TÜRKİYE YOLLARINDA (5)

İsmail DEMİRAY

Karlıova’da sabah uyandığımızda yağmurlu soğuk bir havada yolculuk bekliyor bizi. Üstelik gideceğimiz yolların zorlu olması pek olası.

Duble yollardan Karlıova’dan Erzincan’a kısa ve rahat bir yolculukla mümkünken biz yolumuzu daha zorlu ve maceralı olabilecek Yedisu ilçesi üzerinden sürdürmeye karar veriyoruz.

Yoğun ve dinmeyen bir yağmura eşlik ederek çıkıyoruz yola. Yavaş ve tedbirliyiz, zamanımız çok. Yol çok dar ve yıllardır bakım görmemiş asfalt bir zemin. Yer yer çukurlarla dans ediyoruz. Sürekli yağan yağmur nedeniyle zemin kaygan ve virajlar başlıyor, dik inişler, çıkışlar ve yanımızda her metrede biraz daha büyüyen, çılgınlaşan, kükreyerek akan bir çay/nehir karışımı su deryası.

KORKULU YOLCULUK

“Perisu”ymuş adı. Daha da esrarengiz oluyor yolculuğumuz. Yolda ne gelen, ne giden, nereye gidiyoruz biz böyle. Hava da yağan yağmur nedeniyle gittikçe karardı, arabanın ışıklarını görüyoruz önümüzde.

Her virajı birinci vitese düşerek en sola yapışarak alıyorum. Yolun sağında yer yer toprak kaymaları yaşanmış, önümüzde düşen taşların arasında yavaşça yol alıyoruz. Döndüğümüz bir virajda (nihayet bir araçla karşılaşıyoruz) kamyonetle kafa kafaya geliyoruz, geri giderek yol veriyorum, zor geçiyor.

Devam yola yavaşça. Yedisu ilçesine 15 km kala Kaynarpınar köyünün içinden geçerken duvarlarda “KÖYÜMÜZDE JES İSTEMİYORUZ” yazıları, iki yerde karşımıza çıkıyor. Selamlıyoruz çevresi, doğası için mücadele edenleri.

Bir sonraki köyde yolumuzun üzerinde iki kadını aracımıza alıyoruz. İkisi de genç kadınlar ve Yedisu ilçesinde İşkur yoluyla çalışmaya gidiyorlarmış. Her gün bu yolu gidip geliyorlarmış. Genellikle postane arabasıyla veya taksi tutarak. Sohbet ediyoruz, Tekirdağ’a kız vermişler yıllar önce; “Ne oynarmış bu Trakyalılar beyaaaa” diyerek güldürüyorlar bizi. Oynarız diyoruz, tencerenin tıkırtısına bile.

JES’LERE HAYIR

Bu civarda JES’lerden çektikleri sıkıntıları konuşuyoruz. Eylemlere destek verdiklerini, mücadelenin içinde olduklarını belirtiyorlar, biz de onlara destek verdiğimizi iletiyoruz.

Yedisu ilçesine varıyoruz nihayet. Köy kadar, küçümencik bir yer Yedisu. Yolcularımızın çay ikramını kırmayarak biraz nefeslendikten, çeşmelerinden sularımızı tazeledikten sonra yolumuzun kalan yarısını tamamlamak için yola çıkıyoruz. “Dikkatli olun, özellikle taş düşmelerine karşın” uyarıları üzerine gergin bir şekilde başlıyor yine yolculuğumuz ve kalan 40 km’lik yolu ancak iki saatte ve çok dikkatli bir şekilde tamamlayarak bizi Erzincan yönüne götürecek olan duble yola çıkınca rahatlıyoruz. Yollar tehlikeli ama manzaralar muhteşemdi. Anılarımıza yenilerini katmış olurken bir yolculukta ilk defa korkarak araç sürdüğümü ve çok gerildiğimi hissediyorum.

