
Yazar arşivleri: Mehmet ŞELECİ

Süt üreticisinden 1 Nisan’da gerçek tepki!
Olgay GÜLER
ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı saldırıların ardından enerji piyasalarında yaşanan kriz, maliyetleri artan süt üreticisinin de belini bükmeye başladı.
Ülke genelinde Ocak ayında çiğ süt alım tavsiye fiyatını açıklayan Ulusal Süt Konseyi, 22 Ocak’tan geçerli olmak üzere yeni fiyatı 22 lira 20 kuruş olarak belirledi. Söz konusu süreçten bugüne gerek Türkiye, gerekse Dünya’da yaşanan gelişmeler, üreticinin maliyetinde artışa neden oldu. Özellikle ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı saldırıyla birlikte, enerji piyasasının kalbi konumundaki Hürmüz Boğazı’nda gemi trafiği durdu. Ülkeler, enerji konusunda önlemler alarak, tasarrufa gitmeye başlarken, piyasalarda yaşanan kriz, her sektörü etkiledi. Türkiye’deki mazot ve çeşitli kalemlerdeki artış süt üreticisini de günden güne zora sokmaya başladı.
‘ŞAKA YAPMIYORUZ’
Konuyla ilgili konuşan Edirne SÜTÜB Başkanı Mustafa Suiçmez, Ulusal Süt Konseyi’ne çağrıda bulunarak, çiğ süt alım fiyatının revize edilmesi gerektiğini söyledi. Suiçmez, “Ulusal Süt Konseyi’nin toplanması biraz geç kaldı gibi duruyor. Ocak ayının zaten 20 gününü yemiştiler, 2026 yılının fiyatını açıklarken 1 Ocak’tan başlamadı. 22 Ocak’tan başlatıldı. Ulusal Süt Konseyi’nin aldığı kararların en son paragraf yazar, bunu herkes gördü. 1 Nisan’da tekrar toplanılacağı belirtiliyor. Bugün de 1 Nisan. 1 Nisan şakası yapmıyoruz burada sayın Ulusal Süt Konseyi. Bir an önce acilen bu fiyatın revize edilmesi lazım. Revize edilirken de burada bütün bu çevrede, dünyada gelişen olaylar, petrol fiyatlarında, enerji fiyatlarındaki artışlar bu bizim direkt üreticimize yansıyor. Yani bütün herkese yansıdığı gibi bize de yansıyor. Enerji fiyatlarına yansıyınca A’dan Z’ye her şeye, yeme de de yansıyor. Bunun revize edilmesi lazım acilen. Bunun olması gereken rakam şu anda 22.20 olan süt fiyatının en az 28 liraya tekabül etmesi lazım” dedi.
‘YENİ FİYAT 28 LİRA OLMALI’
Avrupa Birliği ülkelerinde süt fiyatları Türkiye’dekinden daha yüksek olduğuna dikkat çeken Suiçmez, “Buralarda Euro/Sent üzerinden hesapladığımızda 28 liraya, o civarlarda tekabül ediyor. Bizim de üreticimizin önünü görebilmesi için, alın terinin emeğinin karşılığını alabilmesi için en az 28 lira gibi bir fiyat açıklanmasını bekliyoruz. Geçen gün yaptığımız mali genel kurulumuzda da seslendik. Vakit kaybetmeden üreticinin ürettiği üründen, günlerden çalmanın da bir anlamı yok. Nisan ayı dediniz, Nisan ayını bekledik. 22 günümüzü çaldınız. Ona da sesimizi çıkarmadık ama burada artık bugün 1 Nisan. Acilen toplanın; 1 Nisan’dan geçerli olmak üzere belirleyeceğiniz fiyatı dediğimiz rakamların altında olmamak şartında belirlenmesini talep ediyoruz. Bu da en doğal hakkımız, fazla bir şey de istemiyoruz biz. Burada maliyet girdileri hakikaten artık bu geçen sürede, bu etrafımızda olan birtakım dünyadaki gelişmelerden dolayı sıkıntılar yaşanıyor. Bu sıkıntılar bize de yansıyor. Bunların giderilmesi lazım” diye konuştu.
Okullarda Nisan boyunca etkinlik
Millî Eğitim Bakanlığı’nca, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kapsamında nisan ayı boyunca okul öncesi, ilkokul ve ortaokul öğrencilerine yönelik “Maarifin Kalbinde Çocuk” temalı etkinlikler düzenlenecek.
Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in imzasını taşıyan “Maarifin Kalbinde Çocuk” konulu yazı, 81 ilin valiliğine gönderildi.
Yazıda, Türkiye Büyük Millet Meclisinin (TBMM) açılışıyla Millî Mücadele günlerindeki haklı davanın kuvvetli bir istinatgâh bulduğu, Türk milletinin binlerce yıllık tarihinden tevarüs ettiği temsil geleneğinin güçlü bir millî egemenlik anlayışı olarak tebarüz ettiği belirtildi.
Bu anlamda 23 Nisan 1920’nin takvimden bir tarih olmanın ötesinde millî kimliğin, bağımsızlık ülküsünün ve ortak geleceğin temelini oluşturmak gibi büyük bir anlamı yüklenen bir dönüm noktası olduğu, aynı zamanda cumhuriyetin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından çocuklara armağan edilen bu günün yıl dönümlerinin “Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” olarak ülkece büyük bir coşku ile kutlanıldığı aktarıldı.
Yazıda, bayramın çocuklara ithaf edilmesi, milletin geleceğini emanet ettiği nesillerin yalnızca korunmasının değil; aynı zamanda bilinçli, sorumlu ve erdemli şahsiyetler olarak yetiştirilmesi yönündeki güçlü iradenin ifadesi olduğu vurgulandı.
Anayasanın başlangıç kısmında, “Topluca Türk vatandaşlarının millî gurur ve iftiharlarda, millî sevinç ve kederlerde, millî varlığa karşı hak ve ödevlerde, nimet ve külfetlerde ve millet hayatının her türlü tecellisinde ortak olduğu, birbirinin hak ve hürriyetlerine kesin saygı, karşılıklı içten sevgi ve kardeşlik duygularıyla…” ifadesi ile 5. maddesinde “Devletin temel amaç ve görevleri… İnsanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.” vurgusunun yer aldığı hatırlatılan yazıda Türk vatanı ve milletinin ebedî varlığını koruma, millî birlik ve beraberliği güçlendirme ve insanın maddi ve manevi varlığının geliştirilmesinin açıkça görüldüğü üzere ilgili kurumlara görev olarak tanımlandığının altı çizildi.
Bu anayasal çerçevenin eğitim süreçlerinin yalnızca akademik gelişimle sınırlı olmadığını, aynı zamanda çocuğun kimlik, değer ve sorumluluk bilinci edinmesinin de önemli olduğu, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nin de çocuğun ruh ve beden bütünlüğü içinde gelişimi, bilgiyi ahlaki sorumlulukla bütünleştirmesi, “yetkin ve erdemli” insanlar olarak yetişmelerini hedeflediğine dikkat çekilen yazıda, Bakanlık tarafından bu amaca matuf millî bayramlar ve günler çerçevesinde 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ve haftasının anayasal ilkelerin hayata geçirildiği güçlü bir eğitim ve inşa süreci olarak ele alındığı bildirildi.
“Öğrencilerimizin vatanseverlik bilinciyle yetişmeleri büyük önem arz etmekte”
Yazıda, 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu’nun 2’nci maddesinde “…Türk milletinin millî, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren; ailesini, vatanını, milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan; insan haklarına ve anayasamızın başlangıcındaki temel ilkelere dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış hâline getirmiş yurttaşlar olarak yetiştirmek…” gayelerinin millî eğitimin genel amaçları arasında ifade edildiği anımsatıldı.
Kanun’un bu yaklaşımı doğrultusunda Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nde yer alan “erdem-değer-eylem” çerçevesi, öğrencilerin değerleri günlük hayatlarında eyleme dönüştüren şahsiyetler olarak yetişmesini esas aldığı; saygı, sorumluluk, adalet ve vatanseverlik gibi değerlerin, bu süreçte öğrencilerin davranışlarına yön veren temel bir ahlaki pusula işlevi gördüğü aktarılan yazıda şunlar kaydedildi:
“222 sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanunu’nun 1’inci maddesinde ise ilköğretimin öğrencilerin bedensel, zihinsel ve ahlaki gelişimlerine ve yetişmelerine hizmet eden temel bir eğitim süreci olduğu vurgulanmaktadır. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nin merkezinde yer alan ‘yetkin ve erdemli insan’ yetiştirme hedefi de bu temel amaca matuftur. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nin merkezinde yer alan yetkin ve erdemli insan idealinin; özellikle ahlaklı, bilge, cesur, estetik bakışa sahip, iradeli, merhametli, sağlıklı, sorgulayıcı, üretken ve vatansever bireylerin yetiştirilmesi hedefiyle anlam kazandığı güçlü bir eğitim zeminidir.
