KESK 14 Ocak’ta iş bırakıyor!

Mehmet ŞELECİ

Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası Eğitim Sen’in kuruluşunun 31’nci yıldönümü Edirne’de kutlandı. Düzenlenen kuruluş yemeğine katılan Eğitim Sen Genel TİS ve Hukuk Sekreteri Özlem Tolu, 14 Ocak’ta iş bırakacaklarını duyurdu. Eğitim-Sen Edirne Şube Başkanı Ahmet Acet de “Otuz bir yıl boyunca bedel ödeyen, sözünü sakınmayanlara selam olsun” dedi.

Eğitim Sen’in 31’nci yıldönümünün kutlandığı geceye sendika üyeleri, eğitim emekçileri ve STK temsilcileri katılım sağladı. Gecenin açılış konuşmasını yapan Eğitim-Sen Edirne Şube Başkanı Ahmet Acet, mücadelelerinin sadece bugün için değil, yarınların mücadelesi olduğunu belirterek şunları söyledi:

“Bugün burada emeğin, bilginin dayanışmanın ve ortak aklın etrafında buluştuk. Eğitim Sen aynı adalet duygusunda buluşanların sendikasıdır. Eğitimsel 31 yıldır yalnızca bir sendika değil, bir duruş, bir vicdan, bir toplumsal hafıza olmuştur. Eğitim Sen öğretmenin, akademisyenin, emekçinin, öğrencinin yanında olmuş, mücadeleyi hep birlikte büyütmüştür. Bugün bu çatı altında bir araya gelen biz de aynı olmak zorunda olmayan ama aynı adaletsizliğe itiraz eden insanlarız. Biz biliyoruz ki bilgi özgürleşmeden toplumsal özgürleşemez. Eğitim eşit olmadan adalet kurulamaz. Emek korunmadan gelecek inşa edilemez. Bu mücadele sadece bugünümüz için değil, yarınlarımızın mücadelesidir. Otuz bir yıl boyunca bedel ödeyenlere, sözünü sakınmayanlara selam olsun. Bugün burada olmayı sağlayan geçmişin emeğine saygıyla geleceğin omuzlarımızda hissederek konuşuyoruz. Ve biliyoruz ki birlikteysek güçlüyüz. İyi ki varsınız. İyi ki bu mücadelede yan yanayız. İyi ki buradayız. Otuz birinci yılımız kutlu olsun. Yaşasın Eğitim Sen, yaşasın KESK.

14 OCAK’TA İŞ BIRAKIYORUZ

Kuruluş yıldönümü yemeğine katılan Eğitim Sen Genel TİS ve Hukuk Sekreteri Özlem Tolu da, 14 Ocak’ta iş bırakacaklarını duyurdu.

31 yıl önce “yapamazsınız, devlet memurları sendika mı kurar?”diyen 12 Eylül artıklarının, onların baskı, dayatmaların karşı Kamu Emekçileri Sendikalarını kurduklarını hatırlatan Tolu konuşmasında şunlara yer verdi:

“Omuz omuza ve dayanışma içerisinde birlikte olduğumuzu yeniden dosta düşmana göstermek ve mücadelenin ateşini yeniden harlamak üzere bir araya geldik. Evet çok derin bir yoksulluk derin bir ekonomik krizle karşı karşıyayız. Ancak bu sadece ekonomik bir kriz değil bu yönetilememe krizi. Bugün ülkemizde çok derin bir demokratik sorunla yüz yüzdeyiz. Bugün eğitimin temel sorunları her geçen gün gittikçe derinleşiyor. Karşımızda siyasal İslam’ın ideoloji saldırıları var. Laik, bilimsel eğitim bir saldırı altında. Biz bu saldırılara karşı da mücadele etmek zorundayız. Bu yüzden hepimiz fiili, meşhur mücadele anlayışımızla geçmişimizden bugüne kadar ilmek ilmek mücadeleyle ördüğümüz bu demokrasi barış ve emek mücadelesinin piri meşhur mücadelenin ruhunu her yerde, iş yerlerimizde, okullarımızda yaşatmak zorundayız

Bunu yaşatan bütün Eğitim Sen üyelerine, eğitim tüm emekçilerine, yaşatmaya devam eden biat etmeyen geri adım atmayan, hiçbir iktidar karşısında teslim olmayan ve demokratik bilim ana dilinde ve cinsiyet eşitlikçi mücadelesini her gün büyüte büyüte sürdüren eğitim emekçilerine selam olsun diyoruz.

