Eğitim-Sen’den ‘eşit ve bilimsel eğitim’ talebi

Olgay GÜLER

Eğitim-Sen Edirne Şubesi tarafından, 2026 yılı Milli Eğitim Bakanlığı bütçe teklifi ve okul binalarının depreme dayanıksız olduğu gerekçesiyle tahliye edilip, yerlerine yenilerinin yapılmamasını protesto etti.

Eğitim-Sen Edirne Şubesi tarafından düzenlenen basın açıklaması Saraçlar Caddesi’nde gerçekleştirildi. Açıklamayı Eğitim-Sen Edirne Şube Başkanı Ahmet Acet okudu. Açıklamada, eğitime ayrılan payın düştüğüne dikkat çekilirken, MESEM uygulamaları da eleştirildi. Açıklamayı, Edirne Şube Başkanı Ahmet Acet okudu.


‘YATIRIMLAR BİLİNÇLİ ŞEKİLDE İHMAL EDİLDİ’
Acet, Milli Eğitim Bakanlığı için öngörülen 2026 bütçesini sert sözlerle eleştirerek, “2026 Eğitim Bütçesi; eşitsizliği derinleştiren, halkı yoksullaştıran, eğitimi piyasalaştıran bir ‘yıkım’ bütçesidir. 1 trilyon 943 milyar 965 milyon 746 bin TL’lik bütçe, büyük rakamlarla süslenmiş olmasına rağmen okulların, öğrencilerin ve eğitim emekçilerinin yıllardır biriken sorunlarına çözüm üretmekten uzaktır. Bütçenin yaklaşık yüzde 83’ünün personel giderleri ve SGK primlerine ayrılması, eğitimin niteliğini artıracak yatırımların bilinçli biçimde ihmal edildiğini göstermektedir” dedi.


‘EĞİTİME AYRILAN PAY, YÜZDE 17’DEN YÜZDE 8’E DÜŞTÜ’
Eğitim yatırımlarına ayrılan paydaki düşüşe dikkat çeken Acet, “Eğitim yatırımları tarihinin en düşük seviyelerine gerilemiştir. 2002 yılında eğitim yatırımlarına ayrılan pay %17,18 iken, bu oran 2025’te %9,73’e, 2026 bütçe teklifinde ise %8,26’ya düşmüştür. Yıkılan okulların yeniden yapılmadığı, sınıfların 40–50 kişiyi bulduğu, ikili eğitimin sürdüğü bir eğitim ortamında yatırım payını daha da azaltmak, eğitimde krizi derinleştirmektir. Türkiye, öğrenci başına yapılan harcamada OECD ortalamasının çok gerisindedir. OECD’nin “Bir Bakışta Eğitim 2025” raporuna göre; ilköğretimde OECD ortalaması 10.812 dolar iken, Türkiye’de öğrenci başına yapılan harcama 3.914 dolar seviyesindedir. Bu durum, çocuklarımızın nitelikli, eşit ve kamusal eğitime erişim hakkının sistematik biçimde gasp edildiğinin açık kanıtıdır” diye konuştu.


‘BÜTÇE TERCİHİNİN EN AĞIR SONUÇLARINDAN BİRİSİ MESEM’LER’
Bütçe tercihlerinin en ağır sonuçlarından birinin Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) uygulamaları olduğunu savunan Acet, “Bütçe tercihlerinin en ağır sonuçlarından biri ise Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) uygulamalarıyla ortaya çıkmaktadır. MESEM’ler bugün eğitim sisteminde kanayan bir yara haline gelmiş; çocuk emeğinin, çocuk yaşamının ve çocukların güvenliğinin hiçe sayıldığı alanlara dönüşmüştür. Eğitim Sen olarak; 2025 yılında okulda olması gereken 87 çocuğun çalışmak zorunda bırakılarak yaşamını yitirmesinin, Projelendirilen MESEM’lerde 15 çocuğun ölümünün, Yüzlerce öğrencinin MESEM’lerde yaralanmasının, Binlerce öğrencinin haftanın dört günü okul ortamından koparılmasının ve bu çocukların taciz ve istismara açık hale getirilmesinin, Yaratılan derin yoksulluk nedeniyle çocuklara ve ailelerine üçte bir oranında asgari ücret dayatılmasının, Çocuk işçiliğinin ve çocuk sömürüsünün Milli Eğitim Bakanlığı eliyle meşrulaştırılmasının, MESEM’leri protesto eden öğretmenlere ters kelepçe uygulanmasının ve üniversite öğrencilerinin tutuklanmasının sorumlusunun siyasi iktidar ve Milli Eğitim Bakanlığı olduğunu bir kez daha kamuoyuna ilan ediyoruz” şeklinde konuştu.
‘BÜTÇE DERHAL YENİDEN DÜZENLENMELİ’
MEB 2026 Eğitim Bütçesi’nin yeniden düzenlenmesi gerektiğine vurgu yapan Acet, “Eğitim Sen olarak altını çiziyoruz: Çocuk emeği değil eğitim, piyasa değil kamusal eğitim, sömürü değil yaşam hakkı istiyoruz. 2026 Eğitim Bütçesi derhal yeniden düzenlenmeli; çocukların, öğrencilerin ve eğitim emekçilerinin ihtiyaçlarını esas alan, eşit, bilimsel ve kamusal bir eğitim anlayışı hayata geçirilmelidir” ifadelerini kullandı.
‘DEPREME DAYANIKSIZ BİNALARIN YERİNE YENİSİ YAPILMADI’
Edirne’deki okul binalarına da dikkat çeken Acet, “Edirne’de son yıllarda depreme dayanıksız olduğu gerekçesiyle Mimar Sinan Ortaokulu, Gazi İlkokulu, Trakya Birlik İlkokulu ve Meriç İlkokulu yıkılmıştır. Bu binaların yerine henüz yeni okul binaları yapılmamıştır. 2025–2026 eğitim öğretim yılının başında Süheyl Ünver MTA Lisesi için yıkım kararı alınmış, öğrenciler Selimiye MTAL’ye taşınmıştır. Eğitim öğretim devam ederken EYBAL için de yıkım kararı alınmış, öğrenciler 1. Murat Lisesi’ne taşınmıştır. Ayrıca Uzunköprü Lisesi için de yıkım kararı alınmıştır. Okullar depreme dayanıksız ise elbette yıkılacaktır. Buradaki sorun, yıkım sonrası sürecin idare tarafından yönetilemeyişidir. Okul binaları yıkılmakta ancak yerine yeni okul binaları yapılmamaktadır. Bu durum beraberinde çok sayıda sorunu ortaya çıkarmaktadır. Yıkılan ve yıkılacak olan okulların tüm öğrencileri bizim için eşit derecede değerlidir. Okul bazlı ya da kişi bazlı tutumlar, sorunu gerçek bağlamından koparmakta ve yapay tartışmalara yol açmaktadır. Edirne kamuoyu olarak yaşanan bu durumu tüm boyutlarıyla ele almak; kurumları, velileri, öğrencileri ve yurttaşlarıyla birlikte ortak bir tutum geliştirerek bu mücadeleyi kararlılıkla yürütmek zorundayız. Bu nedenle sorumluları göreve çağırıyor, çözümü birlikte üretmeye davet ediyoruz” dedi.

