Yazar arşivleri: Mehmet ŞELECİ

‘Polisimiz masal dinlemek istemiyor’

Cumhuriyet Halk Partisi Edirne İl Başkanı Yücel Balkanlı, Türk polisinin artık masal dinlemek istemediğini, dertlerine çözüm istediğini söyledi.

Başkan Balkanlı, TBMM’de polislerin çalışma koşullarının düzeltilmesi ile ilgili verilen önergeye ‘’ Ben de polisim, teşkilattan geldim‘’ diyen ancak oylamada önergeye RET oyu veren AKP Kocaeli Milletvekili Veysel Tipioğlu ile ilgili olarak açıklama yaptı. Balkanlı yaptığı açıklamada, “Sayın Milletvekili Ben de polisim, polisler dertli” diyerek kürsüde konuşacaksınız” dedi.

Balkanlı açıklamasında, “Ama polisimizin sorunlarının araştırılması, çözüm yollarının bulunması için verilen önergeye “RET” oyu vereceksiniz! Bu ikiyüzlülük nedir?” şeklinde görüşlerine yer verdi.

CHP Edirne İl Başkanı Yücel Balkanlı, AKP grubu adına görüş belirten Kocaeli Milletvekili Veysel Tipioğlu’nun 35 yıl emniyet teşkilatında görev yaptığını, sahadan geldiğini ve sorunları bildiğini söylediğini hatırlattı.

“BU NASIL ÇELİŞKİ”

Balkanlı açıklamasında şunlara yer verdi:

Ama konu çözüm üretmeye gelince, polisimizin hakkını arayan Meclis araştırmasına “hayır” diyor! Bu nasıl bir çelişkidir? Bu nasıl bir samimiyetsizliktir? 23 yıldır ülkeyi yöneten AKP iktidarı; Sadece polislerimizi değil, bu ülkenin tüm emekçilerini ağır çalışma koşulları, düşük ücretler ve güvencesizlikle karşı karşıya bırakmıştır. Emniyet çalışanlarımız uzun mesai saatleri, artan iş yükü, yetersiz özlük hakları ve ekonomik zorluklar altında adeta ezilmeye  mahkûm edilmiştir.

Bugün gelinen noktada;

Ekonomi derin bir kriz içindedir, alım gücü düşmüş, emekçinin alın teri değersizleştirilmiştir. Toplumsal yapı zedelenmiş, adalet duygusu yara almıştır.

Sosyal devlet anlayışı zayıflatılmış, vatandaş yalnız bırakılmıştır.

Polislerimiz, gecesini gündüzüne katan, bayramını ailesinden uzakta geçiren, canı pahasına görev yapan bu ülkenin onurlu emekçileridir.

‘MASAL ANLATMAYIN’

Buradan açıkça söylüyoruz:

Polisimize masal anlatmayın. Zor şartlar altında görev yapan polislerimizin duygularını sömürmeyi bırakın. Polisimiz artık sizlerden hamasi sözler duymak istemiyor, çözüm bekliyor. AKP iktidarı olarak bu sesi duyun ve gereğini yapın.

Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz polisimizin insanca çalışma koşullarına kavuşmasını, özlük haklarının iyileştirilmesini, görev yükünün adil dağıtılmasını, emeklerinin karşılığını almasını savunuyoruz.

Çünkü biz biliyoruz ki;

Hak, hukuk, adalet sadece sözle değil, alınan kararlarla hayat bulur.

POLİSLERE SESLENDİ

Buradan emniyet teşkilatımıza ve polislerimize de sesleniyoruz: Artık yaşanan bu tabloyu görmezden gelmeyin. Duygularınızın sömürülmesine izin vermeyin. Alın terinizin değersizleştirilmesine sessiz kalmayın. Sandık önünüze geldiğinde; yaşadığınız gerçekleri, çalışma şartlarınızı ve size reva görülen bu düzeni unutmayın…

Ve gereğini yapın!

Çünkü bu ülkenin emekçileri sahipsiz değildir!

“Narko Anne” eğitimi!

Edirne’de “En İyi Narkotik Polisi Anne” projesi kapsamında düzenlenen etkinlikte, annelere uyuşturucuyla mücadelede izlenecek yollar anlatıldı.

Edirne Cumhuriyetin Özgür Kadınları Derneği, toplumsal farkındalık oluşturmayı hedefleyen anlamlı bir programa ev sahipliği yaptı.

