Geçen hafta başında başlayan ve bilhassa da perşembe günü artarak devam eden yağmurlar Edirne’yi de bir kez daha göle çevirdi, malum. Evlerini, işyerlerini su basanlar, araçlarıyla yollarda kalanlar, mağduriyet yaşayanlar oldu. Böyle olunca, yaşananların faturası da hala tamamlanmamış olan alt yapı çalışmalarına kesildi gördüğüm kadarıyla.
Peki ya gerçekten de bu taşkınların bütün müsebbibi uzun zamandır çalışmaları devam eden ve hala tamamlanamamış olan alt yapı mı? Sadece Edirne’de değil, birçok il ve ilçelerde yaşananlara alt yapıdan başka, yerleşim alanlarında ve bu alanlara sınır olup sonradan imara açılmış bazı yerlerdeki derelerin, dere yataklarının, tepelerin doğal halinin bozulması, çoğu site bahçelerinin bile betonlaşması, yolların kilit taş yerine büyük oranda asfaltlanması gibi nedenler yüzünden fazla yağan yağmurlarda suların toprak zemine ulaşamaması vs. hepsi ayrı birer faktör değil mi? Alt yapı çalışmaları tamamlandığında da buna benzer taşkınlar yaşanırsa çok fazla şaşırmamak lazım bence. Çünkü gerçek şu ki; doğa, her zaman kendinden alınanı geri almaya, akan sular da yolunu bulmaya çalışacaktır. Üzücü ama böyle maalesef!
Haçlı savaşları, pardon, haçlı talan, tecavüz, köleleştirme, sömürme, katletmeleri eskiden oldu da, şimdi bitti mi sanılır!.. Bu haçın, *Çanakkale savaşları haçlı seferi sayılmaz mı?.. *Anadolu’yu sevr ile işgal edip paylaşmaları, haçlı seferi sayılmaz mı?.. *Tüm orta doğu ülkelerini, kan ve gözyaşına boğmalar, haçlı savaşı sayılmaz mı?.. *Türkiye’yi Avrupa Birliğine almamaları, haçlı savaşı sayılmaz mı?..
“Bedava uçak veririz size” deyip Türk’ün uçak fabrikasını kapattırıp, düdüklü tencere fabrikasına dönüştürme kandırmaları, haçlı savaşı sayılmaz mı?.. *Atamızın kurdurduğu, sanat okullarından çıkan bütün teknik eğitimli gençlerimizi, usta bir kandırma ile yurt dışından kapılması, EĞİTİMLİ İSİTHDAM GÜCÜMÜZÜ, kendi güçlerine katıp, Türkleri üretecek güçten mahrum bırakmak, haçlı savaşı sayılmaz mı?.. *Genç ve dinamik, üretim gücümüzü Avrupa’ da, zor, kirli, zehirli, en alt işlerde heder etmeye yollamak, haçlı savaşı sayılmaz mı?.. *Ata tohumlarının kıymetini bilmemek, genleri bozulmuş tohumları elin oğlundan, altın fiyatına almak, haçlı savaşı sayılmaz mı?.. *Genleri bozulmuş ekin, sebze ve baklagillerle, kimyasal zehirli tarımla, kirlenen hava ve sularla, her yıl YAKLAŞIK, 250.OOO TÜRK’ÜN KANSERDEN ÖLMESİ VE DE 250.000 TÜRK’ÜN DE KANSERE YAKALANMASI, haçlı savaşı sayılmaz mı?.. *Hastane sayılarının artması, hastalık çeşitlerinin artması, hastanelerin çarşı ve marketlerden daha yoğun olması; hasta muayeneleri için, iki, üç ay sonrasına randevu verilmesi, milyarlarca doların elin oğluna, ilaçlara harcanması, obezitenin aşırı yaygınlaşması haçlı savaşı sayılmaz mı?.. *Türk ürünlerini elli kat daha aşağı fiyatla, satın almaları, HAÇLI SEFERİ SAYILMAZ MI? *Kart ile borçlanıp, lüks, süs, püs israfına dalmak, haçlı savaşı sayılmaz mı? *Eğitimi bozmak, dikine sitelerin peydası, köylerin boşlaması, doğaya sırt çeviriş… doğa ve tabiat varlıklarını katlediş…(Of yoruldum ya, say say bitmiyor be kardeşim!..) HAÇLI SAVAŞI SAYILMAZ MI?.. Sayılı zaman çabuk geçer. Bir gün gelir, mutlaka HAK galip gelir!.. İçerde ki ve dışarıda ki hainler, yaptıkları haksızlıkların cezasını bulacaklardır, kimsenin şüphesi olmasın!.. “BEYİN İPTAL, BANA NECİ” ” İNANÇ, BİLİM, ZAFİYETİ İÇİNDE OLMAK, TARİKATLARA BÖLÜNMEK, ALLAH YOLUNDAN AYRILIKLAR, HAÇLILARI, “GELİN BİZİ KÖLE EDİN!” DİYE, DAVET ETMEK DEĞİL Mİ?
