfiyle asıldık pedallara. Rampalarda hafif elektrikli desteği ile güç kattık kaslarımıza. Manzaraların güzellikleri, canlanan doğanın görüntüleri ve kokusunu duyumsadık 9 saatlik yolculuğumuz boyunca. Doğayı katledenleri de gözlemleyerek.

Doğa yağan yağmurlarla birlikte canlanmış. Göletler dolu, tarlalar halen yaş, buğday ve kanola tarlalarında verimli görüntü umut veriyor. Ovadaki ağaçlar çiçek açmaya, Istranca eteklerindekiler tomurcuklanmaya başlamış. Hele Vaysal göletinde verdiğimiz molada yerde açan çiçeklerin arasında yaptığımız meyveli, cevizli pikniğe doyamadık.

Kahveler kapalı bir çok köyde. Açık olanlarda ise tek tük yaşlı köylüler. Kahveciler ve bakkallar da yaşlı, bazı köylerde kahvecilik yapacak köylü kalmayınca dışarıdan ithal kahveci getirenler bile var.

Köylerde yaşlanan nüfus, üretim çeşitliliğinin azalması, evlerin bahçelerinin boş kalması azalan ve yaşlanan nüfusa bağlıyor köylerde yaşayan yaşlılar.

Yollar bisiklet için genelde fena değil. Sadece Kalkansöğüt’ten sonra taş ocakları bölgesinde ağır tonajlı kamyonlar nedeniyle her yıl defalarca bozulan, yapılan yollara serilen vahşi mıcır ve yol malzemeleri nedeniyle değil bisikletliler, normal motorlu araçlar için bile işkence haline dönmüş oradaki yollar. Alabildiğine süratli geçen, kaldırdığı toz nedeniyle çevresindeki tarlaları, meraları, ormanları bile zehirleyen taş ocakları Istranca’ların baş belası olmaya devam ediyor.

Geçtiğimiz cumartesi günü 21 Mart Ormancılık Haftası etkinliği başladı. Yetkililerimiz şimdi çıkacaklar Türkiye’nin muhtemelen ormancılık alanında nasıl ilerlediğini, ağaç dikimi konusunda en ileride olanın ülkemiz olduğunu belirteceklerdir. Önerim Istranca’lara çevirmeleri yönlerini. Gelsinler yapılan tahribatları görsünler. Ormanların nasıl katledildiğini, vahşi madenciliğin Istanca’ları ne hale getirdiğini görsünler ve ondan sonra ormanlar, ormancılık alanında konuşsunlar.

Yakışmıyor o taş ocakları Istranca’lara. Bulgaristan bizden daha küçük olan Istranca’ları koruma altına alıp, gözü gibi bakarken bizim çok daha büyük bir bölgeye yayılmış Istranca’larımızı sadece taş, maden ve RES’ler için adeta talan etmemiz de bize yakışmıyor.

Bir günlük gezi Istranca’ların eteklerine yayılan. Bir tarafı cennet, diğer tarafta cenneti cehenneme çevirmeye kararlı memleketimin aciz yöneticileri ve doymak bilmeyen maden sahipleri.

SERKAN’IMIZI YİTİRDİK

Bilgisayar kullanmaya başladığım ilk günlerde tanışmıştık Serkan Türen’le.

Benden çok daha gençti, yeni açtığı elektronik işyerinin Zübeyde Hanım Caddesi’nde ilk müşterilerindendim ve son günlerine kadar müşteri/usta sohbetlerimiz ağabey/kardeş ilişkisiyle yirmi yıla yakın sürüp gitti karşılıklı saygı sevgi çerçevesinde.

Tanış olmamızdan kısa bir süre sonra Vaysal Köyü’nden arkadaşım, birlikte top oynadığımız, ortak anılarımız olan Fahrettin Türen hocamla karşılaştık dükkanda. Meğerse Serkan’ın babasıymış.

