Yazar arşivleri: Mehmet ŞELECİ

Çiftçinin destek sancısı!

CHP Edirne Milletvekili Aday Adayı, İş İnsanı, Üretici Namık Kemal Oğuz, kâğıt üzerinde artan desteklerin tarlada karşılık bulmadığına dikkat çekerek, “Tarlaya girecek çiftçinin cebi boş, iktidar hala seyrediyor! Üreticiye desteği bugün vermezsen, ne zaman vereceksin?” diye sordu.

Oğuz yaptığı açıklamada, “Sözü eğip bükmeye gerek yok; Şubat ayındayız ve Edirne’de çiftçinin cebi tamtakır, ambarı boştur! Üreticimiz geçen sezondan elinde avucunda ne varsa sattı, borcuna harcına yatırdı, bitirdi. Şimdi önünde koca bir yeni sezon var, traktörü tarlaya sokacak ama mazot koyacak gücü kalmamış” diyerek şunları söyledi:

“Tam da bu günlerde, çiftçi tarlaya girmek için hazırlık yaparken sen devlet olarak yanında olmayacaksın da ne zaman olacaksın? Çiftçi battıktan, tarlayı terk ettikten sonra mı destek vereceksin? Üreticinin can suyu beklediği, paraya en çok ihtiyaç duyduğu bu aylarda onu yapayalnız bırakmak, tarıma ihanettir!

TARIMI ASKIYA ALMADILAR, ÇİFTÇİNİN İDAM FERMANINI İMZALADILAR!

2024 yılında açıklanan 2025 yılı tarımsal desteklerinin, 2026 yılı Şubat ayı itibariyle ancak askıya çıkarılması; tarım politikalarının ne kadar plansız ve üreticiden kopuk yürütüldüğünün açık ispatıdır. Bugün üreticimiz 2025 sezonunu tamamlamış, 2026 yılı ürünlerini ekmeye başlamış durumdadır. Buna rağmen 2025 yılına ait temel destekler hâlâ bürokrasinin tozlu raflarında bekletilmektedir. Tarım, bu ciddiyetsizlikle yönetilemez!

KURAKLIK KADER, İKTİDAR KEDER OLDU!

İki yıl üst üste yaşanan kuraklık, üreticimizi zaten perişan etmiştir. Özellikle ayçiçeği üreticisi son iki yıldır zarar etmekte, bazı bölgelerde buğday verimi 150 kilograma kadar düşerek çiftçiyi maliyetini dahi çıkaramaz hale getirmiştir. Desteklerin zamanında ödenmemesi nedeniyle çiftçi tohumu, gübreyi, mazotu faizle, veresiyeyle almak zorunda bırakılmıştır. Tarla, borca teslim edilmiştir.

VERDİKLERİ DESTEK ERİDİ GİTTİ!

2025 yılı için açıklanan desteklerin toplamı 634 TL’dir. Ancak bu rakam, açıklanır açıklanmaz enflasyon karşısında erimiştir.

2024 yılının Kasım ayında bu parayla 14,5 litre mazot ve 51 kilo gübre alınabilirken, bugün aynı parayla yalnızca 10,8 litre mazot ve 27 kilo gübre alınabilmektedir.

Çiftçinin cebinden çalınan, buharlaşan kayıp yüzde 45’in üzerindedir. Kâğıt üzerinde artan destekler, tarlada karşılık bulmamaktadır.

“ÇİFT LİSTE” BELİRSİZLİĞİ VE KREDİ ÇIKMAZI

Bu yıl ilk kez uygulanan çift liste sistemi ise tam bir karmaşadır. Desteğin tek seferde mi yoksa bölünerek mi ödeneceği belirsizdir. Bu belirsizlik üretim planlamasını imkânsız kılmaktadır. Öte yandan Ziraat Bankası üzerinden kullanılan sübvansiyonlu kredilerde limit artışına gidilmemesi, borçlu üreticinin finansmana erişimini kesmiş, çiftçiyi tefecinin kucağına itmiştir.

