Dijital Hizmetlerde Süreklilik İçin Güçlü Sunucu Altyapısı

Hizmet kesintisi dijital dünyada doğrudan kayıp yaratıyor

E-ticaret sitelerinden kurumsal portallara kadar çevrim içi hizmetlerin önemli bölümü günün her saatinde erişilebilir olmak zorunda. Sunucu tarafında yaşanan performans sorunları yalnızca teknik ekipleri değil, hizmetten yararlanan kullanıcıları ve işletmenin itibarını da etkileyebiliyor. Bu nedenle kaynakların daha kontrollü kullanıldığı VDS çözümleri, sürekli erişim gerektiren projelerde önemli bir altyapı seçeneği haline geliyor.

Altyapının tüm bileşenleri birlikte değerlendirilmeli

BirSunucum’un sanal sunucu seçenekleri değerlendirilirken işlemci ve RAM’in yanı sıra NVMe SSD depolama, ağ kapasitesi, lokasyon ve yönetim özgürlüğü de öne çıkıyor. Özellikle Türkiye’deki kullanıcılara hitap eden projelerde yerel sunucu konumu gecikme sürelerinin düşük tutulmasına katkı sağlayabilir. Yönetici erişimi ise sistem servislerinin uygulamaya göre yapılandırılmasını mümkün hale getirir.

İhtiyacın üzerinde değil, ihtiyaca uygun kaynak

VDS satın al kararı, en yüksek paketi seçmek anlamına gelmemeli. Asıl önemli olan uygulamanın gerçek iş yükünü doğru analiz ederek yeterli işlemci, RAM ve disk kaynağını belirlemek. Trafik büyüme beklentisi, yedekleme kapasitesi ve dönemsel yoğunluklar hesaba katıldığında daha sürdürülebilir bir altyapı planı ortaya çıkar.

Kiralama modeli işletmelere hareket alanı sağlıyor

VDS kirala seçeneği, fiziksel donanım yatırımı yapmadan sunucu altyapısını kullanmayı mümkün kılıyor. Bu modelde proje büyüdükçe kaynakların artırılabilmesi, başlangıçta maliyeti düşük tutarken ilerleyen dönemde performans ihtiyacına cevap vermeyi kolaylaştırıyor. Böylece işletmeler altyapıyı sabit bir donanım sınırına bağlı kalmadan geliştirebiliyor.

Dijital hizmetin temeli doğru altyapı

Kullanıcı deneyimi çoğu zaman tasarım ve yazılımla ilişkilendirilse de arka plandaki sunucu performansı bu deneyimin temel parçalarından biri. BirSunucum’un farklı kullanım senaryolarına göre sunulan sanal sunucu çözümleri, web ve uygulama projelerinin daha kararlı, yönetilebilir ve büyümeye açık bir altyapı üzerinde çalışmasını hedefliyor.

Üretici/Türkü Yakıcısı Neşet Ertaş

Neşet Ertaş’ın kültürel profilini oluşturan en önemli yanlarından birisi, onun üretici/türkü yakıcısı kimliğidir. Anadolu halk kültürünü, sanat geleneğini, edebiyatını ve Türkmen dilini iyi bilmesi ve halkın duygularını iyi tanıması nedeniyle Ertaş, ülkemiz müzik kültürünün en seçkin örnekleri arasında yer almış birbirinden değerli çok sayıda eser üreten bir türkü yakıcısı olmuştur. Daha çocukluk yıllarında başlayıp günümüze kadar 60-65 yıl gibi uzun bir süreçte kesintisiz olarak sürdürdüğü yaratıcı yani ile ürettiği eserler ve bağlı olarak sanatının derinliği, Neşet Ertaş’ı sanat dünyasında farklı bir kategoriye oturtmuştur.

Yaratıcı beyin ve dehalık konusunda çalışmalar yapan ilgili bilim dallarına mensup uzmanlar, bilimsel çalışmalar sonucu gelişen çeşitli bakış açıları ve yaklaşımlar yoluyla konuya ışık tutmaktadırlar. Biz; bunlar içerisinden birkaç temel yaklaşımı model alarak, Neşet Ertaş’ın özeline onun yaratıcı yönü ile ilgili çıkarımlar yapacağız.

Yaratıcılığın boyutsal bir özellik değil, daha çok, seyrek rastlanan, yüksek yetenekli, kendine özgü ve olağan dışı az sayıdaki bireyde bulunan süresiz bir özellik ya da özellikler bütünü olduğunu belirten Andreasen; bu bakımdan yaratıcılığın, Tanrı’nın bağışladığı ya da mucizeye yakın bir biyolojik veya sosyal bir rastlantı sonucu meydana gelen bir armağan olduğunu söylemektedir.

Sıra dışı yaratıcılığa sahip olanların, sıradan olanların başaramayacağı şekillerde görüp düşünmelerine olanak sağlayan, serbest çağrılırtan yaratabilen ender rastlanır beyinlerle ödüllendirildiklerini de belirtiren Andreasen, bu tip insanların genelde zaman içinde kendiliğinden ortaya çıkmadıklarını vurgulamaktadır. Tarihin belli dönemlerinde bu tip yaratıcılığa sahip çalışma ve fikirlerin çok az yer aldığını, kimi dönemlerde insanın yaratıcı ruhunun, sanki dizginlerinden kopmuşçasına koşmaya başladığının da altını çizen Andreasen, bu durumu; “Bir anda ortaya çıkan insanlar, yaratıcılıkta, insan zihni ve beyninin ulaşabileceği en yüksek noktalara ulaşır.”46 sözleriyle belirtmektedir.

Andreasen’in ortaya koyduğu bu yaklaşımlar göz önüne alındığında; uzun bir tarihsel süreç içerisinde, belli bir seyirde akıp gelen ve yalnızca kendisinin de bağlı olduğu sanat geleneğinde değil, aynı zamanda Anadolu Müziği içerisinde adeta birdenbire ortaya çıkarak kısa sürede ülkeye mal olmuş, değerli varlığı ile tarihi bir sima özelliğini kazanmış Neşet Ertaş’ın sergilediği profil, bu yaklaşıma konu olan özellikleri yapısında barındırmaktadır.

