Yazar arşivleri: Mehmet ŞELECİ

Hukuki Uyuşmazlıklarda Uzman Avukatlık Alanlarının Rolü

Hukuki uyuşmazlıklar, her zaman tek bir hukuk dalını ilgilendirmez ve çoğu zaman uzmanlık gerektiren alanlarda ortaya çıkar. Alacak–borç ilişkilerinden ceza soruşturmalarına, sağlık hizmetlerinden doğan hak ihlallerine kadar pek çok konuda profesyonel hukuki destek alınması büyük önem taşır. Bu kapsamda İstanbul İcra Avukatı, Malpraktis Avukatı ve Ceza Avukatı, uygulamada en sık ihtiyaç duyulan ve birbirinden farklı uzmanlık alanlarını temsil eden avukatlık türleridir.

Her bir avukatlık alanı, farklı mevzuat bilgisi, yargılama pratiği ve stratejik yaklaşım gerektirir. Bu yazıda, söz konusu üç avukatlık alanının hangi konularda görev aldığı ve hangi durumlarda tercih edilmesi gerektiği genel hatlarıyla ele alınmaktadır.

İcra Avukatı Ne İş Yapar?

İcra ve iflas hukuku, alacakların devlet gücü kullanılarak tahsil edilmesini düzenleyen bir hukuk dalıdır. İcra Avukatı, alacaklı veya borçlu tarafın haklarını korumak amacıyla icra takiplerini yürüten ve süreci hukuka uygun şekilde yöneten hukuk uzmanıdır.

İcra avukatının başlıca görev alanları şunlardır:

  • İlamsız ve ilamlı icra takibi başlatılması
  • Haciz, satış ve tahsil işlemlerinin yürütülmesi
  • Borca, faize veya icra takibine itiraz süreçleri
  • İflas ve konkordato işlemleri
  • Alacakların hukuki yolla güvence altına alınması

İcra süreçlerinde yapılan usul hataları, alacağın tahsil edilememesine ya da borçlunun gereksiz mağduriyet yaşamasına neden olabilir. Bu nedenle icra hukukuna hâkim bir avukatla çalışmak, sürecin doğru ve etkin şekilde ilerlemesi açısından önemlidir.

Malpraktis Avukatı Hangi Davalarla İlgilenir?

Malpraktis, sağlık hizmeti sunumu sırasında hekimin veya sağlık personelinin tıbbi standartlara aykırı davranışı sonucu hastanın zarar görmesi durumunu ifade eder. Malpraktis Avukatı, bu tür tıbbi hatalardan kaynaklanan hukuki uyuşmazlıklarda görev alan ve süreci hem hasta hem de sağlık çalışanı açısından değerlendiren avukatlık alanıdır.

Malpraktis davaları genellikle;

  • Yanlış teşhis veya geç teşhis
  • Hatalı tedavi uygulamaları
  • Ameliyat hataları
  • Aydınlatılmış onam eksikliği
  • Tıbbi ihmal iddiaları

gibi konular etrafında şekillenir.

Bu tür davalar, hem tıp hem de hukuk bilgisi gerektirdiği için oldukça teknik niteliktedir. Tıbbi raporların incelenmesi, bilirkişi değerlendirmeleri ve kusur oranlarının tespiti sürecin en kritik aşamalarını oluşturur. Malpraktis avukatları, müvekkillerinin haklarını korurken aynı zamanda bilimsel ve hukuki veriler ışığında süreci yönetir.

Ceza Avukatı ve Ceza Yargılamasındaki Önemi

Ceza hukuku, kişilerin özgürlüğünü ve temel haklarını doğrudan etkileyen bir hukuk dalıdır. Üsküdar Ceza Avukatı, suç isnadıyla karşı karşıya kalan şüpheli veya sanıkların savunmasını üstlenen; aynı zamanda mağdur veya müşteki vekilliğini de yürütebilen hukuk uzmanıdır.

Ceza avukatının görev alanı oldukça geniştir ve şu süreçleri kapsar:

  • Soruşturma aşamasında ifade alma ve savunma
  • Tutuklama ve adli kontrol kararlarına itiraz
  • Ceza davalarının yargılama süreci
  • İstinaf ve temyiz başvuruları
  • İnfaz sürecine ilişkin hukuki değerlendirmeler

Ceza davalarında yapılan yanlış veya eksik savunmalar, geri dönüşü zor sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle ceza hukuku alanında deneyimli bir avukatla çalışmak, savunma hakkının etkin şekilde kullanılabilmesi açısından büyük önem taşır.

Hangi Hukuki Sorunda Hangi Avukata Başvurulmalı?

Her hukuki uyuşmazlık, aynı uzmanlık alanıyla çözülebilecek nitelikte değildir. Alacak tahsiline ilişkin sorunlarda icra hukukuna hâkim bir avukat tercih edilmelidir. Sağlık hizmetlerinden kaynaklanan zarar iddialarında malpraktis alanında deneyimli bir avukatla çalışmak gerekir. Suç isnadı, ceza soruşturması veya kovuşturması söz konusu olduğunda ise ceza hukuku uzmanlığı öne çıkar.

Doğru avukatlık alanının seçilmesi, sürecin hem süresi hem de sonucu üzerinde doğrudan etkili olan en önemli unsurlardan biridir.

Uzmanlık, Etkin Hukuki Korumanın Anahtarıdır

Hukuki süreçlerde başarı, büyük ölçüde doğru uzmanlık alanında profesyonel destek alınmasına bağlıdır. İcra Avukatı, Malpraktis Avukatı ve Ceza Avukatı, farklı hukuki ihtiyaçlara cevap veren ve her biri ayrı uzmanlık gerektiren avukatlık alanlarını temsil eder. Karşılaşılan hukuki sorun ne olursa olsun, ilgili alanda uzman bir avukattan destek almak; hak kayıplarının önüne geçilmesi ve sürecin sağlıklı şekilde yürütülmesi açısından temel bir gerekliliktir.

TÜ’de INFRA etkinliği

Trakya Üniversitesi’nde Ufuk Avrupa Programı Araştırma Altyapıları (INFRA) Bilgilendirme, Tanıtım ve İş Birliği Fırsatları Etkinliği gerçekleştirildi

Trakya Üniversitesi koordinasyonunda, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Avrupa Araştırma Altyapıları (ESFRI–ERIC), TÜBİTAK AB Çerçeve Programları Ulusal Koordinasyon Ofisi, Trakya Üniversiteler Birliği, Balkan Üniversiteler Birliği Genel Sekreterliği, Trakya Teknokent ve Trakya Kalkınma Ajansı iş birliğiyle “Ufuk Avrupa Programı Araştırma Altyapıları (Research Infrastructures – INFRA) Bilgilendirme, Tanıtım ve İş Birliği Fırsatları Etkinliği” düzenlendi.

Balkan Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen programa, Trakya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Hatipler, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Ahmet Muzaffer Demir, Prof. Dr. Mustafa Tan, Prof. Dr. Eylem Bayır ve Prof. Dr. Sedat Üstündağ, Üniversitenin diğer yöneticileri ve akademisyenler katıldı.

Açılış konuşmasını gerçekleştiren Trakya Üniversitesi Proje Koordinasyon Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Doç. Dr. Sertaç Arabacıoğlu, disiplinler arası iş birlikleri, açık bilim yaklaşımı ve dijital dönüşümün günümüz araştırma ekosisteminin temel unsurları olduğunu belirterek, TÜBİTAK AB Çerçeve Programları Müdürlüğü öncülüğünde izlenecek yol haritasının üniversitenin araştırma kültürünü güçlendirecek temel bir rehber niteliği taşıdığını vurguladı.

