
Yazar arşivleri: Mehmet ŞELECİ

12 Ağustos 2026 Çarşamba Hudut Gazetesi
Aramızdan ayrılanlar
VEDAT DARCANLI VEFAT ETTİ
Küçükpazar semti sakinlerinden, ‘Merdivenci’ lakabı ile anılan merdiven ustası merhum Hüseyin Darcanlı ile merhume Nuriye Darcanlı’nın oğulları, Hatice Darcanlı’nın eşi Vedat Darcanlı 79 yaşında vefat etti.
Bir süreden bu yana tedavi görmekte olan Vedat Darcanlı; Hafize Öztepe, Pelin Erdoğan ve Hanife Öcalan’ın babaları, İbrahim Erdoğan’ın kayınpederi, Cevat Darcanlı ve merhum Suat Darcanlı’nın ağabeyleri, Hasan ve Hamdiye Darcanlı’nın amcalarıydı. Merhum dün Sarı Camide öğle namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Acı Çeşme Mezarlığında toprağa verildi.
HÜSAMETTİN LEVENT ADALI VEFAT ETTİ
Karaağaç semti sakinlerinden Cemalettin ve merhum Kemalettin Adalı’nın kardeşleri, Nimet Adalı’nın kayınbiraderi, Erkan, Gürkan ve Serkan Adalı’nın amcaları Hüsamettin Levent Adalı 58 yaşında vefat etti. Merhum dün Karaağaç Yeni Camide öğle namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Karaağaç Mezarlığında toprağa verildi.
MUSTAFA ŞENGÜL VEFAT ETTİ
Emekli Öğretmen Ayşen Şengül’ün eşi, Başak Şengül ve Beste Şengül Baş’ın babaları, Sanayi Sitesi eski esnaflarından Ali Şengül’ün ikiz kardeşi Mustafa Şengül 76 yaşında vefat etti. Naz Kale’nin de dedesi olan merhum dün Lala Şahin Paşa Camisinde ikindi namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Yeni Şehir Mezarlığında toprağa verildi.
AYŞE KINALIPARMAK VEFAT ETTİ
Şükrüpaşa Mahallesi sakinlerinden, Sosyal Hizmetler Müdürlüğünden emekli Mehmet Fikret Kınalıparmak’ın eşi, Ruşen Kınalıparmak ve Ayşen Kabak’ın anneleri Ayşe Kınalıparmak 82 yaşında vefat etti. Merhume dün Lala Şahin Paşa Camisinde öğle namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Bademlik Mezarlığında toprağa verildi.
Edirne Japonya’da!
Bülent AYAN
Dumlupınar Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Çizgi Film ve Animasyon Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hami Onur Bingöl’ün Edirne’nin tarihsel ve kültürel dokusunu konu alan “Edirne-2” isimli fotoğraf sergisi, 14-27 Ağustos 2026 tarihleri arasında Japonya’nın başkenti Tokyo’da sanatseverlerle buluşuyor.
Kütahya Dumlupınar Üniversitesi (DPÜ) Güzel Sanatlar Fakültesi Çizgi Film ve Animasyon Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hami Onur Bingöl’ün “Edirne-2” adlı fotoğraf sergisi, Türkiye’nin önemli tarih ve kültür kentlerinden biri olan Edirne’yi Tokyo’daki sanat izleyicisiyle buluşturuyor. 14-27 Ağustos 2026 tarihleri arasında gerçekleştirilecek sergide, Sergi, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, T.C. Tokyo Büyükelçiliği ve Tokyo Kültür ve Tanıtma Müşavirliği’nin destekleriyle gerçekleştiriliyor. Türkiye’nin kültürel mirasının ve sanatsal üretiminin Japonya’da tanıtılmasına katkı sunan sergi, Edirne’nin tarihsel ve kültürel zenginliğini fotoğraf sanatı aracılığıyla Japon sanatseverlerle buluşturuyor. Serginin Tokyo’da gerçekleştirilmesi sürecinde Tokyo Kültür ve Tanıtma Müşaviri Saltuk Buğra Ekinci’nin katkıları ve çabaları da önemli bir rol oynuyor. Ekinci’nin serginin gerçekleştirilmesi ve Türkiye’nin kültürel değerlerinin Japonya’da tanıtılması yönündeki destekleri, projenin hayata geçirilmesine önemli katkı sağlıyor.
Osmanlı İmparatorluğu’nun ikinci başkenti olan Edirne’nin tarihsel kimliği ve kültürel mirası, sergide Prof. Dr. Bingöl’ün fotoğraf perspektifiyle yeniden yorumlanıyor. Kentin mimari dokusu, tarihi yapıları, gündelik yaşamı ve kendine özgü atmosferi, sanatçının objektifinden farklı bakışlarla izleyiciye aktarılıyor.
Prof. Dr. Bingöl, Edirne’yi fotoğraflamak için yalnızca kenti gezmenin ve fotoğraf çekmenin yeterli olmadığını; doğru görüntüyü yakalayabilmek için zaman zaman beklemek ve sabretmek gerektiğini ifade ediyor. Sanatın her türlü formunda ustalık kazanmanın zaman içerisinde edinilen deneyim ve birikimle mümkün olduğunu belirten Bingöl, fotoğraf çalışmalarında da bu yaklaşımı benimsediğini vurguluyor.