Daha duyulmaya başlandığı ilk günden başlayarak, alanındaki dönemin icralarını aşan ustalık düzeyi, müzik anlayışı ve üzerinden 60 yıl geçmesine karşı çözülememiş, aşılamamış yaratım gücü ve eserleri ile sonraki her dönem içerisinde benimsenmişliği ve hem bu benimsenmenin alandaki yaygınlığı hem de vazgeçilmezliği gibi gösteriler, Neşet Ertaş’ın olağanüstü bir yeteneği, beyni ve yaratıcılığı olduğu konusunda somut sonuçlardır. Onda can bulan ve üstün yaratım çizgileri taşıyan bu olağanüstü yetenek ve yaratıcı kişilik, eşsiz sanatının ve benzersiz üretimlerinin de ana kaynaklarındandır.

İnsan beyninin, nasıl bir yaratıcı süreçten geçerek bir müzik eseri ya da denklem yaratığının, üzerinde düşünülmesi gereken en büyüleyici sorulardan birisi olduğunu belirten Andreasen’a göre yaratıcılık; birey, süreç, ürün olarak üç bileşenden oluşup bu bileşenler doğrusal, yinelemeli ya da yalnızca gizemli bir şekilde bir araya gelebilir.”

Sanat yolunda, kendine özgü bir birey olup yarı yüzyılı aşan uzun bir süreçte olağanüstü ürünler ortaya koyabilme başarısını göstermiş Neşet Ertaş’ın; doğal oluşum, doğanın kendisini üretmesi ya da bir başka deyişle doğal doğurganlık olgusu içinde açıklanabilecek yaratıcılığı da bu sürecin birebir örneğini yansıtmaktadır.

Başta Semavi dinler olmak üzere, dünyadaki inanç ve felsefeler; neredeyse, her bir noktası akıl almaz gizemler, kusursuz güzellikler ve sırlarla dolu doğa ile olağanüstü yaratıcının arasındaki güçlü bağın varlığından söz ederler. Kâinat gibi bir mükemmelliği yaratan Tanrı’nın, yaratıcılık özelliğini az sayıdaki insana bahsettiği, böylece yaratıcılık özelliğinin dünyada en az bulunan özellik olduğuna inanılır. Bu nedenle de, yaratıcılığı üst düzeyde olanlar için; yaratıcılığın en üst sınır olan ilahi (tanrısal) yetenek benzetmesi kullanılır. Anadolu’da da; akıl, yetenek, beceri vb. temel olgular; Allah/Hak vergisi deyimi ile dile getirilmekte olup yeteneği ve buna dayalı başarısı için övülenler de, bu anlayış ve görüş içerisinde, Hakk’a şükür! ifadesini dile getirirler.

Kendini sürekli bir biçimde üreterek var edebilen ve yenileyebilen, doğurganlık özelliği nedeniyle de doğa ana olarak adlandırılan tabiatın/Tanrı’nın, yaratıcı insanlara, özgün şekillerde algılayıp düşünebilmeleri için tasarlanmış sıra dışı beyinler verdiği bir gerçektir. Bu nedenle, üreten insanlarda görülen yaratıcı yönün, doğadan gelen ve kuşaklar arası aktarılan kalıtsal bir yatkınlık özelliği olduğu düşüncesi de akla uygundur. Bedenen doğanın parçası olan insanoğlu, yaratım sürecinde, ruhen de kaynağını doğadan alan etkileşimler yolu ile kendisini doğanın yönlendirmesine bırakarak, duygularının anı (ya da anları) yaşar ve böylelikle üretimlerde bulunur. Bir yönüyle, aslında istem dışı gelişerek ilerleyen bu süreçte yaratılan özün olgunlaşma süreci başlar ve sonunda ürün tamamlanarak biçimlenir. Her sanatçıda farklı bir akış izleyen bu süreç sonrası gelişen ürün, her ne kadar kişinin kendisininmiş gibi görünse de, aslında doğanın malı olup doğanın insan ruhunda belirmiş bir biçimi ve dile gelişidir. Bu yönüyle bir eser ne kadar doğal ise; o denli güzel, vazgeçilmez ve uzun ömürlüdür. Çünkü doğa; kusursuz güzelliğin, vazgeçilmezliğin ve sonsuzluğun ta kendisidir.

Anadolu coğrafyasının, dünyada eşine az rastlanır bir doğası vardır. Üzerinde yaşayan farklı ırk, dil, din ve geleneklere sahip çok sayıda insan topluluklarının iç içe geçip kaynaştığı bereketli topraklar, birçok alanda olduğu gibi sanatla uğraşanlar için de adeta cennet niteliğinde olup sınırsız olanaklar sunar. Bu bağlamda Anadolu’nun kültürel ürünleri de, tıpkı üzerinde sayısız çeşitlilikte türü barındıran florasına ait rengârenk çiçekler gibi bin bir çeşitliliktir. Anadolu’nun neresine gidilirse gidilsin, karşılaşılan ortalama insan tipi; kendine özgü bir duyumaya sahip hoş bir şive ile konuşan, güzelliğe tutkun, duygu ve düşüncelerini deyimlerle, özlü sözlerle, şiirlerle, türkülerle ortaya koyan, çok sayıda hikâye, masal, küçük öykü, kıssalar vb. sözlü kültür ürünlerini belleğinde gezdirerek bunları yolu-yordamıyla anlatabilen, canlı, şen, esprili bir yapıdadır.

Anadolu toprağının engin gönüllü, yankı yürekli topluluğu Abdallar soyundan gelen Neşet Ertaş da; kendisinde can bulan, sevgi ve aşk dolu yüreğini, ruhundaki güzelliğe ve gerçeğe olan bitmez tükenmez tutkusunu, ruhundaki, duygu ve düşüncelerindeki derinliğin kaynağı Anadolu toprağı ve kültüründen alır. Bu nedenle onun Anadolu ile bütünleşmiş, yarım asırdan fazla zamandır dimdik ayakta duran sanatını ve yarattığı eserlerini Anadolu’dan, Anadolu müzik sanatını da ondan ayrı düşünmek olanaksızdır.