Dernek binasında gerçekleştirilen organizasyon çerçevesinde, İçişleri Bakanlığı’nın vizyon projelerinden biri olan “Narko Anne” eğitimi düzenlendi. Narkorehber ve Narkolog Eğitmen Hakan Yılmaz tarafından gerçekleştirilen sunumda; uyuşturucu ile mücadelede annelerin stratejik rolü, bağımlılık belirtilerinin erken fark edilmesi ve yasal destek mekanizmaları hakkında katılımcılara kapsamlı bilgiler aktarıldı.

Eğitim programının ardından bir açıklama yapan Edirne Cumhuriyetin Özgür Kadınları Derneği Başkanı Zuhal Azseven, toplumsal huzurun tesisi ve gençlerin korunması noktasında annelerin bilinçlenmesinin önemine dikkat çekti.

Azseven, “Geleceğimizin teminatı olan çocuklarımızın güvenliği için fedakarca görev yapan emniyet teşkilatımıza teşekkürlerimizi sunuyoruz. Bu anlamlı eğitim vesilesiyle Türk Polis Teşkilatı’nın 181. kuruluş yıl dönümünü gönülden kutluyoruz,” ifadelerini kullandı.

Klorheksidin Nedir ve Neden Bu Kadar Önemlidir

Günlük yaşamda hijyenin önemi giderek daha fazla hissedilirken, klorheksidin içeren ürünler güvenilir çözümler arasında öne çıkmaktadır. Klorheksidin, geniş spektrumlu bir antiseptik bileşen olarak bakteri, virüs ve bazı mantar türlerine karşı etkili bir koruma sağlayan güçlü bir kimyasal yapıdadır. Sağlık alanında yıllardır kullanılan bu madde, özellikle cilt temizliği ve yara bakımında tercih edilmesiyle bilinir. Mikroorganizmaların hücre zarını bozarak etkisini gösteren bu bileşen, sadece yüzeysel temizlik değil aynı zamanda derinlemesine hijyen sağlar. Bu yönüyle hem bireysel kullanımda hem de profesyonel alanlarda güvenilir bir seçenek haline gelmiştir. Modern hijyen anlayışında yerini sağlamlaştıran bu içerik, etkili olduğu kadar güvenli kullanım avantajı ile de dikkat çekmektedir.

Klorheksidin Solüsyon Kullanım Alanları ve Avantajları

Hijyen uygulamalarında geniş kullanım alanı sunan klorheksidin solüsyon, pratikliği ve etkinliği sayesinde farklı sektörlerde kendine yer bulmaktadır. Klorheksidin solüsyon, özellikle sağlık kuruluşlarında ameliyat öncesi cilt antisepsisi, yara temizliği ve medikal ekipmanların dezenfeksiyonu gibi kritik işlemlerde kullanılmaktadır. Bununla birlikte ev ortamında da küçük kesik ve sıyrıkların temizliğinde güvenle tercih edilebilen bir çözüm sunar. Kullanım kolaylığı sağlayan sıvı formu, yüzeye eşit şekilde uygulanmasını mümkün kılar ve hızlı etki gösterir. Kullanıcıya zaman kazandırırken hijyen standardını da yükseltir. Bu özellikleriyle yalnızca bir temizlik ürünü değil, aynı zamanda etkili bir koruma kalkanı görevi üstlenir.

Klorheksidin İçeren Ürünlerde Güven ve Kalite Yaklaşımı

Hijyen ürünlerinde kalite, doğrudan kullanıcı sağlığını etkileyen en önemli unsurlardan biridir ve bu noktada klorheksidin içeren çözümler güvenilirliği ile ön plana çıkar. Klorheksidin, doğru formülasyonla kullanıldığında ciltle uyumlu yapısını koruyarak tahriş riskini minimuma indirir. Bu da onu uzun süreli kullanımlar için ideal hale getirir. Özellikle sağlık sektöründe tercih edilmesinin temel nedeni, hem etkili hem de kontrollü bir antiseptik sunmasıdır. Güvenilir üretim standartlarına sahip ürünlerde kullanılan bu bileşen, hijyenin sadece görünür değil aynı zamanda mikrobiyolojik düzeyde sağlanmasına katkıda bulunur. Kullanıcılar açısından bakıldığında ise bu durum, gönül rahatlığıyla tercih edilebilecek bir çözüm anlamına gelir.

