Eğitimcilerden ‘şiddet’ isyanı!

Olgay GÜLER

Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Edirne Şubesi üyesi öğretmenler, İstanbul Çekmeköy Taşdelen Borsa İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’ndeki bıçaklı saldırıda hayatını kaybeden meslektaşları Fatma Nur Çelik (44) için gerçekleştirdikleri basın açıklamasıyla ses yükseltti.

İstanbul Çekmeköy Taşdelen Borsa İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde geçtiğimiz Pazartesi günü gerçekleştirilen olayda biyoloji öğretmeni Fatma Nur Çelik, Furkan Samet B. isimli öğrenci tarafından gerçekleştirilen bıçaklı saldırı sonucu hayatını kaybetti. Bir öğretmen ve öğrencinin de yaralandığı olay, ülke genelinde büyük tepki toplarken, Eğitim Sen Edirne Şubesi de, düzenledikleri basın açıklamasıyla tepki gösterdi. Kentin, trafiğe kapalı Saraçlar Caddesi’nde gerçekleştirilen açıklamaya, sendika üyesi öğretmenler ve sivil toplum kuruluşu temsilcileri de destek verdi.

‘OKULLARDA ŞİDDET ORTAMI GİDEREK DERİNLEŞTİ’

Açıklamayı okuyan Şube Başkanı Ahmet Acet, gerçekleştirilen saldırının münferit olmadığını belirterek, “Bu saldırı münferit değildir. Okullarda artan şiddet vakaları uzun süredir ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Yaptığımız uyarıları dikkate almayarak, kalıcı ve önleyici politikalar hayata geçirmeyen Milli Eğitim Bakanlığı bu olayın birinci derecede sorumlusudur. Somut ve kalıcı adımlar atılmadığı için şiddet ortamı giderek derinleşmiştir. Bir okulda kesici aletle saldırı gerçekleştirilebilmesi, güvenlik mekanizmalarının yetersizliğini açıkça ortaya koymaktadır. Okullarda şiddeti önleyici destek mekanizmaları ciddi biçimde gözden geçirilmelidir” dedi.

‘ÖĞRETMENLER HEDEF HALE GETİRİLİYOR’

Şiddetin zemininin yalnızca bireysel öfke olmadığına vurgu yapan Acet, “Medyada, siyasette ve bürokraside giderek meşrulaştırılan sert ve kutuplaştırıcı dil; eğitim emekçilerini hedef gösteren, itibarsızlaştıran ve yalnızlaştıran söylemler bu iklimi beslemektedir. Öğretmenlik mesleğinin sistemli biçimde değersizleştirilmesi, eğitim emekçilerinin kamuoyu önünde haksız biçimde suçlanması ve sorumluluğun sürekli öğretmene yüklenmesi öğretmenleri hedef haline getirmektedir. Ayrıca pedagojik temelden yoksun, eğitimin bilimsel niteliğini gözetmeyen etkinlik ve uygulamaların yaygınlaşması okulu çocuklar ve gençler için güvenli bir öğrenme ortamı olmaktan uzaklaştırmaktadır. Okullar ideolojik yönlendirmelerin, denetimsiz faaliyetlerin ya da pedagojik karşılığı olmayan uygulamaların alanı değildir” diye konuştu. 

‘SALDIRI TÜM YÖNLERİYLE AYDINLATILMALI’

Derinleşen yoksulluk ve gençlerin geleceksizlik duygusunun da şiddetin riskini büyüttüğüne dikkat çeken Acet, “Ailesi ekonomik krizle mücadele eden, temel ihtiyaçlara erişimde zorlanan, sosyal destek mekanizmalarından mahrum bırakılan çocuk ve gençlerin yaşadığı psikolojik baskı görmezden gelinemez. Sosyal politikaların zayıflığı, rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetlerinin yetersizliği bu tabloyu ağırlaştırmaktadır. Buradan başta Millî Eğitim Bakanlığı olmak üzere tüm yetkililere çağrıda bulunuyoruz: Okul güvenliği konusunda bütünlüklü, bilimsel ve katılımcı bir politika derhal hayata geçirilmelidir. Rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetleri güçlendirilmelidir. Her okulda yeterli sayıda uzman personel görevlendirilmelidir. Risk altındaki öğrenciler için erken müdahale ve destek programları uygulanmalıdır. Okullarda şiddeti önlemeye dönük bağlayıcı bir eylem planı hazırlanmalıdır. Eğitim emekçilerinin mesleki itibarını koruyacak, hedef gösterilmelerini engelleyecek açık ve net bir tutum alınmalıdır. Bu saldırının tüm yönleriyle aydınlatılması gerekmektedir. İhmali bulunanlar tespit edilmeli ve sorumlular hesap vermelidir. Gelecekte benzer vakaların yaşanmaması için bu acının üzeri örtülmemelidir” şeklinde konuştu.

