Yazar arşivleri: Mehmet ŞELECİ

Ergene çağrısı

Trakya’nın kanayan yarası haline gelen Ergene Nehri’ndeki kirlilik sorunu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Edirne ziyareti öncesinde yeniden gündeme taşındı. DSİ’nin emekli Bölge Müdür Yardımcısı Hüseyin Erkin, yıllardır çözülemeyen kirliliğin bölge tarımını, su kaynaklarını ve doğal yaşamı tehdit etmeye devam ettiğini belirterek, “Umarım Edirne’ye gelecek olan sayın Cumhurbaşkanımız, 2011’de uygulanmaya başlanan Ergene Eylem Planı’nda eksik kalan yapılmayan işlerin yapılması talimatını vererek Trakya’nın ve Saros Körfezi’nin korkulu rüyası haline gelen müzmin Ergene kirliği çözülür” dedi.

Erkin, yaptığı açıklamada Ergene Nehri’nin Trakya’nın can damarı olduğunu belirterek, 1970’li yıllardan sonra bölgede hızla gelişen sanayileşmenin gerekli çevre yatırımları yapılmadan sürdürüldüğünü, bunun da nehirdeki kirliliğin temel nedeni haline geldiğini söyledi.

ERGENE RAPORLARI RAFLARDA KALDI

Ergene kirliliğinin yıllardır kamuoyunun gündeminde olduğunu hatırlatan Erkin, 2003 yılında TBMM’de kurulan “Ergene Kirliliği ve Çevreye Etkileri Meclis Araştırma Komisyonu”nun kapsamlı çalışmalar yaptığını ifade etti.

Komisyona DSİ’nin de çözüm önerileri sunduğunu belirten Erkin, hazırlanan raporda yer alan birçok önerinin hayata geçirilemediğini savundu.

“ERDOĞAN’IN TALİMATIYLA EYLEM PLANI HAZIRLANMIŞTI”

Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla hazırlanan Ergene Havzası Koruma Eylem Planı’nın bölge için önemli bir umut olduğunu belirten Erkin, çevre dostu üretim, atık su arıtma tesisleri, ıslah organize sanayi bölgeleri ve tarımsal kirliliğin kontrolü gibi hedeflerin ortaya konulduğunu kaydetti.

Ancak aradan geçen yıllara rağmen planın tüm unsurlarıyla uygulanamadığını öne süren Erkin, bazı sanayi tesislerinin atık su arıtma sistemlerini etkin şekilde çalıştırmadığını ve özellikle gece saatlerinde arıtılmamış suların Ergene’ye bırakıldığı yönünde gözlemler bulunduğunu dile getirdi.

“TARIM VE İNSAN SAĞLIĞI ETKİLENİYOR”

Ergene Havzası’ndaki kirliliğin yalnızca çevreyi değil, tarımsal üretimi ve bölge insanının yaşamını da olumsuz etkilediğini vurgulayan Erkin, kirli suyla yapılan sulamanın verim kayıplarına yol açtığını, ürünlerin pazarlanmasında da sorunlar yaşandığını söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçmişte Ergene’nin temizlenmesi konusunda hassasiyet gösterdiğini belirten Erkin, Edirne ziyaretinde eksik kalan yatırımların tamamlanması ve eylem planının yeniden etkin şekilde uygulanması yönünde talimat verilmesini umut ettiğini ifade etti.

Erkin, “Ergene’nin yeniden temiz akması, hem Trakya’nın tarım topraklarının korunması hem de kaybolan doğal yaşamın geri dönmesi açısından büyük önem taşıyor” dedi.

Saros’da sezona geri sayım!

Olgay GÜLER

Edirne’nin Saros Körfezi’ne kıyısı bulunan ve her yıl binlerce turisti ağırlayan Keşan ilçesine bağlı sahiller, yeni sezona hazırlanıyor.

Mavi ve yeşilin buluştuğu eşsiz sahilleriyle öne çıkan Saros Körfezi, bu yılda yerli ve yabancı turistlere ev sahipliği yapacak. Berrak denizi, uzun kumsalları ve kıyı şeridiyle iç içe ormanlarıyla ziyaretçilerine farklı turizm imkanları sunan bölgedeki turist sayısında okulların tatile girmesiyle artış bekleniyor. Yabancı turistlerinde ilgi gösterdiği Saros Körfezi’nde temmuz ve ağustos ayları için otellerdeki rezervasyon oranları yüzde 60’a ulaştı.