Bu kapsamda öğrencilerimizin, Türkçemizi doğru ve güzel kullanmaya özen gösteren; bayrağını, vatanını, milletini seven ve savunan, gelişmiş bir devlet anlayışına sahip olan, ülke çıkarlarını üstün tutan, vatandaşlık hak ve sorumluluklarını bilen, millî kültürümüze ve manevi değerlerimize bağlı şahsiyetler olarak vatanseverlik bilinciyle yetişmeleri büyük önem arz etmektedir. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli doğrultusunda öğrencilerin, değerlerini eyleme dönüştüren, sorumluluk üstlenen ve geleceği inşa eden şahsiyetler olarak yetişmelerine imkân sağlayan anlamlı bir maarif ekosistemi oluşturmaktadır.”
Yazıda, bu doğrultuda Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün çocuklara armağan ettiği 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın içinde yer aldığı nisan ayının, Atatürk’ün bu yaklaşımı doğrultusunda Bakanlık tarafından çocuklara ayrıldığı belirtildi.
Millî egemenlik anlayışı ve hukuk devleti duygusu pekiştirilecek
Yazıya göre bu çerçevede Türkiye genelindeki okul öncesi, ilkokul ve ortaokul öğrencileri, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’na yönelik “Maarifin Kalbinde Çocuk” temasıyla nisan ayı boyunca faaliyetler yapacak.
81 ilde öğrencilerin katılımıyla millî egemenlik bilincini güçlendiren, değerleri yansıtan ve aktif katılımını esas alan “Maarifin Kalbinde Çocuk” etkinlikleri, Bakanlıkça hazırlanan örnek etkinlik materyalleri doğrultusunda nisan ayı boyunca düzenlenecek.
Millî egemenlik, demokrasi, hukuk devleti, toplumsal birliktelik duygusunu pekiştirmek amacıyla ailelerin gönüllü katılımıyla ortak kutlama etkinlikleri ve şenlik programları yapılacak. Bu doğrultuda öğrencilerin etkinliklere aileleriyle etkin katılımı esas alınacak, millî ve manevi değerlerin aile bütünlüğü içinde deneyimlenmesi ve pekiştirilmesi sağlanacak.
Gerçekleştirilecek tüm etkinliklerde “çocuk hakları” çerçevesinde, çocukların toplumdaki rolünün önemine vurgu yapılmasına, çocuklara yönelik hak temelli farkındalık çalışmalarıyla birlikte “millî egemenlik” anlayışının ön plana çıkarılmasına ve demokrasi kültürüne yer verilecek.
Her çocuğun kendini güvende, değerli ve saygın hissettiği bir eğitim ortamı oluşturulacak.
Etkinlikler
Yazı doğrultusunda, nisan ayı boyunca düzenlenecek etkinliklere ilişkin okullara örnek olması amacıyla etkinlik rehberi de hazırlandı.
Bu kapsamda okul öncesi öğrencileri için “Benim Bayrağım, Benim Ülkem”, “Dünya Çocukları El Ele”, “Bayram Neşesi” ve “Yaşasın Çocuk Olmak” gibi etkinlikler gerçekleştirilecek.
İlkokul öğrencileri için “23 Nisan Aile Korosu”, “Haklarım ve Sorumluluklarım”, “Şenlik Günü” ve “Mikrofon Sende” etkinlikleri planlanırken ortaokul öğrencileri için de “Çocuk Şehri”, “Millî Egemenliğin Sesi”, “Egemenlik Ağacı”, “Al Bayrağın Gölgesinde Dünya Çocukları” ve “Geleneksel Çocuk Oyunları Şenliği” başlıklı etkinliklere yer verildi.
TÜ’de Uluslararası STEM buluşması
Trakya Üniversitesi, uluslararası akademik iş birliklerini güçlendiren önemli bir etkinliğe daha ev sahipliği yaptı. Erasmus+ KA220-HED kapsamında düzenlenen “Master Degree in Integrating Innovative STEM Strategies in Higher Education” başlıklı proje çerçevesinde iki günlük uluslararası akademik personel eğitimi Balkan Kongre Merkezi’nde başladı.
Türkiye, Sırbistan, Bulgaristan ve Özbekistan’dan katılımcıları bir araya getiren program; yenilikçi STEM yüksek lisans programını tanıtmayı ve akademik personelin eğitim-öğretim yetkinliklerini geliştirmeyi amaçlıyor.
