Yazar arşivleri: Mehmet ŞELECİ

TREPAŞ’tan yüzde 97 memnuniyet oranı

Trakya Elektrik Perakende Satış A.Ş. (TREPAŞ), 2024–2025 döneminde çağrı merkezi performansı ve dijital hizmet altyapısıyla müşteri deneyiminde sektörde öne çıkan sonuçlara imza attı. Bağımsız ölçüm ve geri bildirim analizlerine göre şirket, iki yıl üst üste %97 müşteri memnuniyetine ulaşarak hizmet kalitesini istikrarlı biçimde yukarı taşıdı.

TREPAŞ, 2024 ve 2025 yıllarını kapsayan performans verileriyle müşteri hizmetleri alanında enerji sektörünün çıtasını üst seviyeye taşıdı. Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) tarafından belirlenen kalite standartlarının üzerinde bir performans sergileyen şirket hem çağrı merkezi başarısı hem de dijital hizmet çeşitliliğiyle Türkiye genelinde örnek bir model oluşturdu.Bağımsız ölçümleme kuruluşları ve geri bildirim analizleri sonucunda, TREPAŞ abonelerinin genel memnuniyet oranı %97 seviyesine ulaştı. Bu başarının temelinde, şirketin “ilk temasta çözüm” odaklı stratejisi ve teknolojik altyapı yatırımları yer alıyor.

Erişilebilirlikte kesintisiz hizmet sağladı

TREPAŞ Çağrı Merkezi, 2024-2025 döneminde kendisine ulaşan abonelerin %99,97’sine kesintisiz hizmet vererek sektördeki en yüksek erişilebilirlik oranlarından birine imza attı. 444 88 35 numaralı hat üzerinden iletilen taleplerin %96’sı, herhangi bir üst birime aktarılmaya gerek duyulmadan, uzman ekipler tarafından ilk görüşme anında çözüme kavuşturuldu. Bu operasyonel hız, abonelerin bekleme sürelerini minimize ederken işlem verimliliğini de maksimuma çıkardı.

Abonelerine çok kanallı ve pratik bir hizmet deneyimi sunuyor

Çağrı merkezi performansı ile dijital dönüşüm yatırımlarını entegre bir yaklaşımla yürüten TREPAŞ, müşteri temas noktalarında hem insan odaklı hem de teknoloji destekli bir model benimsiyor. Yüksek memnuniyet oranı, güçlü altyapı yatırımları ve çözüm odaklı operasyonel yapı sayesinde şirket, enerji perakende sektöründe hizmet standartlarını yukarı taşımayı sürdürüyor. Bu kapsamda TREPAŞ aboneleri; web sitesi üzerinden online abonelik ve fesih işlemlerini gerçekleştirebilirken, e-Devlet kapısı aracılığıyla da tüm başvurularını kolayca tamamlayabiliyor. Ayrıca “Trepaş Asistan” ve Müşteri Portalı gibi 7/24 aktif olan dijital kanallar, kullanıcılara zaman ve mekan sınırı olmaksızın hızlı destek sağlıyor. WhatsApp, KEP ve CİMER gibi çok yönlü iletişim kanallarının aktif kullanımı ise müşteri deneyimini daha bütüncül bir yapıya kavuşturuyor.

S. Burak Savaş: “Müşteri memnuniyeti kurumsal kültürümüzün temeli”

Elde edilen sonuçları değerlendiren TREPAŞ Genel Müdürü S. Burak Savaş, şunları söyledi:

“Biz TREPAŞ olarak müşteri deneyimini operasyonel bir süreç değil, stratejik bir dönüşüm alanı olarak görüyoruz.Önceliğimiz; abonelerimizin bize ihtiyaç duyduğu her anda, hangi kanaldan ulaşırsa ulaşsın, kolay, anlaşılır ve güvenilir bir hizmet deneyimi yaşamalarını sağlamak. Bu anlayışla insan kaynağımıza yatırım yaparken, aynı zamanda dijital altyapımızı sürekli geliştiriyoruz. Hedefimiz; veri odaklı yönetim, akıllı süreçler ve dijital çözümlerle enerji perakende sektöründe müşteri deneyiminin standartlarını yeniden tanımlamak.”

EKK’den Orduevi binası çağrısı!


Edirne Kent Konseyi, yıkılan Orduevi binası alanının halka açık olarak düzenlenmesini istedi. EKK Başkanı Özer Demir, alannın bir bölümünün otopark olarak düzenlenmesinin şehir merkezinde daha fazla araç birikimie yol açacağına dikkat çekti.
Başkan Demir, “Darbe koşullarında, ben yaptım oldu anlayışıyla, hiç yapılmaması gereken yere inşa edilen Edirne Orduevi binası depreme dayanıksız olduğu gerekçesiyle yıkıldı” dedi.
Bu alana çok katlı bina yapılmış olmasının Selimiye Camii’nin silüetini olumsuz etkilediğini, o bölgede imar kirliliği ve rant odaklı yapılaşmayı kolaylaştırdığını kaydeden Demir, şunları söyledi:


O BÖLGE TARİHİ DOKUYA UYGUN PLANLANMALI
Binanın depreme dayanıksız olduğu gerekçesiyle yıkılması, sadece binanın olduğu parselin değil o bölgenin tarihi dokuya uygun, kentlileri de sürece katarak, Tarih Kenti Edirne’ye yakışır şekilde planlanması için fırsattır. O alanda hayat bulmuş, Orduevini, Kurtuluş İlkokulunu ve Arap Han’ın izlerini de hatırlatmayı anlamlı buluyoruz. Ayrıca en merkezi yerde bulunan bu alan belli bir kesimin değil tüm kentlilerimizin ve misafirlerimizin kullanımına açık olmalıdır.


VALİLİKTEN GÖRÜŞME TALEBİMİZE YANIT VERİLMEDİ
Yıkılan Orduevi binası yerinin nasıl düzenleneceği ile ilgili ilk elden bilgi alabilmek için, Edirne Valisi Sayın Yunus Sezer’le görüşme talebimize yanıt verilmemiştir.
Sayın Valinin basına yaptığı açıklamalardan halka açık bir tesis olacağını olumlu bulmamızla birlikte, bir bölümünün otopark olarak düzenlenmesi ise hatalı bir uygulama olacaktır.
KONUNUN UZMANLARI DEĞERLENDİRDİ
Konu Edirne Kent Konseyi Genel Kurulunda gündeme alınmış, delegelerimizin değerlendirmesi, şehir plancısı, mimar, harita mühendisi ve inşaat mühendislerinden oluşan uzmanların katkılarıyla aşağıdaki görüş oluşturulmuştur.

