Hatay’lılardan 6 Şubat anısına ‘dürüm’ ikramı

Olgay GÜLER

Asrın felaketi olarak değerlendirilen 6 Şubat depremlerinin yıldönümünde, depremden en çok etkilenen iller arasında bulunan Hataylılar tarafından kurulan Edirne Hataylılar Kültür Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği, depremde hayatını kaybeden vatandaşlar anısına dürüm ikramında bulundu.

Kentin Kıyık Caddesi Tophane Bayırı mevkiinde bulunan Antakya Yöresel Lezzetler işletmesinde düzenlenen etkinlik kapsamında, saat 12.00 ile 19.00 arasında işletmeye gelen vatandaşlara ücretsiz dürüm ikramında bulunuldu. Etkinlik, vatandaşlar tarafından yoğun ilgi gördü.

“BU FELAKETİ AİLEMİZLE BİRLİKTE YAŞADIK”

Depreme, eşi ve iki çocuğuyla birlikte Hatay’ın Antakya ilçesinde yakalanan Edirne Hataylılar Kültür Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği Başkanı Murat Tomey, bu yıl ilk kez böyle bir etkinlik düzenlediklerini belirterek, “Ben ve ailem de 6 Şubat 2023 tarihinde Hatay’ın Antakya ilçesinde bu depremi bizzat yaşadık. Aslında buna felaket demek bile bazen yetersiz kalıyor. Allah hiç kimseye, hiçbir canlıya bir daha böyle bir acı yaşatmasın. 11 ilimizde hayatını kaybeden tüm kardeşlerimize, depremde şehit olan vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum. Geride kalanlara da Allah sabır ve güç versin. İnşallah böyle bir acıyı bir daha yaşamayız” dedi.

“ÖNEMLİ OLAN UNUTMAMAK VE DUA ETMEK”

Edirne Hataylılar Derneği olarak deprem şehitlerinin anısını yaşatmak istediklerini söyleyen Tomey, “Edirne Hataylılar Derneği Başkanı olarak, 6 Şubat depremlerinde hayatını kaybeden kardeşlerimizin anısına bir etkinlik yapalım istedik. Bu kapsamda, depremde şehit olan vatandaşlarımızın ruhuna ithafen dürüm dağıtıyoruz. İnşallah dualarımız kabul olur. Saat 19.00’a kadar dağıtım yapacağız. Gücümüzün yettiği kadar, ulaşabildiğimiz kadar insanımıza ikram edeceğiz. Önemli olan burada bir nebze olsun hatırlamak, unutmamak ve dua etmek” diye konuştu.

Keşan Belediyesi’nde toplu iş sözleşmesi

Keşan Belediyesi ile DİSK Genel İş Sendikası’na bağlı kadrolu işçiler arasındaki toplu iş sözleşmesi 5 Şubat 2026 Perşembe günü imzalandı.

Keşan Belediye Başkanlığı makamında düzenlenen imza törenine; Keşan Belediye Başkanı Op.Dr. Mehmet Özcan, Keşan Belediye Başkanvekili Rasim Ergene, DİSK Trakya Şube Başkanı Caner Makasçı, DİSK Trakya Şube Sekreteri Barış Güne, DİSK Trakya Şube Saymanı Kamil Tunca, Keşan Belediyesi İşyeri Temsilcisi Samiye Dinç katıldı.

MAKASÇI: “İŞÇİLERİMİZİ ENFLASYON KARŞISINDA EZDİRMEDİK”

İmzalanan sözleşmeyle ilgili konuşan Makasçı, şunları söyledi: “Keşan Belediyesi ile DİSK Genel İş Sendikası arasında 17 işçiyi kapsayan 1,5 yıllık toplu iş sözleşmesini imzaladık. İşçilerimizi enflasyon karşısında ezdirmedik. Sözleşmenin tüm işçilerimize hayırlı olmasını diliyorum.”

