Edirne’nin Saros Körfezi’ne kıyısı bulunan Enez ilçesinde yapılması planlanan ve son dönemde yeniden hız kazanan gümrük limanı projesi, turizmcilerin de radarında hayata geçmeyi bekliyor.
Saros Körfezi’nin turizm potansiyelinin arttırılması amacıyla eski Edirne Valisi Ekrem Canalp döneminde startı verilen, sonraki süreçteyse askıya alınan Enez Gümrük Limanı projesi, Edirne Valisi Yunus Sezer’in girişimleriyle son dönemde yeniden hız kazandı. Geçtiğimiz Haziran ayında konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Vali Sezer, geçici gümrükleme, komşu ülke adalarına giriş-çıkış noktasında çalışma yaptıklarını, bu sene sonuç almayı umduklarını söyledi.
‘BÖLGE İÇİN ÖNEMLİ POTANSİYEL’
Projeyi değerlendiren TÜRSAB Trakya Bölge Temsil Kurulu Başkanı Egemen Aydın, projenin bölge için önemli bir potansiyel oluşturacağını söyledi. Aydın, “Sayın Valimizin yürüttüğü çalışmalar neticesinde Enez’de bir liman açılacağı bildirildi. Gümrük limanı açılıyor. Bakarsınız yarın öbür gün bu limanın ölçeği tam olarak ne olur, şu an bilemiyorum ama ithalat yapan ya da sefer düzenleyen gemiler de buraya gelebilir. Eğer gemilerin yanaşabileceği bir altyapı oluşursa, belki yurt dışında yaşayan vatandaşlarımız da araçlarıyla gemiye binip buraya gelecek, feribotlarla geçiş yaparak doğrudan Erikli’de ayaklarını yere basacaklar. Orada konaklayabilecekler, tatil yapabilecekler. Bu da bölge için çok önemli bir potansiyel oluşturacak” dedi.
‘EDİRNE TURİZMİNİ SIÇRATABİLECEK BİR PROJE’
Turizmciler olarak projeyi yakından takip ettiklerini belirten Egemen Aydın, “Biz bu projeye gerçekten çok dikkatli yaklaşıyor ve büyük önem veriyoruz. Sayın Valimizle henüz bu konuyla ilgili görüşme şansımız olmadı. Biraz daha olgunlaşmasını bekliyoruz. Süreç netleştikten sonra turizmciler olarak bizim de hem taleplerimiz hem de sunacağımız öneriler olacak. Tabii sadece talepte bulunmak değil, elimizi de taşın altına koyacağız. Çünkü burası Edirne turizmini adeta sıçratabilecek bir proje. Bundan sonra neler yapılabilir, neler hayata geçirilebilir, hep birlikte göreceğiz” diye konuştu.
Enez Kartopu Derneği’nce düzenlenen “Lagün Göleri, Su ve Sulama Sorunları” konulu söyleşide konuşan DSİ Edirne emekli Bölge Müdür Yardımcısı Yüksek Makine Mühendisi Hüseyin Erkin, lagün göllerinin DSİ tarafından alınacak basit önlemlerle eski verimliliğine kavuşturulabileceğini söyledi.
1956-57 yıllarında Türk-Yunan işbirliği ile başlatılan Harza Projesi’nin doğru ve güzel bir proje olduğunu ancak 1974 Kıbrıs harekatından sonra ortak çalışmaların durduğunu anlatan Erkin, “Bu proje daha çok taşkınların önlenmesi ve sulama projeleri üzerine düşünülmüştü. Lagünlerin bu projeden zarar görebileceği ve balıkçılık düşünülmemişti. Deşarj kanallarının bu göllerle ilişkilendirilmesi istenmeyen alüvyon dolgulara neden olmuşsa da bu çözülemeyecek bir konu değildir. Ayana Deresi’nin suyunun göllere akması önlenerek Eşek Adası’na ya da doğrudan Meriç Nehri’ne akıtılması ile sorun çözülebilir. Hatta Eşek Adası’na alüvyonlu yağmur suları boşaltılırsa bu alan zamanla tarıma elverişli hale bile gelebilir. Ayrıca göllerin temizlenesi için ülkemizde yeterli teknoloji ve çözümler vardır “ dedi
3 saate yakın süren söyleşide Enez yamaç arazilerinin sulanmasının önemi konusunda da bilgi veren Erkin, “Bu proje yıllardır, Edirne’yi yöneten, temsil eden siyasilerin bilgisizliği ve dolayısıyla ilgisizliği ile bekletiliyor. Bu konuyu önemseyerek takip eden bir siyasi kadro ortada görünmüyor” ifadelerini kullandı
Erkin ayrıca, “Önceleri 200 bin dönüm olarak planlanan çeltik tarım alanları zamanla 600 bin dönüme kadar çıktı. Bu alan her yıl biraz daha büyüyor. Çok bilinçsizce yapılan çeltik tarımı ile bu araziler çok yakında sazlığa dönüşecek. Bindiğimiz dalı kesiyoruz. Ergene Nehri’nin yarattığı olumsuzlukların bedelinin çoğunu ne yazık ki Enez ödüyor” şeklinde konuştu..