‘Bizler hekimiz hafiye değiliz!’

Edirne Aile Hekimleri Derneği Başkanı Uzm. Dr. Emel Peker, aile hakimleri ve aile sağlığı çalışanlarının yıpratıcı bir performans sisteminin baskısı altında bulunduğunu belirterek, başka hiçbir meslekte bu kadar ağır, bu tarz performansa dayalı ödeme sistemi bulunmadığını bildirdi.

Aile Hekimleri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Uzm. Dr. Emel Peker, yaptığı açıklamada, Aile Hekimliği sisteminde çalışan aile hekimleri, aile sağlığı çalışanlarından, son bir yılda aile sağlığı merkezlerine gelmeyen kayıtlı hastaları için ilk kez ücret katsayıları yarıya indirilerek kesintiye uğratıldığının altını çizerek, “Aile hakimlerimiz ve aile sağlığı çalışanlarımız yıpratıcı bir performans sisteminin baskısı altındadır. Günlük 70’leri geçen yoğun poliklinik sayılarına rağmen, veri giriş memuru gibi günlük binlerce farklı veriyi sisteme girmemiz bekleniyor. Onlarca farklı parametre ile hesaplanmaya çalışılan ücretlerimizin %65 ‘ini, bu öngörülebilirliği imkansız olan parametreler belirliyor. Eğer uzun süre izin alırsak veya bizde her insan gibi bir gün hastalanmak durumunda kalırsak ücretlerimiz en düşük memurun ücretinden bile düşük hale geliyor. Aile Hekimlerinin aldığı ücretin sadece %35 ‘i taban ödemedir , 2. 3. Basamakta bu oran %72’dir. Başka hiçbir meslekte bu kadar ağır, bu tarz performansa dayalı ödeme sistemi yoktur!” dedi.

‘BİZLER HEKİMİZ HAFİYE DEĞİLİZ!’

Aile Hekimlerine daha önce söz verilen nüfus düzenlemesiyle ücretlerin düşmeyeceği yönündeki sözlerin yerine getirilmediğini belirten Dr. Peker, şöyle devam etti:

“Aile Hekimleri bu konuda sükutu hayale uğratılmıştır. Nüfus başı katsayıların artırılması yerine bin bir parametreyle pozitif performans adı altında kesintiler devreye konmuştur. Temel ücretlerde kayıp yetmezmiş gibi hekimler bu ülkenin en çok vergi veren çalışan grubudur. Türkiye’deki kuyumcuların 5 katı , avukatların 7 katı , taksi çalışanlarının 18 katı , Berberlerimizin 70 katı ortalama vergi beyanımız mevcuttur. Kamu da çalışan hekimler bir çok ilde vergi sıralamasında en çok vergi ödeyen meslek grubu olarak öne çıkmaktadır. Vergi yükü kamuda çalışan hekimlerinin sırtındadır. Vergi alanında düzenleme yapılarak hekimler üzerinden alınan astronomik vergilerin düzenlenmesine ihtiyaç vardır.

Bizler gerçekten ağır bir iş yükü altındayız. Bizlerin önüne konan akıl, mantık ve bilim dışı zorlama uygulamaların artık değiştirilmesini istiyoruz. Devlet tarafından aranan, hakkında arama kararı bulunan 1 milyon insan ASM’ye uğramazsa, bizim ücretimizden kesiliyor. Bizlerden hem dedektiflik , hem hekimlik yapmamızı istiyorlar. Akıbeti belli olmayan 30.000 insanı bulun, Aile Sağlığı Merkezine getirin yoksa ücret katsayılarınızı yarıya indiririz diyorlar . Devletimizin polisinin , jandarmasının bulamadığı hakkında arama kararı çıkan bu insanları bizler nasıl bulalım? Bizler hekimiz hafiye değiliz !

‘HEKİMLİK YAPMAK İSTİYORUZ’

Dernek Başkanı Dr. Peker, her gün değişen ve bilimle uzaktan yakından alakası olmayan bu kriterler ile hekimlik yapmalarının her gün daha zor bir hale getirildiğine dikkat çekerek, şunları söyledi:

“Hastalarımıza ayıracağımız değerli zamanımız, bilgisayarların başında veri girmeye zorlanmakla geçiyor. Bir sene içinde hastanın niye gelmediğinin hesabı, bizler kesilmeye çalışılıyor. Bizlerden telefon başında tele sekreterlik bekleniyor. Bu ülkenin en zeki, en çalışkan, en özverili evlatları olan bizlere, halen uygulanmakta olan bu akıl dışı uygulamaların başta vatandaşa karşı hafiyelik görevi olmak üzere kaldırılmasını aklı, mantığı, vicdanı olan herkesten talep ediyoruz.

Bizler hastalarımıza daha kaliteli muayene hizmeti vermek ve hekimlik yapmak istiyoruz. Bırakın hekimlik yapalım ! Bırakın tıp diplomamızın hakkını vererek çalışalım! Bırakın kendi planladığımız bir sistemde çalışalım! Bizler aile hekimleri olarak sağlık sistemini en iyi hale getirilmesini sağlayacak formülü biliyoruz. Aile Hekimlerimize ve sağlık çalışanlarına içi boş iş yükleri yükleyerek, mutsuz,umutsuz hale getirmeyin! Saha da çalışan aile hekimini hastayı muayene etmekten uzaklaştıran, sekreterliğe zorlayan bu yönetmeliğin kaldırılarak, yerine saha da ki aile hekimlerinin yazdığı gerçek bir yönetmeliğin yürürlüğe konmasını istiyoruz! Hastanın en iyi şartlarda hizmet aldığı, Aile Hekiminin de insancıl şartlarda hizmet verdiği, sağlıklı bir çalışma ortamı istiyoruz !”

Hayaller gerçek oldu!