ÖZCAN: “EMEK KUTSALDIR, ALIN TERİ DEĞERLİDİR”

Sözleşmenin ardından konuşan Başkan Özcan, şunları söyledi: “Bugün, belediye çalışanlarımızın haklarını gözeten 1,5 yıllık Toplu İş Sözleşmemizi karşılıklı anlayış ve uzlaşıyla imzaladık. Bu sözleşme; çalışanlarımızı enflasyona ezdirmeyen, günün ekonomik koşullarını gözeten, emeğin karşılığını esas alan bir mutabakatın ürünüdür. Bizim anlayışımız nettir: Emek kutsaldır, alın teri değerlidir ve mutlaka karşılığını bulmalıdır. Keşan’a hizmet üretmek için gece gündüz demeden, yaz-kış demeden fedakârca çalışan tüm emekçi arkadaşlarımızın

haklarını korumayı bir sorumluluk olarak görüyoruz. Bu sözleşme sadece bir imza değil; dayanışmanın, karşılıklı saygının ve ortak aklın bir göstergesidir. Keşan için emek veren tüm çalışma arkadaşlarıma gönülden teşekkür ediyorum. Bu sürece katkı sunan sendika temsilcilerimize, emeği geçen herkese ayrı ayrı şükranlarımı sunuyorum. İmzalanan Toplu İş Sözleşmesinin başta çalışanlarımız olmak üzere, belediyemize ve Keşan’ımıza hayırlı olmasını diliyor; alın terinin karşılığını aldığı, adaletin ve emeğin kazandığı bir çalışma hayatını hep birlikte büyütmeye devam edeceğimizi bir kez daha vurgulamak istiyorum.”

Pantone 2025 Rengi “Mocha Mousse”

Renk trendlerinin belirleyicisi Pantone, 2025 yılının rengini Mocha Mousse olarak açıkladı. Pantone, yılın rengini belirlerken küresel trendleri, kültürel hareketleri, moda ve tasarım dünyasındaki gelişmeleri dikkate alıyor. Bu analizleri yaparak yılın ruhunu yansıtan bir renk seçiyor.


Mocha Mousse, zengin, sade ve sofistike bir etki yaratır. 25 yıllık Pantone tarihinde seçilen ilk kahverengi olarak tarihe geçiyor. Kahve ve krem tonlarının karışımı olan bu renk tek başına kullanılabileceği gibi beyaz, krem, sarı, altın, yeşil ve mavi tonlarıyla uyum içerisindedir. Kahverengi çoğunlukla mütevazi bir renk olarak kabul ediliyor, bu sebepten kahve tonlarına lüks bir dokunuş katmak isterseniz altın aksesuarlara yönelin. Her yıl tahtını koruyan deri parçalarda da kahve köpüğü öne çıkıyor. Triko kazaklar, bluzlar, keten gömlekler ve aksesuarlar için gözde bir seçim olacak.

Modanın devleri, dünyaca ünlü moda evleri Mocha Mousse tonlarında ki koleksiyonlarını şimdiden sergilemeye başladı. Bu da demek oluyor ki gardıroplarımıza bu harika ve bir çok parçayla uyum sağlayabilecek sihirli kahveyi ilave etmeye başlamalıyız. 

‘Bugün, dünden daha hazır değiliz!’

İnşaat Mühendisleri Odası Edirne İl Temsilcisi Eren Eryılmaz, Türkiye’de deprem risklerinin bilindiğini ancak önlem alınmadığını söyledi. Eryılmaz, “6 Şubat depremlerinin 3. yılında bugün, dünden daha hazır değiliz” dedi.

Başkan Eryılmaz, “On binlerce yurttaşımızı yitirdiğimiz, 11 ilde yaklaşık 40 bin binanın yıkıldığı, 200 binden fazlasının ağır hasar aldığı 6 Şubat Depremlerinin yıldönümünde, kaybettiklerimizi saygıyla anıyoruz; geride kalanlara karşı sorumluluğumuzun bilinci ve ülkemizin güvenli geleceği için bu tarihi, yalnızca bir anma günü olarak görmüyor, depremlerin 3. yıl dönümünde ihmallerin, yanlış tercihlerin ve görmezden gelinen gerçeklerin ağır sonuçlarını hatırlatma gereği duyuyoruz” dedi.