Klorheksidin Solüsyon ile Profesyonel Hijyen Deneyimi

Günümüzde hijyen standartlarının yükselmesiyle birlikte klorheksidin solüsyon kullanımı daha da yaygın hale gelmiştir. Klorheksidin solüsyon, yalnızca etkili bir temizlik sağlamakla kalmaz, aynı zamanda profesyonel hijyen deneyimini günlük yaşama taşır. Özellikle yoğun kullanım gerektiren alanlarda hızlı etki göstermesi ve kalıcı koruma sağlaması büyük avantaj sunar. Kullanım sonrası yüzeyde bıraktığı koruyucu etki, mikroorganizmaların yeniden oluşumunu geciktirir ve daha uzun süreli hijyen sağlar. Bu da hem zaman hem de maliyet açısından önemli bir fayda yaratır. Kullanıcı beklentilerini karşılayan bu çözüm, modern yaşamın vazgeçilmez hijyen yardımcılarından biri haline gelmiştir.

Uyarı levhası korur mu!?

Söğütlük Orman Parkı Millet Bahçesi’ne yürüyüşe giden bir vatandaşın çekip Haber Merkezimize gönderdiği fotoğraflar; görenlere, “Kaskınızı takmadan gitmeyin” dedirtecek cinsten.

Ormanın iç kısımlarına uzanan oturma ve yürüyüş bölümlerde budamaları yapılmayan birçok ağaçtan kopan, kırılan ancak yere düşmeyip ağaçlara asılı kalan dallar, dikkatli gözlerden kaçmıyor. Bu durumun yetkililerin de bilgisi dahilinde olduğunun; Millet Bahçesi’nde bir çok yerde, “Ağaç dalları düşebilir” yazılı uyarı levhalarından da anlaşıldığını kaydeden vatandaş; gözden kaçabilen bir konuya iyi niyetli bir uyarıda bulunduğunu belirterek şöyle diyor.

“En garanti çözüm bu tür tehlike arz eden yerlerde budama yapılmasıdır. Bu sakin ve dingin ortamda yürüyüş veya piknik yapan, kitap okuyan, bebeğini gezdiren insanlar sıfır risk altında olmalı. Özellikle rüzgarlı havalarda yaşanacak olası üzücü kazalar meydana gelebilir”

Enez’e yeni kooperatif

Kartopu ve Enez Sahil Derneği’nin İzmir ve Kuşadası gezisinin değerlendirildiği toplantıda, Enez’de de kooperatif çatısı altında yapılabilecek önemli atımlar olduğu, bu konuda çalışmaya başlanmasında fikir birliğine varıldı.  Gezinin hiçbir olumsuzluk yaşanmadan tamamlanması, Bademler ve Kuşadası Kooperatiflerinde görülenlerin ve ufuk açan bilgilerin önemi katılanların tümü tarafından dile getirildi.

Toplantı sonunda bir değerlendirme yapan Dernek Başkanları Hasan Akkuş ve Ulaş Demiray, söz konusu gezinin kooperatifleri ciddiye alan ve gönül veren herkes için çok önemli ve görkemli bir gezi olduğunu belirtti. Başkanlar “Bu sektörde Ege yöresinde öne çıkan önder kadınlarla Trakya’nın öncü kooperatifçi kadınlarını buluşturduk. Gördüklerimizden, işittiklerimizden çok yararlandık. En önemlisi tarım sektöründe kadın ya da erkek üreticilerin kooperatiflerde örgütlenerek daha da güçlenebileceğinin tanığı olduk” dedi.

Akkuş ve Demiray,  “Bu gezide bize geniş zaman ayıran İzmir Köy-KOOP Başkanı Sn. Neptün Soyer’e, Bademler Köyü Kooperatif Vakfı Başkanı Sn. Hülya Türkmenoğlu’na, KUŞAKK Kooperatifi Yöneticileri Sn. Şerife Atınç, Sn. Nil Kayalı ve Sn. Nazlı Deniz Kuruoğlu’na, Gezinin organizasyonunda en baştan itibaren yanımızda olan Sn. Ayşe Günbey Şerifoğlu’na ve grubumuza Efes Harabeleri’nde ve Meryem Ana Evi’nde harika anlatımıyla gezimize büyük değer katan Sn. Vecdi Şerifoğlu’na sonsuz teşekkürlerimizi sunarız” diye sözlerine ekledi.