Toplantıya CHP İlçe Başkanı Hüseyin Çavuşoğu, İYİ P. İlçe Başkanı Tuncay Taşkın, MHP İçe Örgütü adına Adanan Çatalbasan, bazı STK temsilcileri katıldı.
İstanbul’da 1978 yılında katledilen ÜLKÜ-BİR Derneği Başkanı öğretmen Halil Hilmi Sakarya, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Mezunları ve Mensupları Derneği’nce (EFEMEMED )tarafından Havsa Belediyesi Şehit Öğretmen Halil Hilmi Sakarya Kültür Evi’nde gerçekleştirilen programla anıldı.
Ekrem Demir’in Edirne koordinatörlüğünde gerçekleştirilen program kapsamında Cumartesi günü saat 13.00’te Halil Hilmi Sakarya köyündeki mezarı ziyaret edildikten sonra sırasıyla ailesi, Alpaslan Türkeş’in Edirne’deki ismini taşıdığı cadde, Karaağaç Lozan Anıtı ve Selimiye Camii ziyaret edildi. Ekrem Demir, İYİ Parti Edirne Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Akalin’a, Havsa Belediye Başkanı Hüseyin Özden, EFEMEMED BaşkanıTC Eyüp Tavukçuoğlu’nun da katılım gösterdiği anma programına ilişkin paylaşımında şunlara yer verdi:
“İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Mezunları ve Mensupları Derneği (EFEMEMED) tarafından düzenlenen, koordinatörlüğünü üstlenmekten büyük bir onur duyduğum Aziz Şehidimiz Öğretmen Halil Hilmi Sakarya’yı Anma Programımızı, Havsa’da saat 11.00’de dualarla ve büyük bir vefa duygusuyla başlattık.
Bu anlamlı günde bizleri yalnız bırakmayan Edirne Milletvekilimiz Sayın Prof. Dr. Mehmet Akalin’a, Havsa Belediye Başkanımız Sayın Hüseyin Özden’e, önceki dönem Belediye Başkanımız Sayın Aydın Balkan’a, EFEMEMED Başkanımız Sayın TC Eyüp Tavukçuoğlu’na, şehidimizin yakın dava ve gönül arkadaşı Doç. Dr. Muzaffer Ürekli’ye, Selçuk Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bayram Ürekli’ye, 1978 Babaeski Ülkü Ocakları Başkanı Sayın Recep Arda’ya, kıymetli dava arkadaşlarım Savaş Gündogdu ve Tarık Aldeniz’e, şehidimizin muhterem kardeşi Emekli Öğretmen Sayın Ö. Sacit Sakarya’ya, kıymetli ablasına ve Sakarya ailesine gönülden teşekkür ediyorum.
Şehidimizin adını yaşatan parkta yaptığım kısa açılış konuşmasının ardından, Milletvekilimiz Sayın Prof. Dr. Mehmet Akalın hocamız, 1980 öncesinde emperyalist güçlerin aziz vatanımız üzerinde oynadığı karanlık oyunları tarihi perspektifiyle değerlendirerek hepimize ufuk açan, düşündüren ve ders niteliğinde bir konuşma gerçekleştirdi.
Ardından, şehidimizin yakın dostu Doç. Dr. Muzaffer Ürekli hocamız bizleri yıllar öncesine götürdü. Aziz şehidimizle yaşadığı hatıraları anlatırken zaman zaman gözlerimiz doldu, yüreklerimiz burkuldu. Ancak her hatırada bir kez daha gördük ki; Halil Hilmi Sakarya, ömrünü vatanına, milletine ve ülküsüne adamış, ardından silinmeyecek izler bırakmış bir dava insanıydı. Onunla bir kez daha gurur duyduk, onun aziz hatırası önünde saygıyla eğildik.