Evime yakın olması nedeniyle sıkça üzerinden bisikletimle geçtiğim Zübeyde Hanım Caddesi’nde gözüm mutlaka ilişirdi bodrumdaki dükkanına Serkan’ın. İşim varsa uzaktan hayırlı işlerle yoluma devam eder, zamanım varsa uğrar ayak üzeri sohbet eder, Edirne’yi, dünyayı, siyaseti, işleri konuşur, Hayrettin hocama selamlar ileterek hayırlı işler delikleriyle ayrılırdım dükkandan.

Bilgisayarımda bir sorun olduğu zaman telefonla beni yönlendirmeye, arızayı uzaktan gidermeye çalışırdı. Bilirdi İsmail ağabeyinin bilgisayarında sorun varsa uyku tutmayacağını, üzüleceğini.

Sorun giderilmezse; “Sabah dokuzda bende ol, hallederiz ağabeyi, üzülme sen” diyerek saygıyla kapardı telefonunu.

Sabah gittiğimde mutlaka dükkanını açık, kendisini masasının başında bir şeylerle uğraşır bulurdum. Uzattığım laptopumu itinayla alır, açar, inceler, kısa bir sürede halledilecek gibiyse “bekle ağabey” der, format atılacaksa saat verir ve gezmeye gönderirdi beni.

Beklerken itinayla çalıştığını, mesleğini severek yaptığını gözlemlerdim Serkan’ın. Gelen müşterisi tanıdık olsun, olmasın ne sorunu varsa büyük bir itina ve sabırla gerekli açıklamaları uzun uzun yapmaktan çekinmez, müşterisi ikna oluncaya kadar konu üzerinde açıklamada bulunurdu.

Uzun zamandır kapalıydı dükkanı. Geçen yıl karşılıklı olarak son görüştüğümüzde biraz zayıflamış gördüğüm Serkan’a sorduğumda “önemli bir şey yok, ufak tefek sağlık sorunlarım var, iyileşince sürekli açacağım yine” demişti.

Oysa ciddi sorunları olduğunu ama iyileşme sürecinde olduğunu biliyor, umutla bekliyordum iyi olmasını, dükkanını açmasını. Özlemiştim sohbet etmeyi Serkan’la.

Geçen hafta bilgisayarım başında çalışırken andım Serkan’ı. Word’de yazı yazarken hatalarımı gösteren işaretleme çalışmıyordu. İçimden “Havalar iyileşsin de Serkan dükkanı açsın, ilk işim ziyaret olacak, hem bu sorunu çözeriz” diye söylendim içimden.

Geçtiğimiz cumartesi torun bakma günümüzde aldım acı haberi eşimin uyarması üzerine. Son yolculuğuna uğurlayamadım seni Serkan kardeşim, affet beni.

Ahde vefa diyerek oturdum bu yazıyı yazmak için. Bilgisayarı açıp da senle ilgili ilk satırları yazmaya başladığım da yaptığım bir hata için uyarı aldım. Şaşırdım, bilgisayarımda sorun ortadan kalkmıştı.

Nurlar içinde uyu kardeşim.

SARAÇLAR’DA İZ BIRAKTI

Berber Şükrü’yü 2022 yılının Ağustos ayında kaybettik. 86 yaşındaydı.

Yaşasa ve sağlığı el verse halen çalışmaya devam ederdi Berber Şükrü. Mesleğini bu kadar severek yapan, işine saygı duyan bir başka insana rastlamadım desem yeridir.

Sohbetlerimizde Saraçlar Caddesi’nin eski hallerinden, Edirne’nin eski insanlarından ve günümüzün esnafının farklılıklarından konuştuğumuz olmuştur sabahın erken saatlerinde onun dükkanının önünde.

2001 yılında babamın işletmeciliğinde açtığımız tekel büfesinde ilk dönemler Tophane fırınının kara fırın ekmeğinden satmaya başlamıştık. Tophane fırınının kendine has francala tadında, pişkin ve yumuşak kabuklu ekmeği sayesinde satışlarımız artmış, çevre esnaflardan müşterilerimiz memnuniyetlerini belirtmeye başlayınca babam ve iki oğlu olan bizler de yaptığımız işten keyif alır hale gelmiştik.

