Aramızdan ayrılanlar

Kıbrıs Gazisi Albay’a son görev
Kıbrıs Gazisi Emekli Albay Aziz Özbek 86 yaşında vefat etti. Merhum Gazi Emekli Albay için 26 Eylül Cumartesi günü Eski Cami’de askeri bir tören düzenlendi. Kıbrıs Harekatı sırasında görev alan Gazi Albay’ın Türk Bayrağına sarılı tabutunun başında askerlerin nöbet tuttuğu naaşı, öğle namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından yine askeri törenler uyarınca camiden alınarak cenaze aracına kondu. Merhum Gazi Albay’ın cenazesi Yeni Şehir Mezarlığında toprağa verildi.

SEVİM GÖĞÜSGEREN VEFAT ETTİ
Tarık Göğüsgeren’in annesi Sevim Göğüsgeren 82 yaşında vefat etti. Merhume 26 Eylül Cumartesi günü Hacılar Ezanı Camisinde öğle namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Yeni Şehir Mezarlığında toprağa verildi.

ÖĞRETMEN SEVİM KARABACAK VEFAT ETTİ
Süloğlu ilçesinin sevilen ve saygın isimlerinden Gazoz İmalatçısı merhum Halil Yıldız’ın kızı, merhum Astsubay emeklisi Yılmaz Karabacak’ın eşi, Gürkan Karabacak’ın annesi, Emekli Nüfus Müdürü Sevgi Vardağ’ın ablası Emekli Öğretmen Sevim Karabacak 81 yaşında vefat etti. Merhume dün Süloğlu Camisinde öğle namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Süloğlu Mezarlığında toprağa verildi.

BAHATTİN GÜNGÖRMEZ VEFAT ETTİ
Lalapaşa İlçesine bağlı Kavaklı Köyü önceki muhtarlarından Bahattin Güngörmez 74 yaşında vefat etti. Halise Güngörmez’in eşi, Sezgin ve Kadir Güngörmez ile Nesrin Özcan’ın babaları, Ercan Özcan’ın kayınpederi, Öyküm, Özay ve Gökberk Güngörmez ile Günce ve Eray Özcan’ın dedeleri olan merhum dün Kavaklı Köyü Camisinde öğle namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Köy Mezarlığında toprağa verildi.

AYŞE YOLSORMAZ VEFAT ETTİ
Yeniimaret semti sakinlerinden Ayşe Yolsolmaz vefat etti. Yolsormaz ailesinin sevilen ve güleryüzlü büyüğü, dün Alaca Camide öğle namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Yeniimaret Mezarlığında toprağa verildi.

Çeltikte gözler TMO’da!

Olgay GÜLER

Kurak geçen 2 yılın ardından mevsim yağışlarını zamanında alan Edirne’de, üreticinin ‘beyaz altın’ olarak adlandırdığı çeltikte hasat mesaisi başlarken, üreticinin yüzü verimle güldü.

Türkiye’nin çeltik ihtiyacının yaklaşık yüzde 40’ının karşılandığı Edirne’de, aşırı sıcaklar ve yağışsız hava nedeniyle, üretici son 2 yıl zorluk yaşadı. Tarımsal sulamada kullanılan başta Tunca ve Meriç nehirleri olmak üzere birçok su kaynağı kuruma noktasına gelince, çiftçi ürününü dönüşümlü sulamayla hayatta tuttu. Kurak 2 yılın ardından bölgede bu yıl zamanında düşen yağışlar, üreticinin yüzünü güldürdü. Üretici, ‘beyaz altın’ olarak adlandırdığı ve mayıs ayında toprakla buluşturduğu çeltikte zorlu 5 ayın ardından hasat mesaisine başladı.

Edirne Ziraat Odası Başkanı Hüseyin Arabacı, zor 2 yılın ardından bu sene yağışlarla birlikte hem baraj hem de nehir su seviyelerinde artış olduğunu söyledi. Arabacı, “Bu artışla beraber 2026 çeltik sezonu içerisinde hiç su sorunu yaşamadık. Çok şükür ki 2 yılın ardından rahat nefes alabileceğimiz, arazimizi rahatlıkla sulayabileceğimiz bir yıl geçirdik. O yüzden bu yıl üreticilerimiz su sorunu yaşamadığı için zamanında hazırlığını yaptı, ekilişini yaptı. Hatta çok yağışlardan dolayı, su taşkınları oldu. Ekiliş önceki yıllara nazaran biraz daha geri kaldı. Bütün çiftçimiz zamanında ekimini yaptı diyebiliriz. Şu ana kadar, başından bugüne gelişimi gayet güzeldi. Biliyorsunuz ki çeltikte son yıllarda provize dediğimiz farklı bir ürün çıktı. Bunun ayrı bir ilacı var. Yani otla mücadelede daha kolay bir dönem geçirdik diyebilirim eski yıllara baktığımızda. O yüzden genel anlamda baktığımızda birçok üreticimizin verimi güzel” dedi.

