Yazar arşivleri: Mehmet ŞELECİ

Yolcu midibüsüyle polis aracı çarpıştı!

Olgay GÜLER

Edirne’de meydana gelen kazada polis aracıyla yolcu midibüsü çarpıştı.

Kaza, 14.00 sıralarında Mithatpaşa Mahallesi Arif Paşa Caddesi üzerinde meydana geldi. Cadde üzerinde seyir halindeki A.K. yönetimindeki 22 M 0115 plakalı midibüs, yan yoldan gelen polis aracıyla çarpıştı.

Çarpmanın etkisiyle iki araçta da hasar meydana geldi. İhbarla bölgeye polis ve sağlık ekipleri sevk edildi. Kazada yaralanan olmazken, cadde bir süre trafiğe kapatıldı.

Güvenlik kamerasına da yansıyan kazayla ilgili inceleme başlatıldı.

Ayçiçeği’nde ‘yerli ve milli’ hasat

Olgay GÜLER

Edirne’de, 2019’da özel sektör, ticaret borsaları ve üniversiteler iş birliğiyle üretilen, yerli ve milli hibrit ayçiçeği tohumunda gelişimini tamamlayan ürünlerin hasadı yapıldı.

Trakya’da faaliyet gösteren 32 özel tohum firması, 10 ticaret borsası ve Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi iş birliğinde 2019 yılında Trakya Tohum A.Ş. kuruldu. Yerli ve milli tohum üretmek amacıyla kurulan firma, aradan geçen süreçte yıllık 5 ile 6 ton arasında değişen tohumluk üretimini 2024 yılında yaklaşık 200 tona çıkardı. Firma, bu süreçte toplam 4 yerli ve milli hibrit ayçiçeği tohum çeşidi geliştirdi. Bölgede bu yıl yerli ve milli tohumla ekilen ve gelişimini tamamlayan ürünler için Uzunköprü ilçesine bağlı Alıç köyünde hasat yapıldı. Hasat etkinliğine Edirne Valisi Yunus Sezer, AK Parti Edirne Milletvekili Fatma Aksal, CHP Edirne Milletvekili Ediz Ün, Trakya Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Mahmut Şahin, kamu kurum ve kuruluş ile oda, borsa temsilcileri ve üreticiler katıldı.

‘YURTDIŞINA BAĞIMLILIĞIMIZIN AZALMASI ÖNEMLİ’

Burada konuşan Edirne Valisi Yunus Sezer, Edirne’nin tarımda Türkiye’ye örnek olduğunu belirterek, “Bazı ürünlerde dünya ortalamasının üzerinde hasat yapıldığını biliyoruz çeltikte olduğu gibi. Bugün ayçiçeğinde Türkiye’nin üçüncüsüyüz üretim bakımından ve 1 milyon 260 bin dekar alanda bir üretim gerçekleştirdik. Geçen yıl kuraklığa rağmen dekarda yaklaşık 200 kilogram bir verim elde ettik. Bu sene bu oranı da geçmiş bulunuyoruz. Dekarda yaklaşık 217 kilogram verim bekliyoruz. İnşallah bazı yerlerde sulanabilen ve yağış alan yerlerde 300 kilogramın üzerinde bir verim elde edilmiş durumda. Bu bizi çok mutlu ediyor. Çünkü çiftçimizin, üreticimizin yüzünün gülmesi bizi de mutlu ediyor. Ayçiçeği konusunda, yağlı tohumlar konusunda malumunuz ülkemiz ithalat yapıyor. Bu noktada da bağımlılığımızın azalması ve ülkemizin kaynaklarının yurt dışına gitmemesi bizim açımızdan son derece önemli” dedi. 

‘VERİM İTHAL ETTİĞİMİZ TOHUMLAR KADAR İYİ’

Yerli ve milli ayçiçeği tohumu ekiminin yaygınlaşmasının önemine değinen Sezer, “Bunun giderek yaygınlaştığını görmek ve çiftçilerimizin de bunu beğenmesi ve bunu tarlalarında uygulaması çok önemli. Çünkü her uygulamadığımız, kendi yerli ve milli tohumumuzu geliştirmediğimiz zaman yurt dışından dövizle tohum alıyoruz. Milli kaynaklarımızı dışarıya gönderiyoruz. Bunun da ithal ettiğimiz tohumlar kadar verimli olması, hem yağ oranı bakımından, hem de ürün verimliliği bakımından en az ithal edilen tohumlar kadar olması bu da sevindirici. Burada Tohum A.Ş.’ye bir görev düşüyor. Yani bu ithal edilen tohumlardan, hem verim olarak, hem de yağ olarak daha fazla olması için de çalışmaların sürdürülmesi lazım bence. Böyle olursak tüm Türkiye’de bu tohumumuzu daha fazla alanda yaygınlaştırırız diye düşünüyorum” diye konuştu.