Erzurum’u göremediğimiz gibi türkülere geçmiş bağlarını da göremesek de uzaktan bir selam vererek geçiyoruz Erzincan’ın yanından. Refahiye ilçesinin içinde  veriyoruz molamızı. Açlığımızı bastıran atıştırmalıklardan sonra çaylarımızı da içerek şöyle bir turluyoruz ilçenin içinde, meydanda saat kulesinden fotolarımızı çekerek İmranlı üzerinden konaklama hedefimiz olan Zara’ya ulaşıyoruz.

ZARA GÜZEL İNSANLARIN MEMLEKETİ

Zara, Kızılırmak Nehri’nin hemen kenarında kurulmuş şirin bir ilçe. Yoğun bir alevi kültürünün egemenliği yakın ve sıcak insan ilişkilerinde kendini hissettiriyor. Öğretmen Evi çalışanları büyük bir içtenlikle karşılıyor ve konuk ediyorlar bizi. Sürpriz yaşıyoruz akşam yemeğinde çorbalı, patlıcan kebaplı, pilavlı ve cacıklı sulu yemeğin özlemi içinde tıka basa doyuruyoruz kendimizi. İlçede yürüyerek biraz turladıktan sonra herken saatte dinlenmeye çekiliyoruz. Artık dönüşe geçme zamanı geldi.

Sabah iki gün sürecek olan dönüş yolculuğumuzun ilk durağı olan Gölbaşı’na doğru kırıyoruz direksiyonumuzu. Duble yollardan otobana geçerek Ankara civarında navigasyonun azizliğine uğruyoruz ve aynı yerde iki defa dönerek sorarak buluyoruz yolumuzu. Günün bitmesine zaman var daha ve karar değiştirerek Gölbaşı yerine merak ettiğimiz Beypazarı’na dönüyoruz.

ÜFLE DE ÜFLE

Akşam saatlerinde ilçe girişinde trafik ekipleri karşılıyor bizi. 22’yi görünce üfle demelerine gülerek üflüyoruz, boşuna umutlanmışlar, bütün gün yolculukta promil mi kalacak sanki, sabah üfletseydiler belki dememize gülerek uğurluyor memur beyler bizi.

Beypazarı küçük, şirin tarihi dokusunu yaşatabilmiş bir ilçe. Küçük Öğretmen Evi’nde sakin ve huzurlu bir gece geçirdikten sonra sabah tarihi çarşısından yöreye özgü simitlerinden alarak Güdül’de kısa bir kahvaltı molasının ardından otobanda başlayan maceralı yolculuğumuza devam ediyoruz.

Genelde yolun en sağ şeridinden 90 kilometrelerde yolculuğumuz sürüyor da sürüyor, tırların arkasında, bütün araçlar bizi solluyor önce, sonra tırları. İstanbul’a yaklaştıkça heyecanımız da artıyor. Gezmek, görmek güzel ama ille de minareleri göreceğiz ya, heyecanımız bundan işte, Edirne’mize dönüyoruz.

ÜÇ SAATTE ÜÇ KÖPRÜ

Kocaeli yakınlarında hafızamın oyununa uğruyorum. Yapıldığından beri üzerinden geçemediğim Osman Gazi Köprüsü’ne dönüyor direksiyonumuz. Oysa amacımız bir an önce Yavuz Sultan Selim Köprüsü üzerinden Edirne’ye uzanmak. Gidiyoruz Osman Gazi’den yine gidemediğimiz göremediğimiz İznik’i şöyle bir uzaktan selamladıktan sonra tekrar Osman Gazi üzerinden İstanbul ve Yavuz Sultan Selim üzerinden Edirne’ye doğru. Rekor kırmışımdır sanırım, üç saat içinde üç defa köprüden geçen adam.

Akşam saatlerinde otobanda Trakya yolculuğu sonunda Edirne’ye varıyoruz. Uzaktan görmek bile mutlu etmeye yetiyor Edirneli gezginleri.

Gittik, gördük, gezdik, yazdık. 15 gün sürdü turumuz. Daha önce gidemediğimiz, göremediğimiz rotalar önemliydi, tamamlandı. Bu gezimiz ile birlikte Türkiye’de gitmediğimiz bölge, sınırlarından geçmediğimiz il kalmadı. Keyifli, zorlu yolculuklar yaptık. Memleketimizin insanını tanımaya, anlamaya çalıştık.