Trakya Üniversitesi’nde geçen yıl düzenledikleri “Afette ve Savaşta Çocuk Olmak” sempozyumu ile afet ve savaş mağduru çocukların yaşadıkları sorunları tıp, sosyal ve kültürel boyutlarıyla ele alan Tıp Fakültesi “Hayaller Gerçek Olsa Trakya Topluluğu” hedefleri arasında bulunan su kuyusu projesini yaklaşık 6 bin kilometre uzaklıkta hayata geçirmeyi başardı. Topluluk üyeleri, Bangladeş’te çocukların yoğunlukta olduğu iki farklı bölgede toplamda 1000 kişinin faydalanabileceği iki adet su kuyusu açtırarak büyük bir hayali gerçekleştirmenin mutluluğunu yaşadı.

Tıp Fakültesi “Hayaller Gerçek Olsa Trakya Topluluğu”, düzenledikleri çeşitli projelerle çocukların yüzlerini güldürmeye devam ediyor. Topluluk, gönüllere dokunan etkinliklerine bir yenisini daha ekleyerek, suya ulaşmanın zor olduğu Bangladeş’te açtıkları 2 su kuyusuyla oradaki çocukların da kalplerine dokundu.

Topluluk, geçtiğimiz yıl 11-12 Mayıs 2024 tarihlerinde Balkan Kongre Merkezi’nde düzenlediği “Afette ve Savaşta Çocuk Olmak” sempozyumu ile afet ve savaş mağduru çocukların yaşadıkları sorunları tıp, sosyal ve kültürel boyutlarıyla ele almıştı. Geniş katılımla gerçekleşen sempozyum sonrasında gönüllülerin desteğiyle topluluk uzun süredir hedefleri arasında bulunan su kuyusu projesini hayata geçirmeyi başardı. Gerçekleştirilen bu projeyle sadece suya erişim sorununu çözmekle kalmadılar, geleceğe umut dolu bir iz bırakmayı da başarmış oldu.

Topluluk faaliyetlerinin ve planlanan projelerin tanıtılması amacıyla Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Sedat Üstündağ’ın da katılmış olduğu bir basın toplantısı gerçekleştirildi. Topluluğun dayanışma ruhunu ve çocukların yaşamına dokunma çabasını bir kez daha görünür kılma amacıyla düzenlenen toplantıda, Tıp Fakültesi Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Alkin Çolak, Başhekim Yardımcıları Prof. Dr. Ali Yılmaz ve Doç. Dr. Mehmet Çelik ile topluluk üyesi öğrenciler de hazır bulundu.

Dekan Üstündağ, “Leyla’dan Sonra” iyilik hareketinin ortaya çıkış hikâyesine değindiği toplantıda, onkoloji servisi ziyaretleri sırasında tanıştıkları Leyla’nın küçük bir dileğini gerçekleştirmek isteyen üç tıp öğrencisinin attığı ilk adımlarla başlayan bu yolculuğun, Leyla’nın vefatıyla hızla örgütlenen bir gönüllülük hareketine dönüştüğünü aktardı ve gönüllülük projelerinin fakülte kültürüne önemli katkı sağladığını vurguladı.

Topluluk Başkanı, Tıp Fakültesi 5. sınıf öğrencisi Hayrunnisa Güney, topluluğun çocuklar yararına projeler üretmeyi ve çocukların eşit yaşam hakkına yönelik farkındalığı güçlendirmeyi amaçladıklarını ifade etti. Çocuk Hematoloji ve Genel Pediatri servislerinde tedavi gören hastalara yapılan ziyaretlerin kendileri için çok değerli bir deneyim olduğunu belirten Güney, çocukların dileklerini sosyal medya hesapları üzerinden takipçileriyle paylaştıklarını ve ulaşabildikleri yardımseverler aracılığıyla çocukların dileklerini gerçekleştirdiklerini ifade etti.

Basın toplantısında öğrenciler; yaptıkları hastane ziyaretleri, atölye çalışmaları, yardım faaliyetleri ve özel günlerde çocuklar için hazırladıkları programlar hakkında bilgi verdi. Ayrıca çocukların mutluluklarına tanıklık etmenin onlar için yaptıkları tüm çalışmaların en anlamlı yanı olduğunu vurguladılar.

Hayaller Gerçek Olsa Trakya Topluluğu Hakkında

Hayaller Gerçek Olsa Trakya Topluluğu, yıl boyunca yürüttüğü gönüllülük ve sosyal sorumluluk faaliyetleriyle üniversitenin toplumsal fayda misyonuna katkı sağlamakta ve çocuklara moral ve destek sunmaktadır.

Topluluk, Genel Pediatri ve Çocuk Hematoloji servislerinde düzenli ziyaretler gerçekleştirmekte; çocukların psikososyal açıdan güçlenmesine yardımcı olacak oyunlar, etkinlikler ve özel gün kutlamalarıyla hastane ortamına neşe katmaktadır. Bunun yanı sıra bot bağışı projesi, huzurevi ve sevgi evi ziyaretleri, bilim seminerleri, sinema etkinlikleri, bayram kutlamaları ve çeşitli farkındalık çalışmalarıyla toplum içinde aktif rol almaktadır. Topluluk üyeleri; atölyeler, piknikler, buluşmalar ve okul şenlikleri gibi etkinliklerle hem kendi iç dayanışmalarını güçlendirmekte hem de topluma dokunan projeler yürütmektedir.

2025–2026 döneminde topluluk; 22 kişilik yönetim ekibi, 55 kişilik kadro ekibi ve 2 kişilik denetim ekibi ile toplam 79 gönüllüsüyle çalışmalarını sürdürmektedir.

Sosyal Medya ve İletişim

Topluluk Instagram Hesabı:

https://www.instagram.com/hayallergercekolsatrakya

Leyla’dan Sonra Projesi Instagram Hesabı:

https://www.instagram.com/leyladansonra

Proje Web Sitesi:

https://www.leyladansonra.com

Gönüllüler bu site üzerinden çocukların dileklerini görüntüleyebilmekte ve Topluluk üyeleri ile iletişime geçebilmektedir.

Özel’in Edirne programı netleşti!

Olgay GÜLER

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İl Başkanı Yücel Balkanlı, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in miting için geleceği Cumartesi günkü Edirne programını açıkladı.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in, 20 Aralık Cumartesi günü ‘Millet İradesine Sahip Çıkıyor’ mitingleri kapsamında geleceği Edirne’deki programı netleşti. Saraçlar Caddesi’nde Edirnelilere seslenecek genel başkan Özel’in ilk olarak 12.30’da CHP il başkanlığını, ardından 13.00’da Edirne Belediyesi’ni ziyaret edeceğini belirten CHP İl Başkanı Yücel Balkanlı, tüm vatandaşları Saraçlar Caddesi’nde 13.30’da düzenlenecek mitinge davet etti.