‘SUYLA İLGİLİ SORUN YAŞAMADIK’

Son 2 yıla oranla Edirne’de bu yıl ekim alanlarının da arttığını söyleyen Arabacı, “Geçtiğimiz yıllarda aşağı yukarı 430 bin dekarlara kadar Edirne ilinin genelinde ekilişimiz düşmüştü. Bu yıl aşağı yukarı ortalama 500 bin dekar ekilişimiz oldu Edirne’de. Türkiye’deki ekiliş alanının hemen hemen yüzde 40’ını ekiyorduk. Bu yıl yüzde 43’ünü ektik Edirne olarak. Genel anlamda baktığımızda su sorunu olmayacak bölgelerde ekilişler arttı. Bu yıl üreticilerimiz hizmetini yaptı ve şu anda hasat dönemine geldik. Şu ana kadar ekiliş, gelişim, bu aşamada baktığımızda ürünümüzün başından sonuna kadar gelişimi güzeldi. Mücadelemizi zamanında yaptık. Nehir debilerimiz gayet güzel. Önceki yıllardaki gibi dönüşümlü sisteme geçmedik. O yüzden suyla ilgili bir sorun yaşamadık” diye konuştu.

‘800 KİLO ORTALAMA BÖLGEMİZ İÇİN İYİ’

Hasat edilen yerlerden güzel verim haberleri aldıklarını dile getiren Arabacı, “Hasada başladık. Birçok yerde de hasat yapılıyor. Şu an tabloya baktığımızda hasat edilen yerlerde, verimle ilgili çok ciddi sorunlar duymadık. Genelde verimlerin iyi olduğunu, 800 kilo, 850 kilo, provize dediğimiz çeşitlerde 1 tona yakın verimler de duyduğumuz yerler var. Ortalama için şu an çok erken çünkü daha sezonun çok başı. Ama yani biz 800-850 gibi rakamlar duyuyoruz. 800 kilo ortalamayı bozmazsak bölgemiz için iyi diyebiliriz. Tabii bunu önümüzdeki süreçte göreceğiz. Yani daha şu an hasadın çok başındayız. Önümüzdeki süreçte bu verim ortalaması aşağı yukarı belli olur. Bu yıl önceki yıllara bakarak hasat eden üreticilerimizden aldığım bilgilere göre bu yıl randımanla ilgili birtakım sıkıntılar var. Yani biz genelde çeltik fiyatları açıklandığında 60 randıman üzerinden konuşurduk. Bu yıl duyuyorum 50, 52, 53 randıman olan yerler varmış. Şu ana kadar aldığım duyumlar genelde randımanın düşük olmasıyla alakalı. İnşallah önümüzdeki süreçte hasat edilen yerlerde böyle gitmez. Yoksa randımanın düşük olması fiyatın daha düşük olması anlamına gelir” dedi.

‘TMO BİR AN ÖNCE ALIM FİYATI AÇIKLAMALI’

Arabacı, piyasada, çeltik fiyatının geçen yıla oranlar düşük seyrettiğini ve Toprak Mahsulleri Ofisi’nin müdahale etmesi gerektiğini kaydetti. Arabacı, “Şu an baktığımızda geçtiğimiz yıl iri tane dediğimiz yani baldo çeltikler 40-42 lira bandında pazar buluyordu. Ama şu an aynı ürün 35-36 lira bandında. O da alıcı nazlanıyor ürünü almakta. O yüzden bu aşamada TMO’ya büyük görev düşüyor. Yani geçtiğimiz yıl pazar fiyatları, serbest piyasanın iyi olmasından kaynaklı, TMO biraz geç açıklamıştı rakamları. Yani piyasaların geri düşmeye başlamasıyla TMO müdahale etti. Ama bu yıl sezon başında piyasalar geçtiğimiz yılın altında başladı. Geçtiğimiz yılla bu yıl arasında zaten yüzde 30’un üzerinde maliyet artışımız var. Bir de geçen yılın altında fiyat olunca üretici şu an zararına ürün satıyor. Hatta pazar bulmakta, satmakta zorlanıyor. İnşallah bununla ilgili bizim TMO’dan, bakanlığımızdan beklentimiz bir an önce alım fiyatlarını açıklamaları. Kesinlikle yüzde 30’un altında bir artış üreticiyi tatmin etmeyecektir. İri tane bugün 48-50 lira bandında olursa üreticinin en azından zarar etmemiş olduğu ve bir nebze olsun az da olsa para kazandığı bir süreç olur” ifadelerini kullandı.