Trakya Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Mahmut Şahin de, yerli ve milli ayçiçeği tohumunu ilk olarak 2019’de üretmeye başladıklarını söyledi. Şahin, “2019 yılında başlayan bu serüvende 2022 yılında 3.5 ton üretebildik. Ama sadece Trakya’da olan üç ilde 3.5 tonla başlayan hikayemiz bugün Çanakkale’den Balıkesir’e, Sakarya’dan İzmit’e, Tokat’tan, Samsun’a, Eskişehir’e, Aydın’a kadar 17 ilimizde yaklaşık 250 bin dekarda çiftçilerimizle buluştu. Bu buluşmada tabii ki devletimizin çok büyük desteği var. Ama çiftçilerimizin de buna inanması var. Bu anlamda biz kabul ediyoruz. Yerli, milli, hibrit ayçiçeği olarak Trakya Tohum AŞ olarak yeniyiz, büyümeye çalışıyoruz. Çiftçilerimizi ikna etmeye çalışıyoruz. Ama şuna emin olun ki, ben de bizatihi hasat şenliklerine, ayçiçeğinin büyüme dönemlerine birebir şahit oldum, gittim, test ettim ve şunu gördüğüm birçok alanda; biz yeni olmamıza rağmen Allah’ın yardımı ve inayetiyle diğer yabancı tohumlara neredeyse verim olarak yakın. Yağ oranında neredeyse yakın bir oranda başarabildik” şeklinde konuştu.

Tarım İl Müdürü İslam Köse de, yerli ve milli çeşit ayçiçeği geliştirme çalışmalarının bakanlık tarafından da yakından takip edildiğini ve her yıl Tarım Arazilerinin Kullanımını Etkinleştirilmesi Projesi (TAKE) kapsamında desteklendiğini kaydetti. Köse, Edirne’de 2026 yılında yaklaşık 1 milyon 250 bin dekarlık ayçiçeği alanı ekilişi gerçekleştirildiğini, TAKE çalışmalarında da 275 üreticiye yerli, milli, hibrit ayçiçeği tohumu hibe programlarıyla dağıtıldığını dile getirdi. 

‘DİĞER TOHUMLARDAN DAHA BAŞARILI GÖRDÜM’

Programda konuşan, Keşan’a bağlı Çobançeşmesi köyünde çiftçilik yapan Levent Akan da, geçen yıl ilk kez yerli ve milli ayçiçeği ekimi yaptığını söyleyerek, “Gerçekten diğer çeşitlere oranla ben bir tık daha üzerinde görüyorum. Yani sap yapısıyla, yağ oranıyla ve tane sıkılığıyla diğer tohumlardan daha başarılı gördüm. Geçen yıl yağmur yağmamasına rağmen 305 kilo dönümden tohum aldım. Bu yıl da yine ekimini gerçekleştiğimde 301 kilo geldi. Yağ oranları da diğer tohumlardan çok farklı değil. Ben üreticilerimizin bu konuya gerçekten sahip çıkmalarını istiyorum. Yıllarca hep dış ülkelerden ekim yaptık, paralarımız hep dış ülkelere gitti. Ben üreticilerimizden ricam sahip çıkalım. Tamamını ekmeyelim. Ama en azından yarısına yakınına ekelim, göreceksiniz ki memnun kalacaksınız. Ben bunun garantisini buradan veriyorum” dedi.

Konuşmaların ardından Edirne Valisi Yunus Sezer ve beraberindekiler, ayçiçeği hasadına katılarak, yetkililerden ürünle ilgili bilgi aldı.

Pulmoner hipertansiyonda erken teşhis hayati

Olgay GÜLER

Trakya Üniversitesi (TÜ) Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Çağlar Kaya, tedavi edilmediği takdirde ölüme kadar götürebilecek pulmoner hipertansiyon hastalığında, erken teşhisin önemine dikkat çekti.

TÜ Tıp Dekanlığı tarafından, hastane bünyesindeki Pulmoner Hipertansiyon Kliniği ve hastalığın erken teşhisinin önemine yönelik basın açıklaması düzenlendi. Açıklamaya TÜ Tıp Fakültesi Dekanı Prof.Dr. Sedat Üstündağ ve Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç.Dr.Çağlar Kaya katıldı.

‘ERKEN TANI VE TEŞHİS EN ÖNEMLİSİ’

Pulmoner hipertansiyonla ilgili bilgi veren Doç.Dr. Kaya, hastalığın kalpten akciğere kan taşıyan atardamarlardaki basınç yüksekliğinden kaynaklandığını söyledi. Kaya, “Kalp ve akciğer birbiriyle uyum içerisinde çalışan dolaşım sisteminin önemli iki organıdır. Akciğere giden damardaki bu basınç yüksekliği, hayatı olumsuz etkileyen hatta ani ölüme kadar sebep olan önemli bir sağlık sorunudur. Bu hastalığın hem birçok alt tipi olduğu gibi yaklaşık 35-40 farklı durum ve hastalıklar ilişkilendirilmektedir. Bu hastalıklar pulmoner hipertansiyon dediğimiz duruma neden olabilmektedir. Bu hastalık çabuk yorulma, nefes darlığı, özellikle ilerleyen süreçte diğer hastalıklarla açıklanamayan nefes darlığının, bayılma, göğüs ağrısı gibi durumların da eşlik ettiği şikayetlerle birlikte değerlendirilebilir. En önemlisi bu hastalığın erken tanı ve teşhis edilmesidir” dedi. 