60 lı yıllar. Berber Şükrü Agora Meyhanecisi Nusret Kasrat’ı tıraş ediyor.

Berber Şükrü ağabeyimizle tanış olmamız da o günlere denk gelir. Babam kendisini 1960’lı yıllardan tanıdığını ve köyden Edirne’ye geldiğinde saç tıraşı için sabahın erken saatlerinde dükkanının açık olması nedeniyle tercih ettiğini belirtmişti sohbetlerinde.

Berber Şükrü de sevdi Tophane fırını ekmeğini. O namı meşhur başka köyün iki ekmek bir arada satılanını pek sevemediğini ama Tophane ekmeğini gençlik yıllarından beri severek tükettiğini belirtmişti Şükrü ağabeyim. Eklemişti de;

“Siz bu Tophane ekmeğini buraya getirmekle iyi iş yaptınız. İşlerinize de katkı yapacak, müşteriniz de artacak bundan sonra.”

Dediği gibi oldu, ekmek satışlarımız sürekli yükseldi dönem içinde. Sohbetlerimiz de ilerledi bu sürede. Sabahları ekmeğini aldığı gibi hiç duraksamadan doğru dükkanına gidiyordu Berber Şükrü. “Müşteri gelirse bekletmeyeyim, ayıp olur, dükkan boş kalmasın” diyerek.

Sohbetlerini sevdiğim Şükrü ağabeyle iş çıkışları veya nöbet alımları öncesinde ona ben uğrayıp müşterisi yoksa hava durumuna göre dükkanın içinde veya dışında sohbetler ediyorduk.

Edirne’nin değişen insan ve esnaf yapısı nedeniyle huzursuzdu son yıllarında. Ona göre para ve insan arasındaki mesafe daralmış, insanlar paraya insandan, sözden daha çok önem verir hale gelmişlerdi.

Şu sözleri hala kulaklarımda:

“Bu yaşta mesleğimi para için değil sevdiğim için yaptığımı bütün müşterilerim biliyor. Komşularım ve hemşerilerim de. Çocukluğumdan beri yapıyorum bu mesleği. Askere gidene kadar çıraklığını, kalfalığını yaptım mesleğimin. Askerden geldikten sonra da usta olarak açtığım bu dükkanda bir ömür tükettim. Severek çalıştım, müşterilerim de saygılı davrandılar bana.”

Saraçlar Caddesi’ne ne zaman yolum düşse o dükkanın önünden geçerken gözlerim Şükrü ağabeyi arıyor halen. Nurlar içinde uyu ustam.

SAVAŞ WAR

Amerika ve İsrail bütün güçleriyle İran’a saldırdılar.

Memleketimizin Müslüman mahallesinde savaş bitmedi bir türlü. Yakın dönemde; Irak, Libya, Suriye ve sırada İran. Öte tarafta Pakistan/- Afganistan birbirini yesin, orada nasılsa petrol yok.

Hani o Amerikalının söz sonrası başladı sanki her şey;

“Petrol Arap’lara bırakılamayacak kadar önemlidir”

Rusya itiraz etmiş yalnızca. Araplar sessiz, ülkemizde. Avrupalılar derseniz ellerini ovuşturuyorlar.

Neden bu savaş, savaşlar? Neyi paylaşamıyor insanoğlu?

Savaşan üç ülkenin insanları da yöneticileri de aynı tanrıya üç farklı kitapla inanıyorlar. Kitaplar da sanki bir birinin kopyası gibi.

Neredesin Hey Tanrı? diye sorası geliyor insanın.

Petrol için savaşların sürdüğü Ortadoğu’da yaşam 12 bin yıl önce başlamış. Dinler 4 bin yıl önce. Dinlerin olduğu yerde savaş, savaşlar hiç bitmemiş.

“Dünya’nın kaynakları insanları doyuracak kadar zengin, ama herkesin açgözlülüğünü doyuracak kadar değil” demiş Mahatma Gandi.