DEPREM BEKLENMEDİK BİR OLAY DEĞİL

Eryılmaz, “Türkiye’de deprem “beklenmedik” bir doğa olayı değil; tam olarak ne zaman, nerede ve ne büyüklükte olacağı tespit edilemese de öngörülebilir ve etkileri büyük ölçüde azaltılabilir bir gerçektir” diyerek açıklamasında şunlara yer verdi:

Denilebilir ki yıkımın büyüklüğü, depremin ölçüsünden çok; yapı üretiminin kalitesi, denetimin niteliği ve risk azaltma politikalarıyla doğrudan ilişkilidir. Aynı büyüklükteki depremlerin farklı ülkelerde bu ölçekte yıkıma ve can kaybına yol açmaması, sorunun doğada değil, insan eliyle yaratılan zaaflarda olduğunu açıkça göstermektedir.

Dahası, ülkemizde orta büyüklükte sayılabilecek depremlerde bile büyük yıkımların meydana geldiği bilinmektedir. Son olarak geçtiğimiz yıl Balıkesir Sındırgı’da 10 Ağustos ve27 Ekim tarihlerinde  meydana gelen 6,1 ve 6 büyüklüklerindeki iki deprem sonucu toplam 729 binadaki 1036 bağımsız bölüm ağır hasarlı veya yıkık olarak tespit edilmiştir.

Yine aynı yıl içinde 23 Nisan tarihinde bu kez Silivri açıklarında meydana gelen 6,2 büyüklüğündeki deprem, İstanbul başta olmak üzere Marmara Bölgesinde yaşayan yurttaşlarımızda büyük endişe yaratmış, depremin ardından iletişim ağının çökmesi, deprem toplanma alanlarının ve acil ulaşım yollarının yetersizliği, daha büyük bir olası depremde yaşanacaklar konusunda ne yazık ki iyimser varsayımlarda bulunmayı güçleştirmiştir.

YAPILARIN BÜYÜK KISMI RİSKLİ

Bugün gelinen noktada Türkiye’deki yapı stokunun önemli bir bölümünün hâlâ yüksek deprem riski altında olduğu bir sır değildir. Mevcut binaların birçoğunun hasar görebilirliği yüksek olan 2000 yılı öncesi inşa edilmiş binalardan oluşması bir yana, son 25 yılda çıkarılan 6 imar affı yasasıyla mevzuata aykırı eklenti veya değişiklikler, gerekli tedbirler alınmadan kâğıt üstünde yasal hale getirilerek, mühendislik hizmeti almamış kaçak yapıların yasallaşması sağlanmıştır.

TBMM Kahramanmaraş Depremleri Araştırma Komisyonunun 2023 tarihli raporu ülke genelinde 6-7 milyon konutun acilen dönüştürülmesi gerektiğini; Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ise sadece İstanbul’da yaklaşık 600 bin konutun çok riskli olduğunu, toplamda 1,5 milyon konutun dönüşmesi gerektiğini ifade etmektedir. Resmî makamların açık beyanlarıyla ülke genelindeki yapı stokununnekadarsorunluolduğugözlerönüneserilmiştir.Bunarağmen,hâlâbütüncülvekamuoyuna açık bir yapı envanteri oluşturulmamış, hangi kentte kaç yapının riskli olduğu net biçimde ortaya konmamıştır. Risk bilinmeden, öncelik belirlenmeden, etkili bir dönüşümden söz etmek de mümkün değildir.

