AK Parti Edirne İl Başkanı Belgin İba, 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı mesajında, doğru ve güvenilir haberciliğin güçlü bir toplum ve sağlıklı işleyen demokrasi açısından vazgeçilmez olduğunu ifade etti.
Basında sansürün kaldırılışının 118’inci yıl dönümüne dikkat çeken İba, kamuoyunun doğru bilgiye ulaşması için gece gündüz demeden çalışan basın mensuplarının önemli bir toplumsal sorumluluk üstlendiğini belirtti.
İba, mesajında, “Basın mensuplarımız; halkımızın gören gözü, işiten kulağı ve güçlü sesi olarak büyük bir özveriyle görev yapmaktadır. Zaman ve mekân gözetmeden, kimi zaman zorlu şartlar altında haberin peşinden koşan gazetecilerimiz, doğru bilginin vatandaşlarımıza ulaştırılması adına çok kıymetli bir vazife üstlenmektedir.” ifadelerini kullandı.
İlkeli, tarafsız ve sorumlu haberciliğin, demokrasinin güçlenmesine önemli katkı sunduğunu vurgulayan İba, basının yalnızca yaşanan gelişmeleri aktaran değil, aynı zamanda toplumun ihtiyaçlarını, beklentilerini ve sesini kamuoyuna taşıyan önemli bir güç olduğunu kaydetti.
Edirne’de görev yapan yerel basın mensuplarının kentin gelişimine sunduğu katkıya da değinen İba, “Şehrimizin her köşesinde fedakârca çalışan yerel basın kuruluşlarımız; Edirne’mizin sosyal, kültürel ve ekonomik değerlerinin tanıtılmasında, vatandaşlarımızın taleplerinin gündeme taşınmasında önemli bir görev üstlenmektedir. Edirne’mizin hafızasını kayıt altına alan ve şehrimizin sesini geniş kitlelere duyuran tüm basın mensuplarımıza emekleri için teşekkür ediyorum.” dedi.
İba, mesajını, “Görevlerini büyük bir sorumluluk ve meslek ahlakıyla sürdüren başta Edirne’mizdeki basın mensuplarımız olmak üzere, tüm gazetecilerimizin 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı’nı kutluyor; çalışmalarında başarı, sağlık ve kolaylıklar diliyorum. Bu vesileyle, ebediyete irtihal eden tüm basın emekçilerimizi de rahmet ve minnetle yâd ediyorum.” sözleriyle tamamladı.
Aydınlatma sistemlerinin düzenli çalışması için ampul kadar bağlantı elemanlarının da sağlam olması gerekir. Bu bağlantının merkezinde yer alan duy, ampulün elektrik tesisatına bağlanmasını ve armatür içinde sabitlenmesini sağlar. Zaman içinde ısı, gevşek bağlantı, yoğun kullanım veya düşük ürün kalitesi nedeniyle duyda çeşitli arızalar meydana gelebilir.
Ampul sık sık titriyor, aralıklı yanıyor veya sağlam olmasına rağmen çalışmıyorsa sorun yalnızca ampulden kaynaklanmayabilir. Böyle durumlarda duyun ve elektrik bağlantılarının da kontrol edilmesi gerekir. Hasarlı bir duyun kullanılmaya devam edilmesi, aydınlatma performansını düşürmenin yanı sıra elektrik güvenliği açısından da risk oluşturabilir.
Duy Arızası Nasıl Anlaşılır?
Duy arızalarının bazıları gözle fark edilebilirken bazıları yalnızca kullanım sırasında ortaya çıkar. Ampulde titreme, yanıp sönme, geç çalışma veya bağlantının kesilmesi en yaygın belirtiler arasındadır.
Duy üzerinde aşağıdaki işaretler görülüyorsa ürünün değiştirilmesi gerekebilir:
Gövdede kararma veya sararma
Plastik yüzeyde erime ve şekil bozukluğu
Yanık kokusu oluşması
Ampulün duy içerisinde gevşek durması
Bağlantı noktalarında paslanma
Çatlak veya kırık gövde
Elektrik temas noktalarında aşınma
Ampulün normalden fazla ısınması
Özellikle duyun çevresinde yanık izi veya erime görülmesi ciddi bir bağlantı problemine işaret edebilir. Böyle bir durumda elektrik enerjisi kesilmeli ve ürün kullanılmaya devam edilmemelidir.