Biz sadece ücret sendikacılığı yapmadık. Biz bu topraklarda emeğin hakkını savunurken demokratik mücadelesini de beraber yürüttük, çünkü biliyoruz ki bunlar olmadan emek hiçbir koşulda hakkını alamaz. Bugün dünya yangın yeri. Yeni bir yıla yeni umutlarla başladık derken işte görüyorsunuz emperyalist güçler dünyanın her yerinde yeni sömürge biçimleriyle emeğin hakkını, halkların özgürlüğünü yok sayarak evet yollarına devam ediyor. Biz bunun karşısında ne yapacağız tabii ki her zaman olduğu gibi biz işçi sınıfının birleşik mücadelesini sürdüreceğiz ve buradan hep beraber sınıf mücadelesini büyüterek çıkacağız.

Bir kamu sendikasıyız ama sadece kamuda değil bu ülkede ve dünyada işçi sınıfının birliği hissi yaşarken de yetkili sendikaların hükümet karşısındaki TİS tutumlarını hiçbirimiz tabii ki kabul etmedik. Bunun mücadelesini vermeye çalıştık, Yaz tatilinde TİS de söyledik, dedik ki bu burada bitmez, bütçede de mücadelemizi sürdüreceğiz, dört bölgede bölge mitingleri yaptık ve ardından asgari ücret açıklandı. Yine bu ülkenin emekçileri halkları, ne yazık ki açlık sınırının altında bir rakama mahkum edildi.

Buna karşı da emek demokrasi ve barış mücadelesi tarihi boyunca sürdüren KESK konfederasyonumuz bir eylem kararı aldı. 14 Ocak’ta bütün emekçileri, işçi sınıfının bütün neferlerini, eğitim emekçilerini ve kamu emekçilerini bir günlük iş bırakma eylemiyle taleplerimizi daha yüksek sesle dillendirmeye davet ediyoruz. 14 Ocak’ta iş bırakıyoruz, emekten gelen gücümüzü kullanıyoruz.”

Eğitim Sen Genel TİS ve Hukuk Sekreteri Özlem Tolu‘nun konuşmasının ardından Rıza Taş ile çeşitli konukların çaldığı eserler ile geceye katılanlar keyifli bir akşam yaşandı.

Ziraat Mühendisleri’nden 180. yıl çelengi

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Edirne İl Temsilciliği’nce 10 Ocak Tarımsal Öğretimin Başlangıcının yıldönümü nedeniyle olarak Atatürk Anıtı’na çelenk töreni gerçekleştirildi.

Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Cengiz Kurt, İl Tarım ve Orman Müdürü İslam Köse ve Şube Müdürleri ile Trakya Tarımsal Araştırma Enstitüsü Müdür Yardımcısı İrfan Öztürk’ün de katıldığı tören sonrası yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Bugün, 10 Ocak 1846’da Ayamama Çiftliği’nde atılan o ilk tohumun, koca bir çınara dönüşmesinin 180. yıl dönümünü kutlamanın gururunu yaşıyoruz.

Toprak, sadece bir üretim aracı değil; bir milletin bağımsızlığı, geleceği ve varoluş mücadelesidir. Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Milli ekonominin temeli tarımdır’ vizyonu, aradan geçen yıllara rağmen bugün çok daha kritik bir anlam kazanmıştır. İklim krizi ve gıda güvenliğinin dünya gündeminin en üst sıralarında yer aldığı bu çağda, bilimin ışığında yapılan tarımsal üretim artık bir tercih değil, bir zorunluluktur.

Bizler, 180 yıldır toprağı sadece sürmeyi değil, onu anlamayı, korumayı ve bilimle harmanlamayı hedefleyen bir geleneğin temsilcileriyiz. Ziraat Mühendisleri ve tarım gönüllüleri olarak; tarladaki alın terini laboratuvardaki akıl teriyle birleştirmeye devam edeceğiz.

Bu anlamlı günde, tarımsal eğitimin meşalesini yakan öncülerimizi rahmetle anıyor; toprağa hayat veren tüm meslektaşlarımın ve üreticilerimizin 10 Ocak Tarımsal Öğretim Günü’nü en içten dileklerimle kutluyorum. Gelecek toprakta, gelecek bilimdedir!

‘Siber Dolandırıcılık’ta 39 tutuklama

Edirne’nin de aralarında bulunduğu 14 ilde “Siber Dolandırıcılık” suçuna yönelik Jandarma ekipleri tarafından son 2 haftadır düzenlenen operasyonlarda 90 şüpheli yakalandı.

İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, yaptığı açıklamada  şüphelilerin 2020-2025 yılları içerisinde hesaplarında 685 Milyon TL işlem hacmi olduğunun tespit edildiğini, 39’unun tutuklandığını, 46’sı hakkında adli kontrol hükümleri uygulandığını, diğerlerinin işlemlerinin devam ettiğini söyledi. Bakan Yerlikaya şunları söyledi:

“Bu kişiler aracılığıyla işlenebilecek “Siber Dolandırıcılık” suçundan vatandaşlarımızın maddi ve manevi zarar görmesini engelledik.

Cumhuriyet Başsavcılıklarımız ile Jandarma Genel Komutanlığı Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığınız ve MASAK koordinesinde İl Jandarma Komutanlıklarımızca; İstanbul, Ankara, Yalova, Kütahya, Diyarbakır, Zonguldak, Edirne, Muğla, Siirt, Ordu, Mersin, Ağrı, Aksaray ve Hatay’da düzenlenen operasyonlarda yakalanan şüphelilerin; Vatandaşlarımıza ait kişisel bilgileri yasa dışı yollarla ele geçirerek kullandıkları, Sosyal medya hesapları üzerinden ‘yatırım danışmanlığı, sınavsız ehliyet, akülü araba, mobilya, araç yedek parçası, elektronik eşya satışı ve bungalov kiralama’ gibi sahte ilanlarla vatandaşlarımızı dolandırdıkları,Yasa dışı bahis oynattıkları ve suçtan elde edilen paranın nakline aracılık ettikleri, Vatandaşlarımızın banka hesaplarından bilgileri dışında para çekerek haksız kazanç sağladıkları tespit edildi. Savcılıklarımızca haklarında soruşturma başlatıldı.”

 ‘Oğulpaşa için uyardık siz baktınız’

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Edirne Milletvekili Ahmet Baran Yazgan, Oğulpaşa’nın köprü çilesinin tüm uyarılara karşın bitmediğini, yağışlar nedeniyle köyde ulaşımın koptuğunu söylerken, iktidarı da “Biz uyardık, siz baktınız. Milyonluk projeniz nerede?” sözleriyle eleştirdi.

Yaşadığı sel felaketinin izlerini silmeye çalışan Havsa ilçesine bağlı Oğulpaşa Köyü’nün köprü mağduriyeti katlandı. Verilen tüm sözlere rağmen köprünün bitirilememesi ve yağışların başlamasıyla birlikte köyün iki yakasının ulaşımı kesildi. 24 Kasım’da konuyu TBMM gündemine taşıyan ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un yanıtlaması istemiyle yazılı soru önergesi veren Yazgan, aradan geçen süreye rağmen önergeye yanıt verilmediğini açıkladı. Konuyla ilgili ikinci bir soru önergesi hazırlayan Yazgan, şunları kaydetti:

“Yağışlar nedeniyle yaşanan taşkının ardından Oğulpaşa köyümüzün iki yakasındaki ulaşım kesintiye uğradı. Bu; göz göze göre gelen, bağı bağıra ‘Ben geliyorum’ diyen bir yönetim felaketidir. Oğulpaşa’da yaşananlar, bir doğal afetin etkisi değil, basiretsizliğin ve liyakatsizliğin doğal sonucudur. Kasım ayında uyardık; ‘Köprü bitmedi, yağışlar geliyor. Vatandaşın can güvenliği ne olacak? Olası bir selde ulaşım kesilirse hesabını kim verecek?’ diye sorduk. Yanıt alamadık. AKP’nin Edirne Milletvekili ve İl Başkanı, geç gelen çalışmayı büyük bir marifet gibi anlattı. Bugün geldiğimiz nokta ortada. Biz uyardık, siz baktınız. Şimdi soruyorum; Milyonluk projeniz nerede? Sözde müjdelerinizi verirken en öndesiniz, şimdi neredesiniz? Milyonluk liralık bütçeyle, kış ortasında vatandaşa reva gördüğünüz hizmet bu mudur? Derhal güvenli ve kalıcı yolu yapın. Projenin tüm detaylarını kamuoyuna açıklayın. İl Genel Meclisi Başkanı ve üyelerimizin önerisi olan geçici askeri, amfibi vb. köprünün bu köye acilen yapılması gerekmektedir.Oğulpaşa sahipsiz değildir.”

Eğitim İş’ten MEB’e tepki yağmuru!

