Yazar arşivleri: Mehmet ŞELECİ

Antalya SEO Firması Seçerken Dikkat Edilmesi Gerekenler

Antalya seo firması arayışı, yerel pazarda rekabet eden işletmelerin dijital görünürlüğünü belirleyen en kritik eşiktir. Arama motoru optimizasyonu, web sitelerinin arama sonuçlarında üst sıralara çıkmasını sağlayan teknik ve stratejik süreçlerin bütünüdür. Bu yazıda, yerel bir işletmenin dijital varlığını güçlendirirken dikkat etmesi gereken stratejileri ve kaçınılması gereken hataları inceliyoruz.

Önemli Noktalar

Antalya pazarında başarı, genel taktiklerden ziyade konuma özgü arama niyetini anlamaktan geçer. Doğru bir antalya seo ajansı seçimi, işletmenizin organik trafik artırma hedeflerine doğrudan etki eder. Bu süreç, site içi optimizasyon ve yerel seo stratejileri ile desteklenmelidir.

Antalya’da dijital görünürlüğü artırmanın temel dinamikleri

Antalya’da dijital görünürlüğü artırmanın temel dinamikleri, bölgenın turizm, otelcilik ve ticaret odaklı ekonomik yapısına doğrudan uyum sağlamaktan geçer. Antalya seo firması arayışındaki işletmeler, özellikle yaz ve kış sezonları arasında dramatik biçimde dalgalanan arama hacimleriyle karşı karşıya kalır. Organik trafik artırma çalışmaları, bu mevsimsel gelir kayıplarını dengelemek için yılın 365 günü kesintisiz ve veri odaklı bir strateji gerektirir. Örneğin, kış aylarında kongre turizmine yönelik optimize edilmiş içerikler üretmek, yaz döneminde ise butik otel rezervasyon anahtar kelimelerine odaklanmak trafiği canlı tutar. Arama motoru optimizasyonu sadece metin içine anahtar kelime yerleştirmekten ibaret değildir. Sayfa yükleme hızı 2 saniyenin altında olan siteler, mobil uyumluluk standartlarını karşılayan yapılar ve kusursuz kullanıcı deneyimi gibi teknik unsurlar, arama motorlarının sıralama algoritmalarında doğrudan etki sahibidir.

Deneyimlerimize göre, yerel pazarda faaliyet gösteren firmaların %40’ı coğrafi hedeflemeyi ve Google İşletme Profili yönetimini tamamen göz ardı etmektedir. Antalya dijital pazarlama ekosisteminde kalıcı olmak istiyorsanız, yerel harita optimizasyonları ve bölgesel anahtar kelime grupları hayati önem taşır. Sektörel araştırmalar, akıllı telefon üzerinden yapılan yerel aramaların %78’inin 24 saat içinde fiziksel mağaza ziyareti, otel rezervasyonu veya telefon aramasıyla sonuçlandığını göstermektedir. Bu nedenle, kapsamlı bir arama motoru optimizasyonu stratejisi kurgulanırken şu adımlar mutlaka izlenmelidir:

  • Bölgesel niyet içeren uzun kuyruklu anahtar kelime analizi
  • Google Haritalar ve yerel dizin kaydı entegrasyonu
  • Mobil cihazlar için optimize edilmiş hızlı açılan açılış sayfaları

Yerel kullanıcı alışkanlıkları merkeze alınarak hazırlanan bu planlar, işletmelerin arama sonuçlarında üst sıralara çıkmasını hızlandırır.

Doğru bir antalya seo firması ile çalışmanın işletmeye katkıları

Doğru bir antalya seo firması ile çalışmanın işletmeye katkıları, kısa vadeli reklam harcamalarından kurtulup uzun vadeli organik bir varlık inşa etmekle başlar. Profesyonel bir antalya seo ajansı, web sitenizin teknik altyapısını arama motorlarının tarama botlarına uygun hale getirerek indexlenme süresini ortalama %40 oranında kısaltır. Core Web Vitals metriklerini iyileştirerek sunucu yanıt sürelerini 200 milisaniyenin altına çeker. E-ticaret seo danışmanlığı alanında uzmanlaşmış yapılar, binlerce ürünün listelendiği mağazalarda kategori ve ürün sayfalarının performansını optimize ederek dönüşüm oranlarını yukarı taşır. Yerel arama optimizasyonu sayesinde Akdeniz bölgesindeki potansiyel müşterilerin doğrudan işletmenize ulaşması sağlanır.