Her yerde güzel karşılandık, uğurlandık. Türkiye insanıyla en ufak bir sıkıntımız olmadı. Çalışıyor Türkiye insanı. Her yerde, her alanda. Çalışırken üretiyor, değer katıyor memleketimize.

Ve; bu kadar zengin, doğal kaynakları güçlü, üreten çalışan insanlara sahip bir ülke de; bu kadar yoksulluk, fakirlik, yağma, doğa katliamı. Bunları da gördü gözlerimiz. Üzüldük, sorguladık.

Mesajımızı da aldık aslında. Doğu’da Kaynarpınar köyünde evin duvarında yazılan mesajdaydı çare; “JES’lere HAYIR!”

Yani mücadele, yarınlar, güzel günler için.

Edirne’de bisiklet bayramı

23. Uluslararası Bisiklet Turu ve 12. Uluslararası Edirne Bisiklet Festivali yarın gerçekleştirilecek.

Bulgaristan Svilengrad Belediyesi, Yunanistan Orestiada Belediyesi ve Edirne Doğa Sporları Spor Kulübü’nün ortaklaşa organize ettikleri 23. Uluslararası Bisiklet Turu ve 12. Uluslararası Edirne Bisiklet Festivali kapsamında sporcular saat 11.30’da Pazarkule Sınır Kapısı’ndan Türkiye’ye geçiş yapacak. Ardından saat 12.30’da Saraçlar Caddesi’nde 12. Uluslararası Edirne Bisiklet Festivali’nde bir araya gelinecek.

Edirne Sarayiçin’de saat 13.30’daki yemeğin ardından misafir katılımcılar ülkelerine uğurlanacak

İzmir’in Kara Günü

Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD)  Edirne Şubesi Yönetim Kurulu, İzmir’in ‘Kara Günü’nün 107. yılında, bir daha aynı kara günleri yaşamamak için Atatürk’ün gösterdiği yolda birlik beraberlik ve dayanışma içince ilelebet yürümenin gerektiğinin bilinmesini istediklerini bildirdi.

ADD  Edirne Şubesi Yönetim Kurulu tarafından yıldönümü dolayısıyla yapılan açıklamada şunlara yer verildi:

“30 Ekim 1918 tarihinde Mondros Mütarekesi ile fiilen sona eren Osmanlı İmparatorluğu, 13 Kasım 1918’de önce İstanbul olmak üzere itilaf Devletlerince işgal edilmeye başlandı. Yunanlılar, I. Dünya Savaşının sonlarına doğru İtilaf Devletlerinin tarafına geçerek onlarla birlikte savaştılar. Savaştaki hizmetlerine karşılık İzmir ve civarını istediler. İtilaf Devletleri Yunan Başbakanı Venizelos’a verdikleri sözü yerine getirmek için İzmir’in işgalini haklı gösterecek sebepler aramaya çalıştılar.

Yunanlı Venizelos, Aydın Hıristiyanlarının tehlikede olduklarını Türkler tarafından yok edileceklerini ileri sürerek yardım istedi. Paris’te kurulan komisyon kendileri adına Yunan ordusunun bu işi çözmesini düşündü ve İzmir’in işgaline karar verdi. 14 Mayıs 1919’da İngiliz, Fransız, Amerikan ve Yunan donanmaları İzmir limanına girdiler. İngiliz Amiral Galdrop 17’nci Kolordu komutanlığına verdiği notada Mütarekenin 7. Maddesine göre İzmir istihkamları ile civarındaki arazinin Yunanlılar tarafından işgal edileceğini ve mukavemet olunmamasını bildiriyordu. Bu nota üzerine telaşa düşen Kolordu Komutanı Ali Nadir Paşa İstanbul Hükümetine vaziyeti bildirerek fikirlerini sordu. Osmanlı Harbiye Nazırı verdiği cevapta: ‘Amiral Galdop’un bu teklifi mütareke şartları icabı olduğundan muvafakat edilmesi tabii olduğu’nu bildiriyordu. Yunan işgaline karşı ilk hareket İzmir Türk Ocağı’nda toplanan gençlik kitlesinde görüldü. İşgalden bir gece evvel cephanelik yağma edilerek halk karşı koymaya hazırlandı. İzmir kan dökmeden Yunanlılara teslim edilmeyecekti.