Gezinin ışığında toplanan gezginler Enez’de de kooperatif çatısı altında yapılabilecek önemli atımlar olduğunu belirleyerek çalışmaya başlanmasında fikir birliğine vararak yörelerinde ele alınacak zenginlikleri belirlemeye başladı.. Keçi peyniri, badem ezmesi, ceviz, incir reçeli keçi sütünden anne devam sütü, seramik üretimi, el sanatları gibi ürünlerin değerlendirilmesinin mümkün olduğu anlaşıldı. Sonuçta yeni bir kooperatif kurmanın kaçınılmaz olduğu kanaatine varıldı.

Kurulacak kooperatifle çevre kooperatiflerle dayanışma ve birlikte pazarlama konularında da önemli iş birliği sağlanabileceği, güçlü ve başarılı bir kooperatifle Enez’de her evin bir odasının atölyeye dönüşebileceği, istihdam sağlanabileceği, göçün önlenebileceği belirlendi..

Üretim kooperatifçiliğinin ekonomik getirisi kadar sosyal yaşama, dayanışmaya, kültür ve sanata katkıları da toplantıda dile getirildi.

TÜ’de Milli Teknoloji Atölyesi

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı öncülüğünde, TÜBİTAK desteğiyle hayata geçirilen Milli Teknoloji Atölyeleri projesi kapsamında yürütülen çalışmalar ülke genelinde hız kesmeden devam ederken, Trakya Üniversitesi de bu vizyonun önemli bir parçası olma yolunda ilerliyor. Daha önce kurulumu tamamlanan 11 atölyenin ardından Trakya Üniversitesi, üniversite bünyesinde kurulacak 12’nci atölye olarak projede yer almaya hazırlanıyor.

2025 yılında TÜBİTAK’a yapılan başvurunun kabul edilmesiyle başlatılan proje kapsamında kurulacak atölye; öğrencilerin bilimsel ve teknolojik çalışmalara aktif katılımını artırmayı hedefliyor. Atölye, özellikle teknoloji yarışmalarına katılan öğrenci takımlarına makine, teçhizat ve sarf malzeme desteği sağlayacak; aynı zamanda proje geliştirme süreçleri için modern ve donanımlı bir çalışma ortamı sunacak.

Milli Teknoloji Atölyesi Destek Programı kapsamında, Trakya Üniversitesi’nin de aralarında bulunduğu yaklaşık 50 üniversite destek almaya hak kazanırken, Edirne’de kurulacak bu atölyenin tamamlanmasıyla birlikte bölgedeki teknoloji üretim kapasitesine ve nitelikli insan kaynağı yetiştirilmesine önemli katkılar sunması bekleniyor.

Türkiye’nin “Milli Teknoloji Hamlesi” vizyonu doğrultusunda hayata geçirilen proje, gençlerin yenilikçi fikirlerini somut çıktılara dönüştürebilecekleri güçlü bir ekosistemin önemli bir parçası olarak konumlanıyor.

Trakya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Hatipler, atölyenin kurulacağı alanda incelemelerde bulunarak yürütülen çalışmalar hakkında yetkililerden bilgi aldı.

Rektör Hatipler, üniversite bünyesinde kurulacak olan Milli Teknoloji Atölyesi’nin, öğrencilerin üretim odaklı çalışmalarına önemli katkılar sağlayacağını ifade etti.

Ziyarette Rektör yardımcıları Prof. Dr. Mustafa Tan ve Prof. Dr. Eylem Bayır da hazır bulundu.

Em. Komiser Fikret Bodur vefat etti

Ayşekadın semti sakinlerinden Emekli Komiser Fikret Bodur 79 yaşında vefat etti. Bir süredir rahatsızlığı nedeniyle tedavi altında olan Fikret Bodur; merhum Hacı Osman ve merhume Hacı Nesibe Bodur’un oğullarıydı.
Zühre Bodur’un eşi, Erkan, Neslihan ve merhum Hakan Bodur’un babaları olan merhum; İsmail Bodur’un kardeşi, Regaip, Nihat ve Halil Bodur’un ağabeyleriydi. Merhum; Emekli Komiser dün Ayşekadın Camisinde öğle namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Yeni Şehir Mezarlığında toprağa verildi.