Dünya’da savaş devam ederken ülkemizde Resmi Gazete’de Cumhurbaşkanı Kararı yayınlanıyor 10972 karar sayısıyla;

Adana, Afyonkarahisar, Antalya, Artvin, Balıkesir, Bingöl, Bursa, Çorum, Eskişehir, Gaziantep, Gümüşhane, İzmir, Karabük, Kastamonu, Kütahya, Mersin, Muğla, Samsun, Tokat, Trabzon, Yalova illerinde bulunan bazı alanların orman sınırları dışına çıkartılması…..

21 şehir, neredeyse memleketimizin üçte birine denk geliyor. Ormanlar yok edilip yerlerine neler yapılacak bunu da göreceğiz, çeyrek asırdır gördüklerimiz gibi.

Dünya savaşıyor petrol için, para için.

Ülkemizde ormanlar yok ediliyor.

Peki o ne için?

ERMEYDANI TAŞINMALI MI?

Yıllardır sürüyor bu tartışma; “Kırkpınar Er Meydanı’nın yeri değişmeli mi?” diye.

Geçtiğimiz cumartesi günü AKM’de Edirne Kent Konseyi 37.Olağan Genel Kurulu toplantısını bu konu üzerine yaptı; “Er Meydanı’nın Geleceği.”

Forum şeklinde gerçekleştirilen sunumda Ender Bilar, Namık Kemal Döleneken, Hüseyin Erkin ve Ayten Eren konuşmacı olarak katıldılar.

Ender Bilar yüz yıldır aynı yerde düzenlenen Kırkpınar şenliklerinin yerinin değiştirilmesinin hata olacağını belirtti konuşmasında.

Namık Kemal Döleneken Edirne’de olmak üzere alanın değiştirilebileceğini, UNESCO nezdinde de sorun teşkil etmeyeceğini öne sürdü.

Hüseyin Erkin Edirne dışına ekonomik getirisi üzerine alanın taşınabileceği yönündeki düşüncelerini ifade etti.

Ayten Eren Kırkpınar Er Meydanı’nın şu andaki yerinde olmasının Has Bahçe üzerinde olumsuz bir baskı oluşturduğunu, o bahçede olan Edirne Belediyesi’nin kiracısı durumunda olan işyerleri başta olmak üzere Kırkpınar Er Meydanı’nın da bu alandan kaldırılması gerektiği üzerinde ısrarla durdu konuşmasında.

Konuşmacıların ağırlıklı olarak düşünceleri Er Meydanı’nın şu andaki alandan taşınmasıydı sonuçta. Konuklar da forum sonrasında söz alarak düşüncelerini ilettiler, endişelerini de.

Er Meydanı, gerçekten de taşınmalı mı? Taşınacaksa nereye? Er Meydanı’nı taşımak ekonomik olarak mantıklı mı? Bu sorulara daha da eklemeler yapabiliriz.

Sarayiçi’nde Er Meydanı olarak kullanılan alan Cumhuriyet’in kuruluşundan 1990’a kadar ahşap, üzeri tahta kaplı, onların üzerine de Kırkpınar zamanlarında gölgelik olsun diye kesilen ağaç yapraklarıyla kapatılan derme çatma bir yapı halindeydi. Turgut Özal zamanında ne akla hizmetse resmen bir stadyum inşa  edildi Sarayiçi’ne. Betondan 25 bin kişilik bir stadyumdu bu. 1996 yılında hizmete girdi. Döneminde karşı çıkanlar, yanlış bir yatırım diye uyaranlar olduğu halde ısrarla yapıldı bu stadyum oraya.

Ve artık 30 yıl sonra “Er Meydanı taşınmalı” tartışması daha da büyüyerek devam ediyor, yakın bir yere üstelik, Sarayiçi’ne giderken sağ tarafta büyük alana.

Bu tartışmanın arka yüzünde kamunun devam eden devasa tarihi çalışmalarının da payı var.

Selimiye Camii’nin restorasyonu daha yeni bitti ve cami ibadete açıldı. Saray restorasyonu yıllardır devam ediyor. Büyük bir alan dahilinde yapılan çalışmaların Has Bahçe ve şu anda Er Meydanı olarak kullanılan Sarayiçi’ne de ulaşacağı bilgileri konuşuluyor.