‘OLDUKÇA NADİR GÖRÜLEN BİR HASTALIK’

Hastalığın Türkiye’de milyonda 5 kişide görüldüğünü belirten Doç.Dr.Kaya, “Oldukça nadir görülen ancak ciddi bir sağlık problemi oluşturan bir hastalık olarak karşımıza çıkabilmekte. Birçok alt grubu var ancak özellikle bizim dikkati bugün çekmek istediğimiz pulmoner arteriyel hipertansiyon dediğimiz alt grubuyla ilgili aslında farkındalık yaratmak. Bu hastalar birçok hekim tarafından muayene edilmekte, tetkik edilmekte ancak belli sebeplere bağlanabildiği zaman tabii ki tedavileri yapılabiliyor. Ancak açıklanamadığı durumlarda bu hastalığı düşünmemiz gerekiyor. Bu hastalıkla ilgili başta ekokardiyografi dediğimiz kalp ultrasonu, elektro kardiografi dediğimiz kalbin ritim değerlendirmesi, bilgisayarlı tomografi gibi akciğerin tomografisi, kardiyak MR gibi birçok tetkikle birlikte değerlendirip hastalıkları ayırt etmeye çalışıyoruz” diye konuştu. 

‘GİRİŞİMSEL VE GİRİŞİMSEL OLMAYAN İŞLEMLERİ YAPIYORUZ’

Doç.Dr.Kaya, pulmoner arteriyel hipertansiyonla ilişkilendirilebilecek bazı hastalık grupları olduğunun altını çizerek, “Özellikle ailede daha önceden pulmoner hipertansiyon tanısı almış, doğumsal kalp hastalığı dediğimiz hastalığı olanlar, bağ doku hastalığı dediğimiz romatizmal hastalıkların eşlik ettiği özellikle siklorederma gibi hastalıkları olan kişilerin bu hastalıkla ilgili taranması gerekmektedir. Biz de Trakya Üniversitesi Kardiyoloji Bölümü olarak kardiyoloji polikliniğimizde haftanın bir günü pulmoner hipertansiyon polikliniği yapmaktayız. Burada hastalarımıza ayrıntılı tetkik ediyor, değerlendiriyor, gerekli olan tüm girişimsel ve girişimsel olmayan işlemleri yapıyoruz. Salı günleri sabahtan akşama kadar bu polikliniğimiz hastalara randevulu bir şekilde hizmet vermektedir. Aynı zamanda doğumsal kalp hasta tedavi edilebilir olanları olduğu gibi bazıları tedavi edilemiyor ancak tedavi edilebilir olanlar, özellikle Atriyal Septal Defekt dediğimiz ASD yani kalpte delik dediğimiz durumların da tedavileri bu poliklinikte ve hastanemizde yapılabilmekte. Dolayısıyla pulmoner hipertansiyonun gelişmesine sebep olan bu doğumsal kalp hastalıklarından bir kısmının tedavisi de kliniğimizde yapılabilmekte” şeklinde konuştu. 

‘HER NEFES DARLIĞI, ÇARPINTISI OLANDA GÖRÜLMÜYOR’

Her nefes darlığı, çarpıntısı olan, her çabuk yorulan kişiye pulmoner arteriyel hipertansiyon tanısı konulmadığını belirten Kaya, “Şunu da vurgulamak gerekiyor özellikle. Her nefes darlığı olan, her çarpıntısı olan, her çabuk yorulan kişide pulmoner arteriyel hipertansiyon veya pulmoner hipertansiyon olacak diye bir şey yok. Bunu özellikle vurgulamak gerekiyor. Birçok hastalığın öncelikle değerlendirilmesi, kişinin kendi metabolizması, yani kendi vücudunun çalışma düzeninin değerlendirilmesi neticesinde bazı hastalıklara bağlanamayan nefes darlıkları, yani herhangi bir hastalıkla, özellikle astım, KOAH veya kalp yetmezliği, kalp kapak hastalıkları, böbrek yetmezliği, karaciğer yetmezliği gibi bilinen sebeplerin dışında, açıklayamadığımız nefes darlığını ve bunun süre gelmesinde özellikle bu hastalığı düşünmemiz gerekiyor. Ve aynı zamanda her akciğer basıncı yüksekliği veya pulmoner basınç yüksekliği de pulmoner arteriyel hipertansiyon demek değil. Pulmoner basınç yüksekliğine sebep olan tüm hastalıkların ayrıntılı bir şekilde değerlendirilmesi neticesinde aslında az bir gruba indirdiğimiz bu nadir hastalığa aslında ulaşmaya çalışıyoruz. Burada en önemlisi hastaların geç kalmadan bu hastalığın tanısıyla ilgili değerlendirilmesi ve toplum açısından da ve hekimler açısından da farkındalığın arttırılması gerekmekte” ifadelerini kullandı.

‘SÜREÇ NE KADAR UZARSA, TEDAVİ İMKANI ORTADAN KALKAR’

TÜ Tıp Fakültesi Dekanı Prof.Dr.Sedat Üstündağ da, hastalığın geç teşhisinde ortaya çıkabilecek olumsuz durumlara dikkat çekerek, “Hastalıktaki süreç ne kadar uzunsa, teşhisteki süreç ne kadar uzunsa, tam tedavi imkanı da ortadan kalkmış olur. Oysa daha başlangıçta, nefes darlığı, tıkanıklık hissi, halsizlik, yorgunluk düzeyindeyken bu hastalık teşhis edilebilir ve doğru tedavi edilirse insanlar şifa bulurlar. Yaşam konforları artmış olur. Hocamızın kardiyoloji anabilim dalı bünyesinde kurulan poliklinik de bu hastalığın erken teşhis ve tedavisinde, kısa sürede teşhis ve tedavisinde muhakkak ki hem Edirne’mize hem Trakya bölgemize büyük katkılar sağlayacaktır. Belki de 10 yıl sonra bu kadar çok pulmoner hipertansiyon komplikasyonuyla karşılaşmamış olacağız” dedi.