Kaynağını Anadolu’nun bereketli doğasından alan Neşet Ertaş’ın yaratım gücü ile Anadolu toprağı ve kültürü arasında köklü bir bağ vardır. Ruhunun derinliğinden gelen duygu, düşünce ve sezgilerle tıpkı bir arı gibi bin bir çiçekten topladığı özleri inleyerek bal yapan, ürettiklerini de bir bülbül gibi içli avazlarla, feryatlarla dillendiren Ertaş; böylelikle kendisini var eden Anadolu toprağının doğasına, onun dilinden yanıt vererek yeniden üretmiştir. Onun doğal yaratıcılığına dayalı ürettiği sözler, ezgiler de kendisini var eden bu olağanüstü doğanın bir parçası olarak kusursuz güzelliğe, vazgeçilmezliğe ve sonuçta ölümsüzlüğe kavuşmuş böylelikle Neşet Ertaş’ın sanatı, doğallığın üst sınırına erişmiştir.

Bir yaratıcı birey ortaya çıktığında, onun çevresel unsurlardan beslenmesi gerektiğini, ancak böylelikle gelişebileceğini vurgulayan Andreasen; bu olguyu; “Doğa, ne kadar önemliyse; yaratıcılığın filizlenebilmesi için, çevre de o kadar önemli, hatta gereklidir.”48 sözleriyle açıklamaktadır. Gerçekte, Neşet Ertaş da, kendisini besleyen özgün bir sosyokültürel çevre içerisinde biçim kazanmıştır. Ertaş; kendisini üreten yegâne çevre olarak gördüğü aşiretini, özgünlük ve yaratıcılık temeline şöyle tanımlar: “Bizlere âşık derler, ozan derler. Biz halk âşığımız, halkın âşığımız; üretenleriz, kaynak kişileriz. Kaynak kişi, türkü üreten demektir. Biz, halk için türkü üretiriz; türkü yakarız, türkü söyleriz.”

Anadolu toprağının Hak ve halk aşığı türkü üreticisi kaynak kişileri Abdallar, bireylerin birbirini beslediği ve yeni düşüncelerin doğabileceği alanlar açan olağanüstü verimlilikte bir topluluktur. Öyle ki doğduğu günden başlayarak, başta babası olmak üzere, bağrında yetiştiği bu topluluğun bireyleri ile karşılıklı etkileşim içerisine girmiş Neşet Ertaş’ın, manevi ve kültürel evrenini doğrudan etkileyerek biçimlendiren bu sosyal çevre, onun yaratıcılığını daha küçük yaşlardan beri tetikleyerek üretmeye itmiştir.

Yaratıcı beynin tek başına gelişmesinin de zor olduğunu, her ne kadar yaratıcı sürecin yaratıcı bir ürünle sonuçlanabilmesi için yalnızlığın gerekli olsa da, etkileşimin de zorunlu olduğunu belirten Andreasen, bu durumu; “Bu süreci tetikleyen asıl öge, başkalarıyla etkileşim ve düşünce alışverişi içinde bulunmaktır.”50 sözleriyle saptamaktadır. Ertaş da, çocukluk yıllarından başlayarak -ve en başta babası olmak üzere- kendi aşiretindeki ustalar ile etkileşim ve düşünce alışverişinde bulunup buradan beslenerek yaratıcı yönünü geliştirmiştir.

Yaratıcı kişiliğin bağımsız ve bireysel olma eğilimi taşıdığını ancak buna karşı yaratıcı yönün gelişebilmesi için doğrudan eğitim ve destek yoluyla yardım görmesi gerektiğini belirten Andreasen; usta-çırak ilişkisine dayalı eğitim öneminden söz ederek bunun günümüzde de, çağdaş yüksek bilimle de temel bir eğitim yöntemi olarak varlığını ve önemine vurgu yapmaktadır. Ustalık olgusunun, başı başına bir sanat olduğunu belirten Andreasen’e göre; “Bu yöntemde bilgi, görgü ve deneyimlerle birey desteklenerek yaratıcı yönü geliştirilir.”

Özellikle 14-15 yaşına gelinceye kadar Neşet Ertaş da, babası gibi ustalar ustası bir rehberin gözetiminde eğitilerek yaratıcılık yönü geliştirilmiş, üretim biçimi ve ürünlerinin ana yapısıyla ilgili yön çizilmiştir. Ancak Muharrem Ertaş, kendisini aşan yeni bir usta yetiştirmesine karşın, Neşet Ertaş; gurbet ellerde geçen yaşamı ve bu zorlu yaşamın koşulları gereği bunu yapamamış ve birebir çırak yetiştirememiştir.

Yaratıcı beynin, doğuştan yetenekli insanlarda beklenmedik şekilde ortaya çıkabileceğini, bunun belki de kalıtımsal olarak yaratıcılığı miras almış insanlarda görülebilme olasılığının güçlü olduğunu belirten Andreasen, bu olguyu da; “Kalıtımsal anlamda onlar, yaratıcılıkları bir anda ortaya çıkan ve çok küçük yaşlarda bile doğuştan yetenekli görünen insanlardır. İçlerinde, bastırılamaz bir yaratıcı güdü ve tutku vardır.” sözleriyle belirtmektedir. Nitekim bu bilgiye denk düşecek bir biçimde Neşet Ertaş’ın da, çocuk denilebilecek yaşlarda türküler üretmeye başladığı, onda, erken dönemde ortaya çıkan yaratıcılık kapasitesinin gelişerek 14-15 yaşına geldiğinde; Anam ağlar başucumda oturur gibi sanatsal çıtası çok yukarılarda bir eseri üretebilecek bir düzeye ulaştığı görülür.

Andreasen; olağanüstü yaratıcılık özelliği taşıyan beynin, insanın yaradılış ve ruh özelliklerinin bütünü olan huyu ile onu başkalarından ayıran temel belirti ve davranış biçimlerini yansıtan niteliğini de belirlediğini söylemektedir. Ona göre, olağanüstü yaratıcılık bu yönüyle hem bir iyilik, hem de kötülüktür. Çünkü bu özellik, kişiyi yalnızca yaratıcı değil, aynı zamanda ince düşünceli, başkalarına karşı duyarlı, kırılgan, inatçı, dirençli, saplantılı, en iyiyi arayan, kendi aklı ve anlayışına yönelmiş, fikirlerle dolu, sürekli çalışan ve ancak ürettiğinde rahat edebilen biri yapar.