‘GÜVENLİ OLMAYAN OKULDA SAĞLIKLI EĞİTİM YÜRÜTÜLEMEZ’

Eğitim emekçileri olarak güvenli bir çalışma ortamı talep ettiklerini sözlerine ekleyen Acet, “Bu talep bir ayrıcalık değil, en temel haktır. Güvenli olmayan bir okulda sağlıklı bir eğitim süreci yürütülemez. Okullarımızı şiddete teslim etmeyeceğiz. Öğretmenlerin ve öğrencilerin güvenli, huzurlu ve sağlıklı bir eğitim ortamında bulunma hakkını savunmaya devam edeceğiz. Yitirdiğimiz meslektaşımızın anısı önünde saygıyla eğiliyor; benzer acıların bir daha yaşanmaması için mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğimizin bilinmesini istiyoruz” ifadelerini kullandı.

‘İş cinayetleri kader değildir’

TMMOB Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Edirne İl Koordinasyon Kurulu, Türkiye’de 2,3 milyon işyeri bulunmasına rağmen 2025 yılında bunların yalnızca 8.161’inin, yani yüzde 0,35’inin iş sağlığı ve güvenliği yönünden denetlendiğine dikkat çekerek, bu oranın kamusal denetim mekanizmasının fiilen işlemediğinin en açık göstergesi olduğunu bildirdi.

TMMOB Edirne İl Koordinasyon Kurulu Sekreteri Birce Altay tarafından, TMMOB tarafından ilan edilen ‘3 Mart İş Cinayetlerine Karşı Mücadele Günü’ dolayısıyla, “İş cinayetleri kader değildir” başlığı atında yapılan açıklamada şunlara yer verildi:

32.000 EMEKÇİ İŞ CİNAYETİNE KURBAN

“Bugün 3 Mart 2026. 1992 yılında Zonguldak Kozlu’daki kömür ocağında meydana gelen grizu patlamasında 263 maden emekçisini yitirdiğimiz katliamın 34. yılındayız. Kozlu’da kaybettiğimiz emekçileri saygıyla anıyor; onların anısını iş cinayetlerine karşı yürüttüğümüz mücadelenin tarihsel sorumluluğu olarak görüyoruz.

Ülkemizdeki iş cinayetlerine dikkat çekebilmek, insan hayatının, işçi sağlığının ve iş güvenliğinin önemini vurgulamak için 3 Mart tarihi TMMOB tarafından ‘İş Cinayetlerine Karşı Mücadele Günü’ olarak ilan edilmiştir. Çünkü bu ülkede madenler, inşaatlar, tersaneler, fabrikalar ve şantiyeler hâlâ emekçilerin mezarı olmaya devam etmektedir. Bilimin, tekniğin ve mühendisliğin gelişimine rağmen işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemleri aynı ölçüde geliştirilmemekte; önlenebilir kazalar göz göre göre ölümlere dönüşmektedir.

AKP iktidarı döneminde en az 32.000 emekçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirmiştir. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun yürürlüğe girdiği tarihten bu yana ise en az 20.000 emekçi hayatını kaybetmiştir. Her gün en az 6, yılda 2.000 emekçi iş cinayetleri sonucu aramızdan koparılmaktadır. Bu tablo kader değil, siyasal tercihlerin sonucudur.

Soma, Ermenek, Mecidiyeköy (Torunlar), Şirvan, Amasra, Gayrettepe, Oba Makarna, İzmir Kule Vinç, Kartalkaya, Dilovası… Bu isimler yalnızca birer yer adı değil; denetimsizliğin, kar hırsının ve kamusal sorumluluktan kaçışın simgesidir. Etkin denetim ve yaptırım uygulanmadığı sürece de benzer acılar yaşanmaya devam edecektir.

ELVERİŞLİ KOŞULLARDA ÇALIŞMA HAKKI’

Bütün bu uyarılarımıza rağmen ülkemizdeki tablo oldukça karanlıktır. Türkiye’de 2.290.160 işyeri bulunmasına rağmen 2025 yılında bunların yalnızca 8.161’i, yani yüzde 0,35’i iş sağlığı ve güvenliği yönünden denetlenmiştir. Bu oran, kamusal denetim mekanizmasının fiilen işlemediğinin en açık göstergesidir.

Oysa ‘elverişli koşullarda çalışma hakkı’ İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde güvence altına alınmış temel bir haktır. Bu hak, emeğin tarihsel mücadelesi sonucunda kabul görmüş; devlete çalışanların yaşamını ve sağlığını koruma yükümlülüğü yüklemiştir. İşçi sağlığı ve iş güvenliği, insan yaşamını merkeze alan kamusal bir sorumluluktur.

