Edirne’nin de aralarında bulunduğu 32 ilde FETÖ terör örgütüne yönelik düzenlenen operasyonlarda 64 şüpheli yakalandı.
Jandarma Genel Komutanlığı Terörle Mücadele Daire Başkanlığı ile Cumhuriyet Başsavcılıkları koordinesinde, İl Jandarma Komutanlıklarınca FETÖ Terör Örgütüne yönelik 32 ilde operasyonlar düzenlendi.
Adana, Aksaray, Amasya, Ankara, Aydın, Balıkesir, Bartın, Bolu, Bursa, Edirne, Erzurum, Eskişehir, Giresun, Gümüşhane, Hatay, İstanbul, Kahramanmaraş, Kastamonu, Kırıkkale, Kocaeli, Konya, Kütahya, Malatya, Manisa, Ordu, Osmaniye, Sakarya, Samsun, Tekirdağ, Tokat, Trabzon ve Yozgat’ta gerçekleştirilen operasyonlarda 64 şüpheli yakalandı.
Şüphelilerden 41’i tutuklandı, 4’ü hakkında adli kontrol tedbiri uygulandı. Diğerlerinin işlemlerinin devam ettiği belirtildi.
Şüphelilerin; terör örgütünün güncel yapılanması içerisinde faaliyet yürüttükleri, örgüt içerisinde sorumlu şahıslar ile irtibatta bulundukları, terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım ettikleri, terör örgütüyle iltisaklı sözde yardım kuruluşlarına finans sağladıkları, sosyal medya hesapları üzerinden terör örgütü propagandası yaptıkları ve yurt dışına kaçma girişiminde bulundukları tespit edildi.
Operasyonlar sonucunda çok sayıda örgütsel doküman ve dijital materyal ele geçirildi.
Nama ifaya izin verilmesi davası, borçlunun yerine getirmediği bir edimin, alacaklı tarafından mahkeme izni ile üçüncü bir kişiye yaptırılabilmesini sağlayan hukuki bir yoldur. Türk Borçlar Kanunu kapsamında düzenlenen bu dava türü, özellikle inşaat, tadilat ve sözleşmeye dayalı işlerde sıkça gündeme gelmektedir.
Uygulamada yüklenicinin işi yarım bırakması veya sözleşmeye aykırı şekilde eksik ifa gerçekleştirmesi durumlarında, alacaklı taraf mahkemeye başvurarak nama ifa talebinde bulunabilir. Bu tür uyuşmazlıklarda süreç, genellikle Antalya gayrimenkul avukatı tarafından teknik olarak ele alınmakta ve sözleşme hükümleri detaylı şekilde incelenmektedir.
TBK 113 – Nama İfa (Kanun Maddesi)
Türk Borçlar Kanunu’nun 113. maddesine göre:
“Yapma borcu borçlu tarafından ifa edilmezse, alacaklı, masrafı borçluya ait olmak üzere edimin kendisi veya başkası tarafından yerine getirilmesine izin verilmesini isteyebilir.”
Bu düzenleme ile birlikte alacaklıya, borçlunun yerine geçerek işi tamamlama imkânı tanınmıştır.
Nama İfa Davasının Şartları
Nama ifaya izin verilmesi talebinin kabul edilebilmesi için bazı şartların birlikte bulunması gerekir.
Yapma Borcu Bulunması
Nama ifa yalnızca yapma borçları için söz konusudur. İnşaat yapımı, tadilat işleri veya sözleşmeye dayalı üretim gibi edimler bu kapsamda değerlendirilir.
Borcun İfa Edilmemesi
Borçlu, üstlendiği edimi hiç yerine getirmemiş ya da eksik ifa etmiş olmalıdır. Eksik, ayıplı veya gecikmeli ifa durumları bu kapsamda değerlendirilir.
Mahkeme İzni Alınması
Alacaklı, işi doğrudan üçüncü kişiye yaptıramaz. Bunun için mutlaka mahkemeden izin alınması gerekir. Bu süreçte dava dosyasının doğru hazırlanması önem taşır ve uygulamada çoğu zaman bir Antalya avukat tarafından takip edilmektedir.
Nama İfa Davası Hangi Durumlarda Açılır?
Nama ifa davası özellikle şu durumlarda gündeme gelir:
Müteahhidin inşaatı yarım bırakması
Sözleşmeye aykırı imalat yapılması
Eksik veya ayıplı iş teslimi
Tadilat ve onarım işlerinin tamamlanmaması
Bu tür uyuşmazlıklar, uygulamada sıklıkla karşılaşılan ve detaylı inceleme gerektiren gayrimenkul kaynaklı ihtilaflar arasında yer almaktadır.
Nama İfa Davasının Sonuçları
Mahkeme tarafından nama ifaya izin verilmesi halinde:
Alacaklı, işi üçüncü bir kişiye yaptırabilir
Yapılan masraflar borçludan talep edilebilir
Gerekli durumlarda ek zararlar için tazminat istenebilir
Bu noktada yapılan giderlerin belgelenmesi ve doğru şekilde talep edilmesi önemlidir.