Diğer taraftan Yanık Kışla’da büyük bir restorasyon çalışması başladı. Yıkılan tarihi hastane duvarının orada çalışma var ve Balon hangarında bu yıl başlayacak olan restorasyon ile “Türk Havacılık Tarih Müzesi”ne çevrileceği basına yansıdı.

Bunların yanında Edirne merkezde Saraçlar Caddesi’nde “Sokak Sağlıklaştırma Projesi” eski Edirne’nin tamamına, Kaleiçi’ne doğru yayılmaya devam ediyor.

Üstteki bu çalışmaların tamamını düşündüğümüzde “Tarih Turizmi” yönünden büyük bir çalışma içinde olduğu görülüyor Edirne’de. Her yeri adeta bir açık hava müzesi olan Edirne tarih turizminden hakkını fazlasıyla almak isteyen çeşitli çevreler var. Büyük turizm potansiyelinin Edirne’yi baştan çıkaracağını düşününler de.

Baştaki konuya dönecek olursak; Eğer Saray kazıları, Hasbahçe ve Sarayiçi birlikte düşünülüyorsa benim görüşüm de Er Meydanı’nın taşınması yönünde olacaktır.

O alana yapılan beton stadyum benim de içime hiç sinmediği gibi Edirne Sarayı, Hasbahçe ve Sarayiçi alanı üçgeninin Edirne’ye büyük değer katacağını düşünüyorum.

HUDUT’TA 10 YIL

50 yıla yakındır okur olarak takip ettiğim Hudut Gazetesi’nin son 10 yılını ailenin içinde geçiriyorum.

Küçük bir kentte yaşıyorsanız yerel basın ister istemez ilginizi çekiyor. Kimi okur gündemi, kimi yerel siyaseti, satış ilanları, spor haberleri ve en önemlisi de ölüm ilanlarını bile dikkatli ve düzenli bir şekilde takip eden okurlar var.

10 yıl önce Ziya Gökerküçük hocamın önerisiyle Hudut’ta yayınlanan “Keçi” köşesine öyküler ve gezi anıları göndermeye başladım düzenli olarak. “Keçi” nin artık tamam dediği yerde Bülent Ayan girdi devreye ve Hudut’ta bir köşe ayırarak onurlandırdı beni; “Salı Yazıları”

Hafta sonları salon sporlarını da düzenli olmasa bile takip etmeye başladım. Parkeye indim yine Hudut Gazetesi kimliği ile. Salon sporlarının durumunu gözlemledim, yazdım, spor severlere farklı bir pencere açtık her zaman Bülent Ayan agamın büyük katkılarıyla.

Röportajlar geldi ilerleyen yıllarda. Salon sporlarının babası basketbolla ilgili Edirne’nin Cumhuriyet tarihini sorguladım kütüphanenin tozlu arşivlerinde “Çalınan Top” isimli röportaj dizisiyle. Basketbol için çırpınan, emek verenlerin yanında basketbolu yok etmek, katletmek için elinden gelenleri de görmüş olduk bu yazı dizisini hazırlarken.

Bir yıl süren bu arşiv araştırmaları emeklilik dönemimin en keyifli anlarını yaşattı bana. Arşiv bana şunu öğretti; Günlük siyasi kısır tartışmaların içinde kalan yerel basın çok yavan kalmış. Nasıl ki konusunda uzman kişilere konularıyla ilgili yer ayrılmış, edebiyata, sanata önem veren Edirne’lilerin yerel basına büyük katkısı olmuş.

Basketbol yazı dizisinden sonra en sevdiğim hobi olan “Edirne’de Bisiklet”e geldi sıra. Yine yerel arşiv sayesinde hayatta olmayanlara ve yaşlanmamakta ısrar eden eski bisiklet tutkunlarıyla Cumhuriyet döneminden günümüze bisiklet sporunun evrelerini Edirne Yerel Tarihi’ne katmaya çalıştık.