İzmir’in işgali Yunanistan için büyük bir önem taşıyordu; Megola İdea yani büyük Yunanistan ideali artık gerçekleşmekteydi. Yunanlıların yaptıkları işgal hareketleri bölgede düzeni sağlamak yerine Türk nüfusunu yok etmek için katliam yapılması şeklinde gerçekleşmiştir. Bu durumu daha önceden tahmin eden Türk halkı bu nedenle İzmir’in işgaline diğer işgallerden daha fazla tepki göstermiştir.

İzmir’in Yunanlılar tarafından işgal edileceği söylentileri kentte yayılmaya başladığında, Türkler derin bir endişe ve kaygıya, Ortodoks Rumlar da büyük bir sevince kapılmışlardı. Bu karmaşa ortamında, Hasan Tahsin gazetesinde yazdığı coşkulu ve cesur sözlerle dikkat çekmeye devam ediyordu. Başta Mustafa Necati, Vasıf Çınar gibi yurtseverlerin öncülüğünde Maşatlık(İzmir) Mitingi yapılması ve Redd-i İlhak Cemiyeti kurulması çalışmaları sürerken o bu sürecin içinde yer almıştı. Ona göre Maşatlık Mitingi çok daha görkemli olmalı, işgale karşı mutlaka tepki gösterilmeliydi. 15 Mayıs gecesi İzmir’li Türkler hemen hemen hiç uyumamış; işgalin başladığı sabah saatlerinde, Konak Meydanı ve Kordonboyu’nda çok sayıda İzmir’li toplanmıştı.

15 Mayıs 1919 sabahı Pasaport’tan İzmir rıhtımına çıkan Yunan birliklerinin yürüyüşü Konak Meydanı’na yönelmişti. Türkler üzgün ve endişeli, İzmirli Rumlar coşkulu ve sevinçliydi. İzmir Metrapoliti Hrisostomos, karaya çıkan Yunan askerlerini tuz, ekmek ve şarap ikram eden Rum kızlarının arasında vaftiz ediyordu. İzmir için tam bir Kara Gün’dü. Hasan Tahsin(Recep oğlu Osman Nevres),15 Mayıs 1919′da İzmir’e çıkan Yunan Efzun Alayı askerlerinin taşkın davranışları karşısında tek başına ilk kurşunu ateşleyerek Türk direnişini başlatan sembol isim oldu.Saat on bir sıralarında Konak Meydanı’na ulaşıp Kemeraltı’na doğru yöneldikleri sırada bir silah sesi işitildi.İlk kurşunu alayın sancaktarı teğmene sıkarak öldüren Hasan Tahsin, ardından kurşunu bitene kadar devam etti. Önce büyük bir telaş ve kaçışma yaşandı; ardından da Yunan askerleri derhal saldırı düzeni alarak, Sarı Kışlaya karşı yoğun bir ateş açmaya başladılar ve bununla yetinmeyerek, askeri kıraathanede bulunanları, sokaklardaki insanları mitralyözlerle biçtiler. Artık, bir anda dört-beş yüz kişi birden şehit edilmiş; sonradan bu sayı İzmir’in yakın çevresindekilerle birlikte 2.000’e kadar çıkmıştı. Öldürülenler arasında Hasan Tahsin de vardı ve cesedi Kordonboyu’nda sürüklenerek parçalanmış bir halde bulunmuştu.