‘TEMENNİMİZ GELENLERİN TERTEMİZ BULDUKLARI GİBİ BIRAKMALARI’

Keşan DOÇEK Derneği Başkanı Hakan Eşme, Saros Körfezi’nin mavi ve yeşilin buluştuğu nadir bölgelerden biri olduğunu ifade ederek, “Biz Saros Körfezi’nde yaşıyoruz. Burayı çok seviyoruz. Tabii bizim sevdiğimiz kadar diğer insanların da sevmesini istiyoruz. Fakat geldiklerinde güzel bir bölgeyle karşılaşmalarını, geldikleri gibi bırakmalarını da talep ediyoruz. Saros Körfezi, dalış turizmine de açık bir körfez. Kendi kendini temizleyen ender yerlerden bir tanesi. Yaz sezonu henüz tam anlamıyla başlamadı. Okulların tatile girmesiyle beraber yerli ve yabancı turistlerde gelmeye başlayacaklar. Her yıl olduğu gibi bu yılda körfezimiz birçok kişiyi ağırlayacak. Tabii bu ağırlamanın getirdiği birtakım sıkıntılarda var. Bu sıkıntılar kalabalık kitle turizminin bölgemize bırakmış olduğu sıkıntılar. Çöpler, atıklar gibi. Bu konuda oldukça şikayet alıyoruz. Gelen kişilerin bu konuda özellikle duyarlı olmasını istiyoruz. Çünkü çok temiz bir bölgedeyiz. Çöpler çevre kirliliğine neden olduğu gibi, orman yangınlarına da sebep oluyor. Mikrobik anlamda da sıkıntılar ortaya çıkabiliyor. Özellikle hafta sonları büyük bir akın oluyor. Temennimiz gelenlerin tertemiz buldukları gibi bırakmaları” diye konuştu.

‘İNSANLARINDA BU GÜZELLİKLERİ GÖRMESİNİ İSTİYORUZ’

Saros Körfezi’nin İstanbul’a yakınlığı nedeniyle öncelikli tercih sebeplerinden biri olduğunu dile getiren Eşme, “Saros Körfezi, İstanbul’a yakın olması, Trakya’nın en yakın bölgesinde ve en temiz denize sahip olması nedeniyle büyük talep görüyor. Sadece buradan değil yurt dışından da bölgemize gelenler var. Yaz aylarında bölge oldukça kalabalık bir nüfusa sahip oluyor. Korudağ gibi bir ormana, Saros Körfezi gibi eşsiz sahillere sahip olmak büyük avantaj. Biz bu mavi ve yeşilin buluşmasıyla gurur duyuyoruz. İnsanlarında bu güzellikleri görmesini istiyoruz. Saros Körfezi dalış turizmi konusunda da epey önde. İbrice Limanı’nda dalış okullarımızın bölgeye büyük bir cazibe merkezi yaratması ve bölgede dalış için çok uygun yerlerin bulunması bu bölgenin sadece yaz turizmi anlamında değil dalış turizmi anlamında da bir cazibe merkezi olduğunu gösteriyor” ifadelerini kullandı.

Atatürk’ün önerdiği proje

Atatürkçü Düşünce Derneği Edirne Şubesi Yönetim Kurulu Atatürk’ün önerdiği proje olan dünyanın ilk yüzer sergisi Seyr-i Türkiye Sergisi’nin 100. Yılını kutladı.

ADD Edirne Şubesi’nin paylaşımında dünyanın ilk yüzer sergisi olan Karadeniz Vapuru Projesi’nin Cumhuriyet’in ilanından 3 yıl sonra Atatürk’ün önerisiyle hayata geçirildiğine dikkat çekilerek şunlara yer verildi:.

“Son yıllarda Atatürkçülük ile ilgili konular ders kitaplarından çıkarılıyor. Bazı gerçeklerin tekrar hatırlanmasında fayda var. Savaşlarla yorulmuş genç Türkiye Cumhuriyeti Gazi Mustafa Kemal önderliğinde ekonomik kalkınma için bütün kaynaklarını seferber ediyordu. Yurtta salgın hastalıkların, işsizliğin, imkansızların olduğu bir dönemde Türkiye’nin batıya dönen yüzünü anlatmak ve ürünlerimizi dünyaya tanıtmak için hazırlanan Karadeniz Vapuru 100 yıl önce bugün yola çıktı.