“Geçmişten Günümüze Edirnespor” röportaj dizisi gazetemizde başlayınca Gönül Uyanıktır ablanın önerisiyle toplamda 135 sayı süren röportaj dizisine 101 röportajla katkı verdim büyük bir keyifle. Bu röportaj Türkiye’de yapılmamış eşi benzeri olmayan bir çalışma oldu. Bu çalışmayı kitaplaştırmak isteyenlere destek vereceğini söyleyenler de olsa da bu destekler sadece sözde kaldı. Kitaplaştırılmasa da Edirne Yerel Tarihine Hudut Gazetesi’nin arşivleriyle sonsuza kadar girmiş oldu.

Bu 10 yıllık süreçte başta Bülent Ayan, Ziya Gökerküçük, Mehmet Seleci’den her zaman destek ve yardım gördüm. Gönül Uyanıktır abla her konuda destekledi, teşvik etti. Benim için Hudut adeta bir üniversite gibi oldu. Katkı verirken kendimi de geliştirmeye çalıştım.

En önemlisi de hiçbir yazıma asla ama asla müdahale edilmedi sansür uygulanmadı. Bana, bizlere Hudut yazarlarına tanınan bu özgürlüğün yerel ve ulusal basında örneğinin görülmesi mümkün değildir.

50 yıllık bir okur ve bir Edirne sevdalısı olarak düşüncelerimi yazarak iletmeye çalıştım. Bunda bana en büyük olanağı sağlayan Hudut ailesinin bir bireyi olmaktan her zaman da gurur duyuyorum.

Nice 10 yıllara.

PAZAR YERİ VE 25 KASIM STADI

1975 yılında yapılan İmar durumunda pazartesi pazarının olduğu yerin etrafının yeşil alanlarla çevrili olduğunu görüyoruz.

Turizm, tarih kenti Edirne’ye yakışan türden bir imar planı çalışmasıymış 50 yıl önceki plan.

Yeni planla pazar yerinin ortadan kaldırıldığını tüm alanın büyütülmüş bir halde ticaret alanına çevrilerek betonlaşmaya açıldığını anlıyoruz.

50 yıl önceye bakıyoruz bir de 50 yıl sonraya; GÜNÜMÜZE.

Hızlı trenin makinisti bile göremeyecek turizm ve tarih kokan Edirne’yi,  o büyük binalar o alana yapılırsa.

25 Kasım Stadı faal durumdan çıkarıldıktan sonra sessiz bekleyişini sürdürüyor.

Şu anda Edirne Saraçlar Caddesi Sokak Güzelleştirme Projesi için şantiye alanı olarak geçici görevini sürdürüyor.

50 YIL ÖNCE

BUGÜN

Saraçlar Caddesi ve tarihi çarşılar, tarihi yapılar baştan sona elden geçiyor, Edirne tarihi, kültürel yapısıyla daha fazla öne çıkıyor ve turizm alanında büyük bir potansiyele doğru yürüyor.

10 Ocak’ta Edirne Valisi Sayın Yunus Sezer’in gazeteciler gününde verdiği kahvaltı etkinliğinde Bülent Ayan sordu;

“25 Kasım Stadı’nın son durumu nedir?” diye.

Vali bey yaptığı açıklamada stadın Millet Bahçesi olarak yapılandırılması düşüncesinin devam ettiğini belirtti.

Millet Bahçesi demek yapılaşmadan, betondan uzak durulacağını gösteriyor ki olumlu bir düşünce. Hiçbir Edirne’linin buna itiraz edeceğini sanmıyorum. Umarız son dakikada bir gol atılmaz Edirne halkına.

Edirne turizm, tarih ve kültür şehri.

Pazar yerini betona çevirerek veya 25 Kasım Stadını Millet Bahçesi türünden yapılaşmadan çıkartılarak Edirne’ye hiçbir şey kazandırılamayacağı gibi Edirne turizmine büyük bir darbe indirilmiş olur.