Hizmet KapsamıStandart YaklaşımProfesyonel Yaklaşım
Anahtar Kelime AnaliziGenel hacimli kelimelerYerel arama niyeti odaklı
Site İçi OptimizasyonYüzeysel meta düzenlemeleriDerinlemesine yapısal veri ve hız
Raporlama SıklığıAylık trafik tablosuDönüşüm ve gelir odaklı analiz

İşletmeler genellikle seo hizmeti fiyatları konusunda kararsızlık yaşar ve en ucuz teklifi seçme eğilimindedir. Açıkçası, düşük bütçeli ve merdiven altı çalışmalar genellikle siteye zarar veren yapay backlink ağlarıyla sonuçlanır ve Google algoritmalarında ceza almanıza yol açar. Kaliteli bir iş ortaklığı, markanızın dijital otoritesini artırarak reklam maliyetlerini 12 aylık periyotta ortalama %30 ila %50 oranında düşürür. Doğru stratejiyle yürütülen projelerde, organik trafik artışı doğrudan ciroya yansır ve yatırımların geri dönüş oranı (ROI) belirgin biçimde yükselir.

Profesyonel optimizasyon sürecinde yapılan yaygın hatalar

Profesyonel optimizasyon sürecinde yapılan yaygın hatalar, genellikle hızlı sonuç alma arzusu ve yanlış anahtar kelime seçimi nedeniyle ortaya çıkar. Site içi optimizasyon aşamasında, başlık etiketlerinin doldurulması veya aynı kelimenin metin içinde yüzde dört oranını aşacak şekilde tekrarlanması arama motorları tarafından cezalandırılmanıza yol açar. Google arama kalitesi yönergelerine göre, kullanıcıya değer sunmayan içerikler ne kadar teknik olarak optimize edilirse edilsin uzun vadede başarısız olmaya mahkumdur. Profesyonel bir antalya seo firması ile çalışırken bu tür cezalardan kaçınmak için şu adımlar izlenmelidir:

  • Anahtar kelime yoğunluğunun doğal seviyede tutulması
  • Özgün meta açıklamaları ve başlık kurguları oluşturulması
  • Gereksiz eklenti kullanımından kaçınılması

Kritik Uyarı

Piyasada “1 ayda kesin Google birinci sıradayız” vaadinde bulunan kişi veya kuruluşlara karşı temkinli olun. Arama motoru optimizasyonu organik bir süreçtir ve güvenilir sonuçlar genellikle 4 ila 6 ay arasında görünür hale gelir.

Bir diğer yaygın hata, mobil uyumluluğun ihmal edilmesidir. Antalya gibi turistik ve hareketli bir bölgede kullanıcılar aramalarını yüzde seksen oranında akıllı telefonlar üzerinden gerçekleştirir. Mobil deneyimi zayıf olan web siteleri, ne kadar iyi anahtar kelime çalışmasına sahip olursa olsun bounce rate değerlerinin yüksekliği nedeniyle sıralama kaybeder. Sayfa yüklenme süresinin 3 saniyenin üzerine çıkması, potansiyel müşterilerin yüzde ellisinin siteyi terk etmesine yol açar. Süreç yönetiminde teknik denetimlerin aksatılması, yıllar içinde oluşturulan dijital varlığın birkaç gün içinde sıfırlanmasına neden olabilir.

Arama motoru optimizasyonu çalışmalarında başarıyı ölçümleme

Arama motoru optimizasyonu çalışmalarında başarıyı ölçümleme, yalnızca anahtar kelime sıralamalarını takip etmekten ibaret değildir. Gerçek başarı; organik kanaldan gelen ziyaretçilerin site içi davranışları, form doldurma oranları, telefon aramaları ve e-ticaret sitelerindeki sepet tamamlama oranlarıyla ölçülür. Bir antalya seo firması ile çalışırken talep etmeniz gereken raporlar, kelime bazlı sıralamalardan ziyade gelir artışı ve potansiyel müşteri maliyet düşüşünü kapsamalıdır. Örneğin, turizm veya inşaat sektöründe faaliyet gösteren bir işletme için başarı, sadece “Antalya otelleri” kelimesinde birinci olmak değil, o kelimeden gelen kullanıcının doğrudan rezervasyon yapmasıdır. Profesyonel ajanslar dönüşüm oranlarını (conversion rate) %2 ile %5 arasında artırmayı hedefler.

Verimlilik analizlerinde Google Search Console ve bağımsız analitik araçları temel alınmalıdır. Doğru kurulan hedef takipleri sayesinde, hangi anahtar kelimenin kasaya doğrudan ne kadar kazanç getirdiğini net olarak görebilirsiniz. Sektördeki deneyimlerimize göre, düzenli veri analizi yapmayan ve sadece trafik raporu sunan ajanslar stratejik yönlendirme yapmaktan uzaktır. Başarılı bir dijital pazarlama operasyonu, her ay elde edilen verilere göre stratejinin esnetilmesini ve güncellenmesini zorunlu kılar. Aylık performans toplantılarında şu metrikler mutlaka incelenmelidir:

  • Tıklama Oranı (CTR) iyileşme yüzdesi
  • Organik trafikten elde edilen e-ticaret dönüşüm hacmi
  • Teknik hata (404, yavaş yüklenen sayfa) sayısındaki azalış

Bu metriklerin şeffaf bir şekilde sunulması, yatırımlarınızın geri dönüş (ROI) oranını net bir şekilde görmenizi sağlar.

