
Yazar arşivleri: Mehmet ŞELECİ

Dünyanın ilk kadın hakemi bir Edirneli!
Gülseven OKALANER
Dünyanın FİFA tarafından da kabul edilmiş ilk kadın hakeminin bir Edirneli olduğunu biliyor muydunuz!?… Edirne’nin Süloğlu ilçesinde 1945 yılında doğan Drahşan Arda, FİFA tarafından 13 Aralık 2018 tarihinde Dünyanın İlk Kadın Hakemi olarak onaylandı. Kadın Hakem, Zonguldak’tan sonra 1972’de Almanya’da da öğretmenlik ve hakemlik yapmayı sürdürdü. 30 yıllık spor yaşamını 1997’de noktaladı ve ardından yedi yıl boyunca Bavyera Futbol Federasyonu (BFV) Disiplin Kurulu’nda görev yaptı.
Edirneli Drahşan Arda, sporla ilgilenmeye lise yıllarında başladı. Okul yıllarında basketbol ve voleybol takımlarında oynadı. Ama futbola da ilgi ve merakı vardı ve sonraki yıllarda bu merakı daha da pekişti. Öğretmen olarak Edirne’den Zonguldak’a tayin oldu. Ancak futbola ilgisi sürüyordu. Zonguldak’ta 1967 yılında Tarık Yamaç tarafından düzenlenen hakem eğitimini tamamlayarak hakemlik sertifikasını aldı.
ARDA’NIN HAKEMLİK KARİYERİ
Drahşan Arda ilk hakemlik deneyimini Karabük Demirçelik ile Jandarmagücü arasındaki bölgesel lig maçında yaşadı. Bu maçta ilk kez yardımcı hakem olarak görev aldı . Daha sonra başhakemliğe terfi etti. Çoğunlukla dostluk maçlarında görev alan Dünyanın İlk Kadın Hakemi, Birinci Hakem olarak ilk maçını 26 Haziran 1968’de İstanbul Mithatpaşa Stadyumu’nda Ahmet Berman’ın jübile maçından önce gerçekleşen, jokey takımları ile aktör takımları arasında yapılan gösteri maçında yönetti.
BAYERN MÜNİH İLE İLİŞKİLERİ VE ALTIN ROZET
Drahşan Arda, 1972 yılında Almanya’nın Münih şehrine taşınarak öğretmenliğe Bavyera Eyaleti’nde devam etti. Öğretmenliği döneminde çok sayıda çocuğun spora başlamasına yardımcı oldu. Çoğunlukla tek hakemle oynanan sıralama maçlarında olmak üzere futbol maçlarında hakemlik yapmaya devam etti.
Arda öğretmenliğin yanında Münih’in dünyaca ünlü futbol kulübü Bayern Münih ile de sportif ilişkilerini geliştirdi. Bavyera Futbol Federasyonu Bayerischer Fussball – Verband (BFV) tarafından; kendisine 30 yıllık hakemlik faaliyeti nedeniyle altın rozet ve plaket verildi.
FİFA’DAN ONAY ALDI
Drahşan Arda, bu arada hakemlikle ilgili belge ve kanıtlarını FİFA’ya gönderdi ve onay talep etti. FİFA da yaptığı incelemelerin ardından başvurusunu haklı bularak 13 Aralık 2018 tarihinde; Edirneli Drahşan Arda’nın dünyanın ilk kadın futbol hakemi olduğunu ilan etti.
1997 yılında, 30 yıllık aktif spor hayatından emekli olan Arda, tüm hakemlik malzemelerini yoksul çocukların yararına açık artırmaya çıkararak elde ettiği geliri bağışladı.
‘Laiklik anayasal hükümdür’
Eski Trakya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Osman İnci, devlet okullarının ülkede yaşayan her dinden insanlara anayasal eşitlik ilkesinin somut uygulandığı eğitim kurumları olduğunu belirterek, “Laikliğin temel ilkesi tüm inançlara eşit mesafede durmaktır. Laiklik; akıl, bilim ve çağdaşlıktır. Laiklik düşünmektir. Laiklik asla başörtüsü tartışması değildir. Devletin akıl ve bilimle yönetilmesidir. Laiklik özgürlüğün sigortasıdır. Laiklik anayasal hükümdür” dedi.