‘BU VERİM BİZİM İÇİN İYİ’

Edirne’de Merkez ilçeye bağlı Üyüklütatar köyünde üretici Özcan Çetin de verimlerin iyi olduğunu belirterek, “Şu anda verimlerimiz yıl ortalamasında 750-800 kilo civarında bir verim bekliyoruz. Bu verim bizim için iyi. Sadece fiyatlar belirsiz. Fabrikacılar ürünümüzü şu anda almıyor. TMO’dan masrafımızı karşılayacak, üretimin devamını sağlayacak fiyat bekliyoruz. Çok büyük para peşinde değil üretici ama zararına da üretmek istemiyoruz. Devletimiz en azından bize sahip çıksın. Hem ülke kazansın hem çiftçi kazansın hem de bunu tüketen milletimiz kazansın, bunu istiyoruz” dedi.

Keşan DOÇEK Orta Anadolu bozkırlarında

Orta Asya’daki çetin Pamir Dağları ve Vakhan Koridoru ekspedisyonunu başarıyla tamamlayan Keşan Doğa Çevre ve Kültür Derneği (DOÇEK) bisikletçileri, bu kez rotalarını Anadolu’nun kalbine çevirdi. Uzak diyarların ardından yeryüzünün beş büyük sayfasını aralamak üzere yola çıkan Keşanlı pedallar, “5B: Bozkır – Bağlama – Bozlak – Bektaşilik – Bisiklet” projesi kapsamında Orta Anadolu’da iz bırakan bir bisiklet turunu tamamladı.

Kırşehir-Sivas hattında gerçekleşen ve Kırşehir, Nevşehir, Yozgat, Kayseri ile Sivas il sınırlarından geçen bu çalışma, sadece aşılan bir güzergâh olarak kalmayıp toprağın ruhunu hissettiren bir kültür yolculuğuna dönüştü. Beş kişilik ekibin Kırşehir’de Ahi Evran ve Cacabey gibi tarihi noktaları ziyaretinden sonra başlattığı yolculuk; Hacıbektaş, Boğazlıyan, Devecipınar, Gemerek, Şarkışla ve Sivrialan hattı üzerinden Sivas’a kadar sürdü. Asfaltı geride bırakıp bozkırın ortasında kıvrılan tarla ve köy yollarına giren ekip; zorlu arazi şartlarında, terk edilmiş köylerde ve aniden bastıran şiddetli yağış altında pedal çevirdi.

Beş Harfte Beş Büyük Dünya

Bir bağlamanın teline dokunan parmağın, bir bozlağın içe işleyen yankısının, bir dervişin gönül sofrasının ve bir ozanın yüreğinin aynı gökyüzünün altında buluştuğu tur boyunca demir atlar bisikletçilere yarenlik etti. Yol üstünde Anadolu’nun ağır sayfalarına da tanıklık eden ekip, 1915 yılında idam edilen Kaymakam Mehmet Kemal Bey’in Boğazlıyan’daki anıtı önünde saygı duruşunda bulundu; Hacıbektaş’ta ise Hacı Bektaş Veli’nin “Eline, beline, diline sahip ol” düsturunu heybesine kattı.

Soru Kırşehir’den, Yanıt Sivrialan’dan

Turun en derin simgesel bağı iki büyük ozanın felsefesi arasında kuruldu. Kırşehir’de Neşet Ertaş’ın sesinden yükselen “Neredesin sen?” sorusunu zihinlerine kazıyan pedallar, toprakta dönen tekerlek seslerini bozlaklarla harmanlayarak Âşık Veysel’in köyü olan Sivrialan’a ulaştı. Büyük ozanın müze evini ziyaret eden ekip, heybedeki soruya Veysel’in “Uzun ince bir yoldayım…” dizesiyle karşılık buldu. Bir dizeden öte yaşama dair keskin bir çizgiye dönüşen bu yanıt, Kırşehir’den başlayıp Sivas’a ulaşan yolculuğu tek bir anlam halkasında birleştirdi.