Program kapsamında EFEMEMED Dernek Başkanımız Sayın Eyüp Tavukçuoğlu tarafından hazırlanan anlamlı plaketler; belediye başkanlarımıza, şahsıma ve Sayın Recep Arda’ya takdim edildi. Bu zarif vefa örneği gönüllerimize ayrı bir anlam kattı.
Daha sonra aziz şehidimizin köyündeki ebedî istirahatgâhını ziyaret ettik. Köy İmamı Sayın Nesrullah Hocamızın Kur’an-ı Kerim tilaveti eşliğinde, başta Halil Hilmi Sakarya olmak üzere tüm şehitlerimizi rahmet, minnet ve dualarla yâd ettik.
Yüce Rabbimizden devletimizin bekasını, milletimizin birlik ve beraberliğini niyaz ettik.
Şehidimizin kıymetli ailesinin köy evindeki misafirperverliği ise unutulmazdı. Samimiyetleri, gönülden ikram ettikleri meşhur Pomak böreği, tatlıları ve ayranları; Trakya’nın asil misafirperverliğinin en güzel örneklerinden biri olarak hafızalarımızda yer etti. Yapılan dualar ve çekilen hatıra fotoğraflarıyla bu anlamlı gün ölümsüzleşti.
Programımızın Edirne bölümünde ise Başbuğ Alparslan Türkeş’in adını taşıyan bulvarı ziyaret ettik. Ardından tarihimizin ve millî hafızamızın sembollerinden Lozan Anıtı’nı gezdik. Son durağımız ise medeniyetimizin şaheseri, Türkiye’nin manevi mührü Selimiye Camii oldu.
Mimar Sinan’ın ustalık eserinin gölgesinde edilen dualarla programımızı tamamlayarak kıymetli misafirlerimizi İstanbul’a uğurladık.
Bugün bir kez daha gördük ki; şehitler unutulmadıkça millet yaşar, vefa sürdükçe tarih ayakta kalır.
Aziz şehidimiz Halil Hilmi Sakarya’nın adı da, davası da, hatırası da gönüllerimizde daima yaşayacaktır.
Bu anlamlı organizasyona katılarak bizleri onurlandıran tüm misafirlerimize, emeği geçen herkese sonsuz şükranlarımı sunuyorum.
Yüce Allah tüm şehitlerimize rahmet eylesin. Mekânları cennet, makamları âli olsun.
Rabbim birlik ve beraberliğimizi daim eylesin, vefamızı eksiltmesin, böyle anlamlı buluşmaların sayısını artırsın.
Türkiye İş Kurumu (İŞKUR) tarafından yürütülen ‘Eski Hükümlü Kendi İşini Kurma Projesi’ kapsamında hibe desteği alan Z.S., Havsa’da büyükbaş süt sığırcılığı işletmesini açtı.
Eski hükümlülere yönelik olarak İŞKUR tarafından yürütülen ‘Eski Hükümlü Kendi İşini Kurma Projesi’ kapsamında hibe desteği almaya hak kazanan üreticimiz Z.S., Havsa ilçesinde büyükbaş süt sığırcılığı işletmesini hizmete aldı. Edirne Cumhuriyet Başsavcısı Tuğan Sarıca, Tarım İl Müdürü İslam Köse, İŞKUR İl Müdürü Şengül Çildam ve Havsa İlçe Tarım ve Orman Müdürü Ali Doğan’ın ziyaretiyle, işletmenin açılışı gerçekleştirildi. Açılışa katılan heyet, işletmede incelemelerde bulunularak yürütülen çalışmalar hakkında bilgi aldı.
Tarım İl Müdürü İslam Köse, üretimin her aşamasında üreticilerin yanında olduklarını belirterek, bakanlık tarafından yürütülen tarımsal desteklemeler ve kırsal kalkınma projelerinden yararlanma konusunda her türlü desteğin sağlanacağını ifade etti. Tarımsal üretime katkı sağlayan her üreticinin yanında olmaya, bilgi ve teknik desteğimizi sahada sürdürmeye devam ettiklerini kaydeden Köse, üreten, emek veren ve hayvancılığa değer katan tüm üreticilerimize bereketli ve başarılı bir üretim sezonu dilediklerini belirtti.
