Yazar arşivleri: Mehmet ŞELECİ

‘Altın madeni akıyor, biz bakıyoruz’

Olgay GÜLER

Türkiye Otelciler Birliği Edirne Temsilcisi Gökhan Balta, tatillerini geçirmek için Türkiye’ye gelen gurbetçilerin, kente giriş sayılarında son yıllarda büyük düşüş yaşandığını, çözümün kurum ve kuruluşların empati yaparak, turistin ihtiyaçları doğrultusunda hareket etmelerinden geçtiğini söyledi.

Birliğin Edirne Temsilcisi, turizmci Balta, 22 Haziran’dan itibaren, tatillerini geçirmek üzere Türkiye’ye gelişleri başlayan gurbetçi sezonunu değerlendirdi. Kentte, önceki yıllardaki gibi yoğunluğun yaşanmadığını, sezonun durgun geçtiğini söyleyen Balta, kurum ve kuruluşların empati duygusuyla hareket edip, turistin ihtiyaçlarına göre planlamalar yapmaları gerektiğini dile getirdi.

‘SEZON SÖNÜK GEÇİYOR’

Sezonun sönük geçtiğini dile getiren Balta, “2026 sezonu Avrupa’da yaşayan Türkler açısından ve Edirne’de yaşayanlar olarak ikisini birleştirdiğimiz zaman biraz sönük geçiyor. Bunun tabii çeşitli sebepleri var. Temmuz ayının 20’sine geldik. Ortasını da geçtik. Bir önceki yıllara baktığımız zaman daha yoğun, daha kalabalık, daha hızlı süreçler yaşanmıştı. Ama giriş sayılarında çok önemli olmasa da düşüş var ama şehre giriş sayılarında büyük düşüşler var. Bunun çeşitli etkenleri var. Türkiye’nin ekonomik durumu Avrupa’dan da izlendiği için Avrupa’da yaşayan bir çok Türk vatandaşımız tatil planlarını Avrupa’nın başka yönlerine kaydırdı. Bunun dışında oldukça hızlı geçişler sağlanmaya başladı. Gümrükte fazla beklenmemesi, bu da şehirdeki konaklamayı ve şehre girişi etkilemeye başladı. Çok hızlı geçişler var çünkü. Orada uzun süreli beklemeler çok yaşanmıyor. Ülkeye girer girmez de insanlar hızlıca memleketlerine en yakın noktalara kadar ilerliyorlar” dedi. 

‘YÜZDE 1’İ ANCA ŞEHRE GİRİYOR’

Şehrin çok önemli eksiklikleri olduğunu söyleyen Balta, “Bizim şehri olarak da bu konuda çok önemli eksiklerimiz var. Yıllardır dile getirdiğimiz eksikler var. Kamu görevlilerinin yapması gerekenler var. Şehrin ileri gelen sivil toplum kuruluşlarının yapması gerekenler var. Özel sektörün yapması gerekenler var. Bunların bir çatı altında toplanması gerekiyor. Ama maalesef bunları bir türlü başaramıyoruz. Temmuz ve Ağustos ayları Kırkpınar ve Kakava var şenliklerinin iki ay sürdüğünü düşünün, öyle bir durum bu. Kırkpınar ve Kakava’da konaklamalar birer gecelik ama Avrupa’da yaşayan Türklerin ülkemize gelişlerinde 60 günlük konaklama yapılıyor. Dolayısıyla Kırkpınar’a ve Kakava’ya verilen önemin kat ve kat fazlasının verilmesi gerekiyor. Otoban yolunun yapımından sonrasında bu durum vatandaşlarımızın Türkiye’ye girdikten sonra şehre girişlerini etkiledi. Onları etkileyecek bir durum olmadığı için birçoğu pas geçiyor. Yani yüzde 1’i anca şehre giriyor” diye konuştu. 

‘İLK BAŞTA VİTRİN KİRLİ’

Kurum ve kuruluşların, empati yaparak hareket etmesi gerektiğine vurgu yapan Balta, “Burada en önemli nokta empati duygusudur. Ben bunu sürekli söylerim. Ben 2 bin kilometre yol yaparken neye ihtiyacım oluyor? Kendi memleketime geldiğim zaman ne yapmak istiyorum? Bunları gelecek olan yurttaşlarımızın ihtiyaçlarını görerek hareket etmek gerekiyor. Biz kendi kendimiz bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Kendi kendimize bir şeyler yapalım ama mantıklı yapmak gerekiyor ve bunu sadece bir kuruma yüklemek de doğru bir şey değil. Bunu sadece vali beye söyleyeyim vali bey yapsın, bu doğru bir şey değil. Burada STK’lar var, esnaf odaları var, ticaret odası var, belediye var. Her türlü kurum var, özel sektör var. Herkes bir arada olacak ki yapılacak olanları ta kapının ağzından, şehrin çıkışına kadarki olan noktalarda belirleyeceğiz. Şu anda herkes Bulgaristan’dan giriş çıkış yapıyor. Bir göz ucuyla bir bakın. İlk gördükleri şey ne? Kapıdan çıktıktan sonra sağ tarafta camimizi görüyorlar. Orada bir duruyorlar. Oradan çıkarken çıkış noktasını hiç gördünüz mü? Yol bozuk. Asfalt bitmiş. Arabalar böyle sallana sallana ana yola geçiyor. O şekilde ülkeye giriyorlar. İlk başta orayı düzeltin. Vitrinini temizleyin, camlar kirli” şeklinde konuştu.