Edirne’nin güçlü bir şekilde Cumhuriyet değerlerini savunan kent olduğunu kaydeden Balkanlı, “Biz, tüm mağdur emekçilerimizi, emeklilerimizi, tarım ve hayvancılıkla uğraşırken artık topraklarını terk etmek zorunda kalan çiftçilerimizi, kadınlarımızı, gençlerimizi ve tüm mağdur olan kesimleri Cumartesi yapılacak mitingde seslerini duyurmak, yan yana ve omuz omuza mücadele için mitinge bekliyoruz. Edirne’den bu sesi güçlü bir şekilde duyurmak istiyoruz. Hak, hukuk, adalet için mitingimize bekliyoruz. Genel Başkanımız saat 12.30’da il başkanlığımızı ve saat 13.00’te belediye başkanlığımızı ziyaret ettikten sonra saat 13.30’da da mitingde halkımıza seslenecektir” diye konuştu.

‘Hastalarımız da, biz de tükeniyoruz’

Sağlık emek – meslek örgütleri ve çalışanları, nedeniyle “Eziyet Yönetmeliği” olarak adlandırdıkları yönetmelik karşısında bir yılı aşkındır sürdürdükleri mücadeleye kayıtsız kalan, dahası yeni sorunlar getiren Sağlık Bakanlığı’na, “Dayatmalarınızı kabul etmiyoruz! Haklarımıza kavuşana dek mücadelemizi sürdüreceğiz!” diyerek seslendi.

Sağlık emek – meslek örgütleri tarafından yapılan ortak açıklamada, aile sağlığı merkezlerinde (ASM) çalışan hekim, ebe, hemşire ve diğer sağlık personellerinin 2025 yılının son ayında da artarak devam eden sorunlarını çözecek sağlık yönetimi aradıklarına dikkat çekilerek şöyle denildi:

‘ASM’LERDE İŞLER İYİYE GİTMİYOR’

Bugün buradan bir kez daha sesleniyoruz: ASM’lerde işler iyiye gitmiyor; hem biz sağlık çalışanları hem de hizmet verdiğimiz halkımız için durum vahim.

Haykırıyoruz! Sesimizi duyurmaya çalışıyoruz!

Sesimizi duyurmak için, sağlık yönetiminin sorunlarımıza kulak vermesi için dört defa, toplam 14 gün iş bırakmak zorunda kaldık. Sağlık Bakanlığı’nın sorunlarımıza kulak vermek yerine, cezalar vererek ve performans adı altında kesintiler yaparak sağlık sistemini yönetemez hale geldiğini ilan ediyoruz.

Sağlık Bakanlığı, Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliği’ni 30 Ekim 2024 tarihinde yayımlamadan önce aşağıda imzası olan tüm sağlık emek-meslek örgütleri ve çalışanları olarak itirazlarımız yaptık. Bakanlık ise bizi dinlemeyip yönetmeliği hayata geçirdi.

Aile hekimleri ve aile sağlığı çalışanlarına performansa dayalı ödeme ve ücret kesintisini dayatan, iş güvencesini tamamen ortadan kaldıran; çalışanları sevk memuruna, ASM’leri çağrı merkezine dönüştüren; topluma ve sağlık çalışanlarına zarar veren ve içeriği nedeniyle “Eziyet Yönetmeliği” olarak adlandırdığımız yönetmelik karşısında bir yılı aşkındır sürdürdüğümüz mücadeleye kayıtsız kalan,dahası yeni sorunlar getiren Sağlık Bakanlığı’na sesleniyoruz:

‘DAYATMALARINIZI KABUL ETMİYORUZ’

Yine sağlık müdürlükleri önlerindeyiz! Dayatmalarınızı kabul etmiyoruz! Haklarımıza kavuşana dek mücadelemizi sürdüreceğiz!

Aşı, bebek izlem, gebe izlem, aile sağlığı birimine başvuru yapan nüfus sayısı, kronik hastalık takibi, muayene başvuru sayısı, antibiyotik yazma oranı, ağrı kesici yazma oranı, mide ilacı yazma oranı ve memnuniyet anketi üzerinden yapılan değerlendirmeler ve her ay yeni eklenen çeşitli kalemlerden oluşan kriterleriş yükümüzü artırarak tükenmemize sebep olmaktadır. Yaptığımız işleri sayısal istatistiklerden ibaret gibi göstererek ve aldığımız tüm ücretin %60’ını kaplayan bu performans ödeme sistemi ile ücret vermek değil, ücret kesmek amacını taşıdığını görüyor ve bunu kabul etmiyoruz.

ASM’lerde birlikte çalıştığımız ebe ve hemşire arkadaşlarımızdan tavan ödemesine takıldı bahanesiyle, aile hekimlerinden bordro verilerini gizleyerek, aile hekimliği birimine hastane başvurusu çok oldu diyerek yüz milyonlarca lira kesinti yaptınız. Sağlık Bakanı’na buradan sesleniyor ve soruyoruz: Son bir senede ücretlerimizden kestiğiniz parayla ne yaptınız?

Sağlık Bakanı bir yıl önce ‘Modellediğimiz yeni sistem ile aile hekimlerimizin vatandaşlarımıza ayıracağı süreyi artırdık’ derken, sağlık emekçilerine ve yurttaşlarımıza soruyoruz:Son bir yılda size ayrılan süre arttı mı? Bakanlığın formülündeki gibi sayılarla soralım: Hekim sayısı artmayıp muayene sayısı artıyorsa, hastamıza nasıl daha fazla zaman ayırmış olabiliriz?

‘1.000 TANE ASM NEREDE?’

Sağlık Bakanı geçen yıl ‘Her yıl bin ASM yapacağız’ diyordu. Ancak aynı bakan, 21 Kasım 2025 günü TBMM’de yaptığı bütçe sunumunda 1.202 tesisin hâlâ yatırım programında olduğunu söyledi. Soruyoruz: Bir yılda vadettiğiniz 1.000 tane ASM nerede?

Bir sabah uyanıp tüm ASM çalışanlarına bağışıklama eğitimi verme kararı alıyorsunuz. Eğitim önemlidir, bağışıklama önemlidir, biliyoruz. Ama eğitimini verdiğiniz bağışıklama çalışmaları için Aşı Takip Sistemi donanımını vermiyorsunuz. Aşı dolabını da ısı takip sistemlerini de sağlamıyorsunuz. Bazı aşıları bile vermiyorsunuz. Sahi; aralık ayında HPV aşısı uygulanacaktı, vaz mı geçtiniz?