Nama İfa ile Tazminat İlişkisi
Nama ifa talebi ile birlikte, ortaya çıkan zararlar da talep edilebilir. Özellikle:
Gecikmeden doğan zararlar
Ek maliyetler
Değer kaybı
gibi kalemler dava kapsamında ileri sürülebilir.
Bu nedenle dava yalnızca işin tamamlanmasına değil, aynı zamanda uğranılan zararın giderilmesine de yöneliktir.
Yargıtay Kararlarına Göre Nama İfa
Yargıtay uygulamalarında nama ifaya izin verilebilmesi için bazı kriterler dikkate alınmaktadır:
Borçlunun temerrüde düşmüş olması
İşin tamamlanabilir nitelikte bulunması
Masrafların belirlenebilir olması
Bu kriterler doğrultusunda mahkemeler tarafından değerlendirme yapılmaktadır.
Nama İfa Davasında Süreç
Nama ifaya izin verilmesi için açılan davalarda süreç genel olarak şu şekilde ilerler:
Sözleşmenin incelenmesi
Borçlunun temerrüde düşürülmesi
Mahkemeye başvuru yapılması
Bilirkişi incelemesi
Mahkeme kararı
Bu süreçte yapılacak eksiklikler, davanın uzamasına veya hak kaybına neden olabilir. Bu nedenle uygulamada dava süreci, genellikle gayrimenkul ve sözleşmeler alanında çalışan avukatlar tarafından takip edilmektedir.
ARC Hukuk & Danışmanlık, sözleşmelerden doğan uyuşmazlıklar ve nama ifa süreçlerine ilişkin dava takibi ve hukuki çalışmalar yürütmektedir.
Son yıllarda satış danışmanı iş ilanları sayısı oldukça fazla artış gösteriyor. Perakende sektöründe, mağaza ve satış alanlarında çalışacak deneyimli ve deneyimsiz satış danışmanlarına sık sık ihtiyaç duyuluyor.
Kariyerine yeni başlayan adaylar ve deneyimli profesyoneller için satış danışmanı iş fırsatları, SecretCV.com gibi popüler kariyer platformları üzerinden yayınlanıyor.
Satış danışmanı pozisyonu için hem part-time hem de tam zamanlı iş ilanları yayınlanıyor. Satış danışmanı olarak çalışmak isteyen adayların iletişim becerileri mutlaka yüksek olmalıdır.
Satış Danışmanı İş İlanları Büyükşehirlerde Yoğun İlgi Görüyor
Satış danışmanı iş ilanları İstanbul, İzmir ve Ankara gibi büyük şehirlerde yoğun olarak ilgi görüyor. Firmalar, işe alım süreçlerinde iletişim becerileri yüksek adaylara öncelik tanıyor.
Satış danışmanları, müşteri memnuniyetini artırmak ve belirlenen satış hedeflerine ulaşmak gibi sorumluluklara sahiptir. Büyükşehirlerdeki perakende, mağazacılık, satış ve hizmet sektörlerinin aktifliği, sürekli olarak satış danışmanı elemanları için kariyer olanaklarının artmasını sağlıyor.
Part Time Satış Danışmanı İş İlanları
Part time satış danışmanı iş ilanları, ek gelir elde etmek isteyenler ve öğrenciler tarafından yoğun ilgi görüyor.
Part time mağaza satış danışmanı olarak çalışmak; müşterilere ürün tanıtımı yapmak, mağaza içi satışları gerçekleştirmek gibi çeşitli görevleri kapsıyor.
Firmalar, sundukları yarı zamanlı iş ilanları için başvuru yapan adayların iletişim becerilerine önem veriyor.
Özellikle öğrenciler tarafından yoğun ilgi gören satış danışmanlığı iş ilanları, sunduğu esnek gün ve çalışma saatleri ile dikkat çekiyor. Bireyler, eğitim hayatlarına devam ederken aynı zamanda gelir ve deneyim kazanma fırsatı bulabiliyor.
Günümüzde birçok firma, ilanlarını Secretcv.com gibi güvenilir işçi bulma siteleri üzerinden yayınlamayı tercih ediyor. Siz de Secretcv.com adresini ziyaret edebilir ve satış danışmanı iş ilanları için yayınlanan tüm güncel fırsatlara anında erişebilirsiniz!
Engelli Satış Danışmanı İş İlanları İstihdam Fırsatları ile Dikkat Çekiyor!
Son yıllarda engelli satış danışmanı iş ilanları büyük bir ivmeyle artış gösteriyor. Engelli adaylara yönelik iş ilanları oldukça dikkat çekiyor.
Eşit fırsat sunan firmaların engelli satış danışmanı pozisyonu için yayınladıkları ilanlar, adaylar tarafından yoğun ilgi görüyor. Adaylar, ilanlara başvuru yapmadan önce mutlaka ilan detaylarını incelemelidir.