Andreasen’in ortaya koyduğu bu saptamalar, Neşet Ertaş’ta da birebir görülür. Ertaş da, kişilik özellikleri yönünden; duygulu, duyarlı, kırılgan, en iyiyi arayan, kendi aklı ve anlayışına yönelmiş, sürekli fikirlerle dolu, öz güveni yüksek biri olup onun bu yönleri, yaratım sürecinde eserlerinin niteliğini belirleyen temel unsurlardandır. Son derece duygusal ve bir o kadar da sevgi dolu bir yüreğe sahip olan, her duyguyu dolu dolu yaşayan Neşet Ertaş’ın dolu yüreği, her eserinin her bir sesinde kendini hissettirir.

Gerek günlük yaşam içerisinde, gerekse sanat icrası sırasında gönüllere seslenirken sergilediği doğallığı, içtenliği ve engin gönüllülüğü; boş durmayı ve boşa vakit geçirmeyi sevmemesi nedeniyle, yaşamı boyunca zamanının çoğunu sanat çalışmalarıyla geçirmesi, işini bitirmeden rahat edememesi, kendine duyduğu yüksek öz güven ile teslimiyetliğe asla ödün vermeden daima mücadele ve üretim içinde olması, sanat konusunda olabileceğin ve yapılabileceğin en iyisini amaçlayan, buna ulaşmaya çabalayan mükemmeliyetçiliği eserlerinden kulaklara yansıyan kişilik özelliklerinin bazılarıdır. Neşet Ertaş’ın kişilik yapısındaki inatçı ve ısrarcılığa varan kararlılığı ise, dehasının verdiği güven duygusu ile üretimlerin yansımalarını özümseniş olmasındandır.

Neşet Ertaş’ın sürekli sorgulamalarla, fikirlerle dolu olması; onun akıl kavrayışının ve kendi aklına, anlayışlarına yönelmesinin bir sonucudur. Her zaman kendi aklının ve düşüncelerinin peşinden giden Ertaş, yaratılarının ana kaynağının kendi özü, kendi sözü olduğunun altını çizer.

Neşet Ertaş’ın yaşamsal ve sanatsal tavrına etki eden ve neredeyse tüm üretimlerine damgasını vuran en belirgin kişilik özelliklerinden bir diğeri, gerçekçiliğidir. Kâinatta akıl dışı hiçbir şeyin olmayacağını, her şeyin akıl ve gerçeklik içerisinde ele alınması gerektiğini vurgulayan Neşet Ertaş’a göre, her durumda gerçeği söylemek en önemli şeydir. İnsanda başka bir keramet arayanlara karşı dile getirdiği; İnsanın gerçek kerameti, her durumda gerçeği söyleyebilmesidir; sözü ise bu anlayışın zirvesini ortaya koyar. Yaşamı boyunca bunu gözeten Ertaş, kişilik yapısında belirgin olarak ortaya çıkan bu özelliğini üretimlerine de yansıtmıştır. Eserlerinde aklın almayacağı hiçbir şey söylemeyen Ertaş; olanı, daima olduğu gibi ve abartıdan uzak olarak dile getirmeye özen göstermiştir.

Her durumu ve her olguyu akıl süzgecinden geçirerek eserlerine yansıtan Ertaş, bunu bir de mantık terazisinde tartar. Ertaş’taki mantık kavrayışının; bir yandan gerçekçilik ve akılcılık çizgisinde gelişen, öte yandan da her olgu ve durumun kendine özgü doğasını da göz ardı etmeden yürüyen bir işleyişi vardır. Gerek günlük yaşamın yönlendirilmesinde, gerekse yaşamsal felsefesini biçimlendirmede daima akıl, mantık ve fikir ilişkisini kuran Ertaş; aklın ve mantığın almayacağı bir düşünce dile getirmez. Bu olgu, Ertaş’ın sanatsal felsefesi ve yaratımlarında da aynı yönde kendini gösterir. Öyle ki, Neşet Ertaş’ın tüm eserleri incelendiğinde; içlerinde akıl ve mantığa aykırı hiçbir düşünce olmadığı gibi, biriyle çelişen bir yan bulmak da olanaksızdır. Kavramlar, yaklaşımlar ve yorumların tümü birbiriyle uyumlu, tutarlı, açık-seçik bir ifadedir. Türkünün anası hava, ömrü sözdür; deyip mantıksız sözler katmanın ya da yanlış okumanın türkünün anlamını ve bütünlüğünü bozarak ömrünü kısalttığını belirten Ertaş; bu nedenle kendi eserlerinin, özellikle söz yönünden yanlış icra edilmesine tepkilidir. Çünkü ona göre, söylenen her şey insanların anlayıp bilmesi ve yaralanması için olup bu tip yanlışlarla niteliği bozulmamalıdır.

Toplumsal yapı içerisinde; düşünce üretme, görüş ve tavır belirleme, söz söyleme, öğretici aktarma gibi yönler; dünyaya câhil eğitmek için gönderildiklerine inanılan ozanların, bilgelerin işidir. Neşet Ertaş’ın insana, topluma ve toplumsal olaylara karşı duyarlılığı; sorumluluk bilinci içinde, bilgisini eserleri yoluyla iletmesi, böylelikle de doğruları arifçe bir tavırda aktarmaya çalışması da, onun bilgelik dolu sezgisinin, arif kişiliğinin ve ozan/aşık kimliğinin yansımalarıdır.

Ertaş’ın; geçmişi bilen, yaşadığı çağı ve getirilerini kavrayan, olayların ve durumların ne yönde ilerlediğini görüp geleceğe yönelik bu yönde düşünceler üretebilen bir görüşü vardır. Kendisini doğuştan aşık olarak tanımlayan Ertaş, bu yolda çok sayıda ürün vermiştir. Ertaş, kendisinin bu yönü ile ilgili olarak: “Ben gariban birisiyim. Benim ahım yok, şahım yok. Ben ozanım, gezenim, tozanım demedim. Çabamız; şurada üç-beş türkümüz var ise, bunları gelecek kuşaklara bırakmak için.” diye belirtmektedir. Ancak o, her ne kadar bu konuda da kendisi ile ilgili olarak enginlik içerisinde konuşmalar yapsa da; onun ozanlığı, aktardığı öğretiler ve toplum belleğinde yarattığı etki azımsanmayacak ölçüdedir.