Arap Han


OTOPARK OLMAMALI
Edirne gibi tarihi kent merkezlerinde en büyük sorunlardan biri araç trafiğini yoğunlaştırıcı karar ve uygulamalardır. Otopark düzenlemeleride daha fazla aracın merkezde birikmesi ile yaya hareketlerini kısıtladığı gibi, araç trafiğini de zorlaştıracaktır. Edirne Orduevi faaliyette iken araç giriş-çıkışı, trafik güvenliği ve akışını olumsuz etkilemekteydi. Atatürk Bulvarı ile Kıyık Caddesinin kesiştiği, araç ve yaya trafiğinin yoğun olduğu bu bölgeye otopark yapılması uygun değildir.
Atanmış ve seçilmişlerin, kente dair kararları alırken, kentlileri ve ilgili kurumları karar alma süreçlerine davet etmeleri katılımcılığın ve şeffaflığın gereği olduğunu bir kez daha hatırlatarak kamuoyunun bilgisine sunuyoruz.

Sosyal Medyada Gündem: Instagram Takipçi Hilesi Nedir, Nasıl Yapılıyor?

Sosyal medya ekonomisinin büyümesiyle birlikte görünürlük, etkileşim ve topluluk yönetimi artık yalnızca bireysel kullanıcıların değil; küçük işletmelerin, içerik üreticilerinin ve markaların da öncelikli gündemlerinden biri haline geldi. Özellikle Instagram’da takipçi sayısı, çoğu zaman hesabın ilk izlenimini belirleyen metriklerden biri olarak görülüyor. Bu nedenle son dönemde “takipçi artırma yöntemleri”, “ücretsiz takipçi kazanma yolları” ve “etkileşim odaklı büyüme” gibi aramalar dikkat çekici biçimde öne çıkıyor. Ancak bu ilginin merkezinde yer alan “takipçi hilesi” kavramı, sanıldığından daha geniş bir alanı kapsıyor.

Instagram’da takipçi hilesi kavramı neyi ifade ediyor?

Instagram takipçi hilesi ifadesi, genel olarak bir hesabın takipçi sayısını kısa sürede artırmaya yönelik yöntemleri tanımlamak için kullanılıyor. Bu yöntemler bazen tamamen organik büyümeyi destekleyen araçlara işaret ederken, bazen de otomasyon, karşılıklı takip ağları, görev tabanlı sistemler veya promosyon odaklı kampanyalarla ilişkilendiriliyor. Dolayısıyla bu kavram tek bir uygulamayı değil, farklı tekniklerin ortak adını temsil ediyor.

Burada önemli olan nokta, kullanıcıların çoğu zaman “hızlı büyüme” ile “sağlıklı büyüme” arasındaki farkı gözden kaçırmasıdır. Takipçi sayısındaki ani artış, ilk bakışta olumlu görünse de hesabın etkileşim oranı, hedef kitle uyumu ve içerik kalitesi düşükse bu artışın uzun vadeli bir katkı sağlaması zorlaşır. Uzmanların özellikle vurguladığı konu da budur: Sayı tek başına başarı anlamına gelmez; sürdürülebilir görünürlük için nitelikli takipçi yapısı gerekir.

Neden bu kadar çok kişi takipçi artırma yöntemlerini araştırıyor?

Sosyal medya rekabeti her geçen gün daha yoğun hale geliyor. Yeni açılan hesaplar, yerel işletmeler, butik e-ticaret girişimleri ve bireysel içerik üreticileri, kalabalık akış içinde öne çıkabilmek için hızlı çözümler arıyor. Bunun birkaç temel nedeni bulunuyor.

İlk olarak, kullanıcı psikolojisi devreye giriyor. Takipçi sayısı yüksek hesaplar daha güvenilir, daha popüler ve daha etkili algılanabiliyor. İkinci olarak, işin ticari boyutu dikkat çekiyor. Marka iş birlikleri, ürün satışı, danışmanlık hizmetleri ya da kişisel markalaşma süreçlerinde hesap görünürlüğü önemli bir rol oynuyor. Üçüncü olarak ise algoritma algısı etkili oluyor; birçok kullanıcı yüksek takipçi sayısının keşfet görünürlüğünü doğrudan artırdığını düşünüyor. Oysa gerçekte Instagram’ın değerlendirdiği en kritik göstergeler arasında izlenme süresi, kaydetme oranı, yorum kalitesi, profil ziyareti ve düzenli etkileşim gibi daha derin sinyaller yer alıyor.

Bu nedenle sektörde artık yalnızca “kaç takipçi var?” sorusu değil, “bu takipçiler ne kadar ilgili?” sorusu da önem kazanmış durumda. Sosyal medya danışmanları da son dönemde büyüme stratejilerini rakamsal şişirmeden çok hedef kitle uyumuna göre şekillendirmeyi öneriyor.

Takipçi hilesi nasıl yapılıyor, hangi yöntemler öne çıkıyor?

Piyasada kullanılan yöntemler birkaç başlık altında toplanabiliyor. En bilinen model, görev bazlı sistemlerdir. Bu sistemlerde kullanıcılar başka hesapları takip ederek, beğenerek veya belirli aksiyonlar alarak puan kazanır; ardından bu puanları kendi hesapları için görünürlük elde etmekte kullanır. Bir diğer yöntem, çekiliş ve kampanya tabanlı takipçi toplama stratejisidir. Bu model daha doğal görünür; ancak gelen kitlenin içerikle ilgisi sınırlıysa takip oranı kalıcı olmayabilir.

Bazı platformlar ise kullanıcıya daha kontrollü, sade ve erişilebilir araçlar sunarak süreci kolaylaştırmaya çalışıyor. Örneğin, sosyal medya kullanıcılarının zaman zaman başvurduğu instagram takipçi hilesi aramaları, bu ihtiyacın doğrudan bir sonucu olarak öne çıkıyor. Buradaki asıl mesele, yöntemin yalnızca kısa vadeli bir sayı artışı sağlaması değil; hesabın genel performansına nasıl yansıdığıdır. Bu yüzden kullanıcıların hizmet seçerken sistemin güvenilirliği, kullanım şeffaflığı ve hesap güvenliği gibi başlıklara dikkat etmesi gerekiyor.