(Yolundan sapanları,sömürüye boyun eğenleri Allah korumaz ki)
Kuran’ı Kerim. Sure 7/Ayet 129: Kavmi Musa’ya: “Sen bize peygamber olarak gelmeden evvel de geldikten sonra da biz eza gördük” dediler. Musa: “Üzülmeyin, olabilir ki Rabbiniz düşmanlarınızı helak eder, sizi de onun yerine getirir. Artık nasıl işlediklerinize bakar” dedi. 22/48: Nice ülke var ki, zulmederken ona biraz mühlet vermişiz, sonra onu yakalamışızdır. Dönüş ancak banadır.
DOKU Derneği Başkanı Göksal Çidem, 2 Şubat Dünya Sulak Alanlar Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, Trakya’da su bittiğini, bölgede obruklar oluşmaya başladığına dikkat çekerek, “Ergene kaynakları mutlak koruma altına alınmadan yapılan her yatırım beyhudedir” dedi.
Çidem, 2 Şubat 1971 yılında imzaya açılan Sulak Alanların Korunması Sözleşmesini Türkiye’nin 17 Mayıs 1994 tarihinde imzaladığını anımsatarak, “2 Şubat kutlama değil, kaybettiğimiz sulak alanlardan ders alma, kalanlar için ise, nasıl kurtarırız diye hesap yapma günüdür. Ülkemiz de son 50 yılda Marmara Denizi kadar bir sulak alanı kaybettik. Hani Doğada her canlının yaşama hakkı vardı? Yaklaşık 40 yıldır, günlük çıkarlar uğruna milyonlarca canı yok ettik. Bölgemizdeki en çarpıcı örnek Ergene’dir” ifadelerini kullandı. Çidek açıklamasında şunlara yer verdi:
ERGENE ÖRNEĞİ
Yaşı yarım asrı devirenler, doğaya çıktıklarında ‘ bizim zamanımızda şurada pınar, şurada kaynak vardı, pırıl pırılsu akardı’ diye söze başlarlar. Ergene de tutulan yayın ve sazan balıklarını anlatırlar. Yüzmeyi orada öğrendik derler. Peki şimdi neden balık yok? Neden yüzemiyorsunuz dediğinizde. Verilen cevap ‘çok kirli’, ‘çok kötü kokuyor’. Çünkü Ergene’den su değil, sıvı akıyor..
İyi de, temiz olan su ve içinde ki yaşam neden yok oldu? Kim yok etti? Asıl sorun da burada.
Ergene yok edilirken, herkes temizlenecek diyor. Ergene kurtulacaksa kurtarmaya önce kaynaklarından başlanmalı. Ergene kaynaklarının bulunduğu Istrancalar’da yüzlerce taş ocağı, binlerce RES var.
Ergene kaynakları mutlak koruma altına alınmadan yapılan her yatırım beyhudedir. Planlama doğru olmalı. Bilimsel olmalı.
Doğal varlıkların yok olmasındaki en büyük etken yanlış planlamalar ve bu planları yapanlar ve onaylayanlardır. Yanlış planlara dava açınca da ‘Bunlar her şeye karşı çıkıyor’ hemen bir uyduruk yafta takıyorlar. Yatırım düşmanı, bölücü, marjinal guruplar v.b. diyorlar. Bizler sadece ‘yaşamı savunuyoruz’. Yaşam için de milyonlarca yıldır, yaşam kaynağı olan doğal varlıklarımızı korumak ve gelecek nesillere yaşanabilir bir Dünya bırakma derdindeyiz.