Trakya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Hatipler, açılış programında yaptığı konuşmada etkinliğin yalnızca bir eğitim programı olmadığını, aynı zamanda sınırları aşan bir birlikteliğin simgesi olduğunu vurguladı.
Üniversite kavramının evrenselliğine dikkat çeken Rektör Hatipler, “Üniversite eğitimi ve üniversiteler arası iş birlikleri, hiçbir ayrım gözetmeksizin bilginin ortak çatısı altında yürütülmeli” ifadelerini kullandı.
Bilgiyi hayata yön veren suya benzeten Hatipler, bu buluşmanın farklı coğrafyalardan gelen akademisyenleri ortak bir akışta birleştirdiğini ifade etti.
Toplantıyı “su toplantısı” olarak nitelendiren Hatipler, “Amuderya’dan Tuna’ya, Sava’dan Nişava’ya ve Meriç’e, Yeşilırmak’tan Sakarya’ya kadar uzanan bir su toplantısı bu. Eğer kalbinizin sesini dinlerseniz, bu nehirlerin akışını burada hissedebilirsiniz” dedi.
Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Eylem Bayır ise yükseköğretim kurumlarının, bireyleri eleştirel düşünme ve problem çözme becerileriyle donatma sorumluluğuna dikkat çekti.
STEM eğitiminin ekonomik ve teknolojik kalkınmadaki rolüne vurgu yapan Bayır, program kapsamında müfredat geliştirme, disiplinlerarası yaklaşımlar ve yapay zekânın eğitime entegrasyonu gibi başlıkların ele alınacağını belirtti. Bayır ayrıca, etkinliğin uluslararası iş birliğini ve akademik dayanışmayı güçlendirdiğini ifade etti.
Eğitim süresince; yenilikçi STEM yüksek lisans programının tanıtımı, uygulamaya yönelik rehber dokümanın paylaşılması, disiplinlerarası STEM yaklaşımlarının ele alınması, dijital teknolojiler ile yapay zekâ araçlarının eğitime entegrasyonu ve ortak kurumlar arasında bilgi paylaşımının artırılması gibi başlıklar ele alınacak.
Projenin Türkiye koordinatörlüğü, Rektör Yardımcısı ve Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Eylem Bayır tarafından yürütülürken; Doç. Dr. Sertaç Arabacıoğlu, Doç. Dr. Hüsniye Durmaz, Dr. Öğr. Üyesi Hasan Özyıldırım ve Dr. Öğr. Üyesi Emrah Oğuzhan Dinçer de Türkiye proje ekibinde yer alıyor.
Nöbetçi Eczanesi
DEF EDİLMEK
DÜNYANIN BİLİMDE ARAŞTIRMADA ÖNDE OLAN ÜLKELERİ. BİR DE, ÇOĞUNLUKLA, KURAN DAKİ DOSDOĞRU İMANDAN HABERLERİ OLSAYDI KEŞKE!..
Şeytanla yatıp, şeytanla kalkanlar, TARİHİ yazarlerken, hep Türkleri barbar olarak gösterirler, NEDENSE?..
Demezler ki:
“ALİM DİYE UYDUK ŞEYTANLARA DA, Kutsal kitaplarımızı korumadık, yarısını yalan yazdık; bakın kaç çeşit, tevrat ve incil var ortalıkta?” demezler…
“KORUNAN Kuran’ı okumayı reddettik, şirke düşürüldük, zararlı adetlerimizi çoğalttık, hakkı adaleti hiçe saydık, fitne, fesadı, rüşvet, torpili çoğalttık, yani, “ALLAH YOLUNDAN ÇIKTIK, ŞEYTAN YOLUNA SAPTIK” da Allah, Türkleri bize hak edişimize gönderdi, halkımızı sömürmemizi önlemek, korumak için geldiler!..” demeyi öğrenmezler. Çünkü Kuran’ı okumazlar ve ya inkâr edip, bu gerçekliği öğrenmezler
Tarih yazarları, hep Türkler barbarca, çinlilere saldırdı…
“Çin ülkesi, Türkler saldırmasa savaş nedir bilmezler” denir nerdeyse!.. Çin seddini bile barbar Türk lere karşı savunmak için yapıldığı yazılır. Allah kuran’da öyle demiyor, ama!..
Tarihçiler bir araştırsın bakalım, Çinli kardeşler, Türklerle kaç savaş yapmışlar?..
Kaç kez Türkler, Çin’e saldırmış, kaç kez Çin’liler, Türk’lere saldırmış?..
