Kürtaj işlemi hangi durumlarda yasal olarak uygulanabilir?

Kürtaj, istenmeyen gebeliklerin sonlandırılması amacıyla uygulanan tıbbi bir işlemdir. Genellikle lokal veya genel anestezi altında yapılır ve 5-10 dakika sürer. Vakum yöntemi en yaygın tekniktir ve rahim içindeki gebelik dokusu hassas bir şekilde alınır. İşlem sonrası hasta kısa bir süre gözlem altında tutulur ve aynı gün taburcu edilir. Modern tekniklerle uygulanan kürtaj işlemi güvenli ve komplikasyon riski düşüktür.

Kürtaj sonrası iyileşme sürecinde dikkat edilmesi gerekenler nelerdir?

İşlem sonrası birkaç gün hafif kanama ve kramplar yaşanabilir. Enfeksiyon riskini azaltmak için doktorun önerdiği antibiyotikler kullanılmalı ve kişisel hijyene dikkat edilmelidir. Birkaç hafta cinsel ilişkiden kaçınılması önerilir. Ayrıca ağır spor ve fiziksel aktivitelerden uzak durulması gerekir. Kürtaj sonrası kontrole gitmek, rahmin tamamen temizlenip temizlenmediğini ve iyileşmenin sağlıklı ilerlediğini kontrol etmek açısından önemlidir.

Kürtaj yaptırmak psikolojik olarak etkiler mi?

Her bireyin deneyimi farklıdır. Kimi kadınlar kürtaj sonrası psikolojik olarak kendini daha iyi hissederken, bazıları suçluluk ya da pişmanlık yaşayabilir. Bu duygular oldukça doğaldır. Böyle bir durumda profesyonel destek almak önemlidir. Doktorla açık iletişim kurmak ve gerekirse bir psikolog desteğiyle süreci yönetmek, duygusal iyileşmeyi hızlandırabilir.

Kızlık zarı dikimi kalıcı ve geçici olmak üzere nasıl uygulanır?

Kızlık zarı dikimi iki şekilde yapılabilir: geçici ve kalıcı. Geçici dikim, genellikle evlilikten birkaç gün önce uygulanır ve ilişki sırasında kanama oluşmasını sağlar. Kalıcı yöntem ise flep tekniğiyle gerçekleştirilir ve uzun vadeli çözüm sunar. Bu yöntemde vajinanın iç dokusundan yeni bir zar oluşturulur. Hangi yöntemin tercih edileceği kişinin ihtiyaçlarına ve zamana göre belirlenir.

Kızlık zarı dikimi sonrası iyileşme süreci nasıldır?

Dikim sonrası birkaç gün hafif bir hassasiyet ve akıntı olabilir. Hijyen kurallarına dikkat edilmesi ve doktorun verdiği önerilere uyulması iyileşmeyi hızlandırır. Genellikle 1 haftalık bir dinlenme süreci yeterlidir. Kalıcı dikimde birkaç haftalık bir iyileşme süreci gerekebilir. Bu süreçte ağır egzersizlerden kaçınılmalı ve düzenli doktor kontrolü aksatılmamalıdır.

Kızlık zarı dikimi anlaşılır mı, fark edilir mi?

Uzman bir hekim tarafından yapılan kızlık zarı dikimi, dışarıdan anlaşılmaz. Tıbbi olarak bakıldığında bile operasyon geçirildiği genellikle fark edilmez. Özellikle kalıcı yöntemle yapılan dikim, doğal bir yapı sunar. Ancak yasal ve etik boyutlar göz önünde bulundurulmalı, işlem mutlaka lisanslı bir klinikte yapılmalıdır.

Labioplasti nedir ve kimler için uygundur?

Labioplasti, iç veya dış dudakların estetik ya da fonksiyonel nedenlerle küçültülmesi ve yeniden şekillendirilmesi işlemidir. Genetik yapı, doğum sonrası değişiklikler veya yaşa bağlı sarkmalar nedeniyle labioplasti tercih edilebilir. Özellikle dar kıyafetlerde rahatsızlık yaşayan, özgüven problemi hisseden veya cinsel ilişkide rahatsızlık duyan kadınlar için bu operasyon uygundur.

Labioplasti operasyonu sonrası iyileşme süreci ne kadar sürer?

İşlem sonrası hafif şişlik, hassasiyet ve morarma görülebilir. Genellikle bir hafta içinde gündelik yaşama dönülebilir. Tam iyileşme ise yaklaşık 4-6 hafta sürer. Bu süreçte bölge temiz tutulmalı, pamuklu iç çamaşırı tercih edilmeli ve cinsel ilişkiden kaçınılmalıdır. Doktor kontrolleriyle iyileşme süreci takip edilmeli, herhangi bir komplikasyon oluşursa müdahale edilmelidir.

