Yazar arşivleri: Mehmet ŞELECİ

Olimpack ile Ambalajda Yeni Standartları Yakalayın, Depolama ve Sevkiyatta Gücü Artırın

Üretimden sevkiyata uzanan süreçte en kritik aşamalardan biri, ürünlerin güvenli şekilde korunması ve düzenli biçimde taşınmasıdır. Bu aşamada kullanılan ekipmanlar, operasyonel akışla birlikte marka algısını da doğrudan etkiler. Sağlam, düzenli ve profesyonel bir paketleme süreci, ürünün müşteriye ulaşana kadar geçirdiği yolculuğun kalitesini belirler. Bu nedenle güçlü bir ambalaj makinesi altyapısı, işletmeler için vazgeçilmez bir gereklilik hâline gelir. Ambalaj teknolojilerinde uzmanlaşan Olimpack, sunduğu çözümlerle depolama ve taşıma süreçlerinin daha kontrollü, hızlı ve güvenilir olmasına katkıda bulunur.

Günümüzde işletmeler üretim hızı kadar, bu üretimi nasıl koruyacağına da odaklanır. Ürünlerin zarar görmeden taşınması, düzenli şekilde depolanması ve sevkiyata hazır hâle gelmesi için profesyonel sistemlere ihtiyaç duyulur. Bu noktada palet streç makinesi, streçleme makinesi ve koli bantlama makinası gibi çözümler devreye girer. Söz konusu makineler sayesinde ambalaj süreçleri standart hâle gelir, insan hatası azalır ve operasyonel verimlilik artar.

Poşet Yapıştırma Makinesi ile Ürün Güvenliğini Üst Seviyeye Taşıyabilirsiniz

Ambalaj sürecinde ürünün son dokunuşu çok önemlidir. Özellikle küçük ve orta ölçekli ürünlerde poşetleme, hem koruma hem sunum açısından önemli bir role sahiptir. Bu aşamada devreye giren poşet yapıştırma makineleri, ambalajın tamamlayıcı unsuru olarak dikkat çekmektedir.

Poşetlerin ağız kısmını sağlam şekilde kapatan poşet yapıştırma makineleri, ürünlerin dış etkenlerle temasını minimum seviyeye indirir. Doğru kapatma işlemi sayesinde ürün kalitesini doğrudan etkileyen nem, hava ve toz gibi faktörler kontrol altına alınır. Böylece ürünler raf ömrü boyunca formunu ve kalitesini korur.

Farklı malzemelerle uyumlu çalışma özelliği, poşet yapıştırma makinelerini birçok sektör için uygun bir çözüm hâline getirir. Gıda, kozmetik ve medikal alanlarda bu makineler aktif şekilde kullanılır. Olimpack, geliştirdiği sistemlerde hız ve hassasiyeti bir araya getirerek işletmelere pratik çözümler sunar. Bu yaklaşım, ambalaj sürecinde hem estetik hem güvenli bir sonuç elde edilmesini sağlar.

Streçleme Makinesi ile Depolama ve Taşıma Süreçlerini Kolaylaştırın

Büyük hacimli ürünlerin korunması söz konusu olduğunda, streçleme süreci öne çıkar. Palet üzerinde bir araya getirilen ürünlerin sabit kalması, taşıma güvenliği açısından kritik bir faktördür. Streçleme makinesi, ürünlerin düzenli ve sağlam şekilde sarılmasını sağlar.

Streç film, yükü bir arada tutarak dağılma riskini azaltır. Aynı zamanda dış etkenlere karşı koruma sağlayarak ürünlerin zarar görmesini engeller. Bu sayede hem depolama hem sevkiyat süreçleri daha kontrollü ilerler.

Otomatik sistemler, sarım işlemini dengeli ve hızlı şekilde gerçekleştirir. Her katmana eşit gerilim uygulanır ve gereksiz film tüketimi önlenir. Bu durum işletmeler için hem maliyet avantajı yaratır hem de daha profesyonel bir ambalaj görünümü sunar.