BURADAN İKTİDARI UYARIYORUM:

 Çiftçinin takvimine göre hareket etmeyen, hasat zamanı değil “seçim zamanı”nı kollayan hiçbir destek modeli başarılı olamaz!

2025 yılına ait tarımsal destekler, askı süresi sona erer ermez tek seferde ve derhal ödenmelidir. 2026 yılına ait destekler ise en geç buğday ekim dönemine kadar üreticilerimizin hesabına yatırılmalıdır.

Edirne’nin toprağını bilen, üreticinin derdini tarlada yaşayan bir anlayışı Meclis’e taşımak, bu bozuk düzene “dur” demek için yola çıktım. Desteklerin lütuf gibi değil, hak olarak verildiği; üreticinin borçla değil emeğiyle ayakta kaldığı bir Türkiye’yi biz kuracağız.

Söz veriyoruz: Üreticinin borçla değil, emeğiyle ve onuruyla kazandığı bir Türkiye’yi biz inşa edeceğiz. Çiftçiyi ezdirmeyeceğiz, tarlayı terk etmeyeceğiz! Edirne’de üretici borçla değil, alın teriyle kazansın diye buradayız.”

‘Çiftçinin desteğini hemen ödeyin’

Edirne Milletvekili ve Ziraat Mühendisi Ediz Ün, Tarım ve Orman Bakanlığı’na tarımsal üretimin sürdürülebilmesi için çiftçilere yönelik desteklerin bir an önce ödenmesi çağrısında bulundu.

Son üç yıldır çiftçilerin hem iklim koşullarından kaynaklanan sorunlarla hem de ekonomik krizle mücadele ettiğini belirten Ün, “Ülkemiz çiftçisi son üç yıldır iklim felaketleri ve ekonomik kriz altında adeta eziliyor. Her geçen gün borcuna borç ekleniyor, binlerce çiftçi borçları nedeniyle takibe düşüyor. Tam da bu noktada, destek ödemelerinin bugünlerde yapılması çiftçiye nefes aldıracaktır. Çiftçinin üretimde maliyetlerinin düşmesi ve faiz yükü altında ezilmemesi için bu zor günlerde yanında olmalıyız” dedi.

Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nin (TZOB) açıkladığı verilere dikkat çeken Ün, girdi maliyetlerindeki artışın üreticiyi çıkmaza sürüklediğini ifade etti. Ün, “TZOB’un açıkladığı rakamlara göre son bir yılda gübre fiyatları yüzde 26 ila 40, mazot fiyatları yüzde 22, yem fiyatları yüzde 30 ila 33, zirai ilaç maliyetleri ise yüzde 36 arttı. Bu tablo karşısında çiftçiyi maliyet artışlarına karşı korumanın yolu, eski adıyla mazot ve gübre desteği, yeni adıyla temel desteklerin bir an önce ödenmesidir” diye konuştu.

Tarımsal desteklerin iki parça hâlinde ödeneceği bilgisini de paylaşan Ün, bu uygulamayı eleştirerek şunları söyledi:

“Biz desteklerin bir an önce ödenmesi çağrısını yaparken, AKP çiftçinin hakkı olan destekleri ikiye bölerek ödemeyi planlıyor. Bu kabul edilebilir bir durum değildir. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e sesleniyorum: Gıda fiyatlarının düşmesini istiyorsanız, sudan sebeplerle bahane üretmek yerine çiftçinin desteğini derhâl ödeyin ki hem çiftçi hem de vatandaş rahat bir nefes alsın.”

Desteklerin üretim sezonu öncesinde ödenmesinin hayati önem taşıdığını vurgulayan Ün, sözlerini şöyle tamamladı:

“Bu destekleme politikasıyla bir yere varamayız. Destekler üretim sezonu öncesinde ödenirse çiftçi borçlanmadan, zam artışlarına maruz kalmadan girdilerini temin edebilir. Bu da üretim maliyetlerinin düşmesi ve vatandaşın daha ucuz gıdaya ulaşması anlamına gelir. Buradan bir kez daha AKP’ye sesleniyorum: Çiftçiyi desteklerseniz 86 milyonu desteklemiş olursunuz. Çiftçinin desteğini hemen ödeyin.”