Deneyimsiz Satış Danışmanı İş İlanları İçin Fırsatları Keşfedin
Deneyimsiz satış danışmanı iş ilanları, kariyerine yeni başlayacak adaylar için çok önemlidir. Bu ilanlar, daha önce deneyimi olmayan adayların başvurabileceği pozisyonları kapsamaktadır. Firmalar, öğrenmeye açık, güler yüzlü ve satış hedeflerini gerçekleştirebilecek adayları işe almayı tercih etmektedir.
Satış Danışmanı İlanlarına SecretCV Üzerinden Kolayca Ulaşabilirsiniz!
SecretCV, Türkiye genelindeki tüm satış danışmanı iş ilanlarını adaylar ile buluşturuyor. Deneyimli bir satış danışmanıysanız veya kariyerinize bu alanda başlamak istiyorsanız, SecretCV’deki güncel ilanlar size uygun seçenekler sunuyor!
Siz de hemen SecretCV üzerinden “Satış Danışmanı İş İlanları” sayfasını ziyaret ederek başvuru yapın ve kariyerinize güçlü bir adım atın!
Yurt dışında doğan çocukların vatandaşlık durumu, anne veya babanın vatandaşlığına göre belirlenir ve bu süreçte resmi başvuruların doğru şekilde yapılması gerekir. Türk vatandaşı anne ya da babadan yurt dışında doğan çocuklar, belirli şartlar kapsamında doğumla Türk vatandaşlığı kazanabilir. Ancak doğumun yabancı ülkede gerçekleşmesi nedeniyle konsolosluk işlemleri, nüfus kayıt süreci ve belgelerin hazırlanması dikkatle yürütülmelidir. Başvuru sürecinin eksiksiz tamamlanması için özellikle bu alanda deneyimli bir Şişli avukat desteği, gerekli evrakların hazırlanması ve başvurunun doğru mercilere yapılması açısından önem taşıyabilir. Doğum belgesi, ebeveyn kimlik bilgileri ve konsolosluk kayıtları sürecin temel belgeleri arasında yer alır.
Başvuru Sürecinde Dijital Kayıt ve Belge İşlemleri
Yurt dışında doğan çocuğun vatandaşlık işlemlerinde elektronik randevu sistemleri, konsolosluk başvuruları ve dijital belge doğrulamaları önemli bir yer tutar. Özellikle farklı ülkelerden alınan belgelerin sisteme yüklenmesi, apostil işlemleri ve tercüme süreçlerinin doğru yürütülmesi gerekir. Bu noktada teknik sürece hâkim bir bilişim avukatı desteği, online başvuruların yapılması, elektronik sistemlerde oluşabilecek hataların giderilmesi ve başvurunun dijital ortamda takibi açısından fayda sağlayabilir. Belgelerin eksiksiz sunulması ve başvurunun doğru kategoride yapılması sürecin hızlanmasına katkı sunar.
Sınır Dışı Etme Kararına İtiraz
Bazı durumlarda çocuğun ebeveynlerinden biri hakkında verilen sınır dışı etme kararına itiraz süreci, çocuğun vatandaşlık işlemleriyle birlikte değerlendirilebilir. Özellikle çocuğun Türk vatandaşı olması veya vatandaşlık hakkı bulunması, sınır dışı kararının uygulanmasında önemli bir faktör olabilir. Bu tür durumlarda aile birliğinin korunması ilkesi dikkate alınır ve idari işlemler yeniden değerlendirmeye alınabilir. Bu nedenle vatandaşlık süreci ile sınır dışı kararına karşı yapılacak hukuki başvuruların birlikte yürütülmesi gerekebilir.
Yurt Dışında Doğan Çocuk Türk Vatandaşlığını Nasıl Kazanır?
Türk vatandaşı anne veya babadan yurt dışında doğan çocuklar, soy bağı esasına göre doğumla Türk vatandaşlığı kazanabilir. Bunun için doğumun ilgili Türk konsolosluğuna bildirilmesi ve nüfus kaydının oluşturulması gerekir. Doğum belgesinin ibraz edilmesi, ebeveynlerin kimlik bilgileri ve evlilik belgeleri başvuru sürecinde istenir. Başvuru tamamlandıktan sonra çocuk Türkiye Cumhuriyeti nüfus kayıtlarına işlenir ve kimlik başvurusu yapılabilir. Bu işlem, çocuğun Türkiye’de haklardan yararlanabilmesi açısından önemlidir.
Konsolosluk Üzerinden Vatandaşlık Başvurusu
Yurt dışında doğan çocukların vatandaşlık işlemleri genellikle Türkiye Cumhuriyeti konsoloslukları aracılığıyla yapılır. Başvuru sırasında doğum belgesi, pasaportlar, ebeveyn kimlikleri ve varsa evlilik cüzdanı sunulur. Belgelerin ilgili ülke makamlarından alınmış olması ve gerektiğinde apostil ile onaylanması gerekir. Konsolosluk tarafından yapılan inceleme sonucunda uygun görülmesi halinde çocuk nüfusa kaydedilir. Bu süreçte belgelerin eksiksiz olması başvurunun hızlı sonuçlanmasını sağlar.