“Edirne-2”, Prof. Dr. Bingöl’ün Edirne üzerine gerçekleştirdiği fotoğraf çalışmalarının ikinci aşamasını oluşturuyor. Serginin ilk versiyonu geçtiğimiz yıl Kütahya’da sanatseverlerle buluşurken, sanatçı bu çalışmayı yeniden değerlendirerek ikinci seçkiyi hazırladı. İlk serginin ardından yapılan yeni çekimler ve farklı bakış açılarıyla şekillenen “Edirne-2”, bu kez Tokyo’da Japon sanatseverlerin ilgisine sunuluyor.
Edirne’nin Osmanlı tarihindeki özel konumu, kentin mimari ve kültürel mirasıyla birleşerek sergiye güçlü bir tarihsel arka plan kazandırıyor. Serginin Tokyo’da gerçekleştirilmesi ise Edirne’nin kültürel mirasının Türkiye sınırlarının ötesinde, farklı bir coğrafyanın sanat izleyicisiyle buluşmasına olanak sağlıyor. Bu yönüyle sergi, yalnızca bir fotoğraf etkinliği olmanın ötesine geçerek Türkiye’nin kültürel değerlerinin Japonya’da tanıtılmasına ve iki ülke arasında sanat yoluyla kültürel bağların güçlendirilmesine katkı sunuyor.
Prof. Dr. Hami Onur Bingöl, “Edirne-2” sergisini Haziran 2026’da hayatını kaybeden, büyük saygı duyduğu ve kendisi için özel bir yere sahip olan, Edirne’nin Süloğlu ilçesine bağlı Keramettin Köyü’ndeki Bellek Kitapevi’nin sahibi Mustafa Karaca’nın anısına ithaf etti.
Mustafa Karaca’nın anısını sergi aracılığıyla yaşatmak istediğini belirten Bingöl, “Edirne-2”yi yalnızca Edirne’nin görsel hafızasına ilişkin bir çalışma olarak değil, aynı zamanda kişisel bir vefa ifadesi olarak da değerlendiriyor. Serginin Karaca’ya ithaf edilmesi, Edirne’nin mekânları ve belleği üzerinden kurulan fotoğraf anlatısına kişisel bir hafıza katmanı da ekliyor.
Türkiye’nin kültürel ve sanatsal birikiminin uluslararası alanda görünür kılınmasının önemine dikkat çeken Prof. Dr. Bingöl, serginin Tokyo’da gerçekleşmesine katkı sağlayan T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, T.C. Tokyo Büyükelçiliği ve Tokyo Kültür ve Tanıtma Müşavirliği’ne teşekkürlerini iletti. Bingöl ayrıca, serginin gerçekleştirilmesi sürecindeki değerli katkıları ve destekleri nedeniyle Tokyo Kültür ve Tanıtma Müşaviri Saltuk Buğra Ekinci’ye teşekkür etti.
40 fotoğraftan oluşan “Edirne-2” sergisi, 14-27 Ağustos 2026 tarihleri arasında Tokyo’da Japon sanatseverlerin ziyaretine açık olacak. Sergi, Edirne’nin tarihsel ve kültürel mirasını çağdaş fotoğraf aracılığıyla farklı bir coğrafyada görünür kılarken, Türkiye’nin kültürel değerlerinin Japonya’da tanıtılmasına ve Türk-Japon kültürel ilişkilerinin sanat yoluyla güçlendirilmesine katkı sunacak.
Çocuklara bir tarihi armağan daha
Bülent AYAN
Edirne Belediyesi’nde görevli, kent tarihi üzerine yaptığı akademik ve kültürel çalışmalarıyla tanınan Dr. Aydemir Ay, çocuklar için Atatürk’ün Edirne’ye yaptığı tarihi ziyaretleri kaleme aldığı “Atatürk Edirne’de – Bir Liderin Tarihi Ziyaretleri” adlı kitabından sonra bu kez eşi Gülce Ay ile birlikte yine çocuklar için hazırladığı “SELİMİYE – Gökyüzüne Dokunan Cami” adlı kitabıyla okurlarının karşılarına çıktı.
Dr. Aydemir Ay, sosyal medya hesabından yeni kitabının tanıtımını yaptığı paylaşımda, “Bu kez Birce, İbrahim Ay Dedesi ile Selimiye Camii ve Külliyesi’ni keşfediyor. Ücretsiz kitabımızı indirip okuyabilirsiniz” diyerek şunlara yer verdi:.
“Bitmek bilmeyen soruları, merakı ve öğrenme isteğiyle Birce, Mimar Sinan’ın “ustalık eseri” olarak nitelendirdiği Selimiye’yi, kubbesinden minarelerine, çinilerinden hat sanatına, süslemelerinden küçük ve gizemli ayrıntılarına kadar adım adım öğreniyor.
Selimiye Camii ve Külliyesi, 2011 yılından bu yana UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alıyor. Külliye, caminin yanı sıra eğitim kurumları, kütüphane, arasta ve diğer yapılarıyla Edirne’nin tarihi ve kültürel kimliğinin en önemli parçalarından biri.
Ama bizim için bu kitap sadece Selimiye’yi anlatan bir kitap değil.
Çocuklarımızın, okuma alışkanlıklarını geliştirmesini, merak etmeyi ve araştırmayı öğrenmesini, yaşadığı şehri tanımasını, Edirne’ye aidiyet ve şehir bilinci geliştirmesini, gördüğü bir ayrıntının peşinden gidip soru sormasını istiyoruz. Dr. Aydemir Ay
Bu nedenle kitabımızı internet ortamında çocuklarımız için ücretsiz olarak paylaşıyoruz.