Prof. Dr. Osman İnci, Osman İnci Müzesi Kişisel Blog’da yayınlanan “Milli Eğitim Bakanı Prof. Dr. Yusuf Tekin’in Akademik Yükselişi” başlıklı makalesinde şunlara yer verdi:
İLANDA ARANAN ÖZEL KOŞUL
“Milli Eğitim Bakanlığı’nda 1000 gününü dolduran Prof. Dr. Yusuf Tekin’in akademik yükselişi dikkate değer süreçler içermektedir. Kişiye özel Kanun Hükmünde Kararname (KHK) değişiklikleriyle rektör atananlardandır. Son yıllarda, önce Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarı ve sonra Milli Eğitim Bakanı olarak, Türk milli eğitimine yön veren Sayın Tekin’in profesörlüğe yükseltilmesi ve rektörlüğe atanması ve ayrıca rektörlük süreci uygulamaları, diğer atama ve yükseltmelerden önemli farklılıklar içermektedir.
Profesörlüğe yükseltilmesi, ilana son başvurma tarihinden sonra, 5 iş günde halledildi. Profesör olduktan 28 gün sonra Hacı Bayram Veli Üniversitesi’nin ilk rektörü oldu. Rektörlüğe atanmak için yasada yer alan “rektör olmak için üç yıllık profesör olma” koşulu kaldırıldı.
Doç. Dr. Yusuf Tekin, Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarı iken, müsteşarlık bakan yardımcılığına dönüşünce, 24 Temmuz 2018 tarihinde görevden ayrıldı. Bundan 3 gün sonra Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi, profesör ilanı verdi. İlanda aranan özel koşul: ‘Parlamentolar, meşrutiyet ve Osmanlı son dönemi demokrasi tartışmaları konusunda çalışmalar yapmış olmak.’ Bu koşul Doç. Dr. Yusuf Tekin’i tanımlıyor, zira yüksek lisans ve doktora tezi çalışmaları ve yayınları bu konudadır.
Zamana karşı yarış başladı. İlana başvuru süresi 10 Ağustos Cuma Günü, saat 17.00’da dolmakta. Üniversite Yönetim Kurulu, en erken pazartesi (13 Ağustos 2018) toplanır. Rutin olarak Yönetim Kurulu; profesörlük jüri üyelerini belirler, ön yazı ile adayın hazırladığı profesörlük başvuru dosyası gönderilir, jüri üyeleri dosyayı inceler, raporunu yazar, rektörlüğe gönderir, tüm jüri üyelerinin raporları gelir, Üniversite Yönetim kurulu toplanır, jüri raporlarını değerlendirir, adayın atanmasına karar verir. Tüm profesör atamalarında yasal süreç böyledir.
90 GÜN YERİNE 5 GÜNDE ATAMA
Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Rektörü sayın Tekin’i 17 Ağustos günü, adayı profesör kadrosuna atar. Bunlar hepsi 5 günde olmuş. Oysa öğretim üyeliğine atama ve yükseltme yönetmeliğinde (12.06.2018 tarihli) üniversiteler, son başvuru tarihinden itibaren bir aylık sürede jüri belirlemeleri, jüri üyelerinin ise iki aylık sürede rapor göndermeleri yazılıdır. Ama Yusuf Tekin’in ataması 90 gün yerine 5 günde bitirilmiştir.
Tüm bu olanları iyi anlayabilmek için, sayın Yusuf Tekin’in profesör olarak atandığı Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi dönem Rektörü Prof. Dr. Metin Doğan’ı tanımak gerekir. Metin Doğan da benzer yöntemlerle profesör olmuştur. Metin Doğan AKP Genel Başkan Yardımcısı Haluk İpek’in kayınbiraderidir. Ankara Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastane Başhekimi iken, 2005’te Doçent olmuş, Sakarya Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı kadrolarında 1 Ekim 2010’da profesör olmuş. Kadrosu Sakarya Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde iken, 14 gün geçmeden bakanlık emriyle eski hastanesine başhekim olarak görevlendirildi. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından 10 Aralık 2010’da daha 70 günlük profesör iken bu üniversiteye kurucu rektör olarak atandı. (Üç yıllık profesör olma koşulu da kaldırılmadan.) Daha sonra iki kez daha atandı, toplam10 yıl rektörlük yaptı.