Piyasayı yakından izleyen bazı sosyal medya platformları ve araç sağlayıcıları, bu noktada agresif vaatlerden kaçınarak daha dengeli bir dil kullanıyor. Takipci.Al adı da son dönemde bu alanda sıkça anılan platformlardan biri olarak dikkat çekiyor. Özellikle kullanıcı deneyimi, basit arayüz ve erişim kolaylığı gibi konuların ön plana çıkması, sektörde “hızlı çözüm” arayanlarla “risk yönetimi” odaklı düşünen kullanıcıları aynı noktada buluşturuyor.

Uzmanlar ne diyor? Veriye dayalı bakış neden önemli?

Sosyal medya büyümesinde yalnızca takipçi artışına odaklanmak artık eski bir yaklaşım olarak değerlendiriliyor. Dijital iletişim uzmanlarına göre bir hesabın sağlıklı gelişimini ölçmek için en az şu göstergelere birlikte bakmak gerekiyor: takipçi artış hızı, erişim oranı, reels görüntülenmeleri, profil tıklamaları, kaydetme sayısı ve yorumların niteliği.

Aşağıdaki özet tablo, takipçi sayısı ile etkileşim kalitesi arasındaki farkı göstermesi açısından faydalı olabilir:

KriterYalnızca Sayıya Odaklı HesapDengeli Büyüyen Hesap
Takipçi artışıHızlı olabilirDaha kontrollü ilerler
Etkileşim oranıDüşük kalabilirGenellikle daha dengelidir
Hedef kitle uyumuZayıf olabilirDaha yüksektir
Marka iş birliği değeriSınırlı olabilirDaha güçlüdür
Uzun vadeli sürdürülebilirlikRisklidirDaha sağlıklıdır

Bu tablo, sosyal medya büyümesinde tek metrikli düşünmenin neden sorunlu olduğunu açık biçimde gösteriyor. Sektör analistleri, özellikle yeni hesapların “önce görünürlük, sonra içerik” yaklaşımına kapılmaması gerektiğini vurguluyor. Çünkü içerik temeli zayıf olan bir profil, takipçi artsa bile kullanıcıyı içeride tutmakta zorlanabiliyor.

Benzer şekilde, Takipci.Al gibi araçların adı geçerken de en mantıklı yaklaşım; bu tür çözümleri tek başına başarı formülü gibi değil, daha geniş bir sosyal medya stratejisinin tamamlayıcı unsuru gibi değerlendirmek oluyor. Bu yaklaşım, hem güvenilir ton hem de kullanıcı faydası açısından daha gerçekçi bir çerçeve sunuyor.

Kullanıcılar nelere dikkat etmeli?

Takipçi artırmaya yönelik herhangi bir yöntemi denemeden önce birkaç temel sorunun yanıtlanması gerekiyor. Öncelikle hesabın amacı net olmalı: Kişisel marka mı inşa ediliyor, ürün mü satılıyor, yoksa sadece sosyal görünürlük mü hedefleniyor? Amaç netleşmeden yapılan büyüme hamleleri, çoğu zaman dağınık bir kitle oluşturur.

İkinci olarak, içerik planı ihmal edilmemeli. Düzenli reels üretimi, açıklama metinlerinde doğal anahtar kelime kullanımı, doğru hashtag stratejisi, hikâye etkileşimi ve topluluk yönetimi gibi unsurlar halen en güçlü organik büyüme kanalları arasında yer alıyor. Üçüncü olarak da güvenlik hassasiyeti öne çıkıyor. Kullanıcıların, hesap erişimi isteyen, aşırı vaatlerde bulunan veya gerçekçi olmayan sonuçlar sunan sistemlere karşı dikkatli davranması gerekiyor.

Uzmanların sık verdiği pratik öneriler şunlar:
önce profil biyografisini optimize etmek, paylaşım sıklığını düzenlemek, içerik türlerini çeşitlendirmek ve ardından destekleyici büyüme araçlarını değerlendirmek. Böyle bir sıra izlendiğinde, kazanılan görünürlük daha anlamlı sonuçlar üretebiliyor.

Sonuç: Asıl mesele rakam değil, doğru büyüme stratejisi

Instagram’da takipçi hilesi konusu, yalnızca teknik bir yöntem tartışması değil; aynı zamanda dijital görünürlük, güven algısı ve sosyal medya ekonomisinin dönüşümüyle ilgili daha büyük bir başlık. Bugün birçok kullanıcı daha hızlı büyümek istiyor, fakat kalıcı başarı için tek başına takipçi sayısı yeterli olmuyor. Hesabın kimlere ulaştığı, bu kitlenin içerikle nasıl etkileşime girdiği ve marka ya da kişi imajına ne kattığı çok daha belirleyici hale geliyor.

Bu nedenle takipçi artırma yöntemleri değerlendirilirken konuya siyah-beyaz bakmak yerine daha dengeli yaklaşmak gerekiyor. Doğru araçlar, doğru içerik planı ve ölçülebilir performans takibi bir araya geldiğinde sosyal medya büyümesi daha sağlıklı bir zemine oturuyor. Haber akışında sıkça gördüğümüz büyüme vaatlerinin ötesinde, kullanıcıların asıl kazanımı; güven veren, düzenli ve hedef odaklı bir dijital varlık oluşturabilmelerinde yatıyor.

Türkiye’de İnternet Penetrasyonu 2025 Yılında Tarihi Rekorunu Kırdı

2025 yılı Türkiye ekonomisi ve toplumsal yapısı için dijitalleşmenin zirve yaptığı bir dönem olarak kayıtlara geçmektedir. İnternet erişimindeki artış, bilgiye ulaşma yöntemlerini köklü bir biçimde dönüştürürken, e-ticaret ve dijital platformlar üzerinden kurulan etkileşimler yeni bir standart oluşturmaktadır. Toplumun her kesiminin çevrimiçi olması, nitelikli ve doğrulanmış bilgiye olan ihtiyacı her zamankinden daha kritik bir noktaya taşımaktadır. Küresel öekte niş toplulukların yükselişi, dijital dünyada aidiyet ve güven arayışının bir sonucu olarak görülmektedir. Wow Turkey Takımı, Türkiyenin dijital hafızasını koruma misyonunu bu veriler ışığında stratejik bir temele oturtmaktadır.