Labioplasti operasyonu cinsel yaşamı etkiler mi?

Doğru şekilde yapılan labioplasti, cinsel yaşamı olumlu yönde etkileyebilir. Vajinal bölgede yaşanan fiziksel rahatsızlıkların giderilmesi, kadının kendine güvenini artırır. Ayrıca operasyon sonrasında yaşanan estetik memnuniyet, cinsel ilişkide daha rahat hissetmeyi sağlayabilir. Cinsel hislerde kayıp yaşanmaması için operasyonun deneyimli bir uzman tarafından yapılması önemlidir.

Performans pazarlama ajansları dijital büyümeye nasıl katkı sağlar?

Performans pazarlama ajansları hangi alanlarda uzmanlaşır?

Performans pazarlama ajansları, dijital reklamcılığın sonuç odaklı tarafında uzmanlaşır. Genellikle Google Ads, sosyal medya reklamları, dönüşüm optimizasyonu ve ROI (yatırım getirisi) takibi gibi konulara odaklanırlar. Her kampanya için ölçülebilir hedefler belirleyip buna göre aksiyon alırlar. Ajanslar, müşteri başı maliyeti düşürmeye, satışları artırmaya ve reklam bütçesinden maksimum verim almaya odaklanır.

Performans odaklı pazarlama neden bütçe yönetimi açısından avantajlıdır?

Bu modelde her harcamanın karşılığı somut verilerle ölçülebildiği için bütçe yönetimi daha kontrollü hale gelir. Gereksiz harcamalar minimize edilir, verimli kampanyalar öne çıkarılır. İşletmeler hangi kanalın daha fazla geri dönüş sağladığını net biçimde görerek reklam bütçesini daha akıllıca yönlendirebilir. Bu sayede risk azalır, sonuçlar ise daha öngörülebilir olur.

Bir performans pazarlama ajansıyla çalışmak işletmeye ne kazandırır?

İşletmeler, uzman bir performans ajansıyla çalıştığında dijital dünyada daha görünür hale gelir. Kampanyaların verimliliği artar, hedef kitleye daha doğru bir şekilde ulaşılır ve satış süreçleri hızlanır. Ayrıca analiz, raporlama ve stratejik planlama gibi konularda profesyonel destek alınır. Bu da işletmenin dijital pazarlamada sürdürülebilir bir büyüme yakalamasını sağlar.

İçerik pazarlama markaların dijital kimliğini nasıl güçlendirir?

İçerik pazarlama, markanın uzmanlık alanını ve değerlerini hedef kitleye doğal yollarla anlatmasını sağlar. Blog yazıları, videolar, infografikler ve e-kitaplar gibi içerikler aracılığıyla marka hem güvenilirlik kazanır hem de arama motorlarında daha görünür hale gelir. Tutarlı ve kaliteli içerikler, markanın dijital alandaki kimliğini sağlamlaştırır ve sadık bir takipçi kitlesi oluşturur.

Hedef kitleye yönelik içerik üretmenin sırrı nedir?

Etkili bir içerik pazarlama stratejisinde, öncelikle hedef kitlenin ilgi alanları ve sorunları analiz edilir. Üretilen içeriklerin bu ihtiyaçlara doğrudan yanıt vermesi gerekir. Basit, anlaşılır ve değer sunan içerikler, kullanıcıların ilgisini çeker ve etkileşim oranlarını artırır. Ayrıca içeriklerin SEO kurallarına uygun olarak yapılandırılması, arama motorlarındaki görünürlüğü destekler.

İçerik pazarlama sonuçları ne kadar sürede görülür?

İçerik pazarlama kısa vadede değil, orta ve uzun vadede etkisini gösterir. Yayınlanan kaliteli içerikler zamanla arama motorlarında üst sıralara çıkar ve sürekli trafik üretir. Genellikle 3 ila 6 ay arasında ilk sonuçlar alınmaya başlar. Ancak bu sürecin sürdürülebilir olması için içerik üretiminin düzenli şekilde devam etmesi gerekir. Sabırlı bir strateji, kalıcı sonuçlar getirir.

Dijital pazarlama kampanyaları neden ölçülebilir olmalı?

Ölçülebilir dijital kampanyalar, stratejilerin başarı oranını net bir şekilde ortaya koyar. Hangi reklamın ne kadar görüntülendiği, kaç kişinin tıkladığı ve dönüşüm sağladığı gibi veriler analiz edilerek süreçler optimize edilir. Bu sayede bütçe boşa harcanmaz ve daha yüksek performans elde edilir. Ayrıca ölçümler, gelecekteki kampanyaların daha etkili planlanmasına da yardımcı olur.

Dijital pazarlamanın müşteri ilişkilerine katkısı nedir?