Bir de yine hesaplasınlar, KENDİ ARALARINDA ÇİNLİ, ÇİNLİ İLE KAÇ KEZ SAVAŞMIŞ?..
Şu anda Türk beldelerinde, Türk halkına neler yapıyorlar?..
Tabi şeytan hep devrede, kanmalar da oluyor!..
Türklerin de kendi kendileriyle çok savaşları oldu!..
Her milletin, yükselişleri de, düşüşleri de oluyor!..
Hep Türkler, hep Türkler, saldırgan savaşçı öyle mi, onlarsa masum muş?..
Ancak, ALDATILMAYA MÜSAİT, ZAVALLI SIĞ BEYİNLER KANAR, ALGI TAHRİFATLI YAZILMIŞ, TARİHİ SIĞLIKLARA!..
Aklımızı koruyalım, hassas, kuşkucu olalım, yoksa her konuda şeytan devrede, Yaratan’a sığınıp, O’nun emanetlerine ihanet etmeyelim, koruyalım, bakalım, yeterki!..
Yoksa, birileri gelir, DEF EDER!..
Doğu roma iktidarı, tahrif edilmiş kutsal kitapları ile ülkelerinde zalimliği arttırınca, TÜRKLERLE DEF EDİLDİLER!..
Sonra, koruma sürecinde, düzelme gösterdiler mi, ona bakılır!
Kuran’dan, böyle yazıyorum, kendimden değil!..
Kuran’ı Kerim. Sure 2/Ayet 251:
Sonunda Allah’ın izniyle onları yendiler. Davut’da Calûd’u öldürdü. Allah ona hükümdarlık ve hikmet verdi; dilediği ilimlerden ona öğretti. Eğer Allahın insanları birbiriyle def etmesi olmasaydı yeryüzü mutlaka fesada uğrardı. Lâkin Allah, âlemlere lütuf ve kerem sahbidir.
Aramızdan ayrılanlar
NAZMİYE BALIKÇI VEFAT ETTİ
Merhum Hilmi Balıkçı’nın eşi, Nazmiye Balıkçı 76 yaşında vefat etti.
Merhum Hilmi Balıkçı’nın eşi, Handan ve Hakan Balıkçı’nın anneleri Nazmiye Balıkçı için dün Devranlı Köyü Camisi’nde cenaze töreni düzenlendi.
Öğle namazından sonra kılınan cenaze namazının ardından Nazmiye Balıkçı’nın cenazesi köy mezarlığında toprağa verildi.
ŞEVKİYE KULA VEFAT ETTİ
Hıdırağa Köyü sakinlerinden Şevkiye Kula, 78 yaşında vefat etti.
Tosun Kula’nın eşi, Serpil Tuna Coşkun, Nermin Sever, Şermin Bayar ve Nejdet Kula’nın anneleri Şevkiye Kula için dün Hıdırağa Köyü Camisi’nde cenaze töreni düzenlendi.
İkindi namazından sonra kılınan cenaze namazının ardından Şevkiye Kula’nın cenazesi köy mezarlığına defnedildi.
‘Linkedin’de Öne Çıkma’ eğitimi
Trakya Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nde düzenlenen “Profesyonel İmaj ve Dijital İtibar: Linkedin’de Öne Çıkma Sanatı” başlıklı eğitimde, dijital dünyada güçlü bir kişisel marka oluşturmanın incelikleri ele alındı.
İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Cemile Arıkoğlu Ündücü, açılış konuşmasında dijital çağda “kim olduğumuzu” ve “nasıl algılandığımızı” yönetmenin önemine dikkat çekti.
Akademik birikimin doğru kanallar aracılığıyla profesyonel ağlara aktarılmaması durumunda potansiyelin sınırlı kalacağını belirten Prof. Dr. Ündücü, Linkedin’in artık yalnızca bir özgeçmiş havuzu değil, profesyonel kimliğin ve vizyonun canlı bir yansıması olduğunu vurguladı.
Eğitim, dijital ekosistem alanındaki çalışmalarıyla tanınan MarkeFront CEO’su Aytaç Mestçi tarafından verildi.
Programda; dijital dünyada profesyonel bir imaj oluşturmanın temel unsurları, Linkedin profilinin etkili ve stratejik biçimde yapılandırılması, içerik üretimi ve kişisel marka yönetimi gibi konular ele alındı. Katılımcılar ayrıca, iş dünyasında görünürlük kazanma, doğru ağlar kurma ve kariyer fırsatlarını artırmaya yönelik pratik bilgiler edinme imkânı buldu.