Duy Neden Isınır?
Duyun hafif şekilde ısınması kullanılan ampulün çalışma sıcaklığına bağlı olarak normal olabilir. Ancak aşırı ısınma genellikle yanlış ürün seçimi, gevşek kablo bağlantısı veya duy kapasitesini aşan ampul kullanımı nedeniyle oluşur.
Yüksek watt değerine sahip bir ampulün düşük kapasiteli duya takılması, bağlantı bölgesindeki sıcaklığın artmasına neden olabilir. Bunun yanında kabloların yeterince sıkılmaması da elektrik direncini artırarak ısınmaya yol açabilir.
Uzun süre çalışan lambalarda ısıya dayanıklı malzemeden üretilmiş duyların tercih edilmesi önemlidir. Standart iç mekânlarda plastik modeller kullanılabilirken yüksek sıcaklık oluşan alanlarda porselen ürünler daha uygun olabilir.
Doğru Duy Modeli Nasıl Belirlenir?
Ürün seçimine ampul tabanının kontrol edilmesiyle başlanmalıdır. Standart vidalı ampullerde genellikle E27, ince tabanlı dekoratif ampullerde E14 bağlantısı kullanılır. Spot sistemlerinde GU10, pimli ampullerde ise G4, G9 veya GU5.3 gibi bağlantı standartları görülebilir.
Duy seçerken şu teknik özellikler değerlendirilmelidir:
Ampul bağlantı standardı
Desteklenen voltaj değeri
Maksimum ampul gücü
Gövdenin ısı dayanımı
Montaj şekli
Kablo giriş yapısı
Armatür ölçüleri
İç veya dış mekân kullanımı
Dış mekânda kullanılacak duyun doğrudan yağmur ve neme maruz bırakılmaması gerekir. Bu tür uygulamalarda ürün, uygun koruma sınıfına sahip bir armatür içerisinde kullanılmalıdır.
Duy Değişimi Güvenli Şekilde Nasıl Yapılır?
Duy değişimine başlanmadan önce elektrik hattının enerjisi sigorta üzerinden kesilmelidir. Yalnızca lambanın anahtarını kapatmak her zaman yeterli güvenliği sağlamayabilir. Eski ürün sökülürken kabloların bağlantı yerleri kontrol edilmeli, yanmış veya sertleşmiş kablolar varsa gerekli yenileme yapılmalıdır.
Elektrik tesisatı konusunda yeterli bilgi bulunmuyorsa montaj ve değişim işlemleri yetkin bir elektrikçi tarafından gerçekleştirilmelidir. Hatalı bağlantı; kısa devreye, elektrik çarpmasına veya yangın riskine neden olabilir.
Örgün Aydınlatma ile Uygun Duy Seçimi
Örgün Aydınlatma, farklı ampul türleri ve armatür sistemleriyle uyumlu ürün seçenekleri sunar. Standart ev tipi modellerden porselen ürünlere, dekoratif seçeneklerden spot sistemlerine kadar farklı ihtiyaçlara uygun duy alternatifleri değerlendirilebilir.
Kaliteli bir ürün seçmek ve montajı doğru şekilde gerçekleştirmek, ampulün düzenli çalışmasına ve aydınlatma sisteminin daha uzun süre güvenle kullanılmasına katkı sağlar.
Akustik malzeme piyasasında fiyat araştırması yapan tüketicilerin en sık sorduğu soru, birim maliyetin neye göre değiştiği. İnce dekoratif köpüklerle yüksek yoğunluklu sıkıştırılmış süngerler aynı rafta yer alsa da performans ve fiyat profili çok farklı. Uzmanlar, metrekare fiyatını yoğunluk, kalınlık ve bariyer ihtiyacıyla birlikte okumak gerektiğini belirtiyor.
Fiyat Araştırmasında Doğru Sorular
Teklif alırken yalnızca “kaç lira?” sormak yetmez. Yoğunluk kaç kg/m³? Kalınlık nedir? Bariyer var mı, gramajı nedir? Montaj ve nakliye dahil mi? Fire oranı nasıl hesaplanıyor? Bu sorular yanıtlanmadan yapılan karşılaştırma yanıltıcı olabilir.