Trakya Üniversitesi Balkan Araştırma Enstitüsü Öğr. Gör. Dr. Behçet Loklar,11 Temmuz Srebrenitsa Soykırımı’nın tarihin ve insanlık vicdanının kara sayfası olduğunu söyledi.
Bosna Savaşı sırasında Temmuz 1995’te yaşanan Srebrenitsa Soykırımı, Avrupa’da II. Dünya Savaşı’ndan sonra gerçekleştirilen en büyük kitlesel katliam olarak kabul ediliyor. Uluslararası yargı kararlarıyla soykırım olarak tescillenen olay, yalnızca Bosna-Hersek’in yakın tarihinin değil, uluslararası hukukun ve insanlık vicdanının da en acı sayfalarından biri olarak hafızalardaki yerini koruyor.
Trakya Üniversitesi Balkan Araştırma Enstitüsü Öğr. Gör. Dr. Behçet Loklar, 11 Temmuz Srebrenitsa Soykırımı’nı Anma Günü dolayısıyla yaşananların tarihsel arka planı, hukuki boyutu ve günümüze yansımaları hakkında değerlendirmelerde bulundu.
Loklar, 1992-1995 Bosna Savaşı sürecinde Bosnalı Sırp kuvvetleri tarafından Boşnak sivillere yönelik sistematik saldırılar gerçekleştirildiğini, Temmuz 1995’te Birleşmiş Milletler tarafından “güvenli bölge” ilan edilen Srebrenitsa’nın Bosnalı Sırp birliklerince ele geçirilmesinin ardından 8 binden fazla Boşnak erkek ve erkek çocuğunun sistematik şekilde katledildiğini ifade etti. Loklar, yaşananların uluslararası toplumun sivilleri koruma konusundaki yetersizliğinin de simgesi hâline geldiğini vurguladı.
Srebrenitsa’dan kaçmaya çalışan binlerce Boşnağın Tuzla’ya ulaşmak amacıyla yola çıktığı ve “Ölüm Yürüyüşü” olarak anılan güzergâhta ağır saldırılarla karşı karşıya kaldığını belirten Loklar, katliamın izlerini gizlemek amacıyla kurbanların toplu mezarlara gömüldüğünü, daha sonra bu mezarların önemli bir bölümünün farklı bölgelere taşındığını kaydetti.
Srebrenitsa Soykırımı’nın hukuki niteliğinin uluslararası yargı organlarının kararlarıyla ortaya konulduğunu ifade eden Loklar, her yıl kimlik tespiti tamamlanan kurbanların 11 Temmuz’da Srebrenitsa-Potoçari Anıt Mezarlığı’nda düzenlenen törenlerle defnedildiğini belirtti.
Trakya Üniversitesi Balkan Araştırma Enstitüsü’nün Balkan coğrafyasının tarihini, toplumsal yapısını ve yaşanan tarihî olayları bilimsel bir bakış açısıyla incelemeyi sürdürdüğünü ifade eden Öğr. Gör. Dr. Behçet Loklar, Srebrenitsa Soykırımı’nın tarihsel gerçekliği ile hukuki boyutunun doğru anlaşılmasının ve gelecek nesillere bilimsel çalışmalar ışığında aktarılmasının önem taşıdığını vurguladı.
Edirne yeni haftaya bugün gökgürültülü sağanak yağışlı bir havayla giriş yapması beklenirken, 5 gün içerisinde 3 gün yağış tahmin ediliyor.
Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün 5 günlük hava tahmin raporuna göre, Edirne’de bugün gökgürültülü sağanak yağışlı bir havayla birlikte en düşük sıcaklık 19°C, en yüksek sıcaklık 33°C, nem (%) 31-84, rüzgar (km/sa) kuzeyden 13
Yarın az bulutlu bir havayla birlikte en düşük sıcaklık 18°C, en yüksek sıcaklık 33°C, nem (%) 28-82, rüzgar (km/sa) kuzeyden 15
15 Temmuz Çarşamba günü mevzi sağanak yağışlı bir havayla birlikte en düşük sıcaklık 19°C, en yüksek sıcaklık 34°C, nem (%) 31-79, rüzgar (km/sa) doğudan 9
16 Temmuz Perşembe günü parçalı bulutlu bir havayla birlikte en düşük sıcaklık 21°C, en yüksek sıcaklık 32°C, nem (%) 45-848 rüzgar (km/sa) kuzeydoğudan 12
17 Temmuz Cuma günü gökgürültülü sağanak yağışlı bir havayla birlikte en düşük sıcaklık 21°C, en yüksek sıcaklık 31°C, nem (%) 46-87, rüzgar (km/sa) kuzeyden 16 olarak ölçülmesi bekleniyor.