Bugün işyerlerinde görev yapan iş güvenliği uzmanları ve işyeri hekimlerinin yaklaşık %90’ı OSGB’ler aracılığıyla sağlanmaktadır. OSGB’ler ile işyerleri arasındaki ticari sözleşme ilişkisi, uzmanların mesleki bağımsızlığını zedelemekte; işyerlerinde alınması gereken önlemlere ilişkin değerlendirme ve önerilere müdahale edilmesine yol açmaktadır. Bu yapı, bağımsız ve etkin bir işçi sağlığı ve güvenliği hizmetinin sunulmasını engellemektedir.

SENDİKAL ÖRGÜTLENME

Ülkemizde iş cinayetlerinin, iş kazalarının ve meslek hastalıklarının bu denli yaygın olmasının bir diğer nedeni de emekçilerin sendikal haklarının baskı altında tutulmasıdır. Sendikal örgütlenmenin önündeki engeller tüm çalışanlar için kaldırılmadıkça işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda yol almak mümkün olmayacaktır. Sendikasız uzman, sendikasız işçi, örgütsüz bir çalışma yaşamı ile emekçiler tüm olumsuzluklara açık ve savunmasızdır. Bu savunmasızlığa karşı adil yargılanma, örgütlenme, insani koşullarda bir çalışma yaşamı ve işyerlerinde emekçilerin ölmeyeceği, yaralanmayacağı,sakat kalmayacağı bir düzen istiyoruz.

TMMOB olarak bir kez daha altını çiziyoruz: İş cinayetleri kader değildir. İş cinayetlerinin büyük çoğunluğu önlenebilir niteliktedir. Bilimsel ve teknik ölçütler doğrultusunda kamusal ve bağımsız bir denetim sistemi kurulmadan; üniversitelerin, sendikaların, meslek örgütlerinin katılımıyla idari ve mali yönden bağımsız bir ulusal işçi sağlığı ve güvenliği kurumu oluşturulmadan bu tablo değişmeyecektir.

İş cinayetleri sona erene, emekçilerin yaşam hakkı güvence altına alınana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz.”

‘Daha kaç can yitireceğiz?’

Türk Eğitim Sen Edirne Şubesi, okulların ödenek yetersizliği nedeniyle en temel güvenlik ihtiyaçlarını dahi karşılayamaz durumda olduğuna dikkat çekerek, öğretmenler ve eğitim çalışanlarının can güvenliğinin ciddi bir tehdit altında bulunduğunu, şiddet, taciz ve mobbing vakalarının artarak devam ettiğini bildirdi.

Türk Eğitim Sen Edirne Şubesi Başkanı Mustafa Kaplan, “Son uyarımız: Geleceğimiz tehlikede!” diyerek, “Eğitim çalışanlarına yönelik şiddet ne zaman son bulacak? Daha kaç can yitireceğiz?” sorularını yönelttiği açıklamasında şunları kaydetti:

“Ülkemiz ve eğitim camiamız bir kez daha yasa boğulmuştur. İstanbul’un Çekmeköy ilçesinde biyoloji öğretmeni olarak görev yapan Fatma Nur Çelik, bir öğrencisi tarafından hunharca katledilmiştir. Kıymetli öğretmenimize Allah’tan rahmet; ailesine, yakınlarına ve tüm eğitim camiamıza sabır ve başsağlığı diliyoruz. Aynı saldırıda yaralanan Zeynep Aybars Taşdemir öğretmenimize ve öğrencimize de acil şifalar temenni ediyoruz.

OKULLARDA CAN GÜVENLİĞİ

Eğitim çalışanlarına yönelik şiddet, gerekli ve kalıcı tedbirler alınmadığı takdirde ne yazık ki son olmayacaktır. Yaşanan elim hadise adeta ‘geliyorum’ demiştir. Merhume öğretmenimizin disiplin kurulunda can güvenliklerinin bulunmadığını dile getirdiği ifade edilmektedir. Buna rağmen etkili önlemlerin alınmamış olması, sorumluluğun ne denli ağır olduğunu gözler önüne sermektedir.

Bugün okullarımızda öğretmenlerimizin ve eğitim çalışanlarımızın can güvenliği ciddi bir tehdit altındadır. Eğitim çalışanlarına yönelik şiddet, taciz ve mobbing vakaları artarak devam etmektedir. Öğretmenlik Meslek Kanunu’nda öğretmenlerin şiddetten korunmasına yönelik düzenlemeler yapılmış olması çok kıymetlidir. Buna göre; faile verilen cezalar yarı oranında artırılırken, hapis cezasının ertelenmesi hükümleri de uygulanmamaktadır. Ancak yaşanan olaylar bu müeyyidelerin tavizsiz uygulanması gerektiğini bir kez daha ortaya koymaktadır.