‘İNSANLARIN ALGISINI TETİKLEYECEK TANITIMLAR LAZIM’

Kapıkule yolundaki tabela kirliliği oluştuğunu da belirten Balta, “Otoban ayrımına yaklaşıncaya kadar da tabela kirliliğinden kurtarın bu şehri. Orada önüne gelen, kafasına göre tabelalar koymuş, tabela kirliliği yaratılmış. Yani bir temizlik olsun, şehri anlatan şehri kısa cümlelerle insanların ilgi çekeceği bir yönlendirme olması gerekiyor. Sadece herkesin bildiği o Sarıbayır ayrımına kadar değil. Bunlar planlanarak, düzenlenerek yapılabilecek şeyler. Aslında çok büyük maliyetler de değil. Biz buradan İstanbul’a giderken öyle reklam tabelaları var ki insanın içini çekiyor. Orada bir tane ‘kahve molası’ diyor. Aklınıza düşüyor, bir benzin istasyonuna giriyorsunuz ve kahve içiyorsunuz. Bu seviyede insanların algısını tetikleyecek tanıtımlar lazım. İhtiyaca yönelik bir yönlendirme ve tabela işi gerekiyor. Bununla bitmiyor olay. Şehir merkezindeki otopark problemi, yönlendirmeler. Bunlar bizim misafirimiz. Biz evimize misafiriz çağırıyoruz. Misafire nasıl davranmak gerekir? Türk kültüründe nasıl davranmak gerekir? Misafiri kazıklamayacağız. Evimize gelen misafire kötü yemek vermeyeceğiz. Arabasını düzgün park ettireceğiz. Bu empati duygularıyla bu planlamaları yapmalıyız. Esnafın da buna göre bakması gerekiyor” ifadelerini kullandı.

 ‘ÖNÜMÜZDE ALTIN MADENİ AKIYOR, BİZ BAKIYORUZ’

Saros Körfezi’nde başlanan planlamada da geç kalındığını söyleyen Balta, “Saros Körfezi’nde yapılan planlamalarda çok geç kalınıyor. Buradaki sıkıntı şu. Sezon kısa. Sezonun kısalığı uzunluğu size bağlı. Dünyanın birçok şehrinde denizi olmayan yerler var. Kanada’ya gidiyorsunuz. Kanada’nın mevsimi ne kadar? Toplasanız bir ay denize girme mevsimi vardır ama beş yıldızlı otellerle doludur. Dedeağaç’a gidin. Karşı kıyı. İçindeki kaç tane beş yıldız tesis var? Tatil köyü var. Kordon boyları var. Düzenlemesi var. Bir şehircilik planlama var. Yat limanı var. Enez gibi bir alanda ‘istemeyiz’ deyip, doğal kalsın derseniz, o zaman doğal kalsın, hiçbir şey yapmayın. Çadırla gelsin, pisliğini bıraksın. gelsin, pisliğini bırak, onu yapsın. Sen bakımını yapma. Betondan doğan bir yer olsun. Önüne gelen işte kafasına göre bungalov koysun. Ben bir turizm yatırımcısı olarak orada bir tesis yapmayı tabii ki isterim. Benim çevremdeki insanlar tabii ki isterler ama altyapısını kurmadan olmaz. Biz ilk önce tesis yapıyoruz, altyapıyı sonra getiriyoruz. Turizm böyle yapılmaz. Gurbetçinin birçoğu şu anda Ege’ye, Akdeniz’e de inmiyor. Çünkü otel fiyatları çok pahalı. Adam memleketine gidiyor, memleketine, anasını, babasını görüyor. Dönerken de birkaç gün bir yerde kalıyor, sonra dönüş yapıyor Yani önümüzden altın madeni akıyor biz bakıyoruz. Yapacak bir şey yok” dedi.

Saros’da denizanası istilası!