Dijital pazarlama sadece satışa odaklanmaz; aynı zamanda müşteriyle sürdürülebilir ilişkiler kurmayı da amaçlar. Sosyal medya, e-posta pazarlama ve kişiselleştirilmiş içerikler sayesinde markalar, hedef kitleyle daha yakın bir iletişim kurar. Bu etkileşimler, müşteri sadakati yaratır ve tekrar satın alma oranlarını artırır. Dijital kanallardaki iletişim, markanın değerini doğrudan etkiler.

Yeni girişimler için dijital pazarlama nereden başlamalı?

Yeni kurulan işletmeler için dijital pazarlamaya ilk adım, hedef kitle ve rekabet analizidir. Ardından uygun sosyal medya platformları seçilmeli, temel SEO altyapısı kurulmalı ve web sitesi kullanıcı dostu hale getirilmelidir. Küçük bütçelerle A/B testleri yapılarak hangi kanalların daha etkili olduğu ölçülebilir. Böylece dijital pazarlama süreci kontrollü, verimli ve öğrenmeye açık bir şekilde gelişir.

Ortopedide Kadın Doktorların Güçlü Temsilcisi: Uzman Dr. Neslihan Aksu

Sağlık sorunlarıyla karşı karşıya kaldığımızda, sadece uzmanlık alanı değil, aynı zamanda doktorun yaklaşımı, iletişimi ve güven verici tutumu da büyük önem taşır. Bu noktada, özellikle ortopedi gibi fiziksel temasın ve detaylı muayenelerin ön planda olduğu branşlarda, kadın hastalar sıklıkla kadın doktorları tercih etmektedir. Kadın ortopedi doktoru Neslihan Aksu, hem alanındaki uzmanlığı hem de hasta odaklı yaklaşımıyla öne çıkan isimlerden biri.

Kadın Doktor Tercihi Neden Artıyor?

Son yıllarda birçok hasta, özellikle kadın hastalar, kadın doktorlara yönelmeye başladı. Bu tercihin arkasında birçok neden yatıyor:

  • Daha rahat iletişim kurulması
  • Vücut anatomisine dair daha derin bir empati
  • Kadın sağlığına özel problemlerde artan farkındalık

Dr. Neslihan Aksu, ortopedik sorunlar yaşayan kadınların kendilerini rahat ve anlaşılmış hissettiği bir sağlık profesyonelidir. Gerek cerrahi müdahalelerde gerekse konservatif tedavi süreçlerinde gösterdiği titizlikle hastalarının güvenini kazanmaktadır.

Ortopedi ve Travmatolojide Kadın Eli

Ortopedi, fiziksel güç ve dayanıklılıkla ilişkilendirilen bir branş olduğu için uzun yıllar boyunca erkeklerin ağırlıkta olduğu bir alan olarak görülmüştür. Ancak kadın doktorların bu alanda giderek daha fazla yer alması, tedavi yaklaşımlarında olumlu farklar yaratmıştır.

Dr. Neslihan Aksu, bu değişimin başarılı örneklerinden biridir. Kadın bir ortopedi uzmanı olarak; travmalar, spor yaralanmaları, kırıklar, kalça ve diz problemleri gibi birçok konuda etkili çözümler sunar. Aynı zamanda hastalarına sürecin her aşamasında detaylı bilgi vererek onları bilinçli kararlar almaya teşvik eder.

Kadın Hastalar İçin Ortopedide Önemli Başlıklar

Kadınların yaşam döngüsüne bağlı olarak karşılaştığı ortopedik sorunlar erkeklerden farklılık gösterebilir. Bu farklılıklar, özellikle aşağıdaki konularda uzman yaklaşım gerektirir:

  • Gebelik dönemi ve sonrası omurga problemleri
  • Menopoz sonrası osteoporoz ve kırık riski
  • Kalça çıkığı veya kalça protezi ihtiyacı
  • Duruş bozuklukları ve omurga eğrilikleri

Dr. Neslihan Aksu, bu gibi özel ihtiyaçlara yönelik kişiselleştirilmiş tedavi planlarıyla hastalarının yaşam kalitesini artırmayı hedefler.

Ortopedi Korkusu Olanlar İçin Güvenli Adres

Pek çok hasta, ortopedi denildiğinde hemen ameliyatla karşı karşıya kalacaklarını düşünerek endişe yaşayabilir. Oysa ki günümüzde birçok ortopedik rahatsızlık, cerrahiye gerek kalmadan, fizik tedavi ve modern tıbbi yöntemlerle tedavi edilebilmektedir.

Neslihan Aksu, bu noktada hem cerrahi hem de ameliyatsız yöntemlerdeki bilgisiyle öne çıkar. Önceliği her zaman hastasının yaşam kalitesini artırmak ve gereksiz müdahalelerden kaçınmaktır. Bu yönüyle sadece teknik değil, etik açıdan da güçlü bir hekim profili çizer.