DİSİPLİN YÖNETMELİKLERİ

Buradan açık ve net bir şekilde ifade ediyoruz:  Disiplin yönetmelikleri yetersizdir ve caydırıcılıktan uzaktır. Okullarda yeterli güvenlik tedbirleri alınamamaktadır. Eğitimcilerin itibarını yerle yeksan eden, asılsız, hiçbir somut gerekçeye dayanmayan ve adı değiştirilen şikâyet hatları birer saatli bomba niteliğindedir.  Liyakate dayanmayan yönetici görevlendirmeleri, şeffaflıktan uzak ödül ve ceza mekanizmaları öğretmenlik mesleğini rencide etmektedir. Eğitimcileri hedef gösteren, tahkir eden yayın, tutum ve açıklamalar şiddetin toplumsal zeminini beslemektedir. Şiddete yönelik yasal düzenlemeler yetersizdir.

ÖDENEK YETERSİZLİĞİ

Okullar, ödenek yetersizliği nedeniyle en temel güvenlik ihtiyaçlarını dahi karşılayamaz durumdadır.  Bir zamanlar eğitim kurumlarının temelini oluşturan güven ve teslimiyet anlayışı bugün ne yazık ki ciddi biçimde zarar görmüştür. Okullarımızda ödenek yetersizliği nedeniyle güvenlik görevlisi tahsis edilmemesi, öğrencilerin okula kesici ve delici aletleri rahatlıkla sokabilmesi, bazı velilerin öğretmenlere yönelik tehditkâr ve baskılayıcı tutumları, öğretmen cinayetlerini ve eğitim çalışanlarına yönelik şiddeti besleyen unsurlar haline gelmiştir.

Düşünebiliyor musunuz? Pek çok okulda güvenlik, nöbetçi öğretmenler eliyle sağlanmaya çalışılmaktadır. Öğretmenler hem eğitim vermek hem de güvenliği temin etmek zorunda bırakılmaktadır. Bu kabul edilemez bir sorumluluktur. Birçok okulda yeterli kamera sistemi bulunmamaktadır. Okullar, ödenek yetersizliği nedeniyle en temel güvenlik ihtiyaçlarını dahi karşılayamaz durumdadır. Oysa şunu net olarak ifade etmeliyiz ki; eğitim ve eğitim kurumları tasarruf edilecek alanlar değildir. Öğretmenin can güvenliğinin sağlanmadığı, “Başıma ne gelecek?” kaygısıyla görev yaptığı huzursuz bir ortamda eğitim-öğretim hizmetlerinin sağlıklı, verimli ve nitelikli bir şekilde yürütülmesi mümkün değildir. Artık açıkça görülmelidir: Okullara yeterli bütçe ayrılmalı, her eğitim kurumuna güvenlik görevlisi tahsis edilmeli, her okulda kamera sistemi olmalı ve aktif olarak kullanılmalıdır.

FAİLE EN ÜST SINIRDAN CEZA TALEBİ

Buradan açıkça ifade ediyoruz: Bu vahşi saldırıyı gerçekleştiren failin en üst sınırdan cezalandırılmasını talep ediyoruz. Bilindiği gibi Türk Eğitim-Sen olarak yıllardır eğitimde şiddetin önlenmesi, etkili ve caydırıcı tedbirlerin geliştirilmesi için çabalıyoruz. Hem 2019 hem de 2023 yıllarında iki ayrı kanun teklifi hazırlayarak milletvekilleri aracılığıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne ilettik. 2019 yılında öğretmenlerimiz ve eğitim çalışanlarımızla birlikte 81 ilden Sayın Cumhurbaşkanı’na 81 mektup göndererek eğitimde şiddete dikkat çektik. Ceren Damar Şenel’in, Çankaya Üniversitesi Hukuk Fakültesi Araştırma Görevlisi olarak görev yaparken 2019 yılında odasında öğrencisi tarafından hunharca katledilmesi üzerine açılan davaya müdahil olarak katıldık ve süreci yakından takip ettik. 

Öğrencisi tarafından katledilen İbrahim Oktugan öğretmenimizin ardından ülke genelinde milli eğitim müdürlükleri önünde şiddeti protesto ettik ve 1 günlük iş bırakma eylemi gerçekleştirdik.Öğretmenlik Meslek Kanunu’nda eğitim çalışanlarına yönelik şiddetin önlenmesine ilişkin açık ve caydırıcı düzenlemelerin yer alması için mücadele ettik. Türk Eğitim-Sen olarak dün olduğu gibi bugün de eğitim çalışanlarının can güvenliği tam anlamıyla sağlanana, şiddete karşı etkili ve uygulanabilir yasal düzenlemeler hayata geçirilene kadar mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.