Başkent İstanbul’dan karşı konulmaması emrini alan Türk subay ve erleri kışlalarında insafsızca şehit edildiler. Daha sonra hükümet konağı ve diğer resmi daireleri basarak buralardaki memur subay ve erleri türlü eziyetlerle gemilere götürüp günlerce aç bıraktılar. Bunlardan bir kısmını da dipçik vuruşları ile zorla ‘Yaşasın Venizelos’ diye bağırmağa zorladılar. Boyun eğmeyenler ise şehit edildiler. 17’nci Kolordu Askerlik İşleri Reisi Erkanıharp Miralayı Süleyman Fethi Bey başından çıkarılmak istenen kalpağını eliyle tutarak: ‘Bağırmam’ dedi ve derhal şehit edildi. Yunanlılar çarşıya girip dükkanları da yağmaladılar. İzmir’in işgali ve bu işgal esnasında meydana gelen kanlı olaylar İstanbul ve Anadolu halkı tarafından duyulduğu zaman yer yer mitingler yapıldı. İzmir katliamı Ulusu susturup sindiremedi. Bu olayın doğurduğu acıyı ruhunun ta derinliklerinde duyan Türk Ulusu kurtuluşu silaha sarılmakta buldu. Yer yer hazırlanarak ilk milli savunma teşkilatını kurdu.

Atatürkçü Düşünce Derneği Edirne Şubesi Yönetim Kurulu olarak, İzmir’in ‘Kara Günü’nün 107. Yılında, bir daha aynı kara günleri yaşamamak için Atatürk’ün gösterdiği yolda birlik beraberlik ve dayanışma içince ilelebet yürümemiz gerektiğinin bilinmesini istiyoruz. Bağımsızlık mücadelemizdeki şehitlerimizi saygı, rahmet ve minnetle anıyoruz.”

Aramızdan ayrılanlar

SELİME DALYAN VEFAT ETTİ

Dombay Köyü sakinlerinden merhum Ahmet Dalyan(ın eşi, Rasim, Rüstem, merhum Yusuf, Sevdiye ve Nasıf Dalyan’ın anneleri Selime Dalyan 93 yaşında vefat etti. Merhume, Kıyık Yeni Camide dün öğle namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Yeni Şehir Mezarlığında toprağa verildi.

FERİHA TEMEL VEFAT ETTİ
Süleyman Danişment Köy sakinlerinden merhum Mehmet Temel’in eşi, Kamile, Ferdane, Bahri, Mahmure Lamia ve Nurdane Temel’in anneleri Feriha Temel 89 yaşında vefat etti. Merhume, dün Süleyman Danişmment Köy Camisinde ikindi namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Köy Mezarlığında toprağa verildi.

Lalapaşa turnuvasında sıra ikinci turda

Lalapaşaspor 7-2 Sarıdanişment

İsmail DEMİRAY

Lalapaşa Belediyesi’nce 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı kapsamında düzenlenen Halı Saha Futbol Turnuvası’nda dördüncü gün programı sonunda Hacidanişment ve Lalapaşaspor takımları da rakiplerini eleyerek bir üst tura yükseldi.

Lalapaşa ve köylerinden toplam 16 takımın katıldığı turnuvada dördüncü gün Hacidanişment takımı rakibi Lalapasa Muhteremler’i 10-4, Lalapaşaspor da Sarıdanişment takımını 7-2 yenmeyi başardı.

Hacidanisment 10-4 Lalapasa Muhteremler

Dördüncü gün oynanan 2 karşılaşmanın ardından ilk 8’e kalan takımlar şöyle oluştu:

Sinanköy (2), Taşlımüsellim, Çallıdere Komando, Lalapaşa Merkez Mahallesi, Ortakçı, Sinanköy (1), Hacıdanişment ve Lalapaşaspor

Çekilen kura sonucu dün akşam saat 20.00’de Hacıdanişmen – Lalapasa Merkez Mahallesi, saat 21.00’de de Sinanköy (2) – Çallıdere Komando takımları karşı karşıya geldi.

Bugün ise saat 20.00’de Taşlımüsellim –  Ortakçı, saat 21.00’de ise Lalapaşaspor – Sinanköy (1) takımları kozlarını paylaşacak.