RAMSAR
Dünyanın en önemli sulak alanlarından İğneada Longozu’nun 2012 yılında RAMSAR kapsamına alınacağı ilan edilmiş, ancak daha sonra İğneada unutulmuş, yok sayılmış ve yok sayılmaya devam etmektedir. 2012’den sonra, termik, nükleer, liman ve barajlar ile gündeme gelmektedir. İğneada RAMSAR kapsamına alınmalı, tüm Dünyaya tanıtılmalıdır. Çünkü, Dünya’da Amazon ve Afrika Kongo’sundan sonra bu ölçekte en büyük subasar (longoz) ormanı, ülkemizde, İğneada beldemizdedir.
İğneada bölgesinde Küresel Çevre Fonu ve AB katkılarıyla milyon dolarlık projeler yapıldı. Hazırlanan dosyalar UNESCO ya sunulacaktı. Sunulmadı. Yıllardır sunulmuyor. Sorduk, Neyi bekliyoruz? Cevap. ‘Proje sahasının biyosfer alan olarak kabul edilmesine yönelik bir Biyosfer Alan Adaylık Dosyası hazırlanmış ancak UNESCO MAB Komisyonuna sunulmamıştır’ deniyor. Gerekçe ne?
ISTRANCALAR’IN HER TARAFI PARAMPARÇA
Ülkemizin koruma değeri olan sahalarının etkin korunması yönetimi gereken etki ve yetkiyi sağladığından UNESCO’ya sunup Biyosfer Rezervi statüsü verilmesine gerek duyulmamış.
Buna gerek duyulmadığı için Istrancalar’ın her tarafı paramparça oldu. 1/3 Bulgaristan’da olan Istrancalar bir bütün olarak korunurken, Bizim 2/3 Istrancalar talan ediliyor.
İğneada longoz ormanları için de verilen cevaplarda RAMSAR kapsamına alınma çalışması devam ediyor muş..
Yıllar geçti. Geçmeye devam ediyor. Yok edildikten sonra, Ergene misali nasıl temizleriz, nasıl kurtarırız için milyonlar harcamak gerekiyor. Aslında korumanın maliyeti sıfır. Hiçbir şey yapma. Doğayı kendi haline bırak.
Turizm bölge planı, Doğa Turizm Master Plan, Biyosfer Rezev Alan projesi, İğneada longoz Ramsar projesi akıbeti? Bilmiyoruz.
Şimdi bir daha sormak gerekiyor.. O halde bu projeler kapsamındaki dosyalar neden hazırlandı.? Neden sunulmuyor..?
Trakya’da su bitti. Trakya topraklarında Çorlu ve Malkara’da obruklar oluşmaya başladı. Su, bulunduğu havzaya ve oradaki canlılara aittir. Doğal bir varlıktır. Su, tüm canlılar için yaşamın temel koşuludur. Yerin altında da, üstünde de su kalmadı. Su bitti. Söz bitti. Tuz koktu. Trakya sözün bittiği yer değil, suyun bittiği yer. “
Edirne’de sanayi sitesinde 20 yıl boyunca oto yıkama işi yapan Yusuf Dobranyalı (48), gelişen teknolojiyle birlikte artan elektrikli bisiklet ve skuter gibi araçların tamirini öğrenip, kendi işletmesini açtı.
Edirne Sanayi Sitesi’nde, elektrikli araç tamiri yapan evli ve 2 çocuk babası Yusuf Dobranyalı, çocukluğunda elektrik ve elektroniğe merak saldı. 2003 yılında sanayi sitesinde oto yıkamacı olarak çalışma hayatına giren Dobranyalı, teknolojinin gelişmesiyle 2023 yılında çocukluk hobisini mesleğe dönüştürmeye karar verdi. Sanayide elektrikli bisiklet ve skuter gibi araçların tamirini öğrenerek kendi işletmesini açan Dobranyalı zamanla ustalaşarak, aranan isim haline geldi.
‘TEKNOLOJİYE AYAK UYDURMAYA KARAR VERDİM’
Teknolojiyle birlikte ihtiyaçların da arttığını, bu nedenle çalışma alanını değiştirdiğini anlatan Dobranyalı, “Oto yıkama sektörüne 2003 yılında girdim. 2003’ten 2023’e kadar da yıkama ve oto kuaför hizmeti verdim. Bu yıllar içerisinde teknolojimiz ilerledi. Bataryalı ürünler, şarjlı ürünler, hayatımızın her alanına, her yönüne girmeye başladı. Baktım ki elektrikli araçlar, skuterlerde, bisikletlerde bir devrim, bir gelişme yaşanacak. Ben de buna bir ayak uydurayım dedim. Ufak araştırmalarla, çalışmalarla bu sektöre adapte oldum. Şu anda elektrikli araçlar her geçen gün artmaya başladı. Onların üzerine de çalışmalarım var. Her geçen gün de çalışmalarımı arttırmaya ettiriyorum” dedi.