Tahinli Baklavanın Mucidi: Efeoğlu Baklava

Her lezzet durağının kendine özgü bir sırrı vardır. Efeoğlu Baklava’nın lezzet sırrı ise saklanması gereken bir formülden çok; ustalık, kaliteli malzeme, geleneksel üretim ve işine duyulan saygının bir araya gelmesidir. Taş fırınlarda baklava üretmenin inceliklerini mahir ustalardan öğrenen Efeoğlu Baklava, yılların tecrübesini kuşaktan kuşağa aktararak Türk tatlı kültürünü yaşatmaya devam etmektedir.

Bir orkestranın kusursuz bir eser ortaya koyabilmesi için yalnızca iyi enstrümanlara değil, mahir müzisyenlere de ihtiyacı vardır. Baklava üretiminde de durum farklı değildir. Geleneksel pişirme yöntemleri ve nitelikli hammaddeler kadar; üretimden satışa, yönetimden dağıtıma kadar sürecin her aşamasında görev alan kişilerin bilgi ve tecrübesi büyük önem taşır. Bu anlayışla hareket eden Efeoğlu Baklava, çalışanlarını kendi bünyesinde yetiştirerek kalite standartlarını korumakta ve her üründe aynı lezzeti sunmayı hedeflemektedir.

Geleneksel Baklavaya Özgün Bir Yorum: Tahinli Baklava

Efeoğlu Baklava denildiğinde akla gelen en özel lezzetlerden biri hiç şüphesiz tahinli baklavadır. Tahinli baklavanın mucidi Efeoğlu Baklava, geleneksel baklava anlayışını tahinin kendine has aromasıyla buluşturarak özgün bir lezzet ortaya çıkarmıştır.

İncecik açılan baklava yufkaları, özenle seçilen malzemeler ve tahinin yoğun lezzeti, ustalıkla uygulanan üretim aşamalarında bir araya gelir. Taş fırında ideal kıvama ulaşana kadar pişirilen tahinli baklava; çıtır dokusu, dengeli tatlılığı ve damakta kalan tahin aromasıyla klasik baklava çeşitlerinden ayrılır. Geleneksel tatları seven ancak farklı lezzetler denemek isteyenler için özel bir seçenek sunar.

Tahinli baklavanın başarısının arkasında yalnızca kullanılan malzemeler değil, yıllar içinde geliştirilen üretim bilgisi de bulunmaktadır. Yufkanın inceliğinden tahinin kullanım oranına, pişirme süresinden şerbet dengesine kadar her ayrıntı büyük bir titizlikle ele alınır. Böylece her dilimde hem geleneksel baklavanın zarif dokusu hem de tahinin karakteristik tadı hissedilir.

Ustalık, Doğallık ve Kalite Bir Arada

Efeoğlu Baklava’nın vizyonu; millî tatlımız olan baklavayı eski üretim usullerine sadık kalarak, hijyenik ve modern ortamlarda, kaliteden ödün vermeden üretmek ve gelecek nesillere aktarmaktır. Bu doğrultuda üretimin her aşaması dikkatle takip edilmekte, lezzet kadar insan sağlığı da ön planda tutulmaktadır.

“Hayatta en önemli şey sağlık” anlayışıyla hareket eden Efeoğlu Baklava, ürünlerinde doğal şeker kullanmaktadır. Özenle seçilen hammaddeler, deneyimli ustaların emeği ve geleneksel taş fırınlarda gerçekleştirilen üretim sayesinde her ürün, markanın kalite anlayışını yansıtmaktadır.

Geleneksel Lezzete Online Olarak Ulaşın

Fırından çıktıktan sonra sıcak ve taze şekilde sunulan Efeoğlu Baklava ürünleri, online satış imkânıyla farklı şehirlerdeki baklava tutkunlarına da ulaştırılmaktadır. Güvenli alışveriş altyapısı sayesinde müşteriler; tahinli baklava başta olmak üzere birbirinden özel baklava çeşitlerini internet üzerinden kolaylıkla sipariş edebilmektedir.

Mesleği ustasından, ikramı atadan öğrenerek yola çıkan Efeoğlu Baklava; geleneksel baklava kültürünü korurken geliştirdiği özgün lezzetlerle de fark yaratmaktadır. Tahinli baklavanın mucidi Efeoğlu Baklava, ustalıkla hazırlanan ürünlerini Türkiye’nin ve dünyanın farklı noktalarındaki tatlı tutkunlarıyla buluşturmaya devam etmektedir.