TÜİK’in Ağustos 2025 tarihli verilerine göre, Türkiye’de internet kullanan bireylerin oranı yüzde 90,9’a yükselerek dijitalleşme sürecinde yeni bir milat oluşturmaktadır. Geçen yıl yüzde 88,8 olan bu oranın hızla artması, dijital platformlar üzerinden gerçekleştirilen iş, alışveriş ve kültürel paylaşımların toplumsal tabanda ne kadar güçlü bir karşılık bulduğunu kanıtlamaktadır. E-ticaret kullanım oranının yüzde 55,7’ye ulaşması, bireylerin dijital ağları sadece tüketim değil, aktif birer yaşam alanı olarak benimsediğini göstermektedir. Bilgi kirliliğinin arttığı bir dönemde, toplumun yüzde 90’ından fazlasının çevrimiçi olması, Wow Turkey gibi güvenilir veri havuzlarının önemini bir kez daha ortaya koymaktadır. Artan penetrasyonla birlikte kullanıcılar, yapay zeka üretimi içerikler yerine doğrudan deneyime dayanan topluluk arşivlerine yönelmektedir.

Türkiye’nin dijitalleşme grafiğindeki bu tarihi yükselişi değerlendiren Wow Turkey Takımı şu saptamalarda bulunmaktadır: “Wow Turkey olarak internet penetrasyonunun yüzde 90’ı aşmasını, toplumsal hafızanın dijital ortama taşınması adına devasa bir fırsat olarak görüyoruz. Platformumuzda biriken çeyrek asırlık görsel ve kültürel miras, bu yeni dijital nüfus için paha biçilemez bir başvuru kaynağı niteliği taşımaktadır. Yapay zeka çağında, on binlerce gönüllü fotoğrafçının emeğiyle oluşturulan bu gerçek içerik havuzunun, Türkiye’nin tanıtımında en güvenilir referans noktası olacağına inanıyoruz.”

“Dijital güvenin yeni adresi niş topluluklar ve forumlar oluyor”

Ofcom 2025 raporuna göre, 18-24 yaş arası genç yetişkinlerin günde ortalama 6 saat 20 dakika çevrimiçi vakit geçirmesi, dijital mecraların hayatın merkezindeki konumunu pekiştirmektedir. GWI verileri, özellikle genç kuşakta Reddit gibi topluluk odaklı platformların ‘güvenilir bilgi kaynağı’ olarak ana akım medyayı geride bıraktığını belgelemektedir. Kullanıcılar artık reklam odaklı ve algoritma destekli yüzeysel içerikler yerine, forumlardaki ‘gerçek insan yorumlarına’ ve yaşanmış deneyimlere daha fazla itibar etmektedir. Higher Logic’in Aralık 2025 raporu ise forumlarda ‘anlamlı bağlantı’ ve ‘akranlar arası deneyim paylaşımı’ metriklerinin yükselişte olduğunu, kullanıcıların bu mecraları birer sorun çözme merkezi olarak kullandığını ortaya koymaktadır. Bu dönüşüm, dijital platformların kitlesel tüketim alanlarından nitelikli topluluk merkezlerine evrildiğini açıkça göstermektedir.

Wow Turkey Takımı, küresel trendlerin platformun ‘doğru bilgiye erişim’ vizyonuyla birebir örtüştüğünü vurguladı: “Gençlerin ve dijital yerlilerin forum kültürüne olan ilgisinin yeniden artması, bizim gibi köklü topluluk platformlarının gelecekteki rolünü netleştirmektedir. Wow Turkey bünyesinde barındırdığımız 81 ile yayılmış görsel arşiv, sadece birer fotoğraf karesi değil, Türkiye’nin sosyal ve coğrafi değişimini belgeleyen en büyük gönüllü sivil toplum hafızasıdır. Bu hafızayı modern teknolojiyle birleştirerek, bilgi kirliliğine karşı insan deneyimini en güçlü kalkan olarak konumlandırmaya devam ediyoruz.”

Dijital etkileşim modelleri nicelikten niteliğe doğru bir evrim geçiriyor

Arama motorlarındaki yapay zeka özetleri nedeniyle doğrudan web sitelerine tıklama oranları düşüş eğilimi gösterse de, topluluk içindeki doğrudan etkileşim değeri markalar ve kullanıcılar için daha kritik hale gelmektedir. Kullanıcılar artık bir bölgeyi ya da konuyu araştırırken, anonim ve yapay içerikler yerine yerel uzmanlar tarafından çekilmiş fotoğrafları ve yapılan analizleri tercih etmektedir. Bu durum, on yıllardır süregelen forum kültürünün neden canlı kaldığını ve sadık kitlesini nasıl koruduğunu açıklayan en önemli faktörlerden biri olarak öne çıkmaktadır. Dijitalleşen dünyada ‘antik’ değer kazanan gerçek insan emeği ve yerinde çekilmiş görseller, platformları sadece birer site olmaktan çıkarıp birer sivil toplum arşivine dönüştürmektedir. 2026 yılı öngörülerine göre, niş ilgi alanlarına hitap eden topluluklar, dijital ekosistemin en güvenilir ve en yüksek etkileşimli merkezleri olmaya devam edecektir.

‘Türkiyenin dijital mirasını gönüllülük esasıyla zenginleştirmeyi sürdüreceğiz’

Wow Turkey, çeyrek asrı aşan tecrübesiyle Türkiye’nin mimari, kültürel ve coğrafi gelişimini anlık olarak kayıt altına alan eşsiz bir dijital kütüphane işlevi görmektedir. Platformun on binlerce gönüllü üyesi tarafından oluşturulan devasa veri seti, şehirlerin değişimini belgelerken aynı zamanda ülkenin tanıtımına organik bir katkı sunmaktadır. Wow Turkey Takımı konuyla ilgili vizyoner hedeflerini şu sözlerle aktarmaktadır:

Wow Turkey olarak kurulduğumuz günden bu yana temel amacımız, Türkiye’nin gizli kalmış güzelliklerini ve şehirlerimizin dönüşümünü en samimi haliyle dünyaya tanıtmaktır. Bugün ulaştığımız milyonlarca görselden oluşan arşivimiz, platformu basit bir forum sitesinden çıkarıp Türkiye’nin yaşayan en büyük dijital hafıza merkezine dönüştürmüştür. 2026 ve sonrasındaki süreçte, bu devasa arşivi yapay zeka ile entegre olan ama insan emeğini merkeze alan yeni modellerle güçlendirmeyi hedefliyoruz. Gönüllülük esasına dayalı bu sivil toplum hareketini, Türkiye’nin dijital dünyadaki en güvenilir referans kaynağı olarak yarınlara taşımaya kararlıyız.”

Dünyanın ilk kadın hakemi bir Edirneli!