TÜBİTAK AB Çerçeve Programları Müdür Yardımcısı Burak Tiftik konuşmasında, Ufuk Avrupa Programının genel yapısı, öncelikli alanları, Ufuk Avrupa Ortaklıkları ve proje hazırlıkları konusunda bilgiler verdi.

Rektör Prof. Dr. Mustafa Hatipler ise üniversitelerin bilgi üretmeyi dört duvar arasında sınırlı tutmamaları gerektiğini ve yürütülen tüm projelerin temelinde bu anlayışın yattığını ifade etti. Bilimsel süreçlerin ham veri elde etme gayretiyle başladığını belirten Prof. Dr. Hatipler, bu verinin önce enformasyona, ardından bilgiye dönüşmesi gerektiğini vurguladı.

Açılış konuşmalarının ardından katılımcılar fuayede açılan stantları gezdi. Daha sonra oturumlara geçildi. İlk oturumda Araştırma Altyapıları Ulusal İrtibat Noktasından Ebru Soyuyüce Aydın “Araştırma Altyapılarının Tarihçesi ve Yeni Nesil Araştırma Ortamları”; İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü (İYTE) Kütüphane Daire Başkanı ve OpenAIRE Yönetim Kurulu Üyesi Gültekin Gürdal “Açık Bilim, FAIR Veri ve Avrupa Açık Bilim Bulutu (EOSC)” ve Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ERIC Komitesi Türkiye Temsilcisi Ali Eser, “Türkiye’nin Avrupa Araştırma Altyapılarına (ESFRI ve ERIC) Entegrasyonu” başlıklı sunumu gerçekleştirdi.

İkinci oturumda ise Ebru Soyuyüce Aydın “Ufuk Avrupa 2026 Çalışma Programı ve Araştırma Altyapıları (INFRA) Çağrıları”; Trakya Kalkınma Ajansı Teknoloji ve Sanayi Birimi Uzmanı Tuğrul Kağan Asan, “Ufuk Avrupa INFRA Kapsamında EDİH West Marmara İle Araştırma Altyapılarına Erişim ve Kapasite Geliştirme” ve Trakya Üniversitesi Rektör Danışmanı ve Dijital Dönüşüm Koordinatörü Dr. Öğr. Üyesi Cem Taşkın ise “Dijital Dönüşüm Perspektifinden Üniversitemizin Araştırma Altyapılarının Geliştirilmesine Yönelik Çalışmaları” başlıklı sunumu ile katılımcıları bilgilendirdi. Kapanış konuşmaları ile program sona erdi.

‘Medeni Kanun’a dokundurtmayız’

Olgay GÜLER

CHP Edirne Merkez İlçe Kadın Kolları Başkanı Burcu Birgül Çolak, Medeni Kanun’un kabulünün 100’üncü yılı dolayısıyla yaptığı açıklamada, kadın devrimleriyle yükselen Türkiye Cumhuriyeti’nde, kadın hareketiyle kazanılan hakların tehdit altında olduğuna dikkat çekti.

Medeni Kanun’un kabulünün 100’üncü yılı dolayısıyla CHP Edirne Merkez İlçe Kadın Kolları tarafından basın açıklaması gerçekleştirildi. Partinin merkez ilçe başkanlığında gerçekleştirilen açıklamayı Merkez İlçe Kadın Kolları Başkanı Burcu Birgül Çolak okurken, çok sayıda kadın da destek verdi.

‘SADECE HUKUKİ DÜZENLEME DEĞİL, UYGARLIK SIÇRAMASI’

Çolak açıklamada, Medeni Kanun’un bir devrimin, bir zihniyet dönüşümünün ve kadının ayağa kalkışının adı olduğunu belirterek, “Bundan tam 100 yıl önce 17 Şubat 1926’da kabul edilen Türk Medeni Kanunu, bu topraklarda kadının kaderini değiştirdi. Kadın, erkeğin gölgesinden çıkarıldı; hukuk önünde eşit yurttaş yapıldı. Tek taraflı boşama ve çok eşlilik tarihe gömüldü. Resmi nikâh esası getirildi. Kadınlara miras hakkı, velayet hakkı, tanıklık hakkı tanındı. Kadın, devlet karşısında birey oldu.  Bu sadece hukuki bir düzenleme değil; bir uygarlık sıçramasıydı. Ve bütün bunlar, bir büyük devrimcinin, bir büyük liderin, Cumhuriyetimizin Kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün vizyonuydu” dedi.

‘KAZANIMLAR TEHDİT ALTINDA’

Cumhuriyet’in kadın devrimleriyle yükseldiğini kaydeden Çolak, “Cumhuriyet laiklikle güçlendi. Cumhuriyet eşit yurttaşlıkla kök saldı.  2002 yılında yapılan değişikliklerle “aile reisi kocadır” hükmü kaldırıldı. Evlilik birliğinde eşitlik esası güçlendirildi.  Evlilik giderlerine katkı yalnızca maddi varlıkla sınırlı tutulmadı; eşlerin emek katkısı da kabul edildi.  Evlilik sona erdiğinde edinilmiş malların paylaşımında eşitlik esas alındı. Bunların hiçbiri kendiliğinden olmadı. Bunlar kadın hareketinin mücadelesiyle kazanılmış tarihsel adımlardır. Ancak bugün, Medeni Kanun’un 100. yılında, ne yazık ki bu devrimci kazanımlar açık bir tehdit altındadır. Ve biz soruyoruz: 100 yıl önce kadınları hukuk önünde eşitleyen bu Cumhuriyet, neden bugün kadınların yaşam hakkını koruyamıyor? Neden her gün bir kadın cinayeti haberiyle sarsılıyoruz? Neden kadınlar sokakta, evde, işyerinde güvende değil? Neden nafaka hakkı tartışmaya açılıyor? Neden çocuk yaşta evlilikler görmezden geliniyor? Neden kadınların kazanılmış hakları “aile yapısı” bahanesiyle aşındırılmaya çalışılıyor? Neden “sil baştan aile hukuku” denilerek laik hukuk düzeni tartışmaya açılmaya çalışılıyor?” diye konuştu.

‘KADININ YAŞAM BİÇİMİNE MÜDAHALE ETMEYİ HAK GÖREN ZİHNİYETLE KARŞI KARŞIYAYIZ’

İktidarın, Cumhuriyet devrimleriyle hesaplaşma peşindedir olduğunu dile getiren Çolak, “Kadın erkek eşitliğine inanmadığını defalarca ilan eden, kadının özgürlüğünü tehdit olarak gören, kadının kahkahasından rahatsız olan, kadının kıyafetine, yaşam biçimine, tercihine müdahale etmeyi hak gören bir zihniyetle karşı karşıyayız. Şimdi bu zihniyete soralım: Aile eşitlikle mi güçlenir, yoksa itaatle mi? Kadın yoksullaştırılarak mı korunur? Şiddet gören kadın, arabuluculuk masasına oturtularak mı adalet bulur? Boşanma süreçlerini hızlandırma bahanesiyle; tedbir nafakasını ortadan kaldırmayı, yoksulluk nafakasını süreyle sınırlandırmayı, kadını ekonomik güvenceden mahrum bırakmayı planlıyorlar.  Asıl mesele nafaka değil. Asıl mesele, boşanan kadının yoksullaşmasıdır. Asıl mesele, ekonomik bağımsızlığı olmayan kadının şiddet döngüsüne mahkûm edilmesidir. Aile arabuluculuğu adı altında; şiddet uygulayan erkekle kadını aynı masaya oturtmak istiyorlar. Bu, adalet değil; güç eşitsizliğini devlet eliyle meşrulaştırmaktır” şeklinde konuştu.