Fakülte tarafından düzenlenen etkinlik, öğrencilerin mezuniyet sonrası iş hayatına daha donanımlı hazırlanmasına katkı sunarken, dijital çağın gerekliliklerine uyum sağlama konusunda da önemli bir rehber oldu.
ADD, Sabahattin Ali’yi unutmadı
Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Edirne Şubesi 41 yıllık kısa sayılabilecek yaşamına çok önemli roman, şiir ve hikayeleri sığdıran Türkiye’nin yetiştirdiği en önemli yazarlarından Sabahattin Ali’yi 78. ölüm yıldönümünde andı.
ADD Edirne Şubesi Yönetim Kurulu’ndan yapılan açıklamada, 25 Şubat 1907 tarihinde Gümülcine Sancağı’na bağlı Eğridere’de doğan Sabahattin Ali’nin debi kişiliğini toplumcu gerçekçi bir düzleme oturtarak yaşamındaki deneyimlerini okuyucusuna yansıttığına dikkat çekilerek, kendisinden sonraki cumhuriyet dönemi Türk edebiyatını etkileyen bir isim haline geldiği, 2 Nisan 1948’de 41 yaşında iken Kırklareli’nde katledildiği hatırlatıldı. ADD’nin söz konusu açıklamasında şunlara yer verildi:
“Sabahattin Ali,21 Ağustos 1927 tarihinde öğretmenlik diplomasını alarak ilk görev yeri Yozgat Merkez Cumhuriyet İlkokulu’nda Öğretmen olur. Yozgat’ta yaşadığı 1 yıl süre boyunca da birçok şiir ve öykü yazdı.
1928 yılında, beş kişilik bir grupla Almanya’ya gönderilen Sabahattin Ali, 1930 yılında Almanya’dan döndü. Bursa’nın Orhaneli ilçesinde bir okulda öğretmenliğe başladı. Gazi Terbiye Enstitüsü’nün yaptığı Almanca sınavına girerek Aydın Ortaokulu’na Almanca öğretmeni olarak atandı. Çok geçmeden komünizm propagandası yaptığı suçlamasıyla ceza aldı ve Aydın Hapishane’sine sevk edildi. Birkaç ay süren cezası bittikten sonra bu kez yine Almanca öğretmeni olarak, Konya Ortaokulu’na atandı.
Konya’ya atanan Sabahattin Ali burada da rahat yüzü görmedi ve yine kaleminin cezasını çekti. Bir toplantıda okuduğu şiiri sebebiyle 14 ay hapis cezasına maruz kaldı. Üst üste gelen hapis cezaları onun memurluktan atılmasına sebep oldu. Konya Cezaevi’nde bir süre kaldıktan sonra, o meşhur Sinop Cezaevi’ne nakledildi. Cezaevinde yattığı süre boyunca gecelerini okuyarak, gündüzlerini ise yazarak geçirdi. Hepimizin bildiği ve sonrasında bestelenerek şarkı yapılan ‘Aldırma Gönül’ ve ‘Göklerde Kartal Gibiyim’ şiirlerini, işte burada yatarken yazmıştır.
Cezasını tamamlayarak serbest kalan yazar, yeniden memur olarak en son Mustafa Kemal Atatürk’ün izniyle Ortatedrisat Şube Müdürlüğü’ne atandı. Bundan sonra memuriyet hayatına öğretmenlik dışındaki görevlerde devam etti.
“Canım Aliye, Ruhum Filiz” kitabında daha iyi anlayacağımız büyük aşkı Aliye Hanım‘la 1935 yılında dünya evine girerek, Ankara’da yaşamaya başladı. Bu yıllarda geçimini Varlık dergisinde yazdığı hikayeler ile sağladı. Soyadı Kanunu’nun gelmesiyle ‘Şenyuva’ soyadını alan yazar, babasının ön adı olan Ali’yi kullanmaya devam etti.
Yedek subay olarak yaptığı askerlik görevi boyunca, eşi Aliye Hanımı da yanında götürdü. Bu arada kızları Filiz Ali dünyaya geldi. Askerliği bittikten sonra bu kez de Türkçe öğretmeni olarak atandı. Öğretmenlik yaptığı bu yıllarda büyük tartışmalara yol açan ‘İçimizdeki Şeytan’ adlı kitabını çıkardı. II. Dünya Savaşı öncesinde ilan edilen seferberlik nedeniyle, ikinci kez askere çağırıldı. Bir diğer ünlü romanı olan ‘Kürk Mantolu Madonna’yı da askerdeyken kaleme aldı.