Türkiye’yi tanıtan çeşitli ürünlerin sergilendiği gemi, 12 Haziran 1926 tarihinde İstanbul’dan demir aldıktan sonra 12 ülkede 16 şehri ziyaret etti. Karadeniz Gemisi, 86 günde 10 bin mil yol kat ettikten sonra 5 Eylül 1926 tarihinde İstanbul’a döndü.

Genç Türkiye Cumhuriyeti’ni Avrupalılara tanıtmak amacıyla ‘yüzer sergi’ haline dönüştürülen Karadeniz Gemisi İstanbul’dan hareket etti. İsveç’e kadar gidip dönecek olan gemide yerli ürünler ve çeşitli sanat eserlerinin sergileneceği ve geminin uğradığı limanlarda halkın ziyaretine açılacağı açıklandı.

Bu “yüzer sergi”nin amacı Türkiye’yi Batı’ya tanıtmaktı. Neler sergilenmiyordu ki vapurda: Tütün, Kütahya çinileri, Hacı Bekir lokumu, Bursa ve Hereke kumaşları… Gemideki en ilginç sergi malzemelerinden biri ise, hiç kuşkusuz canlı Tiftik keçileriydi!

12 Haziran 1926 günü Tophane rıhtımında Bayraklarla donanmış, beyaz bir vapur harekete hazırlanmaktadır. Seyr-i Sefain İdaresinin yeni satın aldığı bu Karadeniz gemisi çok önemli bir sefere çıkmak üzeredir. Gemi 12 Avrupa devletinin limanlarına uğrayıp üçer beşer gün kalacaktır.

Kömür almak için gireceği Cezayir’in Bona (sonraki adıyla Anaba) limanından sonra Barcelona, Le Havre, Londra, Amsterdam, Hamburg, Stockholm, Helsinki, Leningrad, Danzig, Gdynia, Kopenhagen, Anvers, Marsilya, Cenova, Napoli limanlarına uğrayacaktır.

Her limanda gemimizi gezmek isteyen ziyaretçiler kabul edilecek. Davetler, resepsiyonlar verilecek. Gemideki Riyaset-i Cumhur Orkestrası da konserler verecek. Balolarda görevli zevat ile ziyaretçilerin kaynaşmaları sağlanacak, Cumhuriyet Türkiye’sinin Türkler’ini tanıtacaktır.

Geminin süvarisi TOPUZ lakaplı meşhur Lütfi Kaptan. Birkaç yıl öncesine kadar Gülcemal’in süvarisi iken, artık Karadeniz de görev yapıyor. Gemideki genç zabitanın hepsi de özellikle seçilmiş pırıl pırıl genç denizciler. İlerde hepsi birer büyük kaptan olarak Denizyolları’nın gemilerinde kaptanlık, ya da idarecilik yapacaklardır.

Karadeniz gemimiz 1905 Hollanda yapımı, 4.765 gros tonluk, 120 metre boyu, 14 metre eni vardır. Tam istim tuttuğu zaman 12 mil hız yapmaktadır. Sergi için baştan sona özel olarak düzenlenip dekore edilmiştir.

Bu sergi seferinin Türkiye’nin tanıtılmasındaki payı çok büyük oldu. Geminin gittiği her ülkenin basınında Atatürk Türkiye’si hakkında çok güzel haberler çıktı, çok değerli yazarlar yayımlandı. Bu büyük başarıda, Seyr-i Sefain İdaresi’nin önemli bir payı olmuştur.

Yıllarca iç ve dış hatlarda yolcu taşımaya devam eden “Karadeniz” 46 yıllık bir gemi oluncaya kadar aralıksız hizmet etti. 1951’de kadro dışı bırakılarak bir kenara bağlandı. Sonra da sökülmek üzere satıldı.

Genç Türkiye Cumhuriyeti vatanın kurtuluşunun sadece siyasal bağımsızlıktan öte gelmediğinin bilincindeydi. Cumhuriyetin ilanının ardından yurdun dört bir yanında büyük kalkınma hamleleri yapılması için çalışmalara başlandı. Başkomutan’ın fikri kesindi, siyasal zaferler ekonomik zaferlerle taçlandırılmazsa anlamsız olacaktı.