Bütün Edirne’liler  gibi bizlerde pazar yerinin yeni imar durumunu endişe ile izliyor, bunun hata olduğunu ve hatadan dönülmesi gerektiğini düşünüyoruz. Ayrıca 25 Kasım Stadı için de umutlu bekleyişimizi sürdürüyoruz, gelişmeleri takip ediyoruz.

Edirne’nin geleceğinin betonda değil, doğal yeşil alanlarda olduğunu düşünüyoruz.

ŞUBAT AYININ GÜZELLİĞİ

Meteoroloji güzel bir teknoloji. Önceden uyarmıştı, dediği de çıktı. Sabaha karşın dörtte sessizlik hakimdi doğaya, sabah bir kalktık ki her yer karla kaplanmış.

Özlemişiz, doya doya seyrettim apartmanın penceresinden, yağmaya devam edişini. Kahvaltı sonrasında sırt çantam arkamda vurdum kendimi Edirne’nin karla kaplı yollarına. Ayağımda botlarımla kuvvetlice basıyorum zemine karların üzerine. Yerdeki karla buluşan botlarımın seslerini dinliyorum keyifle.

Özel araçlar tek tük, Serhat Birlik araçları yoğun çalışıyor ve ağızlarına kadar dolu bir halde. Ticari taksiler de yine çılgınca sürüyorlar bir sonraki müşteriyi kaptırmamak adına.

Ana caddeler araç trafiği nedeniyle ulaşıma açık, akış sürüyor. Ara sokaklar sıkıntılı, çıkamayan araçlar, yolda kalanlar, yolu tıkayanlar nedeniyle geri dönerek ana caddelere akıyor bu araçlar da.

İki gencin bindiği motosiklet zorlukla yol almasına karşın tek tük de olsa kurye motorlar yollardalar. Ekmek davası işte. Kayarak, yanlayarak yol almaya devam ediyorlar.

Yolumun üzerindeki kahveyi emekliler ve kuryeler doldurmuşlar daha sabahtan. Gürül gürül yanan sobanın keyfini sürüyorlar halen 10 liraya içebildikleri çaylarıyla birlikte.

Martılardan başka göklerde uçan kuş yok gibi. Kediler ve köpekler dönercinin önünde çöpteki yiyecekler için kavgaya tutuşmasıyla kedilerin kaçması bir oluyor.

Fengshui’ye göre, bu yılki gibi bir Şubat bizim ömrümüz boyunca bir daha asla yaşanmayacak. Çünkü bu Şubat ayında 4 Pazar, 4 Pazartesi, 4 Salı, 4 Çarşamba, 4 Perşembe, 4 Cuma ve 4 Cumartesi var. Bu sadece 823 yılda bir gerçekleşiyor.

823 yılda bir olanı yaşamak güzel. En güzeli de yoğun yağmurlarla yükünü tutmaya başlayan barajların şimdi de yağan karlar sonrasında doluluk oranın artacak olması. Şimdiden Süloğlu barajının yüzde elliye, Kayalı’nın da yüzde yirmi beşleri bulduğu bilgilerini alıyoruz. 2026 yazında susuzluk yaşamayacağımız anlamına geliyor bu da.

Günü yarılıyorum karlı yollarda kahvelerde. Verdiğim enerjiye yerine koyma zamanı. Öğleni geçen saatlerde eve yolculukla bitiriyorum günü, hanımın acılı kuru fasulyesine kaşık sallama zamanı, yanında bulgur pilavı ve turşusuyla birlikte.

EMEKLİLİK Mİ?

“Ne emekliliği be, emekli maaşıyla geçinilir mi” diye sinirli sinirli söylendi karısının sözlerine.

“Sen emekli oldun da çok şakıttın sanki! Yirmi bin yeni olacak maaşın. Dua et anam kızanlarımıza baktı çalıştın biraz fabrikada ucundam emekli olabildin, o da senin masraflarına bile yetmiyor baksana.”