‘Edirne Peynir Festivali’ çağrısı

Olgay GÜLER

Kendisini ‘Edirne’ ve ‘Beyaz Peynir’ gönüllüsü olarak tanımlayan, Edirne Peynir Merkezi Yetkilisi Bürçehan Oral, coğrafi işaret tescilli Edirne Beyaz Peyniri’nin ulusal ve uluslararası alanda daha güçlü tanıtılması amacıyla bağımsız bir ‘Edirne Peynir Festivali’ düzenlenmesi çağrısında bulundu.

Kentte, bu yıl 18-20 Eylül tarihleri arasında 3’üncü kez düzenlenecek ‘Topraktan Sofraya Edirne Gastronomi Festivali’ için geri sayım sürüyor. Organizasyonun bu seneki teması coğrafi işaret tescilli ‘Edirne Beyaz Peyniri’ olarak belirlenirken, kentin bu alandaki marka değerinin artması hedefleniyor. Tarihi, Edirne’yle birlikte yüzyıllar öncesine dayanan beyaz peynire gönül veren isimlerden, Edirne Peynir Merkezi Yetkilisi Bürçehan Oral da, ‘beyaz altın’ olarak nitelendirdiği Edirne Beyaz Peyniri’yle ilgili toplantı düzenleyerek, önerilerini paylaştı.

‘EDİRNE PEYNİR FESTİVALİ’ ÖNERİSİ

Oral, Edirne Beyaz Peyniri’nin yalnızca bir gıda maddesi olmadığını, aynı zamanda çiftçinin alın terini, üreticinin emeğini ve Edirne’nin kent kimliğini temsil ettiğini söyledi. Son dönemde gastronomi alanında gerçekleştirilen çalışmaları ve Edirne Beyaz Peyniri’ne verilen değeri memnuniyetle takip ettiklerini ifade eden Oral, artık daha büyük hedefler belirlenmesi gerektiğini kaydetti. Oral, “Edirne olarak hedefimizi daha da büyütmek zorundayız. Kentimizin kendi yerel dinamikleriyle önce bölgesel, ardından ulusal ve nihayetinde uluslararası çapta ses getirecek bağımsız bir ‘Edirne Peynir Festivali’ gerçekleştirebilecek güce ve potansiyele sahip olduğuna yürekten inanıyoruz” ifadelerini kullandı.

KIRKPINAR VE EDİRNE MARATONU’NDA TANITIM

Oral, kendi çabalarıyla kentin önemli organizasyonlarında Edirne Beyaz Peyniri’nin tanıtımı için çalışmalar gerçekleştirdiklerini, Kırkpınar Yağlı Güreşleri ile Edirne Maratonu’nda kente gelen misafirlere Edirne Beyaz Peyniri ikram ettiklerini hatırlattı. Oral, “Tüm imkânlarımızı seferber ederek hem son Kırkpınar Yağlı Güreşleri’nde hem de Edirne Maratonu’nda şehrimize gelen yüzlerce misafirimize beyaz altınımızı gururla ikram ettik. Amacımız ve en büyük dileğimiz, Edirne’mizin bu eşsiz lezzetini bir dünya markası haline getirmektir. Bu yolda bir Edirne kent gönüllüsü olarak sorumluluk almaya sonuna kadar hazırız” dedi.

Edirne’nin köklü lezzet mirasının dünyaya duyurulması için ortak hareket edilmesi gerektiğinin altını çizen Oral, “Gelecekte hayata geçirmeyi hedeflediğimiz festival projelerinde şehrimizin tüm kurumlarını, sivil toplum kuruluşlarını ve yerel dinamiklerini iş birliğine davet ediyorum” diye konuştu.

CHP’den Karaağaç ziyareti

Cumhuriyet Halk Partisi Edirne İl Başkanı Özlem Becan, Merkez İlçe Başkanı Öyküm Engin ve yöneticilerle Karaağaç Mahallesinde ev ziyaretinde bulundu.


Başkan Becan, “Hemşehrilerimizle aynı sofranın etrafında buluşup sohbet ettik; mahallemizin sorunlarını, beklentilerini ve taleplerini doğrudan dinledik” diye konuştu.


“Bizim siyasetimiz; kapı kapı gezmek, dinlemek, anlamak ve çözümü birlikte üretmektir” diye konuşan Becan, “Çünkü biliyoruz ki güçlü bir örgüt, halkıyla arasına mesafe koymayan örgüttür. Misafirperverlikleri ve samimi sohbetleri için Karaağaçlı hemşehrilerimize teşekkür ediyoruz. Biz buradayız. Sokağımızda, mahallemizde, halkımızın yanında. Edirneyi dinliyoruz” dedi.

CHP Meriç’e Kaya atandı

Cumhuriyet Halk Partisi Meriç İlçe Başkanlığı’na Saim Kaya getirildi.
Cumhuriyet Halk Partisi Edirne İl Başkanı Özlem Becan, “Kıymetli Başkanımıza, partimizin örgütlü mücadelesini Meriç’de daha da güçlendireceğine olan inancımızla, yeni görevinde başarılar diliyoruz” dedi.