Bondex Sünger, geri dönüştürülmüş sünger kırpıntılarının yüksek basınçla birleştirilmesiyle üretiliyor. Yoğun yapısı sayesinde yankı kontrolünde etkili sonuçlar verebiliyor. Stüdyo, podcast odası ve toplantı salonu gibi alanlarda tercih edilmesinin nedeni bu performans profili.
Bariyerli Ürünlerde Maliyet Dinamiği
Yalnızca yankı sorunu varsa yutucu paneller yeterli olabilir. Dış gürültü veya komşu sesi baskınsa bariyerli sistemlere geçilir. Bariyer katmanı, ürün maliyetini artırırken geçiş azaltma performansını da yükseltmeyi hedefler.
Bariyerli Bondex Sünger, iki sünger katmanı arasına yerleştirilen ağır bariyer ile ses geçişine direnç oluşturuyor. Ev stüdyosu kuranlar için bu yapı, ince köpükle yapılan uygulamalara kıyasla daha kontrollü bir ortam sağlayabiliyor. Montajda boşluk bırakılmaması kritik.
Fiyat Kalemlerini Ayırmak
Tüketiciler ürün fiyatı ile proje maliyetini karıştırabiliyor. Ürün fiyatı metrekare bazlıdır; proje maliyeti ise ölçüm, kesim, yapıştırıcı, işçilik ve olası yeniden işleme kalemlerini içerir. Yazılı teklifte bu ayrımın net olması anlaşmazlığı önler.
Bondex Sünger fiyatları, kalınlık ve sipariş miktarına göre kademeli değişebilir. Büyük ofis projelerinde toptan alım avantajı oluşurken, küçük stüdyolarda kritik yüzeylere odaklanmak daha ekonomik olabilir. Numune istemek, yoğunluk hissini yerinde değerlendirmeyi sağlar.
Bondex fiyatları karşılaştırılırken aynı teknik şartname üzerinden ilerlemek gerekir. Farklı yoğunlukta iki ürünün birim fiyatını kıyaslamak, elma ile armutu karşılaştırmaya benzer. Teklif formunda yoğunluk ve bariyer bilgisi yazılı olmalı.
Bariyerli Ürünlerde Birim Fiyat
Bariyerli sistemlerde maliyet, bariyer gramajı ve katman sayısına göre yükselir. Yine de yanlış ürünle iki kez uygulama yapmak, baştan doğru ürün almak kadar pahalıya gelebilir. Keşif, gereksiz metrekare alımını da önler.
Bariyerli Bondex Sünger Fiyatı değerlendirilirken montaj kapsamı netleştirilmeli. Tavan uygulaması duvar uygulamasından farklı işçilik gerektirebilir. Ticari projelerde yangın belgesi ve teknik veri föyü de talep edilmeli.
Uygulama Alanları
İçerik üreticileri kayıt odalarında yankı ve dip ses sorununu azaltmak ister. Ofislerde odaklanma odaları ve telefon alanları için yutum ihtiyacı öne çıkar. Klinikler, eğitim mekânları ve restoranlar da akustik düzenleme talep eden yerler arasındadır.
Caddeye bakan dairelerde dış gürültü baskınsa bariyerli çözümler gündeme gelir. Müzik prova odalarında ise yüksek desibel nedeniyle katmanlı sistemler tercih edilebilir. Her mekânın frekans ihtiyacı farklıdır.
Montaj ve Performans İlişkisi
En kaliteli malzeme bile boşluklu montajda beklenen sonucu vermeyebilir. Priz, menfez ve doğramalar çevresi dikkatle kesilmeli. Yüzey kuru ve temiz olmalı. Nemli duvarlarda yapışma zayıflar.
Tavan uygulamalarında uygun tespit yöntemi seçilmeli. Uygulama sonrası aşındırıcı kimyasallarla temizlik önerilmez. Düzenli kuru temizleme çoğu zaman yeterlidir.
Sürdürülebilirlik ve Üreticiden Tedarik
Geri dönüştürülmüş hammadde kullanımı atık azaltımına katkı sağlayabilir. Doğrudan üreticiden alım, aracı marjını düşürerek bütçeye alan açabilir. Teknik destek ve numune süreci de üretici kanallarında genellikle daha hızlı ilerler.