MEDİHA ARICANLI VEFAT ETTİ
Merhum Murat Arıcanlı’nın eşi, Sevim İşliyenler, Sevgi Arıcanlı, Gülşen Kaçar, Sevil Becker’in anneleri, Çetin İşliyenler, Hasan Kaçar, Stephan Becker’in kayınvalideleri, İlker, Soner, Adrian ve Ekin’in anneanneleri Mediha Arıcanlı 91 yaşında vefat etti. Merhume; dün Lala Şahin Paşa Camisinde öğle namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Buçuktepe Mezarlığında toprağa verildi.

İSMET DEVECİ VEFAT ETTİ
Tayakadın Köyü sakinlerinden ve merhume Müzeyyen Deveci’nin eşi, Ayhan ve Aydın Deveci’nin babaları, Burcu Bucak, Şebnem Deveci. Burak Deveci ve Melike Durucanlı’nın dedeleri İsmet Deveci 84 yaşında vefat etti. Merhum; dün Tayakadın Köy Camisinde öğle namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Köy Mezarlığında toprağa verildi.

EMRAH KOÇ VEFAT ETTİ
Merhum Eyüp Koç ile Nazime Koç’un oğulları, Zeynep Koç’un ağabeyi Emrah Koç 39 yaşında vefat etti. Merhum; dün Kıyık Yeni Camide öğle namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Acı Çeşme Mezarlığında toprağa verildi.

‘Laiklik yoksa demokrasi de yoktur!’

Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Edirne Şubesi’nce 10 Nisan Laiklik Günü dolayısıyla yapılan açıklamada, “Laiklik; insan aklının dogmalara tutsaklıktan kurtularak özgürleşmesi, bilimsel bilgi ile donanarak aydınlanmasıdır” denildi.

ADD Edirne Şubesi’nin 10 Nisan Laiklik Günü açıklamasında şunlara yer verildi:

“Demokratik bir yönetim ve hukuk devleti idaresinde barış içinde birlikte yaşamanın güvencesidir laiklik.

Uluslaşmak ve ulusal bağımsızlık, düşünce ve ifade özgürlüğü, bilim ve sanatta yaratıcılık ve üretkenlik, kadının eşit ve özgür birey olarak yaşamın her alanında yer alması, fikri hür irfanı hür vicdanı hür nesiller yetiştiren çağcıl ve bilimsel eğitim, bütüncül kalkınma, hakça bölüşüm, emeğin en yüce değer olduğu bilinci, bağımsız yargı, uygar dünyanın onurlu üyesi olmak, kısacası; insana yaraşır bir yaşam ancak laik devlet, laik yurttaş ve laik toplumla olanaklıdır.

Laiklik, din ve devlet işlerinin değil, din ve dünya işlerinin birbirinden ayrılmasıdır!

10 Nisan 1928, uzun yıllardır siyasi iktidarların görmezden geldikleri, unutturmak için ellerinden geleni yaptıkları Laik Cumhuriyet’in ve Aydınlanma Devrimi’nin en önemli adımının atıldığı gündür.

9 Nisan 1928 tarihinde Başbakan İsmet İnönü ve 120 milletvekili tarafından verilen ve 1924 Anayasası’nın;  ‘Türkiye Devleti’nin dini, Din-i İslam’dır, Resmi Dili Türkçedir, Makarrı Ankara şehridir’ diyen 2. maddesinden “dini, Din-i İslam’dır” ibaresini, 16. maddesindeki milletvekili yemini ile 38. maddesindeki Cumhurbaşkanı yemininden ‘Vallahi’ sözcüğünü ve 26. maddesinden din işlerinin düzenlenmesini TBMM’nin görevleri arasında sayan cümleyi çıkartan yasa önerisi 264 üyenin oy birliği ile kabul edilmiş ve 10 Nisan 1928 tarihli Resmi Gazete’de 1220 sayı ile yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Böylelikle laiklik kanun olarak da devlet ve toplum yaşamında yerini almıştır.

İnsan topluluklarında tarih boyunca kaba kuvvet, aile, büyücülük, doğa güçleri ve benzerlerine dayanılarak kullanılan yönetme erki, devletlerin ortaya çıkmasıyla ve zaman içinde tanrı adı verilen ilahi referanslarla kullanılır olmuştur. İnsanlık tarihinde tanrısal yönetim yetkisine ilk güçlü itiraz 1789 Büyük Fransız Devrimi ile gelmiş, bu devrim, uluslaşmayı ve Ulus Devletleri de beraberinde getirmiştir.