Gemi Lütfü Kaptan’a emanet edildi. Açık denizleri iyi biliyordu. 47 kişilik Cumhurbaşkanı Risale Orkestrası kafileye eşlik edecekti. Türk kadınının Batı toplumundaki saygın yerini vurgulamak için ilk kadın heykeltıraşlarımızdan Nermin Hanım ve daha sonra ilk kadın milletvekilimiz olacak Mebrure Hanım geminin yolcuları arasında yer aldı. Celal Bayar’ın oğlu Refii Bey de Karadeniz Vapuru yolcuları arasındaydı. Gidilecek limanlardaki lisan problemi de Robert Koleji’ndeki öğrenciler gemiye alınarak giderildi.

Gazi, 1926’nın 12 Haziran günü İstanbul’u terk eden gemiye Mudanya’da çıktı. Hazırlıkları yerinde gördü ve sergiye tam not verdi. Geminin hatıra defterine şunları yazdı: “Sergi, başarıya ulaşmış bir eserdir. Bende gayet iyi izlenimler meydana getirdi. Sunuş tarzı çok iyidir. Hazırlayıcısını takdir ve tebrik ederim.”

Barcelona’ya pupa yelken yola çıktı Karadeniz, kömür almak üzere Cezayir’de ikmalde bulundu. Bona’ya demirleyen Karadeniz Araplardan öyle ilgi gördü ki hazırlık amacıyla fuarı kısa bir süre için Bona Limanı’nda açtı. Gemiye binen Araplar Türk kadınının başı açık modern kıyafetler içindeki halini görünce nefret ve hayranlık arası bir hisle Türk ürünlerini inceliyor. Türk Kadınlarına ‘Siz gerçekten Müslüman mısınız?’ gibi sorular soruyorlardı.

Karadeniz, Barcelona Limanı’ya yaklaştığında kalabalık görülmeye değerdi. Her bir dakikada 28 kişi vapura alınıyordu. 3 günde 11 bin İspanyol gemiyi ziyaret etti. Bu süre içinde Osmanlı’dan İspanya’ya göçen Musevilerin kendilerini Osmanlı Musevileri olarak tanıtmaları kafileyi üzdü. Öyle ki Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmuş olduğundan haberleri yoktu. Barcelona seyahatinin ekonomik getirisi sınırlı kaldı. Türkiye ile İspanya arasında serbest ticaret anlaşması olmadığı için özellikle Hacı Bekir Lokumu’na hayran kalan İspanyollar gümrük vergisinden dolayı lokumları alamadı. 1 kutu lokum için lokum fiyatının 1.5 katı vergi isteniyordu. Buna isyan eden bir İspanyol gümrük memurlarının gözü önünde gemiden inmeden 1 kutu lokumu tek başına yedi. Böylece Uluslararası sularda vergi alamayan İspanyol gümrük memurları gemiden ayrıldı.

Barcelona’dan ayrıldıktan sonra Fransa’nın Le Havre liman kentine rota kırıldı. Fransızların da ilgisi vapur ekibini mutlu etti. İspirto fabrikalarında kullanılmak üzere 100 vagon Türk mısırı ve Türk tütünü için anlaşmalar imzalandı.

Fransa’nın ardından istikamet Londra olacaktı. Genç cumhuriyet ticaretin doğduğu bu topraklara mal satmak üzere yola çıktı. Manş denizi için haritalar alındı. Londra’ya varıldığında limanın konumundan memnun kalınmadı. Ancak, İngiliz yetkililerin sıcak karşılaması bir süre sonra bu olumsuzluğu dağıttı. İngiliz Başbakanı Lord Curzon’un çok değil 4 sene önce Lozan’da İsmet İnönü’ye ‘bizden yardım istemeye geleceksiniz’ sözüne tokat gibi bir cevaptı Karadeniz Vapuru. Genç cumhuriyet yardım için değil İngiltere’ye mal satmak için Londra’daydı.

Londra’daki katılım kafileyi memnun etti. Osmanlı Bankası Yönetim Kurulu Başkanı Lord Orange 100 bankacıyla birlikte yatırım fırsatlarını konuşmak için gemiye çıktı. Londra’da tatsız bir olay da yaşandı. İngiltere 1920 yılından beri afyon satışını uyuşturucu madde olduğu gerekçesiyle ülkeye sokulmasını yasaklamıştı. Afyon bulundurmak suç olduğu için gemideki bütün ürünler didik didik tarandı. Ardından envanter listeleri çıkarıldı.