KÜPLÜ ZİYARETİ
Cumhuriyet Halk Partisi Edirne İl Başkanı Özlem Becan, Küplü Belde Belediye Başkanı Sayın Gökmen Altay’ı ziyaret etti.
Başkan Becan, “Kentimizin ve beldelerimizin yararına olan her konuda diyalog ve iş birliğini önemsemeye devam edeceğiz. Nazik ev sahipliği için Sayın Gökmen Altay’a teşekkür ederiz” diye konuştu.

KADEM Edirne İl Temsilciliğine Tuğba Ekrikaya Atandı

KADEM’in “Varoluşta Eşitlik, Sorumlulukta Adalet” ilkesi doğrultusunda Edirne’de kadınların güçlenmesi, toplumsal hayata aktif katılımının desteklenmesi ve aile ile toplum yapısının güçlendirilmesine yönelik çalışmaların yeni dönemde de sürdürülmesi planlanıyor.

Yeni dönemde kadınların ihtiyaçlarına yönelik çözüm odaklı çalışmaların geliştirilmesi, kadınların sosyal, ekonomik ve kültürel hayattaki varlığının güçlendirilmesi ve yerel paydaşlarla iş birliklerinin artırılması hedefleniyor.

Toplumun farklı kesimlerine ulaşan faaliyetlerin yaygınlaştırılması ve toplumsal dayanışmanın güçlendirilmesine yönelik çalışmaların da yeni dönemin öncelikleri arasında yer alması bekleniyor.

Tuğba Ekrikaya’nın göreve başlamasıyla birlikte KADEM Edirne İl Temsilciliğinin kadın, aile ve toplum odaklı çalışmalarına yeni dönemde de devam etmesi hedefleniyor.

Toptan Havlu Alırken Nelere Dikkat Edilmeli? İşletmeler İçin Satın Alma Rehberi

Otel, pansiyon, SPA, hamam, kuaför, spor salonu, ev tekstili mağazası veya e-ticaret işletmesi için toplu havlu satın almak, ilk bakışta yalnızca fiyat karşılaştırmasına dayalı bir işlem gibi görünebilir. Oysa doğru havlunun seçilmesi için gramajdan ölçüye, kullanım alanından ürün kalitesine kadar birçok kriterin birlikte değerlendirilmesi gerekiyor.

Özellikle yüksek miktarlı siparişlerde küçük fiyat farkları toplam maliyet üzerinde önemli değişiklikler yaratırken yanlış ürün seçimi de işletmenin yeniden satın alma yapmak zorunda kalmasına neden olabiliyor.

Bu nedenle toptan havlu satın alırken ürünün nerede ve hangi amaçla kullanılacağı önceden belirlenmeli.

Toptan Havlu Seçiminde İlk Kriter Kullanım Alanıdır

Bir otelin ihtiyacı ile ev tekstili mağazasının ihtiyacı aynı değildir.

Otellerde el, yüz, banyo, ayak ve havuz havluları gibi farklı ölçülerde ürünler kullanılabilir. Kuaförlerde daha küçük, sık yıkanmaya uygun ürünler tercih edilirken SPA merkezlerinde müşteriye daha konforlu bir kullanım hissi sunan yumuşak ve dolgun havlular ön plana çıkabilir.

Plaj ve havuz işletmelerinde ise daha büyük ölçülerde şezlong ve plaj havlularına ihtiyaç duyulur.

Perakende satış yapan işletmelerde durum biraz daha farklıdır. Bu işletmeler farklı renk, ölçü ve fiyat gruplarına sahip ürünleri bir arada bulundurarak daha geniş müşteri kitlesine hitap etmek ister.

Bu nedenle toplu sipariş vermeden önce ürünlerin kullanılacağı alanların belirlenmesi satın alma sürecini önemli ölçüde kolaylaştırır.

Havlu Gramajı Ne Anlama Geliyor?

Havlu alımlarında sık karşılaşılan kavramlardan biri GSM değeridir. GSM, tekstil ürününün metrekare başına ağırlığını ifade eder ve havlunun yapısını değerlendirmek için kullanılan kriterlerden biridir.

Daha hafif ürünler genellikle hızlı kuruma ve daha ekonomik satın alma maliyeti açısından tercih edilebilirken daha yüksek gramajlı ürünler dolgun ve premium bir kullanım hissi sunabilir.

Ancak toptan satın alma yapan işletmeler açısından en yüksek GSM değerine sahip ürünü tercih etmek her zaman gerekli değildir.

Yoğun çamaşır sirkülasyonunun bulunduğu işletmelerde yıkama ve kurutma süresi önemli bir maliyet unsurudur. Dolayısıyla ürün seçiminin işletmenin kullanım biçimine göre yapılması daha doğru sonuç verir.

Pamuk Oranı ve Dokuma Kalitesi Değerlendirilmeli

Toptan havlu seçerken yalnızca ürünün görünüşüne bakmak yeterli olmayabilir.

İplik yapısı, pamuk oranı, dokuma sıklığı, hav yüksekliği ve konfeksiyon kalitesi ürünün kullanım performansı üzerinde etkili olabilir. Özellikle defalarca yıkanacak profesyonel kullanım havlularında kenar dikişleri ve genel ürün dayanıklılığı önem kazanır.

Perakende satış için alınan havlularda ise dokunun yanı sıra tasarım, renk ve ambalaj gibi kriterler de tüketicinin satın alma kararını etkileyebilir.

Bu nedenle numune incelemek veya siparişten önce ürün özelliklerini ayrıntılı şekilde öğrenmek toplu alımlarda riski azaltabilir.