Hasta Yorumları ve Memnuniyet

Dr. Neslihan Aksu’nun hastaları, onun sabırlı, açıklayıcı ve güven veren yaklaşımından sıklıkla bahsetmektedir. İlk muayeneden itibaren gösterdiği ilgi, tedavi sürecinde hastaların endişelerini azaltmakta ve hızlı toparlanmalarına katkı sağlamaktadır. Özellikle kadın hastalar, kendi bedenlerini rahatça ifade edebildikleri bir kadın doktorla çalışmanın avantajlarını sıkça dile getirmektedir.

Kadınlar Ortopedide Daha Görünür Hale Geliyor

Kadın ortopedi doktoru sayısındaki artış, tıp alanında daha kapsayıcı bir geleceğin habercisidir. Dr. Neslihan Aksu gibi başarılı kadın hekimler, hem mesleki başarılarıyla hem de genç doktor adaylarına verdikleri ilhamla bu alanda öncülük etmektedir.

Bugün, kadın bir ortopedi uzmanına ulaşmak artık daha kolay. Özellikle İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük şehirlerde kadın ortopedi doktoru arayan hastalar, hem uzmanlığa hem de anlayışa sahip doktorlarla tedavi olma şansı yakalıyor.

Dr. Neslihan Aksu ile Sağlıklı Bir Yaşam Mümkün

Eğer ortopedik bir şikâyetiniz varsa ve size hem profesyonel hem de empatik yaklaşacak bir doktor arıyorsanız, kadın ortopedi doktoru Neslihan Aksu sizin için ideal bir tercih olabilir. Kadınlara özel ortopedik yaklaşımları, güçlü mesleki geçmişi ve hasta odaklı bakış açısıyla Neslihan Aksu, sadece tedavi değil aynı zamanda güven sunar.

Masalsı Ülke Özbekistan İzlenimlerim -13-

Buhara tren istasyonu

Gönül UYANIKTIR

Özbekistan’da Taşkent’ten sonra ikinci durağımız olan Semerkant’ta bizi şaşırtan görkemli akşam yemeği ve hazırlanan müzikli gecenin ardından mutlu bir şekilde Wellness Park Bactria’nın yolunu tutuyoruz. Konakladığımız dört ayrı kentteki oteller çok temiz, detaylarla uğraşacak halimiz de yok zaten…! Sabah saat 09.49’da Buhara’ya giden trende olmamız gerekiyor. Duş alıp televizyon bile izlemeden yatıyoruz. Kardeşimle günün ve akşam yemeğinin kritiğini konuşurken, uyumaya başlıyor. Ben telefondan haberlere bakıyorum favori oyunumu oynarken telefon elimde uyuyorum.

Kapı değil sanat eseri


Semerkant ve Taşkent arası yaklaşık 300 km ve otobüsle dört saatten fazla sürüyor. Ancak biz hızlı trenle bir buçuk saatte Buhara Tren İstasyonu’na ulaşıyoruz..
Eski Türkçe’de Bukarak, Özbekçe Buxoro; Türkmence: Buhara olarak anılan kent, Orta Asya’nın en eski yerleşim bölgelerinden birisi. Arkeolojik bulgulara göre, şehrin yaşının 2500 yıl civarında olduğu belirlenmiş. Arkeolojik kesit çalışmalarında 20 metre derinliğe inilince alt katmanda; kamusal binalar, askeri tahkim yapıları, çanak-çömlek ve madeni paralar gibi buluntulara rastlanmış.

Ev restodanda öğle yemeği


…………………………………..
Buhara kenti Unesco’nun 1993 yıllında Asya Pasifik Bölgesi Dünya Kültürel Mirası listesine alınmış. Seyhun ve Ceyhun nehirlerinin hayat verdiği Maveraü’n-nehr bölgesinin en gözde şehri olan Buhara, Müslüman toplum tarafından kıymetli, değerli anlamında “Fâhire” olarak adlandırılıp, doğunun “Kubbetü’l-İslâm”ı kabul ediliyormuş..


Bazı gezgin ve tarihçilere göre; efsanelerle karışmış kadîm bir tarihe sahip olan Buhara’nın ilk sakinleri Türkler’di ve tarihte ünlü Turan Padişahı Afrasyab da, (Alper Tunga) zaman zaman Buhârâ’da ikamet ederdi. Bu rivayetlere dayanarak mezarının da Buhara’da olduğu düşünülürse bölgedeki Türk varlığının çok eskilere işaret ettiği teorisine güçlü bir kanıt teşkil eder. Buhara sadece kadîm tarihiyle değil, fizikî ve coğrafî yapısı; sanatsal ve mimarî dokusu, ekonomik, ziraî ve ticarî potansiyeli, yetiştirdiği âlim ve sanatkârları ile her dönem sözü edilen bir kent olmuş. Uzun yıllar Türk devletlerinin hakimiyetinde kalan Mâverâü’n-nehr’in en önemli kültür ve medeniyet merkezi olan Buhara, siyasî kargaşa ve otorite boşluğu döneminde bile bu yapısını, özelliğini ve önemini korumuş.