Sık Sorulan Sorular
“Telefon fiyatı kesin midir?” Genelde yaklaşık değerdir; keşif sonrası netleşir.
“Ucuz ürün iş görür mü?” Düşük yoğunluk yankıyı kısmen azaltır; dış gürültüde genelde yetersiz kalır.
“Ne kadar almalıyım?” Oda kullanımı ve sorun türüne göre değişir; keşif önerilir.
Sektörden Değerlendirme
Üreticiler, şeffaf fiyatlandırma ve teknik veri paylaşımının satın alma kararını hızlandırdığını belirtiyor. Doğru ürün-mekân eşleşmesi, sonradan ek maliyetleri azaltıyor.
Sonuç
Akustik sünger alımında fiyat tek başına karar kriteri olmamalı. Yoğunluk, bariyer ihtiyacı, montaj kalitesi ve yazılı teklif birlikte değerlendirildiğinde gerçekçi bir bütçe kurulabiliyor. Numune, keşif ve şeffaf teknik şartname; başarılı bir yatırımın temel adımları.
FATMA KARAKAŞ VEFAT ETTİ Merhum Hasan Karakaş’ın eşi, Cem, Hakkı ve Can Karakaş’ın anneleri Fatma Karakaş 93 yaşında vefat etti. Merhume dün. Kıyık Yeni Merkez Camisinde kılınan öğle namazının ardından Buçuktepe Mezarlığında toprağa verildi. FATMA MİHMAN HALICILAR VEFAT ETTİ Edirne Ticaret Odası geçmiş dönem Meclis Başkanlarından İsmail Ömer Erakman’ın kardeşi, Funda, Ebru, Murat Halıcılar ve Burak Erakman’ın halaları Fatma Mihman Halıcılar 81 yaşında vefat etti. Merhume dün, Eski Camide öğle namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Yeni Şehir Mezarlığında toprağa verildi. BİRGÜL ALİMUTO VEFAT ETTİ Süleyman Alimuto’nun eşi, Gamze, Şahin, Simge Özkaya’nın anneleri Mehmet Şahin ve Caner Özkaya’nın kayınvalidesi Birgül Alimuto 57 yaşında vefat etti. Merhume dün ŞahMelek Camisinde öğle namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Bademlik Mezarlığında toprağa verildi. GÜLŞEN ÇİFTEKAVRULMUŞ VEFAT ETTİ. İsmail Çiftekavrulmuş’un eşi, Yasemin Çiftekavrulmuş, Yeşim, Gökmen, Burak Çiftekavrulmuş ve Ayşim Güler’in anneleri Gülşen Çiftekavruulmuş 76 yaşında vefat etti. Merhume dün Fatih Camisinde öğle namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından İskenderköy Mezarlığında toprağa verildi.
Atatürkçü Düşünce Derneği, Lozan Anlaşması’nın imzalandığı 24 Temmuz gününün 1923’den 1950 yılına kadar ‘Lozan Sulh Bayramı’ olarak coşkuyla kutlandığını hatırlatarak “Lozan Bağımsızlık Bayramı” olarak kutlanmasının sağlanmasını talep etti.
ADD Edirne Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Celil Özcan’ın paylaştığı dernek genel merkezinin açıklamasında, emperyalizme karşı verilen Kurtuluş Savaşı’nın zafere ulaştırılmasının ardından 24 Temmuz 1923 günü Lozan’da imzalanan Barış Antlaşması ile Türk milletinin uygar milletler dünyasının eşit ve onurlu bir üyesi olduğunu tüm dünyaya kabul ettirerek,tam bağımsız yeni bir Türk Devleti ile yoluna devam edeceğini de ilan ettiği belirtildi. “Böylelikle 1. Dünya Savaşı galipleri İtilaf Devletlerinin Almanya’dan Avusturya’ya, Bulgaristan’dan Osmanlı’ya mağlup devletlere dayattıkları barış(!) antlaşmalarından sadece Sevr Antlaşmasının uygulanamadan tarihin çöplüğüne atılması ile 1. Dünya Savaşı resmen sona ermiş ve 1699 Karlofça’dan itibaren 224 yıl boyunca Türk Milletinin bir antlaşma masasından ilk kez başı dik kalktığı bu kutlu gün, 1923’den 1950 yılına kadar ‘Lozan Sulh Bayramı’ olarak coşkuyla kutlanmıştır” denilen açıklamada özetle şunlara yer verildi:.