HAYALET KADROLAR
Prof. Dr. Metin Doğan, rektörlük dönemi adrese teslim akademik ilanlar konusunda zengindir. Profesör unvanı dağıtan üniversiteler arasında özgün yere sahiptir. 2011 yılında Tıp Fakültesine akademik kadro ilanı verilir, aranan koşullar çok özeldir. Örneğin; atanacak bir genel cerrah için ‘kabızlık’ konusunda çalışmalar yapmış olmak koşulu getirilmiştir. Ankara Tabip Odası, adrese teslim ilanda atanacakların listesini çıkarır ve 3 gün önce notere beyanda bulunur, kayıt altına alınır. Listede bulunan 32 kişiden 31 tanesi atanmıştır. Konu yargıya taşınır, Ankara 5. İdare Mahkemesi ilanın yürütmesini durdurdu ve sonra da iptal etti. Eski hastanesinde çalışan doçentler burada profesör unvanı aldıktan sonra, kısa sürede eski hastanelerine görevlendirildiler. 2015 yılında Tıp fakültesinde görevli profesör ve doçentlerden 44 kişinin üniversite dışında çalıştığı saptandı. Biz bunlara ‘hayalet kadrolar’ diyoruz.
REKTÖRLÜK İÇİN 3 YILLIK PROFESÖRLÜK KOŞULU
Profesörlüğe yükseltme ve atamalarda profesörlük ile ilgili bilim alanı 5 yıl çalışması yasa gereğidir. Bu atandığı üniversitenin görev ve sorumluluğundadır. 2547 sayılı yasanın 26. Maddesi ‘..doçent unvanı aldıktan sonra en az 5 yıl süreyle açık bulunan profesörlük kadrosu ile ilgili bilim alanında çalışmış olmak’ koşulu var. Kendi web sitesi bilgilerine göre 2007-2009 yıllarında üniversitede çalışmış. 2009 da Polis Akademisi’ne geçmiş ve 19 Ağustos 2011’de Gençlik ve Spor Bakanlığı oradan da 2013’te Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarlığına. Özetle Polis Akademisini de saysak 19 Ağustos 2011’den sonra üniversitede değil. Bu durumda ‘en az beş yıl süre ile ilgili bilim alanında çalışmış olmak’ koşulunu nasıl yerine getirmiş? Süre en az bir yıl eksik. Yayınlarına hiç girmemek gerekir. (7 yıl hiç yayın yapmadığı görülmekte.)
Cumhurbaşkanlığı 3 nolu Kararnamesi 3. Madde 5. Fıkrası, rektörlük için en az 3 yıllık profesörlük koşulu aramakta. 13 Eylül 2018 tarihinde yayınlanan 17 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle bu koşul kaldırmış. Hemen bir gün sonra, 14 Eylül 2018 tarih ve 2018/181 sayılı Cumhurbaşkanı kararıyla Prof. Dr. Yusuf Tekin, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Rektörü olarak atanmıştır. 17 Ağustos 2018 günü profesör olan Yusuf Tekin, 14 Eylül 2018 tarihinde, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Rektörlüğüne atandı.
DANIŞTAY VE YÖK KARARLARI
Rektör iken, Danıştay ve YÖK kararlarına uymadığı, kişiye özel, adrese teslim çok sayıda ilanlar verdiği belgeli. Sayıştay raporlarında; liyakat ilkesini dikkate almadan atamalar, ihale ve hizmet alımlarında usulsüzlükler, görevlendirmelerde usulsüzlükler, hülle idari atamalar yer almakta.
Rektör iken, Nisan 2022’de Tarım Kredi Tohumculuk A.Ş. (TAREKS) Yönetim Kurulu Üyeliğini yaptı. Şirket, 05.06.2023 tarih 2023/025 sayılı yazı ile şirketin Bağımsız Yönetim Kurulu Üyesi Yusuf Tekin’in istifasını açıkladı. Yusuf Tekin 4 Haziran 2023 günü, Milli Eğitim Bakanı olarak atanınca istifa etmiş. Sayın Yusuf Tekin’in biyografisinde tohumculuk ile ilgili hiçbir eğitimi, yeterlilik belgesi olmamasına karşın TAREKS yönetimine atanmasıyla huzur hakkı almıştır.
ÇEDES PROJESİ
Sayın Yusuf Tekin’in müsteşarlığı ve bakanlığı dönemindeki laik eğitime yönelik çıkardığı genelgeler ve uygulamalar çok önemlidir. Örneğin; ÇEDES Projesi. Burada değerler eğitimi adıyla din görevlileri, imam, vaiz, din hizmetleri uzmanı ve Kur’an kursu hocaları okullarda öğrencilere ‘değerler eğitimi’ vermekte. Din görevlilerinin pedagojik formasyonu var mı? Ayrıca öğrencilere eğitim verme yetkisi var mı?