Gülseven OKALANER

Dünyanın FİFA tarafından da kabul edilmiş ilk kadın hakeminin bir Edirneli olduğunu biliyor muydunuz!?… Edirne’nin Süloğlu ilçesinde 1945 yılında doğan Drahşan Arda, FİFA tarafından 13 Aralık 2018 tarihinde Dünyanın İlk Kadın Hakemi olarak onaylandı. Kadın Hakem, Zonguldak’tan sonra 1972’de Almanya’da da öğretmenlik ve hakemlik yapmayı sürdürdü. 30 yıllık spor yaşamını 1997’de noktaladı ve ardından yedi yıl boyunca Bavyera Futbol Federasyonu (BFV) Disiplin Kurulu’nda görev yaptı.

Edirneli Drahşan Arda, sporla ilgilenmeye lise yıllarında başladı. Okul yıllarında basketbol ve voleybol takımlarında oynadı. Ama futbola da ilgi ve merakı vardı ve sonraki yıllarda bu merakı daha da pekişti. Öğretmen olarak Edirne’den Zonguldak’a tayin oldu. Ancak futbola ilgisi sürüyordu. Zonguldak’ta 1967 yılında Tarık Yamaç tarafından düzenlenen hakem eğitimini tamamlayarak hakemlik sertifikasını aldı.

ARDA’NIN HAKEMLİK KARİYERİ

Drahşan Arda ilk hakemlik deneyimini Karabük Demirçelik ile Jandarmagücü arasındaki bölgesel lig maçında yaşadı. Bu maçta ilk kez yardımcı hakem olarak görev aldı . Daha sonra başhakemliğe terfi etti. Çoğunlukla dostluk maçlarında görev alan Dünyanın İlk Kadın Hakemi, Birinci Hakem olarak ilk maçını 26 Haziran 1968’de İstanbul Mithatpaşa Stadyumu’nda Ahmet Berman’ın jübile maçından önce gerçekleşen, jokey takımları ile aktör takımları arasında yapılan gösteri maçında yönetti.

 BAYERN MÜNİH İLE İLİŞKİLERİ VE ALTIN ROZET

Drahşan Arda, 1972 yılında Almanya’nın Münih şehrine taşınarak öğretmenliğe Bavyera Eyaleti’nde devam etti.  Öğretmenliği döneminde çok sayıda çocuğun spora başlamasına yardımcı oldu. Çoğunlukla tek hakemle oynanan sıralama maçlarında olmak üzere futbol maçlarında hakemlik yapmaya devam etti.

Arda öğretmenliğin yanında Münih’in dünyaca ünlü futbol kulübü Bayern Münih ile de sportif ilişkilerini geliştirdi. Bavyera Futbol Federasyonu Bayerischer Fussball – Verband (BFV) tarafından; kendisine 30 yıllık hakemlik faaliyeti nedeniyle altın rozet ve plaket verildi.

FİFA’DAN ONAY ALDI

Drahşan Arda, bu arada hakemlikle ilgili belge ve kanıtlarını FİFA’ya gönderdi ve onay talep etti. FİFA da yaptığı incelemelerin ardından başvurusunu haklı bularak 13 Aralık 2018 tarihinde; Edirneli Drahşan Arda’nın dünyanın ilk kadın futbol hakemi olduğunu ilan etti.

1997 yılında, 30 yıllık aktif spor hayatından emekli olan Arda, tüm hakemlik malzemelerini yoksul çocukların yararına açık artırmaya çıkararak elde ettiği geliri bağışladı.

‘Laiklik anayasal hükümdür’

Eski Trakya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Osman İnci, devlet okullarının ülkede yaşayan her dinden insanlara anayasal eşitlik ilkesinin somut uygulandığı eğitim kurumları olduğunu belirterek, “Laikliğin temel ilkesi tüm inançlara eşit mesafede durmaktır. Laiklik; akıl, bilim ve çağdaşlıktır. Laiklik düşünmektir. Laiklik asla başörtüsü tartışması değildir. Devletin akıl ve bilimle yönetilmesidir. Laiklik özgürlüğün sigortasıdır. Laiklik anayasal hükümdür” dedi.

Prof. Dr. Osman İnci, Osman İnci Müzesi Kişisel Blog’da yayınlanan “Milli Eğitim Bakanı Prof. Dr. Yusuf Tekin’in Akademik Yükselişi” başlıklı makalesinde şunlara yer verdi:

İLANDA ARANAN ÖZEL KOŞUL

“Milli Eğitim Bakanlığı’nda 1000 gününü dolduran Prof. Dr. Yusuf Tekin’in akademik yükselişi dikkate değer süreçler içermektedir. Kişiye özel Kanun Hükmünde Kararname (KHK) değişiklikleriyle rektör atananlardandır. Son yıllarda, önce Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarı ve sonra Milli Eğitim Bakanı olarak, Türk milli eğitimine yön veren Sayın Tekin’in profesörlüğe yükseltilmesi ve rektörlüğe atanması ve ayrıca rektörlük süreci uygulamaları, diğer atama ve yükseltmelerden önemli farklılıklar içermektedir.

Profesörlüğe yükseltilmesi, ilana son başvurma tarihinden sonra, 5 iş günde halledildi. Profesör olduktan 28 gün sonra Hacı Bayram Veli Üniversitesi’nin ilk rektörü oldu. Rektörlüğe atanmak için yasada yer alan “rektör olmak için üç yıllık profesör olma”  koşulu kaldırıldı.

Doç. Dr. Yusuf Tekin, Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarı iken, müsteşarlık bakan yardımcılığına dönüşünce, 24 Temmuz 2018 tarihinde görevden ayrıldı. Bundan 3 gün sonra Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi, profesör ilanı verdi. İlanda aranan özel koşul: ‘Parlamentolar, meşrutiyet ve Osmanlı son dönemi demokrasi tartışmaları konusunda çalışmalar yapmış olmak.’ Bu koşul Doç. Dr. Yusuf Tekin’i tanımlıyor, zira yüksek lisans ve doktora tezi çalışmaları ve yayınları bu konudadır.

Zamana karşı yarış başladı. İlana başvuru süresi 10 Ağustos Cuma Günü, saat 17.00’da dolmakta. Üniversite Yönetim Kurulu, en erken pazartesi (13 Ağustos 2018) toplanır. Rutin olarak Yönetim Kurulu; profesörlük jüri üyelerini belirler, ön yazı ile adayın hazırladığı profesörlük başvuru dosyası gönderilir, jüri üyeleri dosyayı inceler, raporunu yazar, rektörlüğe gönderir, tüm jüri üyelerinin raporları gelir, Üniversite Yönetim kurulu toplanır, jüri raporlarını değerlendirir, adayın atanmasına karar verir. Tüm profesör atamalarında yasal süreç böyledir.