Yaklaşık on üç yıldır yürürlükte olan kentsel dönüşüm politikaları ise, deprem riskini azaltmaktan çok, çoğu zaman arsa değeri yüksek bölgelerde parsel bazlı yenilemelere indirgenmiştir. Oysa dönüşüm, yalnızca eski binaların yıkılıp yenilerinin yapılması değildir. Zemin özelliklerinden nüfus yoğunluğuna, ulaşım altyapısından toplanma alanlarına kadar pek çok unsurun birlikte ele alınmasını gerektiren kamusal bir planlama meselesidir. Bugüne kadar gerçekleştirilen dönüşüm uygulamaları, ülke  genelindeki riskli yapı miktarıyla karşılaştırıldığında son derece sınırlı kalmış; özellikle dar gelirli yurttaşlarınyaşadığıbölgelerdedönüşümyahiçbaşlamamışyadasürdürülebilirbiçimdeilerlememiştir.

DEPREME HAZIRLIK ÖNEMLİ

Depreme hazırlık konusu ise ne yazık ki afet sonrasına sıkışan, sürekliliği olmayan bir başlık olarak ele alınmaktadır. Oysa asıl belirleyici olan, deprem olmadan önce yapılanlardır. Okulların, hastanelerin, kamu binalarının ve altyapı sistemlerinin ne ölçüde güvenli olduğu ne kadarının güçlendirildiği ya da yenilendiği şeffaf ve bütüncül bir şekilde paylaşılmadığı için hâlâ net değildir. Vurgulamak gerekir ki afet yönetimi, yalnızca arama-kurtarma ya da yardım ulaştırma kapasitesiyle değil, risk azaltma ve hazırlık düzeyiyle ölçülür, ki bu faaliyetlerde bile ne kadar hazırlıklı olunduğu da 6 Şubat Depremlerinin ardından açık bir şekilde görülmüştür(!)

Silivri Depreminden sonra en çok tartışma konusu olan deprem toplanma alanları meselesi de benzer bir plansızlığın göstergesidir. Bir çok kentte bu alanların sayısı yetersizken mevcut olanların bir kısmının ise imar değişiklikleriyle yapılaşmaya açıldığı çeşitli yerel yönetimler tarafından açıklanmıştır. Afet anında insanların nereye gideceğini bilmediği, toplanma alanlarına erişimin fiilen mümkün olmadığı bir kent düzeni, depremin kendisi kadar tehlikelidir. Toplanma alanları, afet sonrası değil; afet öncesi planlamanın asli unsuru olmak zorundadır.

DEPREM TOPLANMA ALANLARINA ULAŞMAK ZOR

Ayrıca belirtmek gerekir ki Deprem Toplanma Alanları salt boş bir alanı ifade etmez: üzerinde geçici barınma alanlarının kurulabileceği, elektrik, su, ısınma, duş, tuvalet gibi temel ihtiyaçların karşılanabileceği altyapıya sahip büyük ve geniş alanlar olarak tarif edilmektedir.

Açıkça görülmektedir ki yaşanan her büyük doğa olayı, gerekli önlemlerin vaktinde alınmaması nedeniyle birer afete dönüşerek büyük can ve mal kayıplarına neden olmaktadır. Bilimi, planlamayı ve denetimi dışlayan, rantı egemen kılan bu yaklaşım, çaresizliğin ve yetersizliğin değil, siyasal bir tercihin eseridir.

Bugün üzerinden 3 yıl geçmesine rağmen 6 Şubat depremlerinden etkilenen bölgelerde sorunlar hâlâ devam etmektedir. Yaşamını geçici barınma alanlarında sürdürmeye devam eden yurttaşların barınma, sağlık, eğitim ve altyapı sorunları tam olarak çözülebilmiş değildir. Yeniden inşa süreci,  yalnızca binaların yapılmasıyla sınırlı tutulmakta; kentlerin sosyal, ekonomik ve kültürel dokusunun yeniden kurulması göz ardı edilmektedir. Oysa deprem sonrası iyileşme, uzun soluklu ve çok boyutlu bir süreçtir. Üstelik depremin hemen ardından 319 bini 1 yıl içinde olmak üzere toplam 650 bin yeni konutun depremzedelere teslim edileceği vaat edilmişken, 3. yılın sonunda nihayet 455 bin bağımsız bölüm teslim edilmiş ve bununla birlikte hedefe ulaşıldığı ilan edilmiştir.

TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası olarak bir kez daha vurguluyoruz: afetler kader değildir, bilimi, mühendisliği ve kamusal sorumluluğu esas almayan politikalarda ısrarın acı sonuçlarıdır. İvedi olarak yapılması gerekenler bellidir: Ülke çapında güncel ve şeffaf bir yapı envanteri oluşturulmalı, kentsel dönüşüm rant odaklı değil risk temelli bir kamu politikası olarak uygulanmalı, yapı üretiminin tüm aşamaları; proje, imalat ve denetim süreçlerinde mühendislik hizmetlerinin tam ve doğru bir biçimde verilebilmesi için gerekli yasal düzenlemeler yapılmalı, uygulamalar sıkı bir şekilde denetlenmelidir. 6 Şubat’ta yitirdiklerimize karşı sorumluluğumuz, aynı acıların bir daha yaşanmaması için bugünden harekete geçmektir. Bilimin ve mühendisliğin uyarılarını dikkate almadan geçen her gün, yeni felaketlerin zeminini hazırlamaktadır.

‘Unutmayacağız, unutturmayacağız’

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Edirne İl Başkanı Yücel Balkanlı, 6 Şubat Kahramanmaraş depremi nedeniyle yaptığı açıklamada, “Kaybettiklerimize sözümüz var: Unutmayacağız, unutturmayacağız, sorumluların peşini bırakmayacağız” dedi.

Başkan Balkanlı mesajında ’’6 Şubat 2023’te Kahramanmaraş merkezli meydana gelen ve 11 ilimizi etkileyen büyük depremlerde on binlerce yurttaşımızı kaybettik, milyonlarca insanımız derin bir yıkım ve travmayla karşı karşıya kaldı. Aradan geçen zamana rağmen acımız ilk günkü tazeliğini korumaktadır” dedi.
Balkanlı mesajında ayrıca şunlara yer Verdi:

Bu büyük felaket, yalnızca bir doğa olayı değildir. Bilimin, şehircilik ilkelerinin ve kamusal denetimin yok sayıldığı; yanlış politikaların ağır bir sonucudur. Deprem gerçeği bilindiği hâlde gerekli önlemler alınmamış, uyarılar dikkate alınmamış ve bedelini halkımız canıyla ödemiştir.
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)olarak altını bir kez daha çiziyoruz:
Bu ülkede depremler değil, ihmaller öldürmektedir. Yaşanan yıkım kader değildir. Sorumluların hesap vermesi, adaletin sağlanması ve benzer acıların bir daha yaşanmaması toplumsal bir zorunluluktur.

CHP Edirne İl Örgütü olarak; yaşamını yitiren tüm yurttaşlarımızı saygı ve rahmetle anıyor, ailelerine ve yakınlarına bir kez daha başsağlığı diliyoruz.

Depremzedelerin barınma, sağlık, eğitim ve insanca yaşam hakları tam anlamıyla sağlanana kadar bu sürecin takipçisi olmaya devam edeceğiz.CHP olarak bizler,insan hayatını esas alan, bilime dayalı, güvenli kentler ve sağlam yapılar hedefiyle mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.

Kaybettiklerimize sözümüz var: Unutmayacağız, unutturmayacağız, sorumluların peşini bırakmayacağız.

Umre yerine karakola!

Olgay GÜLER
Edirne’de, E.Ş. tarafından umre vaadiyle dolandırıldıklarını belirten 17 kişi, polis merkezine giderek şikayette bulundu.