‘ÇARE EŞİTLİKTE’

Kadınların sadece şiddetle değil; ekonomik kuşatmayla da mücadele ettiğini belirten Çolak, “Kadın yoksulluğu derinleşiyor. Kadın emeği ucuzlaştırılıyor. Kadınlar güvencesiz çalıştırılıyor. Kadın işsizliği artıyor. Bir yandan “aile” deniliyor, öte yandan o ailenin yükü kadınların sırtına bırakılıyor. Biz kadınlar, eşitlik istiyoruz. İtaat değil, özgürlük istiyoruz. Görmezden gelinmek değil, temsil edilmek istiyoruz. Medeni Kanun bu ülkenin toplumsal anayasasıdır. Torba yasalarla değiştirilemez.                                            Pazarlık konusu yapılamaz. Parça parça budanamaz. Çünkü Medeni Kanun’a dokunmak, kadınların hayatına dokunmaktır. Çocukların geleceğine dokunmaktır. Laik hukuk düzenine dokunmaktır.                                             

Ve biz buna asla izin vermeyeceğiz. Cumhuriyet Halk Partisi olarak, Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel’in liderliğinde, kadın haklarını, toplumsal cinsiyet eşitliğini, laik ve sosyal hukuk devletini savunmaya kararlıyız. Çünkü biliyoruz ki. Çare eşitlikte” ifadelerini kullandı.

‘MEDENİ KANUN YAŞAM BİÇİMİMİZDİR, DOKUNAMAZSINIZ’  

Medeni Kanun’un yalnızca hukukçuların konusu olmadığının da altını çizen Çolak, “Beşikten mezara hayatımızın güvencesidir. Şiddete karşı kalkanımızdır. Yoksulluğa karşı dayanağımızdır. Eşit yurttaşlığın teminatıdır. 100 yıl önce nasıl cesaretle kurulduysa bu Cumhuriyet, bugün de aynı kararlılıkla savunulacaktır. Biz Cumhuriyeti kadın erkek birlikte kurduk. Onu birlikte büyüttük. Ve onu birlikte savunacağız. Medeni kanuna göz dikenler çok iyi bilsin ki; Medeni Kanun’a dokundurtmayız. Laik hukuk düzenini tartışmaya açtırmayız. Kadınların eşit yurttaşlık hakkını pazarlık masasına yatırmayız. Medeni Kanun 100 yıldır yaşam biçimimizdir. Dokunamazsınız” dedi.

‘Emekliler beleşçi değildir!’

Tüm Emeklilerin Sendikası Edirne Temsilciliği, 65 yaş üstü yurttaşların ve emeklilerin toplu taşımadan ücretsiz yararlanmasının keyfi bir uygulama değil, 4736 sayılı Kanun ile güvence altına alınmış yasal bir hak olduğuna dikkat çekerek, Serhad Birlik Kooperatifi ve Edirne Şoförler ve Otomobilciler Esnaf Odası Yönetim Kurulu Başkanı Aytaç Dilci’nin basına yansıyan açıklamalarını üzüntüyle takip ettiklerini belirtirken, Edirne Belediyesi’ne de  toplu ulaşım hizmetini yeniden doğrudan üstlenme ve kamusal bir model kurma konusunda çağrıda bulundu.

Tüm Emeklilerin Sendikası Edirne Temsilciliği’nde ‘Emekliler beleşçi değildir!’ başlığı altında yapılan yazılı açıklamada, “Sayın Dilci, açıklamasında Edirne’de 2025 yılı içerisinde toplam 2 milyon 701 bin 993 ücretsiz yolcu taşıdıklarını ifade etmiştir. Bu iddia gerçeği yansıtmamaktadır” denilerek şunlara yer verildi:

4736 SAYILI KANUN HATIRLATMASI

“Öncelikle hatırlatmak isteriz ki; 65 yaş üstü yurttaşların ve emeklilerin toplu taşımadan ücretsiz yararlanması, keyfi bir uygulama değil, 4736 sayılı Kanun ile güvence altına alınmış yasal bir haktır.

Ayrıca Sayın Dilci’nin de belirttiği üzere, devlet ücretsiz taşımadan kaynaklanan kaybı telafi etmek amacıyla kooperatife araç başına gelir desteği ödemektedir. Bununla birlikte Edirne Belediyesi de, devletin sağladığı desteğin çok üzerinde olmak üzere, aylık olarak kooperatife ek gelir desteği sunmaktadır. Bu ödemelerin tamamı doğrudan kooperatife yapılmaktadır.

Edirne kamuoyunun yakından bildiği bir diğer gerçek ise şudur: Kooperatif, 202 araç üzerinden destek almasına rağmen, bu sayıda araç fiilen hatlarda çalışmamaktadır. Dolayısıyla ‘ücretsiz taşımadan doğan zarar’ iddiası, kamuoyuna eksik ve yanıltıcı biçimde yansıtılmaktadır. Ücretsiz taşındığı söylenen yurttaşların bedeli zaten kamu kaynaklarıyla karşılanmaktadır.

Sayın Dilci’nin, gelir desteğini yetersiz bulması kendi değerlendirmesidir. Ancak bu durum, emeklileri ve 65 yaş üstü yurttaşları ‘ücretsiz taşıyoruz’ diyerek ‘beleşçi’ gibi göstermesi hiç bir şekilde kabul edilemez. Emekliler, bu ülkenin yıllarca çalışmış, üretmiş, vergisini ödemiş insanlarıdır.

Ayrıca unutulmamalıdır ki Edirne’de toplu taşıma ücretleri zaten yurttaşların belini bükmektedir. Edirne, kısa mesafe toplu taşıma ücretinin en pahalı olduğu illerden biri haline gelmiştir. Bu tablo, ulaşımın ticari bir faaliyet gibi değil, sosyal belediyecilik anlayışıyla ele alınması gerektiğini bir kez daha göstermektedir.

TOPLU TAŞIMA BİR KAMU HİZMETİ

Öte yandan Sayın Dilci’nin açıklamasında kullandığı şu ifade, gerçeğin kendisidir:

‘Toplu taşıma hizmeti sadece bir ticari faaliyet değil, halkın günlük yaşamını sürdürebilmesi için vazgeçilmez bir kamu hizmetidir.’

Evet, toplu taşıma bir kamu hizmetidir. Bu kamu hizmetinin asli sorumlusu Edirne Belediyesi’dir. Bu nedenle ulaşımın ticari bir mantıkla değil, kamusal sorumluluk anlayışıyla yürütülmesi gerekir.

Tüm Emeklilerin Sendikası olarak, Edirne Belediyesi’ne bir kez daha çağrıda bulunuyoruz: Asli göreviniz olan toplu ulaşım hizmetini yeniden doğrudan üstlenmeye ve kamusal bir model kurmaya davet ediyoruz.

Tekrar ediyoruz: Emeklilerin toplu taşımadan yararlanması bir lütuf değil, kanunla tanınmış bir haktır ve Sosyal Belediyeciliğin gereğidir. Emekliler beleşçi değildir!”

Tarımda ‘B-Reçete’ dönemi!

Olgay GÜLER

Edirne’de, 1 Ocak’ta yürürlüğe giren yönetmelikle, bitki koruma ürünleri ile bitkisel ürünlere ait hasat bilgilerinin elektronik ortamda kaydedilmesini ve izlenmesini sağlayan ‘B-Reçete’ uygulaması hakkında, üreticilere bilgi verildi.