Vakıflar’dan 1500 ekmek

Edirne Vakıflar Bölge Müdürlüğü, vakıf hayır şartları gereği 1500 adet sıcak ekmeği vatandaşlara ulaştırdı.

Kültür ve Turizm Bakanlığı Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından sürdürülen 1001 Hayır Hizmeti Projesinde bu kez Sâhib-i Ata Vakfının hayır şartı yerine getirildi. Edirne Vakıflar Bölge Müdürlüğü’nce halka ücretsiz ekmek ikramını düzenleyen şart uyarınca 1500 sıcak ekmek dağıtıldı.

Vakıflar Bölge Müdürü Ahmet Saraç, daha çok Konya’da vakfettiği eserlerle bilinen Anadolu Selçuklu Devleti vezirlerinden Fahreddin Ali Bin Hüseyin Bin Ebubekir (Sâhib-i Ata) Vakfı’na ait vakfiyede, özellikle ihtiyaç sahibi kimselerin ikamet ettiği bir muhitteki bir mahalle fırınında halka ücretsiz sıcak ekmek dağıtılmasının istenildiğini belirtti.

Ahmet Saraç “1280 yılında Sâhib-i Ata tarafından Sivas’ta düzenlenmiş olan vakfiyede sıcak ekmek dağıtımı şartı var. 746 yıl önce Selçuklu Devleti zamanında vakfedilmiş bu şartı bugün yeniden yerine getirebilmiş olmanın mutluluğunu yaşıyoruz.” dedi.

Karakoç Zafer Partisi’nde

Olgay GÜLER

Edirne Barosu’nda iki dönem başkanlık görevini yürütmesinin ardından koltuğunu devreden Avukat Gökhan Karakoç, Zafer Partisi’ne katılarak aktif siyasete adım attı.

Kentin deneyimli avukatlarından, Edirne Barosu’nun iki dönem başkanlık görevini üstlenen Gökhan Karakoç, koltuğunu Özgür Yıldırım’a devretmesinin ardından siyasete adım attı. Zafer Partisi’ne katılma kararı alan Karakoç, Genel Başkan Ümit Özdağ’ı ziyaret etti.

Karakoç’a parti rozetini Özdağ taktı.

Karakoç’un Zafer Partisi’ne katılması Edirne ve bölge siyasetinde geniş yankı uyandırdı.

Taşkın: Enflasyonun zararı sadece ekonomiye değil

Anadolu Sağlık Sen Genel Başkanı Necip Taşkın, ekim ayı enflasyon verilerinin ardından açıklamalarda bulundu. Yüksek enflasyonun yalnızca ekonomik bir gösterge olmadığını, çalışma barışını ve toplumsal değerleri kökten sarstığını belirten Taşkın, “Enflasyon, toplumsal yapının temel direklerini yıkarak sağlıklı bir toplumun çöküşüne yol açan en yıkıcı dinamiktir” dedi.

Öncü veri olarak kabul edilen İstanbul Ticaret Odası’nın (İTO) açıkladığı ekim ayı verilerine göre, İstanbul’da tüketici fiyatları aylık yüzde 2,47, yıllık ise yüzde 32,47 oranında yükseldi. Toptan fiyatlardaki aylık artış yüzde 1,20 olarak kayıtlara geçerken, mutfak enflasyonu aylık %0,59, on iki aylık %33,83 ve yıllık ortalama %39,26 artış gösterdi.

Bağımsız enflasyon araştırma gurubu ENAG, ekim ayında tüketici fiyatlarının %2,68, yıllık enflasyonun ise %45.12 olduğunu açıkladı.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), ekim ayında tüketici fiyatlarının bir önceki aya göre %2,58, yıllık enflasyonun ise %29,77 olarak gerçekleştiğini açıkladı.

“Memur ve Emekli Maaşıyla Geçinemiyor, Bankalara Borçlanıyor”

Ekonomik tablonun yakıcı boyutuna dikkat çeken Necip Taşkın, ekim ayı itibarıyla 4 kişilik bir ailenin açlık sınırının 38.024 TL’ye, yoksulluk sınırının ise 123.856 TL’ye ulaştığını hatırlattı. Bekar bir çalışanın aylık yaşama maliyetinin 49.124 TL’yi bulduğunu belirten Taşkın, %31,23 TL olarak hesaplanan kasım ayı kira artış oranın bu yükü daha da ağırlaştıracağını ifade etti. Taşkın, “Bu veriler, dar ve sabit gelirli memur ve memur emeklilerinin maaşlarıyla geçinemediklerini, hayatta kalabilmek için bankalara borçlanmak zorunda kaldıklarını açıkça ortaya koymaktadır.” dedi.