Hastalıkların tanısını koyuyoruz, tedavisini yapamıyoruz. Kanserin taramasını yapıyoruz, hastaları kanser şüphesi ile aylarca bekletiyoruz, erken tedavi edemiyoruz. Her gün hastalarımız da tükeniyor, biz de tükeniyoruz. Yarattığınız yönetmelik ile ekrana veri girmekten başka bir şey yapamıyoruz. Ay sonunda ne ücret alacağımızı bilmiyor, aldığımız ücretle de geçinemiyoruz.Bugün anlıyoruz ki; bu yönetmelikle hedeflenen, biz sağlık emekçilerinin daha az ücretle, daha ağır şartlarda çalıştırılmasıdır.

Son yıllarda sağlık çalışanlarının mutlu olamadığı, işine yabancılaştığı, tükendiği, halkın da iyi sağlık hizmeti alamadığı bir düzen yarattınız.Verdiğiniz sözlerin birini bile tutmadınız. Bizi de bu düzenin parçası haline getirmek için baskı ve cezalarınızla saldırdınız. Ancak biz kendimize ve hastalarımıza verdiğimiz sözle, mesleğimizin onurunu korumak için, sağlığa ve mesleğimize yaptığınız bu saldırılara karşı bugün buradayız.

‘NE İSTİYORUZ?’

•Halkımıza, eşit, ücretsiz, yeterli süre ile koruyucu, nitelikli, sürekli, kapsayıcı birinci basamak temel sağlık hizmeti vermek istiyoruz.

•Performansa dayalı olmayan, emekliliğe yansıyan, emeğimizin tam karşılığı olan, tüm insani ihtiyaçlarımızı rahatça karşılayabileceğimiz, tek kalem ücret istiyoruz.

•%35’e varan vergi kesintilerinin en çok %15’e indirilmesini, vergide-gelirde adalet sağlanmasını istiyoruz.

•Kamu tarafından yapılan, donanımı ve tüm ihtiyaçları karşılanan, sağlık hizmeti vermeye uygun, depreme dayanıklı, güvenli ASM’ler istiyoruz.

•Mesleğimize müdahale etmeyen, sağlık çalışanlarını memnuniyet nesnesine dönüştürmeyen, baskılara ve cezalara son veren, halka koruyucu ve iyi sağlık hizmeti verilebilmesine olanak sağlayan sağlık yönetimi istiyoruz.

Sağlık çalışanlarının hakları ve halkın sağlık hakkı için mücadelecimizi sürdüreceğiz!”

Aile Hekimliği Çalışanları Sendikası (AHESEN)

Aile Sağlığı Çalışanları Ebe ve Hemşire Dernekleri Federasyonu (ASEF)

Birinci Basamak Sağlık Çalışanları Birlik ve Dayanışma Sendikası(BDS)

Anadolu Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanları Sendikası (Anadolu Sağlık-Sen)

Genel Sağlık ve Sosyal Hizmet Kolu Kamu Çalışanları Sendikası (Genel Sağlık-İş)

Hekim Birliği, Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanları Sendikası (Hekim Birliği)

Hürriyet Sağlık ve Sosyal Hizmetler Çalışanları Sendikası (Hürriyet Sağlık Sen)

Sağlık Çalışanları Hak Mücadele Derneği (SA-HA DER)

Sağlık Hizmetleri Sendikası (Sahim-Sen)

Sağlık ve Sosyal Hizmet emekçileri Sendikası (SES)

Tabip ve Diğer Sağlık Çalışanları Sağlık ve Sosyal Hizmetler Kamu Görevlileri Sendikası (Tabip-SEN)

Tüm Radyoloji Teknisyenleri ve Teknikleri Derneği(TÜMRAD-DER)

Türk Tabipleri Birliği (TTB)

AdvanceMax İçeriğinin Günlük Yaşama Uyumlu Yapısını Keşfedin

Bir takviye ürünün benimsenmesinde en önemli kriterlerden biri, günlük hayata ne kadar kolay adapte edilebildiğidir. AdvanceMax, kullanım pratikliği ve anlaşılır yapısıyla bu beklentiye cevap veren bir profil çiziyor. Ürünün tercih edilme nedenleri arasında karmaşık kullanım talimatları içermemesi ve kullanıcıyı yormayan bir düzene sahip olması öne çıkıyor. Günlük rutinine ekstra bir yük bindirmek istemeyen kişiler için bu durum ciddi bir avantaj oluşturuyor. Ayrıca eczane ortamında sunulması, kullanıcıların bilinçli bir şekilde ürünü değerlendirmesine olanak tanıyor ve kulaktan dolma bilgiler yerine güvenilir bir zeminde karar verilmesini sağlıyor.

AdvanceMax Eczane Kültürü İçinde Nasıl Konumlanıyor

Eczaneler, yalnızca ilaç temin edilen noktalar değil; aynı zamanda danışılan, güvenilen ve bilgi alınan alanlar olarak görülüyor. AdvanceMax, bu kültür içinde yer alarak kullanıcıya “kontrollü tercih” hissi sunuyor. Raf üzerindeki konumlandırması ve açıklayıcı yaklaşımı, ürünü rastgele bir seçim olmaktan çıkarıyor. Modern Eczane çizgisiyle örtüşen bu yaklaşım, kullanıcıların kendilerini daha rahat hissetmesini sağlıyor. Eczacı danışmanlığıyla birlikte değerlendirildiğinde, ürünle ilgili beklentiler daha gerçekçi bir zemine oturuyor ve kullanım süreci daha bilinçli ilerliyor.

AdvanceMax Kullanıcı Algısında Güven Unsuru

Bir ürün hakkında olumlu bir algı oluşmasının temelinde güven duygusu yer alır. AdvanceMax, bu güveni doğrudan vaatlerle değil, sunduğu netlik ve tutarlılıkla inşa ediyor. Kullanıcılar, içeriği belirsiz ya da abartılı söylemlerle pazarlanan ürünler yerine, sade ve anlaşılır bir anlatıma sahip seçeneklere yönelme eğiliminde oluyor. Bu noktada ürünün eczane kanalında yer alması, algıyı güçlendiren önemli bir detay olarak öne çıkıyor. Günlük dilde konuşulan, abartıdan uzak bir yaklaşım, kullanıcı ile ürün arasında daha doğal bir bağ kurulmasına katkı sağlıyor.