Palet streç makinesi çözümleri, özellikle yoğun sevkiyat yapan işletmeler için büyük kolaylık sağlar. Kısa sürede çok sayıda paletin hazırlanması sayesinde lojistik süreçlerin planlanan şekilde ilerlemesi mümkün olur.

Olimpack ile Ambalaj Süreçlerinde Süreklilik Yakalayın

Ambalaj süreci, üretimin son adımı gibi görünse de, aslında müşteri deneyiminin başlangıç noktasıdır. Ürünün nasıl paketlendiği, markanın kalite algısını doğrudan etkiler. Bu nedenle kullanılan makinelerin performansı ve güvenilirliği kritik öneme sahiptir.

Olimpack, geniş ürün yelpazesi ile farklı sektörlerin ihtiyaçlarına yanıt verir. Koli bantlama makinası, palet streç makinesi ve diğer ambalaj çözümleri birlikte çalışarak güçlü bir sistem oluşturur. Bu sistem üretim hattında sürekliliği sağlar ve sevkiyat süreçlerini kolaylaştırır.

Kullanım kolaylığı, dayanıklı yapı ve düşük bakım ihtiyacı, makinelerin uzun süre sorunsuz çalışmasını destekler. Bu da işletmelerin operasyonlarını kesintisiz şekilde sürdürmesine katkı sağlar.

Ambalaj süreçlerinde doğru teknolojiyle ilerlemek, bugünü ve geleceği güvence altına alır. Güçlü bir sistem kuran işletmeler; ürünlerini korur, süreçlerini hızlandırır ve rekabet ortamında fark yaratır.

Domateste son nokta!

Türkiye’de gıda fiyatlarındaki artış artık sadece mutfakları değil, asayiş kayıtlarını da etkiliyor. Bir dönem sofraların en temel ürünü olarak görülen domates, bugün çarşı –  pazarda tane hesabıyla alınırken, yüksek fiyatların vardığı nokta Edirne’nin Keşan ilçesinde dikkat çeken bir olayla yeniden gündeme geldi.

Edirne Valiliği’nin asayiş bültenine yansıyan olayda, Keşan’da bir pazarcının tezgâhına indirdiği yaklaşık 25 kilo domatesin çalındığı bildirildi. Olay, 8 Mayıs 2026 günü Yukarı Zaferiye Mahallesi’nde meydana geldi.

Polis kayıtlarına göre müşteki T.K., pazar tezgâhına yaklaşık 25 kilo domates indirdiğini, kısa süre sonra ise ürünlerin yerinde olmadığını fark ettiğini belirtti. Domatesleri çalan kişi ya da kişilerden şikâyetçi olan pazarcının başvurusu üzerine polis ekipleri tarafından tahkikat başlatıldı.

Yaşanan olay, son dönemde temel gıda ürünlerinde yaşanan fiyat artışlarının toplumdaki etkisini bir kez daha gözler önüne serdi. Bir zamanlar “ucuz yaz sebzesi” olarak görülen domatesin artık hırsızlık konusu haline gelmesi, vatandaşın alım gücündeki erimeyi çarpıcı biçimde ortaya koydu.

Pazarcı esnafı ise özellikle sebze-meyve fiyatlarındaki yükseliş nedeniyle hem satışların düştüğünü hem de ürün güvenliği konusunda daha dikkatli olmak zorunda kaldıklarını ifade ediyor. Bazı esnaflar artık tezgâh başından ayrılamadıklarını belirtirken, olay sosyal medyada da “Domates altın oldu” yorumlarıyla gündem oldu.

Ekonomik krizin gündelik yaşama yansımasının sembollerinden biri haline gelen olay, “Türkiye’de artık domates bile çalınıyor” yorumlarını beraberinde getirdi.

Olayla ilgili F.Ö. isimli şüpheli hakkında yasal işlemlere başlandı.

Buğdayda ‘sürdürülebilir’ fiyat beklentisi

Olgay GÜLER

Türkiye’de ilk hasat buğday, Aydın’ın Söke ilçesinde sembolik olarak 20 liradan satılırken, ülkenin buğday ihtiyacının önemli kısmının karşılandığı Edirne’de üreticinin fiyat beklentisi de arttı.