TURNUVADA TOPLU SONUÇLAR     

11 Mayıs Pazartesi

Sinanköy (2) 10-6 Süleymandışment

Taşlımüsellim 8-2 Hanlıyenice

12 Mayıs Salı

Çallıdere Komando 7-2 Balkan Rüzgarı

Merkez Mahallesi 5-3 Çallıdere Piyade 

13 Mayıs Çarşamba

Ortakçı 8-1Vaysal

 Hanlıyenice (1) 1–4 Sinanköy (1)

14 Mayıs Perşembe

Hacıdanişment 10-4 Lalapasa Muhteremler

Lalapaşaspor 7-2 Sarıdanişment

K.Arda Spor seyircisi önünde

Edirne Karaağaç Arda Spor’un 1. Grup’ta yer aldığı Kadınlar 3. Ligi’nde 2025-2026 sezonundaki evinde ilk maçında yarın Karaağaç Arda Spor’u konuk edecek.

Kadınlar 3. Ligi 1. Grup’ta 2. hafta programında yer alan karşılaşmalar yarın oynanacak. Karaağaç Arda Spor – Büyük Yoncalıspor  takımları Karaağaç Zafer Tangör Sahası’nda yarın saat 14.00’te karşı karşıya gelecek.

1.GRUP 2.HAFTA PROGRAMI                               

Lüleburgaz Yıldız Spor Kulübü – Kapaklı Kartal Spor          

Erensekiz Sahası – 14.00

Karaağaç Arda Spor – Büyük Yoncalıspor

Karaağaç Zafer Tangör Sahası – 14.00

1.GRUP 1.HAFTA SONUÇLAR                               

Büyük Yoncalıspor 1-4 Lüleburgaz Yıldız Spor Kulübü

Kapaklı Kartal Spor 0-3 Karaağaç Arda Spor

PUAN CETVELİ

                                   O         G         B         M         A         Y         P          AV

1 Lüleburgaz Yıldız    1          1          0          0          4          1          3          3

2 Karaağaç Arda Spor 1          1          0          0          3          0          3          0

3 Büyük Yoncalıspor  1          0          0          1          1          4          0          -3

4 Kapaklı Kartal Spor 1          0          0          1          0          3          0          -3

2.Amatör’e 6 maçla devam

Cemal KUDAY

Edirne 2.Amatör Futbol Ligi’ne yarın 6 karşılaşma ile devam edilecek.

6 karşılaşmadan 2’si merkez, 2’si Uzunköprü, diğer 2’si ise Kırcasalih ve Subaşı beldesinde oynanacak.

HAFTANIN PROGRAMI

A Grubu:

Hıdırağa – 25 Kasım

TÜFAD 50. Yıl – 15.00

Edirne Birlik – K.Pazar

Saraçhane 1 – 15.00

B Grubu:

Aslıhan – Beyendik

Kırcasalih – 15.00

Mescidpaşa – Y.Muhacır

Uzunköprü Sen. – 16.30

C Grubu:

Meriç – Havsa

Subaşı – 15.00

1964 Yıldız – Keşan Genç Ordu

Uzunköprü Sen. – 13.30

GEÇEN HAFTA TOPLU SONUÇLAR

A Grubu:

İstasyon 3-1 Edirne Birlik

K.Pazar 1–3 Hıdırağa

B Grubu:

Beyendik 3-2 Mescidpaşa

Y.Muhacır – Aslıhan (iptal)

C Grubu:

Keşan Genç Ordu 2-2 Meriç

Havsa 3-0 1964 Yıldız

U12 Futbol Ligi’nde 10 karşılaşma

Edirne U12 Futbol Ligi’ne bugün A Grubu’nda 6, B Grubu’nda ise 4 karşılaşma ile devam edilecek.

A Grubu’ndaki 6 karşılaşma Saraçhane 1-1 ve Saraçhane 1-2 sahalarında saat 15.00’ten itibaren oynanmaya başlayacak. B Grubu’ndaki 4 maçtan 3’ü Keşan, 1’i ise İpsala’da yapılacak.