Buradan açıkça ifade ediyoruz: Bu vahşi saldırıyı gerçekleştiren failin en üst sınırdan cezalandırılmasını talep ediyoruz. Ayrıca, Türk Ceza Kanunu’nda eğitim çalışanlarına yönelik şiddetin ayrı ve ağırlaştırılmış bir suç tipi olarak düzenlenmesi öncelikli taleplerimiz arasındadır. Eğitim çalışanlarına yönelik suçlarda cezasızlık algısının ortadan kaldırılması ve güçlü bir caydırıcılık sağlanması artık bir zorunluluktur.

REHBER ÖĞRETMENLERİN SAYISI

Rehber öğretmenlerin sayısı artırılmalı, öğretmenlerin itibarı korunmalıdır. Tüm bunların yanı sıra alınması gereken en önemli tedbirlerin başında rehber öğretmen sayısının artırılması ve rehberlik birimlerinin etkin hale getirilmesi gelmektedir. Okullarda en fazla 100 öğrenciye 1 rehber öğretmen düşecek şekilde norm kadro düzenlemesi yapılmalıdır.

Eğitimde şiddeti önlemeye yönelik kapsamlı bir eylem planı hazırlanmalı; okulların risk haritaları çıkarılmalı ve şiddete eğilimli öğrenciler erken dönemde tespit edilerek gerekli tedbirler alınmalıdır. Öğrenciler arasında madde bağımlılığı, suça özenme ve çeteleşme gibi şiddeti besleyen unsurlara karşı Milli Eğitim Bakanlığı koordinasyonunda özel programlar yürütülmelidir. Okul yönetimi, aile ve rehberlik servisi arasında sürekli bir iş birliği sağlanmalıdır. Öğretmenlerin itibarı korunmalı ve mesleki statüsü güçlendirilmelidir. Öğretmenleri kamuoyu önünde küçük düşüren, hedef gösteren veya itibarsızlaştıran söylem ve tutumlara kesinlikle müsaade edilmemelidir.

 Değerli meslektaşlarımız; Rabia Sevilay Durukan, Ayhan Kökmen, Ceren Damar Şenel, Necmettin Kuyucu, İbrahim Oktugan, Fatma Nur Çelik ve daha niceleri… Birbirinden kıymetli eğitimcilerimiz, öğrencilerine en verimli oldukları dönemde, adına “öğrenci” diyemeyeceğimiz eli kanlı şahıslar tarafından katledildiler. Her birinin hatırası bizlerin uhdesindedir. Tarifsiz bir acı yaşıyoruz ve gözyaşlarımız dinmiyor.  Meslekleri başında şehit düşen tüm öğretmenlerimizin aziz hatıralarını bir kez daha rahmet, saygı ve minnetle anıyoruz.  Topluma, ailelerimize ve kamu yönetimine de sesleniyoruz: Öğretmene verdiğiniz değer, aslında çocuklarımıza verdiğiniz kıymettir!‘Çocuklarımız geleceğimizdir’ diyorsak, geleceğimizin karartılmasına asla müsaade etmeyeceğimizi bir kez daha haykırıyoruz.

ŞİDDETE SIFIR TOLERANS!

Eğitim çalışanlarımız hak ettikleri güven ortamında huzurlu çalışana dek mücadelemiz sürecektir. Bu noktada aileleri de iş birliğine davet ediyoruz: Çocuklarınıza sahip çıkın. Onlara öğretmenin kutsal bir görev ifa ettiğini anlatın ve saygı duymaları gerektiğini öğretin.Okullar ile iş birliği yaparak şiddetin ve olumsuz davranışların önlenmesine destek olun. Unutmayın ki; öğretmeni korumak, geleceğimizi korumaktır!”

‘Okullar güvenli alanlar olmalı’

Yeniden Refah Partisi Edirne İl Başkanlığı, Çekmeköy’de bulunan Taşdelen Borsa İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde yaşanan menfur saldırı kendilerini derinden sarstığını bildirdi.

Yeniden Refah Partisi İl Başkanlığı’nca yapılan açıklamada, “17 yaşındaki bir öğrencinin gerçekleştirdiği saldırı sonucu öğretmenimiz Fatma Nur Çelik’in hayatını kaybetmesi, milletçe yaşadığımız büyük bir acıdır.Merhume öğretmenimize Allah’tan rahmet, kederli ailesine, öğrencilerine ve tüm eğitim camiamıza sabır ve başsağlığı diliyoruz. Yaralanan öğretmen ve öğrencimize acil şifalar temenni ediyoruz” denildi..