Bakan, tarikat ve cemaatlerle protokol yapmaya devam edeceklerini, ‘Kız çocukları için ayrı okullar açılabileceğini’ savundu. Eğitimde fırsat eşitliğini kaldırdı. Öğrenciler, İmam Hatiplere yönlendirildi. Son olarak, Ramazan Genelgesi yayınlandı. Bu genelge, eğitim programının nasıl şekillendirileceğinin işaretlerini taşımakta.
Son olarak ‘Laikliği Birlikte Savunuyoruz’ bildirisini imzalayan 168 kişi hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu ve haklarında ‘Halkı kin ve düşmanlığa tahrik’ suçundan soruşturma başlatıldı.
Bakanlığın Ramazan Genelgesi, yalnızca Ramazan ayı etkinlik programını aşıyor. Eğitim programlarının nasıl şekillendiğinin ve şekilleneceğinin işaretlerini vermekte. Oysa eğitim sistemi, evrensel etik ilkeler, bilimsel düşünce sunmalıdır. Devlet okulları, ülkede yaşayan her dinden insanlara anayasal eşitlik ilkesinin somut uygulandığı eğitim kurumlarıdır. Laikliğin temel ilkesi tüm inançlara eşit mesafede durmaktır. Laiklik; akıl, bilim ve çağdaşlıktır. Laiklik düşünmektir. Laiklik asla başörtüsü tartışması değildir. Devletin akıl ve bilimle yönetilmesidir. Laiklik özgürlüğün sigortasıdır. Laiklik anayasal hükümdür.”
Terzilerde ‘eski bayram’ özlemi…
Olgay GÜLER
Yaklaşan Ramazan Bayramı öncesi gıda ve hediyelik eşya sektöründe hareketlilik yaşanırken, popüler adreslerden AVM’lerdeki yoğunluk nedeniyle terzi esnafı eski günlerini arıyor.
Cuma günü başlayacak Ramazan Bayramı’na sayılı günler kala, gıda, hediyelik eşya ve giyim sektörlerinde alışveriş hareketliliği başladı. Özellikle AVM’lerin çoğalmasıyla popülerliğini yitiren terziler, her bayram eski günleri daha da aramaya devam ediyor. Edirne Terziler Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanı Murat Çakal, başlayan hareketliliğin eskisi gibi olmadığını belirterek, vatandaşlara tercihlerini yerel esnaftan yapmaları konusunda çağrıda bulundu.
‘BAYRAM AREFESİNDE İŞ BEKLENTİSİ VAR’
Bayramın, küçük esnaf açısından önemine değinen Çakal, “Bayramın küçük esnafa faydası olması lazım. Bayram arifesinde bir iş beklentimiz var. Esnaf arkadaşları geziyoruz. Ufak tefek bir alışveriş olduğunu söylüyorlar. Herkes çoluk çocuk giydirme derdinde. Genelde gıda üzerine alışverişler oluyor, genel anlamda Edirne’mize faydası oluyor. Bulgar ve Yunan turistlerimiz eskisi gibi gelmiyor. Çarşılarımız biraz hareketli. Bugünden sonra tamamen herkes bayram alışverişine geçer, daha hareketli oluyor diye bekliyoruz” dedi.
‘ESKİ HAREKETLİLİK YOK’
Eski hareketli günlerin artık yaşanmadığını söyleyen Çakal, “Eski hareketlik hiçbir şey de yok. Biz artık bugünleri nasıl kurtarabiliriz? Nasıl geçirebiliriz? O’nun derdindeyiz. Ben çarşıları geziyorum. Ramazan Sokağı’nın mesela Arasta esnafına çok güzel faydası var. Orada çok hareketlilik var. Sadece bayram amaçlı değil, bir aydır Arasta esnafına çok ziyaretçi geldiğini söylüyorlar. Hediyelik eşya olsun, gıda olsun. Bunlar memnunlar. Ama bugünden sonra kesinlikle konfeksiyoncu arkadaşlar, ayakkabıcılar, onlar da ufak tefek bir şeyler yapar. Olur diye düşünüyorum” diye konuştu.