Keşan DOÇEK Başkanı Hakan Eşme, kültür ve bisiklet ağırlıklı bu turda ekip arkadaşlarının uyumu ve takım anlayışına vurgu yaparak bu tür kapsamlı faaliyetlerin devam edeceğini belirtti. Pamir ekspedisyonunun hemen ardından gerçekleşen bu faaliyet, DOÇEK’in yüksek irtifa tırmanışlarının yanı sıra coğrafyanın köklü birikimini ve insani bağlarını öne çıkaran uzun mesafe turlarına kararlılıkla devam ettiğini gösterdi.

Sağlık Müzesi’nde gece mesaisi sona erdi

Trakya Üniversitesi Sultan II. Bayezid Külliyesi Sağlık Müzesi’nde 18 Haziran 2026 tarihinde başlatılan “Gece Müzeciliği” uygulaması sona erdi. Uygulama kapsamında müzeyi gece saatlerinde toplam 4 bin 627 kişi ziyaret etti.

Ülkemizde sınırlı sayıdaki müze tarafından uygulanan gece müzeciliğini başarıyla gerçekleştiren Sağlık Müzesi, ziyaretçilerden yoğun ilgi gördü. Geçtiğimiz yıl gece müzeciliği kapsamında 2.900 kişinin ziyaret ettiği müzede, bu yıl ziyaretçi sayısındaki önemli artış memnuniyetle karşılandı.

Perşembe, Cuma ve Cumartesi geceleri hayata geçirilen “Gece Müzeciliği” uygulamasının son günü olan 26 Eylül’de ise 220 ziyaretçi Sağlık Müzesi’ni gece saatlerinde ziyaret ederek uygulama süresince en yüksek ziyaretçi sayısına ulaşıldı.

Edirne’nin Selimiye Camii’nden sonra en çok ziyaret edilen tarihî mekânlarından biri olan Sultan II. Bayezid Külliyesi Sağlık Müzesi; 500 yıllık geçmişi, tıp tarihimizdeki önemli yeri ve uluslararası alanda ödüllere layık görülen müzecilik anlayışıyla kentin önemli kültür duraklarından biri olmayı sürdürüyor. Gece müzeciliği uygulamasıyla ziyaretçilerine farklı ve etkileyici bir müze deneyimi sunan Sağlık Müzesi, Edirne’nin kültür ve turizm hayatına katkı sağlamaya devam ediyor

Servis aracına yangın tüpü cezası

Olgay GÜLER

Edirne’nin Uzunköprü ilçesinde jandarmanın okul servis araçlarına yönelik denetimlerde, dur levhası ve yangın tüpü olmayan aracın sürücüsüne 3 bin 719 TL ceza uygulandı.

Uzunköprü İlçe Jandarma Komutanlığı 8’inci Trafik Tim Komutanlığı ekipleri Karapınar Köyü’ndeki Karapınar İlköğretim okulunda öğrenci servis minibüslerine yönelik denetim gerçekleştirdi. Dört aracın denetlendiği denetimlerde dur levhası ve yangın tüpünün olmadığı tespiti edilen bir aracın sürücüsüne 3 bin 719 TL cezası uygulandı.

Türk TIR şoföründe 53 kilo zehir

Kapıkule’nin karısında yer alan Bulgaristan’ın Kapitan Andreevo sınır kapısındaki Uyuşturucu Kaçakçılığıyla Mücadele Birimi’ne bağlı gümrük memurları , Türkiye’ye gitmek üzere gelen bir TIR’da yaptıkları kontrolde, 466 bin 625 Avro değerinde 53 paket marihuana ele geçirdi.

Türk vatandaşı olan sürücü, Kapitan Andreevo sınır kapısındaki kontrol noktasında geldikten sonra Çek Cumhuriyeti’nden Türkiye’ye otomotiv parçaları ve çelik ürünleri taşıdığını beyan etti.

Yapılan risk değerlendirmesinin ardından araç, X-ray taraması da dahil olmak üzere kapsamlı bir gümrük kontrolü için seçildi ve bu sırada yük bölümünde olağandışı yoğunluklar tespit edildi.

Beyan edilen malları içeren kolilere yönelik müteakip fiziki inceleme sırasında gümrük memurları, içinde kuru yeşil bitki maddesi bulunan 53 adet şeffaf ve sıkıştırılmış polietilen paketin yer aldığı torbalar tespit etti.