90 GÜN YERİNE 5 GÜNDE ATAMA

Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Rektörü sayın Tekin’i 17 Ağustos günü, adayı profesör kadrosuna atar. Bunlar hepsi 5 günde olmuş. Oysa öğretim üyeliğine atama ve yükseltme yönetmeliğinde (12.06.2018 tarihli) üniversiteler, son başvuru tarihinden itibaren bir aylık sürede jüri belirlemeleri, jüri üyelerinin ise iki aylık sürede rapor göndermeleri yazılıdır. Ama Yusuf Tekin’in ataması 90 gün yerine 5 günde bitirilmiştir.

Tüm bu olanları iyi anlayabilmek için, sayın Yusuf Tekin’in profesör olarak atandığı Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi dönem Rektörü Prof. Dr. Metin Doğan’ı tanımak gerekir. Metin Doğan da benzer yöntemlerle profesör olmuştur. Metin Doğan AKP Genel Başkan Yardımcısı Haluk İpek’in kayınbiraderidir. Ankara Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastane Başhekimi iken, 2005’te Doçent olmuş, Sakarya Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı kadrolarında 1 Ekim 2010’da profesör olmuş. Kadrosu Sakarya Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde iken, 14 gün geçmeden bakanlık emriyle eski hastanesine başhekim olarak görevlendirildi.  Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından 10 Aralık 2010’da daha 70 günlük profesör iken bu üniversiteye kurucu rektör olarak atandı. (Üç yıllık profesör olma koşulu da kaldırılmadan.) Daha sonra iki kez daha atandı, toplam10 yıl rektörlük yaptı.

HAYALET KADROLAR

Prof. Dr. Metin Doğan, rektörlük dönemi adrese teslim akademik ilanlar konusunda zengindir. Profesör unvanı dağıtan üniversiteler arasında özgün yere sahiptir. 2011 yılında Tıp Fakültesine akademik kadro ilanı verilir, aranan koşullar çok özeldir. Örneğin; atanacak bir genel cerrah için ‘kabızlık’ konusunda çalışmalar yapmış olmak koşulu getirilmiştir. Ankara Tabip Odası, adrese teslim ilanda atanacakların listesini çıkarır ve 3 gün önce notere beyanda bulunur, kayıt altına alınır. Listede bulunan 32 kişiden 31 tanesi atanmıştır. Konu yargıya taşınır, Ankara 5. İdare Mahkemesi ilanın yürütmesini durdurdu ve sonra da iptal etti. Eski hastanesinde çalışan doçentler burada profesör unvanı aldıktan sonra, kısa sürede eski hastanelerine görevlendirildiler. 2015 yılında Tıp fakültesinde görevli profesör ve doçentlerden 44 kişinin üniversite dışında çalıştığı saptandı. Biz bunlara ‘hayalet kadrolar’ diyoruz.

REKTÖRLÜK İÇİN 3 YILLIK PROFESÖRLÜK KOŞULU

Profesörlüğe yükseltme ve atamalarda profesörlük ile ilgili bilim alanı 5 yıl çalışması yasa gereğidir. Bu atandığı üniversitenin görev ve sorumluluğundadır. 2547 sayılı yasanın 26. Maddesi ‘..doçent unvanı aldıktan sonra en az 5 yıl süreyle açık bulunan profesörlük kadrosu ile ilgili bilim alanında çalışmış olmak’ koşulu var. Kendi web sitesi bilgilerine göre 2007-2009 yıllarında üniversitede çalışmış. 2009 da Polis Akademisi’ne geçmiş ve 19 Ağustos 2011’de Gençlik ve Spor Bakanlığı oradan da 2013’te Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarlığına. Özetle Polis Akademisini de saysak 19 Ağustos 2011’den sonra üniversitede değil. Bu durumda ‘en az beş yıl süre ile ilgili bilim alanında çalışmış olmak’ koşulunu nasıl yerine getirmiş? Süre en az bir yıl eksik. Yayınlarına hiç girmemek gerekir. (7 yıl hiç yayın yapmadığı görülmekte.)

Cumhurbaşkanlığı 3 nolu Kararnamesi 3. Madde 5. Fıkrası, rektörlük için en az 3 yıllık profesörlük koşulu aramakta. 13 Eylül 2018 tarihinde yayınlanan 17 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle bu koşul kaldırmış. Hemen bir gün sonra, 14 Eylül 2018 tarih ve 2018/181 sayılı Cumhurbaşkanı kararıyla Prof. Dr. Yusuf Tekin, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Rektörü olarak atanmıştır. 17 Ağustos 2018 günü profesör olan Yusuf Tekin, 14 Eylül 2018 tarihinde, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Rektörlüğüne atandı.

DANIŞTAY VE YÖK KARARLARI

Rektör iken, Danıştay ve YÖK kararlarına uymadığı, kişiye özel, adrese teslim çok sayıda ilanlar verdiği belgeli. Sayıştay raporlarında; liyakat ilkesini dikkate almadan atamalar, ihale ve hizmet alımlarında usulsüzlükler, görevlendirmelerde usulsüzlükler, hülle idari atamalar yer almakta.

Rektör iken, Nisan 2022’de Tarım Kredi Tohumculuk A.Ş. (TAREKS) Yönetim Kurulu Üyeliğini yaptı. Şirket, 05.06.2023 tarih 2023/025 sayılı yazı ile şirketin Bağımsız Yönetim Kurulu Üyesi Yusuf Tekin’in istifasını açıkladı. Yusuf Tekin 4 Haziran 2023 günü, Milli Eğitim Bakanı olarak atanınca istifa etmiş. Sayın Yusuf Tekin’in biyografisinde tohumculuk ile ilgili hiçbir eğitimi, yeterlilik belgesi olmamasına karşın TAREKS yönetimine atanmasıyla huzur hakkı almıştır.

ÇEDES PROJESİ

Sayın Yusuf Tekin’in müsteşarlığı ve bakanlığı dönemindeki laik eğitime yönelik çıkardığı genelgeler ve uygulamalar çok önemlidir. Örneğin; ÇEDES Projesi. Burada değerler eğitimi adıyla din görevlileri, imam, vaiz, din hizmetleri uzmanı ve Kur’an kursu hocaları okullarda öğrencilere ‘değerler eğitimi’ vermekte. Din görevlilerinin pedagojik formasyonu var mı? Ayrıca öğrencilere eğitim verme yetkisi var mı?