‘TERCİHLERİNİ YEREL ESNAFTAN YAPSINLAR’
Vatandaşlara, yerel esnaftan alışveriş yapmaları konusunda çağrıda bulunan Çakal, “Önceliğimiz yerel esnafımız. Çünkü biz her zaman buradayız. Kurumsal firma yarın gidiyor. Başka birileri geliyor. Ama biz yıllarca buradayız. Yüz yüze bakıyoruz. Her türlü idare ediyoruz gelen müşterilerimizi. Tercihini yerel esnaftan yana yapması çok daha güzel olur. Burada o kaliteli ürünler satanlar bir çok esnaf arkadaşımız var. Ama şimdi şöyle bir kültürü de var; işte AVM olunca her şeyi AVM’den alayım, kredi kartına taksit imkanları olunca daha cazip geliyor. Yerel esnafımız da elinden geleni yapmaya çalışıyor. Genç nesil tabii biraz daha giyim tarzı farklı oluyor. Ama çarşılarımızda ufak tefek hareketler başladı. Daha güzel olacaktır inşallah” şeklinde konuştu.
‘Çiftçi borcu borçla kapatıyor’
CHP önceki dönem Edirne Milletvekili, Namık Kemal Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Okan Gaytancıoğlu, tarım sektörünün bankalara olan kredi borçları da 30,5 milyar lira daha artarak 1 trilyon 297 milyar lirayı bulduğunu söyledi.
Prof. Dr. Gaytancıoğlu, sosyal medya hesabından “Çiftçi borcu borçla kapatıyor” başlığı ile gerçekleştirdiği paylaşımında “Tarım sektörünün zamanında ödeyemediği için bankalar tarafından takibe alınan kredi borçları ise ocakta 2,7 milyar lira daha arttı ve 17,6 milyar liraya çıktı. Üstelik şimdi bir de bölgesel savaşların yarattığı ekonomik kriz kapıda. Enerji maliyetleri arttı, gübre ve yem fiyatları yükseldi, üretim maliyetleri daha da ağırlaşacak. Üreticinin üretim krizi, sofrada gıda pahalılığı anlamına geliyor.”
Prof. Dr. Okan Gaytancıoğlu, aynı paylaşımında yer alan videoda tarımsal üretimde maliyetlerin hızla yükseldiğini belirterek, özellikle mazot, gübre ve diğer tarımsal girdilerde yaşanan fiyat artışlarının üreticiyi zorladığını ifade etti.
“Çiftçi üretimde kalmalı”
Tarımın stratejik bir sektör olduğunu vurgulayan Gaytancıoğlu, üretimin sürdürülebilirliği için çiftçinin üretimde kalmasının büyük önem taşıdığını söyledi. Çiftçinin yeterli kazanç elde edemediği bir ortamda üretimin devam etmesinin zor olduğunu dile getiren Gaytancıoğlu, üreticiyi destekleyen politikaların hayata geçirilmesi gerektiğini ifade etti.
Trakya vurgusu
Trakya’nın Türkiye’nin önemli tarım merkezlerinden biri olduğunu belirten Gaytancıoğlu, bölgede özellikle ayçiçeği, buğday ve çeltik üretimi yapan çiftçilerin artan maliyetler nedeniyle ciddi baskı altında olduğunu kaydetti.
Gaytancıoğlu, çiftçinin desteklenmesinin yalnızca üreticiler için değil, ülkenin gıda güvenliği açısından da büyük önem taşıdığını sözlerine ekledi.
‘Jeopolitik fırtınada Türkiye’
Zafer Partisi Edirne Merkez İlçe Başkanı Arda Meriç, son dönemde küresel ölçekte yaşanan jeopolitik gelişmeler ve Orta Doğu’da giderek tırmanan gerilimin, yalnızca bölgesel güvenlik dengelerini değil, aynı zamanda küresel ekonomik düzeni de doğrudan etkilediğini bildirdi.