Neşet Ertaş eserlerinde, Türk Halk Edebiyatı’ndaki ezikliğin bir dışa vurumu olan ve gurbete düşmüş anlamını taşıyan Garip mahlasını (takma adını) kullanır. Bu mahlas, zaman zaman Kul Garip ya da Garip Kul biçimine dönüşse de, özü ve anlamı aynıdır. Ertaş, bu durumu şöyle açıklıyor: “Ben usta malı söylemiyorum. Kırşehir türküsü olarak hepsi babamdır veya onun babasındır. Ben onları da söyledim ama, yüzde onu-on beşi geçmez. Söylediğim türkülerin geriye kalan yüzde seksen beşi benim türkülerimdir, bana aittir bu türkü sözleri. Bunları da hâliyle kendime göre söylüyorum.”

Usta malı okumayan Ertaş, kendinden önceki ustaların havalarına yönelmeyişinin gerekçelerini de şöyle anlatmaktadır: “Gelmiş geçmiş ozanların ne dediğini, Allah’ım sayesinde bana kimse söyleyemez. Usta malı; bundan bin sene, bin beş yüz sene evvel ozanların üstü kapalı olarak, arifçe söylemiş oldukları sözlerdir; deyiştir. Herkes arif olsa, dünyada cehalet kalmazdı. Ömür kısa. Dünyaya gelen, hiçbir şey bilmeden gelip gidiyor; bunun için cehalet duruyor. Öyleyse bunları eğitmek gerekiyor. Eğitmek için de bunlara doğrusunu söylemek gerekiyor ki, aysın, ayıksın; aklına, mantığına uysun!”

Konut ve Ofislerde Elektronik Cihazları Aşırı Gerilimden Korumak

Bir yaz fırtınasının ardından çalışmayan modem, aniden bozulan televizyon ya da kombi kartındaki açıklanamayan arıza… Bu senaryolar birçok ev ve iş yeri için tanıdıktır. Çoğu zaman “cihaz eskimişti” ya da “şanssızlık” olarak yorumlanan bu arızaların büyük bölümü, aslında elektrik hattından gelen ani gerilim darbelerinin sonucudur. Evlerimiz ve ofislerimiz artık onlarca elektronik cihazla dolu; her biri de aşırı gerilime karşı son derece hassas mikroişlemciler barındırıyor.

Konut ve ofis tesisatlarında aşırı gerilim, en çok üç kaynaktan gelir. Birincisi yakın çevreye düşen yıldırımlardır; yıldırımın binaya doğrudan düşmesi gerekmez, birkaç kilometre uzaktaki bir çarpma bile havai enerji hatları üzerinden konuta ulaşan darbeler oluşturur. İkincisi şebeke tarafındaki anahtarlama işlemleridir; trafo merkezlerinde yapılan manevralar ve büyük tüketicilerin devreye girip çıkması, hat üzerinde küçük ama tekrarlayan darbeler yaratır. Üçüncüsü ise bina içindeki cihazların kendisidir; asansör motorları, klima kompresörleri ve hatta buzdolabı kompresörü bile devreye girerken hatta darbe gönderir.

Bu darbelere karşı en etkili ve en ekonomik çözüm, sayaç panosuna ya da daire içindeki dağıtım tablosuna monte edilen kompakt bir koruma cihazıdır. Konut uygulamalarında genellikle Tip 2 sınıfı bir parafudr yeterli olur; enerjinin havai hatla geldiği ve yıldırım riski yüksek olan bölgelerde ise Tip 1+2 kombine cihazlar önerilir. Cihaz, ray montajlı olduğu için mevcut panoya kolayca eklenebilir ve tesisatta büyük bir değişiklik gerektirmez.

Peki kendi konutunuz ya da ofisiniz için hangi cihazın uygun olduğunu nasıl belirleyeceksiniz? Enerji giriş tipi, panonuzun konumu, topraklama sisteminin yapısı ve korumak istediğiniz cihazların türü, bu kararı belirleyen faktörlerdir. Bu değişkenleri kolayca değerlendirmek için parafudr seçim aracını kullanabilirsiniz; birkaç basit soruya yanıt vererek tesisatınız için uygun koruma sınıfına ulaşmanız mümkündür. Elektrikçinizle konuşmadan önce bu ön bilgiye sahip olmak, doğru ürünü doğru fiyata almanızı kolaylaştırır.

Panoya monte edilen cihaz, ana koruma kademesini oluşturur; ancak özellikle değerli ya da hassas cihazlar için ikinci bir kademe düşünülmelidir. Bilgisayar, ev sinema sistemi, ağ ekipmanı ya da ofisteki sunucu için priz tipi Tip 3 koruma cihazları kullanılabilir. Piyasada “aşırı gerilim korumalı priz” adıyla satılan ürünlerin bir kısmı gerçek bir koruma sağlamaz; bu nedenle ürünün deşarj kapasitesi ve koruma seviyesi belirtilmiş, standartlara uygun olduğu belgelenmiş modelleri tercih etmek gerekir.

Konutlarda sıkça unutulan bir nokta, enerji hattı dışındaki giriş yollarıdır. İnternet için gelen fiber ya da bakır hat, uydu anteni kablosu ve telefon hattı, aşırı gerilim için birer giriş kapısıdır. Modemlerin fırtına sonrası bozulmasının en yaygın nedeni, enerji hattından değil iletişim hattından gelen darbedir. Bu hatlar için tasarlanmış küçük sinyal koruma cihazları, çok düşük maliyetle bu riski ortadan kaldırır.

Topraklama, konut korumasının en zayıf halkası olabilir. Eski binalarda topraklama hattı ya hiç bulunmaz ya da yıllar içinde bağlantıları gevşemiştir. Parafudr, fazla enerjiyi toprağa aktardığı için topraklaması olmayan bir tesisatta işlevsiz kalır. Koruma cihazı takmadan önce topraklama direncinin ölçülmesi ve gerekiyorsa topraklama tesisatının yenilenmesi, yatırımın boşa gitmemesi için ön koşuldur. Ayrıca kaçak akım rölesi ile parafudrun birbirini etkilemeyecek şekilde konumlandırılması, elektrikçinizin dikkat etmesi gereken teknik bir ayrıntıdır.