Konuya ilişkin açıklamada bulunan Yeniden Refah Partisi Edirne İl Başkanı Hakan Çalışkan, şu ifadeleri kullandı:

“Bu elim hadise, eğitim sistemimizin yalnızca akademik başarı odaklı değil; ahlak, maneviyat ve değerler temelli bir anlayışla yeniden ele alınması gerektiğini açıkça göstermektedir. Bizim anlayışımız nettir: Önce ahlak ve maneviyat. Gençlerimizi sadece bilgiyle değil, sağlam bir karakter ve güçlü bir değer dünyasıyla yetiştirmek zorundayız.

Okullarımız güvenli alanlar olmalıdır. Eğitimcilerimizin can güvenliğini sağlayamayan bir sistem kabul edilemez. Rehberlik ve psikolojik destek mekanizmaları güçlendirilmeli, okullarda güvenlik tedbirleri artırılmalı ve aile-okul iş birliği daha etkin hale getirilmelidir.

Bu mesele siyasi polemik konusu değil, milli bir sorumluluktur. Benzer acıların tekrar yaşanmaması için kalıcı ve köklü adımlar atılmalıdır.”

Anıtta ‘Muhasebe Haftası’ buluşması

Olgay GÜLER

Edirne Serbest Muhasebeci ve Mali Müşavirler Odası (SMMO) tarafından, Muhasebe Haftası kapsamında, Atatürk anıtında tören düzenlendi.

Ülke genelinde her yıl 1-7 Mart tarihleri arasında kutlanan Muhasebe Haftası kapsamında, Edirne SMMO tarafından Atatürk anıtında tören gerçekleştirildi. Törene Edirne Belediye Başkan Yardımcısı Cenk Ergüden, İl Defterdarı Hasan Ahmet Erdal, oda temsilcileri ve üyeleri katıldı. Törende, Edirne SMMO Başkanı Cüneyt Keskin, haftanın önemine yönelik konuşma yaptı.

‘MESLEKTAŞLARIMIZ KAMU MALİYESİNE VE ÜLKE EKONOMİSİNE KATKI SUNMAKTA’

Keskin, mali müşavirlerin beyannamelerin hazırlanması, gönderilmesi ve denetim süreçleriyle birlikte, sağlıklı veri akışını da temin ettiğini belirterek, “Bununla birlikte Türkiye İstatistik Kurumu, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Sermaye Piyasası Kurulu, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu, Hazine Müsteşarlığı ve KOSGEB gibi ekonominin düzenleyici ve destekleyici kurumlarına da hizmet sunmaktadırlar” şeklinde konuştu.

Keskin, Sistemin sağlıklı ve başarılı bir şekilde işlemesinde kamu görevlileri kadar meslektaşlarımızın da büyük payı bulunmaktadır. Meslektaşlarımızın yerine getirdiği görevler, kamu maliyesine ve ülke ekonomisine doğrudan katkı sağlamaktadır. TÜRMOB ve odalarımız kamu yararına faaliyet gösteren kuruluşlar olarak muhasebe ve denetim mesleğinin gelişimi için çalışmalar yürütmekte; tüm kurum ve kuruluşlarla karşılıklı anlayış ve iş birliği içerisinde projeler üretmektedir. Bu iş birliği ve ortak akılla ortaya koyduğumuz çalışmaların başarıya ulaşması, ülke ekonomisine güç katmakta ve katmaya devam edecektir” dedi.

Konuşmaların ardından tören, toplu fotoğraf çekilmesiyle sona erdi.

Plastik Küpeşte ve Cam Merdiven Çözümleri

Gold Küpeşte, estetik tasarım ile güvenliği bir arada sunan korkuluk ve küpeşte sistemleri alanında uzmanlaşmış bir markadır. Modern mimarinin ihtiyaçlarına uygun çözümler geliştiren Gold Küpeşte, özellikle plastik küpeşte ve cam merdiven uygulamalarıyla hem konut hem de ticari projelerde dikkat çekmektedir.

Kaliteli malzeme kullanımı, projeye özel üretim anlayışı ve profesyonel montaj hizmeti sayesinde uzun ömürlü sistemler sunmaktadır.

Plastik Küpeşte ile Dayanıklı ve Ekonomik Çözümler

Plastik küpeşte sistemleri, pratik kullanım ve dayanıklılığı bir arada sunan çözümler arasında yer alır. Özellikle yoğun kullanılan alanlarda tercih edilen plastik küpeşte uygulamaları, darbelere karşı dayanıklı yapısıyla güvenli bir kullanım sağlar. Gold Küpeşte, plastik küpeşte üretiminde kaliteli malzeme tercih ederek uzun ömürlü ve sağlam sistemler geliştirmektedir.