Bülent AYAN

Kendi kendini temizleyebilen yapısı ve el değmemiş doğasıyla “Ege’nin İncisi” olarak bilinen Saros Körfezi’nde olağanüstü denizanası popülasyonu bulunduğu, berrak denizin denizanaları tarafından işgal edilmiş durumda olduğu bildirildi.

Facebook’ta “Saros Gönüllüleri”  sayfasının yöneticisi Gülçin Cengiz Özgül, denizanalarını gösteren bir video görüntüsünü de eklediği paylaşımında, “Saros’ta olağanüstü bir denizanası popülasyonu var. Kıyılar-açıklar denizanaları tarafından işgal edilmiş durumda…” diyerek şunlara yer verdi:

“O kadar çoklar ki dokunmadan yüzmek olanaksız. Defalarca temas etmemize rağmen herhangi bir sokma, kızarma, alerji, ağrı vs. yaşamadık.

Deniz ekosistemi için de zararsızlar mı?İşte bunu bilmiyoruz. Bunlar neyle besleniyorlar, nasıl ürüyorlar, neden bu kadar çoklar bilmiyoruz. Bunlar iyi günlerimiz mi, üreme hızları bu denli yüksekken önümüzdeki aylarda, yıllarda varlıkları yüz milyonları bulacak mı kestiremiyoruz. İstilacı bir tür mü bilmiyoruz. Bunların varlığı denizimizdeki hangi türler için tehdit, bilmiyoruz.

Nereden türediler, nereden geldiler bilmiyoruz ama şüphelerimiz var. Yetkililere soruyoruz. Bunlar neyin nesi? Araştırdınız mı, üniversitelere sordunuz mu, eylem planınız var mı?

Saros sahipsiz mi?

Yok mu bu Saros’u kurtaracak?

Adilhan’dan Onur Bey durumu bir video ile dile getirerek hepimiz adına endişe ve sorularını iletiyor.”

Gülçin Cengiz Özgül’ün sözünü ettiği videoda “Onur Bey” olarak andığı isim şunları anlatıyor:

“Sevgili doğa severler, Saros severler, Saros gönüllüleri, Saros aşıkları. Burası Adil Han. Saros’un en bakir noktalarından biri. Arkamız orman, önümüz deniz. Denizde de kimsecikler yok. Biz eskiden burada denize giremezdik. Deniz kestanelerinden denize giremezdik. Deniz çayırlarından denize giremezdik. Aralardan derelerden buranın halkının bildiği bir kısım yollar vardı. O yollardan girerdik ve terliksiz mümkün değil giremezdik. Ayaklarımız haritaya dönmüştü. Şimdi hiç burada deniz kestanesi kalmadı. Eskiden biz deniz patlıcanı görürdük, deniz yıldızı görürdük. Onları görmek mümkün değil. Deniz kestanesini de görmek mümkün değil. Eee şimdi pek denize giremiyoruz. Şimdi de denizanasından denize giremiyoruz. Görüyor musunuz denizimizi? Özellikle gölgelere bakmanızı rica ediyorum. Her yer denizanası. Silme denizanası. Deniz kestane kadar temiz denizin nişanesi ise denizanası da bildiğim kadarıyla bir o kadar pis denizin nişanesi. Saros’umuz çok kısa süre içerisinde nasıl bu hale geldi? Ben yaklaşık kırk yıldır hemen her yaz Saros’a gelirim. Bir sene daha yapmıştı bundan yaklaşık 20 sene kadar evvel denizanası. Ağustos olunca bunların hepsi kaybolmuştu. Hatırlıyorum. Ama bu kadar. Şimdi bu beyaz dolma biber büyüklüğünde tipi de dolma bibere benziyor ve denizanası popülasyonu hiç kimse gündem yapmıyor. Ben gündem yapayım istedim. Şimdi tabi üç dört sene evveline kadar buraya deniz kestanesinden denize giremiyorken şimdi denizanasından denize giremiyoruz. Lütfen gölgelere bakınız. Bunun sebebi ne ola? N değişti de burada artık? Biz denizanalarıyla mücadele etmek durumunda kalıyoruz. Ne değişti. Bir düşünün bakalım. Ne geldi buraya?  Saros’da nasıl bir değişiklik oldu? Şu son üç dört senede. Ben şu soruyu sorayım. Cevapları yorumlara bekliyorum. Haydi kalın sağlıcakla.” 