Zafer Partisi Merkez İlçe Başkanı Arda Meriç, ‘Jeopolitik fırtınada Türkiye’ başlıklı yazılı açıklamasında İsrail’in savunma kapasitesine ilişkin ortaya çıkan tartışmalar ve bölgede artan askeri gerilimlerin uluslararası sistemin ciddi bir dönüşüm sürecinden geçtiğini gösterdiğini belirterek, “Bugün dünya yalnızca askeri ve diplomatik krizlerle değil, aynı zamanda ekonomik ve finansal sistemin yeniden şekillendiği tarihsel bir dönüşüm süreciyle karşı karşıyadır. Kapitalist sistem varlığını sürdürmeye devam etsede, tarihsel süreç incelendiğinde küresel güç dengelerinin belirli dönemlerde yeniden yapılandığı görülmektedir. Bu durum, uluslararası siyasi ekonomi literatüründe sıklıkla ifade edilen hegemonik döngüler çerçevesinde değerlendirilebilir.”
Tarihsel perspektiften bakıldığında dünya ekonomisinde farklı dönemlerde farklı güç merkezlerinin belirleyici olduğunu belirten Arda Meriç, şöyle devam etti:
“Hollanda ticaret ve finans hegemonyası, İngiliz sterlin sistemi, ABD dolar merkezli küresel finans düzeni. Her hegemonya döneminin sonuna yaklaşıldığında benzer dinamikler ortaya çıkar: Finansal krizlerin sıklığı artar, jeopolitik gerilimler yoğunlaşır, yeni ekonomik ve siyasi güç merkezleri yükselmeye başlar.
Bugün yaşanan gelişmeler de bu tür bir tarihsel geçiş dönemine işaret etmektedir. Küresel finans sisteminde dolar merkezli yapının sorgulandığı, enerji ve ticaret dengelerinin yeniden şekillendiği bir dönemden geçilmektedir. Bu dönüşüm süreci, özellikle dış finansmana ve ithal enerjiye bağımlı ekonomiler için ciddi riskler barındırmaktadır. Ancak ne yazık ki Türkiye’de ekonomi yönetimi bu gerçekliği görmek yerine siyasi söylemlerle tabloyu olduğundan farklı göstermeye çalışmaktadır.
Sayın Mehmet Şimşek’in ifade ettiği ‘üst gelir grubuna geçen ülkeler arasına girdik’ söylemi ya da Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın dile getirdiği ‘şoklara ve kırılganlıklara karşı güçlü bir ekonomiye sahibiz’ iddiaları, iktisadi gerçeklikten ziyade siyasi bir anlatıdan ibarettir.
Ne yazık ki Türkiye ekonomisi bu kırılgan küresel ortamda son derece savunmasız bir noktada bulunmaktadır. Üretim yapımız; enerjide yüksek ithalat bağımlılığı, emek yoğun ve düşük katma değerli sanayi üretimi ve hatta ara malı üretimi için dahi ithal girdilere bağımlı bir yapı üzerine kuruludur. Yanlış para politikaları ve uzun süredir ihmal edilen sanayi ve tarım politikaları nedeniyle Türkiye ekonomisi küresel şoklara karşı dayanıklılığını çok daha önce kaybetmiştir.
Bugün yaşanan enflasyon da yalnızca para politikasıyla açıklanabilecek bir olgu değildir. Türkiye’de enflasyonun temelinde enerji maliyetleri, ithal girdi bağımlılığı, tarımsal üretimdeki gerileme ve kur geçişkenliği gibi yapısal maliyet unsurları bulunmaktadır. Bu nedenle sorunu yalnızca faiz politikasıyla çözmeye çalışmak, gerçek nedenleri görmezden gelmek anlamına gelmektedir. Türkiye’de maliyet enflasyonunu kalıcı hale getirmiştir. Buna rağmen iktidar, yapısal sorunları çözmek yerine günü kurtaran politikalarla ekonomiyi yönetmeye çalışmaktadır.
Türkiye’nin ihtiyacı günü kurtaran politikalar değil; üretimi, sanayiyi ve enerji güvenliğini merkeze alan uzun vadeli bir planlı kalkınma stratejisidir.
Zafer Partisi olarak açıkça ifade ediyoruz: Türkiye’nin ihtiyacı yalnızca kısa vadeli ekonomik tedbirler değil, üretim temelli bir planlı kalkınma stratejisidir.
Bu çerçevede;
* Enerji bağımsızlığını güçlendiren yatırımların hızla artırılması, tarım ve gıda güvenliğini sağlayacak planlı üretim modelinin hayata geçirilmesi, sanayide ithal girdi bağımlılığını azaltacak stratejik sanayi politikalarının uygulanması, Türkiye’yi küresel krizlere karşı daha dirençli hale getirecek ekonomik reformların gerçekleştirilmesi zorunludur.