Bahçedeki büyük soba üzerinde pilav kazanları çay demleniyor


………………………….
Buhara Tren İstasyonu’nda kente ayak bastıktan sonra ilk iş olarak yerel bir restoranda öğle yemeği molası veriyoruz. Diğerleri gibi şık bir turistik restoran, ama aynı zamanda bir ev restoranı. Bahçesinde büyük sobalar üzerinde pilav kazanları Buhara Pilavı hazırlıyor. Kazanların arkasında da sekiz on kişilik bir masa var. Ancak biz; yani çoğumuz dar uzun koridor biçiminde olan salondayız.

Ev restoranın bahçesinde yemek

Bu bir butik restoran üst katta ev sahipleri yaşıyor.. Yemekleri pişirenler de servis yapanlar da aynı aileye mensup. Dışardan bakınca yüksek duvarlı ve büyük bir porda kapıdan içeri giriliyor. Öyle bir kapı ki, sanat eseri. Ahşap oymanın zirvesi..!
Yerel Rehberimiz Sümeyya’nın dediğine göre bu kapıların yapımı hayli uzun sürüyor ve fiyatları da cep yakıyor. Şimdilerde ahşap oyma kapıları ancak çok zenginler yaptırabiliyor.

( YARIN Dünya Kültür Mirası Buhara’yı Keşfe Çıkmak)

‘Gıda zehirlenmeleri kader değildir’

TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Edirne İl Temsilcisi Kadir Süzme, gıda zehirlenmelerinin kader olarak görülmemesi gerektiğini söyledi.
“Gıda kaynaklı hastalıklar bireyde akut ve kronik sağlık sorunlarına sebep olduğu gibi, bağışıklık sistemi zayıf olan çocuklar, yaşlılar veya kronik hastalığı olan kişilerde daha ağır seyredebilir ve ölümle sonuçlanabilir” şeklinde konuşan İl Temsilcisi Kadir Süzme, gıda kaynaklı hastalıkların ölüme neden olmadığı durumlarda da sağlık sorunlarının yanı sıra ülke ekonomisine ciddi zarar verdiğini, iş gücü ve üretimi düşürdüğünü sağlık sistemi üzerinde yük oluşturduğunu kaydetti.
İl Temsilcisi Kadir Süzme açıklamasında şunlara değindi:
Yine toplumda gıdalara ve sektöre olan güvenin azalmasına neden olmaktadır. Dolayısıyla, gıda kaynaklı hastalıklar ve zehirlenmelerin üzerinde ciddiyetle durulması ve acil çözümlerin alınması gereken hayati bir sorun olarak önümüzde durmaktadır.
Gıda zehirlenmesi vakalarının son günlerde artması, Türkiye’de gıda güvenliğinin ne denli kırılgan olduğunu bir kez daha acı şekilde gözler önüne sermiştir. Sadece Kasım ayının ilk 3 haftasında 750’den fazla yurttaşımız gıda zehirlenmesi ile karşı karşıya kalmıştır. Basına yansıyan haberlere göre, Samsun’da bir okul yemekhanesinde hamburger yiyen 5 öğrenci, Karabük’te yardım kermesinde yemek yiyen 28 öğrenci, Kayseri’de bir okulda sucuk festivalinde 80 kişi, Rize’de mevlide gidip yemek yiyen 104 kişi, Bursa’da tavuk pilav yiyen 11 işçi, Trabzon’da düğün yemeği yiyen 100 kişi, Şişli’de bir restoranda yemek yiyen 25 kişi, Gümüşhane’de bir imam hatip ortaokulunda öğle yemeğinde pide ayran tüketen 29 öğrenci, Adıyaman’ın Besni ilçesindeki KYK yurtlarında akşam yemeğinin ardından 70 öğrenci, Sakarya Ferizli ilçesinde açık ceza infaz kurumunda 131 mahkum, Gaziantep İl Göç İdaresi’ne bağlı Geri Gönderme Merkezi’nde verilen akşam yemeğinde 56 mülteci, Kocaeli ‘de özel bir lisede eğitim gören 14 öğrenci kantinden aldıkları tavuk ürününü tükettikten sonra gıda zehirlenmesi şüphesiyle hastaneye kaldırıldı.
Tüm bunların altında yatan temel neden, Gıda Güvenliği İlkelerine uyulmamasıdır.
Özellikle toplu tüketim yerlerinde artan maliyetler karşısında düşük kaliteli ürün kullanımı, hijyen gerekliliklerinin yerine getirilmemesi, soğuk/sıcak zincirin kırılması, maliyetten kaçınmak için dezenfektan kullanılmaması-yeterli kullanılmaması, yeterli sayıda teknik personel çalıştırılmaması, restoran, büfe, lokanta, fast food noktaları gibi yerlerde ise düşük kaliteli ürün kullanımı, soğuk/sıcak zincire dikkat edilmemesi, çapraz bulaşıya neden olacak şekilde çalışılması, personel ve alet ekipman hijyeninin yeterince sağlanmaması, gıda üretiminde kullanılan suyun doğrudan tüketime uygun su olmaması, işverenlerin ve bu alanlarda çalışan personellerin gıda güvenliği konusunda eğitimsiz olması gibi hatalar ön plana çıkmaktadır.
TMMOB Gıda Mühendisleri Odası olarak tekrar uyarıyoruz.
Yerel yönetimler, işporta tarzı, seyyar gıda satışı yapan ve herhangi bir izni veya ruhsatı olmayan bu tür noktalara kesinlikle izin vermemeli, bunlara göz açtırmamalıdır.
Tarım ve Orman Bakanlığı ise tüm gıda üretim ve tüketim noktalarının gerek açılışından önce gerekse faaliyet süresince risk esasına göre etkili ve yeterli denetim yapmalıdır. Denetçi sayısı artmadığı halde denetim sayısının artıyor olması ise etkinliğinin azaldığını göstermektedir. Denetim ekipleri arttırılmalı ve denetim ekipleri içerisindeki gıda mühendisi sayıları da kesinlikle arttırılmalıdır. Çünkü gıda mühendisliği, gıda mikrobiyolojisi, gıda güvenliği konusunda eğitimli ve yetkin olan meslektir.
Hazır gıda sunumunun yapıldığı restoran, lokanta, büfe, fast food noktaları gibi yerler açılmadan önce, hem sahipleri hem de çalışanları gıda güvenliği eğitiminden geçirilmelidir. Bu eğitim, gıda/su/personel hijyeni, gıda güvenliği konularında temel bilgileri içeren nitelikli bir eğitim olmalı, sınavlı ve belgeli olacak şekilde planlanmalıdır. Bir işletmecinin ancak bu belgeyi aldıktan sonra iş yerini açabileceği şeklinde bir yönetmelik Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından acilen hayata geçirilmelidir. Belirli aralıklarla tekrarlanacak bu eğitimlerin verilmesi konusunda gıda güvenliği ve gıda mikrobiyolojisi alanında yetkin olan başta Odamız olmak üzere ilgili meslek odaları görev almalıdır.
Ayrıca, küçük çaplı gıda işletmeleri ve satış noktaları herhangi bir teknik gözetim altında değildir. Bu boşluğun giderilmesi için bir an önce gerekli düzenlemeler yapılarak küçük gıda işletmelerini teknik gözetim altına almak için yetkilendirilmiş gıda danışmanlığı sistemi hayata geçirilmelidir.
Yine zehirlenmelerin sık yaşandığı ve toplu tüketimin çok yoğun olduğu Milli Eğitim Bakanlığı, Savunma Bakanlığı, Turizm Bakanlığı, Gençlik Spor Bakanlığı, Adalet Bakanlığı ve Üniversiteler gibi kurumlarda kendi iç kontrol ve denetim süreçleri için Gıda Mühendisi bulundurmaları alınacak önlemlerin başında gelmektedir.
Gıdada yaşanan güvenlik ihlallerinin ve hilelerin önüne geçilememesindeki en önemli etkenlerden bir diğeri ise yaptırımların yetersizliği ve verilen cezaların caydırıcı olmamasıdır. Ceza alan ya da uygunsuzluk tespit edilen bazı firmaların tekrar tekrar isim değiştirerek farklı firmalarla gıda sektöründe devam ediyor olması ise dikkat edilmesi gereken başka bir konudur. Bu tarz yanlışlıkları engellemek için önerimiz Gıda İhtisas Mahkemelerinin ivedilikle oluşturulmasıdır.
Ülkemizde gıda güvenliğinden tam anlamıyla bahsediyor olmak için sayılan bu önlemlerin bir an önce hayata geçirilmesi zorunludur.
Temel bir insan hakkı olan güvenli gıdaya ulaşabilmek ve halk sağlığını korumak, başta iktidar olmak üzere yetkili tüm kurum ve kuruluşların asli görevidir. Kamuoyu önünde bunu bir kez daha hatırlatıyor ve toplum sağlığını korumak için ülkemizde Gıda Güvenliğinin tam olarak sağlamasını talep ediyoruz.