Büyük Atatürk, Lozan Anlaşmasını Nutuk’ta şöyle tanımlamıştır; ‘Bu antlaşma, Türk Milleti aleyhine yüzyıllardan beri hazırlanmış ve Sevr Antlaşması ile tamamlandığı sanılmış büyük bir suikastın yıkılışını ifade eden bir belgedir ve Osmanlı tarihinde benzeri görülmemiş bir siyasi zafer eseridir.’
Lozan’da açıkça ifade edilen emperyalist emeller, yıllar boyunca yoğunlaşarak Cumhuriyetimize, kuruluş ilkelerimize, ulusal egemenliğimize, tam bağımsızlığımıza, ulus devlet yapımıza ve tapu senedimiz Lozan’a yönelik saldırılarla geçmişe göre çok daha sistematik ve cüretkâr olarak günümüzde de sürdürülmektedir. Dost kisvesi altında ve devşirilmiş yerli işbirlikçilerle birlikte uygulanan bu saldırıların hız kesmeden süreceği de görülmektedir.
75 yılı aşan sağ iktidarların aymazlıkları sonucu Lozan’da elde ettiğimiz bağımsızlık ve egemenlik kazanımlarımız ciddi yaralar almış, ülkemiz büyük devletlerin ve uluslararası örgütlerin örümcek ağına mahkum edilmiştir.
Bu süreçte, Atatürk Cumhuriyetinin bilgili, bilinçli, düşünen, sorgulayan ve üreten öğrenci yetiştirme sistemi terk edilerek yerine getirilen ezberci ve dinselleştirilmiş eğitim anlayışı beyinleri biat kültürüne teslim etmiştir.
Kamu kaynakları yandaş kişi, kuruluş ve inanç gruplarına aktarılmaktadır. Hukuk devletinin olmazsa olmazı ‘Kuvvetler Ayrılığı’ ve ‘Yargı Bağımsızlığı’ ilkeleri yok sayılarak yasama, yürütme ve yargı erklerinin tek merkezde toplanması ve yargının siyasallaşması ülkemizi ‘Dünya uygar milletler’ toplumundan hızla uzaklaştırmaktadır.
ABD’nin ‘Bizim çocuklar yaptı’ diye tanımladığı 12 Eylül 1980 askeri darbesi ile başlayan süreçte küreselleşme ve serbest piyasa ekonomisi tuzaklarıyla vahşi kapitalizmin uluslararası finans piyasalarına eklemlenen Türkiye, ithalat yapamazsa üretemeyen, borçlanmadan ekonomisini yürütemeyen, aldığı borçlarla birikmiş borçlarının faizini ödemekte dahi zorlanan, tam anlamıyla dışa bağımlı bir ülke haline gelmiştir. Dış güdümlü politikalarla tarım ve hayvancılığımız çökmüş, ekonomimiz yüksek teknolojili ürün üretme hedefinden kopmuş, milletimiz üretmeden tüketme açmazına düşmüştür.
ABD’nin bölgemize yönelik Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) Türkiye’yi de rejimi ve sınırları değiştirilecek 22 ülke arasında saydığı tüm açıklığıyla bilinirken bu projenin eş başkanlığının üstlenilmesi bir yana, ABD’nin Afganistan, Irak, Libya ve Suriye saldırılarında geleneksel “Yurtta Barış, Dünyada Barış” ilkesi umursamaksızın uygulanan fahiş hatalarla dolu dış politikanın ülkemize ağır maliyetler yüklediği ortadadır.
Süreç aleyhimize işlemektedir. BOP hedefleri kapsamında İran’ı halletmek isteyen ancak başarı sağlayamayan emperyalizm, Türkiye’de de yeni bir siyasal rejim (merhametli monarşi!) oluşturmak için suyu ısıtmaya devam etmektedir.