Uzun yıllardır Turizm Enformasyon Bürosu’nda görev yapan Gülce Ay ile Turizm alanında doktora yapmış Dr. Aydemir Ay olarak, yıllardır biriktirdiğimiz Edirne sevgisini ve bilgisini çocuklarımızla paylaşmak istedik. Bu kitap bizim için bir şehir hediyesi.
Edirnem’e… Edirnemin çocuklarına… Ve bu şehrin geleceğine…
Çünkü inanıyoruz ki: Bir şehri tanıyan çocuk, o şehri sever. Seven çocuk ise onu korur.
Çocuklarımız okusun, sorsun, araştırsın ve kendi şehirlerinin küçük araştırmacıları olsun.”
Vatandaş borçla ayakta!
21.Dönem Edirne Milletvekili Şadan Şimşek, vatandaşın artık geçinmek için borçlandığını, borcunu ödemek için yeniden borçlandığına dikkat çekerek, vatandaşın borcunu yeniden yapılandırmanın yetmeyeceğini, o borcu bir daha yapmak zorunda kalmayacağı bir gelir düzeni kurmanın gerekli olduğunu bildirdi.
Eski milletvekili Şimşek, “Borç büyüyor, vatandaşın nefesi daralıyor!” başlıklı yazılı açıklamasında, “Türkiye’nin ekonomik gerçeği artık rakamlarda açıkça görülüyor” diyerek şunları kaydetti:
25 MİLYON 862 BİN 663 DERDEST İCRA DOSYASI
Tüketici kredileri ve bireysel kredi kartlarında takipteki alacaklar 2021’de 19,36 milyar TL’den 2026’da 339,56 milyar TL’ye yükseldi. Beş yılda yaklaşık 17,5 kat artış olmuştur.
Ülkemizde 25 milyon 862 bin 663 derdest icra dosyası bulunuyor. Bu sadece birer rakam değildir. Bu; geçinemeyen ailelerin, borçla ayakta duran emeklilerin, zorlanan esnafın ve geleceğini erteleyen gençlerin hayatıdır. Vatandaş artık geçinmek için borçlanıyor, borcunu ödemek için yeniden borçlanıyor.
ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
Çözüm önerilerim şöyle ki;
1. Borçlar nefes aldıracak şekilde yapılandırılmalıdır.
Kredi kartı ve tüketici kredisi borçları uzun vadeye yayılmalı, faiz yükü düşürülmeli ve dar gelirliye ödeme gücüne göre yeni bir ödeme planı sunulmalıdır.
2. Gelir artırılmalıdır.
Asgari ücret ve emekli aylıkları, gerçek yaşam maliyetleri dikkate alınarak belirlenmeli; çalışan ve emeklinin alım gücü korunmalıdır.
3. Temel ihtiyaçlar ucuzlatılmalıdır.
Gıda, kira, enerji, ulaşım, eğitim ve sağlık üzerindeki yük azaltılmalı; dar gelirlinin bütçesi rahatlatılmalıdır.
4. İstihdam ve üretim artırılmalıdır.
Özellikle gençlere ve küçük esnafa yönelik üretim ve istihdam destekleri güçlendirilmelidir. Çünkü kalıcı çözüm yeni kredi değil, yeni gelir ve yeni iştir.
5. İcra sarmalına giren vatandaş yeniden hayata kazandırılmalıdır.
Borç nedeniyle icra ve haciz baskısı altında kalan dar gelirli yurttaşlar için sosyal ve hukuki destek mekanizmaları oluşturulmalıdır.
Çünkü vatandaşın borcunu yeniden yapılandırmak yetmez; o borcu bir daha yapmak zorunda kalmayacağı bir gelir düzeni kurmak gerekir.
ÇÖZÜM BELLİDİR
Ekonomik anlayışımız çok açıktır. Borç değil, gelir büyüyecek. İcra değil, istihdam büyüyecek. Faiz yükü değil, vatandaşın alım gücü büyüyecek.
Ekonominin başarısını bankaların kredi hacmiyle değil, vatandaşın ay sonunda cebinde kalan parayla ölçeceğiz.
Vatandaş borçla değil, emeğiyle yaşamalı! İcra dosyaları değil, iş ve aş çoğalmalı! Borç sarmalı değil, gelir ve refah sarmalı kurmalıyız!
Çözüm bellidir: Vatandaşın borcunu değil, gelirini büyütmek!
Milletin sorununa çözüm getirilmesi zorunludur. Unutulmamalıdır milletin iradesinin üzerinde güç yoktur.”
Edirne’nin sıra dışı köyü
Veli Kişioğlu: Drama, Yaratıcı Drama lideri
Drama ve Yaratıcı Yara”Zamanın Düğümleri”
Edirne merkez Eskikadın Köyü 10 Ağustos Pazartesi gününden bu yana 2’nci Uluslararası Felsefe, Sosyal Bilimler, Sanat ve İnsan Günlerine ev sahipliği yapıyor. Aynı ismi taşıyan kampın katılımcıları, akademisyenler, sanatçılar ve Edirne’nin yanı sıra farklı kentlerden konulara ilgi duyanlar köyde bir araya geldi. Edirne Tuna Art Academy Kurucusu ve Eğitimci Hakan Coşkuntuna, 10-15 Ağustos tarihleri arasında ikincisi gerçekleştirilmekte olan kamp boyunca atölyeler dışında ‘çadır kampı’ konseptiyle doğayla iç içe bir ortamda bulunduklarını kaydetti.