Eğitim İş Edirne Şubesi, Millî Eğitim Bakanlığı tarafından yayımlanan “Öğretmenlerin Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği”nin öğretmenlerin mesleki ve insani gerçekliklerini gözetmekten uzak, idari yönlendirmeyi güçlendiren, resen atamaları artıran ve özellikle norm kadro fazlası öğretmenler açısından tercih hakkını daraltan bir sistem kurguladığını bildirdi.

Eğitim İş Edirne Şubesi’nden yapılan yazılı açıklamada, yeni düzenlemenin öğretmenlerin yer değiştirme hakkını bir ihtiyaç ve tercih meselesi olmaktan çıkarıp, zorunlu hareketliliğe dayalı bir personel yönetimi anlayışına dönüştürdüğüne dikkat çekilerek, “Bu durum, eğitim hizmetinin niteliği kadar öğretmenlerin sosyal ve aile yaşamını da olumsuz etkileyecek niteliktedir” denildi. Açıklamada şunlara yer verildi:.

“1.AYNI OKULDA EN FAZLA 12 YIL ÇALIŞMA SINIRI (ROTASYON)

Bir öğretmenin bir eğitim kurumunda uzun süre görev yapması tek başına yer değişikliği gerekçesi olamaz. Öğretmen yer değiştirmesi yalnızca görev yeri değil; evini, yaşam düzenini, sosyal çevresini değiştirmesi anlamına gelir.

Ancak Milli Eğitim Bakanlığı’nda; asker, polis veya yargı mensuplarında olduğu gibi lojman sistemi yoktur. Öğretmenlere zorunlu yer değişikliği karşılığında barınma ve yaşam güvencesi sunulmamaktadır.

Okullara kimlik kazandıran unsur öğretmendir. Öğretmenler zamanla okulun çevresiyle, velisiyle, öğrencisiyle bütünleşir. Zorunlu rotasyon, bu bağı koparır ve okul–çevre ilişkisinde güven kaybına yol açar.

Özellikle sınıf öğretmenliği gibi sürekliliğin ve güven ilişkisinin esas olduğu alanlarda bu uygulama yarar değil, açık bir zarar doğuracaktır.

Eğitim kurumlarında, resen atama pedagojik gerekçeyle savunulamaz.

2.RAM’LAR VE REHBER ÖĞRETMENLER AÇISINDAN CİDDİ BELİRSİZLİK

Yönetmelikte “eğitim kurumu” tanımı son derece geniş tutulmuştur ve bu tanım Rehberlik ve Araştırma Merkezlerini (RAM) açık biçimde kapsamaktadır.

Bu durum, RAM’larda görev yapan rehber öğretmenleri/psikolojik danışmanları ve özel eğitim öğretmenlerini 12 yıl sınırı ve rotasyon kapsamına sokmaktadır.

Oysa RAM’lar; Okul değildir, Öğrenci sirkülasyonu yoktur, Uzmanlık, yerel deneyim ve kurumsal hafıza gerektirir. Buna rağmen RAM’lar için açık bir muafiyet hükmü getirilmemiştir.Bu durum, rehberlik ve özel eğitim hizmetlerinde ciddi hizmet aksaklıklarına yol açacaktır.

3.HİZMET PUANI HESAPLAMASINDA GÜNLÜK SİSTEME GEÇİLMESİ

Hizmet puanının günlük hesaplanması ilk bakışta adil gibi sunulsa da, çok ciddi belirsizlikler içermektedir:

Yarıyıl ve yaz tatilleri hizmet puanına dahil midir? Raporlu olunan günlerde puan kesilecek midir? İzinli olunan (doğum, süt, refakat vb.) günlerde puan ne olacaktır?

Bu soruların hiçbirine yönetmelikte açık yanıt verilmemiştir. Belirsizlik, idareye geniş takdir yetkisi, öğretmene ise hak kaybı riski doğurur.

4.İLÇE GRUPLARI VE MAZERETE DAYALI YER DEĞİŞİKLİKLERİ

Yeni düzenleme ile:l içi mazerete bağlı yer değiştirmeler ilçe grupları arasında sınırlandırılmış, Aynı ilçe içinde (özellikle sağlık ve engellilik durumlarında) okul değişikliği fiilen zorlaştırılmıştır.

Yönetmelikte “tamamen kaldırıldı” ifadesi yer almasa da, uygulamada; Hizmet puanı, Norm ihtiyacı, Takvim sınırlamaları nedeniyle aynı ilçede mazerete dayalı yer değişikliği neredeyse imkansız hale gelmiştir.

Bu durum, özellikle sağlık ve engellilik gibi insani mazeretlerde kabul edilemez sonuçlar doğuracaktır.