Yılın ilk buğday hasadı, pamuk üretimi ile bilinen Söke Ovası’nda yapıldı. Çiftçi Ahmet Örekçi 36 dekar araziden hasat ettiği buğdayı özel bir işletmeye sembolik fiyatla kilosunu 20 liradan sattı. Kurak geçen 2 yılın ardından bu yıl düşen yağışlarla yüksek verim bekleyen çiftçi, bir yandan gözünü açıklanacak alım fiyatına dikti. Türkiye’nin buğday ihtiyacının önemli bölümünün karşılandığı Edirne’de de üreticiler hasada hazırlanırken, bir yandan fiyatla ilgili yapılacak açıklamayı beklemeye koyuldu.

‘SEMBOLİK RAKAM 20 LİRAYSA VAY ÇİFTÇİNİN HALİNE’

İlk hasat buğdayı ve verilen fiyatı değerlendiren Edirne Belediyesi Tarım Komisyonu Başkanı İsmail Sancakçavuşu, fiyatın umut vermediğini söyleyerek, “Aydın Söke’de ilk hasat yapıldı ve ilk ürün satıldığı bilgisini aldık. Çok üzüldüm çünkü üretici ilk hasadını yapıp da sattığında ona sembolik bir rakam belirlenir. Hatta ilk getirene küçük altın, traktör lastiği, mazot gibi hediyeler verilirdi. Bugün aldığım habere göre de ilk satılan ürünün sembolik rakamı 20 TL’ymiş. Bizim zaten normal beklentimiz 20 TL’ydi. Bu sembolik rakam 20 liraysa vay çiftçinin haline. Buğday fiyatları sembolik rakamı bu şekildeyse normal fiyatı çok iyi olmayacak gibi görünüyor. Bunun akabinde her yıl fiyatlar katlamasına artıyor. Daha dün ekmeğe zam geldi. Ekmeğe zam gelmesinden muzdarip değiliz, tabii ki zam gelecek, hayat pahalı ama insanların da geçinebilecek, ekmek alabilecek kaliteli bir standartların olması için emekli maaşları, memur maaşları, çalışan ücretlerinin bir şekilde düzenlenmesi lazım” dedi.

’21-22 TL’DEN AŞAĞI OLMAMASI LAZIM’

Buğdayda açıklanacak fiyatın en az 21-22 TL bandında olması gerektiğini dile getiren Sancakçavuşu, “Çalışan ucuz ekmek alacak diye çiftçiyi burada öldürmemek lazım. Biz olmazsak fırınlarda ekmek olmaz. Bu unutmamalıdır hiç kimse. Buğdayın en az bugünkü alındığı gibi sembolik fiyatının 20 TL olması gerekiyor. Geçen yıl buğday fiyatları 13.50 TL’den başladı, 16-17 TL’ye kadar çıktı. Ülkedeki enflasyona baktığımız zaman yüzde 35 ile 45 arasında enflasyon öngörülüyor ki zaten böyle. Mazot fiyatlarını konuşmayacağım bile. Girdi fiyatlarımız her geçen yıl artıyor. Gübresi, ilacı, işçisi, emekçisi gitgide katlanıyor. Bizim buğdayımızın bu enflasyondan etkilenmemesi için en az 21-22 TL’den aşağı olmaması lazım ki sürdürülebilir bir tarım yapalım. Çünkü bizim kredilerimiz var, faizlerimiz çok yüksek. Kurum, kuruluşlardan bile aldığımız ürünlerin faizleri çok yüksek. Onlar da teşvik edilmiyorlar. Çiftçinin geçinebilmesi için bize hak ettiğimiz buğday fiyatını, ayçiçeği fiyatını, çeltik fiyatını vermeleri lazım. Biz olmazsak, ürün olmazsa bu insanların hiçbir şekilde karnı doymaz” diye konuştu.

Edirne’de bir inşaat!