Şahver HÖBEK: Nefes almak, nefesi doğru
kullanmak ve kendimize uygun nefes almak.
“Çadırını kap gel” sloganıyla düzenlenen organizasyon, Edirne Belediyesi başta olmak üzere Tuna Art Academy Uygulamalı Drama, Felsefe, Sosyoloji ve Tiyatro Derneği, Eskikadın Köy Muhtarlığı ve Uygulamalı Felsefe Derneği’nin katılımı ve katkılarıyla gerçekleştiriliyor.
Farklı disiplinlerden katılımcıları aynı ortamda buluşturarak düşünce, sanat ve sosyal bilimler ekseninde paylaşım kültürünü geliştirmeyi amaçlayan organizasyon, 10 Ağustos Pazartesi günü buluşma, tanışma ve ilk gün atölye çalışmaları ile başladı. Hem akademik hem de sanatsal etkinliklerde önemli akademisyen, uzman, tiyatro, drama, yönetmen, şair, yazar ve müzisyen kimlikleri ile tanınan isimler, konulara ilgi duyan katılımcılarla kısa sürede kaynaştı.
Dr. Rasim Aşın: Eskikadın II. Uluslararası Sanat,
Sosyal Bilimler, Sanat ve İnsan Kampı
“Tiyatro ve Drama’nın Kazanımları”-Drama ve Tiyatro
Sanatının Çok Boyutlu İnsan Gelişimindeki Yeri
12 Ağustos 2026 Çarşamba (bugün) gerçekleştirilecek program :
7.00 Kalkış ve Kahvaltı Hazırlığı
7.30 Sabah Sporu ve Yürüyüş
8-30 – 9.15 Kahvaltı
09.45 – 11.45 Elife KILIÇ; “Yaşamdan, Yaşama Felsefesine Yolculuk”
12.00 – 13.20 Mert URDAL; “Joko’ nun Doğumgünü” Tiyatro Oyununun İncelenmesi: Özgürlük, Toplum, İtaat
13.20 – 14.00 Öğle Yemeği
14.10 – 15.10 Mert URDAL Atölyenin Devamı
15.20 – 17.00 Rasim Aşın; “İbrahimoğlu Yuğ Tiyatro Anlayışı: Psikosof Tiyatro Poetikası”
17.10 – 20.00 Zekeriya HOCALAR; Tiyatro Atölyesi
20.10 – 20.40 Akşam Yemeği
21.00 Ali Emre KURULU; Solo Konser
Amatör futboldan TFF’ye tepki çığ gibi!
Edirne Amatör Spor Kulüpleri Federasyonu (Edirne ASKF) Türkiye Futbol Federasyonu tarafından 2026-2027 futbol sezonu için amatör liglerde uygulanacağı açıklanan yeni düzenlemelerin lisans ücretleri, yaş uygunlukları ve diğer hususlar bakımından değerlendirildiğinde, amatör futbolun geleceği adına ciddi endişeler doğurduğunu bildirdi.
Edirne ASKF tarafından paylaşılan Türkiye Amatör Spor Kulüpleri Konfederasyonu’nun açıklamasında, “Türkiye Futbol Federasyonu tarafından 2026-2027 futbol sezonu için amatör liglerde uygulanacağı açıklanan yeni düzenlemeler; lisans ücretleri, yaş uygunlukları ve diğer hususlar bakımından değerlendirildiğinde, amatör futbolumuzun geleceği adına ciddi endişeler doğurmaktadır. Bu alınan kararların mevcut şartlar altında amatör spor kulüplerimizin ayakta kalmasını daha da güçleştireceği açıktır” denilerek şunlara yer verildi:
“- Daha önceki sezonlarda filiz ve vize işlemlerinde TFF’ce herhangi bir ücret alınmamıştır. 2023-2024 sezonunda filiz ve vize ücretlerinde 20 TL alındı. 18 Temmuz 2024 tarihinde seçilen TFF yeni yönetimi 2024-2025 sezonunda filiz ve vize lisanslarında herhangi bir ücret almadı. Doğru olanda bu idi.
– Ancak 2025-2026 sezonunda filiz ve vize ücretlerinde 150 TL ücret alındı. Bu sezon ise bu rakamın 500 TL ye yükseltildiği görülmektedir. Yani artış oranı %234 dür. (TÜİK Temmuz ayı yıllık enflasyon oranı %31,75) Örneğin; 3-4 kategoride lige katılan bir kulüpte ortalama 100-150 adet filiz ve vize lisansı işlemi yapıldığı dikkate alındığında 150×500 = 75.000,00 TL maliyeti çıkmaktadır. Ayrıca bu maliyete kulüp vize ve diğer işlemler için yapılacak masraflar da eklenince rakam daha da yükselecektir.
Bu nedenle filiz ve vize lisans işlemlerinde daha önceki sezonlarda olduğu gibi herhangi bir ücret alınmamalıdır.
Nitekim geçtiğimiz sezondan bu yana yaşanan sorunlar, bugün açıklanan düzenlemelerle birlikte daha net bir şekilde ortaya çıkmıştır. Sorunun temelinde, 2025-2026 sezonunda atılan hatalı adımların bulunduğu görülmektedir. Üzülerek ifade etmek gerekirse ne yazık ki bu yeni kararlar, şartları iyileştirmek yerine daha da ağırlaştırmaktadır.