Yurt Dışında Doğan Çocuğun Kimlik ve Pasaport İşlemleri
Vatandaşlık işlemi tamamlandıktan sonra çocuk adına Türkiye Cumhuriyeti kimlik kartı ve pasaport başvurusu yapılabilir. Kimlik başvurusu konsolosluklardan veya Türkiye’de nüfus müdürlüklerinden gerçekleştirilebilir. Pasaport işlemleri için ebeveynlerin onayı ve gerekli belgelerin sunulması gerekir. Bu işlemler tamamlandığında çocuk Türk vatandaşı olarak Türkiye’de eğitim, sağlık ve diğer haklardan yararlanabilir.
Vatandaşlık Başvurusunda Dikkat Edilmesi Gerekenler
Başvuru sürecinde doğumun zamanında bildirilmesi, belgelerin doğru hazırlanması ve konsolosluk işlemlerinin eksiksiz yürütülmesi önemlidir. Yabancı ülkede düzenlenen belgelerin tercüme edilmesi ve resmi onaylardan geçirilmesi gerekebilir. Ayrıca ebeveynlerin medeni durumu ve vatandaşlık bilgileri de başvurunun değerlendirilmesinde etkili olabilir. Bu nedenle sürecin dikkatle yürütülmesi ve gerekli belgelerin eksiksiz sunulması vatandaşlık işlemlerinin sorunsuz tamamlanmasına katkı sağlar.
Dünyaya örnek bir Kurtuluş Savaşı sonrasında kurulan Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin muhafazakâr toplum yapısı, cumhuriyet devrimlerini hızlı bir şekilde benimseyememesi, yaşanan kuraklık ve 1929 yılındaki büyük buhranla birlikte yaşanan ekonomik kriz, yoksulluk ve ağır vergiler toplumda gerginlik ve sıkıntı yaratmıştır.
Her şeye rağmen Genç Türkiye Cumhuriyeti 1923’ten 1930’a kadar o günün şartlarında devletçilik anlayışı ile sağlam para, denk bütçe ve sıkı bir mali disiplinle korumacı ekonomi politikası izlenerek büyük bir atılım yapmıştır. Uygulanan bu politikalar, az da olsa toplumsal bir muhalefet yaratmıştır. Yaşanan kuraklığın tarımsal üretimdeki etkilerini dünyayı kasıp kavuran büyük buhranın ülke genelinde etkisini ve Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren uygulamaya sokulan devrim ve düzenlemelerin toplum üzerindeki etkilerini yerinde görmek üzere Büyük Önder Atatürk yurt gezileri yapmıştır. Aldığı izlenimlerde de yurttaşların bu sıkıntılar içinde zorluk çekildiğini ve tepkilerini gördü. 30 Haziran – 5 Eylül 1930 tarihleri arasında kaldığı Yalova’da yakın arkadaşı ve Türkiye’nin Paris Büyükelçisi ve okul arkadaşı Fethi Okyar ile görüşerek, Serbest Cumhuriyet Fırkası’nı kurması konusunda onu ikna etti.12 Ağustos 1930’da parti kuruldu. Bu sayede hem Cumhuriyet Halk Fırkası’nın gayretli ve azimle çalışmasının azalmasına, hem de kontrolsüz bir muhalefetin doğmasına engel olunacaktı. Serbest Cumhuriyet Fırkası kısa sürede Trakya ve Ege bölgesi ile sahil bölgelerinde teşkilatlanarak taraftar bulmuştur. 1930 Eylül ve Ekim aylarında gerçekleştirilen yerel seçim, Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki ilk çok partili seçimdir. Bu seçimlerde belediye başkanları, belediye meclis üyeleri arasından ve meclis üyeleri tarafından iki kademeli olarak seçildi.