Plastik küpeşte çözümleri, hafif yapısı sayesinde montaj kolaylığı sunar. Aynı zamanda bakım gereksinimi düşük olduğu için hem iç hem de dış mekân uygulamalarında avantaj sağlar. Merdiven korkuluklarında, balkonlarda ve farklı geçiş alanlarında kullanılan plastik küpeşte sistemleri, işlevselliği ön planda tutan projeler için ideal bir tercihtir.

Gold Küpeşte her projeye özel ölçülendirme yaparak plastik küpeşte sistemlerini mekânın mimari yapısına uygun şekilde tasarlar. Bu yaklaşım sayesinde hem güvenli hem de estetik açıdan uyumlu sonuçlar elde edilir.

Cam Merdiven ile Modern ve Şık Mekânlar

Cam merdiven uygulamaları, modern tasarım anlayışının en dikkat çekici unsurlarından biridir. Şeffaf yapısı sayesinde mekâna ferahlık katan cam merdiven sistemleri, minimal ve çağdaş projelerde sıkça tercih edilmektedir. Gold Küpeşte, cam merdiven çözümlerinde güvenlik ve estetiği bir arada sunarak projelere değer katar.

Cam merdiven sistemlerinde kullanılan sağlam ve güvenli cam yapılar, hem dayanıklılık hem de uzun ömür açısından yüksek performans sağlar. Işık geçirgenliği sayesinde alanın daha geniş ve aydınlık görünmesine katkıda bulunan cam merdiven uygulamaları, özellikle iç mekân tasarımlarında güçlü bir görsel etki oluşturur.

Gold Küpeşte, cam merdiven projelerinde ölçüye özel üretim ve titiz montaj süreci ile profesyonel çözümler sunar. Her detayın dikkatle planlandığı uygulamalar sayesinde hem güvenlik standartları korunur hem de estetik bütünlük sağlanır.

Gold Küpeşte ile Güvenli ve Uzun Ömürlü Sistemler

Gold Küpeşte, plastik küpeşte ve cam merdiven alanında kalite odaklı üretim anlayışıyla hareket eder. Dayanıklı malzeme seçimi, doğru mühendislik hesaplamaları ve uzman montaj ekibi sayesinde projelerde güvenli ve estetik sonuçlar elde edilir.

Fonksiyonelliği ön planda tutan plastik küpeşte sistemleri ile modern ve şık tasarım sunan cam merdiven çözümleri, Gold Küpeşte’nin geniş ürün yelpazesini yansıtmaktadır. Mekânınıza değer katan, uzun ömürlü ve güvenli sistemler için Gold Küpeşte profesyonel bir çözüm ortağıdır.

Reklam Bütçesini Satışa Dönüştüren Dijital Yaklaşım

Günümüzde birçok küçük işletme dijital reklama yatırım yapıyor ancak beklediği geri dönüşü alamıyor. Sosyal medya aktif, kampanyalar yayında, fakat satış artışı sınırlı kalıyor. Bunun temel nedeni, dijital çalışmaların stratejik ve ölçülebilir bir sistemle yönetilmemesi.

Uğur Growth, KOBİ’ler için sade ama etkili bir dijital büyüme modeli geliştiriyor. Reklam kampanyaları yalnızca yayınlanmakla kalmıyor; analiz ediliyor, test ediliyor ve sürekli optimize ediliyor. Böylece bütçe kontrol altında tutulurken dönüşüm oranları artırılmaya odaklanılıyor.

Dijital pazarlama, markaların internet ortamında görünürlük kazanmasını ve doğru hedef kitleye ulaşmasını sağlar. Performans pazarlama ise yapılan bu çalışmaların tıklama, form doldurma veya satış gibi ölçülebilir sonuçlara dönüşmesini hedefler. Bu yaklaşım sayesinde reklam harcamaları daha verimli hale gelir.

Uğur Growth’un çalışma modelinde şeffaflık ön plandadır. İşletme sahipleri hangi kampanyanın ne kadar performans gösterdiğini düzenli raporlarla takip edebilir. Böylece “Reklam verdim ama işe yaradı mı bilmiyorum” dönemi sona erer.

Süreç yalnızca reklam yönetimiyle sınırlı değildir. Dönüşüm odaklı web sayfaları, kullanıcı deneyimi iyileştirmeleri ve satış hunisi kurgusu da stratejinin parçasıdır. Çünkü dijitalde trafik çekmek kadar, o trafiği müşteriye dönüştürmek de kritik öneme sahiptir.

Özellikle büyümek isteyen KOBİ’ler için kontrollü, veri temelli ve sürdürülebilir bir sistem kurmak dijital başarının anahtarıdır.