‘YAPILAMAYACAK HİÇBİR İŞ YOK’
Elektrik ve elektronikli aletlere çocukluğundan beri ilgi duyduğunu anlatan Dobranyalı, “Elektronik altyapım hobi amaçlı başladı. Hobi olarak girdim bu sektöre. Tabi altyapım, yani elektronik üzerinde çalışmışlığım da vardı. Her ne olursa olsun bir insanın içinde bir merak varsa, bir heves varsa, ‘Ben bu işi yapacağım, ben bu işin üstesinden geleceğim’ derse yapılamayacak hiçbir iş yoktur. Bütün ürünlerin, bütün markaların yetkili servisleri Edirne’de mevcut ama benzinli ağırlıklı servisler oldukları için elektrikli dönüşümüne ayak uydurabilen de var, uyduramayan da var. Biz burada o arkadaşlarımıza da yardımcı olabiliyoruz. Yapılamayan veya yapılamayacak olanları da kendi işlerimizde yapmaya gayret ediyoruz” diye konuştu.
‘İNSANLAR ŞARJLI ÜRÜNLERE TAM ADAPTE OLAMADI’
Toplumda elektrikli araçların nasıl kullanılacağı konusunda henüz tam bilinç oluşmadığını dile getiren Yusuf Dobranyalı, “Bizim ürünlerimiz soğuk havalara, yağmurlu havalara, yağışlı havalara uygun değil. O yüzden yağmurda elektronik aksamlar arıza verebiliyor, arızaya geçebiliyor. Koşullar buna şu an için uygun değil. Şarjlı ürünlere insanlarımız tam adapte olamadılar. Ürünü nasıl kullanacakları konusunda tam bir teknik bilgiye sahip değiller. Ürünü kışın kenara koyuyorlar, ‘Nasılsa kış geldi, dursun yaza binerim’ diye bir hataya kapılıyorlar. Bu ürün her ne olursa olsun kullanılsın veya kullanılmasın, 15 günde bir şarj edilmesi gerekiyor. Şarj etmedikleri ürünlerin bu sefer arızaya geçmesi kaçınılmaz oluyor. Batarya veya pil şarj edilmezse, çökme dediğimiz, sülfatlaşma dediğimiz tepkimelerle ürün şarjını ve kapasitesini kendi kendine kaybediyor. Siz ürünü her ne kadar şarja da taksanız, sonuç vermiyor” ifadelerini kullandı.
Üçüncü kandil olan ve Şaban ayı içerisinde yer alan Berat Kandili bu gece idrak edilecek.
Müslümanlar bu gece bolca ibadet ederek, af dileyecek. Berat Kandili gecesi ibadetlerin faziletinin çok büyük olduğuna inanılıyor.
Ramazan ayı 19 Şubat 2026 Perşembe günü başlayacak. Kadir Gecesi 16 Mart 2026 Pazartesi günü idrak edilecek. Üç günlük Ramazan Bayramı 20 Mart 2026 Cuma günü başlayacak.
EDİRNE BELEDİYE BAŞKANI GENCAN
Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan, Berat Kandili vesilesiyle bir mesaj yayımlayarak tüm hemşehrilerinin ve İslam aleminin mübarek gecesini kutladı.
Başkan Gencan, yayınladığı mesajında şunlara yer verdi:
“Ramazan ayının müjdeleyicisi olan Berat Kandili’ne ulaşmanın huzurunu yaşıyoruz.
Toplumsal hayatımızda önemli bir yeri olan bu özel günler; birliğimizi güçlendirmek, dayanışma ruhumuzu tazelemek ve birbirimize olan bağlarımızı kuvvetlendirmek için kıymetli birer fırsattır.
Edirne Belediyesi olarak, şehrimizin her köşesinde huzurun ve kardeşliğin egemen olması için çalışmaya devam ediyoruz. Bu anlamlı gecenin, kırgınlıkların yerini hoşgörüye bıraktığı, toplumsal barışın ve sevginin arttığı bir iklime vesile olmasını temenni ediyorum.