Kaynak: https://moderneczane.com/mediniti

Muhasebecinin ‘DEFTER’ isyanı!

Edirne Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası, 586 Sayılı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği’ne tepkisini göstermek için basın açıklaması yaptı. Oda Başkanı Cüneyt Keskin, “TÜRMOB, Odalar ve 135 bin kişilik meslek camiası olarak vergi sisteminde onarılmaz hasarlar açacak bu düzenlemelerin yürürlükten kaldırılmasını talep ediyoruz” dedi.

Başkan Keskin, basit usulden gerçek usule geçirilerek vergilendirilecek olan mükelleflerin defterlerinin bağlı oldukları meslek odaları/birlikler tarafından tutulmasına ve beyannamelerinin bu Odalar tarafından da gönderilebilmesi imkan sağlayan tebliğe karşı çekincelerini ve tepkilerini dile getirdi.

Bu mükellef grubuna ayrıcalık tanınmasının vergide eşitlik ve adalet ilkesine aykırı olduğuna dikkat çeken Başkan Keskin, “Bu durum, kayıtdışılığın artmasına, vergiye gönüllü uyumun azalmasına, vergi gelirlerinin azalmasına ve ayrı bir disiplin olan muhasebe ve denetim mesleğinin tahrif edilmesine neden olmaktadır” dedi.

Keskin tarafından okunan açıklamada şunlara yer verildi:

Vergi sistemimizin temel amaçlarından birisi, adil, şeffaf, izlenebilir, sürdürülebilir mali yapının tesis edilmesidir. Bu yapının güçlenmesi için basit usule tabi mükelleflerin gerçek usule geçirilmesinin gerekli olduğu meslek camiamız tarafından öteden beri ifade edilmiş ve bu yolda yapılan çalışmalar Birliğimizce desteklenmiştir. Gerçek usule geçiş, belge düzeni, defter tutma ve beyan sisteminin güçlenmesini sağlamakta; mali verilerin sağlıklı ve doğru üretilmesi, kamu gelirlerinin sürdürülebilirliği açısından önem arz etmektedir.

Bu gereklilik ve önem nedeniyle 8/9/2025 tarihli Cumhurbaşkanı Kararı ile Büyükşehir Belediyesi sınırları içerisinde bulunan ve nüfusu otuz bini geçen ilçelerde anılan kararnamede belirtilen faaliyetleri yürüten mükelleflerin 01/01/2026 tarihinden itibaren basit usulden çıkarak gerçek usulde vergilendirilmeleri kararlaştırılmıştır.

Ne yazık ki, 13 Aralık 2025 tarihinde yayımlanan 586 sayılı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile anılan kararname kapsamında 1 Ocak 2026 tarihinden itibaren gerçek usulde vergilendirilecek olan mükelleflerin, işletme hesabı esasına göre vergilendirildikleri süre zarfında defterlerinin bağlı oldukları meslek odaları/birlikler tarafından tutulmasına ve beyannamelerinin bu Odalar tarafından da gönderilebilmesine izin verilerek atılan olumlu adımların daha da gerisine gidilmesine sebebiyet verilmiştir.

Her ne kadar ilimizdeki esnafları ve meslek mensuplarını bu aşamada doğrudan etkilemese de ileride yapılabilecek daha olumsuz düzenlemelerin önünü açabilecek niteliktedir. Hiçbir hukuki ve teknik gerekçe ile açıklanmayacak ve kendi içerisinde onlarca belirsizlik içeren hukuka aykırı bu yetkilendirmenin nasıl bir amaca hizmet ettiğini anlamak maalesef mümkün değildir. Bu nedenle, doğrudan ülkemiz vergi sistemine ve mesleğimize yönelen bu düzenlemeye diğer meslektaşlarımız gibi biz de sessiz kalmayacağız.

Ülkemizde, mevcut krizden çıkış için “kayıtdışılıkla mücadele” ve “bütçe disiplini” ihtiyacı ortadayken ve bu kapsamda birçok mükellef ağır vergisel ödevlere katlanmak zorunda kalırken, kayıtdışılığı körükleyecek ve vergi sistemimizde gedikler açacak bu nevi uygulamaların kamuoyunda yeterince tartışılmadan ve istişare edilmeden yürürlüğe sokulması, bu mücadeleleri ve çabaları anlamsızlaştırmaktadır.

Muhasebe, finansal raporlama ve beyanname birbirinden ayrılamayacak bütünlüktedir. Muhasebe yapmak, mali tabloları hazırlamak, gerçek ve doğru mali verileri sağlamak, denetlemek, raporlamak ve beyanname vermek, dünyanın her yerinde olduğu gibi Ülkemizde de mali müşavirlerin işidir. Mali müşavirlik bütün bu konularda güvence veren, sorumluluk alan ve hesap veren meslektir. Hiçbir teknik bilgisi olmayan ve oy kaygısıyla hareket edebilecek olan esnaf odalarına veya birliklerine muhasebe ve vergi konusunda yetki verilmesi, aslında kapsama yeni alınan bu mükelleflerin Mali İdare karşısında başıboş ve denetimsiz bırakılması dışında hiçbir anlam ifade etmemektedir. Bu meslek odalarında mali müşavir çalıştırma şartı getirilmesi olayın hukuksuzluğunu ve ciddiyetsizliğini örtmeye yetmemektedir.

VERGİDE EŞİTLİK İLKESİNE AYKIRI

Bu mükellef grubuna ayrıcalık tanınması vergide eşitlik ve adalet ilkesine aykırıdır. Bu durum, kayıtdışılığın artmasına, vergiye gönüllü uyumun azalmasına, vergi gelirlerinin azalmasına ve ayrı bir disiplin olan muhasebe ve denetim mesleğinin tahrif edilmesine neden olmaktadır. Bu ise; eğitim ve sağlık gibi kamu hizmetlerinin yürütülmesi, emekliye zam yapılması, işçinin asgari ücretine Devlet desteği verilmesi gibi konularda bütçede yeterli kaynak bulunamamasının nedenleri arasına girecektir. 2026 Bütçesinin Mecliste tartışıldığı günlerde bu tebliğ tam bir garabet olmuştur. Bu sebeple, anılan düzenlemede hiçbir şekilde kamu yararı yoktur ve ülkesini seven her yurttaşın buna karşı durması gerekmektedir.