Ramazan pidesi fiyatı netleşiyor!

Olgay GÜLER

Edirne Ticaret ve Sanayi Odası (EDESOB) Başkanı Sezai Irmak, yaklaşan Ramazan ayıyla birlikte Edirne’de 350 gram pidenin 35 TL’den satılmasının planlandığını açıkladı.

İslam dünyasının en kutsal ayı olarak değerlendirilen Ramazan’a sayılı günler kala, Edirne’de pide fiyatı da netleşmeye başladı. Ülke genelinde uygulanan ‘ortak fiyat’ politikası kapsamında, Edirne Ticaret ve Sanayi Odası (ETSO) ile Edirne Esnaf ve Sanatkar Odaları Birliği (EDESOB) tarafından, pidenin kilosunun 100 lira olması belirlenmesi beklenirken, buna göre 350 gram pidenin de 35 lira olacağı ifade edildi. 

Konuyla ilgili konuşan ETSO Başkanı Sezai Irmak, fiyat çalışmalarının devam ettiğini belirterek, “Şunu özellikle belirtmek isterim ki, Türkiye genelinde ortak bir fiyat politikası uygulanıyor. Ramazan pidesinde kilogram fiyatı ülke genelinde 100 TL olarak belirlendi. İstanbul’da da, Mardin’de de, Malatya’da da, Edirne’de de kilogram fiyatı aynı. Yani şehirler arasında herhangi bir fiyat farkı söz konusu değil. Bizim Edirne’de uyguladığımız model ise 350 gram Ramazan pidesinin 35 TL’den satılması yönünde. Bu şekilde hesaplandığında yine bir kilogram pidenin fiyatı 100 TL’ye denk geliyor. Bazı illerde ya da bazı fırınlarda 200–250 gram pidelerin 25 TL’ye satıldığı uygulamalar da var. Ancak biz gramajı biraz daha yükseltmeyi tercih ettik” dedi.

‘GRAMAJ TERCİHİ KALİTE İÇİN YAPILDI’

350 gramlık pide tercihinin kalite ve lezzet açısından önemli olduğunu söyleyen Irmak, “Ramazan pidesinin sağlıklı ve lezzetli bir şekilde pişmesi açısından 250 gramlık pide oldukça küçük kalıyor. İnce yapıldığında hamur tam anlamıyla pişmiyor, içini tutmuyor, adeta haşlanmış gibi oluyor. Vatandaşlarımızın önemli bir kısmı ise içi dolgun, yumuşak ve lezzetli pideyi tercih ediyor. Bu nedenle fırıncı esnafımız ve meslek komitemiz bir araya gelerek değerlendirme yaptı ve 350 gramda karar kıldık. 350 gramlık Ramazan pidesi hem daha içli oluyor hem de üzeri bol susamlı, daha doyurucu ve kaliteli bir ürün ortaya çıkıyor. Bu pidenin fiyatı da 35 TL olarak belirlendi. Ramazan ayı boyunca Edirne’de Ramazan pideleri bu şekilde satılacak” diye konuştu.

Fiyatın önümüzdeki günlerde netleşeceğini dile getiren Irmak, “Şu an için resmi tarife henüz yayımlanmadı. Ancak fiyat meslek komitesinden geçti. Önümüzdeki günlerde yönetim kuruluna, ardından da meclise gelecek. İnşallah haftaya yapılması planlanan Şubat ayı meclis toplantısında, tarife resmen çıkmış olacak. Allah nasip ederse, Ramazan ayında hem esnafımızı hem de vatandaşlarımızı mağdur etmeyecek, dengeli bir fiyatla Ramazan pidemizi Edirnelilerle buluşturmuş olacağız” şeklinde konuştu.