HER RENGİ VAR

Facebook’ta “İncikum Sahili” isimli sayfada da aynı konuya ilişkin olarak şöyle denildi:

“Gelmeye başladılar,bu sene göç yolu körfezden geçiyor.Her rengi var. Oldukça zehirlidirler,dokunursanız çok canınızı yakar,yanık acısı gibidir,ölüsüne bile dokunmayın. Elinizi kimseye sürmeyin. Sakın kendinize çıplak elle dokunmayın, kaşımayın, ovalamayın alanı genişletirsiniz. Asla tatlı su ile tahriş bölgesini yıkamayın acıyı iki kat arttırır. 45-50 derece sıcak deniz suyu ile yıkayın, kredi kartı gibi bi  aparatla tahriş bölgesini kazır gibi temizleyin. Karbonatı tuz gibi bölgeye serpin, 30 saniye sonra tekrar sıcak su ile temizleyin. Elma sirkesi ile bölgeyi dezenfekte edin. Geçmiyorsa sağlık kuruluşuna gidin.Acı en az 3-4 saat sürer. Bu uygulamalar sadece acıyı azaltır.”

Demir atlarla 4655 metreye tırmandılar!

Keşan Doğa Çevre ve Kültür Derneği (DOÇEK) Başkanı Hakan Eşme, dağların ardı arkası kesilmeyen ​‘Dünyanın Çatısı’ Pamirler’de pedal çevirmenin haklı gururunu ve heyecanını yüreklerinde taşıdıklarını bildirdi.

DOÇEK Başkanı Hakan Eşme,  dernek üyeleri Mehmet Erkul, Kenan Taşkın ve Rahman Ketenciler  ile birlikte gerçekleştirdikleri dev bisiklet turuna ilişkin sosyal medyadaki son paylaşımında şunlara yer verdi:

“Pamir’in ıssız coğrafyasında pedal çevirmek, sadece haritadaki yolları aşma mücadelesi olmaktan çıkıp insanın kendi özüne yaptığı derin bir yolculuğa dönüşüyor git gide.

Kaçıncı güne uyandığımızı unuttuğumuz bir zamansızlığın içindeyiz.

İmkan buldukça dağ köylerindeki yerel konukevlerinin sıcaklığına sığınıyor, imkansızlıkta ise çadırlarımızı ıssızlığın ortasına kurup gökyüzüyle baş başa kalıyoruz.

Ağır yüklerimizle 4000 metrelerin üzerindeki o incecik havaya direnmek, her pedalda ciğerlerimize ve bacaklarımıza coğrafyanın sertliğini hatırlatıyor.

​Geçidin ve rotanın en yüksek noktası olan 4655 metrelik Ak-Baital tırmanışını soluk soluğa bitirdik.

Demir atlarımızla adeta Ağrı Dağı’nın yüksekliğine yakın bir noktadan geçerken, zorluğun ve harcanan eforun boyutunu anlatmak oldukça zor.

​Dağların ardı arkası kesilmiyor, her yer su ama bir yudum temiz içme suyu bulmak burada en büyük sorunlardan biri.

Ağacın bulunmadığı bu çıplak zirvelerde eriyen kar suları ve dereler çamur renginde akıyor. Nispeten duru görünenleri bile süzgeçten, filtreden geçirmeden mataralarımıza doldurma imkanımız olmuyor.

​Ak-Baital’ın sert tırmanışından sonra Karakul’un (Karagöl) kıyısına vardığımızda, karşımızda beliren turkuaz ile mavinin birbirine karıştığı o devasa krater gölü bütün yorgunluğumuzu bir anda unutturdu. Öyle ki 25 km. dümdüz bir yolda pedal çevirdik.

O durgun maviliğe bakarken içimizdeki sıla hasreti ağır basmış olmalı; zihnimizde bir anda Saros Körfezi’nin o tanıdık, ferahlatıcı suları canlandı.

​Zirveyi geride bırakmakla mücadele bitmedi. Tırmanış kadar sert geçen ikinci günde, 9 dereceye kadar düşen sıcaklık, tam karşıdan vuran rüzgar ve yağmura karşı pedal çevirmek zorunda kaldık.

Doğanın bu yükseklerde önümüze çıkardığı neredeyse bütün engellerle sırasıyla yüzleştik. Yine de yaşanan her zor an, bu serüveni unutulmaz kılan ayrı bir heyecan ve deneyim olarak belleğimizde.

​Ekibin keyfi de sağlığı da yerinde. Takım ruhundan, bir arada olmanın verdiği güçten ödün vermeden her engeli birlikte aşıyoruz.

Ülkemizden bu çetin rotayı tek başına pedallayan ve bir elin parmaklarını geçmeyen saygıdeğer bisikletçilerin izinden giderek, ilk defa bir ekip olarak bu dağları aşmanın haklı gururunu ve heyecanını yüreğimizde taşıyoruz.

Şimdi önümüzde Tacik-Kırgız sınırı ve Kyzyl-Art Geçidi (4280 m.) var, bu geçiş sonrası Kırgızıstan’a gireceğiz.