İsmail DEMİRAY

Edirne’de Atatürk Mahallesi’nde inşaata başlayan ve ruhsatı bulunmadığı iddia edilen inşaat faaliyeti çevrede yaşayanlar tarafından şaşkınlıkla karşılandı ve tepkilere neden oldu.

Atatürk Mahallesi Anadolu Sokağı altında büyük bir alanda bir hafta önce başlayan inşaat çalışmasında inşaat firmasının çevre önlemlerini yeterince almadığı görülmekte, kaldırım işgali etmiş görüntüleri, ana yolun toprak ve yağan yağmur nedeniyle çamur deryasına dönmesi çevrede yaşayanlar tarafından endişe ile gözleniyor.

İNŞAAT TABELASI BİLE YOK

İnşaatın hemen üst tarafında oturan bir mahalle sakini ile yaptığımı görüşmede şunları söyledi:

“Bir hafta önce başladı bu inşaat hızlı bir şekilde. Arsanın etrafını çevirdiler ama yol boyunda kaldırım yerlerini bile çitin içinde bıraktılar.

İnşaatın sahasında şantiye tabelası yok. Ruhsat numarası, tarihi sorumlu mimarı, mühendislerin isimleri, iş güvenlik firmasının isimleri yazması gerekiyor. Tabela yoksa aklımızı gelen şudur; ‘Firma daha ruhsatı çıkmadan inşaata başlamış durumda’ Bu zaten başlı başına büyük bir suç.

İNŞAAT FİRMASI TEHLİKE YARATIYOR

Güvenlik önlemleri de alınmamış durumda burada. Üç tane kamyon, iki tane de sahada iş makinası her sabah daha sekiz olmadan inşaat başlıyorlar ve akşam karanlık basana kadar devam ediyor bu çalışmalar.

Yollar ilk günlerde sarı toprakla kaplandı. Yollardaki bu topraklar yağmurlarla birlikte çamur deryasına dönüştü. Kamyonların lastiklerinde bu çamurlar toprak döküm alanına kadar taşınıyor.

Yolda oluşan çamur tabakası nedeniyle trafikte de büyük bir tehlike yaşanmakta. Burası çok dik bir bayırın bitimi. Üstten hızla gelen öğrenci servisleri, motokuryeler var ve olası bir kaza durumunda bunun sorumlusu kim olacak?

Çalışma esnasında şirket sorumlusunu uyardığımız halde yolda hiçbir önlem alınmadan çalışmaları gündüzleri tam gün sürüyor.

Bu şehri yönetenlerden bu inşaatı yapan firmayı denetlemelerini ve burada güvenlik önlemlerinin alınmasını bekliyoruz.”

İpsala’da yanan teknoloji meşalesi 13 yaşında

Olgay GÜLER

Trakya Üniversitesi’nin (TÜ) İpsala Meslek Yüksekokulu’nda 2013 yılında, öğrenci proje yarışması olarak başlayıp büyüyen ROBOTRAK Ulusal Robot Yarışması ve Teknoloji Sergisi, bu yıl Kırklareli Üniversitesi ev sahipliğinde 13 Mayıs’ta gerçekleştirilecek.

Türkiye’nin dört bir yanından, öğrencilerin katılımıyla gerçekleştirilen ROBOTRAK Yarışması bu yıl Kırklareli Üniversitesi’nde yapılacak. TÜ İpsala Meslek Yüksekokulu’nda 13 yıl önce temelleri atılarak ulusal çapta marka haline gelen etkinlik, 13 Mayıs’ta teknoloji meraklılarını buluşturacak.