Amatör futbol, yalnızca sahada oynanan bir oyundan ibaret değildir, en önemli sosyal sorumluluk projelerinden biridir.
Unutulmamalıdır ki amatör kulüpler zayıflarsa, mahalle ve semt kültürü de zayıflar. Mahalle, köy ve ilçe takımlarının yok olması, çocuklarımızın sığınabileceği güvenli limanların azalması anlamına gelir. Bunun doğuracağı sosyal sonuçlar ise yalnızca spor camiasını değil, tüm toplumu ilgilendirmektedir.
Bu yapıyı korumak ve güçlendirmek en başta TFF’nun görevi ve sorumluluğudur. Açıklanan yeni düzenlemeler lisans ücretleri, yaş uygunlukları ve diğer hususlar bakımından bakıldığında ekonomik olarak zaten zor bir dönemden geçen amatör kulüplerimizin omuzlarına bu denli ağır mali yükler bindirilmesini doğru bulmuyoruz.
Bu açıklamayı yapmak, ülkemizde amatör spor kulüplerinin üst kuruluşu olarak vicdani bir sorumluluktur. Çünkü biliyoruz ki Türk futbolunun temeli amatör kulüplerdir. Temeli zayıflatılan bir yapının güçlü kalması mümkün değildir. Amatör futbol güçlenmeden Türk futbolunun gelişmesi de mümkün olmayacaktır.
Bu vesileyle Türkiye Futbol Federasyonu’nun amatör futboldan sorumlu ilgili yetkililerini, amatör spor kulüplerinin üst kuruluşu olan ASKF’lerin ve TASKK’ın görüş ve taleplerine kulak vermeye, alınan kararları ortak akıl çerçevesinde yeniden değerlendirmeye ve amatör futbolun sürdürülebilir geleceğini güvence altına alacak aşağıda açıklanan destekleyici adımları hep birlikte hayata geçirmeye davet ediyoruz.
-Maddi İhtiyaçları: Artan deplasman, ulaşım, tesis ve ekipman maliyetleri karşısında amatör spor kulüplerin üzerindeki finansal yük gözardı edilmemeli, bu gerçeklik dikkate alınarak sürdürülebilir düzenlemeler hayata geçirilmelidir.
– Genelde Anayasamızın 59. Maddesi “Devlet, her yaştaki Türk vatandaşlarının beden ve ruh sağlığını geliştirecek tedbirleri alır, sporun kitlelere yayılmasını teşvik eder.”
– Özelde de 16.05.2009 tarih 27230 sayılı resmi gazetede yayınlanan TFF Kuruluş ve Görevleri Hakkındaki Kanunun 3/1-b) “Futbolun gelişmesini ve yurt sathına yayılmasını sağlamak” ve 3/1-ğ) “Futbolu geliştirmek amacıyla; amatör futbol, spor kulüp ve federasyonları ile bünyesinde futbol branşı bulunan engelliler spor federasyonlarına her türlü ayni ve nakdi yardımda bulunmak” denilmektedir.
– Sporcu takım ve kulüp sayısını çoğaltmamız, sporda gelişmiş ülkeler seviyesine gelmemiz gerekirken kulüp tescillerinin durdurulması doğru değildir. Sahası olmayan büyük illerde sınırlama olabilir. Ancak Anadolu’da kulüp kurmak isteyene engel olmamak gerekir. Yaklaşık bir buçuk yıldır yapılmayan kulüp tescillerinin yapılması, kulüp sayısı az olan illerde yeni kulüp kurulması teşvik edilmelidir.
Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın ülke genelinde lisanslı ve aktif sporcu sayısını artıracak politikalarına uygun çalışmalar yapılması gerekirken, son dönemde TFF tarafından alınan bu kararların Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın sporcu sayısını artırmaya yönelik politikalarına menfi hareket edeceğinden endişe edilmektedir.
– BAL ve alt yaş kategorileri Türkiye Şampiyonalarında grup ve yarışma koşullarının eşit ve adil yapılması, özellikle alt yaş kategorilerinin Türkiye Şampiyonalarına katılan takımlara önceki dönemlerde maddi destek sağlanırken yeni dönemde maddi destekler kaldırılmıştır. Teminat ve katılım ücretlerinde ciddi artışlar yapılmıştır. Kulüplere maddi desteklerin yeniden yapılması gerekmektedir.
– TFF ‘ca ilan edilen ve mevcut kulüpler tarafından yerine getirilemeyecek, faal amatör kulüplerde istenilen kriterlerin 28.07.2026 tarihinde TASKK yetkilileri ile TFF Amatör İşler Kurulu Toplantısı’nda yapılan görüşmeler doğrultusunda uygulamadan kaldırılmalı ve bu husus yeni bir bildiri ile açıklanmalıdır.
-Sonuç olarak; Filiz ve vize lisanslarında alınan ücretlerin kaldırılmaması başta kulüp lisans (kulüp vize) işlemleri olmak üzere diğer ücretlerin makul bir seviyeye çekilmemesi ve özellikle 1. ve 2. Amatör küme de yaş uygulamalarının düzeltilmemesi halinde bu sezon bütün amatör liglerin başlamama riski bulunmaktadır. Bu da futbolun bitmesi anlamına gelir. Amatör futbol olmazsa ne profesyonel futbol olur ne de her kategoride milli takım olur. Başta TFF yetkililerimiz olmak üzere spor kamuoyuna saygıyla duyurulur.”