Bu duygu ve düşüncelerle, tüm hemşehrilerimin Berat Kandili’ni kutluyor; bu mübarek gecenin şehrimize, ülkemize ve tüm insanlığa sağlık, huzur ve esenlik getirmesini diliyorum.”
AK PARTİ EDİRNE İL BAŞKANI İBA
AK Parti Edirne İl Başkanı Belgin İba, Berat Kandili dolayısıyla mesaj yayımladı. Mesajında, kandillerin dostluk ve kardeşliği pekiştiren önemli günler olduğuna değinen İba, bu mübarek gecenin affın, arınmanın ve manevi yenilenmenin bir fırsatı olduğunu belirtti.
Kurtuluş, af ve arınma gibi anlamlara gelen Berat Kandili’nin önemine değinen İba, “Af ve şükür vesilesi olan kandiller, müminler için de manevi bir arınmanın yanında, hayat muhasebesi yapma fırsatı sunan müstesna gecelerdir. Berat Kandili de bu önemli gecelerden biridir.
Bu gece Yüce Mevla’mızdan beratımızı isteyelim. Sorumluluklarımızı yeniden hatırlayalım. Maneviyat duygularımızı en üst düzeyde yaşayacağımız bu mübarek gecenin; bizleri birlik, dirlik, kardeşlik ve barış içinde yaşamaya ulaştırmasını diliyorum.” ifadelerine yer verdi.
Toplumsal dayanışma ve kardeşliğin önemine de değinen İba, özellikle zor zamanlardan geçen dünyada manevi değerlerin daha da anlam kazandığını belirtti.
Berat Kandili’nin, sadece bireysel ibadetlerle değil; yardımlaşma, dayanışma ve kardeşlik duygularının güçlendirilmesiyle büyük ölçüde anlam kazandığını söyleyen İba, bu mübarek gecenin, millet olarak birlik ve beraberliği pekiştirmesine vesile olması temennisinde bulundu.
11 ayın sultanı Ramazan-ı Şerifin habercisi olan Berat Kandili’ne erişmenin heyecan ve mutluluğunu yaşadıklarını söyleyen İba, Edirneli hemşerilerinin ve tüm İslam âleminin Berat Kandili’ni tebrik etti.
Kandilin sağlık, huzur, barış ve bereket getirmesi temennisinde bulunan İba, “Bu vesileyle, başta Edirneli hemşerilerimiz olmak üzere aziz milletimizin ve tüm İslam âleminin Berat Kandili’ni en kalbi duygularımla tebrik ediyor; bu mübarek gecenin hayırlara vesile olmasını Yüce Allah’tan niyaz ediyorum. Rabbim hep birlikte Ramazan’a ulaşmayı nasip etsin” ifadelerine yer verdi.
CHP MERKEZ İLÇE BAŞKANI ANGÜNGÖR
CHP Edirne Merkez İlçe Başkanı Volkan Angüngör, Berat Kandili mesajında şunları kaydetti:
“Ramazan ayının müjdeleyicisi ; birlik ,beraberlik, dayanışma kültürümüzü güçlendirmek ve ortak değerler etrafında kenetlenmek için kıymetli bir fırsat olan bu anlamlı gecenin; kırgınlıkların yerini hoşgörüye, umutsuzlukların yerini umuda bıraktığı, sevgi, saygı ve kardeşlik duygularının çoğaldığı bir iklime vesile olmasını diliyorum.
Bu duygu ve düşüncelerle tüm hemşehrilerimin ve İslam âleminin Berat Kandili’ni en içten dileklerimle kutluyor; bu mübarek gecenin şehrimize, ülkemize ve tüm insanlığa sağlık, huzur, barış ve esenlik getirmesini temenni ediyorum.”
SEDAT ARIDAĞ VEFAT ETTİ Devlet Su İşleri’nden emekli Sedat Arıdağ 92 yaşında vefat etti. Merhume Nahide Arıdağ’ın eşi, Aytül – Yavuz Arıdağ’ın babaları, Berk Arıdağ ve Hande-Altuğ Yaşar’ın dedeleri olan merhum, dün Fatih Camisinde öğle namazını takiben kılınan cenaze namazı sonrası Yeni Şehir Mezarlığında toprağa verildi. DAVUT IRMAK VEFAT ETTİ Kartaltepe Fabrikasından emekli Davut Irmak 70 yaşında vefat etti. Nergis Irmak’ın eşi, İsmail ve Niyazi Irmak’ın babaları olan merhum, dün Ayşekadın Camisinde ikindi namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Yeni Şehir Mezarlığında toprağa verildi.