Meriç’e can simidi: ‘Kanal Edirne’

Olgay GÜLER

Edirne’de 2015 yılındaki taşkınların ardından inşa edilen ‘Kanal Edirne’, debisi artıp ‘turuncu alarm’ verilen Meriç Nehri’nin büyük ölçüde taşmasını önledi.

Son yağışlar ve karların erimesiyle Bulgaristan’da barajlardan su bırakılmasıyla birlikte Edirne’deki nehirlerde su seviyesi hızla arttı. 7 Şubat’ta, son yılların en yüksek debisi olan 1257 metreküp saniyeye yükselen Meriç Nehri, için Devlet Su İşleri (DSİ) ‘turuncu alarm’ uyarısında bulundu. Tunca Nehri’nin debisi 15 metreküp/saniye olarak ölçülürken, Arda Nehri’nin Bulgaristan’ın Ivaylovgrad kesiminde ise kırmızı seviye olan 778 metreküp/saniyeye yükseldi. Meriç Nehri, Edirne’de NATO Köprüsü mevkisi olarak adlandırılan bölgede yatağından taştı. Taşkın üzerine bölgedeki çiftlikler ile tarım alanları su altında kaldı. Çiftliklerde hayvanları bulunanlar, traktörlerle hayvanları alıp, başka yere götürdü.

‘KANAL EDİRNE’ 2019’DA TAMAMLANDI

Aşırı yağış sonrası debisi artıp ‘turuncu alarm’ verilen Meriç Nehri’ndeki taşkını, DSİ tarafından yapılan Kanal Edirne önledi. Edirne’de Yunanistan ile sınırı oluşturan ve her yıl taşkınlarla gündeme gelen Meriç Nehri’nde DSİ Edirne Bölge Müdürlüğü tarafından 2015 yılının Kasım ayında 45 milyon lira bütçe ile başlatılan ‘Kanal Edirne’ projesi, 2019’da tamamlandı. Meriç Nehri’nde baypas edilerek 7 bin 800 metrelik kanal oluşturuldu. Kentte bazı kesimler arasında Meriç, Tunca ve Arda nehirlerinin ardından 4’üncü nehir olarak adlandırılan Kanal Edirne’nin yapımından önce Meriç’in taşması sonucu çevresindeki iş yerleri ve sosyal tesisler ile yaklaşık 5 bin kişinin yaşadığı Karaağaç Mahallesi ve mahalledeki tarım alanları sular altında kalıyordu.

‘3’TE 1’LİK YÜKÜ KANAL EDİRNE ALIYOR’

Edirne Valisi Yunus Sezer, bölgede ‘Kanal Edirne’ dahil, 2015 yılından sonra taşkına karşı birçok önlem alındığını belirterek, “Birincisi Meriç Nehri’nin tabanında kum adacıkları daha önce varmış. Bunların tamamı temizlenmiş durumda. Edirne’nin yerleşim yerinin çıkışına kadar orada büyük bir temizleme yapılmış durumda. Aynı zamanda Meriç Nehri’nin her iki tarafında da biliyorsunuz bu sene yazlık ve kışlık seddeleri tahkim amacıyla yapılan bir koruma bandı oluşturuldu, beton duvarlarla beraber onlar da tamamlandı. Bir diğer konu da Kanal Edirne diye adlandırılan tahliye kanalı çalışması söz konusu. Bu da Meriç Nehri’ndeki su seviyesinin 400 metreküpleri bulduğu takdirde fazla kısım Kanal Edirne’den, tahliye kanalından da gitmeye başlıyor. Böylece Meriç Nehri’nin debisi teknik olarak ikiye bölünüyor, en azından 3’te 1’lik yükü Kanal Edirne tarafı alıyor” diye konuştu.