Usta yazar her ne kadar sol görüşlü olması sebebiyle defalarca ceza alsa da, aslında hiçbir zaman bir komünist olmadığını dile getirir. Yazdığı yazılar hem sağ hem de sol kesimi eleştiriyordu. Bu nedenle de birçok kişi tarafından tepki topladı. Bir dönem Aziz Nesin ile birlikte ‘Markopaşa’ dergisini çıkardı. Dergide siyasi ve mizahi yazılar yayınlanıyordu. Çok kısa bir süre içerisinde ciddi oranda tiraj yakalayan dergide, isimsiz yayınlanan bazı yazılar yüzünden Sabahattin Ali bir kez daha hapis cezasına çarptırıldı. Cezası bittikten sonra Ali Baba dergisini çıkardı ve yayınladığı bir öykü olan ‘Sırça Köşk’ nedeniyle yine hüküm giydi.
Sabahattin Ali hikaye, öykü, roman ve şiir tarzında eserler vermiş bir yazardır. Hayatı boyunca çok fazla hikaye ve yazı kaleme aldı. Bunların çoğunu da çıkardığı ve çalıştığı dergilerde yayınladı. Bazıları ise ölümünden sonra derlenerek kitap haline getirildi. Yazarın öykü tarzında verdiği eserleri arasında; Değirmen (1935), Kağnı (1936), Hanende Melek (1937), Ses (1937), Yeni Dünya (1943), Sırça Köşk (1943), Bir Orman Hikayesi ve Kamyon yer almaktadır. Sırça Köşk kitabı bir dönem Bakanlar Kurulu tarafından toplatılmıştır. Bu kitapların içerisinde uzunlu kısalı toplamda 60 öykü bulunuyor. Öykülerinin çoğunda mekan olarak Anadolu’yu ve köyleri ele aldı. Konu olarak işlenen ise toplumsal sorunlar, sevgi, aşk ve kırsal kesimin yaşadığı zorluklardır.
Şiirlerinin derlendiği bazı kitapları; Dağlar ve Rüzgar, Kurbağanın Serenadı ve Öteki Şiirler’dir. Bazı şiirlerine ise günümüzün en sevdiğimiz şarkılarında rastlıyoruz. Yazarın bestelenerek şarkı yapılan bazı şiirleri şunlardır: Aldırma Gönül, Leylim Ley, Dağlardır Dağlar, Çocuklar Gibi, Kız Kaçıran, Göklerde Kartal Gibiyim, Kara Yazı, Eskisi Gibi ve Melankoli.
Sabahattin Ali’nin her yazdığı olay olmuş, hayatının en verimli çağlarını hapishane duvarları arasında geçirmiş ve ölümü de bir o kadar acı verici olmuş. Fakat o 41 yıllık kısacık ömrüne kocaman bir hayat sığdırmış. Hepsi birbirinden değerli ve ders alınası eserler bırakmıştır. Defalarca hüküm giymesine, ekonomik sıkıntı çekmesine, yazma özgürlüğü kısıtlanmasına rağmen hayata hep pozitif bakmış. Hücre cezası alıp okumasının bile yasaklandığı bir gün, cama yapıştırılan gazete kağıdını sökerek okuduğu anlatılır.
1947 yılında serbest kaldıktan sonra geçimini sağlamak için nakliyecilik işine başladı. Bu mesleği seçmesinin nedeni sadece ailesini geçindirecek parayı kazanmak değildi. Aynı zamanda yeni yerler, yeni insanlar görerek, yazıları için gerekli hikayeleri toplamayı amaçlıyordu. Yurt dışına çıkmak istiyordu ama pasaport alması imkansızdı. Bir gün Edirne’ye peynir götürme bahanesiyle yola çıkar. Asıl amacı yasal yoldan geçemediği sınırı aşarak, Avrupa’ya ulaşmaktır. Kaçması için ona yardım edecek olan kişi silah çalma suçundan ordudan ihraç edilen, Ali Ertekin adındaki bir subaydır.
Birlikte bir kamyonda Kırklareli’ne doğru yola koyulurlar. Ali Ertekin tarafından öldürülen Sabahattin Ali’nin yaşam öyküsü de, bu yolculukta son bulacaktır. Ali Ertekin savcılığa tutarsız ifadeler verir. Daha sonraki yıllarda farklı basın organlarına verdiği röportajlarda da bu tutarsızlık devam eder. Bu nedenle yazarın katli konusunda hala aydınlanmayan noktalar vardır. Ali Ertekin bir ifadesinde “Sabahattin Ali’nin yol boyunca kitap okuduğunu, birinde Türkiye’de komünist hareketler başlatacağını” söylediğini, başka bir açıklamasında ise ‘milli hislerini tahrik ettiğini’ söyler. Yolculuğun devamında ise ‘elindeki sopayla Sabahattin Ali’nin başına defalarca vurarak öldürdüğünü’ belirtir.