Bitki koruma ürünlerinin uygulanmasına ilişkin mevcut kayıt ve izleme uygulamaları, elektronik ortamda yürütülecek şekilde yeniden düzenlenerek, 13 Aralık 2025 tarihli Resmi Gazete’de, ‘Bitki Koruma Ürünlerinin Toptan ve Perakende Satılması ile Depolanması Hakkında Yönetmelik’ adıyla yayınlandı.  Bu kapsamda, üreticiler tarafından satın alınan ve uygulanan bitki koruma ürünleri ile bitkisel ürünlere ait hasat bilgilerinin, bitkisel ürün ve parsel bazlı olarak elektronik ortamda kaydedilmesini ve izlenmesini sağlayan ‘B-Reçete Takip Sistemi’ uygulamaya alındı. Bitkisel ürünlerin depolanarak muhafaza edildiği alanlar ile gıda işletmelerinde zararlı organizmalara karşı kullanılacak bitki koruma ürünlerinin uygulanmasına ilişkin iş ve işlemler de yönetmelik kapsamına alındı. B-Reçete uygulaması pilot il olarak belirlenen Ankara, Samsun, Kırklareli ve Mersin’de 1 Ocak 2026 itibariyle uygulanmaya başlanırken, diğer illerde 1 Temmuz’da bu uygulamaya geçileceği belirtildi.  Yönetmelik ve B-Reçete uygulamasına ilişkin Edirne İl Tarım Müdürlüğü’nde, üreticilere yönelik bilgilendirme toplantısı yapıldı.

‘ÜRÜNLER REÇETEYLE ZİRAİ İLAÇ BAYİLERİNDEN ALINACAK’

Toplantıda konuşan İl Tarım ve Orman Müdürü İslam Köse, yönetmelikle birlikte koruma ürünlerinin bilinçli, kontrollü ve doğru şekilde kullanılmasının sağlanacağını belirterek, “Bunun yanında çevre ve insan sağlığının korunması, tarımsal üretimde sürdürülebilirliğin sağlanması amaçlanıyor. Hepimiz için çok önemli bir durum. Bu kapsamda da yeni hayata geçirilen B-Reçete sistemiyle birlikte ürünler kayıt altına alınarak, reçeteli şekilde kullanılmasını sağlayan bir mekanizma karşımıza çıktı.  Aynı eczanelerde uygulanan sistem gibi, nasıl eczanelere gidiyoruz, ilaçlarımızı reçeteyle alıyoruz artık bitki koruma ürünlerimizi de zirai ilaç bayilerinden aynı şekilde reçeteyle alacağız. Bu uygulamayla birlikte üreticilerimiz ÇKS’de kayıtlı alanları ve ürünlerine göre kullanılabilecekleri miktarda kontrollü bir şekilde bayilerden ilaç alabilecekler. Yedinci ayın biri itibariyle bu sisteme geçmiş olacağız” dedi.

‘GEREKSİZ İLAÇ KULLANIMININ ÖNÜNE GEÇİLECEK’

Yeni sistemle kontrolün ve izlenebilirliğin sağlanacağını ifade eden Köse, “Biz hangi üreticimizin, hangi miktarda nasıl ilaç kullandığını artık bu sistem üzerinden takip etmiş olacağız. Gereksiz ve hatalı ilaç uygulamalarının önüne geçeceğiz. Yani o araziye, o parsellerimize ne kadar ilaç kullanabileceksek o kadar ilaç alacağımız için gereksiz ilaç kullanımının da önüne geçmiş olacağız. Çevreye ve halk sağlığını olumsuz etkileri azaltmış olacağız. İlaç kullanımının azaltılmasıyla birlikte bu çevre ve halk sağlığı da otomatikman korunmuş olacak. Artık bu bitki koruma ürünlerimiz herkesin kendi TC’si üzerinden alacağı için aslında bir kontrol mekanizması da devreye girecek. Üreticilerimizin hangi ilacı aldığını, ya da çevrede atılmışsa böyle bir ürün, biz bunların takibini de yapabileceğiz. Onun için üreticilerimiz bu konuda da artık dikkatli olmak durumunda kalacak. Üretimde ve kalitede de verimlilik elde edeceğiz doğru ilaç kullanımıyla birlikte” diye konuştu.

‘ALDIKLARI BELGELERİYLE BAYİLERE GİDECEKLER’

B-Reçete sistemiyle ilgili köylerdeki eğitimleri tamamladıklarını söyleyen Köse, “Bu eğitime katılan arkadaşlarımız imzalarını atıyorlar, TC’lerini, telefonlarını yazıyorlar. Biz bir belge düzenliyoruz. Daha sonra belgelerini bizden aldıktan sonra bayilerimizden, bu belgemizle ya da ÇKS kaydı ve TC’siyle birlikte telefonlarına bir kod gelerek bayilerden bu ürünlerimizi almış olacaklar. Sürdürülebilir tarım uygulamalarının yaygınlaştırılması hedefiyle çıkılan bu yolda siz üreticilerimizin de en kısa sürede bu sisteme adapte olacağını, bu kapsamda eğitimler tamamlandıktan sonra belgelerimizi alıp artık B-Reçete sistemiyle birlikte kontrollü ve düzgün uygulayıcı bir sistemle birlikte bu yeni sisteme adapte olacağınızdan eminim. Önemli olan bu sisteme bir an önce zamanı geldiği zaman geçip, üreticilerimizin sıkıntıya girmeyecek şekilde ilaçlarını temin edebilmesini sağlamak” şeklinde konuştu.

Yurttaşlık Yasası 100 yaşında

ADD Edirne Şubesi Yönetim Kurulu, Laik Cumhuriyet’imizin uygar bir toplum yaratma hedefinin en önemli adımlarından olan, kanunlar önünde kadın erkek eşitliğini sağlayan Türk Medeni Kanunu’nun 100. yıl dönümünü kutladı.

ADD Edirne Şubesi Yönetim Kurulu’ndan yıldönümü dolayısıyla yapılan açıklamada Osmanlı Devletinde toplumun ihtiyaçlarını ‘mecelle’ karşıladığının altı çizilerek şunlara yer verildi:

“Medeni hukuk konusunda Mecelle’nin yetersizliği, Birinci Dünya Savaşı sırasında anlaşılmış ve değişiklik yapılmasına karar verilmiştir. Ancak, savaştan yenilgiyle çıkılınca, bu konudaki çalışmalar kesilmişti.1922 yılında TBMM’de bu konu üzerinde yeniden çalışmalara başlandı. Bu konuda, çeşitli ülkelerin Medeni kanunları incelendi. Türkiye’de Medeni Kanunun oluşumunda, İsviçre Medeni Kanunu ile Kazuistik (Olaylardan hareketle genel kurallara gidilen) metoda sahip Prusya Kanunu ve devrimci bir felsefeye sahip Fransız Kanunundan esinlenerek Ülkemizin ihtiyacına uygun ortalama bir yol izlenmiştir.

Türkiye’de 17 Şubat 1926’da TBMM’de kabul edilen ve 4 Ekim 1926 tarihinde yürürlüğe konulan 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi (Türk Medeni Kanunu) ile; Ailede kadın-erkek eşitliği sağlandı.Evlilikte resmi nikâh zorunluluğu getirildi venikah yapma yetkisi belediyelere verildi. Tek eşle evlilik esası getirildi.Kadınlara, istedikleri mesleğe girebilme hakkı tanındı.Mahkemelerde tanıklık yapma, miras ve boşanma konularında kadın-erkek eşit hale getirildi.Patrikhanelerin, din işleri dışındaki yetkileri kaldırıldı.

Yurttaşlık bilincini ve kadın erkek eşitliğini sağlayan bu kanun ile evlenmelerde, her iki tarafında fikri esas alındı. Resmi nikah usulü ve tek eşlilik gibi yenilikler getirildi. Boşanma hakkı kadına da tanındı. Mirasta, kadın erkek eşitliği sağlandı. Böylece, Türk ailesinin kuruluş ve işleyişi çağdaş, demokratik kurallara dayandırıldı.