Edirne’nin ticari yaşamında da uzun yıllar önemli yer tutan Bulgar Levası 1 Şubat 2026 Pazar günü itibarıyla resmî para birimi olma statüsünü tamamen kaybederek yerini Euro’ya bıraktı. Komşu ülkede olduğu gibi Edirne’de de mağazalar, ticari işletmeler ve çeşitli hizmet sağlayıcıları leva kabul etmemeye başladı.
Geçiş sürecini kolaylaştırmak amacıyla, Bulgaristan Merkez Bankası (BNB) vezneleri ile bazı ticari bankalar Son gün olan 31 Ocak Cumartesi de olağanüstü mesai yaparak leva–avro değişim işlemlerini sürdürüyor. Kırcaali Haber Gazetesi’nde kohuya ilişkin haberde şunlara yer verildi:
“Bankalar ve Postanelerde Ücretsiz Değişim
Ticari bankalar ve postaneler, 1 Temmuz 2026 tarihine kadar levayı avroya herhangi bir komisyon almadan dönüştürmeye devam edecek. 2026’nın ilk altı ayında bankalar, resmî döviz kuru üzerinden ve sınırsız miktarda banknot ve madeni para değişimi yapacak.
Ancak 30.000 leva üzerindeki tutarlar için, bankalara en az üç iş günü önceden bildirimde bulunulması gerekiyor. Ayrıca müşterilerin hesaplarına yatırılan levanın avroya çevrilmesi işlemleri de ücretsiz olarak gerçekleştiriliyor.
Merkez Bankası’nda Süresiz ve Sınırsız Değişim
Bulgaristan Merkez Bankası ise leva banknot ve madeni paralarını ücretsiz, miktar ve süre sınırı olmaksızın avroya çevirmeye devam edecek. Bu uygulama için herhangi bir son tarih bulunmuyor.
Çift Fiyat Gösterimi Devam Ediyor
Tüketicilerin uyum sürecini kolaylaştırmak amacıyla, ürün ve hizmetlerde leva ve avro cinsinden çift fiyat gösterimi uygulaması 8 Ağustos 2026 tarihine kadar devam edecek.
Nakit Dolaşımına İlişkin Son Veriler
Yetkililerin paylaştığı güncel verilere göre, şu an dolaşımdaki leva banknot ve madeni paralarının toplam tutarı 7,7 milyar leva seviyesinde bulunuyor. Bu rakam, 2025 yılı başına kıyasla nakit leva dolaşımının yüzde 75 oranında geri çekildiğini gösteriyor.
Öte yandan, bugüne kadar piyasaya sürülen avro banknot ve madeni paralarının toplam değeri 6,1 milyar avroyu aşmış durumda.
Tarihi Geçiş
Bulgaristan’ın avroya geçişi, ülkenin Avrupa Birliği ile ekonomik entegrasyonunda tarihi bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. Yetkililer, geçiş sürecinin sorunsuz tamamlanması için hem vatandaşlara hem de işletmelere gerekli tüm kolaylıkların sağlandığını vurguluyor.”
Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Edirne Şubesi tarafından Adalet ve Demokrasi Haftası ve derneğin kurucu genel başkanı Prof.Dr. Muammer Aksoy’un vefatının 36’ncı yıldönümü nedeniyle anma töreni düzenlendi.
ADD Edirne Şubesi tarafından düzenlenen program, dernek binasında gerçekleştirildi. Programa çok sayıda dernek üyesi katıldı.
Programda basın açıklamasını ADD Edirne Şube Başkan Yardımcısı Gökay Bilgin okudu. Bilgin, her yıl 24- 31 Ocak Adalet ve Demokrasi Haftası’nda bir yandan şehitleri anarken, bir yandan emperyalist tuzakların perde arkasını, nedenlerini ve sonuçlarını irdeleyip, yeni tuzaklara düşmemek için ders çıkarmaya çalıştıklarını söyledi.