Türkiye’nin geleceği borçlanma ve ithalat ekonomisinde değil, üreten ve kendi kendine yeten bir planlı ekonomi modelindedir.
Zafer Partisi, hem Türkiye’nin güvenliğini hem de ekonomik bağımsızlığını merkeze alan politikaları kararlılıkla savunmaya devam edecektir.”
22 plaka 210 bini aştı
Türkiye’de Şubat ayında 121 bin 791 adet taşıtın trafiğe kaydı yapılırken, Edirne’de trafiğe kayıtlı araç sayısı Şubat ayı sonu itibarıyla 210 bin 032 olarak belirlendi.
Türkiye İstatistik Kurumu 2026 yılı Şubat ayı Motorlu Kara Taşıtları İstatistiklerinden “Edirne ili, trafiğe kayıtlı bulunan motorlu kara taşıtları” konusunda bir basın bülteni hazırladı.Söz konusu paylaşım şöyle:
“Türkiye’de Trafiğe kayıtlı toplam taşıt sayısı Şubat ayı sonu itibarıyla 33 milyon 869 bin 80 oldu.
Türkiye’de Şubat ayında trafiğe kaydı yapılan taşıtların %51,9’unu otomobil, %30,3’ünü motosiklet, %11,7’sini kamyonet, %2,5’ini kamyon, %1,7’sini traktör, %1,1’ini minibüs, %0,7’sini otobüs ve %0,1’ini özel amaçlı taşıtlar oluşturdu.
2026 yılı Şubat ayı sonu itibariyle Edirne’deki toplam motorlu kara taşıtı sayısı 210 bin 032’dir.
2026 yılı Şubat ayı sonu itibariyle Edirne’deki toplam 210 bin 032 motorlu kara taşıtının; 87 bin 636’ıotomobil, 2 bin 211’i minibüs, 1709’u otobüs, 26 bin 399’ukamyonet, 4 bin 951’i kamyon, 51 bin 475’i motosiklet, 535’i özel amaçlı taşıtlar ve 35 bin 116’sı traktörlerden oluşmaktadır.
Edirne’de Şubat ayında 3 bin 340 adet taşıtın devri yapıldı
Edirne’de Şubat ayında 3 bin 340 adet taşıtın devri yapıldı. Devir, noterler aracılığı ile ikinci, üçüncü ve daha fazla el değiştiren taşıtları ifade etmektedir. Edirne’de devri yapılan toplam 3340 taşıt içinde 2 bin 118’iotomobil,32’si minibüs,24’ü otobüs, 554’ü kamyonet, 50’si kamyon, 252’si motosiklet,7’si özel amaçlı taşıt ve 303’ü traktörlerden oluşmaktadır.
Ocak-Şubat döneminde kaydı yapılan otomobillerin 60 bin 942’si gri renklidir.
Ocak-Şubat döneminde trafiğe kaydı yapılan 144 bin 279 adet otomobilin %42,2’si gri, %25,7’si beyaz, %10,9’u siyah, %10,5’i mavi, %5,3’ü yeşil, %3,3’ü kırmızı, %1,3’ü kahverengi, %0,3’ü turuncu, %0,3’ü sarı ve %0,2’si diğer renklidir.”
Nöbetçi Eczaneler
Aramızdan ayrılanlar
AYSEL ÇİNKOLARDAN VEFAT ETTİ
Yeniimaret semti sakinlerinden Mustafa ve Günay Çinko-lardan’ın anneleri Aysel Çinkolardan 76 yaşında vefat etti. Merhume; dün Alaca Camide öğle namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Yeniimaret Mezarlığında toprağa verildi.
TÜRKER KODAMAN VEFAT ETTİ
Merhume Mürüvvet ve merhum Sabri Kodaman’ın oğulları, merhum Turhan Kodaman ve Vatandaş Gazetesi eski Yazı İşleri Müdürlerinden merhum Tuncer Kodaman’ın kardeşleri Türker Kodaman 86 yaşında vefat etti. Merhum; dün Eski Camide öğle namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Buçuktepe Mezarlığında toprağa verildi.