Futbol Turnuvası’nda gülen Gülçavuş oldu!
İsmail DEMİRAY
Enez’de köyler arasında düzenlenen Minikler Futbol Turnuvası’nın şampiyonu Sultaniçe köyünü 4-2 yenen Gülçavuş köyü oldu.
12 köy ve mahallenin katıldığı turnuvada tüm rakiplerini yenerek final maçında karşı karşıya gelen iki köyün mücadelesi baştan sona büyük bir çekişme içinde geçti.
Yenice Köyü Halı Sahası’nda oynanan final karşılaşmasında maçın hakemliğini Enez Gençlik ve Spor İlçe Müdür Vekili İbrahin Atakan Arslan yaptı.
Maça Gülçavuş, Sultaniçe, Çataltepe, Yenice ve Çavuşköy’den büyük ilgi vardı. Gülçavuş Köyü Muhtarı Uğur Çetinkaya maçı heyecanla takip edenler arasındaydı.
Turnuvanın sonunda Enez İlçe Kaymakamı Yunus Emre Fırat turnuvaya katılarak dereceye giren köy takımlarına kupalarını ve madalyalarını takdim etti.
Turnuvanın ödül törenine katılanlar arasında Enez İlçe Müftüsü Halit Üzülmez, Enez İlçe Emniyet Müdürü Süleyman Trak ve Enez İlçe Jandarma Komutanı Üsteğmen Musa Ersöz’de vardı.
MAÇIN HİKAYESİ
Rakiplerini eleyerek finale gelen iki komşu köy Gülçavuş ve Sultaniçe’nin minikleri yirmişer dakikalık iki devre halinde süren maçta kazanmak için ellerinden gelen her şeyi yaptı.
Maçın hakemliğini yapan İbrahim Atakan Arslan tansiyonun yükseldiği, mücadelenin kızıştığı anlarda oyuna müdahale ederek olası yaralanmaların önüne geçmeye çalıştı. Oyuncuları sakinleştirmek için maçı durdurup oyuncuları yanına çağırarak maç boyunca uyardı.
İlk yarıda karşılıklı kalelere atılan gollerle 2-2 beraberlikle devre arasına gidildi. Devre arasında miniklerin anne babaları çocuklarıyla özel olarak ilgilenmeleri ilginç görüntülere neden oldu. Nasihatler, su takviyeleri, taktikler havada uçuştu.
İkinci yarının başlarında Gülçavuş köyü miniklerinin arda arda bulduğu gollerle skor bir anda 4-2’ye geldi. Bundan sonraki dakikalarda gol olmayınca final maçını 4-2 kazanan Gülçavuş turnuvanın şampiyonu olmayı başardı.
KUPALAR KAYMAKAMDAN
Maçın bitiminin ardından yapılan kupa törenine katılan Enez İlçe Kaymakamı Yunus Emre Fırat dereceye giren takımlara kupalarını ve madalyalarını takdim etti. Dereceye giren takımların sıralaması şöyle oluştu;
1.Gülçavuş Köyü
2.Sultaniçe Köyü
3.Vakıfköy
4.Çataltepe Mahallesi
Köylerini ve çocuklarını desteklemek için davullarıyla gelen aileler de vardı.
Maçtan sonra görüştüğümüz Gülçavuş imamı Recep Güneri yaptığı açıklamada; şunları söyledi:
“Birbuçuk yıldır Gülçavuş köyünde imamlık yapmaktayım. Köyün gençleriyle ikinci yaz kuran kursunda birlikteyiz. Yapılacak olan turnuvaya katılmak isteklerini ilettiklerinde yetenekli olanlardan bir takım oluşturduk.
Birlikte oynadık, çalıştık. Öğrencilerimle birlikte ağabey/kardeş şeklinde maçlara hazırlandık. Tüm rakiplerimizi yenerek Sultaniçe ile final oynayarak turnuvayı şampiyon olarak tamamladığımız için çok mutluyuz.”
Devre arasında anneler çocuklarının yanındaydı.
GÜLÇAVUŞ’A HALI SAHA İSTİYORUZ
Gülçavuş köyü muhtarı Uğur Çetinkaya’da maçtan sonra yaptığı açıklamada; “Köyümüzün minik gençlerinin turnuvayı şampiyon olarak tamamlamasından dolayı köy halkı olarak sevinçliyiz. Köyümüzde yetişen minikler ve gençler için köyümüzde spora teşvik etmek için bir halı sahaya ihtiyacımız var. Bunun için Sayın Valimizden bir halı saha istiyoruz köyümüze” dedi.
Musibet ve nasihat… (4)
Siyasetin finansmanı kanavasında ele alacaktık konuyu bu hafta fakat Çerçeve Yasa gündeme hacimli oturdu. Öncelik burada olsun…
Öze girmeden önce dikkatimizi çeken kavramsal bir hususa değinelim…
Yasa’nın ‘Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi…’ başlığı biraz tuhaf kaçıyor, anlamakta zorlananlar çıkacaktır.
Ayrılıkçı terör örgütünün siyasal uzantısı DEM sözcülerinin sürekli dile getirdikleri “Türkiye halkları” kavramının, Atatürk Cumhuriyeti halk vurgusu ile örtüşmediği bilinen bir gerçek.