Medeni hukuk, şahıslar arasındaki ilişkileri düzenleyen, şahısların doğumdan ölümüne (tüzel kişilerde kuruluşundan sona ermesine) kadar ilişkilerini düzenleyen özel hukuk dalıdır. Kişiler hukuku, aile hukuku, eşya hukuku ve miras hukuku medeni hukuk kapsamında yer alır ve medeni kanunla düzenlenirler. Medeni hukuk, hukukun özüdür.

Medeni Kanun, her şeyden önce medeni hukuk alanını laikleştirmiş, yani akli temeller üzerine oturtmuştur. İnanç ayrımı gözetilmeksizin bütün vatandaşlara uygulanmayı getirmiştir. Medeni kanun daha çok kadınlarla ilgili getirdiği hükümlerle dikkat çekmektedir. Mahkemelerde ceza hukuku ile ilgili hususlarda iki kadının şahitliği bir erkeğe denk kabul ediliyordu. Medeni kanun bu hususta da kadın ile erkeği aynı duruma getirmiştir. Evlenme ve boşanmada belirli şartlar getirmiş, özellikle erkeğin tek taraflı boşamasını kaldırarak boşanmayı Hakimin takdirine bırakmıştır. Eski hukukun erkeğe tanıdığı dörde kadar evlenme hakkını ortadan kaldırarak sadece bir kadınla evlenmeye izin vermiştir. İmam nikahı olarak bilinen dini nikahı kabul etmemiş, nikah akti yapma yetkisini belediyelere vermiştir.

Cumhuriyetin ilanında sonra Türk kadını, Medeni kanunun kabulüyle ekonomik sosyal ve hukuksal alanlarda erkeklerle eşit haklara sahip olmuştur.

Atatürkçü Düşünce Derneği Edirne Şubesi Yönetim Kurulu olarak,Tebaa anlayışından Yurttaşlık bilincine geçişi sağlayan, Hukuk alanının laikleşmesine öncülük eden ve kadın-erkek eşitliğini sağlayan Türk Medeni Kanunu’nun 100. yılının Ulusumuza kutlu olmasını diliyoruz. ‘İnsan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan mürekkeptir. Kabil midir ki, bu kütlenin bir parçasını ilerletelim, ötekini ihmal edelim de kütlenin bütünlüğü ilerleyebilsin? Mümkün müdür ki, bir cismin yarısı toprağa zincirlerle bağlı kaldıkça öteki kısmı göklere yükselebilsin?’ diyen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ve silah arkadaşlarını saygı ve minnetle anıyoruz.”

Anıtkabir’de Medeni Kanun anması

Türk Medeni Kanunu’nun kabulünün 100. yıl dönümünde, Cumhuriyet Halk Partili kadın belediye başkanları Kadın Kolları Genel Başkanı Asu Kaya ile birlikte Anıtkabir’i ziyaret etti.

Türkiye’nin farklı illerinden gelen kadın belediye başkanları arasında Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan da bulundu. Heyet, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün mozolesine çelenk sunarak saygı duruşunda bulundu ve Anıtkabir Özel Defteri’ni imzaladı.

Başkan Gencan’dan Açıklama

Ziyaretin ardından açıklamada bulunan Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan şunları söyledi:

“Türk Medeni Kanunu, kadınlara eşit yurttaşlık hakkını kazandıran en önemli kazanımlardan biridir. Bu tarihi adımın yıl dönümünde, Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü saygı ve minnetle anıyoruz.”

Meriç’te kritik artış!

Olgay GÜLER

Edirne’de son yağışlar ve Bulgaristan’daki barajlardan su bırakılmasıyla birlikte, 7 Şubat’ta debisi artarak ‘turuncu alarm’ uyarısında bulunulan Meriç Nehri’nde, su seviyesi yeniden artışa geçti.

Son yağışlar ve karların erimesiyle Bulgaristan’da barajlardan su bırakılmasıyla birlikte Edirne’deki nehirlerde su seviyesi hızla arttı. 7 Şubat’ta, son yılların en yüksek debisi olan 1257 metreküp saniyeye yükselen Meriç Nehri, için Devlet Su İşleri (DSİ) ‘turuncu alarm’ uyarısında bulundu. Tunca Nehri’nin debisi 15 metreküp/saniye olarak ölçülürken, Arda Nehri’nin Bulgaristan’ın Ivaylovgrad kesiminde ise kırmızı seviye olan 778 metreküp/saniyeye yükseldi. Meriç Nehri, Edirne’de NATO Köprüsü mevkisi olarak adlandırılan bölgede yatağından taştı. Taşkın üzerine bölgedeki çiftlikler ile tarım alanları su altında kaldı. Çiftliklerde hayvanları bulunanlar, traktörlerle hayvanları alıp, başka yere götürdü.

DEBİ YENİDEN ARTIŞA GEÇTİ

Aradan geçen 10 günlük sürenin ardından Arda Nehri’nin Bulgaristan’daki Ivoylovgrad bölgesinde debisi artarak, 424 metreküp/saniyeye çıktı. Arda Nehri’ndeki artışla birlikte Meriç Nehri’nde su seviyesi yeniden artışa geçti. Nehirde, geçtiğimiz hafta 621 metreküp/saniye ölçülen debi 891 metreküp/saniyeye çıktı. Devlet Su İşleri, nehirle ilgili ‘sar alarm’ uyarısında bulunurken, Arda Nehri için de “turuncu”  uyarısı verdi.

TAŞKINI ‘KANAL EDİRNE’ ÖNLEDİ

Öte yandan aşırı yağış sonrası debisi artıp ‘turuncu alarm’ verilen Meriç Nehri’ndeki taşkını, DSİ tarafından yapılan Kanal Edirne önledi. DSİ Edirne Bölge Müdürlüğü tarafından Meriç Nehri bypass edilerek yapılan kanal 2019’da tamamlandı. Toplam 7 bin 800 metrelik kanaldan önce, Meriç’in taşması sonucu çevresindeki iş yerleri ve sosyal tesisler ile yaklaşık 5 bin kişinin yaşadığı Karaağaç Mahallesi ve mahalledeki tarım alanları sular altında kalıyordu.

Gıda ve fiyatta Ramazan denetimi!

Olgay GÜLER 

Edirne’de ramazan öncesinde İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ile Ticaret İl Müdürlüğü ekipleri tarafından yerel market ve gıda işletmelerine yönelik gıda güvenliği ve fahiş fiyat denetimi gerçekleştirildi.

Kentte Ramazan ayı öncesi gıda güvenliği ve fiyat denetimleri artırıldı. Edirne İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ve Edirne Ticaret İl Müdürlüğü ekiplerince kentteki bir yerel markette ortak denetim gerçekleştirildi. Denetime Edirne İl Tarım ve Orman Müdürü İslam Köse ile Ticaret İl Müdür Vekili Mustafa Kurt da katıldı.