Yapılan saha testi, paketlerin, adli değerleme oranlarına göre 466.625 Avro değerinde ve toplam brüt ağırlığı 57,040 kg olan marihuana içerdiğini ortaya koydu.

Dava ile ilgili duruşma öncesi işlemlerin Haskovo Bölge Savcılığı gözetiminde bir soruşturmacı gümrük müfettişi tarafından başlatıldığı bildirildi.

Şükrüpaşa’da U14 ve U15’te 2’de 2

Şükrüpaşa U15, Uzunköprü Veteranları 11-0 yendi

Edirne Şükrüpaşa Spor Gelişim Ligi U15 kategorisinde Uzunköprü Veteranları 11-0, U14’te de 4-0 geçerken, Edirne Birik Spor ise U14’te Tekirdağspor’u deplasmada 3-2 yenerken, U15 takımı ise 2-0 yenildi.
U14 GELİŞİM LİGİ 2.HAFTA SONUÇLAR
Bigaspor 0-3 Büyükçekmece Belediye Spor
Fevzipaşaspor 3-2 Çerkezköy 1923 Spor Kulübü
Tekirdağspor 2-3 Edirne Birlik Spor
Çanakkale Gençlerbirliği Spor 6-4 Bey Büyükçekmece Gücü.
Çorlu Spor 1947 3-0 Kırklarelispor
Silivrispor 1-6 Çorlu Belediye Futbol Kulübü
Edirne Şükrüpaşa Spor 4-0 Uzunköprü Veteranları Yaşatma Ve Koruma Spor
Kepezspor 0-2 Lüleburgaz Atletik Spor
U15 GELİŞİM LİGİ 2. HAFTA SONUÇLAR
Çanakkale Gençlerbirliği Spor 3-0 Büyükçekmece Gücü.
Bigaspor 1-2 Büyükçekmece Belediye Spor
Silivrispor 1-1 Çorlu Belediye Futbol Kulübü
Tekirdağspor 2-0 Edirne Birlik Spor
Çorlu Spor 1947 2-2 Kırklarelispor
Fevzipaşaspor 7-1 Çerkezköy 1923 Spor Kulübü
Kepezspor 3-0 Lüleburgaz Atletik Spor
Edirne Şükrüpaşa Spor 11-0 Uzunköprü Veteranları Yaşatma Ve Koruma Spor

*HİSAR DAĞI’NDA

Tam iki saat sürer bisikletimle Gülçavuş’tan Hisar Dağ’ının zirvesine tırmanması.

Her yıl en azından bir defa çıkmayı alışkanlık haline getirdim Hisar Dağ’ına. Hacılığa gider gibi hazırlanarak yola çıkarım Hisar Dağı’na bisikletimle.

Gülçavuş sahilinden Büyükevren’e kadar kuzey rüzgarına inat asılıyorum pedallara, kaslarımı ısındırmak için, doğan güneşi yolda selamlayarak.

Büyükevren’in karizmatik kahvecisi Mehmet’e bir selam çaktıktan sonra Umurbey’de oyalanmadan göletin yanından kavrayıveriyorum dik rampayı. Tek işittiğim ses ha bire küçülen viteslerle birlikte bisikletimin zincirinin şakırtıları oluyor.

Yazır’da kahvede seslenenlere uyup bir çay içimi ilişiveriyorum yanlarına. Bu yıl geç kaldığımı anımsatıyorlar ders verircesine köyün sakinleri.

Kaslarımı soğutmadan tekrar iniyorum dereye  ve  çıkıyorum Hisar’a doğru. Her gidişimde bu köyün sakinliği ürpertiyor beni. Köyde yaşayanlar işte güçte olsalar gerek çok zaman köyde kimseyi göremeden vuruyorum kendimi Hisar’ın sert taşlı, topraklı son metrelerine.

Zirveye vardığımda “buf, buf” diye apansız, yorgun dönen devasa rüzgar tribünleri karşılıyor beni. Onların bu zorlu dönüşlerini izlerken yorgunluğumu daha da hissediyorum.

Zirveden Enez’in muhteşem manzarasına dalıp dalıp giderim. Gala gölü, Enez ilçesi, sahillerine kadar, diğer taraftan İpsala ovaları, Enez’in sahil köyleri, sahili uzanır gider önümde kilometrelerce. İşte o zaman daha iyi anlarım cennet gibi bir yerde yaz dönemlerimi geçirdiğimi, mutlu olduğumu.