1789 Fransız İhtilali Osmanlı’yı da etkilemiştir. Mutlakiyet karşıtı hareketler başlamış, hürriyet (özgürlük), müsavat (eşitlik), uhuvvet (kardeşlik) fikirleri Namık Kemal, Tevfik Fikret, Ziya Paşa gibi şair ve aydınlar öncülüğünde yayılmıştır. Yeni Osmanlılar, Jön Türkler adlarıyla örgütlenen kitlelerin güçlü direnişleriyle 23 Aralık 1876’da Mithat Paşa başkanlığındaki komisyonun hazırladığı Kanun-ı Esasi’nin (Anayasa) yürürlüğe girmesiyle Meşrutiyet (Anayasal Monarşi) rejimine geçilmişse de, 2. Abdülhamit’in 1877-1878 Osmanlı Rus Savaşı yenilgisi bahanesiyle Meclis-i Mebusan’ı kapatması sonucu uzun ömürlü olmamış, ama fikirleri yaşamaya ve halkı etkilemeye devam etmiştir.

Mustafa Kemal Paşa ve Ankara’ya ulaşabilen 153 milletvekili de bu esinle 23 Nisan 1920 günü Büyük Millet Meclisi’ni (BMM) açarken yetkiyi Allah’ın yeryüzündeki gölgesi Halife-i rûy-i zemin Padişahtan değil, milletten aldıklarını ‘Hakimiyetbilakaydü şart milletindir’ diye belirterek çok önemli bir adım atmışlardır. Bu adım; sadece vatanı kurtarmanın değil, 600 yıldır süren bir düzenin kullarından özgür yurttaşlar yaratmanın da yolunu açmıştır.

Zafere ulaştırılan Milli Mücadele’nin hemen ardından Mustafa Kemal Paşa ve Kemalist Devrim kadroları 1 Kasım 1922’de Saltanata son vermiş, 29 Ekim 1923’de Cumhuriyeti ilan etmiş, 3 Mart 1924’de Hilafeti kaldırmış, 10 Nisan 1928’de yürürlüğe soktukları 1220 sayılı yasa ile Anayasada gerekli değişiklikleri yapıp devleti kanunen de laikleştirmişlerdir. Böylece Atatürk’ün; henüz işgal devam ederken, Lozan’dan ve Cumhuriyet’ten aylar önce, 16 Ocak 1923 tarihli İzmit gazeteciler buluşmasında verdiği ‘devletin dini’ konusunun ilk fırsatta çözüleceği sözü, Nutuk’un okunmasından sadece 4 ay 10 gün sonra yerine getirilmiştir.

Bugün 10 Nisan Laiklik Günü’nü unutturma çabası içinde olan, halkın kutsal din duygularını istismar eden ve Anayasanın ilk üç maddesini değiştirip laiklik ilkesini yok etmeye çalışan aymazlar; meşruiyetlerinin kaynağını kurutmaya, bindikleri dalı kesmeye çalıştıklarının farkında değiller. Aldıkları kararları kutsal inançlara dayandırarak muhalefetsiz iktidar özlemi çekenler, demokrasinin olmazsa olmazının laiklik olduğunu akıllarından çıkarmamalıdırlar. Laikliğin değerini öğrenmenin en pahalı ve en acılı yolu, bu temel ilkeyi ve dolayısıyla demokrasiyi yitirip teokratik bir diktanın tutsağı olmaktır. Bunu görmek için sadece Afganistan’a bakmak bile yeterlidir. Laiklik ve Atatürk 103 yıldır milletçe altında güvenle yaşadığımız Cumhuriyet Kubbesi’nin ‘Kilit Taşı’dır, zinhar oynanmamalıdır.

Atatürkçü Düşünce Derneği; Türk İstiklâl ve Cumhuriyeti’nin laik niteliğini sonsuza dek koruma ve yaşatma azim ve kararında olduğunu bir kez daha kamuoyu ile paylaşmayı, ülkemizi yöneten ve yönetmeye talip olan herkesi de bu azim ve kararlılıkla hareket etmeye çağırmayı görevi saymaktadır. 10 Nisan Laiklik Günü kutlu olsun!”