Toptan Havluda Renk ve Ölçü Seçimi

Havlu sektörü çok geniş bir ölçü yelpazesine sahiptir.

El ve yüz havlularından büyük banyo havlularına, plaj ve şezlong havlularından promosyon ürünlerine kadar ölçüler kullanım alanına göre değişebilir.

Beyaz havlular otel, SPA ve sağlık sektöründe yaygın şekilde tercih edilirken renkli ürünler ev tekstili mağazalarında, e-ticaret satışlarında ve farklı ticari projelerde daha fazla seçenek oluşturabilir.

Kurumsal projelerde ise işletmenin marka renkleriyle uyumlu ürünler tercih edilebilir.

Denizli Toptan Havlu Tedarikinde Öne Çıkıyor

Türkiye’de havlu ve bornoz üretimi denildiğinde öne çıkan merkezlerden biri Denizli’dir. Şehirde oluşan tekstil üretim altyapısı sayesinde farklı kalite, renk, ölçü ve kullanım alanlarına yönelik çok sayıda ürün seçeneğine ulaşılabiliyor.

Bu durum hem Türkiye içerisindeki toptancılar hem de ihracat yapan işletmeler açısından Denizli’yi önemli bir tedarik merkezi haline getiriyor.

Denizli merkezli Özay Tekstil de farklı sektörlere yönelik havlu ve ev tekstili ürünlerini toptan alıcılara sunan firmalar arasında yer alıyor. Firmanın güncel toptan havlu seçenekleri üzerinden farklı kullanım alanlarına yönelik ürün grupları incelenebiliyor.

Otel ve Turizm İşletmeleri İçin Havlu Seçimi

Turizm sektöründe havlular işletmenin müşteriye sunduğu hizmet kalitesinin görünen parçalarından biridir.

Otel odasında kullanılan bir havlunun temiz görünmesi, yeterli su emiciliğe sahip olması ve kullanım sonrasında rahatlık sağlaması beklenir. Bunun yanında işletme açısından havlunun yıkama döngülerine uygun olması ve operasyon maliyetlerini gereksiz şekilde yükseltmemesi gerekir.

Bu nedenle otel tekstilinde fiyat ve kalite arasındaki denge özellikle önemlidir.

Butik ve üst segment tesislerde daha yüksek gramajlı ve dolgun ürünler tercih edilebilirken yüksek oda kapasitesine sahip tesislerde dayanıklılık ve operasyonel verimlilik daha ön planda tutulabilir.

Perakendeciler İçin Farklı Kalite Grupları Avantaj Sağlayabilir

Havlu satan mağazalar ve e-ticaret firmaları için tek bir kalite grubuna bağlı kalmak yerine farklı fiyat segmentlerinde ürün bulundurmak avantaj sağlayabilir.

Ekonomik ürün arayan müşteriler ile premium ürün tercih eden tüketicilerin beklentileri farklıdır. Aynı şekilde bazı müşteriler sade beyaz havlu ararken bazıları renkli, desenli veya dekoratif ürünleri tercih edebilir.

Çeşitlilik, işletmelerin daha geniş müşteri kitlesine ulaşmasına yardımcı olur.

Büyük Sipariş Öncesi Tedarik Koşulları Sorulmalı

Toptan havlu satın alırken fiyat teklifi alınmasının yanında stok miktarı, sipariş miktarı, ölçü, renk, teslim tarihi ve sevkiyat koşulları da netleştirilmelidir.

Özellikle yüksek adetli veya proje bazlı siparişlerde ürün özelliklerinin yazılı şekilde belirlenmesi hem alıcı hem de tedarikçi açısından sürecin daha sağlıklı ilerlemesini sağlar.

Sonuç olarak doğru toptan havlu seçimi yalnızca en düşük fiyatı bulmak anlamına gelmez. İşletmenin kullanım alanına uygun kaliteyi, doğru gramajı, uygun ölçüyü ve sürdürülebilir tedarik imkanını birlikte değerlendirmesi gerekir.

Doğru planlanan bir toplu satın alma, hem işletme maliyetlerinin kontrol altında tutulmasına hem de son kullanıcıya daha iyi bir ürün sunulmasına katkı sağlayabilir.

Zamanı Donduran Hat: Donuk Unlu Mamulde Hamur Pasası ve Plastik Kasa

Haftalar önce üretilen bir poğaçanın fırından yeni çıkmış gibi servis edilebilmesi artık sıra dışı değil. Donuk unlu mamul olarak bilinen ürün grubu; simit, poğaça, börek ve pideyi şoklama yöntemiyle dondurup ihtiyaç anında pişirilmek üzere işletmelere ulaştırıyor. Şehirler, hatta ülkeler arası taşınabilen bu sistemin ardında iki teknik unsur var: hızlı dondurma ve kesintisiz soğuk zincir. Zincirin başında ve sonunda ise çoğu zaman fark edilmeyen iki ekipman bulunuyor: hamurun hazırlandığı pasalar ve ürünü soğukta taşıyan plastik kasalar.

Sistemin mantığı basit ama hassas. Ürün ne kadar hızlı dondurulursa içindeki su o kadar küçük buz kristalleri oluşturuyor; bu da çözülme sonrası dokunun bozulmadan korunmasını sağlıyor. Yavaş dondurmada ise oluşan büyük kristaller hamurun yapısını zedeleyerek pişme performansını düşürüyor. Ardından –18 santigrat derecenin altındaki sıcaklığın üretimden teslimata kadar hiç kesilmemesi gerekiyor. Ürüne temas eden her ekipmanın bu koşullara uygun olması, kalitenin ön şartına dönüşüyor.