Cihazın takılmasından sonra periyodik kontrol basit ama gereklidir. Çoğu konut tipi parafudrun ön yüzünde yeşil ya da kırmızı bir gösterge bulunur; kırmızı, cihazın ömrünü tamamladığını ve değiştirilmesi gerektiğini gösterir. Yılda bir kez, tercihen bahar aylarında yapılacak bir bakış, koruma sisteminin çalışır durumda olduğunu doğrular.

Ofis ortamlarında koruma ihtiyacı konutlara göre bir adım daha ileridir. Sunucu, ağ anahtarı, güvenlik kamerası kayıt cihazı ve santral gibi ekipmanların arızalanması yalnızca cihaz kaybı değil, iş sürekliliğinin kesintiye uğraması anlamına gelir. Bu tür ofislerde, kesintisiz güç kaynağının önüne ve arkasına ayrı koruma kademeleri yerleştirilmesi, hem UPS’in kendisini hem de arkasındaki ekipmanı güvence altına alır. Kamera hatları ve ağ kabloları için de sinyal koruma cihazları planlanmalıdır.

Kiracı ya da site yönetimi konumunda olanlar için de pratik bir not: apartman ana panosuna monte edilecek tek bir Tip 1+2 cihaz, tüm daireler için ilk koruma kademesini sağlar ve maliyeti daireler arasında paylaşıldığında son derece düşük kalır. Bu ortak koruma üzerine her dairenin kendi tablosuna ekleyeceği Tip 2 cihaz ile kademeli koruma tamamlanmış olur. Site yönetimlerinin yıllık bakım planına bu kalemi eklemesi, tüm bina için toplu bir güvence oluşturur.

Konut ve ofislerde aşırı gerilim koruması, birkaç bin liralık bir yatırımla on binlerce liralık cihaz parkını güvence altına alır. Doğru seçilmiş, doğru topraklanmış ve düzenli kontrol edilen bir koruma sistemi, fırtınalı günleri endişe kaynağı olmaktan çıkarır.

Taksicinin gündemi ‘zam’

Olgay GÜLER

Edirne Şoförler ve Otomobilciler Esnaf Odası tarafından, kentteki taksi durak başkanlarıyla gerçekleştirilen toplantıda, artan akaryakıt maliyetleri nedeniyle Eylül ayı belediye meclis toplantısında gündeme alınması beklenen taksimetre tarife ücretleri masaya yatırıldı.

Edirne Şoförler ve Otomobilciler Esnaf Odası tarafından, Edirne Esnaf ve Sanatkar Odaları Birliği (EDESOB) toplantı salonunda, taksi durak başkanlarıyla belirli aralıklarla gerçekleştirilen değerlendirme toplantısı yapıldı. Oda Başkanı Aytaç Dilci ve yönetim kurulu üyelerinin katıldığı toplantıda, taksimetre ücretlerine yönelik Edirne Belediyesi’ne verilen zam talebi de gündeme geldi.

‘YILLARCA FEDAKARLIK YAPTIK’

Konuyla ilgili açıklama yapan Oda Başkanvekili Erdal Çağlayan, Edirne’nin yıllardır Türkiye genelinde en düşük taksimetre fiyatlarıyla hizmet verdiğine söyledi. Çağlayan, “Şimdi taksi esnafı olarak biz, önümüzdeki Eylül Meclis toplantısında belediyeden zam talebinde bulunuyoruz. Burada tabii zam talebinde bulunmadan önce özellikle şunun altını çizmekte fayda görüyoruz: Biz yıllardan beri her zaman Türkiye genelinde en düşük taksimetre fiyatıyla çalışan il özelliğimizi koruduk. Şu anda buna örnek verirsek, büyükşehir olmayan 51 tane şehir vardır Edirne düzeyinde. 30 tane de büyükşehir vardır. Toplamda bu 81 il arasında, 2 tanenin haricinde en düşük taksimetreyle çalışan il hâlâ biziz. Biz niye bu zam talep etmeyen bir esnaf grubu olduk yıllarca? Edirne’de ayrıca Türkiye’de kişi başına düşen nüfusa kıyasladığımız zaman en fazla taksi sayısına sahip iliz. Dolayısıyla bu yoğunluk bizim işlerimizi de aksattı. Bu kadar fedakârlık içinde, düşük ücretle de işlerimizi kazanalım düşüncesiyle yıllarca böyle bir yol izledik” dedi.

‘ARTAN AKARYAKIT MALİYETLERİ ESNAFI ZORDA BIRAKTI’

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile İran arasında yaşanan gerilim nedeniyle artan akaryakıt fiyatlarının taksici esnafını nefes alamayacak noktaya getirdiğini dile getiren Çağlayan, “Fakat şu yaşadığımız son dönemde, mazota gelen akaryakıt zamları, ÖTV’nin sıfırlarının tekrar her ay değişmesi, her ay 3 lira, 6 lira, 9 lira şeklinde mazota zam gelmesi esnafı nefes alamayacak hâle getirdi. Herkes takdir eder ki taksiciler hiçbir zaman zam istememiştir. Mesela biz geçtiğimiz Haziran ayında yine makro 80 liraya yükseldiği zaman zam talep dilekçesini belediyemize iletmiştik. Fakat Hürmüz Boğazı’nda yaşanan olaylarda bir barış durumu oldu, mazot 64 liraya kadar düştüğünde zam talep dilekçemizi geri çektik. Şimdi şartlar çok anormal derecede arttı. En son zam aldığımızda mazot 62 lira bandındayken şu an 83 lira bandında ve her ay da yükselerek devam edeceğini hepimiz biliyoruz. Dolayısıyla zam almamız kaçınılmaz” diye konuştu.

‘ZAMDAN BAŞKA ÇAREMİZ KALMADI’

Esnafın önceliğinin hiçbir zaman zam olmadığını belirten Çağlayan, “Hizmetin sürekliliği için esnafın para kazanması şart. Esnafın ayrıca zam talebi hiçbir zaman, ‘Biz zam alalım’ şeklinde önceliğimiz olmadı. Ama şu an öyle bir duruma geldik ki zam almaktan başka çaremiz kalmadı. Dolayısıyla bu alacağımız zamdan sonra bile biz hâlâ ve hâlâ Türkiye’de en düşük fiyatla taksi ücreti, taksi hizmeti vermeye devam edeceğiz. En basit örnekle bizim yanımızdaki ilçelere, illere baktığımız zaman bile bizden her zaman 10-15 sene geride olmuşuzdur. Bakın, geçmişte hep onların altında çalışmışızdır. Dolayısıyla bizim taksici esnafı yüksek zam talep eden bir esnaf grubu hiçbir zaman olmamıştır. Fakat şu anda talep etmeyi de bu gerekçelerden dolayı hakkımız olduğunu düşünüyorum” şeklinde konuştu.