‘O HAİN TUĞLA, O MENHUS DUVARI AYAKTA TUTMAYA DEVAM EDİYOR’
Prof. Dr. Muammer Aksoy’un, kendisi 49 cumhuriyet aydını ile birlikte 19 Mayıs 1989 tarihinde Atatürkçü Düşünce Derneği’ni kurduğunu belirten Bilgin, “Derneğimizin, kuruluş bildirgesiyle ortaya koyduğu yol haritası ve çalışmaları emperyalist güçleri öyle ürküttü ki, çareyi Muammer Aksoy’u susturmakta buldular. Bu menfur cinayet toplumumuzu ne kadar derinden üzdüyse; 300 yıldır bölgemiz ülkelerini sömüren çok uluslu petrol şirketlerini, özgür bireyden ve uluslaşma bilincinden korkan Laik Cumhuriyet düşmanı karşı devrimcileri, emek, kadın ve öğretmen başta olmak üzere toplumsal örgütlülüğü çıkarlarına aykırı gören neoliberal “serbest piyasa” baronlarını, özerk üniversite karşıtlarını ve “Yeni Osmanlıcılık” hayali ile yemlenen kifayetsiz muhterisleri de o kadar sevindirdi. Kurucu üyemiz Doç. Dr. Bahriye Üçok, Çetin Emeç, Turan Dursun, Musa Anter cinayetlerinin ardından Mumcu’nun da öldürülmesi toplumda büyük infial yarattı, yüz binler Ankara’ya aktı. Yetkililer bu suikastın mutlaka çözüleceği sözünü verdilerse de duvardaki o tuğla bir türlü çekil(e)medi. Çekil(e)medi çünkü; Uğur Mumcu da hocası Muammer Aksoy gibi Aramco’dan PKK’ya pek çok hain çarka çomak sokmuş, emperyalistlerle dinci ve bölücü uşaklarını ziyadesiyle huzursuz etmişti. Sonuç olarak, o hain tuğla o menhus duvarı ayakta tutmaya devam ediyor hâlâ” diye konuştu.
‘DEVRİM ŞEHİTLERİMİZİ MİNNET VE ŞÜKRANLA ANIYORUZ’
Muammer Aksoy ve Uğur Mumcu’nun yürekli Kemalist devrimciler, kararlı laik Cumhuriyetçiler, sözlerine güvenilen saygın toplum önderleri ve gerçek aydınlar oldukları için yok edildiğini dile getiren Bilgin, “Bu nedenle yapılması gereken, sadece katlediliş yıl dönümlerinde kırmızı karanfiller ve nutuklarla anmak değil, uğruna can verdikleri düşüncelerini, değerlerini, hedeflerini savunmak ve kitleselleşmelerini sağlamak, Uğur Mumcu’nun “Laiklik ilkesini savunmak için Atatürk gibi yürekli, Atatürk gibi inançlı olmak gerekir. İzinden gittiklerini söyleyenler gibi ürkek, kararsız ve inançsız değil.” diyen sesine kulak vermektir. Sözün özü; Batı emperyalizmi 100 yıllık Laik Türkiye Cumhuriyeti’ni din devletine dönüştürerek parçalama hedefine bu kez BOP ile yürüyor ve artık niyetini ABD Büyükelçisi Tom Barrack’ın ağzından açık açık dillendirmekten de çekinmiyor. Öyleyse her yurttaşımız, Atatürk’ün 20 Ekim 1927 tarihinde 6 gündür okumakta olduğu Nutuk’un son sayfasındaki “Bugün ulaştığımız sonuç, asırlardan beri çekilen millî felâketlerin yarattığı uyanıklığın eseri ve bu aziz vatanın her köşesini sulayan kanların bedelidir. Bu sonucu, Türk gençliğine emanet ediyorum.” sözlerini ve devamında “Ey Türk İstikbalinin Evladı, İşte bu ahval ve şerait için de dahi vazifen Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır” diyerek verdiği görevi daima aklında tutmak zorundadır. Türk Ulusu, değişmez önderinin bu kutsal emanetine mutlaka sahip çıkacak, verdiği görevi her ahval ve şeraitte yapacak, katledilen evlatlarının hesabını da soracak, tüm emperyalist tuzakları da bozacak ve Cumhuriyetini ilelebet payidar kılacaktır. Atatürkçü Düşünce Derneği olarak, Kemalizm’in namus sesini bir sis çanı gibi yurdumuz semalarına asarak yeniden Atatürk Cumhuriyeti’ne ulaşma azim ve kararımızla başta Muammer Aksoy ve Uğur Mumcu olmak üzere bütün devrim şehitlerimizi minnet ve şükranla anıyor, aziz hatıraları önünde tazimle eğiliyoruz” ifadelerini kullandı.