TÜ İpsala Yüksekokul Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Hayati Arda, ROBOTRAK’ın temellerinin 2013 ve 2014 yıllarında İpsala’da atıldığını, 2015 yılından itibaren de Trakya Üniversitesi Balkan Yerleşkesi’ne taşınarak ivme kazandığını kaydetti. Arda; 2016, 2017, 2018 ve 2019 yıllarında bölgenin teknoloji merkezi haline gelen yarışmanın pandemi nedeniyle 2020 ve 2021 yıllarında zorunlu bir ara verilse de, 2022 yılında yeniden Balkan Yerleşkesi’nde devam ettiğini dile getirdi. Arda, yarışmanın teknik hazırlık ve koordinasyon süreçlerinde; Dr. Öğr. Üyesi Aydın Güllü, Dr. Öğr. Üyesi Muhammed Ozan Akı, Dr. Öğr. Üyesi Görkem Şen ve Öğr. Gör. Emrah Aydın’ın ilk günden bu yana sergiledikleri akademik rehberlik, organizasyonun bilimsel kalitesini her geçen yıl daha da ileriye taşıdığını söyledi.

Arda, İpsala’da bir ders projesi olarak başlayan hikâyenin, akademisyenlerin vizyonu ve öğrencilerin emeğiyle bugün Türkiye’nin dört bir yanından katılım sağlanan ulusal bir marka haline geldiğini belirtti. Arda, İpsala Meslek Yüksekokulu olarak temellerini attıkları büyük vizyonun, gençlerin yenilikçi fikirlerine ışık tutmaya devam etmesinden mutluluk duyduklarını; tüm katılımcılara başarılar dilediklerini söyledi.

DÖRT KATEGORİDE KIYASIYA REKABET

Öte yandan Türkiye’nin dört bir yanından lise ve üniversite öğrencilerinin projeleriyle katılacağı ROBOTRAK’26 kapsamında; Mini Sumo Robot, Çizgi İzleyen Robot, İnsansız Hava Araçları (İHA) ve Teknoloji Tasarım Projeleri kategorilerinde yenilikçi projeler yarışacak ve ödüller sahiplerini bulacak.

‘Erişilebilir bir Edirne istiyoruz’

DÜNYAM Zihin Engellileri Yetiştirme ve Koruma Derneği, Edirne’de engelli bireyler olarak en temel sorunları bile anlatacak muhatap bulmakta zorlandıklarına dikkat çekerek, taleplerinin sadaka değil, anayasal ve evrensel haklar olduğunu bildirdi.

DÜNYAM Zihin Engellileri Yetiştirme ve Koruma Derneği’nce Engelliler Haftası dolayısıyla yapılan “Engelliler sadece belirli gün ve haftalarda hatırlanmak istemiyor!” başlıklı yazılı açıklamada, “Engelliler Haftası geldiğinde güzel sözler, süslü cümleler ve temsili ziyaretler yapılıyor. Ancak bizler yılda bir kez hatırlanmak değil, hayatın her alanında eşit yurttaş olarak var olmak istiyoruz. Bizlere yönelik yaklaşımın ‘yardım’ ve ‘lütuf’ anlayışıyla değil, insan hakları temelinde olması gerektiğini bir kez daha hatırlatıyoruz” denilerek şunlara yerd verildi:

“Bizler acınacak insanlar değiliz. Bizler bu kentin, bu ülkenin eşit bireyleriyiz. Talebimiz sadaka değil, anayasal ve evrensel haklarımızdır.

Edirne’de engelli bireyler olarak en temel sorunlarımızı bile anlatacak muhatap bulmakta zorlanıyoruz. Bir sorun yaşadığımızda devlet kurumlarından randevu talep ediyoruz, aylarca geri dönüş yapılmıyor. Sesimizi duyurmak için kapı kapı dolaşmak zorunda bırakılıyoruz. Oysa kamu kurumları herkes içindir; engellileri görmezden gelmek kabul edilemez.

Bugün Edirne’de kaldırımlar, yollar, toplu taşıma araçları, kamu binaları ve sosyal alanların önemli bir bölümü hâlâ erişilebilir değildir. Birçok engelli birey evinden çıktığında özgürce hareket edememekte, sosyal yaşamın dışında bırakılmaktadır. Bu durum çağdaş bir kent anlayışıyla bağdaşmamaktadır.

Bizler eve kapatılmış bir yaşam istemiyoruz.

Bizler yok sayılmak istemiyoruz.

Bizler sadece alkışlanan değil, dinlenen insanlar olmak istiyoruz.