“Orta Sınıf Eridi, Ekonomik Adalet Duygusu Yok Oldu”

Vergi sistemindeki adaletsizliğe ve gelir dağılımındaki uçuruma sert tepki gösteren Genel Başkan Taşkın, açıklamalarını şöyle sürdürdü: “Az kazanan ile çok kazananın aynı vergi oranına tabi tutulması büyük bir adaletsizliktir. Kamu çalışanları her geçen gün yoksullaşırken, bir yanda haksız zenginleşenlerin ortaya çıkması toplum değerlerini yozlaştırmaktadır. Sabit gelirli memurlar ve emekliler yüksek fiyatlar karşısında hızla fakirleşirken; sermaye sahipleri servetlerini katlamaktadır. Toplumun motoru ve istikrar unsuru olan orta sınıf erimiş, toplum zengin ve yoksul olarak ikiye bölünmüştür. Bu kutuplaşma, toplumsal barışı baltalamaktadır.”

“Fahiş Fiyat ve Belirsizlik Toplumsal Ahlakı Öldürüyor”

Enflasyonun ahlaki ve sosyolojik boyutuna da değinen Taşkın, sürekli değişen fiyatların ve geçim derdinin toplum psikolojisini bozduğunu vurguladı: “Fiyatların sürekli değişmesi, fahiş fiyat uygulamaları, ticarete hile karıştırılması ve halkın sürekli olarak ‘fiyatlar daha da artacak’ endişesi taşıması toplumsal değerlerimizi adeta öldürmüştür. Ekonomik belirsizlik, toplumsal çözülmeyi hızlandırmaktadır.”

“Gelirin Enflasyona Karşı Korunması zorunludur.”

Sorunun çözümü için köklü bir sistem değişikliğine gidilmesi gerektiğini belirten Anadolu Sağlık Sen Genel Başkanı Necip Taşkın, yetkililere çağrıda bulunarak sözlerini şöyle tamamladı:

“Bizim üzerinde ısrarla durduğumuz konu tam olarak budur: Dar ve sabit gelirli memur ve memur emeklilerinin maaşları reel olarak korunmalıdır. Fiyat artışları karşısında ezilen değil, enflasyona karşı gelirin mutlak suretle korunacağı adil ve kalıcı bir ekonomik düzen kurulmalıdır.”

Alım gücü kaybında ekmek hesabı!

Eğitim-İş Edirne Şube Başkanı Nedim Zobar, temmuz-ekim dönemini kapsayan dört aylık kümülatif enflasyonun %8,29’a ulaştığını, bu dönemde yaşanan alım gücü kaybının doktor öğretim üyesinin maaşında 8 bin 791 TL, tekniker maaşında 6 bin 266 TL, şef maaşında 6 bin 039 TL, en düşük öğretmen maaşında 5 bin 930 TL, hizmetli maaşında ise 5 bin 424 TL olduğuna dikkat çekerek, bu kayıpların ekmek karşılığı doktor öğretim üyesi için 502, tekniker için 358, şef için 345, göreve yeni başlayan öğretmen için 338 ve hizmetli için 309 ekmek olduğunu bildirdi.

Eğitim-İş Şube Başkanı Zobar, yaptığı yazılı açıklamada, Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK), ekim ayı enflasyonunu %2,58 olarak açıkladığını belirerek şunları söyledi<:

“Yılın ikinci altı ayı için kamu emekçilerine yapılan gelir artışının ardından, temmuz-ekim dönemini kapsayan dört aylık kümülatif enflasyon %8,29’a ulaşmıştır. Bu dönemde yaşanan alım gücü kaybı doktor öğretim üyesinin maaşında 8 bin 791 TL, tekniker maaşında 6 bin 266 TL, şef maaşında 6 bin 039 TL, en düşük öğretmen maaşında 5 bin 930 TL, hizmetli maaşında ise 5 bin 424 TL olmuştur.

Bu kayıpların ekmek karşılığı doktor öğretim üyesi için 502, tekniker için 358, şef için 345, göreve yeni başlayan öğretmen için 338 ve hizmetli için 309 ekmektir.

Politika yapıcıların, sözde zamlarla emekçileri enflasyona ezdirmediği yönündeki söylemlerine karşın, yaşanan alım gücü kaybı her ay sofralarımızdan eksilen ekmekle kendini göstermektedir. Bu kaybın etkisi çocuklarımızın beslenme çantalarına da yansımaktadır. Eğitim ve bilim emekçilerinin gelirlerinde yaşanan dört aylık erime, ekim ayında bir beslenme çantasının 2 bin 147 TL olan aylık maliyetini aşmaktadır.

İktidarın ekonomi politikaları, emekçilerin yoksullaşmasını derinleştirirken geçmiş dönem kayıplarını telafi ettiği öne sürülen enflasyon farkı da bu tabloyu değiştirmemektedir. Toplu sözleşme masalarında belirlenen düşük zam oranları, kamu emekçilerinin alım gücünü korumaktan uzak kalmakta; hayat pahalılığının yükü yine emekçilerin ve ailelerinin omuzlarına bırakılmaktadır.