5.NÖBETÇİ BELLETİCİLİK VE OKUL TÜRLERİNE GÖRE PUAN ADALETSİZLİĞİ

Pansiyonlu okullarda nöbetçi belleticilik puanlarının okul türlerine göre farklılaştırılması, eşit işe eşit puan ilkesine aykırıdır. Aynı sorumluluğu üstlenen öğretmenler arasında puan farkı yaratılması kabul edilemez.

Bu yönetmelik; öğretmeni merkeze almayan, eğitim kurumlarının özgün yapısını yok sayan, idari tasarrufu güçlendirirken öğretmen iradesini zayıflatan bir anlayışın ürünüdür. Öğretmenler yer değiştirme nesnesi değil, eğitimin asli unsurudur.

Yayımlanan Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği; öğretmeni merkeze almayan, eğitim kurumlarının özgün yapısını ve öğretmenlerin insani koşullarını göz ardı eden ciddi sorunlar barındırmaktadır. Bu sorunların başında rotasyon uygulaması, ilçe grupları sistemi ve mazerete bağlı yer değiştirmeleri fiilen işlevsiz hale getiren düzenlemeler gelmektedir.

Bu çerçevede; Öğretmenler için zorunlu rotasyon uygulamasından derhal vazgeçilmelidir. Eğitim kurumlarında resen atama ve süreye dayalı yer değişikliği pedagojik, sosyal ve hukuki açıdan kabul edilemezdir.

İlçe grupları uygulamasına derhal son verilmelidir. İlçe grupları, öğretmenlerin yer değiştirme hakkını daraltmakta, özellikle mazerete dayalı atamalarda ciddi mağduriyetlere yol açmaktadır.

Yönetmeliğin mazerete bağlı yer değiştirmeleri düzenleyen 5. maddesi iptal edilmelidir. Bu madde; aile birliği, sağlık, engellilik ve can güvenliği gibi temel ve insanî mazeretleri ikinci plana itmekte, öğretmenleri fiilen yerinde tutan ve hareket kabiliyetini ortadan kaldıran bir yapıya sahiptir.

Öğretmenlerin yer değiştirme hakkı, idarenin takdirine bırakılacak bir ayrıcalık değil; Anayasal ve insani bir haktır. Eğitimde istikrar, öğretmeni zorla yerinden ederek değil; güvenli, adil ve öngörülebilir çalışma koşulları oluşturarak sağlanır.”

‘Zorunlu rotasyon çözüm değil’

Türk Eğitim Sen Edirne Şube Başkanı Mustafa Kaplan, öğretmeni iradesi dışında yer değiştirmeye zorlamanın eğitimde kaliteyi artırmadığı gibi motivasyon kaybına da yol açtığını bildirdi.

Türk Eğitim Sen Şube Başkanı Kaplan, yaptığı yazılı açıklamada zorunlu rotasyon eğitimde çözüm olmadığına dikkat çekerek şunları söyledi:

“Son dönemde öğretmenlere yönelik gündeme getirilen zorunlu rotasyon uygulaması, eğitim çalışanlarının huzurunu bozan ve okullarda çalışma barışını zedeleyen bir yaklaşımdır. Öğretmeni iradesi dışında yer değiştirmeye zorlamak, eğitimde kaliteyi artırmadığı gibi motivasyon kaybına da yol açmaktadır.

Bizler, zorunlu rotasyon yerine il içi sıra sisteminin etkin ve düzenli bir şekilde işletilmesini savunuyoruz. İl içi sıra sisteminin yılda 3–4 kez çalıştırılması, öğretmenlere gönüllü yer değişikliği imkânı sunacak; bu sayede hem bireysel talepler karşılanacak hem de okullarda doğal bir denge sağlanacaktır.

Gönüllülük esasına dayalı yer değişikliği; öğretmeni huzurlu kılar, çalışma barışını güçlendirir, kurum aidiyetini artırır ve eğitimde başarıyı beraberinde getirir.

Unutulmamalıdır ki eğitimde istikrar; baskı ve dayatma ile değil, adaletli, öngörülebilir ve gönüllülüğü esas alan uygulamalarla sağlanır. Öğretmen huzurluysa okul huzurludur; okul huzurluysa başarı kaçınılmazdır.

Bu nedenle açık ve net bir şekilde ifade ediyoruz: Zorunlu rotasyon eğitimde çözüm değildir.

Çözüm; düzenli işleyen, adil ve gönüllülüğe dayalı il içi sıra sistemidir. Eğitimde huzur, öğretmende motivasyon, okulda başarı istiyoruz.”