Erişilebilir bir Edirne istiyoruz.

Engellilerin karar süreçlerinde söz sahibi olduğu bir kent istiyoruz.

Kamu kurumlarının engelli bireyleri bekleten değil, çözüm üreten bir anlayışla hareket etmesini istiyoruz.

Sosyal yaşamda, eğitimde, ulaşımda, istihdamda eşit haklar istiyoruz.

Çünkü biz engelliler de varız.

Hayatın içindeyiz ve hayatın içinde olmak istiyoruz.

Tüm yetkilileri, yerel yönetimleri ve kamu kurumlarını artık göstermelik mesajlar yerine somut adımlar atmaya davet ediyoruz.

Haklarımız için konuşmaya, mücadele etmeye ve görünür olmaya devam edeceğiz.”

Kentleşme ve çevre Saadet merceğinde

Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Av. Sinan Tekin’in başkanı olduğu Saadet Partisi Sosyal İşler Başkanlığı tarafından hazırlanan haftalık “Sosyal Gündem Analiz Raporu”nda bu kez  “Kentleşme ve Çevre Sorunları” konusu ele alındı.

Türkiye’de hızla artan kentleşmenin beraberinde getirdiği çevresel, sosyal ve yapısal problemler kapsamlı şekilde değerlendirildiği raporda, “Türkiye’de hızlı kentleşme süreci şehirlerde birçok çevre sorununu beraberinde getirmiştir. Plansız yapılaşma, nüfus yoğunluğu ve betonlaşma; hava kirliliği, su kıtlığı, sel riski, atık sorunları ve yeşil alan kaybını artırmıştır. Özellikle büyükşehirlerde motorlu taşıt yoğunluğu ve sanayi faaliyetleri çevre kirliliğini ciddi boyutlara ulaştırmaktadır.

Kuraklık, aşırı sıcaklıklar ve taşkınlar şehir yaşamını daha da zorlaştıran hale getirmektedir. Bu nedenle suyun korunması, geri dönüşümün yaygınlaştırılması ve çevre dostu ulaşım sistemlerinin geliştirilmesi büyük önem taşımaktadır.

Sonuç olarak Türkiye’de şehirlerin daha yaşanabilir hale gelmesi için çevre bilincinin artırılması, güçlü yerel yönetimlerin oluşturulması ve uzun vadeli şehir planlamalarının yapılması gerekmektedir. Sürdürülebilir, dayanıklı ve çevreyle uyumlu şehirler geleceğin en önemli hedeflerinden biridir” ifadelerine yer verildi.

Rapora ilaveten, “Daha yaşanabilir şehirler için çevre seferberliği” başlığı altında yapılan yazılı açıklamada ise şöyle denildi:

“Türkiye’de hızlı kentleşme, beraberinde birçok çevre sorununu da getirmektedir. Artan nüfus, plansız yapılaşma, trafik yoğunluğu, hava kirliliği, su kaynaklarının azalması ve yeşil alan kaybı şehir yaşamını olumsuz etkilemektedir. Kuraklık, sel ve aşırı hava olayları da şehirler için önemli bir risk haline gelmiştir.

Bugün şehirlerimizin daha yaşanabilir, sağlıklı ve dayanıklı hale gelmesi için yeni şehircilik anlayışlarına ihtiyaç duyulmaktadır. Çevre dostu ulaşım sistemlerinin geliştirilmesi, geri dönüşüm uygulamalarının yaygınlaştırılması, su kaynaklarının korunması ve yeşil alanların artırılması artık bir tercih değil, zorunluluktur.

Bu kapsamda yağmur suyunun değerlendirilmesi, atıkların yeniden ekonomiye kazandırılması ve yürünebilir şehirlerin oluşturulması hem çevresel hem de sosyalaçıdan büyük katkılar sağlayacaktır.

Daha temiz hava, daha güçlü altyapı, daha fazla yeşil alan ve sürdürülebilir şehirler için yerel yönetimlerin, kurumların ve vatandaşların birlikte hareket etmesi gerekmektedir. Gelecek nesillere daha sağlıklı bir çevre bırakmak hepimizin ortak sorumluluğudur.”