Bir saate yakın sürer zirvede manzara eşliğinde keyfim, dinlenmem. Artık iniş zamanıdır, salarım kendimi geldiğim yoldan aşağılara doğru.

Dönüş yolum aynı yol değildir artık. Çavuşköy göletine giden toprak yoldan paralel süzülürüm arada pedallara asılarak. Göletin mükemmel manzarasına eşlik ederek Enez yoluna çıkmaya çalışırım her seferinde yolu karıştırarak. Ve göletin içindeki yalnız adaya imrenirim. Orada acaba tek başıma bir kulübede yaşayabilir miyim diye hayaller kurarım. Yol bu eninde sonunda beni bir yerlere çıkarır ve Enez yoluna kavuşurum.

Asfalta kavuşmuşumdur artık, asılırım kuvvetlice pedallara yine. Çavuşköy’e uğramadan olmaz ki, oranın taş evleri, o evleri yapan ustaların hikayelerini dinlemekten bıkmam köyün yaşlılarından demli çaylar eşliğinde. Hani o Yugoslavya’dan gelen mektepli usta; onun hikayesini her gittiğimde dinlerim köylülerden. Köyün bütün gençlerini yetiştirmiş taş ustası yapmış da, o gittikten sonraki ustalar bir tane bile çırak yetiştirememişler arkasından ve meslek ölmüş gitmiş.

Hikayeler bitmez, yollarda diyerek Yenice’ye doğru ilerliyorum. Yenice’nin içinde yaşlı ağacın gölgesindeki kahvenin önünde bir tur atıp devam ediyorum yola, istikamet Enez.

Enez yakınlarında yolun solundaki TOKİ’nin garibanları yine yollarda çoğu yürüyerek gidiyorlar Enez’e, kadın, çocuk, çoluk, yaşlı demeden. Selamlıyorum yollarda onları, “aga beni de alsana arkana beyaaa” diyen çocuklara el sallayarak geçiyorum yanlarından.

Enez’de kütüphane’de İbrahim bekler beni. Kütüphaneci arkadaşımdır, her gittiğimde o anlatır, ben dinler, ona laf yetiştirmeye çalışırken gözlerim kitap raflarında, yeni veya ilgimi çekecek kitap veya kitaplar ararım. Yeniden düzenlemiş İbrahim kütüphanesinin üye kayıt defterini, onurlandırmış 1 numarayı vererek beni. Yaz dönemlerimde her gün okuduğum BirGün ve Cumhuriyet gazeteleri kesmiyor, kitaplara sarıyorum Edirne’den getirdiklerim de kısa zamanda bitiyor imdadıma yine İbrahim yetişiyor. “Kütüphane emrinde ağbi”. Okunmuş kitapları geri getirerek değiştirmek mi, yoksa İbrahim’i ziyaret mi amaç? Bu böyle bütün yaz devam ediyor.

Enez’e gelmişken babadan oğula lokantasına uğramadan olmaz. Öğlen yemekleri yeni çıkmıştır, yaz dönemi çeşit çok, hepsinden tatmak ister yorgun ve aç bedenim, nasıl olacak? Gelsin “Aşçı tabağı”. Yılların ustası anlar müşterisinin halinden, servis tabağına başlar sırayla bütün yemeklerden dizmeye. Tam ortasına da pilavı onun üstüne de bol nohutundan, değmeyin keyfime.

Karnı tok, sırtı pek olunca insanın canı sohbette çekiyor işte. Gözüm lokantanın karşısındaki o ağaçlı parkta. Masaları tarıyorum var mı tanıdık diye. Aslında aradığım sadece bir kişi, Enez’e gelince göremesem de telefonla arar yine rahatsız ederim. Enez’in çelebisi, baş başlına muhalifi.

Görüyorum parkın ta öbür köşesinde, tek başına oturmuş, elinde gazetesi, ciddi bir ifadeyle okuyor memleketin hallerini Ulaş Demiray agam.

Yüzü gülüyor beni görünce. Yılların tanışıklığı var Ulaş agamla. Soy isim adaşıyız aynı zamanda, en ortak özelliğimiz de “Ne olacak bu Enez’in hali?” muhabbetleri.

Yine Enez’i sorunlarını, iyi yönetilmediği üzerine sohbetlerimiz agamla. Bitmez bizim sohbetlerimiz, sürer de sürer. Çayı da güzeldir o parkın içtikçe içesi gelir insanın, sahibi de bisiklete meraklı, güler yüzle hoşlar beni her gittiğimde.