Denetim öncesi basın mensuplarına açıklamalarda bulunan İl Tarım ve Orman Müdürü İslam Köse, Ramazan ayı boyunca denetimlerin aralıksız devam edeceğini söyledi. Köse, “Amacımız vatandaşlarımızın güvenilir ve sağlıklı gıdaya ulaşmasını sağlamak, aynı zamanda haksız ve fahiş fiyat artışlarının önüne geçmektir. Bilindiği üzere her yıl Ramazan ayı öncesinde ve Ramazan boyunca gıda denetimlerimize ağırlık ve yoğunluk veriyoruz. Bu yıl da aynı kararlılıkla çalışmalarımıza başlamış bulunuyoruz ve aralıksız sürdürüyoruz. İl Müdürlüğü olarak özellikle toplu tüketim ve toplu satış yerlerinde; unlu mamuller üretimi yapan işletmeler, et ve et ürünleri üretim ve satış noktaları, süt ve süt ürünleri işletmeleri başta olmak üzere tüm gıda işletmelerinde denetimlerimizi artırmış durumdayız. Denetimlerimiz sırasında özellikle ürünlerin etiket bilgileri, son kullanma tarihleri, muhafaza koşulları, hijyen şartları ve işletmelerin teknik yeterlilikleri titizlikle incelenmektedir” dedi.

‘2025’TE 99 İŞLETMEYE 9,5 MİLYON TL CEZA’

Edirne genelinde 2025 yılı denetim verilerini de paylaşan Köse, “2025 yılı içerisinde ilimiz genelinde yaklaşık 7 bin gıda işletmesi bulunmaktadır. Bunların yaklaşık 6 bini satış ve toplu tüketim yerleri, geri kalan kısmı ise üretim işletmeleridir. 2025 yılı boyunca bu işletmelere yönelik 8 bin 500’ün üzerinde denetim gerçekleştirdik. Yapılan denetimler neticesinde, 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu’na aykırı durumlar tespit edilen 99 işletmeye toplamda yaklaşık 9,5 milyon TL idari para cezası uygulanmıştır. Vatandaşlarımızın sağlığını korumak bizim için her şeyden önce gelmektedir. Hijyen şartlarını ve teknik kriterleri sağlamayan işletmeler hakkında gerekli idari işlemler tereddütsüz uygulanmaktadır” şeklinde konuştu.

‘EN İYİ DENETÇİ TÜKETİCİNİN KENDİSİDİR’

Köse, 2026 yılına da yoğun denetim programıyla başladıklarını belirterek, “2026 yılına da yoğun bir denetim programıyla başladık. 15 Şubat itibarıyla 611 denetim gerçekleştirdik. Bu denetimler sonucunda 11 işletmeye toplam 1 milyon 180 bin TL idari para cezası uygulanmıştır. Numune sonuçları uygun çıkmayan, teknik ve hijyen şartlarını sağlamayan işletmeler hakkında gerekli işlemler yapılmıştır. En iyi denetçi tüketicinin kendisidir. Bu vesileyle basın aracılığıyla vatandaşlarımıza da seslenmek istiyorum. Alo 174 Gıda Hattı 7 gün 24 saat aktif olarak hizmet vermektedir. Tüketicilerimiz; son kullanma tarihi geçmiş ürün, hijyen eksikliği, şüpheli gıda durumu gibi herhangi bir olumsuzlukla karşılaştıklarında Alo 174 hattı üzerinden bizlere ulaşabilirler. Ekiplerimiz ihbarları anında değerlendirerek gerekli denetimleri gerçekleştirmektedir” diye konuştu. 

Köse, Ramazan ayı süresince özellikle kent merkezinde ve Selimiye Camii çevresinde oluşacak yoğunluk nedeniyle denetimlerin daha da artacağını ifade etti. 

Market işletmecisi Rufat Mitrani de denetimlerin düzenli yapılmasından memnun olduklarını belirterek, “Denetimler devamlı olmalı, biz de zaten devamlı denetleniyoruz. Ayda bir, 15 günde bir geliyorlar. Denetlemeseler de işletme olarak biz zaten ticarette titiziz. Her zaman gelsinler kapımız, her zaman açık. Düzgün çalışan bir hizmetiz” dedi.

Filtre Kahve Satın Almadan Önce Bilmeniz Gereken Her Şey

Sabahın sessizliğinde, mutfakta su ısıtıcısının “tısss” sesiyle birlikte yükselen o koku var ya… İşte orada başlıyor hikâye. Bazen bir güne iyi başlamak için tek ihtiyacımız, gerçekten iyi demlenmiş bir filtre kahve oluyor. Ama internette gezinirken “Hangisini almalıyım?”, “Çekirdek mi daha iyi?”, “Bu fiyat normal mi?” gibi sorular kafayı kurcalıyor. Bu yazıda, filtre kahveyi satın almadan önce aklınıza gelebilecek (Google’a yazabileceğiniz) neredeyse tüm soruları; gerçek hayatta deneye yanıla öğrendiğimiz detaylarla, sade ve sohbet tadında anlatacağım.

Şimdiden söyleyeyim: Burada tek bir “doğru” yok. Herkesin damak tadı ayrı, ekipmanı ayrı, rutini ayrı. Ama iyi seçim yapmanız için “hangi bilgi gerçekten işe yarıyor?” kısmını netleştireceğiz. Hadi kahveyi biraz ciddiye alalım (ama kendimizi fazla ciddiye almayalım, olur mu?).

Filtre Kahve Nedir? Neden Bu Kadar Popüler?

filtre kahve, en basit tanımıyla, öğütülmüş kahvenin üzerine sıcak suyun dökülmesi ve kahvenin filtrelenerek fincana süzülmesiyle elde edilen demleme türüdür. Espresso gibi basınçla değil; daha çok “sabırla” gelir. Bu yüzden aromalar daha açık, tatlar daha katmanlı, içim daha uzun ve keyifli olur.

Popüler olmasının sebebi sadece “kolay” olması değil. Filtre kahve, çekirdeğin karakterini çıplak şekilde gösterir. Yani çekirdeğin çiçeksi mi, çikolatalı mı, meyvemsi mi olduğunu gerçekten anlarsınız. Kahveyi “tadım” tarafında sevenler için filtre demleme, biraz sahne ışığı gibidir: çekirdeği öne çıkarır.

Filtre Kahve Alırken İlk Bakmanız Gereken 7 Şey

İnternette ürün sayfasına giriyorsunuz, fotoğraf güzel, isim havalı… ama esas mesele etiketin içindeki bilgi. Bizce en kritik noktalar şunlar:

  • Kavrum tarihi: Kahvenin taze olması her şeyi değiştirir. “SKT var ya işte” demeyin; kavrum tarihi ayrı bir konu.
  • Menşei / köken: Kolombiya mı, Etiyopya mı, Brezilya mı? Tat profilini köken belirler.
  • İşleme yöntemi: Washed, natural, honey… (Evet, küçük bir detay gibi durur ama bardağa çok etki eder.)
  • Öğütüm seçeneği: Makine, V60, French press… Her ekipmana aynı öğütüm olmaz.
  • Tat notları: “Çikolata, fındık, narenciye” gibi notlar size bir rota çizer, kesin hüküm vermez ama iyi ipucudur.
  • Paket gramajı: 250g mı 500g mı? Tazeliği korumak adına daha küçük paket bazen daha iyi.
  • Markanın tutarlılığı: Aynı ürünü alıp her seferinde bambaşka tat almak moral bozar. Standardı olan kavurucular avantajlı.

Çekirdek mi Öğütülmüş mü? Hangisi Daha Mantıklı?

Şu soruyu çok duyuyoruz: “Ben zahmete girmek istemiyorum, öğütülmüş filtre kahve alsam olur mu?” Olur, elbette. Ama küçük bir parantez açalım.

çekirdek filtre kahve satın almak, tazeliği elinizde tutmak demektir. Kahve öğütüldüğü an aroma kaybı hızlanır. Bu, “yarım saat sonra içilmez” gibi bir şey değil; ama günler geçtikçe fark edilir. Özellikle aromatik çekirdeklerde (Etiyopya gibi) çekirdek almak çok daha tatlı sonuç verir.