Bir sonraki durak Amsterdam’a uğranmasının Hollanda için ayrı bir önemi vardı. Çünkü Karadeniz vapuru Amsterdam tershanesinde inşa edilmişti. Gemi rıhtıma yanaşmadan deyim yerindeyse bir insan seli vardı. Riyaset-i Cumhur orkestrasının Vondel Park’ta verdiği konseri 8 bin kişi izledi.

Almanya’nın Hamburg kentine geldiklerinde Lütfü Kaptan yabancı olmadığı bir toprak parçasına ayak basacaktı. Çünkü Birinci Dünya Savaşı sona erdiğinde 1800 Alman esiri İskenderiye’den alıp Hamburg Limanı’na bırakmıştı. Elbe nehrinin üzerine kurulu Hamburg Limanı’na yanaştıklarında limanda kırmızı beyaz Türk bayrakları hemen göze çarptı. Hamburg’un dillere destan güzellikteki Rathaus’unda (belediye binası) Türk heyeti adına yemek verildi.

Gemi ardından Finlandiya’nın başkenti Helsinki’ye yelken açtı. Gemiyi karşılayanlar arasında Finlandiya Dışişleri Bakanı Karl Petersen de bulunuyordu. Aynı zamanda limanda Karadeniz’e Türkçe seslenen vatandaşları görmek heyeti şaşırttı. Sovyetlerden kaçak Kazan Türkleri de hasretle Karadeniz’i görmek için sıraya girmişlerdi.

St. Petersburg gezisi ise tatsız başladı. Türk heyeti ülkeye adım attığında fotoğraf makinalarına el kondu. Telsiz cihazları kilit altına alındı fakat Türk gemisinden liman ücreti alınmadı. 86 gün boyunca 12 ülke ve 16 liman dolaştı Karadeniz. 5 Eylül 1926 tarihinde yurda geri döndü.

Atatürkçü Düşünce Derneği Edirne Şubesi Yönetim Kurulu olarak, 1 Asır önce Türk Ulusu’nun kendini Dünyaya tanıtmasını sağlayan ‘Karadeniz: Seyr-i Türkiye’ gibi günümüzde de böyle bir gemiyi donatıp aynı amaçla uzun bir Dünya seferine çıkartabilmeyi diliyoruz.”

FİRDEVS EMEL KONDURAL VEFAT ETTİ

Sıtkı Kondural’ın eşi, Mert Kondural ve Gül Dipşar’ın anneleri, Süreyya Dipşar’ın kayınvalidesi Firdevs Emel Kondural 71 yaşında vefat etti. Merhume dün, Hasan Sezai Dergahı Camisinde öğle namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Yeni Şehir Mezarlığında toprağa verildi.

Edirne’de sporda hüsran!

İSMAİL DEMİRAY

Demiray, “Salonlar boş mu kalacak?” başlıklı yazısında yunlara yer verdi:

“Geçtiğimiz günlerde Hudut Gazetesi’nin haberinde Edirne DSİ Kulübüyle ilgili haberi “Elveda Kadın Basketbolu” başlığıylaydı.

Edirne DSİ’de basketbol sayfasını kapatmış oldu böylelikle bir zamanların Olin, Edirnespor Kadın Basketbol, Edirnespor Erkek Basketbol şubelerinin yapmış olduğu gibi.

Bu yıl görünüm Edirne’de Mimar Sinan ve Edirne Spor Salonu’nun boş kalacağını gösteriyor.

KIRKLARELİ –  TEKİRDAĞ BASKETBOLA DOYUYOR

Kırklareli’nde kadın basketbolunda yakalanan ivme komşu şehrimize ayrı bir heyecan kazandırdı. Kadınlar Basketbol Süper Ligi’ne gidiş yönünde finalde kaybetmelerine kimse aldanmasın, bu yol büyük bir olasılıkla davet alacaklar basketbol federasyonundan ve komşumuzda süper lig heyecanı yaşanacak.