Mustafa Kemal Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir” sözündeki halk ifadesi; dil, din, soy veya ırk farkı gözetilmeksizin kanun önünde eşit, ayrıcalıksız ve kaynaşmış bir bütündür” tanımlaması apaçıktır, ülkenin çimentosudur.
Şaşırtıcı değil kuşkusuz; devlete silah doğrultmuş, binlerce vatandaşın ölümüne, sakat kalmasına yol açmış terör örgütü ve siyasal uzantısının Atatürk Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesi ve ilkeleri ile uzun zamandır hesabı var. Başka bir cumhuriyet istiyorlar.
Fakat her nedense Çerçeve Yasa tarifinde “halkların bütünleşmesinin güçlendirilmesi” diyememişler; kim bilir belki de Cumhur İttifakı’ndan itiraz gelmiştir.
Aslında halk ile toplum kavramları arasındaki bir nüanstır sadece…
Toplum, ortak bir kültürü, kuralları, kurumları ve sosyal yapıyı paylaşan insan grubudur. Halk ise bir ülkede veya bölgede yaşayan insanların bütünüdür. Toplum daha çok soyut bir düzeni ve yapıyı gösterir. Halk ise o yapının içindeki canlı insan ögelerini vurgular. (Wikipedia)
Atatürk’ün halk tarifindeki kaynaşmış bütünden rahatsız Siyasal Kürt Hareketi, ‘Türkiye halkları’ ifadesinin ayrılıkçı bir zihniyeti vurguladığını elbette biliyordu. Çerçeve Yasa’da toplum ifadesinin öne çıkarılmasına rıza gösterdiler herhalde. Her halükârda DEM’in taleplerini dayattığı bir sürecin adıdır Çerçeve Yasa.
Doğrudur, yasa başlığı sarih değildir, amaç ve hedefleri muğlaklaştıran bir ifadedir “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi…”
Hatta oksimoron bir ifadedir. Toplumsal bütünlüğümüz ne durumdadır, güçlü değil midir, değilse neden böyledir, güçlenme ne zaman başlamış ve ne kadar yol alınmıştır, ne yapılırsa daha güçlenecektir vb soruları peş peşe sıralamak, abesle iştigal görülmemelidir.
Ayrıca belirtmek gerekirse, Kürt Siyasi Hareketi’nin yaslandığı kimlik siyasetinin ülkeye bir fayda sağlamadığı, ülkenin demokratikleşme, kalkınma ve gelişme sorunlarının boyutundan da kolayca anlaşılmaktadır.
Ve biliyoruz ki demokrasi, adalet, özgürlük, eşitlik, hak, hukuk gibi alanlarda yaşanan sıkıntıları etnik/dini kimlik zemininde ele almak kör kuyudur; ayrışma getirir ve çözüme dair demokratik talepleri örseler; hedeflenen toplumsal bütünlüğü hiç güçlendirmez.
Ülke geleceğinin kimlik siyasetine teslim olup olmayacağı, kabul edilen Çerçeve Yasa ardındaki adımlarda test edilecektir.
Şurası ise apaçıktır: terör ve tedhiş ile amacına ulaşamayan ya da konjonktüre ve bölgemizde emperyal güçlerin tasarımına, stratejik hedeflerine yaslanarak selden kütük kapma peşindeki ayrılıkçı terör örgütü ve siyasal uzantısının “şimdi vaktidir” diyerek Türkiye Cumhuriyeti’nin niteliklerini değiştirme hevesi kabarmıştır.
Dün TBMM’de 67 ret, 7 çekimser oya karşın, 467 oyla kabul edilen Çerçeve Yasa, sahnenin ilk perdesinin ayrılıkçı terör örgütü ve siyasal uzantısı lehine kapandığını gösteriyor. Hatta referanduma gerek kalmadan iktidarın istediği Anayasa değişikliğinin önünün açıldığına da işarettir.
Şüphesiz ki meselenin özü: 2024 yerel seçimlerinde DEM ile ittifak yapan CHP’yi “demleniyor ” diye alaya alan iktidarın, süresini uzatmak amacıyla DEM’e mecbur kalmasıdır. DEM’in üniter devlet yapısı – “Tek Millet/Tek Vatan/Tek Bayrak/Tek Devlet” – karşıtı, etnik çeşitlilik vurgulu bir yurttaşlık talebine boyun eğmesidir.
İktidarın ömrünü uzatabilmesi için seçim sisteminde değişiklik içeren bir yeni anayasa da çerçevenin içinde olabilir.
Biliniyordu lakin II. Kemal’in saltanat koltuğuna oturtulmasındaki kerametin bu boyutu silik kaldı.
Sadece CHP’yi iktidar yolunda örselemediği, iktidara katkı sağlamakta, yancılık yapmakta ‘proje KK’nın her daim yararlı eleman kimliği bir kez daha ortalığa fışkırdı. Anayasa değişikliğinde referanduma gerek bırakmayan 400 milletvekili oyunun Çerçeve Yasa oylamasında 467’ye yükselmesinde KK’nın desteği, ‘arınma mavrası’nı gölgede bıraktı.
Sadece İYİ Parti sürecin varacağı istasyonu doğru analiz ederek siyaset felsefesine, savunduğu değerlere uygun davrandı. Oy kaygısı ile hareket etmedi, topyekûn 29 ret oyu kullandı.
Evet, İyi Parti, siyasetin bir sözcükten ibaret olmadığını gözler önüne serdi.