‘İNDİ-BİNDİ TALEBİMİZ MİNİMUM 200-220 LİRA’

Talep ettikleri zam miktarını da açıklayan Çağlayan, “Şu an taksimetre açılışımız 65 lira. İndi-bindi 160 lira. Talebimiz; minimum 200-220 lira civarındadır. Açılış ücreti de 100 lira. Tabii belediyemizle bunu Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşeceğiz. Arkadaşların da görüşlerini alacağız. Belediye meclisinde bunun ayarlaması yapılacak. Kilometre ve açılış belirli bir yüzde oranında değerlendirilecek. Şu an net rakam söyleyemeyiz tabii bununla alakalı. Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülüp Belediye Meclisinde onaylanacak” ifadelerini kullandı.

TIR’da 121 kilo 900 gram skunk!

Olgay GÜLER

Edirn’den Bulgaristan’a açılan Hamzabeyli Sınır Kapısı’ndan Türkiye’ye giriş yapmak üzere gelen TIR’da yapılan aramada 121 kilo 800 gram skunk ele geçirildi, sürücü H.A. gözaltına alındı.

İl Emniyet Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, Bulgaristan’a açılan Hamzabeyli Sınır Kapısı’ndan yurda giriş yapmak üzere gelen TIR’da uyuşturucu bulunduğu ihbarını aldı. H.A.’nın kullandığı TIR, sınır kapısından giriş yaptıktan sonra gümrük sahasında X-ray taramasına gönderildi.

Gümrük görevlilerinin polisle birlikte TIR’da yaptığı aramada, dorse kısmında yasal yük içerisine gizlenmiş 121 kilo 900 gram skunk ele geçirildi.

Gözaltına alınan TIR şoförü H.A., emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilecek.

Edirne ‘Rüzgar’ı Karadeniz’de esecek!!

Edirne Birlik Spor Kulübü’nün altyapısında yetişen 2012 doğumlu oyuncusu Rüzgar Dinç, Trendyol Süper Lig kulüplerinden Çaykur Rizespor altyapısına transfer oldu.

Edirne Birlik Spor Kulübü’nden yapılan açıklamada, “Altyapımızda yetişen 2012 doğumlu futbolcumuz Rüzgar Dinç’in Trendyol Süper Lig kulüplerinden Çaykur Rizespor altyapısına transfer olduğunu kamuoyuyla gururla paylaşıyoruz” denilerek şunlara yer verildi:.

“Edirne futbolunun en önemli altyapı kulüplerinden biri olan Edirne Birlik Spor, yıllardır benimsediği planlı eğitim modeli ve oyuncu gelişim odaklı çalışmalarıyla Türk futboluna yetenek kazandırmaya devam etmektedir. Rüzgar Dinç’in transferi, kulübümüzün doğru altyapı yapılanmasının ve sürdürülebilir sporcu gelişiminin yeni bir meyvesi olmuştur.

Kulübümüz daha önce de altyapısından yetiştirdiği birçok futbolcuyu  Galatasaray, RAMS Başakşehir, Eyüpspor,İstanbulspor, Boluspor ve Altınordu gibi Türk futbolunun önemli kulüplerine kazandırarak Edirne’nin gururu olmuştur.

Bugün gerçekleşen bu transfer, bu başarının tesadüf değil, istikrarlı çalışmanın ve emeğin bir sonucu olduğunu bir kez daha göstermektedir.”

Başkan Vekili Cihan Kayrım da, konuya ilişkin açıklamasında şunlara yer verdi:

“Rüzgar Dinç’in Çaykur Rizespor’a transfer olması, kulübümüzün vizyonunun ve altyapıda yürüttüğümüz doğru çalışmaların en güzel karşılığıdır. Bizim hedefimiz yalnızca iyi futbolcular değil, ahlaklı, disiplinli ve geleceğe hazır sporcular yetiştirmektir. Geçmişte Galatasaray, Başakşehir, Eyüpspor, İstanbulspor, Boluspor ve Altınordu’ya gönderdiğimiz oyuncular gibi, Rüzgar’ın da Türk futbolunda önemli başarılara imza atacağına yürekten inanıyoruz. Bu süreçte emeği bulunan kulüp antrenörlerimize, ailesine ve Rüzgar’a teşekkür ediyor, yeni kulübünde üstün başarılar diliyorumi.

Edirne Birlik Spor Kulübü, öz kaynaklarından yetiştirdiği sporcularla hem Edirne’yi hem de Türk futbolunu geleceğe taşımaya kararlılıkla devam edecektir.”

Meclis üyesine ‘rüşvet’ suçlamasıyla gözaltı!

Edirne Belediyesi’nde CHP’li meclis üyesi ve imar komisyonu üyesi E.Y. (42), kentte müteahhitlik yapan N.Ö.’den (71) imar karşılığında 200 bin avro rüşvet istediği iddiası üzerine gözaltına alındı.

Edirne’de müteahhitlik yapan N.Ö. 23 Ağustos günü İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’ne giderek, Kavgaz mevkisinde 2013 yılında belediyeden aldığı ruhsat onayı ile inşaata başladığını, 2016 yılında ruhsat yenilemek için gittiğinde ise kendisine binanın yola uzaklığında sorun olduğunu ve yıkılması gerektiğinin söylediğini anlattı. Yıllarca inşaatında ilerleme kaydedemediğini söyleyen Nazmi Ö., 17 Ağustos günü daha önceden tanıdığı avukat E.Y.’nin kendisini telefonla arayarak, belediye imar komisyonu başkanı olduğunu ve gerekli ruhsat onayını da kendisinin çıkarabileceğini belirtti. Aynı gün Edirne Adliyesi önünde bulunan kafede buluştuklarını söyleyen Nazmi Ö., E.Y.’nin kendisinden 200 bin avro para istediğini ve parayı da Bulgaristan’da almak istediğini söylediğini öne sürdü.