Ulaş agamla sohbetimiz bittiğinde öğle saatleri geçmeye başlamıştır. Dönüş zamanıdır artık Gülçavuş sahiline doğru. Geriye aynı yollardan dönmektense yeni yerlerden, yollardan gitmeyi severim, basıyorum Enez sahillerine doğru. Limanı sağımda bırakarak bozuk asfalt yoldan yazlıkların olduğu bölgeye doğru.

İşte o yolda alırım denizin kokusunu. Bir başka Saros kokar oraları. Yosun mu desem, balık mı desem her türlü kokuyu hissederim o sahil yolunda.

Sahile varınca solumda garibanların çadırları, sağımda yazlıklar aralarından süzülerek girerim orman yoluna. Yollar taşlı, yağmurlardan testere gibi olmuş. Yol ne kadar kötü, zorluysa ormanın içinde yol almak bir o  kadar keyif verir bana. Her yıl birkaç defa geçerim bu orman yolundan, tek tük oflaya puflaya, taşlı yolda dans eder gibi birinci viteste zorlukla ilerleyen arabaların haline gülerek asılırım pedallara. İlk rastladığım dereyi köprüden aşağı doğru takip ederek sahile kadar iniyorum. Sahilde kumlar üzerinde yatırdığım bisikletimin yanında yürüyerek sahilde biraz daha zaman geçirerek keyfini sürüyorum.

Tekrar yoldayım, meşelerin gölgesinde ilerlerken birden çam ormanları başlıyor. Sahilin en dik ve yüksek olduğu yerlerde sahile yakın ilerlerken gidonumu sahile doğru kırıyorum. Sahil dik bir yar üzerinden önümde uzanıyor. Saros’un güzellikleri. İnsanın denize giresi değil de yatası geliyor, öyle güzel seriliyor deniz önümde.

Artık dönüş zamanı yaklaşıyor. Enez yazlıklar ile Sultaniçe limanı arası tam 10 km geliyor, ölçüyorum bisikletimin saatiyle. Birden çıkıverir Sultaniçe Limanı karşıma, her seferinde sürpriz yapar gibi bana.

Limandan aşağı martılara inat eder gibi süzülerek iniyorum bisikletimle. Sahili takip ederek sazlığın içinden göçmen kuşları ürkütmemeye çalışarak Gülçavuş sahilinden yukarı doğru Çelik Market’in önünden kıvrılıyorum ikinci kattaki yazlığıma.

Vişne ağacının altına itinayla park ediyorum benden de yorgun cefakar demir atımı.

Gün mü; biter mi hiç, daha yeni başlıyor. Yolumu bekleyen karımla serin balkonumuzda yorgunluk kahvesini içtikten sonra yorgunluğumu iki saatlik kuşluk uykusu ile gideriyorum. Uyandığım gibi doğru denize iniyoruz, Saros’un serin sularında yorgunluğumun son kırıntıları da gidiyor üzerimden. Suyun içinde her kulaç attığımda daha iyi anlıyorum yaşadığımı, bu bakir koyda ne kadar mutlu olduğumu.

Ve akşam yemeğinden sonra gecenin ilerleyen saatlerinde buzdolabında sabırla bekleyen yüzlük şişeme eşlik eden kavunla peynirime ne demeli.

Gün bitmeye yakındır, ama yaz uzundur Saros’ta. Keyiflidir de.

Yarın yeni bir gün ve yeni bir hayat başlayacaktır her nasılsa.

—

*Bu yazı “ANILARLA VE ÖYKÜLERLE ENEZ” isimli kitapta yayınlanmıştır.

YAZLIK KONUTLARDAN HER YIL BEŞBİN TL EK VERGİ ALINSIN…

Geçtiğimiz günlerde Sn.Şadan ŞİMŞEK yaptığı yazılı açıklama ile Saros’un geldiği içler acısı duruma çare olarak bir öneri getirdi. “Saros Belediyesi kurulsun” dedi. Buna karşın Sn. Hüseyin ERKİN bir platform oluşturulmasının daha doğru olacağını belirterek tartışmaya katıldı. Başka bir fikir sahibi katılımcı olmadığından konu tekrar rafa kaldırıldı. Bu konuda yakın geçmişte bir Edirne Valisi’nin de aynı bölge/körfez sorunlarının çözümü için “Alan Yönetimi” önerdiğini hatırlıyorum.