​‘Dünyanın Çatısı’ Pamirler’in  yükseklerinden memlekete kucak dolusu selam, sevgi ve saygı. Çok özlendiniz…

Bir kez daha, bu yolculukta, yanımızda olamasa da desteğini esirgemeyen Keşan Prefabrik-Tevfik Karakaş’a çok teşekkür ediyoruz.”

Tayakadın’da ÇED toplantısı

Teknik Masura Ambalaj Kâğıt Geri Dönüşüm San. ve Tic. A.Ş. Edirne Şubesi tarafından Edirne merkez Tayakadın Köyü’nde planlanan “Kâğıt Üretimi ve Tehlikesiz Atık Geri Kazanım Tesisi Kapasite Artışı” projesi için 6 Ağustos Perşembe günü Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Yönetmeliği kapsamında “Halkın Bilgilendirilmesi ve Sürece Katılım Toplantısı” yapılacak.

Tayakadın Köyü Düğün Salonu’nda saat 10.00’da başlayacak ÇED Sürecinde Halkın Bilgilendirilmesi ve Sürece Katılım Toplantısı’na ilişkin duyuruda şunlara yer verildi:

“Teknik Masura Ambalaj Kâğıt Geri Dönüşüm San. ve Tic. A.Ş. Edirne Şubesi tarafından Edirne İli, Merkez İlçesi, Tayakadın Köyü No: 437 (265 Ada, 2 Numaralı Parsel, 263 Ada 1 Numaralı Parsel ve 263 Ada numaralı Parsel) adresinde “Kâğıt Üretimi ve Tehlikesiz Atık Geri Kazanım Tesisi Kapasite Artışı” projesinin gerçekleştirilmesi planlanmaktadır. Söz konusu proje için Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Yönetmeliği’nin 9. maddesi gereğince aşağıda belirtilen tarih ve saatte faaliyetle ilgili halkı bilgilendirmek, görüş ve önerilerini almak için ‘Halkın Bilgilendirilmesi ve Sürece Katılım Toplantısı’ yapılacaktır.”

Parasını verdiği altınları alamadı

Edirne merkezde bir kişi 23 adet altın satın almak için anlaştığı kuyumcuya 848 bin lira ödemesine rağmen altınları alamayınca soluğu polis merkezinde aldı.

Edinilen bilgilere göre, R.I. isimli kişi polis merkezine başvurarak Saraçlar Caddesi’ndeki 23 adet altın almak için anlaştığı ve 848 000 TL ödediği kuyumcudan altınlarını alamadığını belirterek davacı ve şikayetçi olduğunu bildirdi. R.C., İ.C. ve Ç.M. isimli kişiler hakkında dolandırıcılık suçundan yasal işlemlere başlandı.

DGH gönüllüleri Edirne’de 4. günlerinde

Damla Gönüllülük Hareketi kapsamında Edirne’de bir araya gelen gönüllüler, programın dördüncü gününe AFAD Edirne İl Müdürlüğü’nü ziyaret ederek başladı. Gerçekleştirilen ziyarette afet farkındalığı, gönüllülük çalışmaları ve afetlere hazırlık konularında bilgilendirme alan gönüllüler, afet bilincinin önemine dair değerli kazanımlar elde etti.

Programın devamında Fatih Camii Kur’an Kursu ve Mevlana Camii Kur’an Kursu’nu ziyaret eden gönüllüler, kursiyerlerle bir araya gelerek samimi sohbetler gerçekleştirdi ve gönüllülük ruhunu paylaşan anlamlı buluşmalara imza attı.

Ardından Edirne Gençlik Merkezi Müdürü Zekeriya Bayrak’ı ziyaret eden gönüllüler, yürütülen faaliyetler hakkında fikir alışverişinde bulunarak gençlik çalışmalarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Daha sonra Edirne Vali Yardımcısı Güher Sinem Büyüknalçacı’yı makamında ziyaret eden gönüllüler, Damla Gönüllülük Hareketi kapsamında gerçekleştirilen çalışmalar hakkında bilgi paylaşımında bulunarak misafirperverlikleri için teşekkür etti.

Günün son bölümünde ise Edirne’nin önemli simgelerinden 100. Yıl Anıtı’nı ziyaret eden gönüllüler, şehrin tarihi ve milli değerlerini yakından tanıma fırsatı bulurken, gönüllülük yolculuklarını kültürel ve manevi kazanımlarla zenginleştirmeye devam etti.

AFAD’tan İbrice’de dalış eğitimi

Suüstü ve Sualtı Arama Kurtarma Ekibi personeline İbrice Limanı mevkiinde AFAD Edirne İl Müdürlüğü arama ve kurtarma personelinin de katılımıyla eğitim veriliyor.