Şoklamadan önce: hamurun hazırlığı

Dondurma aşamasına gelmeden önce hamur yoğruluyor, şekillendiriliyor ve çoğu üründe kontrollü bir dinlenme sürecinden geçiriliyor. Hamur pasası olarak bilinen kapaklı kasalar, bu aşamada hamurun nemini koruyarak yüzeyinin kurumasını ve kabuk bağlamasını engelliyor. Porsiyonlanmış hamurların düzenli biçimde dinlendirilmesi, şoklama sonrası ürünün homojen kabarmasını doğrudan etkiliyor. Merkezî üretim yapan tesislerde yüzlerce parti aynı anda hazırlandığı için istiflenebilir tasarım büyük önem taşıyor. Sektörde yaygın kullanılan endüstriyel hamur pasaları, 60×40 ve 40×30 santimetre gibi standart tabanlarda üretiliyor.

Bu aşamada hijyen de belirleyici. Pürüzsüz iç yüzey hamurun yapışmadan alınmasını sağlarken, farklı renkler ürün gruplarının ayrıştırılmasına imkân veriyor. Kasaların endüstriyel yıkama hatlarında kolayca temizlenebilmesi, yoğun tempoda çalışan tesisler için ayrı bir avantaj olarak öne çıkıyor. Ayrıca kapaklı yapıları, hamurun bir sonraki aşamaya kadar tozdan ve dış etkenlerden korunmasına yardımcı oluyor; bu da özellikle uzun dinlendirme süreçlerinde ürün kalitesini destekliyor.

Soğuk zincirde dayanıklılık sınavı

Şekillendirilip şoklanan ürünler, –18 santigrat derecenin altında saklanıyor ve frigofrik araçlarla sevk ediliyor. Bu noktada plastik kasadan beklenen en kritik özellik, düşük sıcaklıkta kırılganlaşmadan formunu koruyabilmesi. Derin dondurucu koşullarında gevrekleşen bir malzeme, darbe aldığında çatlayarak hem kasayı hem de içindeki ürünü riske atıyor. Nemin korunması gereken donuk ürünlerde genellikle kapalı modeller tercih ediliyor; böylece “dondurucu yanığı” olarak bilinen nem kaybı riski azalıyor. Şoklama, depolama ve sevkiyat aşamaları arasında ürünün sürekli aynı kasada kalması ise gereksiz aktarmaları ortadan kaldırarak soğuk zincirin kesintiye uğrama ihtimalini düşürüyor. Sektörde tercih edilen soğuk zincire uygun plastik kasalar, üst üste istiflenebildikleri için pahalı biçimde soğutulan depo hacminden de tasarruf sağlıyor.

Donuk ürün taşıyan işletmelerin kasa seçerken dikkat ettiği başlıklar şöyle sıralanıyor:

  • Düşük sıcaklık dayanımı: Derin dondurucuda kırılmayan, esnekliğini koruyan hammadde.
  • İstiflenebilirlik: Soğuk odada dikey alanın en verimli biçimde kullanılması.
  • Standart ölçü: Palet ve raf sistemleriyle kayıpsız uyum.
  • Kolay temizlik: Pürüzsüz yüzeyin hijyen kurallarına uygun yıkanabilmesi.

Ölçü birliği soğuk odada değer kazanıyor

Soğuk hava deposu, hem kurulumu hem de sürekli soğutulması pahalı bir alan; bu nedenle her metreküpün verimli kullanılması gerekiyor. 60×40 santimetrelik standart taban; hamur pasalarında, depolama kasalarında, taşıma arabalarında ve raf sistemlerinde ortak referans olarak kullanıldığında palet üzerindeki boşluk en aza iniyor ve soğutulan hacim daha verimli değerlendiriliyor. Ölçü birliği ayrıca ürünün üretimden sevkiyata kadar aynı düzen içinde hareket etmesini sağlıyor; farklı ebatların bir arada kullanıldığı tesislerde ise istifleme sırasında oluşan boşluklar hem alan hem de enerji kaybına yol açıyor.

Türkiye’de bu ürünleri üreten firmalar da bulunuyor. Endüstriyel ve gıda amaçlı hamur pasası ile plastik kasa üretimi yapan Alpbx.com.tr, fırın, pastane ve donuk gıda alanındaki işletmelere B2B çözümler sunan yerli üreticiler arasında yer alıyor. Defalarca yıkanıp yeniden kullanılabilen bu ekipmanlar, tek kullanımlık ambalajlara kıyasla hem atığı hem de uzun vadeli maliyeti azaltıyor. Restoran, kafe ve otel gibi işletmelerin her an pişirmeye hazır ürüne yönelmesi, donuk unlu mamul talebini sürekli büyütüyor. Bu büyümeyle birlikte, soğuk zincire uygun ekipmana olan talebin önümüzdeki dönemde artması bekleniyor.