Yine komşu ilimiz Tekirdağ bu yıl Erkekler Basketbol 2.Ligi’nde artık iki takımla mücadele edecek. Yıllardır istikrarlı bir şekilde Çorlu Belediyesi’nin desteklediği takımlarının yanında bu yıl merkezden de Namık Kemal Üniversitesi yaptığı atılımla Tekirdağ’ı merkezde Erkekler Basketbol 2. Ligi’nde temsil edecek. Yıllar önce Edirne’de Trakya Üniversitesi’nin Mülkü Karadeniz hocayla gerçekleştirdiği atılımı bugün komşularımız yapıyor.

EDİRNE’NİN DURUMU

Gıpta ile izliyoruz komşu illerimizi.

Ya Edirne’nin durumu?

Edirne DSİ mali sıkıntılardan kaynaklanan sorunları nedeniyle profesyonel liglerde yer almayacağını belirtiyor.

Ve kentimizde hiçbir kurum elini taşın altına koymayı istemiyor, düşünmüyor bile.

SIRA EDİRNE GENÇLİK SPOR İL MÜDÜRLÜĞÜNDE Mİ?

İki salonun her şeyiyle ilgilenen GSİM Edirne’de salon sporlarında öncülük, atılım yapamaz mı?

Türkiye’nin bir çok yerlerinde örnekleri var. Salon sporlarında bölgelerin GSİM’leri öncülük yaparak salon sporlarına destek oluyorlar, bölgelerine heyecan katıyorlar.

Voleybolda, hentbolda GSİM’nün yetenekli hocaları var. Basketbol’da Edirne genelinde çok tecrübeli basketbol koçları, salon sporlarını bilen, seven, profesyonel tecrübeleri olan Edirne gönüllüleri var.

ANKARA’DAN HABERLER Mİ VAR?

Salonların boş kalmaması biraz da bu kurumların başında olan idarecilerin bunu istemesinden geçiyor.

Aldığımız duyumlar Edirne  – Ankara arasında görüşmelerin yapıldığı yönünde.

Önce istemek, çalışmak, emek vermek gerekiyor.

Önümüzdeki aylarda gelişmeler olacak mı göreceğiz.”

SEMİH DİNÇMAN

Edirne Basketbol Taraftarları Derneği eski Başkanı Semih Dinçman da sosyal medya hesabından gerçekleştirdiği “”dirne’de sporda hüsran…” başlıklı benzer paylaşımında şunlara yer verdi:

“Bu sene Edirne’de sporda tam anlamı ile hüsranı yaşadık. Edirnespor futbol takımımız 3. Lig’den Bölgesel’e, .Edirne 1922 Spor Kulübümüz Bölgesel Lig’den Amatör Lig’e, DSİ Kadın Basketbol Takımımız TKBL den alt lige düştüler. Ayrıca Edirne 1922 Erkek Basketbol Takımımız Edirne şampiyonu olarak katıldığı EBBL’de sadece 3 galibiyet alarak başarısız bir sezon geçirdiler.

Edirne takımlarımız bu kadar başarısız ve sonu hüsran ile biten bir sezon geçirmelerine rağmen komşu şehirlerimizde mücadele eden takımların başarılarını gıpta ile izliyoruz.

Kırklarelispor futbol takımı senelerdir 2. Ligde başarı ile mücadele ediyor .Kırklareli Belediyesi FBO Kadın Basketbol Takımı DSİ ile aynı ligde mücadele ettiği TKBL’de play-off da final oynayarak son maçta süper lig şansını kaçırdı belki davet alacaklar. Kadınlar Süper Ligi’nde mücadele edecekler. Ayrıca Federasyon kupasında Samsun Zorlu Koleji ile final oynayarak finalde yenildiler.

Tekirdağ takımları da başarılı bir sezon geçirdi. Çorluspor futbol takımı 3. Lig’de play off ‘a şampiyon olarak 2. Lig’e yükseldi.ErkeklerBBL’de mücadele eden ve olay off şampiyonu olan Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Basketbol Takımı 2. Lig’e yükseldi….

Şimdi Edirne’de herkes düşünmeli; Biz neden başarısız?  Nerelerde hatalar yapılıyor? Nasıl başarılı oluruz? Tekrardan dibe çöken Edirne’de sporu nasıl tekrar başarılı parlak güzel günlere getirebiliriz? Diye düşünmeli….