‘NE KADAR FONKSİYONEL OLDUĞUNU GÖRDÜK’

Kentte 2015 yılından bu yana ciddi taşkın tehdidi olmadığı için Kanal Edirne’nin fonksiyonunu görme imkanı bulamadıklarını belirten Vali Sezer, “Bu sayede Kanal Edirne’nin çalışıp çalışmadığı, ne kadar fonksiyonel olduğunu da görme imkanımız oldu. Buradaki taşkın riskini azaltma, oradaki debinin yükünü bölme adına önemli bir fonksiyon arz ettiğini belirtiyorlar DSİ’deki arkadaşlarımız. İnşallah taşkın olmaz. Taşkın için alınan her türlü önlem önemli. Hem dere yatağında, nehir yatağında yapılan çalışmalar, hem de kanal Edirne bu manada çok önem arz ediyor. Böylece 1500 metreküplerden, 2 binlere kadar suyu taşkın olmadan havzasında götürme imkanımız, nehir tabanında götürme imkanını elde ediyoruz” ifadelerini kullandı.

‘TAŞKIN RİSKİNİ TAKİP ETTİĞİMİZ SİSTEM VAR’

Taşkın riskine karşı Bulgaristan’daki baraj seviyelerinin de anlık izlendiğini dile getiren Vali Sezer, şöyle konuştu:

“Edirne’de birçok taşkın söz konusu daha önceki yıllarda meydana gelen. Bununla ilgili olarak öncelikle Bulgaristan tarafındaki barajların tabii kapasitesinin dolması ve o suyun artan kısmının Edirne’ye gelmesi 2-3 gün sürüyor. Dolayısıyla Bulgaristan makamlarıyla da online olarak DSİ’nin bir görüşmesi ve takip sistemi var. Burada da gelen suyun miktarına göre burada taşkın riski olup olmayacağını AFAD’la çalışıyoruz ve ona göre de tedbirlerimizi planlıyoruz. Yüksek debilerdeki sularda öncelikle taşkın olması ihtimaline karşı, özellikle taşkın sahası olan Karaağaç bölgesinde tahliye çalışmaları, ilave tahkimat çalışmalarını hızlı bir şekilde yapacağımız hazırlıklarımız söz konusu. Buna göre araç ve gereç takviyelerimizi öncesinden konuşuyoruz. Buraya da hafta sonu AFAD’a destek amacıyla çevre illerden gelen ekiplerimiz oldu. Yine DSİ geçen hafta itibarıyla araç desteğini artırdı. Buraya iş makinesi desteği geldi.”

‘1500 METREKÜPE KADAR TAŞKIN RİSKİ YOK’

Vali Sezer, Meriç Nehri’nin yükselmesiyle taşkın olan bölgelerin seddelerin arasında yapılan yerler olduğunu söyledi. Sezer, “Oradaki tiny house ve bağ evi tarzında yapılan evler biliyorsunuz taşkın sahasının içerisinde, kışlık sedde ve yazlık seddelerin arasına yapılan yerler. Dolayısıyla buralarda her türlü su baskını söz konusu olabilir. Buradan daha önce de uyardık vatandaşlarımızı. Hem jandarmamız kanalıyla. Fakat kışlık seddelerin dışına çıkması şu ana kadar söz konusu olmadı. Alt kısımda yani Üyüklütatar tarafında bir yazlık seddede yırtılma oldu. Bu da öngörülebiliyor. Şu anda 10 tane ekibimiz var, sahada çalışmaları yapıyorlar. Savaklarda da bıraktıkları menfezlerden de araziye de su salımı yapılıyor. Bunu da bilinçli olarak yaptığımız, suyun debisini yayma ve o hızı düşürme adına yapılan DSİ’nin teknik bir çalışması. Ama şehir merkezimiz açısından hülasa söyleyeceğimiz; inşallah olmaz ama 1500 metreküplere kadar bizim şu andaki Meriç havzası taşkın riski oluşturmuyor” dedi.

EDESOB’da Cingöz’e rakip çıktı!