A GRUBU’NDA 9. HAFTA PROGRAMI

Çınar – Özel İdare

Saraçhane 1-1 / 15.00

Sancaktar – Trakya Kartalları

Saraçhane 1-1 / 16.15

Edirne Birlik- Alsancak

Saraçhane 1-1 / 17.30

Şükrüpaşa – Yıldırım GB

Saraçhane 1-2 / 15.00

Aslantepe – 25 Kasım 

Saraçhane 1-2 / 16.15

Edirnespor – Şükrüpaşa Atletik

Saraçhane 1-1 / 17.30

B GRUBU’NDA 5. HAFTA PROGRAMI

Keşan- Uz. Veteranlar

Keşan Sen – 15.00

Keşan İdmanyurdu – Uzunköprüspor

Keşan Sen – 16.15

Keşan Genç Ordu – Keşan Zafer

Keşan Sen – 17.30

İpsala – Keşan GB

İpsala – 15.00

A GRUBU’NDA 8. HAFTA SONUÇLARI

Özel İdare 1–10 Edirnespor

Şükrüpaşa Atletik 2-4 Edirne Birlik

Alsancak 1–1 Şükrüpaşa

Yıldırım GB 3–6 Sancaktar

25 Kasım 0-5 Trakya Kartalları

Aslantepe1–3 Çınar

B GRUBU 4. HAFTA SONUÇLARI

Keşan Genç Ordu 10-1 Keşan İdmanyurdu

Keşan Zafer 0-3 Keşan GB

Uz. Veteranlar 4-6 İpsala

Uzunköprüspor 0–3 Keşan

BARIŞA DOĞRU

 

İki aydan beri devam eden İran-ABD savaşı barışa doğru yol almaktadır. Bu iyi bir olgu, bunun neticçesinde Ortadoğu belki biraz huzur bulacak. Tek sorun İsrail’in azgınlığı. Ona’da Amerika dur derse belki barışa daha yaklaşılmış olunur. Ama asıl mesele İran’ın ne isteyeceği. Buna karşılık Amerika’nın yani Trump’un takınacağı tavırdır. Her iki tarafta görüş birliğine varırsa barışa daha çok yaklaşılmış olunur. Bu da dünyayı rahat ettirir, tabi Ortadoğu’yu da.

İran, ABD savaşında haklı olan İran’dır, saldırıya uğrayan İran’dır. ABD askeri gücüne güvenerek İran petrolleri üzerinde hegemonya kurmak için saldırmıştır. Nedeni de Amerika petrol sıkıntısı çekmektedir, saldırıya sebep budur. Barış olması için her iki tarafında taviz vermesi gerekir. Her iki tarafta makul isteklerde bulunmalıdır. Amerika hala İran’ı yer yüzünden sileriz tahdidini savuruyor. Hangi çağda yaşıyoruz?

Bir istediği de zenginleştirilmiş uranyumu İsrail’i korumak amacıyla kontrol altına alınmasını istiyor. İran’ın istekleri savaş tazminatı, her ölen İranlı için maaş bağlanması, daha birçok istekler. Savaşta barışın olması için her iki tarafında makulde birleşmesi gerekir. Ancak o zaman barış olur. Bunun çaresi de her iki tarafında fedakarlık edip makul isteklerde bulunmasıdır.

Bugünün savaşları eski savaşlar gibi otuz yıl sürmüyor, en fazla üç-beş yıl sürüyor ve barışla neticeleniyor. İran savaşı da böyle olacak. Çünkü bu savaşın sonu yok, her iki tarafta bunu anlamalıdır. Savaş yalnız top tüfekle, ateşli silahlarla yapılmaz. Birde kamuoyu vardır yani halkın görüşü. Oda ağırlığını ortaya koyarsa dediğini yaptırır. Yaptırır çünkü ölenler halkın evlatlarıdır.

Bu savaşta Amerika Devlet Başkanı Trump, halkından çok kırık notlar almıştır, partisi zedelenmiştir, çok büyük hatalar yapmıştır. En büyük hatası da İran’ın dini liderinin Hameney’in öldürülmesidir. Bu hatadır. Trump dünya kamuoyunda eksi durumdadır, hataları yüzünden çok kayıplar almıştır.