Edirne’de sporun tekrar kalkınması bence ancak Gençlik ve Spor Müdürlügü’müz önderliğinde olur. İş onlara düşüyor. Sayın Gençlik ve Spor il Müdürümüz Selim Ak sizden beklenen hamlelerin gelmesini sabırsızlıkla bekliyoruz….”

Şöyle Topluca Bir Bakalım

Tüm şu aşırı heyecanlı 3. Dünya Savaşı çıkacak laflarını bir kenara koyunca geriye bir şey kalıyor; o da güç dengesi. Bazen hayretle yahu bu temel kavramı bilmeyip de bu hususlarda konuşan olabilir mi diye izlediğimi de itiraf etmek istiyorum.

Suriye olayı, ardından İsrail’in saldırıları ve İran meselesi birlikte okunduğunda meşhur komplo teoristleri için de mümbit bir arazi oluşmuş durumda. Açıklama basit; birileri düğmeye bastı. Sonuç olarak bu çevre için açıklama oldukça basit; bir yerde silahlar mı patlıyor hemen bahsedin 3. Dünya Savaşı çıkacak. Önermenizi böylece oluşturdunuz. Peki ya izahat? Yahu sorulur mu o daha kolay; birileri düğmeye bastı. Bu minvalde açıklamalar bu alanın bilimsel faaliyetiyle uğraşan her birey için hicap duyulması gereken bir durumu ortaya koyuyor.

Gelin şöyle topluca bir bakalım… Önce Suriye olayı… Suriye’de Esad Rejimi iktidardayken Rusya Federasyonu ve İran İslam Cumhuriyeti’nin çok önemli bir güç kapasitesi vardı bölgede. Bu ifadeyi şöyle netleştireyim; olayların henüz erken bir döneminde 2012’de dönemin ABD Devlet Sekreteri Clinton, Suriye’ye etki edebilecek seviyede bir diplomatik ilişkilerinin olmadığını bu etki girişimlerini bölgesel müttefikleri aracılığıyla gerçekleştirdiklerini ifade etmişti ABC News’a.

Bu ifadeden bir yıl sonra 2013’ün Mayıs ayında Esad’ın devrileceğini ancak bu durumun ABD ve bölgedeki müttefiklerinin desteklediği muhalif grupların organizasyonu ile gerçekleşeceğini belirtmiştim. Muhalifler Esad rejimini yıprattı, Rusya Federasyonu Ukrayna cephesine yoğunlaşmak zorunda kalınca Suriye desteğini eskisi gibi gerçekleştiremedi, İran’ın takati anlatıldığı seviyede olmadığı gibi Rusya Federasyonu ile de ihtilaflar söz konusuydu ve muhalifler Esad’ı devirdi. Bu muhaliflerin içinden ABD ile en uzak olan ise iktidara oturdu. Peki sonra ne oldu? O da ABD ile masaya oturdu… Neden çünkü geniş askeri kapasite ile desteklenen geniş ekonomik kapasite uluslararası politikanın sistemik seviyesinde yönlendiricidir. Yani düğmeler yok, kapasite var.

Suriye’nin dönüşümü ve Battı İttifakına yakınlaşması Rusya Federasyonu ve İran İslam Cumhuriyeti için bir kırılma noktası oldu. Zira Rusya Federasyonu bir yandan Ukrayna işgali ile önemli bir seviyede insan ve ekonomik kaynak kaybıyla uğraşırken öte yandan da Akdeniz’deki stratejik varlığını tehlikeye soktu. Fatura İran İslam Cumhuriyeti için daha yüksekti…

Zira bizim medyamızda sarsılmaz ittifak gibi anlatılan Rusya Federasyonu, İran İslam Cumhuriyeti ve Suriye Arap Cumhuriyeti ittifakı pamuk ipliğine bağlıydı ve bunu defaatle aktardım. Bu ittifak içinde Rusya Federasyonu ve İran İslam Cumhuriyeti arasında mühim gerginlik noktaları vardı. İşte bu durum yıllarca ambargolarla ekonomisi zayıflamış ve toplumsal zafiyet altında olan İran İslam Cumhuriyeti için güç sanrısının politize edilebilme alanının yani Suriye’nin imkan alanı dışına çıkmasıyla daha belirginleşti.