Olgay GÜLER

Edirne Esnaf ve Sanatkar Odaları Birliği’nde (EDESOB) Mayıs ayında gerçekleştirilecek genel kurulda mevcut başkan Kemal Cingöz’e karşı, Edirne Tatlıcı Büfeci Kebap ve Lokantacılar Esnaf Odası Başkanı Harun Özen’in adaylık için hazırlandığı öğrenildi.

Kentte esnaf odalarının, 13 Ocak’ta Uzunköprü Berberler ve Kuaförler Esnaf Odası’yla başlayan genel kurul takvimi, 30 Mart’ta sona erecek. Kent merkezi ve ilçelerle birlikte toplam 34 odanın kayıtlı olduğu EDESOB ise olağan genel kurulunu Mayıs ayında gerçekleştirecek. Odanın yeni dönemi için mevcut başkanı Kemal Cingöz, aday olacağını daha önce açıklarken, kendisine rakip olacak isim de belli olmaya başladı.

ÖZEN ADAYLIĞA HAZIRLANIYOR

Kentte, iki dönemdir Edirne Tatlıcı Büfeci Kebap ve Lokantacılar Esnaf Odası başkanlığını yürüten Harun Özen’in, birliğin genel kurulunda Cingöz’e rakip olacağı ve bu yönde çalışmaları başladığı öğrenildi. Özen’in, hem kent merkezindeki hem de ilçelerdeki seçimleri dikkatle takip ederek, genel kurul için çalışmalarını sürdürdüğü ifade edilirken, Mart ayından sonra adaylık için resmi açıklamayı yapması bekleniyor.

EDESOB’un Mayıs ayında gerçekleştireceği genel kurulda, iki aday arasındaki yarışın çekişmeli geçmesi bekleniyor.

Cemre Karaağaç’a düştü(!)

Gülseven OKALANER

Geleneksel Halk Takvim’inde, yüzyıllar boyunca mevsimler arası geçişleri ve ısı değişimlerini vurgulama yöntemlerinden biri olan ‘Cemre’nin ilkinin düşmesine kısa bir süre kaldı. 19-20 Şubat tarihleri arasında havaya düşecek olan ilk cemrenin ardından hava sıcaklıklarında belirgin bir artış yaşanmaya başlayacak.

Kent halkı ise güneşli günlerde açık alanlar, park ve bahçeler, kafelerin açık bölümlerini doldurarak baharın göstergesi cemrelerin düşmesini beklemedi. Özellikle hafta sonlarının gözdesi olan Karaağaç semtinde, Lozan Caddesi boyunca ve Söğütlük Millet Bahçesinde çift sıra araç parklarını görenler, “İlk cemre havaya düşmeden Karaağaç’a düştü” yakıştırmasını yapıyor. Kış mevsiminin bu yıl kısa süreli olduğu, az da olsa kar yağışı ile sevinirken, yağmurun sıkıntılarının yaşandığı kentte bahara olan özlem kendini hissettiriyor.

 Sözcük olarak kor durumunda ateş anlamına gelen Cemre; ilkbaharın başlangıcında yedişer gün arayla; önce havada sonra su ve toprakta oluştuğuna inanılan sıcaklık artışı olarak tanımlanıyor. İkinci Cemre 26-27 Şubat tarihlerinde suya düşerken, bu tarihten itibaren  akarsular ve diğer su kaynaklarında oluşan buzullar erir ve su sıcaklığında da artış yaşanmaya başlar. Üçüncü cemrenin ise 5-6 Mart tarihleri arasında havaya düştüğüne inanılıyor. Bu tarihlerden sonra hava ısınırken doğa da ilkbahar rutinine girer. Doğa canlanır, bitkiler tomurcuklanmaya başlar.

Son yıllarda bölgemizdeki meyve ağaçlarının Şubat ayının ikinci yarısından itibaren çiçek açarak ardından don olayının yaşanması nedeniyle ürün alınamıyor. Erik, badem, kiraz gibi erken çiçeklenen meyve ağaçlarının olası bir don olayında aynı akıbete uğramamaları için  üretici dua ediyor.