Edirne Ziraat Odası Başkanlığı’ndan yapılan açıklamada, bir yıllık emeğin ardından hasat sürecine başlanan buğday tarlalarında biçerdöver ve hasat ekipmanları kaynaklı oluşabilecek yangınlara karşı uyarılarda bulunuldu.
Edirne Ziraat Odası’na bağlı uzmanlar, merkeze bağlı Sarayakpınar, Uzgaç, Büyükismailçe, Karabulut, Ekmekçi, Büyükdöllük, Menekşesofular, Korucu, Hıdırağa, Karayusuf, Tayakadın, Orhaniye, Karakasım ve Doyran köylerinde, buğday ekili alanlarda incelemelerde bulundu. Oda’nın resmi sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, kentte buğday hasadının tüm hızıyla devam ettiği belirtilerek, üreticinin genel olarak verimden memnun olduğunun görüldüğü belirtildi.
Paylaşımda ayrıca hasat döneminde yangın riskine karşı da uyarılarda bulunularak şu ifadelere yer verildi:
“Biçerdöver ve hasat ekipmanlarının oluşturabileceği yangın riskine karşı aşağıdaki tedbirlerin alınması büyük önem taşımaktadır:
* Biçerdöverlerde en az 2 adet dolu yangın söndürme tüpü bulundurulmalıdır.
* Makinenin egzoz sistemi, elektrik tesisatı ve rulman bakımları düzenli olarak kontrol edilmelidir.
* Hasat sırasında su tankeri ve pulluk/traktör mümkün olduğunca arazi yakınında hazır bulundurulmalıdır.
* Tarlada sigara izmariti, cam şişe ve yanıcı atıklar bırakılmamalıdır.
* Olası bir duman veya yangın fark edildiğinde 112 Acil Çağrı Merkezi derhal aranmalıdır.
Unutmayalım; alınacak küçük önlemler, büyük emeklerin ve ürünlerin korunmasını sağlar.”
Edirne, 92 yıl boyunca Osmanlı Devletine başkentlik yapmış, padişahların yönetim ve iskân ettikleri bir merkez olmuştur. 1453 İstanbul’un fethi sonrası yönetim merkezinin İstanbul’a taşınmasıyla Edirne Sarayı eski cazibesini kaybetti. Edirne’nin ilk işgali 1829’da Rus askerlerinin Edirne’ye girmesiyle saray Rus birlikleri tarafından ordugâh olarak kullanılmış ve yapı tahrip edildi.
İkinci işgal, ‘93 Harbi’ olarak bilinen, 1876-1877 Rus Savaşı’nda düşmanın Edirne’ye yaklaşması nedeniyle Vali Cemil Paşa ile Edirne Kumandanı Ahmet Eyüp Paşa’nın anlaşamamaları üzerine Bab’üs Sa’âde (Saadet Kapısı) civarında yığılan cephanenin üç gün süren patlamalar sonucu sarayın birçok yapısı yıkılmıştır.
Özetle; sarayın son sağlam kalan kısımlarını biz kendi ellerimizde bombaladık, iki paşanın fikir uyuşmazlığı sayesinde kendi tarihimizi yok ettik.
Osmanlı’nın zamanla tükenen askeri, mali ve yönetim sorunları yüzünden Balkanlar’daki topraklar elimizden kayıp gitti. Kayıp topraklardaki değerlerimizden biri de Kırkpınar Güreşleri’ydi. Bugün Yunanistan sınırlarında kalan Kırkpınar Güreşleri geleneği, 1924 yılında Edirne’nin ileri gelenlerin kararı ile Edirne Sarayiçi bölgesine taşındı. Edirne 1912-1913 Balkan Savaşı’nda Bulgar saldırılarına uğramış, Sarayiçi bölgesine topladığı Türk askerlerine ve sivil halka zulümler etmişlerdi. Yaşanan üzücü hadiseler sonucunda bu bölgede ölenlerin / öldürülenlerin olduğunu biliyoruz.