Bu süreçte zayıflayan İran’a kısıtlı saldırılar düzenlendi. Elbette bu kısıtlı saldırılar kısıtlı saldırı, ABD başkanlarının Kongre onayı olmadan askeri gücü hangi seviyede ne süre ile kullanabileceği gibi temel parametreler dikkate alınmadan değerlendirildiği için 3. Dünya Savaşı çıkacak zannedilen bir halde sunuldu. Elbette 3. Dünya Savaşı değil güç dengesinin ABD ve müttefikleri lehinde konfigürasyonuydu. Bu konfigürasyonun ABD ve müttefiklerinin lehinde oluşabilmesi için de kısıtlı güç kullanımı uluslararası politikada her daim rastlanan bir husustur. Bir başka deyişle çatapat tabancası patlasa 3. Dünya Savaşı çıkacak diyenler analizi doğru yap(a)mamaktadır.

Neticede Suriye’nin ABD liderliğinde devam eden uluslararası ekonomi politik kuralların uygulayıcısı olarak dönüşmesi ABD ve müttefiklerinin çeşitli gerilimler ve tartışmalar gerçekleşse dahi Rusya Federasyonu ve İran İslam Cumhuriyeti’nin kısıtlanması Çin Halk Cumhuriyeti’nin ise ABD ile yarışmacı işbirliği seviyesinin iş birliği kısmının artışı ile devam ettiği açıktır. Haftaya görüşmek dileğiyle memleketimin güzel insanları…

VAR AMA…

15 asırdır, insanlığın ortak kutsal kitabında yazıyor, “Kölelik, yasaktır” diye. 
Ancak kölecilerin ve de hatta kölelerin bile bu İLÂHİ EMRE uymadıkları görülüyor!..
Asırlardır besbellidir, dünyanın İNKÂRCI, sömürgecilerin niyetleri!
İnsanları, hayvanları, bitkileri, doğayı, suları, toprağı, havayı sömürerek mahvetmek ve kasalarına altın istiflemek!..
Ayrıca zararlı alışkanlıklar da bir çeşit köleliktir. Pekiyi de sömürenler hatalı da SÖMÜRÜLENLER HATASIZ MI?..
Sömüren bir, sömürülen milyonlar!..
Bu milyonların akılları nereye takılı kalmış acaba?..
Çok çok, mazlum coğrafyaları saymazsak, bence asıl sorun sömürülmeye razı olanlarda!..
Mübareklerin, sömürenlerin de, kölelerin de, pozitif beyinden, dosdoğru inançtan, dünyadan, tarihi gerçeklerden haberleri yok mu?..
Var ama işlerine mi gelmiyor!..
Ne günlere geldik ya!..
“Köleliğe hayır!..” desek, önce köleler kızar bize!..
Allah beyin vermiş, kitaplarla peygamberler vermiş, bilim, sanatla da vermiş de vermiş!..
Bu gerçeklere rağmen, SÖMÜREN DE, SÖMÜRÜLEN DE AYNI KEFEDEDİR BİLİNE!..
Kendilerine verilen mühlet nereye kadar acaba?..

HERKES GÖRÜR, MUTLAKA!..

Kuran’ı Kerim. Sure 11/Ayet 111:
Şüphesiz, Rabbin onların amellerinin karşılığını tam olarak verecektir. Çünkü Rabbin onların yapmakta olduklarından haberdardır.

Atatürk Bulvarı gün öncesinden kapatıldı!

Olgay GÜLER

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Edirne’de gerçekleştireceği toplu açılış töreninden bir gün önce, Atatürk Bulvarı’nın Eski Cami kavşağıyla Saraçlar Caddesi arasındaki kısmı, trafiğe kapatıldı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, restorasyonu tamamlanan Selimiye Camisi’nin ibadete açılması ve yapımı tamamlanan eserlerin toplu açılış töreni için kent genelinde gün öncesinden çalışmalara başlandı. Kent trafiğinin ana ulaşım noktalarından Atatürk Bulvarı’nın Eski Cami kavşağıyla, Saraçlar Caddesi girişi arasındaki alan, trafiğe kapatıldı. Eski Cami kavşağında sahne kurulumu gerçekleştirilirken, yol çift taraflı olarak polis bariyerleriyle kapatıldı.

Öte yandan, caddenin gün öncesinden trafiğe kapatıldığını görenler, şaşkınlıklarını gizleyemedi. Sürücüler gün boyu, alternatif güzergahları kullanmak zorunda kaldı.