Komşu yine paraya kondu!

Kapıkule’nin karşısındaki Kapitan Andreevo Sınır Kapısı’nda Hollanda’dan Türkiye’ye giden çiçek yüklü Türk plakalı bir TIR’da yapılan aramada gizli 71 bin 230 İngiliz sterlinine (Yaklaşık 4,2 milyon TL) beyan edilmediği gerekçesi ile el konuldu.

Türkiye plakalı çekici ve yarı römorktan oluşan araç, Hollanda’dan yüklenen çiçekleri Bulgaristan üzerinden Türkiye’ye taşıdığı beyanıyla Kapitan Andreevo Gümrük Kapısı’na geldi. Türk vatandaşı sürücünün beyanı üzerine yapılan risk analizinin ardından araç detaylı gümrük kontrolüne sevk edildi.

X-ray taraması sırasında şüpheli yoğunluklar tespit edilmesi üzerine gerçekleştirilen fiziki aramada, yarı römorkta bulunan bir dolap içerisine gizlenmiş plastik bidonun içinde 10 paket İngiliz sterlini ele geçirildi. Paraların üzerinin demir zincirle kapatıldığı belirtildi. Ayrıca sürücü kabinindeki koltukların içine gizlenmiş 3 paket daha sterlin bulundu.

Ele geçirilen toplam döviz miktarının 71 bin 230 İngiliz sterlini olduğu, bunun da yaklaşık 82 bin 40 euro karşılığına denk geldiği açıklandı.

Olayla ilgili olarak, Bulgaristan gümrük soruşturma müfettişi tarafından dosya hazırlanırken, soruşturmanın Haskovo Bölge Savcılığı – Svilengrad Bölge Birimi gözetiminde sürdürüldüğü bildirildi

‘Nükleer Santral Trakya’nın ölüm ilanı’

Sol Parti, Trakya’daki il ve ilçe örgütlerimizle birlikte, bölgede yıllardır sürdürülen ekolojik yıkımlara ve yapılması planlanan nükleer santral projesine karşı mücadele programını oluşturmak üzere gerçekleştirdikleri çalıştay sonuçlarını kamuoyuyla paylaştı.

SOL Parti Edirne İl Sözcüsü Nazım Türkoğlu’nun “Ekolojik Yıkım Ve Nükleer Santral Projesine Karşı; Trakya’yı Savunacağız!” başlığı altında gerçekleştirdiği çalıştay sonuçlarında şunlara yer verildi:

“Ekolojik Yıkıma Karşı Trakya’yı Karış Karış Savunacağız

Trakya’nın; Meriç nehri suyunun Çerkezköy-Çorlu organize Sanayi bölgesine depolanarak taşınması, Tekirdağ Ergene derin deniz deşarjının yarattığı kirlilik ve müsilaj, RES ve ve Depolamalı RES projeleri, taş ocakları ve madencilik, nehir ve derelerin kirletilmesi, kentlerin imar projeleri ile yağmalanması, hava kirliliği, su kaynaklarının azalması sorunları bulunmaktadır. Tüm bu ekolojik saldırılara karşı Trakya genelinde bütünlüklü bir ekolojik mücadele yürütülmelidir.

Trakya’ya yönelik tüm bu ekolojik saldırıların yanında; Türkiye’nin 3. Nükleer santral projesi Kırklareli’nin Vize ve Demirköy ilçeleri arasındaki ormanlık bölgeye, Poliçe Plajı ve Kumçakıl Sahili arasındaki kıyı hattına, Longoz Ormanları Milli Parkı’nın hemen yanı başına yapılması planlanmaktadır.

Istırancalara Nükleer Santral, Trakya’nın Ölüm İlanıdır

İğneada Longoz Ormanlarının hemen yanı başında planlanan bu nükleer proje, Trakya’nın nefesini, suyunu, ormanını ve geleceğini tehdit eden büyük bir ekolojik yıkım ve enerjide dışa bağımlılık projesidir.