Bakan, tarikat ve cemaatlerle protokol yapmaya devam edeceklerini, ‘Kız çocukları için ayrı okullar açılabileceğini’ savundu. Eğitimde fırsat eşitliğini kaldırdı. Öğrenciler, İmam Hatiplere yönlendirildi. Son olarak, Ramazan Genelgesi yayınlandı. Bu genelge, eğitim programının nasıl şekillendirileceğinin işaretlerini taşımakta.

Son olarak ‘Laikliği Birlikte Savunuyoruz’ bildirisini imzalayan 168 kişi hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu ve haklarında ‘Halkı kin ve düşmanlığa tahrik’ suçundan soruşturma başlatıldı.

Bakanlığın Ramazan Genelgesi, yalnızca Ramazan ayı etkinlik programını aşıyor. Eğitim programlarının nasıl şekillendiğinin ve şekilleneceğinin işaretlerini vermekte. Oysa eğitim sistemi, evrensel etik ilkeler, bilimsel düşünce sunmalıdır. Devlet okulları, ülkede yaşayan her dinden insanlara anayasal eşitlik ilkesinin somut uygulandığı eğitim kurumlarıdır. Laikliğin temel ilkesi tüm inançlara eşit mesafede durmaktır. Laiklik; akıl, bilim ve çağdaşlıktır. Laiklik düşünmektir. Laiklik asla başörtüsü tartışması değildir. Devletin akıl ve bilimle yönetilmesidir. Laiklik özgürlüğün sigortasıdır. Laiklik anayasal hükümdür.”

Terzilerde ‘eski bayram’ özlemi…

Olgay GÜLER

Yaklaşan Ramazan Bayramı öncesi gıda ve hediyelik eşya sektöründe hareketlilik yaşanırken, popüler adreslerden AVM’lerdeki yoğunluk nedeniyle terzi esnafı eski günlerini arıyor.

Cuma günü başlayacak Ramazan Bayramı’na sayılı günler kala, gıda, hediyelik eşya ve giyim sektörlerinde alışveriş hareketliliği başladı. Özellikle AVM’lerin çoğalmasıyla popülerliğini yitiren terziler, her bayram eski günleri daha da aramaya devam ediyor. Edirne Terziler Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanı Murat Çakal, başlayan hareketliliğin eskisi gibi olmadığını belirterek, vatandaşlara tercihlerini yerel esnaftan yapmaları konusunda çağrıda bulundu.

‘BAYRAM AREFESİNDE İŞ BEKLENTİSİ VAR’

Bayramın, küçük esnaf açısından önemine değinen Çakal, “Bayramın küçük esnafa faydası olması lazım. Bayram arifesinde bir iş beklentimiz var. Esnaf arkadaşları geziyoruz. Ufak tefek bir alışveriş olduğunu söylüyorlar. Herkes çoluk çocuk giydirme derdinde. Genelde gıda üzerine alışverişler oluyor, genel anlamda Edirne’mize faydası oluyor. Bulgar ve Yunan turistlerimiz eskisi gibi gelmiyor. Çarşılarımız biraz hareketli. Bugünden sonra tamamen herkes bayram alışverişine geçer, daha hareketli oluyor diye bekliyoruz” dedi.

‘ESKİ HAREKETLİLİK YOK’

Eski hareketli günlerin artık yaşanmadığını söyleyen Çakal, “Eski hareketlik hiçbir şey de yok. Biz artık bugünleri nasıl kurtarabiliriz? Nasıl geçirebiliriz? O’nun derdindeyiz. Ben çarşıları geziyorum. Ramazan Sokağı’nın mesela Arasta esnafına çok güzel faydası var. Orada çok hareketlilik var. Sadece bayram amaçlı değil, bir aydır Arasta esnafına çok ziyaretçi geldiğini söylüyorlar. Hediyelik eşya olsun, gıda olsun. Bunlar memnunlar. Ama bugünden sonra kesinlikle konfeksiyoncu arkadaşlar, ayakkabıcılar, onlar da ufak tefek bir şeyler yapar. Olur diye düşünüyorum” diye konuştu. 

‘TERCİHLERİNİ YEREL ESNAFTAN YAPSINLAR’

Vatandaşlara, yerel esnaftan alışveriş yapmaları konusunda çağrıda bulunan Çakal, “Önceliğimiz yerel esnafımız. Çünkü biz her zaman buradayız. Kurumsal firma yarın gidiyor. Başka birileri geliyor. Ama biz yıllarca buradayız. Yüz yüze bakıyoruz. Her türlü idare ediyoruz gelen müşterilerimizi. Tercihini yerel esnaftan yana yapması çok daha güzel olur. Burada o kaliteli ürünler satanlar bir çok esnaf arkadaşımız var. Ama şimdi şöyle bir kültürü de var; işte AVM olunca her şeyi AVM’den alayım, kredi kartına taksit imkanları olunca daha cazip geliyor. Yerel esnafımız da elinden geleni yapmaya çalışıyor. Genç nesil tabii biraz daha giyim tarzı farklı oluyor. Ama çarşılarımızda ufak tefek hareketler başladı. Daha güzel olacaktır inşallah” şeklinde konuştu.

‘Çiftçi borcu borçla kapatıyor’

CHP önceki dönem Edirne Milletvekili, Namık Kemal Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Okan Gaytancıoğlu, tarım sektörünün bankalara olan kredi borçları da 30,5 milyar lira daha artarak 1 trilyon 297 milyar lirayı bulduğunu söyledi.

Prof. Dr. Gaytancıoğlu, sosyal medya hesabından “Çiftçi borcu borçla kapatıyor” başlığı ile gerçekleştirdiği paylaşımında “Tarım sektörünün zamanında ödeyemediği için bankalar tarafından takibe alınan kredi borçları ise ocakta 2,7 milyar lira daha arttı ve 17,6 milyar liraya çıktı. Üstelik şimdi bir de bölgesel savaşların yarattığı ekonomik kriz kapıda. Enerji maliyetleri arttı, gübre ve yem fiyatları yükseldi, üretim maliyetleri daha da ağırlaşacak. Üreticinin üretim krizi, sofrada gıda pahalılığı anlamına geliyor.”

Prof. Dr. Okan Gaytancıoğlu, aynı paylaşımında yer alan videoda tarımsal üretimde maliyetlerin hızla yükseldiğini belirterek, özellikle mazot, gübre ve diğer tarımsal girdilerde yaşanan fiyat artışlarının üreticiyi zorladığını ifade etti.