ŞU SORULARA CEVAP İSTEDİLER

Üyelerine şirin gözükmek için Türk Vergi Sisteminin yerle bir edilmesini talep edenlerin ve karar vericileri yeteri kadar bilgilendirmeyip bu çarpıklığa izin verenlerin şu sorulara cevap vermesi gerekmektedir.

  1. Esnaf odalarının yöneticileri, yanlış tutulan muhasebe kayıtlarından ve gerçeğe aykırı beyannamelerden tıpkı meslek mensuplarımız gibi tüm mal varlıkları ile sorumlu olacak mıdır?
  2. Mükelleflerin sahte belge düzenleme ve kullanma fiillerinde bu odaların yöneticilerine iştirak ve vergi suçu raporu yazılacak mıdır? Hiç değilse bu yöneticilerin bir disiplin sorumluluğu olacak mıdır?
  3. Gerçek usulde vergilendirilecek bu kadar mükellefin muhasebesi hangi teknik altyapı ve bilgi ile odalar tarafından tutulacaktır? Bu esnafların mevzuatta yer alan yükümlülüklere uyup uymadıkları kim tarafından kontrol edilecektir? Örneğin bir mükellefe vergi idaresinden izaha davet yazısı geldiğinde bu mükellefin müşavirliği Oda tarafından yapılacak mıdır? Doğru yönlendirmeler yapılmadığında esnafın uğrayacağı zararın sorumlusu kim olacaktır?
  4. Esnaftan muhasebe ücretini odalar toplayacağına ve bu durumda Kurumlar Vergisi Kanunu uyarınca iktisadi işletme oluştuğuna göre, kuruluş amaçlarına aykırı olarak devasa muhasebe ofislerine döndüreceğiniz bu meslek odalarından kurumlar vergisi beyannamesi istenecek midir?
  5. İşi ehline bırakmayı şiar edinmek gerekir iken, liyakati olmayan kişi ve kurumlara iş yaptırmaya kalkmak hangi bilim, felsefe ve inanış ile bağdaşmaktadır?

Ve belki de en acı soruyu şöyle sormak gerekmektedir. “Kamu İdaremiz, ne zaman her türlü mali politikayı sahada uygulayan muhasebe camiasının hayrına ve lehine bir işe imza atacaktır?”

Unutulmamalıdır ki muhasebe meslek mensupları tüm mükelleflerin yanı başındadır ve siyasi bir etki değerlendirmesi yapılacak ise bu camia en başta göz önünde bulundurulmalıdır.

TEBLİĞ YÜRÜRLÜKTEN KALDIRILMALI

TÜRMOB, Odalar ve 135 bin kişilik meslek camiası olarak vergi sisteminde onarılmaz hasarlar açacak bu düzenlemelerin yürürlükten kaldırılmasını talep ediyoruz. Bu düzenlemenin yürürlükten kaldırılmaması halinde her türlü hukuki mücadeleyi sürdüreceğimizi, akıl ve mantığın almadığı bu çarpık uygulamanın destekçisi olmaya tevessül edecek meslek mensupları hakkında da her türlü tedbiri alarak mesleki düzeni sağlayacağımızı buradan kamuoyuna ilan ediyoruz.

                                                 

Yeni Nesil Sürdürülebilir Konut Anlayışında Büyük Değişim: Karmod Prefabrik Çelik Ev Çözümleri İlgi Görüyor

Türkiye genelinde artan konut ihtiyacı ve sürdürülebilir yaşam arayışı, hazır yapı sektöründe köklü bir dönüşümü beraberinde getiriyor. Yeni nesil konut anlayışının öne çıktığı bu süreçte, prefabrik çelik ev çözümleri hem çevreci yaklaşımı hem de yapısal avantajlarıyla dikkat çekiyor. Son dönemde artan talep, prefabrik konut projelerinin geçici bir alternatif olmaktan çıkarak kalıcı bir yaşam modeli haline geldiğini gösterirken, uzmanlar bu dönüşümün uzun vadeli olacağına vurgu yapıyor. Karmod’un hayata geçirdiği yeni tasarım ve üretim yaklaşımı ise sektörde güçlü bir etki oluşturmuş durumda.

Geleneksel inşaat yöntemlerinde aylar sürebilen süreçlere karşılık, prefabrik çelik yapıların sunduğu hızlı kurulum, kontrollü maliyet ve enerji verimliliği avantajları, tüketicilerin tercihlerini bu yönde şekillendiriyor. Üstelik bu sistemler artık yalnızca kırsal alanlarla sınırlı kalmıyor; şehir yaşamına uyumlu, konforlu ve estetik konut çözümleriyle geniş kitlelere hitap ediyor. Karmod, sürdürülebilir üretim anlayışı ve yenilikçi mühendislik çözümleriyle, yeni nesil prefabrik çelik ev projelerini konut sektörünün merkezine taşıyor.

Karmod’un Yeni Yol Haritası: Tasarımda Esneklik, Üretimde Güç

Karmod’un duyurduğu yeni dönem yatırımları, firmanın sektördeki liderliğini pekiştiren bir hamle olarak yorumlanıyor. Özellikle alıcıların sıkça araştırdığı satılık prefabrik ev modellerinde geniş bir yelpaze sunulması, markanın daha fazla aileye ulaşmasını sağlıyor. Gerek tek katlı planlar gerekse yaşam alanını artırmak isteyen müşterilere yönelik çözümler, kullanıcıların farklı ihtiyaçlarına uygun şekilde geliştiriliyor.

Hazır yapı sektörünün en dikkat çeken özelliklerinden biri olan süreç kolaylığı, Karmod’un üretim-teslim aşamalarında daha da belirgin hale geliyor. Geleneksel inşaatlarda haftalar süren hazırlık evrelerinin yerini, fabrika kontrollü montaj süreçleri alıyor. Bu yaklaşım hem maliyeti düşürüyor hem de kullanıcıya zaman kazandırıyor. Özellikle yazlık, sürekli ikamet ya da yatırım amaçlı konut bakan müşteriler için bu hız önemli bir tercih sebebi haline geliyor.

Karmod Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Çankaya, sektörde yaşanan değişimi şu sözlerle değerlendiriyor:
 “Hazır yapı çözümlerinin geleceği artık tartışmasız bir şekilde netleşti. Tüketici hız, güven ve ekonomik çözümler arıyor. Bu beklentiye en doğru karşılığı verebilmek için üretim teknolojilerimizi sürekli yeniliyor; tasarım çeşitliliğimizi artırarak daha fazla kişinin hayal ettiği eve ulaşmasını sağlamayı hedefliyoruz.”