Bu seçimlerin önemli bir özelliği de kadınların da ilk kez seçme ve seçilme hakkına sahip olmasıdır. Seçimlerde kadın-erkek ayrımı yapılmaksızın 18 yaşını tamamlamış olan tüm vatandaşlar seçme, 25 yaşını tamamlayanların ise seçilme hakkına sahip olması ilk kez çıkarılan yerel seçim kanunuyla gerçekleşmiştir Yerel seçimden bir ay önce kurulmasına rağmen birçok ilde hızlıca teşkilatlanan Serbest Cumhuriyet Fırkası, yapılan seçimlerde 502 seçim bölgesinde 31 belediye seçimini kazanan parti olmuştur. Edirne, Kırklareli, Çanakkale, İzmir, Aydın, İstanbul, Bursa, Samsun, Amasya, İçel ilçelerinde bir kısım belediye başkanlıklarını Serbest Cumhuriyet Fırkası kazandı. Bir çok ilçede de başa baş seçim yarışı geçmiştir. Bu seçim yılında Edirne ilimizin ekonomik durumuna göz attığımız da, Balkan Savaşları sonrası ve Cumhuriyetin kuruluşu ilk yıllarında yaşanan zorluklar ve tarımsal üretim sıkıntısı oluşan ekonomik durum, Edirne ve bölgedeki ticaretin Yahudi işadamlarının eline geçmesine sebep olmuştur. Edirne merkez ve Uzunköprü ilçesi, 1873 tarihinde inşa edilen demiryolları bağlantısı ve 1925 yılında kurulan ticaret borsası ile Edirne’nin önemli bir ziraat ve ticaret merkezi konumundadır. Azalan talep dolayısıyla bu ekonomik kriz bölgenin önde gelen borsası konumunda bulunan ve “ticaret iskelesi” olarak tanımlanan Uzunköprü başta olmak üzere Keşan ve İpsala gibi civar ilçeleri de olumsuz yönde etkilemiştir. Ülke genelinde ve bölgemizde bu sıkıntıların yaşandığı günlerde kurulan Serbest Cumhuriyet Fırkası Trakya illerinde kısa sürede teşkilatlanmış ve yapılan yerel seçimlerde Edirne merkez ve Uzunköprü de Cumhuriyet Halk Fırkası ile Serbest Cumhuriyet Fırkası arasında başa baş bir mücadele olmuş, Keşan’daki seçimi Serbest Cumhuriyet Fırkası kazanmıştır. Keşan belediye başkanı daha sonra idari ve hukuki yolla görevden alınmıştır.
Kırklareli de Pınarhisar, Lüleburgaz ve Vize’de Serbest Cumhuriyet Fırkası seçimlerde başarılı olmuştur. Ankara’daki siyasi bakış açısından güdümlü ve Cumhuriyet Halk Fırkası yararına kurulmuş bir muhalefet partisi olsa da Kırklareli ve birçok ilde ve Edirne’deki halkın nazarında Serbest Cumhuriyet Fırkası gerçek bir muhalefet partisi olarak algılanıp siyasal açıdan bir alternatif olarak düşünülmüştür. Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, çok önemsediği bu seçim sonuçları sonrasında çok sayıda bakan ve kalabalık bürokrat ekibiyle halkın nabzını tutmak ve sorunları yerinde inceleyip çözüm bulabilmek için yurt gezisine çıkmaya karar verdi. 17 Kasım 1930 da Serbest Cumhuriyet Fırkası kapatılır. 17 Kasım 1930 – 6 Ocak 1931 ve 26 Ocak 1931 – 2 Mart 1931 tarihleri arasında yurt gezisi yaptı. 19-25 Aralık 1930 tarihleri arasında Trakya gezisine çıktı. Ardından muhalefete desteğin olduğu bölgelerdeki toplumsal ve iktisadi sorunları yerinde görmek ve halkın içinde görünmek amacıyla Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK 19 Aralık 1930 da Kırklareli’ni, 21 Aralık 1930’da Edirne’yi ziyaret etmiştir. Kırklareli’de Alpullu Şeker Fabrikası’nı ve kurumları ziyaret ederek halkla görüşerek bir gece kaldı. Edirne’de beş gün kalmayı planladığı halde Menemen Olayı dolayısıyla geziden erken ayrılmıştır.Trakya’nın gönülden bağlı oldukları Mustafa Kemal Paşa’nın Kırklareli ve Edirne’ye gelişi vilayet sakinlerinde büyük heyecan yaratmıştır. Edirneliler, bölgelerine yatırım yapılamamasından, Yahudilerin idare ettiği piyasaların neden olduğu vilayetteki ekonomik yılgınlığın bir de üzerine çöken büyük buhrandan, geri kalmışlıktan ve Bulgar tehlikesinin neden olduğu gelecek endişesinden mağdur olsalar da, Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’e bağlılığı ve sevgisi, ulusal bağımsızlığa giden yolda büyük kurtarıcı ve siyaset üstü bir yerdedir. Havsa Hasköy’de çiftçiler sıkıntılarını mektuplarla ve şifahi olarak iletmişlerdir. Mustafa Kemal Paşa Edirne’ye gelişi sırasında bazı köyleri ziyaret etmiş, Edirne’deyken de okul, cami ve belediye ziyaretlerinde halkla iç içe olmuş, Edirne’deki yoğun sevgi gösterileri arasında halkın iktidara olan muhalefetini anlamaya çalışmıştır. Hatta köylülerin şikayeti üzerine Kemal köye giderek köyde Kara Bekir adlı çiftlik sahibi ile olan sorunu yerine giderek çözmüştür. Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK on gün kadar kalmayı planladığı şehirden Menemen Olayı dolayısıyla ayrılmıştır. Planlanan diğer illere yapılan geziler tamamlanarak Atatürk Ankara’ya döner. Ekonomik ve toplumsal anlamda köklü değişiklikler için genel seçimler erkene alınıp, milletvekili listelerinde daha az bürokrata, daha fazla işçi ve köylü vekillere yer verilerek 1931 yılında yapılmaya karar verilir.(1935 genel seçimlerinde seçilen ilk 18 kadın vekillerden biri de Edirne vekili Dr Fatma Şakir Memik tir.) Atatürk’ün ”Köylü Milletin Efendisidir” sözünü bu yıllarda söylediği ifade edilmektedir. Gezinin sonunda siyasal ve ekonomik birtakım yeniliklerin yapılmasının zorunlu olduğu görülmüştür. Devletçiliğe yönelme, ekonomide hızlı bir kalkınma ve radikal bir politika değişikliğine gidilmesinde ülke gezilerinin sonucu büyük rol oynamıştır. Keza ülkenin bu zorluklar içinde yaşadığı ekonomik sıkıntıları aşmak için aldığı önlemlerden biri de, “Tasarruf tedbirleri kapsamında milletvekili maaşları aylık 500 liradan 350 liraya düşürülmüştür.” Edirne ve Trakya ekonomisinde 1934’e kadar henüz yerli ve milli bir burjuva sınıfının inşa edilememiş olması, Yahudi ticareti hegemonyası tepkileri sonucu 1934 Trakya Yahudi olayları vuku bulmuştur. Yaşanan olaylar sonrasında Edirne ve bölgedeki bir kısım Yahudi aile İstanbul ve başka şehirlere göç etmek zorunda kalmışlardır. İkinci Dünya Savaşı yıllarında (1939-1945) başta Edirne ve Trakya olmak üzere Türkiye de en ağır savaş ekonomisi yaşamış olmasına rağmen İsmet İnönü hükümetinin başarılı dış politikası sonucu ülkemiz savaşa girmemiştir. Savaş sonrası yapılan 1946 Genel Seçimlerinde (ilk muhalefet partisi Serbest Cumhuriyet Fırkası gibi) CHP içinden çıkarak kurulan yeni muhalefet partisi Demokrat Parti’ye oy veren Edirne, 63 il içinde Demokrat Parti’nin başarılı olabildiği 7 vilayetten biri olmuştur. Yirmi üç yıldan beri muhalefet anlayışını sürdürmektedir.( Kaynak; TBMM tutanakları, İ. YILDIRIM, ÇAKÜ Karatekin Edebiyat Fakültesi Dergisi 2021)
Türkiye Çevre Platformu’nca (TÜRÇEP) 21 Mart Uluslararası Ormanlar Günü & 22 Mart Dünya Su Günü dolayısıyla yapılan açıklamada, iklim krizinin etkilerinin her geçen gün daha derinden hissedilen ülkemizde; acil ve kararlı adımlar atılmasının gerektiğine dikkat çekilerek, yaşamın, ekonominin ve geleceğin temeli olan orman ve su değerlerini korumanın yalnızca çevresel bir sorumluluk değil, toplumsal bir zorunluluk olduğu ifade edildi.
ORMANLAR
TURÇEP’in ormanlar ile ilgili açıklamasında, “21 Mart Uluslararası Ormanlar Günü’nün 2026 yılı teması olan ‘Ormanlar ve Ekonomi’ çerçevesinde; ormanların yalnızca doğal yaşamın değil, aynı zamanda gıda güvenliği, insan sağlığı ve ekonomik sürdürülebilirlik açısından vazgeçilmez bir rol oynadığını bir kez daha vurguluyoruz” denilerek şunlara yer verildi:
“Ormanlar; temiz hava sağlayan ‘doğanın akciğerleri’ olmanın ötesinde, milyonlarca insanın geçim kaynağını oluşturan, gıdaya erişimi destekleyen ve sağlıklı ekosistemlerin devamlılığını sağlayan hayati alanlardır.
Orman ekosistemleri, doğrudan sundukları gıda kaynaklarının yanı sıra, tarımsal üretimin temelini oluşturan toprak ve su döngüsünü düzenler. Bu nedenle sürdürülebilir ormancılık ve tarım uygulamalarının teşvik edilmesi artık bir tercih değil, zorunluluktur. Artan ormansızlaşma, arazi tahribatı ve iklim krizi; bu hayati sistemleri geri dönüşü zor bir noktaya sürüklemektedir.
Türkiye’de ise orman yangınları, aşırı ve kontrolsüz odun üretimi, orman alanlarının ve milli parkların rant odaklı kullanıma açılması ile iklim değişikliğinin etkileri ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Bu sorunlar yalnızca doğal varlıklarımızı değil, toplumun geleceğini de doğrudan etkilemektedir. Orman yangınlarının önlenmesi için etkin bir yangın yönetim sistemi kurulmalı, erken uyarı mekanizmaları güçlendirilmeli ve toplumsal farkındalık artırılmalıdır.
DÜNYA SU GÜNÜ
TURÇEP, açıklamasının Dünya Su Günü bölümünde ise şu ifadelere yer verdi:
“Öte yandan, her yıl 22 Mart’ta kutlanan Dünya Su Günü, suyun yaşamsal önemini hatırlatmak açısından kritik bir gündür. 1993 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından ilan edilen bu özel gün, su kaynaklarının korunması ve sürdürülebilir yönetimi konusunda küresel farkındalık yaratmayı amaçlamaktadır.