AFAO Edirne’den yapılan konuya ilişkin paylaşımda şunlara yer verildi:

“İstanbul İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü bünyesinde faaliyet gösteren Afet ve Acil Durum Arama ve Kurtarma Birlik Müdürlüğünün mevcut ve ekibe yeni katılan Suüstü ve Sualtı Arama Kurtarma Ekibi personeline yönelik eğitimler, Keşan ilçemiz İbrice Limanı mevkiinde, İl Müdürlüğümüz arama ve kurtarma personelinin de katılımıyla devam etmektedir.

Eğitim programı kapsamında; keşif dalışı, dalış becerilerinin geliştirilmesi, sualtı arama teknikleri uygulamaları, dalış işaretleri çalışmaları, sualtı arama ve kurtarma teknikleri ile sonar cihazının kullanımı başta olmak üzere çeşitli teorik ve uygulamalı eğitim faaliyetleri gerçekleştirilmektedir.”

Edirne Birlik Spor’dan Bolu’da kamp

Edirne Birlik Spor Kulübü, Türkiye Futbol Federasyonu Akademi Gelişim Ligleri öncesi 17-23 Ağustos 2026 tarihleri arasında 2010-2011-2012-2013-2014 yaş grupları ile Bolu’da sezon öncesi hazırlık kampı gerçekleştirecek.

Edirne Birlik Spor Kulübü’nden Edirne’de ilk kez alt yapı takımları arasında gerçekleştirilecek 1 haftalık kampa ilişkin açıklamada şunlara yer verildi:

“Edirne Birlik Spor Kulübü olarak, 2026-2027 sezonu hazırlıklarımız kapsamında 17-23 Ağustos 2026 tarihleri arasında 2010-2011-2012-2013-2014 yaş grupları ile Bolu’da sezon öncesi hazırlık kampı gerçekleştireceğiz.

Kulübümüzün altyapı yapılanmasını daha da güçlendirmek, sporcularımızın fiziksel, teknik ve mental gelişimlerini en üst seviyeye taşımak amacıyla planlanan kamp programımızda yoğun antrenmanlar ve hazırlık karşılaşmalarının yanı sıra takım olgusunu pekiştirecek çeşitli çalışmalar da yer alacaktır.”

Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Edirne Birlik Spor Kulübü Başkanı Erhan Dinç, şu ifadeleri kullandı.

“Edirne Birlik Spor Kulübü olarak geleceğin futbolcularını yetiştirme hedefimiz doğrultusunda çalışmalarımıza aralıksız devam ediyoruz.

Bolu’da gerçekleştireceğimiz sezon öncesi kampı, sporcularımızın gelişimi açısından büyük önem taşıyor. Kamp sürecinde hem fiziksel hem de taktiksel anlamda verimli bir hazırlık dönemi geçirmeyi hedefliyoruz.

Kulübümüzün her geçen gün büyüyen vizyonuna yakışır şekilde altyapımıza yatırım yapmaya, çocuklarımızın en iyi şartlarda spor yapabilmeleri için tüm imkânlarımızı seferber etmeye devam edeceğiz.

Bizlere güvenen ailelerimize, destek veren sponsorlarımıza ve her zaman yanımızda olan camiamıza teşekkür ediyorum. Yeni sezonda Edirne’yi en iyi şekilde temsil etmek için var gücümüzle çalışacağız.”

Edirne Birlik Spor Kulübü olarak, disiplinli çalışma anlayışımız ve güçlü altyapı vizyonumuzla Türk futboluna yeni yetenekler kazandırmaya devam edeceğiz.”

KULÜBE OTOBÜS

Edirne Birlik Spor Kulübü’nün kulübü kurumsallık katması için otobüs aldığı öğrenildi. Edirne Birlik Spor Kulübü kafilesi bu olanak sayesinde lig maçlarına artık kendi otobüsü ile gidecek.

ADD, kapitülasyonların kaldırılmasını kutladı

Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Edirne Şubesi, kapitülasyonların kaldırılmasının 103. yılını kutladı.

ADD Edirne Şubesi’nin yıldönümü dolayısıyla paylaştığı dernek genel merkezinin açıklamasında, “Kapitülasyon, bir devletin kendi ülkesinde başka bir devlet veya devletlerin vatandaşlarına tanıdığı ekonomik, siyasi, hukuki ve sosyal ayrıcalıklar bütünüdür” denilerek özetle şunlara yer verildi:

“Osmanlı’da kapitülasyonlar yabancılara tanıdığı başlıca ayrıcalıklar tanıyordu; Yabancı tüccarlardan daha az gümrük vergisi alınması ve Osmanlı pazarında yerli üreticinin rekabet gücünün kırılması, Osmanlı topraklarında suç işleyen yabancıların kendi ülkelerinin konsoloslukları tarafından yargılanabilmesi (konsolosluk mahkemeleri), Yabancı devletlere Osmanlı sınırları içerisinde dini, kültürel ve eğitim kurumları açma hakkı verilmesi olarak özetlenebilir.