İnşaat Mühendisleri’nin geleneksel buluşması!

İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) Edirne İl Temsilciliği üyeleri, geleneksel kahvaltı etkinliğinde biraraya geldi. İMO Edirne İl Temsilcisi Eren Eryılmaz, bu tür buluşmaların meslektaşlar arasındaki dayanışmanın ve paylaşmanın güçlenmesini sağladığını kaydetti.

İMO Edirne İl Temsilciliği üyeleri geleneksel kahvaltıda biraraya gelerek hem görüşme hem sohbet etme imkanı buldu.

Geleneksel kahvaltı etkinliğinde bir konuşma yapan İMO Edirne İl Temsilcisi Eren Eryılmaz, sor zamanlarda omuz omuza durmayı bildiğimiz gibi, güzel anları da birlikte paylaşmayı hak eden büyük bir aile olarak yeniden bir araya gelmenin mutluluğunu yaşadıklarını söyledi.

Eryılmaz konuşmasında şunlara yer verdi:

 Bu tür etkinliklerin sadece bir araya gelmek için değil aynı zamanda mesleğimizin geleceğine dair karşılıklı fikir alış verişinde bulunmak içinde önemli bir fırsat ve meslektaşlarımızın arasındaki dayanışmanın ve paylaşmanın güçlenmesini sağlayan, önemli bir unsurdur.

 Odamızın 2024-2026 döneminin sonuna geldik. Bu dönem içinde, gerçekleştirdiğimiz her etkinliğimizde bizi yalnız bırakmayan, her zaman yanımızda olan ve bizleri destekleyen İMO Tekirdağ Şubemizin Yönetim Kurulu Başkanı Cafer Bey’e, Şube Yönetim Kurulu üyelerimize ve odamız merkez denetim üyesi bir önceki başkanımız, Aykut Bey’e Temsilciliğimiz adına çok teşekkür ederim.

  Konuşmama son verirken bu anlamlı organizasyonumuza, katılımları ile bizleri onurlandıran tüm misafirlerimize ve kıymetli ailelerine Temsilciliğimiz Yönetim Kurulu olarak teşekkür ederiz.

Bakır Demlik ve Çaydanlıklar Geleneksel Sofralara Yeniden Değer Katıyor

Geleneksel mutfak kültürünün vazgeçilmez parçalarından biri olan bakır demlik ve çaydanlıklar, son yıllarda hem lezzet hem de estetik arayışında olan kullanıcıların yeniden ilgisini çekiyor. Isıyı dengeli şekilde iletmesiyle bilinen bakır, çayın aromasını koruması ve homojen bir demleme sağlaması sayesinde çay tutkunları tarafından özellikle tercih ediliyor.

Bakırın en önemli özelliklerinden biri, yüksek ısı iletkenliğine sahip olmasıdır. Bu sayede çay daha kontrollü bir şekilde demlenir, acılaşma riski azalır ve lezzet dengesi korunur. Geçmişten günümüze Anadolu mutfaklarında sıkça kullanılan bakır çaydanlıklar, bu yönüyle kültürel bir alışkanlığın da temsilcisi konumundadır.

Günümüzde bakır ürünler yalnızca işlevsel değil, aynı zamanda dekoratif yönleriyle de öne çıkıyor. El işçiliğiyle üretilen, içi kalaylı bakır ürünler hem sağlıklı kullanım sunuyor hem de uzun ömürlü yapılarıyla dikkat çekiyor. Bu nedenle bakır demlik ve çaydanlıklar, modern mutfaklarda da kendine güçlü bir yer buluyor.

Türkiye’de bakır mutfak ürünleri denildiğinde öne çıkan markalardan biri olan bakır mutfak ürünleri geleneksel üretim anlayışını modern tasarımlarla birleştirerek geniş bir ürün yelpazesi sunuyor. El emeğine dayalı üretim anlayışı, bakır ürünlerin değerini ve dayanıklılığını artıran en önemli unsurlar arasında yer alıyor.

Özellikle çay keyfine önem veren kullanıcılar için hazırlanan bakır demlik ve çaydanlıklar farklı boyut ve model seçenekleriyle dikkat çekiyor. İçi kalaylı olarak üretilen bu ürünler, hem güvenli kullanım sağlıyor hem de çayın doğal tadını korumaya yardımcı oluyor.