“Çiftçi üretimde kalmalı”

Tarımın stratejik bir sektör olduğunu vurgulayan Gaytancıoğlu, üretimin sürdürülebilirliği için çiftçinin üretimde kalmasının büyük önem taşıdığını söyledi. Çiftçinin yeterli kazanç elde edemediği bir ortamda üretimin devam etmesinin zor olduğunu dile getiren Gaytancıoğlu, üreticiyi destekleyen politikaların hayata geçirilmesi gerektiğini ifade etti.

Trakya vurgusu

Trakya’nın Türkiye’nin önemli tarım merkezlerinden biri olduğunu belirten Gaytancıoğlu, bölgede özellikle ayçiçeği, buğday ve çeltik üretimi yapan çiftçilerin artan maliyetler nedeniyle ciddi baskı altında olduğunu kaydetti.

Gaytancıoğlu, çiftçinin desteklenmesinin yalnızca üreticiler için değil, ülkenin gıda güvenliği açısından da büyük önem taşıdığını sözlerine ekledi.

‘Jeopolitik fırtınada Türkiye’

Zafer Partisi Edirne Merkez İlçe Başkanı Arda Meriç, son dönemde küresel ölçekte yaşanan jeopolitik gelişmeler ve Orta Doğu’da giderek tırmanan gerilimin, yalnızca bölgesel güvenlik dengelerini değil, aynı zamanda küresel ekonomik düzeni de doğrudan etkilediğini bildirdi.

Zafer Partisi Merkez İlçe Başkanı Arda Meriç, ‘Jeopolitik fırtınada Türkiye’ başlıklı yazılı açıklamasında İsrail’in savunma kapasitesine ilişkin ortaya çıkan tartışmalar ve bölgede artan askeri gerilimlerin uluslararası sistemin ciddi bir dönüşüm sürecinden geçtiğini gösterdiğini belirterek, “Bugün dünya yalnızca askeri ve diplomatik krizlerle değil, aynı zamanda ekonomik ve finansal sistemin yeniden şekillendiği tarihsel bir dönüşüm süreciyle karşı karşıyadır. Kapitalist sistem varlığını sürdürmeye devam etsede, tarihsel süreç incelendiğinde küresel güç dengelerinin belirli dönemlerde yeniden yapılandığı görülmektedir. Bu durum, uluslararası siyasi ekonomi literatüründe sıklıkla ifade edilen hegemonik döngüler çerçevesinde değerlendirilebilir.”

Tarihsel perspektiften bakıldığında dünya ekonomisinde farklı dönemlerde farklı güç merkezlerinin belirleyici olduğunu belirten Arda Meriç, şöyle devam etti:

“Hollanda ticaret ve finans hegemonyası, İngiliz sterlin sistemi,  ABD dolar merkezli küresel finans düzeni. Her hegemonya döneminin sonuna yaklaşıldığında benzer dinamikler ortaya çıkar: Finansal krizlerin sıklığı artar, jeopolitik gerilimler yoğunlaşır, yeni ekonomik ve siyasi güç merkezleri yükselmeye başlar.

Bugün yaşanan gelişmeler de bu tür bir tarihsel geçiş dönemine işaret etmektedir. Küresel  finans sisteminde dolar merkezli yapının sorgulandığı, enerji ve ticaret dengelerinin yeniden şekillendiği bir dönemden geçilmektedir. Bu dönüşüm süreci, özellikle dış finansmana ve ithal enerjiye bağımlı ekonomiler için ciddi riskler barındırmaktadır. Ancak ne yazık ki Türkiye’de ekonomi yönetimi bu gerçekliği görmek yerine siyasi söylemlerle tabloyu olduğundan farklı göstermeye çalışmaktadır.

Sayın Mehmet Şimşek’in ifade ettiği ‘üst gelir grubuna geçen ülkeler arasına girdik’ söylemi ya da Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın dile getirdiği ‘şoklara ve  kırılganlıklara karşı güçlü bir ekonomiye sahibiz’ iddiaları, iktisadi gerçeklikten ziyade siyasi bir anlatıdan ibarettir.

Ne yazık ki Türkiye ekonomisi bu kırılgan küresel ortamda son derece savunmasız bir noktada bulunmaktadır. Üretim yapımız; enerjide yüksek ithalat bağımlılığı, emek yoğun ve düşük katma değerli sanayi üretimi ve hatta ara malı üretimi için dahi ithal girdilere bağımlı bir yapı üzerine kuruludur. Yanlış para politikaları ve uzun süredir ihmal edilen sanayi ve tarım politikaları nedeniyle Türkiye ekonomisi küresel şoklara karşı dayanıklılığını çok daha önce kaybetmiştir.

Bugün yaşanan enflasyon da yalnızca para politikasıyla açıklanabilecek bir olgu değildir. Türkiye’de enflasyonun temelinde enerji maliyetleri, ithal girdi bağımlılığı, tarımsal üretimdeki gerileme ve kur geçişkenliği gibi yapısal maliyet unsurları bulunmaktadır. Bu nedenle sorunu yalnızca faiz politikasıyla çözmeye çalışmak, gerçek nedenleri görmezden gelmek anlamına gelmektedir. Türkiye’de maliyet enflasyonunu kalıcı hale getirmiştir. Buna rağmen iktidar, yapısal sorunları çözmek yerine günü kurtaran politikalarla ekonomiyi yönetmeye çalışmaktadır.

Türkiye’nin ihtiyacı günü kurtaran politikalar değil; üretimi, sanayiyi ve enerji güvenliğini  merkeze alan uzun vadeli bir planlı kalkınma stratejisidir.

Zafer Partisi olarak açıkça ifade ediyoruz: Türkiye’nin ihtiyacı yalnızca kısa vadeli ekonomik tedbirler değil, üretim temelli bir planlı  kalkınma stratejisidir.

Bu çerçevede;

* Enerji bağımsızlığını güçlendiren yatırımların hızla artırılması, tarım ve gıda güvenliğini sağlayacak planlı üretim modelinin hayata geçirilmesi,  sanayide ithal girdi bağımlılığını azaltacak stratejik sanayi politikalarının uygulanması,  Türkiye’yi küresel krizlere karşı daha dirençli hale getirecek ekonomik reformların gerçekleştirilmesi zorunludur.

Türkiye’nin geleceği borçlanma ve ithalat ekonomisinde değil, üreten ve kendi kendine yeten bir planlı ekonomi modelindedir.

Zafer Partisi, hem Türkiye’nin güvenliğini hem de ekonomik bağımsızlığını merkeze alan politikaları kararlılıkla savunmaya devam edecektir.”