Edirne’de 2025’te trafik canavarına 40 can

Edirne’de 2025 yılında meydana gelen 1279 adet trafik kazasında 40 kişi hayatını kaybederken, 1 726 kişinin yaralandığı bildirildi.

Türkiye İstatistik Kurumu 2025Yılı Karayolu Trafik Kaza İstatistiklerinden “Edirne İli Karayolu Trafik Kaza İstatistikleri, 2025” konusunda bir basın bülteni hazırladı. Söz konusu paylaşım şöyle:

“Edirne’de 1279 adet ölümlü yaralanmalı trafik kazası meydana geldi.

Ülkemiz karayolu ağında 2025 yılında toplam 1 milyon 549 bin 574 adet trafik kazası meydana geldi. Bu kazaların 1 milyon 261 bin 253 adedi sadece maddi hasarlı, 288 bin 321 adedi ise ölümlü yaralanmalı trafik kazasıdır. Yıl içerisinde meydana gelen ölümlü yaralanmalı trafik kazalarının %86,5’i yerleşim yeri içinde %13,5’i ise yerleşim yeri dışında gerçekleşti.Ölümlü yaralanmalı trafik kazası en çok 39bin 266kaza ile İstanbul’da gerçekleşmiştir. İstanbul’u 17 bin 548kaza ile Ankara, 15 bin 516 kaza ile İzmir ve 14 bin 423kaza ile Antalya izlemiştir. 2025 yılında ölümlü yaralanmalı trafik kazasının en az gerçekleştiği il ise 169 kaza ile Ardahan olmuştur. Ardahan ilini 233 kaza ile Bayburt, 253 kaza ile Tunceli ve 318kaza ile Hakkari illeri takip etmiştir. Edirne ili bu sıralamada 1 279 ölümlü yaralanmalı kaza ile 53. sırada yer almıştır.

Edirne’de trafik kazalarında 40 kişi hayatını kaybederken, 1 726 kişi yaralandı.

Türkiye’de 2025 yılında meydana gelen 288 bin 321 adet ölümlü yaralanmalı trafik kazası sonucunda 2 bin 541 kişi kaza yerinde, 3 bin 494 kişi ise yaralanıp sağlık kuruluşlarına sevk edildikten sonra kazanın sebep ve tesiriyle 30 gün içinde hayatını kaybetti. Karayolu trafik kazalarında 2025 yılında günde ortalama 789,9 ölümlü yaralanmalı kaza, 16,5 ölüm ve 1106,7 yaralanma meydana geldi. Edirne’de meydana gelen 1 279adet ölümlü yaralanmalı  trafik kazası sonucunda toplam 40kişi ölürken bunların, 18’i kaza yerinde, 22’si ise yaralanıp sağlık kuruluşlarına sevk edildikten sonra kazanın sebep ve tesiriyle30 gün içinde hayatını kaybetti.1 726 kişi ise trafik kazası sonucunda yaralandı.

Türkiye’de 2025 yılında 100 bin taşıt başına 18,0 karayolu trafik kazası ölümü meydana geldi.

Türkiye’deki toplam motorlu kara taşıtı sayısı 2024 yılında 31,3 milyon iken 2025 yılında 33,6 milyona yükseldi. Karayolu trafik kazalarında ölen kişi sayısı ise 2024 yılında 6 bin 351 iken 2025 yılında 6 bin 35 oldu. Böylece 100 bin motorlu kara taşıtı başına düşen trafik kazası ölü sayısı 2024 yılında 20,3 iken 2025 yılında 18,0’a geriledi.

Türkiye’de 2025 yılında il düzeyinde en fazla ölü sayısı 290 ölüm ile Ankara’da en fazla yaralı sayısı 47 bin 717 yaralı ile İstanbul’da görülürken;  en az ölü sayısı 5 ölü ile Ardahan’da en az yaralı sayısı ise 294 yaralı ile yine Ardahan’da gerçekleşti.”