Detaylı bilgi için: https://ugurgrowth.com

Akgüngör’den emekli ikramiyesi tepkisi

CHP Edirne Merkez İlçe Başkanı Volkan Akgüngör, 2026 yılı için emekli bayram ikramiyesine herhangi bir artış yapılmayacağı açıklamasına tepki gösterdi. Akgüngör, “Bayram ikramiyesi bir lütuf değildir” dedi.

İkramiyenin 4.000 TL olarak ödenmeye devam edeceği yönündeki açıklamayı büyük bir üzüntüyle karşıladıklarını kaydeden başkan Akgüngör, “Türkiye’de emekliler artık bir bayram ikramiyesiyle değil, hayat mücadelesiyle karşı karşıyadır. Açıklanan 4.000 TL’lik tutar; bırakın bir bayramı karşılamayı, temel gıda ve fatura giderlerinin küçük bir bölümünü dahi karşılamaktan uzaktır. Bugün Edirne’de bir emeklimizin pazara çıktığında karşılaştığı fiyatlar ortadadır. Elektrik, doğalgaz, kira ve sağlık harcamaları ortadadır. Bu gerçekler varken “artış yok” demek, milyonlarca emeklinin yaşadığı ekonomik sıkıntıyı görmezden gelmektir” dedi.

CHP Edirne Merkez İlçe Başkanı Volkan Akgüngör, açıklamasında şunlara yer verdi:

Emekliler bu ülkenin yükü değil; üretmiş, çalışmış, vergi vermiş ve bu ülkeye ömrünü adamış insanlardır. Sosyal devlet anlayışı; bütçe disiplinini korurken, vatandaşın insanca yaşam hakkını da korumayı gerektirir. Kaynak sorunu varsa öncelik tercihi sorgulanmalıdır. Sorun bütçe değil, tercihtir.

Bayram ikramiyesi bir lütuf değildir. Emeklilerin en azından bayramda torununa harçlık verebilmesini, evine rahatça bir sofra kurabilmesini sağlayacak düzeyde olmalıdır. 4.000 TL bugün sembolik bir rakama dönüşmüştür. Gerçek enflasyon karşısında alım gücü ciddi biçimde erimiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizler; emeklilerin gelirlerinin insanca yaşam koşullarına uygun hale getirilmesi gerektiğini savunuyoruz. Bayram ikramiyeleri, enflasyon oranı ve yaşam maliyetleri dikkate alınarak güncellenmelidir. Emekliler sadaka değil, haklarını istemektedir.

Edirne’den açıkça ifade ediyoruz:

Emeklinin sesi duyulana, hak ettiği yaşam standardı sağlanana kadar bu konunun takipçisi olacağız.

Türk şoförün TIR’ında 300 bin euroluk kokain

Kapıkule’nin karşısındaki Bulgaristan’ın Kapitan Andreevo Sınır Kapısı’nda Türkiye’ye çıkış yapmak üzere olan Türk şoförün yönetimindeki bir TIR’da piyasa değeri yaklaşık 293 bin 583 euro olan 3 kilo 190 gram kokain ele geçirdi.

Operasyon, 27 Şubat 2026 günü öğle saatlerinde Kapitan Andreevo Sınır Kapısı’nda gerçekleştirildi. Türk plakalı çekici ve yarı römorktan oluşan araç, Danimarka’dan Türkiye’ye beyaz eşya taşıdığı beyanıyla sınır kapısına giriş yaptı.

Risk analiz sistemi kapsamında detaylı aramaya alınan araç, X-ray taramasından geçirildi. Tarama sonucunda şüpheli yoğunluk tespit edilmesi üzerine aramaya narkotik dedektör köpeği de dahil edildi. Yapılan fiziki kontrolde sürücü kabininin çeşitli bölümlerine gizlenmiş üç preslenmiş paket bulundu. Beyaz toz madde üzerinde yapılan hızlı testte kokain olduğu belirlendi.

Ele geçirilen uyuşturucunun toplam ağırlığının 3 kilo 190 gram, adli makamlarca belirlenen değerinin ise 293 bin 583,80 euro olduğu açıklandı.

Olayla ilgili 30 yaşındaki Türk vatandaşı sürücü M.Y. gözaltına alındı. Soruşturma kapsamında daha sonra 58 yaşındaki bir başka Türk vatandaşı K.A.’nın da uyuşturucuyu kamyon sürücüsüne bir TIR parkında teslim ettiği tespit edildi. Uyuşturucunun Türkiye’ye sevk edilmesinin planlandığı bildirildi.

Şüpheliler hakkında Haskovo Bölge Savcılığı gözetiminde soruşturma başlatıldı. İki zanlının da savcılık kararıyla 72 saat süreyle gözaltında tutulduğu belirtildi.