Osmanlı’nın ekonomik olarak dışa bağımlı hale gelmesine ve devletin çöküşüne zemin hazırlayan bu ayrıcalıklar, 1923 yılında imzalanan Lozan Antlaşması ile Türkiye Cumhuriyeti tarafından tamamen ve kesin olarak kaldırılmıştır.

Avrupalı devletlerin bu ayrıcalıklar düzenini Osmanlı Devleti üzerinde uygulanmasından Osmanlı Devleti’nin büyük zarar görmüştür. Kapitülasyonlar, Osmanlı’nın ilk olarak 1535 yılında Fransa’ya verdiği ve yedi kez yenilendikten sonra süresiz hale getirilen ayrıcalıklar ile başlamış, fethettiği yerlerde işgalci değil de kalıcı olmanın bir ilkesi olarak uygulamıştır.

Kapitülasyonlar, ‘Avrupalı devletlerin kendi ülkeleri dışındaki sürekli ya da geçici olarak bulunan yurttaşlarının, ülkesinde bulundukları devletin yetkilerinin dışında kalmak ve kendi devletlerinin yetkisine bağımlı olmak biçiminde elde ettikleri ayrıcalıklar ile ticaret ve gümrük konularında elde ettikleri kolaylıklar ve imtiyazlar’ olarak tanımlanabilir. 16.yy’dan itibaren Avrupalı güçlerle Osmanlı Devleti arasında imzalanan anlaşmaları ifade eder.

Osmanlı Devleti’nin kapitülasyon antlaşmalarıyla Avrupalı devletlerin yurttaşları Osmanlı topraklarında birçok kişisel, adli ve ticari imtiyazlar elde etmişlerdir. Bu imtiyazlar şu şekilde sıralanabilir:

Kişisel İmtiyazlar: Yabancılar kendi din ve mezheplerine ait kiliselerde serbestçe ibadet edebilirlerdi. Kendi dinsel yöneticilerini rahatlıkla seçtikleri gibi, bu din adamlarının mabetleri içinde ve dışında dokunulmazlıkları da bulunurdu. Mevcut kiliseleri onardıkları gibi, yeni kiliseler de inşa edebilirlerdi. Yabancılar Osmanlı ülkesinde istedikleri yerde (Mekke ve Medine hariç) hiçbir kayda bağlı olmadan oturabilirler, suç işleseler bile sınır dışı edilmezler, serbestçe ticaret yapıp istedikleri malları alıp satarlardı. Yabancıların bulundukları ev, iş yeri ve ticarethanelerine ne olursa olsun konsoloslukların bir tercümanı hazır bulunmadıkça girilemez ve arama yapılamazdı. Konsoloslar tercüman ve kavaslarla birlikte bütün konsoloshane memurları imtiyazlardan yararlanırdı. Yabancılar kendi okullarını açıp buralarda istedikleri gibi eğitim ve öğretim yapabilir, ders içeriklerini kendileri belirleyebilirdi. Bu imtiyazlara kendi sağlık kuruluşlarını kurmaları da dahildi. Bu sağlık kuruluşlarında kendi doktorları aracılığıyla da imtiyaz elde edebilmekteydiler.

Adli İmtiyazlar: Osmanlı’daki yabancıların kendi aralarındaki davaların yargısı konsoloshanelerdeki hâkim ve mahkemelerin yetkisi altındaydı. Osmanlılarla olan davalar ise mahkemelerde ancak yabancının bağlı bulunduğu konsolosluğun tercümanı huzurunda görülürdü. Eğer tercüman gelmemiş veya davayı bırakıp gitmişse dava olduğu gibi kalırdı. Yabancıları gözetim hakkı konsoloslara ait idi. Tercüman olmadıkça suçüstü durumunda bile kişi, gözetim altına alınamazdı. Mahkûm edilen yabancı, cezasını, Osmanlı hapishanelerinde değil konsolosluklarının hapishanelerinde çekerdi. Her türlü adli tebligatlar konsolosluklarca yapılırdı.

Ticari İmtiyazlar: Yabancıların ticari imtiyazları onların bütün vergilerden muaf tutulmalarıydı. Sadece gayrimenkul vergileri, ithalat ve ihracat vergilerini kendi devletlerinin Osmanlı’ya izin verdikleri derecede öderlerdi. Rahatlıkla ticaret yapabildikleri gibi Osmanlı karasularında gemi işletmeciliği, yolcu ve eşya naklini de ellerinde bulundururlardı. Özellikle kıyı bölgelerinde yabancıların postane açma hakkı vardı. Yabancılara gelen ve giden her türlü mektup, telgraf ve paketler hükümet ve yerel yönetimler tarafından denetlenemezdi.