Sol Parti olarak açıkça ilan ediyoruz, bu ülkenin ormanlarını, tarım alanlarını, su havzalarını, halkın yaşam alanlarını sermayeye, uluslararası nükleer lobilerine ve iktidarın rant iştahına teslim etmeyeceğiz.

Istrancalar, Türkiye’nin en zengin biyoçeşitlilik alanlarından biridir. Kendine özgü flora ve faunasıyla Avrupa ve Anadolu ekosistemleri arasında bir geçiş koridorudur. Longoz Ormanları, deniz çayırları, kum zambakları, içme suyu havzaları ve kıyı ekosistemleri, sadece Trakya için değil, İstanbul’un hava ve su kaynağı için de hayati önemdedir.

Bu bölgeye nükleer santral kurmak;

İğneada Longoz Ormanlarını geri dönülmez biçimde etkilemek,

Bölgenin içme suyu kaynaklarını risk altına almak,

Tarım alanlarını, orman ekosistemlerini ve balıkçılığı yok etmek,

Trakya’nın iklim dengesini bozmak,

Enerjide dışa bağımlılığı artırmak,

Aynı zamanda deprem riskleri ve Karadeniz’e doğrudan etki edecek radyoaktif tehlikeler yaratmak demektir.

Ne Mersin’de ne Sinop’ta ne İğneada’da nükleer santral için “enerji ihtiyacı” bahanesi gerçeği yansıtmamaktadır. Ucuz ve istikrarlı enerji iddiası aldatmacadır, nükleer enerji ucuz değildir aksine dünyanın en pahalı elektrik üretimidir.

NÜKLEER ENERJİ GERÇEĞİ

Nükleer santral, hem yapım hem işletme hem söküm hem atık maliyetleri bakımından en pahalı enerji seçeneğidir. Teknoloji transferi iddiası bir masaldır. Nükleer santral dışa bağımlılığı azaltmamaktadır, Rusya’ya, Çin’e ve söz konusu diğer ülkelere bağımlılığı kalıcılaştırmaktır. Nükleer yakıtın tamamı yurt dışından gelecektir. Mersin ve Sinop nükleer enerji santral süreci göstermiştir ki bu durum bir enerji politikası değil, ulusal bağımsızlık sorunudur.

AKP, enerji ihtiyacını bahane ederek nükleer lobilerle arka kapıdan pazarlık yürütmektedir. Oysa Türkiye’nin gerçek ihtiyacı, nükleer risk, radyoaktif atık, dışa bağımlılık ve ağır maliyet üreten nükleer santral değil kamucu, ekolojik, toplum yararını gözeten bir enerji politikasıdır.

Emekçilerin, çiftçilerin, balıkçıların, orman köylülerinin yaşam alanlarını tehdit eden bu proje, ekonomik ve ekolojik bir yıkım reçetesidir.

Ekolojik Yıkıma ve Nükleer Santrale Karşı;

TRAKYAYI HEP BİRLİKTE SAVUNACAĞIZ

Sol Parti olarak; Trakya Platformu, çevre dernekleri, bilim insanları, hukukçular ve Trakya halkı ile birlikte topraklarımızı savunacağız.

Nükleer santral projesine karşı; Trakya’da, ülke genelinde ve uluslararası boyutta bu felaket projesine karşı sesimizi yükselteceğiz, nükleer santrala izin vermeyeceğiz.

Ekolojik yıkıma ve nükleer santrale karşı Trakya’daki tüm siyasi partileri, demokratik kitle örgütlerini, sendikaları, ekoloji inisiyatiflerini, kent konseylerini ve tüm yurttaşlarımızı birleşik bir mücadele zemininde buluşmaya ve birlikte mücadele etmeye davet ediyoruz.

Ormanlarımızın, suyumuzun ve geleceğimizin savunulması için mücadeleyi büyüteceğiz.”