TÜ’de Zeytin Ağacı Günü

Trakya Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi, Beslenme ve Diyetetik Bölümü tarafından “26 Kasım, Dünya Zeytin Ağacı Günü” kutlandı. Etkinlikte, zeytin ağacının kültürel miras, yaşam ve sağlıklı beslenme açısından taşıdığı önem vurgulandı.
UNESCO tarafından ilan edilen Dünya Zeytin Ağacı Günü kapsamında, Trakya Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü tarafından fakülte ön bahçesinde bir farkındalık etkinliği düzenlendi. Zeytin ağacının tarih boyunca üstlendiği kültürel, ekonomik ve ekolojik rolün yanı sıra, sağlıklı beslenme modellerindeki stratejik önemi etkinliğin odağını oluşturdu.
Etkinlik, Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Aydan Ercan’ın açılış konuşmasıyla başladı. Prof. Dr. Aydan Ercan, Dünya Zeytin Ağacı Günü etkinliğini gelenekselleştirmeyi hedeflediklerini ifade etti. Zeytine yüklenen yaşam, barış ve sağlık gibi anlamlara dikkat çeken Ercan, katılımcılara teşekkür ederek “ağaçlarımız artsın, eksilmesin” temennisinde bulundu.


Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekan Prof. Dr. Özgül Erol, konuşmasında Dünya Zeytin Ağacı Günü etkinliğinin bu yıl ikincisinin düzenlendiğini ifade ederek Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanına, öğretim elemanlarına ve öğrencilere teşekkür etti. Zeytinin üretkenlik, sağlık ve barışı simgelediğini vurgulayan Prof. Dr. Erol, fakülte için sağlıklı, başarılı, bolluk ve bereket içinde bir yıl temennisinde bulunarak Dünya Zeytin Ağacı Günü’nü kutladı.
Programın kapanış konuşmasını yapan Trakya Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mustafa Tan, bir tarım bilimci olarak zeytin ağacına duyduğu saygıyı vurgulayarak, yaklaşık 7000 yıldır varlığını sürdüren bu kadim ağacın çok yavaş büyümesine rağmen oldukça uzun ömürlü olduğunu ifade etti.
Girit ve Portekiz’de 3000 yılı aşkın, Manisa Kırkağaç’ta ise 1600 yılı aşkın süredir yaşayan zeytin ağaçlarının bulunduğunu belirten Prof. Dr. Tan, zeytinin zaferin, barışın, gücün ve üretkenliğin sembolü olmasının yanı sıra ülkemiz için de çok değerli bir ticari ürün olduğunu söyledi.
Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mustafa Tan Dünya zeytinyağı üretiminde İspanya’nın ilk sırada, Türkiye’nin ise İtalya’dan sonra üçüncü sırada yer aldığını hatırlatarak; zeytin ağacının kuraklık, sıcaklık, hastalıklar ve düşük sıcaklıklara karşı dayanıklı bir ılıman iklim bitkisi olmakla birlikte artık Edirne bahçelerinde de yetişebildiğini dile getirdi.


Güney bölgelerdeki zeytinlik alanların turizm ve yapılaşma nedeniyle baskı altında olduğunu, zeytinin doğal ortamından uzaklaşıp dağlara doğru “tırmanmak zorunda kaldığını” ifade eden Prof. Dr. Tan, dikilen bu zeytin ağacının gelecek kuşaklar tarafından da görülebilmesini temenni ederek etkinliğe katkı sunan ve katılan herkese teşekkür etti.
Etkinlik süresince zeytin ağacının tarihsel ve kültürel önemi ile zeytin ve zeytinyağının sağlıklı beslenme ve Akdeniz diyeti açısından değeri vurgulandı.
Dekan, dekan yardımcıları, fakülte öğretim elemanları, idari personel ve öğrencilerin geniş katılımıyla gerçekleştirilen program, zeytin ağacının barış, sağlık ve yaşamın simgesi olarak taşıdığı anlamın bir kez daha hatırlatılmasıyla sona erdi.