1974’te ‘Apocular’ olarak başlayıp 1978’de ‘PKK’ adını alan terör örgütü Türkiye’de etkinliğini kaybetmiş, kadrolarını ve faaliyetlerini Irak ve Suriye’ye taşımışken 1 Ekim 2024 günü TBMM açılışında MHP lideri Devlet Bahçeli’nin DEM Parti yöneticilerinin elini sıkması ve ardından eli kanlı terörist başını TBMM’ye davet etmesi ile başlatılan “Terörsüz Türkiye” adlı 2. Açılım Süreci, BOP’un Türkiye uygulamasında yeni bir sayfa açmıştır. Bundan önce 26 Ağustos 2024 Malazgirt Zaferinin yıl dönümü törenlerinde “Malazgirt ve Çanakkale Savaşlarını Türk, Kürt Arap birlikte yaptı” söylemi ve bunun iktidar sözcüleri tarafından çeşitli vesilelerle yinelenmesi ile ulusal birliğin ve Atatürk’ün Türk Milleti tanımının yadsınması sürecin perspektifini açıkça ortaya koymaktadır.
Öte yandan, çok yanlış bir kabul ile PKK’nın adeta tüm Kürt kökenli vatandaşların temsilcisi olarak gösterilmesi de bir diğer büyük hatadır. Feodal yapı kaynaklı sorunlar ve emperyal kışkırtmalar göz ardı edilerek sorunun etnik ayrımcılık olarak tanımlanması kuşkusuz gerçeği yansıtmamaktadır. Bu yaklaşımlar eşliğinde teatral bir silah bırakma gösterisinin teröristlere af ve terörist başına statü gerekçesi sayılma çabaları bile başlı başına ülkemizin içine girdiği durumun vahametini göstermektedir. Bu emperyalizme boyun eğen bir anlayıştır ve kabulü olanaksızdır.
‘Terörsüz Türkiye’ projesi kapsamında, terör örgütünün 05-07 Mayıs 2025 tarihleri arasında yapılan 12. Kongresinde yayımlanan bildiride PKK’nın kuruluş nedeni olarak Lozan Anlaşması ile 1924 Anayasasının gösterilmesi, devletimizin Kürtlere inkar ve imha siyaseti ve soykırım uygulamakla itham edilmesi hadsizliği, çözüm(!) için bunların öncesine, yani Osmanlı’nın çok uluslu, çok dilli, çok hukuklu, teokratik temelli millet sistemine, devlet düzenine, Sevr’e, Sultanizme dönülmesinin önerilmesi, bütün bu tespit ve önerilerin de emperyal efendilerinin ham hayalleri ile bire bir örtüşmesi herhalde ziyadesiyle dikkat çekici ve uyarıcı alametlerdir. Bu yaklaşım, yurttaşların eşitliği, dil birliği ve ulus devlet anlayışı yerine yurttaşları etnisitelere ayıran teokratik ve federatif bir siyasal yapılanma öngörmektedir. Nitekim, 14 Mayıs 2025’te ABD’nin Ankara Büyükelçisi olarak göreve başlayan ve görev alanı Suriye ve Irak’ı da kapsayacak şekilde genişletilen Tom Barack’ın diplomatik sınırları fersah fersah aşan ve maalesef hak ettiği tepkiyi görmeyen söylemleri de “Çözüm Süreci” aktör ve taraftarlarına yol ve yön gösterme gayretinden başka bir şey değildir.
21. yüzyıl Sevr’i olarak yürürlüğe sokulan BOP’un önünde Lozan’ın tescillediği Türk bağımsızlık ve egemenliği aşılmaz bir dağ gibi durmaktadır. Lozan’ın tartışılması bu ilkelerin tartışılması anlamına geleceği için arkasından dolanıp Lozan öncesinin referans alınmasının nedeni budur.
Lozan; ülkemize, cumhuriyetimize ve Kemalist devrimlere hayat veren temel belgedir ve sonsuza dek tartışmaya kapalı olduğu bütün dahili ve harici bedhahların kafalarına sokmaları gereken yalın gerçektir.
Tarihini bilmeyen toplumlar kimliklerini kaybeder, kurucu değerlerine sahip çıkmayan ülkeler yozlaşır, çürür, yok olur.
Atatürk Cumhuriyeti’nin kuruluş ilkelerinden ödün verilemez; ödün vermeye kalkışanlar da karşılarında büyük Türk ulusunun uyanık evlatlarını bulurlar.