Bakır ürünlerin kullanımı yalnızca çayla sınırlı kalmıyor. Kahvaltı sofralarında da bakırın sıcak ve nostaljik havası giderek daha fazla tercih ediliyor. Reçellik, zeytinlik ve servislik gibi ürünlerle zenginleştirilen sofralar, geleneksel sunum anlayışını estetikle buluşturuyor. Bu alanda öne çıkan bakır kahvaltılık ürünler , sofralara hem görsel hem de kültürel bir değer katıyor.

Bakır demlik ve çaydanlıklar, sadece bir mutfak gereci değil; geçmişten gelen bir mirasın günümüzde yaşatılan en özel örneklerinden biri olarak sofralardaki yerini korumaya devam ediyor.

Eser Memişoğlu: “Yatırım alan girişim sayısı kadar, yatırımcıya hazır girişim sayısı da belirleyici oluyor”



Türkiye girişim ekosistemi 2024 ve 2025 verileriyle birlikte yeni bir ölçeğe geçmekte, yatırım kararlarında “hazırlık” kriteri daha görünür hale gelmektedir. İşlem sayısında artış sürerken, hacim tarafında büyük işlemler ve geç aşama dinamikleri dengeleri yeniden kurmaktadır. Global ölçekte yatırım tutarı dalgalanırken işlem adetleri daha sınırlı bir ritme oturmakta, bu da girişimlerde veriye dayalı büyüme disiplinini öne çıkarmaktadır. Avrupa’da fon toplama tarafı sıkılaşsa da yatırım iştahının bazı dikeylerde canlı kaldığı görülmektedir. Startup Doktoru’nun kurucusu Eser Memişoğlu, bu dönemi “strateji ve sistem” odaklı okumanın kritik olduğunu ifade etmektedir.

Invest in Türkiye’nin 2025 üçüncü çeyrek itibarıyla paylaştığı bilgilere göre, Türkiye startup ekosistemi 2021–2025 Q3 döneminde toplam 5,6 milyar dolar yatırım çekmektedir. Aynı çerçevede Türkiye, startup yatırımlarında Avrupa’da 12’nci ve MENA bölgesinde 3’üncü sırada listelenmektedir. 2024’te 136 yeni fonun 515 milyon dolar toplaması ve son beş yılda toplam fon büyüklüğünün 2,3 milyar dolara ulaşması, finansman altyapısının genişlediğini göstermektedir. Anlaşma adetlerinde AI, Biotech, HealthTech, SaaS ve Fintech gibi alanlar öne çıkarken, yatırım hacminde SaaS, AI, MarTech, Grocery Delivery ve Fintech gibi dikeyler dikkat çekmektedir. Bu tablo, büyüme hikâyesi kadar iş modelinin dayanıklılığı ve ölçeklenebilirliğinin de masanın merkezine geldiğini göstermektedir.

Bu görünüm, girişim tarafında “hazırlık seviyesi” tartışmasını güçlendirmekte ve yatırımcı – girişimci beklentilerini daha net biçimde ayrıştırmaktadır. Bu noktada Startup Doktoru kurucusu ve Ovesis CEO’su Eser Memişoğlu değerlendirmelerini şu çerçevede paylaşmaktadır: “Yatırım hacmindeki artış elbette önemli bir gösterge oluyor. Ancak yatırımcıya hazırlıksız girişimler, yatırım aldıktan sonra en pahalı hataları yapma riskini büyütüyor. Bugün kapanan girişimlerin önemli kısmı fikirden değil, strateji ve sistem eksikliğinden etkileniyor.”

“Seed yoğunluğu, disiplinli büyümeyi zorunlu kılıyor”

KPMG Türkiye’nin 2024 değerlendirmesine göre, Türkiye’de 2024’te 331 startup işlemi gerçekleşmekte ve toplam yatırım hacmi 2,6 milyar dolara ulaşmaktadır. Aynı raporda, işlem adetlerinin yaklaşık yüzde 85’inin seed aşamasında yoğunlaştığı ve 280 işlemin bu fazda gerçekleştiği aktarılmaktadır. Hacim tarafında ise satın almaların yüzde 58, late-stage yatırımların yüzde 29 pay alması, büyük ölçekli hareketlerin toplamı belirgin biçimde etkilediğini göstermektedir. KPMG’nin global özetinde 2024’te küresel yatırım hacmi 368,3 milyar dolar olurken işlem sayısının 35.685 seviyesinde kaldığı, hacim artarken işlem adetlerinin gerilediği not edilmektedir. Bu resim, yatırımcıların daha seçici davrandığı ve “çok işlem” yerine “sağlam işlem” yaklaşımının güçlendiği bir döneme işaret etmektedir.