Eğitim-İş olarak; emeğimizi değersizleştiren, gelir dağılımındaki adaletsizliği büyüten ve çocuklarımızı yoksunluğa mahkûm eden bu politikalara karşı mücadelemizi sürdüreceğiz. Emeğimizin hakkını ve çocuklarımızın geleceğini savunmaktan vazgeçmeyeceğiz.

İstanbul Maratonu’nda 10’lar kulübünde bir Edirneli!

Olgay GÜLER

Dünya üzerinde iki kıtayı birleştirerek koşulan tek maraton olma özelliğini taşıyan Uluslararası İstanbul Maratonu’na Edirne Bisiklet Kulübü Derneği (EBİS) Başkanı Sadi Çalışkan, organizasyona 10 yıl üst üste katılarak 10’lar kulübüne girmeye hak kazandı.

Dünyada Asya ve Avrupa kıtaları arasında iki kıtayı birleştirerek koşulan tek maraton olma unvanına sahip olan Uluslararası İstanbul Maratonu, geçtiğimiz Pazar günü 48’inci kez gerçekleştirildi. Organizasyona Türkiye ve Dünya’nın farklı ülkelerinden çok sayıda kişi katıldı. Büyük organizasyona Edirne’den EBİS adına katılan dernek başkanı Sadi Çalışkan da, bu yıl 10’uncu kez 42 kilometrelik maratonu koşarak Edirne adına bir ilke imza attı. Çalışkan, 5 saat 7 dakika 44 saniyeyle yarışı bitirirken, organizasyonda 10’lar kulübüne girmeye hak kazandı.

‘EDİRNE ADINA BAŞARMANIN GURURUNU YAŞIYORUM’

EBİS olarak organizasyona katılım hikayelerinin 2009 yılına dayandığını belirten Çalışkan, “EBİS olarak Asıl 42K maraton Hikayemiz 2009-2010-2011 başladı. İşlerim sebebiyle ara verdim. Hikayenin devamı 2017 başlayıp 2026’da 48. İstanbul Maratonu’nu 42K Edirne Bisiklet Kulübü Sporcusu olarak 10 yıl üst üste koşarak bir ilki gerçekleştirdim ve 10’lar kulübüne girdim. Bunu Edirne adına başarmanın haklı gururunu duyuyorum” dedi.

‘HERKES SPOR YAPMALI’

57 yaşındaki çalışkan, sporla ilk tanışmasının 1980 yılı olduğunu söyleyerek, “57 yaşında bir sporcu olarak 45 yıllık spor geçmişimde ilk sporla tanışmam 1980 yılında oldu. Ailemin Almanya’da işçi olarak çalışmaları vesilesiyle futbolla başlayıp taekwondo, bisiklet ve atletizmle devam etti. Spor insanı hayata hazırlayan pozitif bir güçtür. Her yaşta herkes kendi performansına göre spor yapmalıdır diyorum” diye konuştu.

 ‘Sefaleti rakamlarla gizleyemezsiniz!’

Tüm Emeklilerin Sendikası, 3 Kasım 2026’da açıklanan enflasyon verilerinin Saray rejiminin ekonomi politikalarını ve milyonlarca emekli ile emekçinin yaşadığı geçim sıkıntısını bir kez daha gündeme getirdiğini bildirdi.

Tüm Emeklilerin Sendikası Edirne Şubesi’nce paylaşılan açıklamada şunlara yer verildi:

“Ekim 2026 yıllık enflasyon rakamları:

TÜİK: %29,77

ENAG: %45,12

Aradaki fark: 15,35 puan

Dört aylık enflasyon üzerinden Ocak 2027 için oluşan geçici artış oranları:

SSK ve Bağ-Kur emeklileri: %8,28

Memur ve memur emeklileri: Yaklaşık %6,26

Kasım ve Aralık verileriyle kesinleşecek bu oranlar, emeklilerin yıllardır biriken gelir kayıplarını karşılamaktan uzaktır.

SARAY REJİMİNİN EKONOMİ POLİTİKALARININ BEDELİ KİMİN SIRTINDA?

Ekim ayı geçim araştırmalarına göre TÜRK-İŞ’in açıkladığı açlık sınırı 38.024 TL, yoksulluk sınırı 123.856 TL’dir. KAMU-AR’ın hesapladığı açlık sınırı ise 39.853 TL’ye ulaşmıştır.

Bunlar dört kişilik aile için hesaplanan tutarlardır. En düşük emekli aylığı ise 23.552 TL düzeyindedir.

Bu tablo, enflasyonun yalnızca açıklanan oranlarla değil, insanların satın alma gücüyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir.

SORUN YALNIZCA TÜİK RAKAMLARI DEĞİL, SARAY REJİMİNİN EKONOMİ ANLAYIŞIDIR!