Son 15 yıl içinde Kırkpınar alanında yapılan farklı festivaller nedeniyle (Hıdrellez ve Kakava kutlamaları) manevi ruha uymadığı gerekçe gösterilerek tartışma konusu haline getirildi. Ayrıca Güreş etkinliklerin yapıldığı alanda alkol kullanımına yönelik haklı eleştiriler gündemden hiç düşmedi. Eleştirilere de saygı duyulması gerekir. Bu alanın içinde dramlar, ölümler olmuştur. Tüm mesele bu alan üzerinde alkol tüketilmesi ise, alınacak bir kararla sorun çözülebilir.
2022’de alınan bir kararla, Milli Saraylar Başkanlığı tarafından Edirne Yeni Saray İhya Projesi kapsamında eski sarayın olduğu alanlar korumaya alınarak restorasyon çalışmaları başlatıldı. Sarayın tarihi sit alanı olması ve taşkın riskleri nedeniyle, yer değişikliğine gidilmesi yönünde kararlar alınmasının önü açılmıştır. Kırkpınar alan değişikliğini savunanların arasında bazı akademisyenler oldu. Yakın bir zaman içinde, alanın olası bir yer değişikliğinde fikir ortaya koyanlar oldu. Edirne Kent Konseyi ve çok sayıda kentin sivil toplum dinamikleri Kırkpınar alanının değiştirilmesinde yaşanacak sıkıntıları bilimsel, çevresel, hukuki zeminde açıklamışlardır. Bir anlamda feryat ettiler, ‘Kırkpınar güreş alan değişikliği’ yapmayın dediler. Bazı sivil toplum örgütleri tespit edilen yeni Kırkpınar alanının olası risklerini tek tek sıraladı. Feryat figan ediyorlar. Anlayana saz, anlamayana davul zurna az!
Bu tartışmalı süreç tıpkı; Vali Cemil Paşa ile Edirne kumandanı Ahmet Eyüp Paşa’nın fikir uyuşmazlığını çağrıştırmaktadır. Buradaki tek fark sivil toplum refleksidir. Maalesef iki paşanın fikir ayrılığı sarayın bombalanmasıyla neticelendi.
KIRKPINAR ALANI SADECE EDİRNE BELEDİYESİ’NİN DEĞİL, EDİRNE HALKININ TAPULU MALIDIR
Kırkpınar 2010 yılında UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ne girdi. Bu gelişme sadece Edirne halkı için değil, Türkiye için büyük bir kültür kazanımın zaferidir, kültür mirasımızın haklı gururudur. UNESCO’ da yazılı taahhütname de “Güreş alan değişikliği yapılmaması” hükmü bulunmaktadır. Yer değişikliği UNESCO Dünya Kültür Mirası’ndan çıkmamızı sağlayacaktır.
Kırkpınar Güreş alanının değiştirilmesinde diğer bir gerekçe de; Kırkpınar alanının Hasbahçe sınırları içinde olması olarak gösterilmektedir. Oysa sarayın sınırları belirsizdir. Peki, Hasbahçe nedir? Osmanlı padişahlarına ait saraylar sınırları içinde yer alan, köşkler, kasırlar ve çeşitli rekreasyon alanlarıyla donatılmış özel bağ ve bahçelere verilen isimdir
Sarayiçi bölgesinin tapusu Edirne Belediyesi’ne ait olmakla birlikte, Edirne halkının ortak malıdır. Şayet bu bölgenin Hasbahçe sınırları içinde kaldığı yönünde bir görüş çıkarsa, saraya devredilmesini kolaylaştıracaktır. Bir anlamda Edirne halkının malına çökülecektir.
Diğer bir tehlike; UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’nde yer alan Kakava ve Hıdırellez Şenlikleri bu alanın saraya eklenmesi, etkinliklerin kutlanmasında yeni bir arayışı yaratacaktır. Umarız böyle sorunlar yaşamayız.