Bu kararlılığın sembolü olan Lozan Anlaşması’nın imzalandığı 24 Temmuz günü bizim için Cumhuriyetin ilk yıllarında olduğu gibi bugün de bayramdır ve ulusumuz tarafından da “Lozan Bağımsızlık Bayramı” olarak kutlanması sağlanmalıdır. Bu konuda 27. dönemde CHP tarafından TBMM’ye verilmiş bir yasa teklifi olduğu da dikkate alındığında görev elbette siyasetindir. Türk siyaset kurumunu, Gazi Meclis’i ve aziz milletimizi bu çağrımızı sahiplenmeye ve gereğini yapmaya davet ediyoruz.”
Türkiye’nin bağımsız ve egemen bir devlet olarak tanınmasını sağlayan 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Barış Antlaşması’nın 103. yıldönümü dolayısıyla bugün Edirne Belediyesi ve Atatürkçü Düşünce Derneği’nce Yunanistan’dan savaş tazminatı olarak alınan Meriç Nehri’nin öte yakasında yer alan Karaağaç Mahallesi’ndeki Trakya Üniversitesi Karaağaç Yerleşkesi’ndeki Lozan Anıtı’nda anma töreni düzenlenecek. Karaağaç’taki Osman İnci Müzesi’nce “Karaağaç ve Lozan Anıtı Fotoğraf Sergisi” açılırken, Trakya Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdür Yardımcısı Doç. Dr. Hakan Şallı tarafından Karaağaç Yerleşkesi Güzel Sanatlar Fakültesi Fuayesi’nde “Zaferin Son Cephesi: Lozan Antlaşması” konulu konferans verilecek.
LOZAN ANITI’NDA TÖREN
Edirne Belediyesi ve Atatürkçü Düşünce Derneği Edirne Şubesi’nce Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını ve ulusal egemenliğini uluslararası alanda tescilleyen Lozan Antlaşması’nın 103. yıl dönümü dolayısıyla bugün saat 12.00’de Lozan Anıtı önünde anma töreni düzenlenecek.
TÜ’DE LOZAN KONFERANSI
Lozan Antlaşması’nın 103. yıl dönümü dolayısıyla Trakya Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdür Yardımcısı Doç. Dr. Hakan Şallı tarafından 24 Temmuz 2026 Cuma günü saat 10.00’da Trakya Üniversitesi Karaağaç Yerleşkesi Güzel Sanatlar Fakültesi Fuayesi’nde “Zaferin Son Cephesi: Lozan Antlaşması” konulu konferans verilecek.
KARAAĞAÇ VE LOZAN ANITI FOTOĞRAF SERGİSİ
Lozan Barış Antlaşması’nın 103. yıldönümü dolayısıyla Edirne’nin Karaağaç Mahallesi’nde bulunan Osman İnci Müzesi’nde bugün “Karaağaç ve Lozan Anıtı Fotoğraf Sergisi” açılacak.
Edirne Fotoğraf Sanatı Derneği (EDFOD) ile Osman İnci Müzesi iş birliğinde hazırlanan serginin açılışı saat 20.00’de gerçekleştirilecek.
Sergide fotoğraf sanatçıları Aylin Gürbüz, Nergis Çanak, Suat Eracar, Figen Ünlüyurt, Fatih Ök, Semih Fenerci, Şefika Elmacı, Hamza Tanrıseven ve Ömer Altıntaş tarafından çekilen Karaağaç ve Lozan Anıtı temalı eserler sanatseverlerin beğenisine sunulacak.
Açılış programı kapsamında Hakan Özturan’ın müzik dinletisi gerçekleştirilecek. Ardından Prof. Dr. Aylin Gürbüz, Prof. Dr. Osman İnci ve Edirne Belediye Başkanı Av. Filiz Gencan Akın’ın açılış konuşmalarını yapması bekleniyor. Program kokteyl ile sona erecek.
Fotoğraf sergisi, 24 Temmuz-16 Ağustos tarihleri arasında Osman İnci Müzesi’nde ziyaret edilebilecek.