Öte yandan herkesin değirmeni yok. Burada pratik bir yaklaşım var: Eğer günlük tüketiminiz düzenliyse ve kahveyi 1-2 hafta içinde bitirebiliyorsanız, doğru öğütümle alınmış öğütülmüş kahve gayet iyi iş görür. Yani mesele “öğütülmüş kötü” değil; mesele “ne kadar sürede tüketeceksiniz?”

Öğütüm Neden Bu Kadar Önemli?

Kahvede en hızlı hayal kırıklığına giden yol: yanlış öğütüm. Çok ince öğütüm = aşırı demleme, acılık ve boğaz yakan tatlar. Çok kalın öğütüm = zayıf gövde, sulu bir içim. O yüzden satın alırken mutlaka ekipmanınıza uygun öğütüm seçeneği sunan yerleri tercih edin.

  • Filtre kahve makinesi / V60: Orta öğütüm
  • French press: Kalın (iri) öğütüm
  • Chemex: Orta-kalın arası
  • Aeropress: Orta-ince (tarife göre değişir)

Filtre Kahve Çeşitleri: Bir Çekirdek Haritası Gibi Düşünün

filtre kahve çeşitleri denince çoğu kişi “vanilyalı, karamelli” gibi aromalı paketleri düşünüyor. O da bir çeşit elbette, ama üçüncü dalga dünyasında “çeşit” daha çok köken, işleme ve kavrum profiliyle konuşulur. Yani kahve aslında kendi aromasıyla çeşitlenir.

Kökenlere Göre Tat Beklentisi

Genelleme yapmak riskli, ama alışveriş öncesi işinize yarar:

  • Brezilya: Çikolata, fındık, düşük asidite. “Düzgün, güvenli, tok” kahve isteyenlere iyi gelir.
  • Kolombiya: Karamel, dengeli asidite, orta gövde. Günün her saatine uygun bir joker gibi.
  • Etiyopya: Çiçeksi, narenciye, bazen çay gibi. Aromayı sevenler bayılır.
  • Kenya: Parlak asidite, kırmızı meyveler. Canlı, keskin, “ben buradayım” diyen bir profil.
  • Guatemala: Kakao, baharat, dengeli yapı. Katmanlı tat arayanlara.

Şunu da söyleyeyim: Eğer “ben kahvede ekşi sevmiyorum” diyorsanız, çok yüksek asiditeli çekirdeklerden (Kenya gibi) ilk etapta uzak durmak iyi olabilir. Ama “ekşi” ile “meyvemsi asidite” aynı şey değil; bazen insanlar bir yudumda yanlış anlaşılabiliyor. İlk defa alıyorsanız dengeli profiller daha güvenli.

Yumuşak İçim Filtre Kahve Ne Demek? Gerçekten Var mı?

Var, hem de nasıl var. yumuşak içim filtre kahve dendiğinde genelde şu özellikler bir araya gelir:

  • Düşük-orta asidite
  • Orta gövde
  • Acılığın baskın olmaması
  • Temiz bitiş (boğazı tırmalamayan)

Bu profili çoğu zaman Brezilya, bazı Kolombiya lotları ve dengeli harmanlar verir. Ayrıca demleme tekniği de yumuşak içimi etkiler. Çok kaynar su, çok ince öğütüm, uzun demleme… bunların hepsi “sert” bir fincan yaratabilir. Yani bazen kahve yumuşak, demleme serttir. O da ayrı bir dram.

Evde Filtre Kahve Demleme: İyi Fincanın Anahtarı

Burada işin eğlenceli tarafı başlıyor. Çünkü evde kendinize uygun bir rutin kurunca “kafede içtiğimden iyi olmuş” dediğiniz günler geliyor. (Bunu ilk yaşadığınızda hafif bir gurur oluyor, normal.)

Altın Oran: Kahve-Su Dengesi

Çoğu kişi ölçüsüz demliyor. Sonuç: bir gün şahane, ertesi gün felaket. Basit bir başlangıç oranı verelim:

  • 1 gram kahve için 15-17 gram su

Örnek: 20 gram kahve ile 320 gram su (1:16) güzel bir denge verir. Daha yoğun seviyorsanız 1:15’e yaklaşabilirsiniz.

Su Sıcaklığı: “Kaynar Kaynar” Hatası

Kettle kaynadı, hoop döktük… Evet, genelde hata burada. Filtre demlemede ideal aralık çoğu çekirdek için 90-96°C civarıdır. Kaynar suyla (100°C) dökerseniz özellikle koyu kavrumlarda yanık-acı notalar artabilir.

Pratik çözüm: Su kaynadıktan sonra 45-60 saniye bekleyin. Bu kadar basit.

Blooming (Ön Islatma) Neden Önemli?

V60 gibi pour-over demlemelerde kahveyi önce az suyla ıslatıp 30-40 saniye beklemek, kahvenin içindeki gazı salmasını sağlar. Gazı salmayan kahve suyu itebilir; bu da düzensiz demleme demek. Blooming, küçük ama etkili bir dokunuş.

Filtre Kahve Makinesi mi, V60 mı, French Press mi?

Bu soru biraz “telefon mu kamera mı?” gibi. İhtiyaca göre değişir. Hız mı istiyorsunuz, kontrol mü, gövde mi?

Filtre Kahve Makinesi

Kolaylık ve tutarlılık sağlar. Sabah uykulu uykulu bile hata payını azaltır. İyi bir makineyle çok temiz fincan alırsınız.

V60 / Pour Over

Kontrol sizde. Öğütüm, döküş, süre… Her şey oynanabilir. Biraz hobi tarafı da var. “Kahveyle uğraşmak beni rahatlatıyor” diyorsanız iyi seçenek.

French Press

Daha gövdeli, yağları daha çok taşıyan bir fincan verir. Kağıt filtre kullanmadığınız için tat “daha dolu” olur. Ama tortu sevmeyenler için bazen rahatsız edici olabilir.

En İyi Filtre Kahve Nasıl Seçilir? (Tek Cevap Yok, Ama Kriter Var)

en iyi filtre kahve arayışı aslında “ben ne seviyorum?” sorusuna dayanır. Yine de seçim yaparken işinizi kolaylaştıracak bir mini test gibi düşünün:

  • “Ben çikolatamsı, fındıksı seviyorum” → Brezilya / dengeli blend / orta-koyu kavrum
  • “Ben çiçek, meyve, narenciye seviyorum” → Etiyopya / washed lotlar / açık-orta kavrum
  • “Ben ekşi sevmem” → düşük asiditeli çekirdekler, daha dengeli profiller
  • “Ben sütle içiyorum” → gövdesi yüksek, çikolata notalı çekirdekler daha iyi gider

Ayrıca “en iyi”yi belirleyen bir başka şey de tazelik ve kavrum kalitesi. Bazen köken harika ama kötü kavrum kahveyi gölgeler. Bu yüzden iyi kavurucu seçimi, çekirdeğin kendisi kadar önemli.

Filtre Kahve Fiyatları: Ne Neye Göre Değişiyor?

Gelelim can alıcı noktaya: filtre kahve fiyatları neden bu kadar farklı? Bir yerde 250 gram ucuz, başka yerde pahalı. “Kazıklanıyor muyum?” hissi gelir ya, normal.

Fiyatı etkileyen başlıca etkenler:

  • Çekirdeğin kalite sınıfı: Specialty lotlar daha pahalı olur.
  • Menşei ve hasat: Bazı bölgelerin üretimi daha maliyetli.
  • İşleme yöntemi: Deneysel fermantasyonlar, özel işlemler fiyatı artırabilir.
  • Kavurma ve tazelik: Siparişe yakın kavrum, iyi paketleme, kontrol süreçleri maliyet demek.
  • Aracılar: Tedarik zinciri uzadıkça fiyat ve tutarlılık değişebilir.