Dünya üzerindeki toplam su miktarı yaklaşık 1,4 milyar km³ olup, bunun %97,5’i tuzlu sudur. Tatlı su oranı yalnızca %2,5’tir ve bunun da sadece %0,4’ü erişilebilir durumdadır. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre yaklaşık 2 milyar insan güvenli suya erişememektedir. NASA verileri ise son 60 yılda dünya genelinde 2 milyar hektar sulak alanın yok olduğunu göstermektedir.
Türkiye, kişi başına düşen yıllık 1.519 m³ su miktarı ile “su stresi” yaşayan ülkeler arasında yer almaktadır. Özellikle Konya Kapalı Havzası’nda yeraltı su seviyeleri hızla düşmekte, sulak alanlar yok olmakta ve göller tek tek kurumaktadır. Türkiye’nin yıllık ortalama yağışı 636 kg/m² iken, bu değer Konya Kapalı Havzası’nda 335 kg/m²’ye kadar düşmektedir. Bölgedeki su bütçesi yıllık yaklaşık %50 açık vermekte, bu açık ise yeraltı sularının aşırı kullanımıyla kapatılmaya çalışılmaktadır.
Bununla birlikte, ülkenin her köşesinde madencilik faaliyetleri ve plansız kentleşme de temiz su kaynakları üzerinde giderek artan bir baskı oluşturmaktadır. Özellikle denetimsiz veya yetersiz çevresel önlemlerle yürütülen madencilik faaliyetleri; yeraltı ve yerüstü su kaynaklarının kirlenmesine, su havzalarının tahrip edilmesine ve ekosistemlerin geri dönüşü zor zararlar görmesine yol açmaktadır. Plansız kentleşme ise su havzalarının yapılaşmaya açılması, betonlaşmanın artması ve doğal su döngüsünün bozulması sonucunda hem su kalitesini hem de suya erişimi olumsuz etkilemektedir. Temiz su kaynaklarının korunması, yalnızca doğal varlıkların değil, doğrudan halk sağlığının korunması anlamına gelmektedir.
Bu tablo açıkça göstermektedir ki; su politikası olmayan, suyu etkin yönetemeyen ülkeler, gıda krizleri ve ekolojik yıkımlarla karşı karşıya kalacaktır. Nitekim bir Afrika atasözünün ifade ettiği gibi: ‘Kimin kimi yiyeceğine su karar verir.’
İklim krizinin etkilerini her geçen gün daha derinden hissettiğimiz ülkemizde; acil ve kararlı adımlar atılması gerekmektedir. Bu kapsamda:
Sürdürülebilir ve bütüncül bir Su Yasası çıkarılmalı,
Madencilik faaliyetleri ve kentsel gelişim süreçleri, su havzalarını koruyacak şekilde yeniden planlanmalı,
Endüstriyel Tarım ile endüstriyel hayvancılık politikaları gözden geçirilmeli,
Ekosistem temelli üretim modellerine geçilmeli,
Herkes için sağlıklı gıdaya ve temiz suya erişim bir temel hak olarak güvence altına alınmalıdır.
Ormanlar ve su; yaşamın, ekonominin ve geleceğin temelidir. Bu değerleri korumak, yalnızca çevresel bir sorumluluk değil, toplumsal bir zorunluluktur.”
Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı, Edirneli Av. Sinan Tekin’in başkanı olduğu Saadet Partisi Sosyal İşler Başkanlığı tarafından hazırlanan raporda “Dijital Bağımlılık” konusunun ele alındığı raporda, özellikle gençler arasında giderek yaygınlaşan dijital teknoloji kullanımının nedenleri, bireysel ve toplumsal etkileri ile çözüm yollarına dikkat çekildi.
Raporda; Dijital bağımlılığın tanımı, kapsamı ve ortaya çıkış nedenleri, yalnızlık, stres, sosyal medya etkisi ve teknolojik unsurların bağımlılığa katkısı, aşırı dijital kullanımın fiziksel, psikolojik ve sosyal etkileri, çocuklar, ergenler ve gençlerin risk grubu olarak değerlendirilmesi ve dijital bağımlılıkla mücadelede bireysel farkındalık, aile desteği ve eğitim politikalarının önemi başlıkları altında tespit ve değerlendirmeler yer alıyor.
Söz konusu rapora ilaveten “Dijital Bağımlılık Toplumumuz İçin Ciddi Bir Sorun Haline Gelmiştir” başlığı altında yapılan yazılı açıklamada da şunlara yer verildi:
“Günümüzde dijital teknolojilerin hızlı gelişimi hayatımızın birçok alanını kolaylaştırmış, bilgiye erişimi hızlandırmış ve iletişim imkânlarını genişletmiştir. Ancak teknolojinin bilinçsiz ve kontrolsüz kullanımı toplumumuzda yeni sorunları da beraberinde getirmektedir. Bu sorunların başında dijital bağımlılık gelmektedir.