GÖZALTINA ALINDI

Nazmi Ö.’nün başvurusu üzerine, ‘İletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması ve teknik araçla izleme’ kararı alındı. Edirne Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde, Nazmi Ö.’nün E.Y. ile Edirne’de Üç Şerefeli Camisi’nde buluşacaklarının bilgisinin alınması üzerine polis tarafından gerekli önlemler alındı. Buluşma noktasına görüntü ve ses kaydı düzeneği kuruldu. Yaklaşık 10 dakika süren görüşmenin ardından E.Y., polis tarafından ‘rüşvet’ suçlamasıyla gözaltına alındı. Sulh Ceza Hakimliği’nden alınan karar doğrultusunda şüpheli E.Y.’nin evinde ve avukatlık ofisinde yapılan aramalarda 4 bilgisayar, 2 defter, 5 yapraktan oluşan evraka el konuldu.

ADLİYEYE SEVKEDİLDİ

Gözaltında işlemleri tamamlanan E.Y. adliyeye sevkedildi.

AYRI BİR SORUŞTURMA DAHA BAŞLATILDI

E.Y. hakkında ayrıca, ‘Suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama’ suçundan bir soruşturma daha başlatıldı. Edirne Cumhuriyet Başsavcılığı, susma hakkını kullanan şüphelinin mal varlığı hareketlerinin tespiti için gerekli araştırmaya başlanması ve hakkında MASAK raporu temin edilmesi hususunda kolluk ekiplerine talimat verdi

Köy yolunda zincirleme kaza!

Olgay GÜLER

Edirne’de Musabeyli ile Demirhanlı köyleri arasında meydana gelen aralarında servis minibüsünün de bulunduğu 3 araçlı zincirleme kazada; 6 kişi yaralandı.

Kaza, saat 19.00 sıralarında merkeze bağlı Musabeyli ile Demirhanlı köyleri arasında meydana geldi. O.H.’nin kullandığı servis minibüsü, karşı yönden gelen A.Y. yönetimindeki 22 AD 007 plakalı hafif ticari araçla ve M.G. idaresindeki 22 AS 179 plakalı hafif ticari araç ile çarpıştı.

Kazada, sürücülerden A.Y. ile minibüste bulunan 5 kişi yaralandı. İhbarla kaza yerine jandarma, sağlık, AFAD ve itfaiye ekipleri sevk edildi. Yaralılar, ilk müdahalelerinin ardından ambulanslarla hastaneye kaldırıldı.

Jandarma kazayla ilgili inceleme başlattı.

Uzunköprü festivalle şenlenecek

Uzunköprü Belediyesi tarafından düzenlenecek 5. Uzunköprü Kültür, Sanat ve Tarım Festivali, 24-27 Eylül 2026 tarihleri arasında gerçekleştirilecek.

Uzunköprü Belediye Başkanı Ediz Martin yönetimindeki belediye, festival ve konser alanlarının kurulması ile işletilmesine yönelik 10 Ağustos 2026 Pazartesi günü  katılım olmaması nedeniyle ikinci ihaleyi 1 Eylül 2026 Salı günü gerçekleştirdi. İhale, Uzunköprü Belediyesi Atatürk Kültür Merkezi’nin ikinci katındaki ihale odasında, Belediye Encümeni huzurunda yapıldı.

Festival kapsamında 24 bin 967 metrekarelik festival alanı ile 5 bin 791 metrekarelik konser alanının kurulması ve işletilmesi işi özel işletmeciye verildi.

Uygulanacak model sayesinde festival ve konser alanlarının kurulması ile işletilmesi için belediye kasasından doğrudan harcama yapılmayacak. Alanların kiralanması yoluyla belediyeye gelir sağlanması da hedefleniyor.

Böylece Uzunköprülülere dört gün boyunca kültür, sanat ve eğlence dolu bir festival sunulurken, organizasyonun belediye bütçesine ek yük getirmemesi amaçlanıyor.

Uzunköprü Kültür, Sanat ve Tarım Festivali’nin etkinlik ve konser programının önümüzdeki günlerde açıklanması bekleniyor.

“666’ncı Kırkpınar muhteşem geçecek”

Edirne Gazeteciler Derneği (EGD), Kırkpınar’ın altın kemerli Ağası, iş insanı Ufuk Özünlü’yü ziyaret etti.

665’inci Tarihi Kırkpınar Yağlı Güreşleri’nin mükemmel geçtiğini ifade eden Özünlü, 666’ncı Tarihi Kırkpınar Yağlı Güreşleri’nin muhteşem geçeceğini söyledi. Özünlü, Başkanı Gökhan Tuzladan, başkan yardımcıları Mehmet Şenol ve Tamer Yavuz, Genel Sekreter Necmi Engin ve Yönetim Kurulu Üyesi Ergin Yıldız’ın bulunduğu ziyarette 666’ncı Tarihi Kırkpınar Yağlı Güreşleri’nin muhteşem geçmesi için çalışmalarının devam ettiğini ifade etti.

Gazetecilerle gerçekleştirilen ziyarette karşılıklı görüş alışverişinde bulunan Özünlü, gazetecilerin Kırkpınar hakkındaki görüşlerinin kendisi için önemli olduğunu belirtti. Her yıl Kırkpınar’a bir şeyler katmak için elinden geleni yaptığını ifade eden Özünlü, Kırkpınar’ın gelecek nesillere aktarılması için çalışmalarını sürdürdüğünü kaydetti.

Özünlü, Kırkpınar’ın geleceğinin çok önemli olduğunu ifade ederek tanıtım çalışmalarının yıl boyunca devam edeceğini söyledi. Geçtiğimiz yıl siyasetten spora birçok kişinin Er Meydanı’na geldiğine dikkat çeken Özünlü, Kırkpınar’ın tanıtımının yurt içi ve yurt dışında gerçekleştirilecek organizasyonlarla dünyada yankı uyandıracağını aktardı.

Edirne’ye kalıcı eserler bırakmak istediğini belirten Özünlü, Fatih Mahallesi’ndeki mülkiyeti belediyeye ait Nova Park alanına yaşam alanı yaptıracağını ve çalışmaların kısa sürede başlayacağını ifade etti.