Memişoğlu, seed aşamasının yüksek payının girişimler için doğru çerçeve kurulmadığında hızla maliyet üretebildiğini vurgulamaktadır. Memişoğlu, değerlendirmesini şu şekilde sürdürmektedir: “Seed aşamasında hız cazip görünür, ama sistem yoksa hız zarar yazdırır. Yatırımcıların baktığı metriklerle düşünmeyen girişim, iyi fikri bile ölçekleyemez. Startup Doktoru olarak amacımız, girişimciyi doğru stratejiye ve ölçülebilir modele oturtmak; yatırımcıyı da ölçeklenebilirliği zayıf işlerden uzak tutmaktır.” Bu yaklaşım, yatırımcı–girişimci eşleşmesinde güven unsurunu güçlendirmeyi ve kaynak verimliliğini artırmayı hedeflemektedir.

Yatırımın yönü değişirken “büyük sıçramalar” daha görünür hale geliyor

2025’in ikinci çeyreğine dair KPMG verileri, Türkiye’de tek çeyrekte 46 işlemle 857,9 milyon dolarlık hacim oluştuğunu göstermektedir. Aynı değerlendirme, 2025’in ilk çeyreğinde 70,2 milyon dolar seviyesinde görülen hacmin ikinci çeyrekte belirgin biçimde yükseldiğini ortaya koymaktadır. Global tarafta ise KPMG’ye göre risk sermayesi yatırım tutarı Q1 2025’te 126,3 milyar dolar iken Q2 2025’te 101,1 milyar dolara gerilemekte, işlem adedi de 7.551’den 7.356’ya inmektedir. Avrupa cephesinde Invest Europe’un öncü verileri, H1 2025’te fon toplamanın 54 milyar avroya indiğini ve VC fundraising’in 5 milyar avro seviyesinde gerçekleştiğini göstermekte, buna karşın VC yatırımlarının 10 milyar avro ile artış kaydettiğini işaret etmektedir. PitchBook’un 2024 Avrupa özetinde ise toplam VC hacmi 56,7 milyar avro ve işlem adedi 9.600 olarak konumlanmaktadır. Bu göstergeler, sermayenin tamamen çekilmediğini; daha seçici, daha temalı ve daha “kanıt arayan” bir yatırım ikliminin oluştuğunu anlatmaktadır.

“Türk girişimcileri global yatırımcılarla buluşturmayı hedefliyoruz”

Startup Doktoru, Türkiye’de girişim ekosisteminin büyüyen yatırım hacmine rağmen “doğru eşleşme” problemini çözmeye odaklanan bir yapı olarak konumlanmaktadır. Invest in Türkiye verileri, 2021–2025 Q3 döneminde Türkiye startup ekosisteminin 5,6 milyar dolar yatırım çektiğini ve ülkenin Avrupa’da 12’nci, MENA bölgesinde 3’üncü sırada listelendiğini göstermektedir. KPMG’nin Türkiye verileri ise yatırımın özellikle belirli dönemlerde büyük sıçramalar yapabildiğini, 2025’in ikinci çeyreğinde 46 işlemle 857,9 milyon dolara ulaşıldığını ortaya koymaktadır. Bu görünüm, yerel girişimlerin global sermayeye erişim iştahını artırırken, yatırımcı beklentilerini karşılayacak strateji ve sistem gereksinimini de daha görünür kılmaktadır.

Eser Memişoğlu, hedefin yalnızca daha fazla yatırım haberi üretmek değil, küresel yatırımcı standardında “yatırımcıya hazır” girişimler yetiştirmek olduğunu vurgulamaktadır: “Türk girişimcileri global yatırımcılarla buluşturmayı hedefliyoruz. Bunun için girişimlerin ölçülebilir sistemler kurması, finansal modelini netleştirmesi ve yatırımcı bakış açısıyla ölçeklenebilirliğini kanıtlaması gerekiyor. Startup Doktoru olarak biz, girişimci ile yatırımcı arasındaki ‘yatırım yapacak doğru startup yok’ ve ‘yatırımcı yok’ ikilemini, doğru teşhis ve doğru eşleşmeyle kırmayı amaçlıyoruz.” Memişoğlu, orta ve uzun vadede global ölçekte büyüyebilecek girişimlerin yabancı fonlarla temasını artıracak bir hazırlık standardı oluşturmaya odaklandıklarını da ifade etmektedir. Bu yaklaşım, Türkiye’den çıkan girişimlerin yalnızca yerelde fon bulmasına değil, uluslararası pazarda sürdürülebilir ölçek yaratmasına hizmet etmeyi hedeflemektedir.