Parti içi iktidar amaçlı ayak oyunları, alavere dalavere, güç devşirmek, siyasi parti üyeliğini koltuk/rant kapısı görmek, idare-i maslahatçılık, maalesef toplumda öyle kanıksandı ki siyaset kavramının anlamı silikleşti..
Oysa Siyaset, akıl, bilim, hukuk ekseninde demokratik, adil, hesap verebilir anayasal devlet yönetimidir. Ülke güvenliği, ekonomik kalkınma, halkın gönenci için seçilmişlerin özenle ve toplum yararına sürdürmeleri gereken çalışmalara siyaset denir.
Saltanat koltuğunda II. Kemal’in CHP’si ise 29 kabul oyu ile destekledi Çerçeve Yasa’yı. 2 ret ve oylamaya katılmayan 14 milletvekili, KK’nın görevini layıkıyla yerine getirmediğini düşündürse de 29 oy desteği Cumhur İttifakı’na önemli bir katkıdır.
Siyasette KK gibi proje elemanları kolay yetişmiyor; özenle seçilip güzelce formatlandıktan sonra siyaset sahnesine salıverildikleri yaygın bilinen bir gerçektir.
KK’nın hikâyesi kallavi ve mizah üretmeye elverişli bir örnektir mesela…
2014 yerel seçimleri münasebetiyle 30 Mart’ta Tunceli’de miting yapan Kılıçdaroğlu, Seyit Rıza heykelinin bulunduğu Seyit Rıza parkında “Dersimli olmaktan gurur duyuyorum” seslenişi ile başlatmıştı aslında bugünlere gelen ittifakı.
Kılıçdaroğlu’nun bu siyasi hamlelerini bir yalpalama görmek ise, yanlış bir okumadır.
Büyük sermaye çizgili ABD etkisini komplo teorisi şeklinde yaftalamak, yadsımak yerine bir projenin varlığı üzerinde kafa yormak ve Kılıçdaroğlu’nun icraatlarını da bu zeminde değerlendirmek lazım.
Dersim kalkışmasının elebaşısı için isyancı yerine “Seyit Rıza bölgede sevilen bir insandı” diyerek topu taca atan Kılıçdaroğlu’nun ‘proje’ sadakati açık değil mi?
Yine 2014 yılında Sezgin Tanrıkulu’nun, “Genel Başkanımın bilgisi dâhilinde buraya geldim, CHP Genel Başkan yardımcısı olarak Dersim’de acı duyan herkesten bin kere özür diliyorum” sözleri de ‘proje’nin itina ile uygulandığının ifadesidir. Aynı günlerde CHP Milletvekili Hüseyin Aygün’ün “Dersim katliamı, Meclis özründen sonra ise Dersim Kanunu ile çözülebilir” demesi de tesadüfi değildi elbet…
Açık kaynaklardan derlediğimiz bu alıntılarda Dersim meselesine ‘proje’ gereği farklı bakıldığını da görüyoruz.
Oysa Kuruluşun, genç Cumhuriyetin ilk yıllarında aşiretlerin, eşkıyaların feodal düzeni, arkalarında İngiliz parmağı bir isyanı/kalkışması yok mudur?
Dersim isyanı 21 Mart 1937’de Singeç Köprüsü’nün havaya uçurulması ve yakınındaki karakola saldırılarak 33 askerin şehit edilmesiyle başlamamış mıydı, yanlış mı hatırlıyoruz?
Tarih okumaları farklı olabilir; dönemin dinamiklerine dayalı yaşanmış acılarda, travmalarda duygudaşlık/empati insani bir yaklaşımdır; ancak Kürt isyanlarını makul göstermeye kalkarsanız PKK’nın 1984’te başlattığı silahlı eylemleri savunur duruma düşersiniz.
Baran Yazgan’a haksızlık yapılıyor!
‘Proje’nin Edirne ayağı, hoppadanak CHP Edirne milletvekili yapılan Baran Yazgan’ı da işte bu ‘empati’ stratejisinin, bir pazarlığın taşıyıcı aktörü görmek gerektiğini belirtmiştik.
Ayrıntısına girersek ilk söylememiz gereken: Yazgan’ı milletvekili yapan dinamiklerin yanlış açıdan değerlendirilmesidir. Dedikodu siyaseti temelinde, bir iş insanı konumundan kaynaklı maddi gücün milletvekili seçtirilmesinde rol oynadığı iddiaları siyasi kulislerde öne çıkmıştır.
Sosyal medyada yayınladığı Seyit Rıza heykeli önündeki fotoğrafı da tepki almıştı CHP seçmeninde. Oysa o da piri KK gibi bir zamanlar “bölgede sevilen insan görülen Seyit Rıza” heykeli önünde fotoğraf çektirmiş!
Kaldı ki Baran’ı milletvekili yapan dinamiklerin ‘proje’ bağlantısı, 31 Mart’ta birinci parti çıkan CHP’ye Kürt oylarının katkısı hiç dikkate alınmadı. Konforlu bir suskunluk ile yetinildi. Genel bir ifadeyle, kazanılan belediyeler yan cebe konulurken iktidarı getiren dinamikleri doğru anlamak için gayret gösterilmedi.
Hülasa, Baran Yazgan CHP’de kaldı, iktidarın Çerçeve Yasa’sına ‘evet’ oyu verdi diye kızmak yerine taşları yerli yerine oturtarak vesayet siyasetinden kurtulmak için çabalamak, aktif siyaset içinde yer alan yurttaşların önceliği olmalıdır.