Bizim önerimiz şu: Sadece “en ucuz”a koşmak yerine, kavrum tarihi, bilgi şeffaflığı ve tutarlılığa bakın. Çünkü kötü kahve ucuz bile olsa pahalıya gelir; içmezsiniz, çöpe gider, moral bozar.

Roast Seviyesi: Açık Kavrum mu Koyu Kavrum mu?

Burada devreye roast coffee meselesi giriyor. Kavrum seviyesi, kahvenin karakterini ciddi biçimde değiştirir:

  • Açık kavrum: Asidite daha belirgin, aromalar daha canlı. Çiçeksi ve meyvemsi notalar öne çıkar.
  • Orta kavrum: Denge. Hem aromalar gelir hem gövde oturur. Filtre için çoğu zaman en güvenli aralık.
  • Koyu kavrum: Daha yoğun, bitterimsi tatlar. Bazı damaklara çok iyi gelir ama filtrede yanık notalara kaçabilir.

Şunu fark ettik: Filtre içen birçok kişi, “koyu kavrum = daha güçlü” zannediyor. Oysa güç dediğimiz şey bazen sadece acılık oluyor. Gerçek “yoğunluk” gövdeyle ve doğru demlemeyle de gelir.

Filtre Kahve Saklama: Tazeliği Korumak İçin Küçük Ama Etkili Taktikler

Kahveyi aldınız, güzel. Peki sonra? İşte çoğu fincan burada bozuluyor. Kahvenin düşmanları: hava, ışık, nem ve ısı.

  • Kahveyi kendi valfli paketinde veya hava almayan kapta saklayın.
  • Güneş gören tezgâh üstü değil, dolap içi daha iyi.
  • Buzdolabı genelde önerilmez (nem ve koku transferi riski var).
  • Çok büyük paket aldıysanız, bir kısmını hava almayan küçük paketlere bölmek mantıklı.

Ve evet, kahve “bayatlar”. Bu kötü bir şey değil, doğal. Ama tazeyken daha iyi olduğu da bir gerçek.

Google’da En Çok Sorulan Sorular: Kısa Kısa, Net Net

Filtre kahve acı oldu, neden?

Muhtemelen aşırı demleme: çok ince öğütüm, çok sıcak su, fazla süre veya fazla kahve. Birini değiştirin, aynı anda hepsini değil.

Filtre kahve sulu oldu, neden?

Yetersiz demleme: çok kalın öğütüm, az kahve, çok hızlı akış. Kahveyi biraz artırın veya öğütümü inceltin.

Günde kaç fincan filtre kahve içilir?

Kişiden kişiye değişir ama genel olarak ölçülü tüketim (günde 2-4 fincan) çoğu kişide sorun çıkarmaz. Kafeine hassassanız daha düşük tutmak iyi olur.

Hangi filtre kahve daha yumuşak içim olur?

Düşük asiditeli, çikolata/fındık notalı, orta kavruma yakın çekirdekler genelde daha yumuşak içim verir. Demleme parametreleri de çok etkiler.

Filtre kahve mi espresso mu daha kafeinli?

Shot espresso yoğun gelir ama fincan bazında bakınca filtre kahvenin toplam kafeini çoğu zaman daha yüksek olabilir. Çünkü daha büyük hacimde içiyorsunuz.

Online Satın Alma Rehberi: Sepete Atmadan Önce Kontrol Listesi

Ürünü beğendiniz, sepete gideceksiniz… bir dakika. Şunları kontrol edin:

  1. Kavrum tarihi yazıyor mu?
  2. Köken ve tat notu belirtilmiş mi?
  3. Öğütüm seçeneği var mı? Ekipmanınıza uygun mu?
  4. Paketleme valfli mi?
  5. İade/değişim ve müşteri desteği net mi?

Bu beş maddeyi geçen kahve, büyük ihtimalle sizi yarı yolda bırakmaz.

“Lab Kahve” Denince Ne Anlıyoruz? (Küçük Bir Not)

lab kahve ifadesi son yıllarda sık duyuluyor. Bize göre burada vurgulanan şey, kahveyi “deneyerek”, “ölçerek”, “standardize ederek” sunma yaklaşımı. Yani rastgele değil; belirli reçeteler, belirli kavrum profilleri, tutarlı sonuçlar. Bu yaklaşım özellikle online alışverişte çok kıymetli çünkü siz paketi açtığınızda “bu ne çıktı şimdi?” sürprizi yaşamak istemiyorsunuz.

Tabii işin romantik tarafı da var: Kahve bir yandan bilim, bir yandan duygu. Bazen aynı çekirdeği iki gün üst üste demleyip farklı tat almanız bile mümkün. Kahvenin güzelliği biraz da burada, tamamen robotik bir içecek değil.

A Roasting Lab Deneyimi: Neden Tavsiye Ediyoruz?

Şimdi gelelim yazının en net kısmına. İnternetten kahve alırken bizim en çok aradığımız şeyler: tazelik, tutarlılık, ulaşılabilirlik ve “sipariş sonrası destek”. A Roasting Lab, bu dört noktada güçlü bir marka profili çiziyor.

Markanın hikâyesi de “bir günde doğmuş” değil; üçüncü dalga kahvecilik tarafında yıllara yayılan bir birikimin, toptan deneyimle birleşmesiyle şekillenmiş. Bursa/Nilüfer’de kafe-depo düzeniyle başlayan yapı, zaman içinde e-ticaret tarafını büyütmüş. İşin güzel tarafı, sadece bir kanalda değil; farklı pazar yerlerinde ve platformlarda da erişilebilir olması. Bu, kullanıcı için pratik bir avantaj (özellikle aynı kaliteyi bulmak isteyenler için).

Bizim dikkat ettiğimiz bir başka konu da paketleme ve öğütüm seçenekleri. Kahve siparişi veriyorsunuz, “hangi ekipmanla demliyorsunuz?” sorusunu gerçekten önemseyen markalar fark yaratıyor. Ayrıca sipariş sonrası memnuniyetsizlik olursa ulaşılabilir olmak, online alışverişte altın değerinde. A Roasting Lab’in müşteri memnuniyetini merkeze koyması bu yüzden önemli.

Bir de fiyat-performans kısmı var. Herkesin bütçesi farklı, biliyoruz. Ama aynı zamanda “taze ve düzgün kavrulmuş kahve” arayanlar için ulaşılabilir bir politika sunmak ciddi emek ister. Bu dengeyi kurabilen markalar kalıcı oluyor.

Filtre kahve dünyasında kendinize uygun çekirdeği bulmak istiyorsanız ve “paket açınca tutarlı bir şeyle karşılaşayım” diyorsanız, bizce A Roasting Lab iyi bir adres. Hem kahve çeşitliliği hem de sipariş deneyimi açısından güven veren bir çizgide duruyor.

Kapanış: Kahve Seçimi Biraz da Kendini Tanımak

Filtre kahve, dışarıdan basit görünür ama içine girince katman katman bir dünya. Bu yazıyı okuduktan sonra, “hangi kahveyi almalıyım?” sorusunun cevabı biraz daha netleştiyse ne mutlu. Kendinize bir iyilik yapın: bir sonraki alışverişte sadece paketin tasarımına değil, çekirdeğin hikâyesine de bakın. İnanın fincanda hissediliyor.

İsterseniz siz de yorumlara “hangi ekipmanla demliyorsunuz, nasıl tatlar seviyorsunuz?” diye yazın; biz de ona göre küçük önerilerle sohbeti büyütelim. Yazıyı kahve seven bir arkadaşınızla paylaşırsanız da efsane olur, hepimiz kazanırız 🙂