Edirne’de umre ibadetini yerine getirmek için 3 ay önce bir firmayla irtibata geçen 17 kişilik grup, kişi başı bin 350 dolar ödedi. Ödemeyi yaptıkları firma görevlisi E.Ş.’den bir daha haber alamayan vatandaşlar, Selimiye Polis Merkezi’ne gelerek hakkında şikayetçi oldu.

Vatandaşlar, yaşadıkları mağduriyetlerle ilgili E.Ş. hakkında savcılığa da suç duyurusunda bulunacakları belirtti.


Evlerde temizlik yaparak umre için para biriktirdiğini söyleyen Bilgin Satan, “Parayla satılmayan umutlarımızı satın aldı. O paraları inşallah yemek ona nasip olmaz. 3 aydan beri çok heveslenmiştik, bir türlü bizi götürmedi. Ben o parayı evlere temizliğe giderek biriktirmiştim” dedi.
Olayla ilgili inceleme başlatıldı

“Hiç kapanmayacak bir yara”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Edirne Merkez İlçe başkanı Volkan Akgüngör, “6 Şubat, sadece takvimlerde bir yaprak değil; kalplerimizde hiç kapanmayacak bir yaranın, yarım kalmış binlerce hikâyenin ve bir sabah ansızın sessizliğe bürünen şehirlerimizin adıdır” dedi.

Başkan Akgüngör, 6 Şubat depreminin yıldönümünde yayınladığı mesajda, “O gün yaşadığımız büyük yıkım, bizlere dayanışmanın ne kadar hayati olduğunu gösterirken, yitirdiğimiz her canın hatırası omuzlarımıza ağır bir sorumluluk yükledi. Kaybettiğimiz vatandaşlarımızı rahmetle anarken, onların bıraktığı boşluğu sadece güvenli bir gelecek inşa ederek ve bu acı tecrübeyi asla unutmayarak bir nebze olsun teselli edebiliriz” şeklinde konuştu.

Akgüngör mesajında şunlara yer verdi:

Geleceğimizi afetlerin yıkıcı etkisinden korumak için en temel adım, bilimsel veriler ışığında inşa edilmiş, zeminle barışık yapılar üretmektir. Riskli binaların kentsel dönüşümle hızla yenilenmesi ve yapı denetim süreçlerinin hiçbir taviz verilmeden uygulanması artık bir tercih değil, hayati bir zorunluluktur. “Deprem öldürmez, bina öldürür.” sözünü bir slogan olmaktan çıkarıp, yaşamın her alanında bir güvenlik kültürü haline getirmeliyiz.Şehir planlamasında da doğaya direnç göstermek yerine, jeolojik gerçeklere uygun yerleşim alanları belirlemek, yarının felaketlerini bugünden önlemenin tek yoludur.

Bireysel düzeyde ise afet bilincini bir yaşam kültürü haline getirmeliyiz. Sadece deprem anında ne yapacağımızı bilmekle yetinmemeli; evimizdeki eşyaları sabitleyerek, acil durum çantalarımızı güncel tutarak ve aile afet planlarımızı yaparak hazırlıklı olmalıyız. Toplumsal olarak da toplanma alanlarının korunması ve acil müdahale ekiplerinin her an göreve hazır olması, olası bir sarsıntıda kaosu engelleyip hayat kurtaracak en önemli savunma hattımız olacaktır.

Hayatını kaybeden tüm vatandaşlarımıza bir kez daha Allah’tan rahmet, yakınlarına sabır diliyorum.

Hayvancılığın kapısına ‘kilit’

Olgay GÜLER

Türkiye genelinde, artan maliyetler karşısında aile işletmelerinin kapısına kilit vurulurken, canlı hayvan ihtiyacı için ithalatla karşılanmaya devam ediyor.

Edirne Genç Çiftçiler Derneği Başkanı Egemen Ilgın,  aynı zamanda evinin de bulunduğu merkeze bağlı Sazlıdere köyünden yaptığı açıklamada, hayvancılık politikalarını eleştirdi. Kendi ailesine ait ahırın kapısına vurulan kilidi gösteren Ilgın, yerli üreticinin üretimden koparılması nedeniyle ithal hayvanların kente geldiğini ifade etti.