Kediyle Güven İlişkisi Nasıl Kurulur? Bağ Zamanla ve Küçük Adımlarla Gelişiyor

Kediler sevgisini köpekler gibi coşkuyla göstermeyen hayvanlar; bu yüzden bir kediyle bağ kurmak çoğu zaman sabır ve gözlem istiyor. Yeni bir kedi eve geldiğinde ya da çekingen bir karaktere sahipse, ilişki bir anda değil adım adım gelişiyor. İşin özü, kediyi kendi hızında bırakmak ve ona güvende hissedeceği bir ortam sunmaktan geçiyor. Bağ kurmanın önemli bir kısmı da aslında büyük jestlerde değil, günlük küçük rutinlerde saklı. Her gün tekrarlanan bu küçük anlar, kedinin insanı öngörülebilir ve güvenilir biri olarak görmesini sağlıyor.

Güven, baskı olmadan kuruluyor

Kedilerle ilişkide en sık yapılan hata, yakınlığı zorlamak. Üzerine gidilen, sürekli kucağa alınmaya çalışılan bir kedi çoğu zaman geri çekiliyor. Oysa kedi kendi isteğiyle yaklaştığında kurulan bağ çok daha kalıcı oluyor. Kedinin yanında sakin durmak, ani hareketlerden kaçınmak ve ona seçme özgürlüğü bırakmak güveni besliyor. Kedi bir alanı kendi başına keşfedip rahatladığında, insana olan mesafesi de zamanla azalıyor. Bu süreçte acele etmemek önemli; bir kedinin güven kazanması günler değil bazen haftalar alabiliyor ve bu tamamen normal.

Temel ihtiyaçların düzeni bağı güçlendiriyor

Bir kedi için güven duygusu, temel ihtiyaçlarının düzenli biçimde karşılanmasıyla yakından ilgili. Suyunun her zaman temiz ve erişilebilir olması, kedinin evi güvenli bir yer olarak görmesine katkıda bulunuyor. Birçok kedi akan suya daha çok ilgi gösterdiği için, kediler için su çeşmesi gibi düzenekler hem suyu taze tutuyor hem de kedinin gün içinde su köşesine daha istekli gitmesini sağlıyor. Sessiz çalışan modeller çekingen kedileri ürkütmezken, düzenli tazelenen bir su kabı da kedinin bu alana güvenmesini kolaylaştırıyor. Kedi, ihtiyaçlarının hep aynı yerde ve düzende karşılandığını gördükçe ortama daha çok ısınıyor. Su ve mama köşesinin sabit kalması, kedinin evde nereye ait olduğunu bilmesine ve kendini rahat hissetmesine yardımcı oluyor.

Tuvalet alanı da güvenin bir parçası

Kedinin kendini rahat hissetmesinde tuvalet köşesinin de payı büyük. Sakin, kolay ulaşılabilir ve temiz tutulan bir kum kabı, kediye kendi alanına dair bir güven duygusu veriyor. Rahatsız olduğu bir kabı kullanmaktan kaçınan kediler, uygun bir düzen kurulduğunda çok daha huzurlu davranıyor. doğal içerikli topaklanan kum gibi mısır koçanı bazlı, parfümsüz seçenekler, kokuyu kaynağında tutmaya yardımcı olurken küreği vurunca dağılmadan kalkarak temizliği de kolaylaştırıyor; içindeki ince toz da minimal düzeyde kalıyor. Kabın düzenli temizlenmesi ise kedinin bu alanı isteyerek kullanmasını sağlıyor. Temel ihtiyaçların sorunsuz karşılandığı bir evde kedi, enerjisini kaygıya değil ilişkiye ayırabiliyor. Kendini güvende hisseden bir kedi de insana yaklaşmaya çok daha istekli oluyor.

Oyun ve ortak zaman

Kediyle bağ kurmanın en etkili yollarından biri oyun. Özellikle olta tipi oyuncaklarla yapılan kısa oyun seansları, kedinin avlanma içgüdüsünü tatmin ederken insanla olumlu bir deneyim biriktirmesini sağlıyor. Oyunun ardından küçük bir ödül vermek bu deneyimi pekiştiriyor. Bunun yanında kediyle aynı odada sakince vakit geçirmek, ona yumuşak bir tonla konuşmak ve yavaş göz kırpmalarına karşılık vermek de güven diline dahil sayılıyor. Kediler zamanla bu küçük anları güvenli birer alışkanlığa dönüştürüyor. Aynı oyunun ya da aynı selamlaşmanın her gün tekrarlanması, kedi için tanıdık ve rahatlatıcı bir çerçeve oluşturuyor.

Bağı güçlendiren küçük alışkanlıklar

İlişkiyi zamanla derinleştiren birkaç basit nokta şöyle:

  • Kediyi zorla kucağa almak yerine kendi yaklaşmasını beklemek.
  • Yemek, oyun ve dinlenme saatlerini mümkün olduğunca düzenli tutmak.
  • Kediyle göz teması kurarken yavaş göz kırpma gibi sakin işaretler kullanmak.
  • Kısa ama düzenli oyun seanslarını günlük rutine yerleştirmek.
  • Kedinin geri çekilmek istediği anları fark edip alan tanımak.

Kediyle güçlü bir bağ kurmak bir yarış değil; her kedinin kendine göre bir temposu var. Önemli olan, ona güvenli bir ortam ve tutarlı bir düzen sunup ilişkinin kendi doğal akışında gelişmesine izin vermek. Türkiye’de kedi bakım ürünleri sunan markalardan Catrevi.com gibi adresler de su ve kum tarafında bu düzeni kurmayı kolaylaştıran seçenekler sunuyor. Sonuçta güven bir kez oturduğunda, kedinin gösterdiği yakınlık çoğu zaman verilen sabrın en güzel karşılığı oluyor.