KARAAĞAÇ’IN LOZAN’DAKİ YERİ
Lozan Barış Antlaşması sonrasında Türkiye’nin savaş tazminatı talebi kapsamında Yunanistan’ın nakdi ödeme yerine Karaağaç ve Bosnaköy’ü Türkiye’ye bırakması, Karaağaç’ı Cumhuriyet tarihinin simgesel mekânlarından biri haline getirdi. Bu tarihi süreci simgeleyen Lozan Anıtı’nın farklı bakış açılarıyla ele alındığı fotoğraf sergisi, antlaşmanın 103. yıl dönümünde tarih ile sanatı aynı çatı altında buluşturacak.
Enez sahil Sakinleri ile Dayanışma Derneği ve Kartopu Enez Gönüllüleri Derneği’nin Olağan genel Kurul Toplantıları yapılarak yeni yönetim kurulları belirlendi. Sahilde Doğuş Apart Otel’de yapılan toplantılarda gündemdeki maddeler görüşüldü ve seçimler yapıldı. İlk toplantıda Sahil Derneği gündemi görüşüldü ve kararlar alındı.
Sahil Derneği’nin çalışma raporunu sunan Başkan Ulaş Demiray “Sahilin sorunlarını dile getirmek, ilgililere iletmek ve takipçisi olmak için kurduğumuz derneğimiz ne yazık ki henüz gereken ilgiyi görmüyor. 30 bin yazlıkçının yaşadığı bu kentte üye sayımız 110. Hedefimiz bin üyeli bir dernek olmak. Bu sayıya ulaşabilirsek ancak sesimizi duyurabilir, ciddiye alınabiliriz. Tüm yanlışlıkları ve sorunları Belediyeye fatura ederek bir yere varamayız. Derneğe üye olmak ve ikametini Enez’e taşımak zahmetine katlanmayanların, bu konuda çaba sarf etmeyenlerin, hiç yoksa bizlere destek vermeye bile yanaşmayanların şikayete ne kadar hakları var? Bunu tartışmalıyız” dedi.
Demiray önümüzdeki günlerde sitelere misafir olarak gidip derneği tanıtma çabalarını sürdüreceklerini sözlerine ekledi.
Kartopu Derneği Başkanı Hasan Akkuş da pek çok etkinliği Sahil Derneği ile birlikte sürdürdüklerini” vurgulayarak “Önümüzdeki dönemde de Enez’in sorunlarını yapacağımız toplantılarla, yayınlarla, etkinliklerle gündemde tutmaya devam edeceğiz” dedi
Seçim sonuçlarına göre Kartopu Derneği Yönetim Kurulu Hasan Akkuş, Emine Tüzün, Hüseyin Çakaloğlu, Esin Savaş, Tuncay Taşkın, Sevim Karabınar ve Şaban Nar’dan oluştu.
Sahil Derneği Yönetim Kurulu’na ise Ulaş Demiray, Şükran Şentürk, Hüseyin Çakaloğlu, Emine Tüzün, Erol Cellek, Ceyda Samuk ve Yıldız Çete seçildi.
Türkiye’nin yağlık ayçiçeği ihtiyacının büyük bölümünün karşılandığı Trakya’da, yaz mevsimiyle birlikte açan sarı gelinler, oluşturdukları görselle doğasever ve fotoğraf sanatçılarının ilgisini çekiyor.
Edirne başta olmak üzere Trakya’nın dört bir yanında çiçek açan ayçiçekleri, bölgede oluşturdukları görüntülerle bölgeyi adeta fotoğraf stüdyosuna dönüştürdü. Özellikle sabahın ilk ışıkları ve gün batımında altın sarısına bürünen tarlalar, fotoğraf tutkunlarının uğrak noktaları arasında yer alıyor.
Türkiye’nin bitkisel yağ ihtiyacının karşılanmasında stratejik öneme sahip olan ayçiçeği, Trakya ekonomisinin de temel tarımsal ürünleri arasında bulunuyor. Üreticiler, verimli bir hasat dönemi geçirmek için tarlalarındaki bakım çalışmalarını sürdürürken, iklim koşullarının olumlu seyretmesi halinde bu yıl da yüksek verim bekliyor.
Bir yandan ülke ekonomisine katkı sunan ‘Sarı gelin’ tarlaları, diğer yandan Trakya’nın doğal güzelliklerine ayrı renk katıyor. Yaz aylarının simgelerinden biri haline gelen ayçiçeği tarlaları, bölgeyi ziyaret eden yerli ve yabancı misafirlere de görsel bir şölen sunuyor.