‘ÜRETENİN KOLU KANADI KIRILDI’

Edirne Ticaret Borsası’na gelen ithal angus cinsi sığırların fotoğraflarını gördükten sonra açıklama yapma gereği duyduğunu belirten Ilgın, “Köyümdeyim. Bugün Edirne Ticaret Borsası’na gelen ithal angusların fotoğrafını görünce, kapısına kilit vurduğumuz ailemize ait ahırın kapısını sizlere göstermek istedim. Biz, bizler ve komşularımız bu ahırlara kilit vurmak zorunda kaldığımız için bugün bu anguslar şehrimize geliyor. Üzgünüm. Üretenin kolunu kanadını kırarsanız, emeği cezalandırır, sürdürülemez hâle getirirseniz sonuç bu olur” dedi.

Artan maliyetler, yetersiz destekler ve sürdürülebilir olmayan tarım politikaları nedeniyle birçok üreticinin hayvancılığı bırakmak zorunda kaldığına dikkat çeken Ilgın, bu durumun yalnızca köyleri değil, ülke ekonomisini de olumsuz etkilediğini ifade etti.

Tarım ithalatına 990 milyar TL

CHP önceki dönem Edirne Milletvekili ve Namık Kemal Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Okan Gaytancıoğlu, Türkiye’nin tarımda kendi kendine yeterli bir ülkeyken bugün pek çok temel üründe ithalata bağımlı hale geldiğini belirterek, “Kendi çiftçimize 135 milyar destek verdik, başka ülkelerden 990 milyar liralık ürün ithal ettik. Yazıktır…..” dedi.

Prof. Dr. Okan Gaytancıoğlu sosyal medya hesabından “22,5 milyar Doları yani 990 milyar TL’yi verdik ithal ettik” başlığı altında gerçekleştirdiği paylaşımında, şunlara yer verdi:

“Buğday, arpa, mısır, ayçiçeği, soya, tütün, pamuk, canlı hayvan, kırmızı et, nohut, fasulye, mercimek, soğan, patates, portakal, susam, ve diğerleri. Hepsi bizim topraklarımızda yetişiyor ama biz kendi çiftçimize kazandırmak yerine başka ülkelerin çiftçilerine kazandırıyoruz. Kendi çiftçimize 135 milyar destek verdik, başka ülkelerden 990 milyar liralık ürün ithal ettik. Yazıktır….”

Prof. Dr. Gaytancıoğlu, aynı konuyla ilgili açıklaması Nefes Gazetesi’nin dünkü nüshasında “Tarım ihtilatına 22.9 milyar dolar gitti” başlığı ile yer aldı. Yurdagfül Uygun imzalı haberde Okan Gaytancıoğlu, Türkiye’nin tarımda kendi kendine yeterli bir ülkeyken bugün pek çok temel üründe ithalata bağımlı hale geldiğini söyledi. Gaytancıoğlu, ithal edilen ürünlerin büyük bölümünün Türkiye topraklarında rahatlıkla ve verimli şekilde yetiştirilebilecek ürünler olduğuna dikkat çekti.

Uygulanan tarım politikalarını eleştiren Gaytancıoğlu, üretimi desteklemek yerine ithalatın tercih edilmesinin hem çiftçiyi hem de tüketiciyi olumsuz etkilediğini vurguladı. Tarımda planlama eksikliği ve üreticinin yeterince desteklenmemesinin, ithalat faturasını her geçen yıl artırdığını ifade eden Gaytancıoğlu, bu durumun gıda enflasyonunu da düşürmediğini kaydetti.

Gaytancıoğlu, doğru ve sürdürülebilir bir tarım politikasının hayata geçirilmemesi halinde ithalatın artmaya devam edeceğini belirterek, üretimi önceleyen politikaların acilen uygulanması gerektiğini dile getirdi.