İslam hukukunun geçerli olduğu Osmanlı Devleti’nde, İslam yasaları sadece Müslümanlar üzerinde uygulanmaktaydı. Müslüman olmayan Hıristiyan, Musevi ve diğer kimselere İslam hukuku kuralları uygulanmayarak, kendi dinlerine göre işlem yapılması kabul edilmişti. Osmanlı ülkesinde bulunan Avrupalı devletlerin vatandaşlarına kendi devletlerinin yasalarına uygun olarak davranma hakkının verilmesinde bu dinsel farklılığın etkisi vardır.

Ayrıca Sevr’de 141. madde ile azınlık okullarına, devletin hiçbir müdahalesinin olamayacağı, yabancı şirketlerin tüm haklarının geri verileceği de belirlenmiştir. Kısaca, Sevr Antlaşması’nda Osmanlı Hükümeti tarafından kapitülasyonların kaldırılması, eksiltilmesi ve değiştirilmesi yolunda çıkarılmış olan bütün kanunlar, kararnameler, nizamname ve talimatnameler hükümsüz sayılmıştır.

Mustafa Kemal ve arkadaşları kapitülasyonlar ortadan kalkmadan tam bağımsızlığa kavuşamayacaklarının farkındaydılar. Bu nedenle Lozan’a giden heyete verilen talimatlardan birisi de kapitülasyonların kesinlikle kaldırılması idi.

Kapitülasyonların hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde ve genel olarak ortadan kalkması, 24 Temmuz 1923 Lozan Antlaşması ile mümkün olabilmiştir. Şüphesiz bu sonucun elde edilebilmesi büyük mücadeleleri gerektirmiştir. İsmet Paşa’nın sert ve kararlı tutumu sayesinde kapitülasyonlar Lozan Antlaşması ile kayıtsız şartsız ortadan kaldırılmıştır.

Kapitülasyonların Osmanlı Devleti üzerine oldukça kötü etkileri olmuştur. Kapitülasyonlar, Osmanlı Devleti’nin ekonomik gücünü sarsmış, yerli sanayii çökertmiş, ticaretin dengesini bozmuş, bütçe açığını arttırmış ve borçlanmayı hızlandırmıştır. Osmanlı Devleti’nin ekonomisinin bozulması ile birlikte, çıkan isyan ve savaşlarla hızlanan bir süreçle çöküşe doğru gidilmiştir.

Özellikle adli kapitülasyonlar konusundaki anlaşmazlık nedeniyle Lozan görüşmeleri kesildi. Birkaç ay aradan sonra görüşmeler tekrar başladı. Sonunda Lozan Antlaşması’nın 28. maddesi ile kapitülasyonlar tamamen kaldırıldı. Türkiye Lozan’da kabotaj hakkını da elde etti. Böylece denizlerde de bağımsızlık sağlandı. Sonuçta Lozan’da kapitülasyonları kaldırarak Osmanlı’nın yüzlerce yıllık tüm bağımlılıklarından kurtulduk; ‘tam bağımsız’ ve ‘laik’ Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini Lozan’da attık.”

Sürücüye  447 bin 719 TL trafik cezası!

Olgay GÜLER

Edirne’nin Uzunköprü ilçesinde durdurulan otomobilde bir miktar uyuşturucu ele geçirilirken, sürücüsüne çeşitli trafik kurallarını ihlal etmekten toplam 447 bin 719 TL ceza uygulandı.

İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı Suç Önleme ve Soruşturma Büro Amirliği ekipleri, uyuşturucu ticareti ve kullanımının önlenmesine yönelik çalışmalar kapsamında, uygulama yaptı. Uygulama sırasında ekipler, bir otomobilin geri hareket ederek bölgeden kaçtığını fark etti. Takibe alınan otomobil Habip Hoca Mahallesi Gelincik Sokak üzerinde durduruldu. Araçta yapılan aramada 0,8 gram esrar ele geçilirdi. Otomobildeki C.O. (25) ve M.Ç. (25) hakkında ‘Kullanmak Amacıyla Uyuşturucu Madde Bulundurmak’ suçundan işlem başlatıldı. 

447 BİN 719 TL CEZA

Öte yandan, otomobilin sürücüsüne ‘Geçici olarak sürücü belgesi iptal olduğu halde motorlu araç kullanmak’,  ‘Kırmızı ışık kuralına uymamak’,  ‘Dur ikazına uymayıp kaçma’ ve ‘Geri manevra yapmak’ maddelerinden toplam 447 bin 719 TL ceza uygulandı. Sürücünün belgesine 60 gün el konulurken, otomobil de 60 gün trafikten men edildi.