Aramızdan ayrılanlar

Screenshot

MEHMET KÖKER VEFAT ETTİ
Gönül Köker’in eşi, Mustafa Köker ve Gökçe Durmaz’ın babaları, Sema Köker ve Şenol Durmaz’ın kayınpederi Nesrin Kılıç, İbrahim Köker ve Nejat Köker’in kardeşi Trakya Birlik’ten emekli Mehmet Köker 67 yaşında vefat etti. Merhumun cenazesi dün Ayşekadın Camisinde öğle namazını takiben kılınan cenaze namazı sonrası Karaağaç Mezarlığında toprağa verildi.
SALİH ADA VEFAT ETTİ
Süloğlu ilçesi Sülecik köyü sakinlerinden merhume Sacide Ada’nın eşi, Sadık Ada, Fikret Ada, İsmail Ada, Emine Kum ve Mustafa Ada’nın babaları Salih Ada 94 yaşında vefat etti. Merhumun cenazesi dün Sülecik Köy Camisinde öğle namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından köy mezarlığında toprağa verildi.
ZENNUN BAŞARAN VEFAT ETTİ
Lalapaşa ilçesinin Çallıdere Köyü sakinlerinden merhume Kerzıvan Başaran’ın eşi, Menşure Bayraktar, Yüksel ve Zekeriye Başaran’ın babaları Zennun Başaran 84 yaşında vefat etti. Merhumun cenazesi dün Çallıdere Köyü Camisinde öğle namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından köy mezarlığında toprağa verildi.
BÜLENT AZSEVEN VEFAT ETTİ
Kirişhane semti sakinlerinden merhum Sarı Lütfi ve Fatma Azseven’in oğlu, Şükrüpaşa İlkokulu öğretmenlerinden Ayşe Azseven’in eşi, Oğuzhan Azseven ve Birgül Çisem Çetiner’in babaları, Mehmet Uğurcan Çetiner’in kayınpederi Bülent Azseven 61 yaşındavefat etti. Merhumun cenazesi dün Süle Çelebi Camisinde öğle namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Yeni Şehir Mezarlığında toprağa verildi.
PERİHAN GÜLERYÜZ VEFAT ETTİ
Eski Adliye Başkatibi merhum Mesut Güleryüz’ün eşi, Harun, Emine ve Cüneyt Güleryüz’ün anneleri Emekli Başhemşire Perihan Güleryüz 91 yaşında vefat etti. Merhumenin cenazesi dün Eski Camide ikindi namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Buçuktepe Mezarlığında toprağa verildi.

TÜ’de Osmanlı İzleri Sempozyumu

Trakya Üniversitesi tarafından Osmanlı medeniyetinin tarihsel ve kültürel yansımalarını ele alan IV. Uluslararası Osmanlı İzleri Sempozyumu gerçekleştirildi. Sempozyumda, Osmanlı’nın siyasi, sosyal ve kültürel mirası farklı disiplinler ışığında değerlendirildi.


Balkan Kongre Merkezi’nde düzenlenen programa Rektör Prof. Dr. Mustafa Hatipler, Vali Yardımcısı Şevket Atlı, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Mustafa Tan, Prof. Dr. Eylem Bayır ve Prof. Dr. Sedat Üstündağ, Sempozyum Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Tülay Canıtez, dekanlar, müdürler, akademisyenler ve öğrenciler katıldı.
Açılış konuşmasını gerçekleştiren Sempozyum Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Tülay Canıtez, Osmanlı Medeniyeti Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin (OSMER) kuruluş amacının altı asırlık bir medeniyetin izlerini sürmek ve bilimsel çalışmalara katkı sunmak olduğunu ifade etti.
Rektör Prof. Dr. Mustafa Hatipler ise konuşmasında, Osmanlı medeniyetinin yalnızca bir coğrafya sınırına sıkışamayacak kadar köklü ve geniş bir yapıya sahip olduğunu belirtti. “Bugün izlerini araştırmaya çalıştığımız 600 yıllık medeniyet, adalet ve istimalet üzerine inşa edilmiştir.” sözleriyle dönemin temel anlayışına dikkat çekti.
Vali Yardımcısı Şevket Atlı, bu sempozyumun bilim camiasına, ülkeye ve gönül coğrafyasına hayırlı olmasını diledi. Atlı, programın verimli geçmesi temennisinde bulunarak emeği geçenlere teşekkür etti.
Açılış konuşmalarının ardından Trakya Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Crisantem Quartet grubu tarafından müzik dinletisi sunuldu.
Dinletinin ardından sempozyuma verdiği desteklerden dolayı Kilim Grubu Kartaltepe Mensucat Fabrikası Genel Müdürü Nadir Kartal’a, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mustafa Tan tarafından teşekkür belgesi takdim edildi.
Daha sonra sempozyuma çağrılı konuşmacı olarak katılan Lübnan Üniversitesi Güzel Sanatlar ve Mimarlık Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Khaled Omar Thadmori, “İstanbul’dan Beyrut’a II. Abdülhamid Dönemi Moderasyon Projeleri” başlıklı sunumuyla dönem modernleşme yatırımlarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Açılış programı, Rektör Prof. Dr. Mustafa Hatipler ve Vali Yardımcısı Şevket Atlı’nın, Prof. Dr. Khaled Omar Thadmori’ye sempozyuma sağlamış olduğu katkılardan dolayı teşekkür belgesi ve hediye takdim etmeleriyle son buldu.
Öğleden sonra farklı salonlarda çeşitli oturumlarla devam eden sempozyum, bugün gerçekleştirilecek olan çevrimiçi oturumların ardından sona erecek.