KIRKPINAR ALAN DEĞİŞİKLİĞİ SARAYI BOMBALAMAKTAN FARKSIZDIR
Kırkpınar’ın başka bir alana taşınmasına akademisyenler, bürokratlar, siyasetin karar vermesi yetmez, Edirne halkına sorulmalıdır. Ali Cengiz oyunlarıyla ‘ben yaptım’ demekle olmaz! Edirne halkının rızası olmadan alan değişikliğine gidilmesi sarayın bombalanmasından farkı yoktur. Kırkpınar alanı sadece bir güreş alanı değildir; tarihi dokusu, toplumsal kimlik hafızası, iki kollu su akışıyla, ağacıyla, bitki örtüsüyle vücut bulmuş halidir. Bu vücudu bozanlar toplumsal hafızada hayırla değil, beddua ile anılacaktır.
Edirne’den Bulgaristan’a açılan Hamzabeyli Sınır Kapısı’nda bir araçta, nesli tehlike altında olan ve yasadışı yollarla yurda sokulmak istenen 2 vaşak ve 2 serval kedisi ele geçirildi.
Ticaret Bakanlığı Gümrükler Muhafaza ekipleri, kaçakçılık girişimlerinden birini daha engelledi. Türkiye’ye giriş yapmak üzere Hamzabeyli Gümrük Sahası’na gelen ve risk analizi kapsamında şüpheli bulunan bir araç, Hamzabeyli Gümrük Muhafaza Kaçakçılık ve İstihbarat Müdürlüğü ekiplerince detaylı aramaya alındı.
Yapılan arama sonucunda, sağlıksız koşullarda gizlenerek yasa dışı yollarla Türkiye’ye getirilmeye çalışılan ve Türkiye’nin taraf olduğu Nesli Tehlike Altındaki Türlerin Uluslararası Ticaretine İlişkin Sözleşme (CITES) kapsamında yer alan 2 vaşak ve 2 serval kedisi olmak üzere toplam 4 yaban hayvanı ele geçirildi.
Olayla ilgili Edirne Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatıldı.
Keşan Doğa Çevre ve Kültür Derneği’nin(DOÇEK) 4 bisiklet sporcusundan oluşan ekibi “Dünyanın Çatısı” olarak anılan Pamir Dağları’na uzanacak rotada pedal basıyor.
Uzun yıllara yayılan doğa sporları faaliyetleri, uluslararası ölçekte bisiklet festivalleri ve sayısız keşif turuyla önemli bir deneyim birikimi oluşturan Keşan DOÇEK, şimdi bu birikimini dünyanın en zorlu bisiklet rotalarından biri olan Pamirler’in zorlu coğrafyasında bir üst seviyeye taşıdı
Mehmet Erkul, Kenan Taşkın, Rahman Ketenciler ve Hakan Eşme’den oluşan ekip; derneğin yıllar içinde geliştirdiği saha deneyimini ve kurumsal organizasyon gücünü de yanlarına alarak 40 gün boyunca “Pamir Highway” rotasında, Wakhan Koridorunda, Hindikuş Dağlarının kıvrımlarında pedallayacak.
Hakan Eşme, sosyal medya hesabından gerçekleştirdiği son iki paylaşımında şunlara yer verdi:
“Dünyanın Çatısına Yolculuk: Pamir Highway. (Tacikistan-Kırgızistan) Pedallar dönmeye başladı. Pamirlerde.
Wakhan Koridoru, Pamir Platosu ve Kırgızistan olarak üç ana bölüme ayırdığımız bu yolculuğun ilk menzilinden, birkaç kareyi duvarıma eklemek istedim. Bu muhteşem coğrafyada pedal çevirmenin coşkusunu ne yazık ki hiç bir kare tam olarak yansıtamaz. Pamirlerden kucak dolusu selam ve saygı.
‘Wakhan – Pamir – Kırgız’ etaplarından Wakhan bölümü sorunsuz bir şekilde bitti. Şimdi, önümüzde ‘Dünyanın Çatısı’ da denilen Pamir Platosu yer alıyor.
Bu noktadan sonra iletişim imkanı neredeyse yok, coğrafya olarak adeta başka bir gezegenin sınırları içine gireceğiz!
Belirlediğimiz programdan bir gün ilerideyiz.
Bu ana kadar süreç sorunsuz ve kazasız ilerledi, umarız ki böyle devam eder.
Herkese Pamirlerden kucak dolusu selam ve saygılar diliyorum.