NESİBE SAMANA VEFAT ETTİ
Koca Sinan Mahallesi sakinlerinden Yücel Supçiller’in annesi, Selçuk Supçiller’in kayınvalidesi, Selimiye Camisi Arasta Çarşısının eski esnaflarından Recep Arslan’ın annesi, Seher Akgün’ün kayınvalidesi, Furkan, Yasin, Necip, Fatih ve Haris Arslan’ın babaanneleri Nesibe Samana 84 yaşında vefat etti. Merhume; dün Hacılar Ezanı Camisinde öğle namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Yeni Şehir Mezarlığında toprağa verildi.
‘Okulda şiddete karşı ortak sorumluluk çağrısı’
Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı, Edirneli Av. Sinan Tekin’in başkanı olduğu Saadet Partisi Sosyal İşler Başkanlığı tarafından hazırlanan “Okullarda Şiddetin Önlenmesi” konusunun ele alındığı raporda, okulların öğrencilerin kendilerini güvende hissettikleri sosyal ortamlar olması gerektiği, bu güvenli ortamın sağlanabilmesinin ise anlayış, iş birliği ve bilimsel yöntemlerle mümkün olacağına dikkat çekildi.
Raporda; okullarda artan şiddet olaylarının arka planında yer alan psikolojik ve sosyal nedenler, aile içi sorunlar, ekonomik zorluklar ve sosyal dışlanmanın öğrenciler üzerindeki etkileri, zorbalık ve medya içeriklerinin çocukların davranışları üzerindeki etkileri, öğrencilerin psikolojik ihtiyaçlarının desteklenmesi, sosyal ve duygusal becerilerinin geliştirilmesi, okul güvenliği konusunda eğitim kurumları, aileler ve güvenlik birimleri arasında iş birliğinin önemi başlıkları altında tespit ve değerlendirmeler yer alıyor.
Son yıllarda artış gösteren okul içi şiddet olaylarının nedenleri, bu sorunun psikolojik ve toplumsal boyutları ile çözüm yollarının kapsamlı şekilde değerlendirildiği rapora ilaveten “Okullarda şiddetin önlenmesi için ortak sorumluluk çağrısı” başlığı altında yapılan yazılı açıklamada şunlara yer verildi:
“Son yıllarda okullarda yaşanan şiddet olaylarında gözle görülür bir artış yaşanmaktadır. Bu durum yalnızca öğrencilerin güvenliğini tehdit etmekle kalmamakta, aynı zamanda eğitim ortamının sağlıklı işleyişini de olumsuz etkilemektedir. Okul şiddeti, yalnızca bireysel davranış sorunlarıyla açıklanamayacak kadar karmaşık bir problemdir ve psikolojik, sosyal ve çevresel birçok faktörün etkisiyle ortaya çıkmaktadır.
Araştırmalar, aile içinde yaşanan şiddet, ekonomik zorluklar, sosyal dışlanma, zorbalık ve medya yoluyla maruz kalınan şiddet içeriklerinin öğrencilerin davranışlarını olumsuz etkileyebildiğini göstermektedir. Bu nedenle okul şiddetini önlemek için yalnızca disiplin uygulamalarına ve güvenlik önlemlerine dayalı çözümler yeterli değildir.
Okullarda güvenli ve sağlıklı bir ortam oluşturmak için öğrencilerin psikolojik ihtiyaçlarının dikkate alınması, sosyal ve duygusal becerilerinin geliştirilmesi ve gerekli rehberlik hizmetlerinin güçlendirilmesi büyük önem taşımaktadır. Empati, saygı, sorumluluk ve yardımlaşma gibi değerlerin kazandırılması, öğrencilerin hem kendilerine hem de çevrelerine zarar vermeyen bir davranış anlayışı geliştirmesine katkı sağlayacaktır.
Ayrıca okul güvenliği konusunda eğitim kurumları, aileler, psikologlar, sosyal hizmet uzmanları ve güvenlik birimleri arasında güçlü bir iş birliği kurulması gerekmektedir. Okullarda oluşturulacak tehdit değerlendirme ekipleri ve erken uyarı mekanizmaları sayesinde riskli durumlar erken aşamada tespit edilerek gerekli önlemler alınabilir.
Unutulmamalıdır ki okullar yalnızca akademik bilginin verildiği yerler değil, aynı zamanda öğrencilerin kendilerini güvende hissettikleri sosyal gelişim alanlarıdır. Bu nedenle tüm kurumların ortak sorumluluk bilinciyle hareket etmesi, şiddetin önlenmesi ve sağlıklı nesillerin yetişmesi açısından büyük önem taşımaktadır.”