***

Çözüm aranırken öncelikle elbette mevcut yasalar dikkate alınmalı… Öncelikle mevcut yasalar çerçevesinde soruna yaklaşılmalı… Mevcut yasalar çare olmuyorsa Edirne Milletvekilleri gerekli yasal düzenlemeler için kolları sıvamalı… Ama ne yazık ki 2 dönemdir AKP Milletvekili Fatma Aksal’ın, bırakın bu konuda çözümler aramayı FSRU İskelesini Trakya’ya getirilmiş bir büyük hizmetmiş gibi aklamasını, savunmasını herhalde unutmadık. Yeni yetme CHP Milletvekillerininse zaten böyle bir gündemleri hiç olmadı.

***

Çözüm şu veya bu şekilde tartışılsa da Saros ve tüm ülke sahillerindeki ikinci yazlık konutlar turizmin gelişmesinin önündeki en büyük engel ve yerel yönetimlerin en büyük dertlerinin başındadır. İmar yolsuzluklarının en yoğun olduğu, ülke ve belediye bütçelerine yeterli bir getirisi de olmayan yazlık konutlar ülkemizin çok yanlış bir heves ve alışkanlık konusudur. Alt yapısı olmadan imara açılan, o nedenle bugüne gelindiğinde önemli sorunları yaşayan ve içinden çıkılamaz hale gelen bir sorunlar yumağıdır. Yılın 3-4 ayında kullanılıp yılın 8-9 ayında kullanılmayan, pek çoğu tarım arazilerine inşa edilmiş israfın adıdır yazlık konut…

***

Çözümsüz olan bu sorun için belki bazı iyileştirici düzenlemeler yapılabilir. Hiç yoksa sağlıklı, temiz bir ortam yaratılabilir. Deniz kirliliği önlenebilir. Ama öncelikle kalan araziler için yazlık konut yapımına artık izin verilmemelidir. Daha çok günübirlik tesisler, oteller, karavan, tatil köyleri ve mocamp bölgeleri planlanmalı ve teşvik edilmelidir. Bunları yapabilmek için yerel yönetimlerin yetkilerini de kısıtlamadan ALAN YÖNETİMLERİ uygulanabilir… Ama yine de yetmez… Asıl sorun yerel yönetimlerin mali yetersizliğidir. Yeterli olsa bile ülkede zorunlu konut yaşamlarında, şehir merkezlerinde, varoşlarda hizmet beklenirken Belediyelerin sahillerde keyfe keder ikinci konutlara hizmet vermesi ve aynı belediye kasasından para harcanması ikinci konuta sahip olamayan, ama yerel yönetimden hizmet bekleyen kesimlerin haklarına tecavüzdür. Öyleyse yazlık konutlar için ek yeni kaynaklar bulunmalıdır.

***

Özetle Saros ve tüm sahil kesimlerine yeterli hizmet götürülebilmesi için benim önerim uzmanlardan ve yerel yöneticilerden, bazı oda ve STK’lardan oluşan bir Alan Yönetimi’nin danışmanlığında ve hatta bağlayıcılığında yerel yönetimlerin maddi olarak güçlendirilmesi ile çözümün yasal dayanakları bulunabilir. Maddi imkanların artırılması ise yasal düzenlemeler gerektirebilir. Öncelikle ikinci konutlar ve özellikle yazlık konutlar için kendi bölgelerine yapılacak yatırımları karşılayabilecek ek vergi uygulaması şarttır. Örneğin yazlıkçılar, ikametleri başka kentlerde ise 2’nci konutlarının bulunduğu yerel yönetimlere -mesela- normal ödemelerinin dışında, ayrıca her yıl beş bin TL ek hizmet bedeli ödemelidirler…

***

Yazlık konut zaruri bir ihtiyaç değildir. Yazlığı olanlar gerektiğinde bir yazlığı mevsiminde aylık 30-40 Bin TL bedelle kiraya verebiliyorsa hizmet beklerken de bu ayrıcalıklı yaşamın bedelini ödemelidir. Böyle bir yasal düzenleme tartışılmalıdır…

***

Bir başka öneri de Edirne’nin Büyükşehir Belediyesi olabilmesi ya da Keşan ve Enez’in Tekirdağ BŞB bağlanması olabilir. Böylelikle her hafta ciğer, biber, bando, peynir, folklor gibi Festivallerle kendi kendini eğlendiren Edirne halkı ve Belediyesi de Saros ve Enez için kaynak yaratabilir ve gerçekçi projeler üretebilir

—

NOT: Tek konutu sahildeki evi olanlar ikameti Enez olanlar- elbette konu dışındadır.