Bu açıklama, Karmod’un sektörel vizyonunun yalnızca bugünü değil, geleceğin konut beklentilerini de şekillendirmeyi amaçladığını ortaya koyuyor.

Çift Katlı Yaşam Konforu: Dubleks Modellerde Öne Çıkan Ayrıntılar

Son dönemde özellikle geniş ailelerin ve ferah yaşam alanı arayanların yoğun ilgi gösterdiği dublex prefabrik ev seçenekleri, markanın üretim gücünü ortaya koyan önemli bir örnek olarak değerlendiriliyor. Klasik betonarme yapılara göre daha ekonomik bir yatırım sunarken, kullanım alanlarında herhangi bir kısıtlama oluşturmayan bu modeller, modern mimari çizgilerle birleştiğinde konut anlayışını tamamen değiştirebiliyor.

Karmod’un dubleks tasarımlarında dikkat çeken bir diğer unsur ise iç mekan planlamasındaki esneklik. Müşterilerin talep ettiği oda sayısı, merdiven konumu, banyo düzeni ve ortak yaşam alanları; fabrika öncesi üretim planlarında şekillendiriliyor. Bu sayede tüketiciler hem zamandan tasarruf ediyor hem de kişisel beklentilerine uygun bir ev sahibi olmanın rahatlığını yaşıyor.

Hazır yapı sektörünün sunduğu kolaylıklar da dubleks modellerde daha görünür hale geliyor. Montaj sürecinin kısa olması, altyapı hazırlığının minimum seviyede zaman gerektirmesi ve tüm parçaların fabrika çıkışı uyumlu şekilde üretilmesi, kullanıcı deneyimini güçlendiren avantajlar arasında yer alıyor. Bu durum, müşterilerin “acaba işler uzar mı?” endişesini tamamen ortadan kaldırıyor.

Neden Karmod? Güven Veren Teknoloji, Uzun Ömürlü Yapılar

Hazır yapı sektöründe her marka benzer çözümler sunduğunu iddia edebilir; ancak Karmod’u öne çıkaran temel fark, üretim kalitesi ve markaya duyulan güvenin yıllar içinde oluşmuş olmasıdır. Karmod’un tesislerinde kullanılan yüksek dayanımlı çelik konstrüksiyonlar, uzun ömürlü panel sistemleri ve iklim koşullarına uygun izolasyon teknikleri, ev sahiplerine çok yönlü avantaj sunuyor.

Müşterilerin en çok önem verdiği unsurlardan biri olan teslim süreci de Karmod’da net ve kontrollü şekilde ilerliyor. Teslimat öncesi proje bilgilendirmeleri, montaj sahasının hazırlanması ve aşama aşama yapılan uygulamalar, kullanıcıların her adımı yakından takip edebilmesini sağlıyor. Bu şeffaf yaklaşım, piyasada her gün artan rekabet ortamında Karmod’u bir adım öne taşıyor.

Ayrıca marka yalnızca ev teslimi yapmakla kalmıyor; satış sonrası destek, teknik bilgilendirme, garanti kapsamı ve uzun vadeli bakım önerileriyle müşterinin yanında yer almaya devam ediyor. Bu yaklaşım, prefabrik sektörü içinde “tam hizmet modeli” olarak tanımlanan bir standart oluşturmuş durumda.

Karmod ile Yeni Bir Hayata Adım Atmak İçin Doğru Zaman

Artan konut maliyetleri ve değişen yaşam ihtiyaçları, kullanıcıları daha hızlı ve ekonomik alternatiflere yönlendirmiş durumda. Bu nedenle gerek prefabrik ev projeleri araştıran gerekse bütçesine uygun satılık prefabrik ev seçenekleri arayan herkes, Karmod’un sunduğu çözümlerle daha emin adımlar atabiliyor.

Markanın estetik, güvenli, uzun ömürlü ve hızlı teslim avantajlarını bir araya getiren üretim sistemi, prefabrik yapıyı yalnızca bir alternatif değil, birçok kişi için ideal konut seçeneği haline getiriyor. Özellikle doğayla iç içe yaşam kurmak, hobi bahçesi düzenlemek, yazlık sahibi olmak veya kalıcı konut ihtiyacını karşılamak isteyen aileler için Karmod’un sunduğu çeşitlilik önemli bir fırsat sunuyor.

Karmod’un yıllar içinde oluşturduğu marka değeri ve modern üretim teknolojisi sayesinde, kullanıcılar hayalini kurdukları eve beklediklerinden çok daha kısa sürede ulaşabiliyor. Sektördeki deneyimi, teknik üstünlüğü ve müşteri memnuniyetini esas alan yaklaşımıyla Karmod, yeni yaşam planı yapan herkesin güvenle tercih ettiği bir marka olmayı sürdürüyor.

Büyükçekmece’de Kaliteli Çiçek Hizmetinin Önemi


Çiçekler, hayatın birçok özel anında duyguların en zarif yansımasıdır. Doğru çiçek seçimi, verilen mesajın karşı tarafa eksiksiz ulaşmasını sağlar. Büyükçekmece’de bu konuda profesyonel hizmet sunan Aşk Çiçekçilik, taze ürünleri ve estetik tasarımlarıyla müşterilerine güven vermektedir.
Bölgede çiçek ihtiyacının karşılanmasında önemli bir yere sahip olan
Büyükçekmece çiçekçi hizmetleri, doğum günü, yıl dönümü, nişan ve kurumsal organizasyonlar için özel olarak hazırlanmış aranjmanlar sunar. Her ürün, deneyimli floristler tarafından özenle tasarlanır ve kaliteli çiçekler kullanılarak hazırlanır.
Mimaroba gibi geniş ve yoğun yerleşime sahip bölgelerde teslimat süreci büyük önem taşır. Bu noktada
Mimaroba çiçekçi hizmeti, siparişlerin doğru adrese ve zamanında ulaştırılmasını sağlayarak müşteri memnuniyetini artırır. Yerel bilgiye sahip olunması, hizmet kalitesini doğrudan etkileyen bir avantajdır.
Günümüzde çiçek siparişi vermek artık çok daha pratik hale gelmiştir.
Online çiçek siparişi sayesinde kullanıcılar, istedikleri ürünü birkaç dakika içinde seçip güvenli ödeme seçenekleriyle siparişlerini tamamlayabilir. Bu kolaylık, özellikle yoğun iş temposuna sahip kişiler için büyük bir avantaj sunar.
Aşk Çiçekçilik, kaliteli hizmet anlayışı ve müşteri odaklı yaklaşımıyla Büyükçekmece’de güvenilir bir marka olmaya devam etmektedir.