Akıllı telefonlar, internet, sosyal medya ve dijital oyunların aşırı kullanımı özellikle gençler arasında hızla yaygınlaşmaktadır. Yapılan araştırmalar, dijital teknolojilerin kontrolsüz kullanımının bireylerin psikolojik, fiziksel ve sosyal hayatını olumsuz etkilediğini göstermektedir. Uzun süre ekran karşısında kalmak göz yorgunluğu, boyun ve sırt ağrıları gibi fiziksel sorunlara yol açarken; dikkat dağınıklığı, stres, uyku problemleri ve akademik başarıda düşüş gibi sorunlara da sebep olabilmektedir.
Özellikle çocuklar, ergenler ve üniversite öğrencileri dijital bağımlılık açısından risk grubunda bulunmaktadır. Gençlerimizin önemli bir kısmı günlerinin büyük bölümünü sosyal medya ve dijital platformlarda geçirmektedir. Bu durum hem bireysel gelişimi hem de toplumsal ilişkileri olumsuz yönde etkilemektedir.
Saadet Partisi olarak bizler, teknolojinin hayatımızın bir parçası olduğunu kabul etmekle birlikte, teknolojinin insan hayatını olumsuz etkileyecek şekilde kullanılmasına karşıyız.
Teknolojinin insanı geliştiren, eğiten ve topluma fayda sağlayan bir araç olarak kullanılması gerektiğine inanıyoruz.
İnsanların zamanlarını boş ve faydasız işlerle harcamaması gerekir. Özellikle gençlerimizin zamanlarını ilim öğrenerek, eğitimle, kültürel faaliyetlerle ve sosyal etkinliklerle değerlendirmesi gerekir.
Bu nedenle dijital bağımlılıkla mücadele konusunda toplumun tüm kesimlerine önemli görevler düşmektedir. Aileler çocuklarının teknoloji kullanımını yakından takip etmeli, eğitim kurumları dijital okuryazarlık ve bilinçli teknoloji kullanımı konusunda farkındalık çalışmaları yapmalı, kamu kurumları ise bu konuda gerekli politika ve projeleri geliştirmelidir.
Saadet Partisi olarak gençlerimizin sağlıklı bir gelecek kurabilmesi için dijital bağımlılık konusunda toplumsal farkındalığın artırılması gerektiğini vurguluyoruz. Gençlerimizin enerjilerini spor, sanat, eğitim ve faydalı sosyal etkinliklere yönlendirebilmeleri için uygun ortamların oluşturulması büyük önem taşımaktadır. Teknoloji hayatımızın bir gerçeğidir; ancak insan hayatını yöneten bir unsur haline gelmemelidir. Sağlıklı bireyler ve güçlü bir toplum için teknolojinin bilinçli, dengeli ve faydalı bir şekilde kullanılması gerektiğine inanıyoruz”
RAMİZ KARABACAK VEFAT ETTİ Çavuşbey Mahallesi sakinlerinden Pehlivan Şafak Karabacak ve Ufuk Karabacak’ın babaları Ramis Karabacak 68 yaşında vefat etti. Merhum; dün Şahmelek Camisinde öğle namazının takiben kılınan cenaze namazının ardından Bademlik Mezarlığında toprağa verildi.
SABAHAT FİDAN VEFAT ETTİ Merhum Arif Fidan’ın eşi, Efkan Fidan ve Nuriye Akkurt’un anneleri, Bülent Akkurt ve Mine Dağıstan Fidan’ın kayınvalidesi, Ecegül Gümüş, Edagül Yavaş’ın anneannesi Meydan Mahallesi sakinlerinden Sabahat Fidan 82 yaşında vefat etti. Merhume; Kıyık Merkez Yeni Camide dün öğle namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Buçuktepe Mezarlığında toprağa verildi.
YILMAZ VEZNİKLİ VEFAT ETTİ Necmiye Veznikli’nin eşi, Hakan ve Simla Veznikli’nin babaları Yılmaz Veznikli 88 yaşında vefat etti. Merhum; dün Eski Camide ikindi namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Karaağaç Mezarlığında toprağa verildi.
MUSTAFA RIZA CANFİLİZ VEFAT ETTİ Ayşekadın semti sakinlerinden Namık Kemal Canfiliz ve Yıldız Canfiliz’in oğulları, Nilüfer Canfiliz’in eşi, Sergen ve Sercan Canfiliz’in babaları, Esin Kum ve Nesrin Canfiliz’in ağabeyleri Mustafa Rıza Canfiliz 65 yaşında vefat etti. Merhum; dün Şeyh Çelebi Camisinde öğle namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Yeni Şehir Mezarlığında toprağa verildi.
EMİNE ŞAHİN VEFAT ETTİ Merhum Mehmet Şahin’in eşi, Cevat Şahin, Sevgi Şahin Gündoğan, Fuat Şahin, Hanife Şahin, Öner Öztoprak ve Sermin Öztoprak’ın anneleri Emine Şahin 97 yaşında vefat etti. Merhume, dün Sarı Camide ikindi namazını takiben kılınan cenaze namazı sonrası Acı Çeşme Mezarlığında toprağa verildi.