Yıllardır uygulanan ekonomi politikaları, emeklilik sistemindeki yapısal sorunları çözmemiştir.

Aylık bağlama oranlarının düşürülmesi, geçmiş gelir kayıplarının karşılanmaması ve emeklilerin milli gelirden yeterli pay alamaması, milyonlarca insanın yaşam koşullarını ağırlaştırmaktadır.

Enflasyon verileri üzerinden yapılan tartışmaların, bu yapısal sorunları görünmez kılmasına izin verilmemelidir.

BU BÖYLE GİTMEZ!

Emeklilerin ve emekçilerin yaşam koşullarını belirleyen ekonomi politikalarının sorumluluğu siyasi iktidardadır.

Saray rejimi olarak nitelendirdiğimiz yönetim anlayışının bütçe tercihleri, gelir dağılımı politikaları ve emeklilik sistemine ilişkin kararları kamuoyu önünde sorgulanmalıdır.

Sefaleti rakamlarla gizleyemezsiniz!

Ge-çi-ne-mi-yo-ruz!”

Sütte Edirne tarifesi!

Olgay GÜLER
Edirne Merkez ve Süloğlu Süt Üreticileri Birliği (SÜTÜB) Başkanı Mustafa Suiçmez, Mayıs ayından bu yana zam kararı almayan Ulusal Süt Konseyi’nin, son toplantısından da karar çıkmayınca, üyelerine inisiyatif uygulayıp çiğ süt alım fiyatını arttırdıklarını duyurdu.
Ülke genelinde yem ve akaryakıt başta olmak üzere girdi maliyetlerinde yaşanan artışa rağmen, süt üreticisi Mayıs ayından bu yana zam alamadı. Üreticinin dört gözle yeni alım fiyatı açıklamasını beklediği Ulusal Süt Konseyi geçtiğimiz gün toplandı fakat bu toplantıdan da fiyat güncellemesi kararı çıkmadı. Gelişmelerin ardından basın toplantısı düzenleyen Edirne SÜTÜB Başkanı Mustafa Suiçmez, üyelerine inisiyatif uygulayıp çiğ süt alım fiyatını arttırdıklarını duyurdu.
‘ÜRETİCİMİZİ UMUTSUZLUĞA SEVK ETTİ’
Suiçmez, Ulusal Süt Konseyi’nin halen fiyat açıklamamasının üreticide tedirginlik yarattığını söyleyerek, “Bildiğiniz üzere, yaklaşık 1 Mayıs’tan bu yana süt fiyatlarıyla ilgili Ulusal Süt Konseyi’nden makul bir fiyat açıklaması gelmedi. En son geçtiğimiz hafta toplandılar. Edindiğimiz bilgilere, daha doğrusu Ulusal Süt Konseyi’nin açıklamalarına göre, bir fiyat üzerinde anlaşma sağlanamadı. Bu nedenle hafta içerisinde yeniden toplanılacağı ifade edildi. Ancak bu durum, süt üreticilerinde şimdiden ciddi anlamda tedirginlik yaratıyor. Biz sürekli sahadayız. Ben de aynı zamanda bir üreticiyim. Baktığımızda, 1 Mayıs’tan bu yana süt fiyatları, Ulusal Süt Konseyi’nin açıkladığı 24 lira 30 kuruş üzerinden devam ediyor. Ancak geçen süre içerisinde yem başta olmak üzere diğer tüm maliyet girdilerinde ciddi artışlar yaşandı. Bu durum üreticilerimizi umutsuzluğa sevk etti. Üreticilerimiz gerçekten geleceğe umutsuz bakıyor. Toplantılar yapılıyor ancak herhangi bir fiyat açıklanmıyor” dedi.
‘FİYATI 28.50 TL OLARAK BELİRLEDİK’
Kendi aralarında yaptıkları istişareler sonucunda 24.30 TL olan alım fiyatını 28.50 TL olarak güncellediklerini belirten Suiçmez, “Biz de Edirne Süt Üreticileri Birliği olarak yaklaşık iki aydır bu konuyla ilgili istişarelerde bulunuyoruz. Makul bir fiyat açıklanır düşüncesiyle sürekli bekledik. Daha önce de bu konuda açıklamalarda bulunduk ancak maalesef herhangi bir fiyat açıklaması gelmedi. Biz de bu belirsizliği ortadan kaldırmak ve üreticilerimize bir nebze olsun umut olmak, onların beklentilerini yeniden toparlamak amacıyla üreticilerimizle ve bazı sanayicilerle görüşmeler gerçekleştirdik. Bu görüşmeler neticesinde, 1 Kasım’dan geçerli olmak üzere Edirne Süt Üreticileri Birliği olarak 28,5 lira, yani 28 lira 50 kuruş fiyat belirledik. Bu fiyat, üreticimizin eline geçecek net fiyattır. Belirlediğimiz fiyat 1 Kasım-31 Aralık tarihleri arasında geçerli olacaktır” diye konuştu.
‘UMUTLARINI YEŞERTMEK İSTİYORUZ’
Amaçlarının, Ulusal Süt Konseyi’ne karşı bir tutum sergilemek olmadığını, üreticiyi rahatlatmak olduğunu söyleyen Suiçmez, “Ocak ayında inşallah Ulusal Süt Konseyi yeniden toplanır ve yeni bir fiyat revizesi yapılır. Bizim beklentimiz şu: Eğer bu hafta içerisinde veya önümüzdeki günlerde Ulusal Süt Konseyi yeniden toplanarak bir fiyat açıklarsa elbette Ulusal Süt Konseyi’nin belirlediği fiyata riayet edeceğiz. Buradaki amacımız kesinlikle Ulusal Süt Konseyi’ne karşı bir tutum sergilemek değil. Ancak sahada üreticilerimizin de bir beklentisi, bir umudu var. Bu umutları artık kırıldı. Biz de onların umutlarını bir nebze olsun yeniden yeşertmek istiyoruz. Üreticilerimizin tamamı haklı olarak bizim gözümüzün içine bakıyor” şeklinde konuştu.