Askerden sonra devlet dairesine girmiş, anasının ısrarıyla görücü usulü evlenmişti. İlk kızanlarından sonra yetmemeye başlayan memur maaşı nedeniyle karısını fabrikaya işe koşmuştu. Arada ikinci çocukları olmasına karşın anacığı kızanlara bakmaya devam etmiş karısı da tazminatlı ilk çıkışını aldığında “yeter artık” diyerek işi bırakmıştı.

Okula giden iki çocukla karısının aldığı tazminat iki yılda erimiş, ardından karısının emekliliği gelmiş kıt kanaat geçinmişler, kızanlarını okutup harç, borç ikisini de evlendirmişlerdi.

Nihayet ilk arabalarına kavuştular kızanları baş göz edince. İkinci el, yirmi yaşındaydı arabaları, bankadan kredi çekerek. Borcu daha yeni bitmişti bozuldu arabaları. Yeni motor yaptırdılar ve ilk uzun tatillerine çıktılar.

Üç haftalık bir geziyle Türkiye’nin yedi bölgesinde teker eskittiler. Öğretmen evlerinde, kamu kurumlarında, pansiyonlarda konaklayarak gezdiler. Gezi bittiğinde kredi kartlarının limitleri de bitmişti. Altı ay kredi kartı borçlarını ödediler. Ama mutluydular, yıllarca erteledikleri dileklerini gerçek olmuştu sonunda ya.

Sevmişlerdi gezmeyi. Her yıl bir taraflara gezi planları yapmaya başladı yaşlı karı koca. “Bir ay tatil yaparız gerekirse on bir ay borçları öderiz, canımızdan önemli mi?” diyerek hayaller kurarken bir yıl sonranın hayallerini kurmaya başladılar. Kim bilir belki Avrupa’ya bile turlara giderlerdi, neden olmasın ki?

Bir sonraki tatili ertelemek zorunda kaldılar. Ne de olsa bir torunları olmuştu ve çok mutluydular. “Bir sene nedir? “Kırk yıl bekledik bir sene mi daha bekleyemeceğiz” diye düşünerek sevgiyle sarıldılar torunlarına, bakımını da üstlendiler. Artık çalışmayan gelinleri nedeniyle çocuklarının daralan bütçelerine yardım için torunun bezleri, mutfaktı derken kendi bütçeleri başladı daralmaya.

Ardından diğer oğullarından da bir torun geldi senesi dolmadan. İlk toruna bakarken diğer toruna bakmamak olur mu diyerek iki torun birden bakmaya başladı babaanne. Dede de mesailerden kalan cumartesi pazarları torunlarıyla geçirmeye başladı. Ardından birer torun daha, oldu mu dört torun.

Ne bütçe kaldı ne de zaman tatil yapmaya. Emekli olsa bir türlü olmasa bir türlü. Seyyanen 2023 yılında aldıkları zam sonrasında maaşları biraz nefes aldırmıştı. Oysa şimdi karısının emekli maaşı, kendi zamlı maaşıyla bile zor çıkartıyorlardı ay sonunu.

Karısıyla birlikte kurdukları bir hayal vardı gençlik yıllarında. Çocukları evlendikten sonra kendisi de emekli olacak, Edirne’deki evlerini satarak Enez’de veya Ege’de bir yazlık alarak bütün yılı orada geçireceklerdi.

Bütün hayallere veda ettikleri gibi artık arabalarını bile sitenin garajından çıkarmaya ne zamanları, ne de bütçeleri yetmez olmuştu.

“Gel de emekli ol şimdi” diye tekrar söylendiğini duymadı karısı. Emekli olsa maaşının yarısını bile alamayacaktı sonuçta. Bunları düşünürken açık televizyonda spikerin üniversite hocalarının emeklilik yaş sınırının 67’den 72’ye yükseltildiğini duyunca dikkat kesildi.

“Memurların da yükseltirler mi acaba?”diye düşündü. 62 yaşına gelmişti bile. Ne kalmıştı burada zorla emekli edileceği 65 yaşına. Düşündükçe uykuları kaçıyordu. “O kanun bi çıksın çalışırım ben de 72 yaşına kadar, hem de o partiye oy vermezsem…” diyerek hayaller kurmaya başladı.