Her savaşın ardından barış gelir, barışı istiyorsan savaşa hazır ol. Savaşlar devletlerde çok büyük değişimler yaratmıştır, imparatorluklar bitmiş, cumhuriyetler kurulmuştur, yeni ekonomik düzenler kurulmuştur, yeni devrimler yaratılmıştır. Bu dünyaya yaşamak için gelenler ölmüş, kalanlar yaşamaya devam etmiştir, sonu barışla noktalanmıştır. Bugünün savaşları füze ve tank savaşlarıdır. Ölüm ve yıkım tepeden geliyor, göğüs göğüse savaş pek yapılmıyor. Bir yerde savaşlara kader hakim. Atatürk bu konuda ileri görüşlülüğünü gösterip şu vecizeyi söylemiştir — İstikbal göklerlerdedir — Yıllar önce söylenen söz bugün doğrulanıyor. Ateşli savaşlarda her iki tarafta can ve mal kaybına uğruyor, en iyisi savaşlardan vazgeçmek. Ama nasıl, diplomasi ile.

En iyisi savaşlardan vaz geçmek BARIŞA DOĞRU yol almak . . .

TÜRK KADINI

Bebeğini sırtına bağlayıp, at üstünde zalimlerle savaşan TÜRK KADINLARIYDI TARİHTE!..
Türklerin tüm savaşlarında, şeytan uşaklarınca kandırılıp, düşmanca gelenler, sadece Türk ordusu ile savaşmıyor, “sivil, yaşlı, kadın, çocuk, bebek” demeden öldürüyor, iğrenç, insanlık dışı, canice, canavarca, işkenceler yapıyor, evlerin, camilerin içinde sığınan halkı yakmakatan zevk alıyorlardı. Böylesine, şeytan uşakları önderleri, tarafından kandırılmış, zalim orduların amacı, Türkleri dininden ve yurdundan kovmaktı!..
Türklerin savaşları asla bu amaçla olmadı. Türkler, kendilerini dininden ve yurdundan atmak isteyenlerin ordularını karşıladı ve son gerileme asırları hariç, asırlar boyunca hep savaşları kazandı!..
Fethedilen bölgelerin halkını, dininde ve yurdunda özgürleştirdi; bayındırlık başlattı, bizim atalarımız!..
Onlardan Allah razı olsun. Mesela komşu ülkeler, en az altı asır Türk hakimiyetinde yaşadılar, NE KÖTÜLÜK GÖRDÜLER TÜRKLERDEN?..
SAYGI, SEVGİ VE KARDEŞLİKTEN BAŞKA!..
HADİ BULSUNLAR DA SÖYLESİNLER?..
Şeytanla yatıp şeytanla kalkanların kandırmasındalar halâda, yazık ki ne yazık!..
Zalim komutanların kandırmasında ki, zulüm ordusunun saldırısı karşısında tek çare, onların zulmünü beklemek yerine, bebeğini, sırtına bağlayıp, at üstünde, zalimle savaşarak, bebeği ile birlikte ölmekti, Türk kadını için, tek yol!..
Bu anlattıklarımın kayıtlarını arasanız zor bulursunuz. İçerden sahip çıkan yok, ders çıkaran yok; dışardan, içerden yok eden çok!..
“Ancak, İzmir’de kendilerine “Şeytan tugayı” adını takanların, sivil halka yapıkları zalimlikler, kelimelere sığmaz..
Bir kısmı, Türk Dil Tarih Kurumu arşivlerinde, fotoğraflarıyla ispatlıdır.
Ayrıca, Sözcü gazetesinde, Yılmaz Özdilin, araştırıp, ispatlı yazdıklarını okuyup, öğrenin, “Şeytan tugayı” nın komutanı PRENS ANDREA’IN başına neler gelmiş?..
Allah onun zalimliklerini yanına bırakmış mı?..
“Şeytan tugayı-Yılmaz Özdil” yazın, google den öğrenin!..

Öğrenecekleriniz, dünyada ki cezası, bir de ahret cezası var ki, “DAHA ŞİDDETLİ CEZA VE DAİMİ CEHENNEM” diyor, Rabbimiz.

Kuran’ı Kerim. Sure 39/Ayet 51:
Artık, yaptıkları kötülüklerin vebali onları yakaladı. Bunlardan da, zulmedenlerin işledikleri kötülüğkler, başlarına gelecektir. Onlar bu husuta Allah’ı aciz bırakamazlar.