Emeği hala capcanlı

Nadir ALP

Edirne’nin Havsa İlçesine bağlı Şerbettar köyünde 1925 yılında dünyaya gelen Hidayet Kılıç, 1975 yılında göç ettiği Yeniimaret Mahallesi’nde 1940’lı yıllardan kalma eski dokuma tezgahında 2010 yılına kadar yalnızca kilim dokumuyordu. Ömrünün hatıralarını, sabrını ve geçmişten bugüne taşıdığı kültürü ilmek ilmek işliyordu. Dokuduğu her iplikte bir hatıra, her düğümde bir ömür vardı.

Zaman değişti, dünya değişti ama onun elleri aramızdan ayrılana kadar aynı sabırla çalıştı.

91 yıllık bir hayat, 1940’tan kalma bir tezgah ve hiç eskimeyen bir emek vardı o ekmek teknesi dokuma tezgahında.

Bazı insanlar yaşlanır, bazıları ise ellerindeki hikayeleri geleceğe taşır. Onun hayatı bir ömür, bir tezgah ve bir kilimdi.

Hidayet Kılıç, 91 yıllık ömrünün büyük bir bölümünü bu eski ahşap tezgahın başında geçirdi. Bu tezgah, onun için yalnızca bir dokuma aracı değildi. Bir ekmek kapısı, bir hayat arkadaşı, bir ailenin geçim kaynağıydı. Hidayet Nine, son nefesine verene kadar ellerinde ipler, gözlerinde yılların yorgunluğu vardı.

Bezleri ip yaptı, ipleri ilmek ilmek dokudu, her ilmekte ömründen bir parça bıraktı. Günler geçti, yıllar geçti o ipler onun ellerinde renk renk kilimlere dönüştü.

Belki yaptığı kilimlerin her birini satarken ne kadar büyük bir emek verdiğini kimse görmedi ama velakin o, emeğini sessizce ortaya koydu. Çocuklarını, ailesini bu tezgahın başında kazandığı ekmekle büyüttü.

Hidayet Nine 91 yaşına geldiğinde bile elleri tezgahtan kopmadı. Yaşlılığına rağmen bildiği işi sürdürdü. Çünkü bazı insanlar için meslek, yalnızca para kazanmak değildir, hayatın kendisidir.

Bugün dokuma tezgahının başında oturan, o ilmeklere hayat veren Hidayet Kılıç 13 Mayıs 2016 tarihinde aramızdan ayrıldı. Şimdi o aramızda yok. Tezgah da yok ama dokuduğu kilimler salonlarımızı, hayatlarımızı süslemeye devam ediyor. Baktıkça Hidayet Nineyi rahmetle yad ediyoruz. Bugün belki de en acısı şu:

’Onunla birlikte yalnızca bir insan değil, bir zanaat da sessizliğe gömüldü.’’

Bugün bu işi yapan neredeyse kimse kalmadı.

Bir zamanlar bir ailenin geçimini sağlayan o tezgah, şimdi fotoğraflarda geçmişten kalan sessiz bir hatıra gibi duruyor.

ma dokuduğu kilimler yaşamaya devam edecek. Çünkü bazı insanlar öldüklerinde yalnızca hatıralarını bırakmaz, ellerinin emeğini, alın terini ve bir ömrün hikayesini bırakırlar.

Hidayet Kılıç’ın da 91 yıllık hikayesi de işte böyle. İlmek ilmek dokunmuş koca bir hayat, hayat, hayat…

Elleri yılların izini taşıyor, ama emeği hala capcanlı