Teşhis edilmesi neredeyse imkansız olan cesedini 16 Haziran 1948 tarihinde bir çoban bulur ve jandarmaya teslim eder. Katil Ali Ertekin İdam cezasına çarptırılmasına rağmen sadece 4 yıl ceza alarak özgürlüğüne kavuştu. Yazarın ölüm yeri, ne şekilde gerçekleştiği, kimler tarafından kararlaştırıldığına dair çok şey yazıldı. Hatta MİT tarafından işkenceyle öldürüldüğü ve suçun Ali Ertekin üzerine kaldığı da söylenir.
Atatürkçü Düşünce Derneği Edirne Şubesi Yönetim Kurulu olarak, ‘Biz istiyoruz ki, bu memlekette yapılan her iş, üç beş kişinin çıkarına değil, bu toprakları dolduran milyonların yararına olsun’ diyen, 41 yıllık kısa sayılabilecek yaşamına çok önemli roman, şiir ve hikayeleri sığdıran Türkiye’nin yetiştirdiği en önemli yazarlarından Sabahattin Ali’yi 78. ölüm yıldönümünde saygıyla anıyoruz.
Yağlı güreşe yeni antrenör
Geleneksel Güreşler Federasyonu’nca düzenlenen Yağlı Güreş 1.Kademe Antrenör Kursu Kocaeli’nde gerçekleştirildi.
21 antrenör adayının katılım sağladığı kursa; Geleneksel Güreşler Federasyonu Genel Sekreteri Filiz Karaöz, Eğitmen olarak; Prof.Dr. Sn Levent Atalı, Eğitim Kurulu Başkanı Doç.Dr. Yener Aksoy, Arşiv İstatistik ve Veri İzleme Kurulu Başkan Vekili Okan Durak ve Abdullah Kaçmazoğlu katıldı.
Beş gün süren kursta; Yağlı Güreş oyun teknikleri ile ilgili uygulama ve taktik eğitimler verildi. Kursiyerlere, aldıkları eğitimlerin ardından uygulamalı ve yazılı sınav yapıldı.
Geleneksel Güreşler Federasyonu’nca 2026 yılında düzenlenecek yağlı güreş müsabakalarında görev alacak antrenörler ve sporcuların federasyona kayıtlı ve vizeli olmaları gerektiği konusunda uyarıda bulundu. Federasyonun resmi web sayfasından yapılan konuya ilişkin duyuruda şunlara yer verildi:
“2026 yılı içerisinde gerçekleştirilecek tüm Yağlı Güreş müsabakalarında görev alacak antrenörler ile müsabakalara katılacak sporcuların, Federasyonumuza kayıtlı ve vizeli olmaları zorunludur.
Aksi durumda; İlgili antrenörler müsabaka alanına giriş yapamayacak, antrenörlük görevinde bulunamayacak, sporcularını temsil edemeyecek, sporcularının elde edeceği dereceler sonucunda verilecek ödüllerden faydalanamayacaklardır.
2026 yılında müsabakalara sporcu olarak katılacak kişiler antrenör olarak görev yapamayacakladır.
Herhangi bir kulüp ile sözleşme imzalamadan önce vize işlemini gerçekleştirmesi gerekmektedir.
Vize işlemi gerçekleştiren antrenörlerimiz sözleşme imzaladığı kulüp bilgisi ve sözleşme suretini İl ya da ilçe müdürlükleri aracılığıyla federasyonumuza göndermeleri gerekmektedir.
ANTRENÖR DENKLİK İŞLEMLERİ
Daha önce Türkiye Güreş Federasyonu Başkanlığından antrenör belgesi almış, ancak; federasyonumuzda antrenörlük yapmak isteyenler için denklik işlemleri gerçekleştirilmiş olup, denklik işlemini yaptıramamış antrenörlerimiz için bu işlem son olarak tekrarlanacaktır.
Denklik işlemi yaptırmak isteyen antrenörlerimizin federasyonumuza en geç 01 Nisan 2026 tarihine kadar dilekçe ile başvurmaları gerekmektedir.”