Trakya Üniversitesi Eğitim Fakültesi ile Edirne İl Milli Eğitim Müdürlüğü iş birliğinde düzenlenen Yeşil STEM Çalıştayı, Edirne İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nden 30 öğretmenin katılımıyla Eğitim Fakültesi Fen Laboratuvarı, Meriç Kenarı Öğrenci Sosyal Tesisleri ve Meriç Nehri çevresinde gerçekleştirildi.
Rektör Yardımcısı ve Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Eylem Bayır, Eğitim Fakültesinin deneyimli akademik kadrosu ve yürüttüğü ulusal ve uluslararası çalışmalarla eğitim alanında sürdürülebilirlik, iklim değişikliği ve Yeşil STEM çalışmalarının öğretmenlerin mesleki gelişimine önemli katkılar sunduğunu söyledi.
Edirne İl Milli Eğitim Müdürü Dr. Ahmet Alireisoğlu ise üniversite ile İl Milli Eğitim Müdürlüğü arasında yürütülen iş birliklerinin eğitim alanında yeni imkanlar oluşturduğunu belirtti.
Yeşil Bilim, Yeşil STEM, sürdürülebilir öğrenme ortamları ve uygulamaları temasıyla gerçekleştirilen programda Doç. Dr. Sertaç Arabacıoğlu, Dr. Öğr. Üyesi Emrah Oğuzhan Dinçer, Dr. Öğr. Üyesi Hasan Özyıldırım ve Doç. Dr. Hüsnüye Durmaz tarafından Yeşil STEM’in kuramsal çerçevesi, yeşil öğrenme ortamları, çevresel izleme, Meriç Nehri’nin okul dışı öğrenme ortamı olarak kullanılması, ölçme ve değerlendirme ile atmosferik su hasadı konularında eğitim ve uygulamalar gerçekleştirildi.
Program kapsamında öğretmenler, Meriç Nehri çevresinde çevresel izleme ve su kalitesi çalışmaları yaparken atmosferik su hasadı konusunda mühendislik tasarımına dayalı uygulamalar gerçekleştirdi. Programın son bölümünde öğretmenler, çevresel sorunları STEM problemlerine dönüştürerek kendi derslerine yönelik Yeşil STEM etkinlikleri geliştirdi.
Türkiye’nin ev sahipliğinde Antalya’da gerçekleştirilecek COP31 Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı öncesinde düzenlenen program, Trakya Üniversitesi’nin iklim değişikliği, sürdürülebilirlik ve yeşil dönüşüm alanındaki akademik çalışmalarının eğitim boyutuna önemli bir katkı sundu. Program, geliştirilen Yeşil STEM etkinliklerinin sunulması, genel değerlendirme ve katılım belgelerinin takdimiyle tamamlandı.
Trakya Üniversitesi’nin düzenleyicileri arasında yer aldığı XVII. Uluslararası Balkan Eğitim ve Bilim Kongresi, “Eğitimde Sürdürülebilir Büyüme: İnsan, Teknoloji ve Etik” temasıyla Bulgaristan’ın Nesebar kentinde gerçekleştirildi. Kongreye 150’nin üzerinde akademisyen, araştırmacı ve öğrenci katıldı.
Balkanlar’daki akademik iş birliğinin önemli buluşmalarından biri olan kongrede Bulgaristan, Türkiye, Kuzey Makedonya, Hırvatistan, Yunanistan, Sırbistan ve Kosova’dan üniversiteler temsil edildi.
Trakya Üniversitesi Eğitim Fakültesi, kongrede Rektör Yardımcısı ve Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Eylem Bayır ile akademik kadrosuyla yer aldı. Açılışta Prof. Dr. Eylem Bayır’ın yanı sıra Trakia Üniversitesi’nden Prof. Dr. Gencho Valchev, Zagreb Üniversitesi’nden Prof. Ivan Prskalo, Üsküp Aziz Kiril ve Metodiy Üniversitesi’nden Prof. Ljulzim Ademi, Kragujevac Üniversitesi’nden Prof. Dr. Nenad Vulović, Yanya Üniversitesi’nden Prof. Dr. Tassos Anastasios Mikropoulos ve Sofya Üniversitesi’nden Prof. Milen Zamfirov katılımcılara hitap etti.
Bilimsel programda sürdürülebilir eğitim, dijital dönüşüm, yapay zeka, eğitimde etik, kapsayıcı eğitim ve öğretmen eğitimi gibi güncel konular ele alındı. Kongre kapsamında ayrıca ülkeler ve üniversiteler arasında ortak araştırmalar ve uluslararası projelere yönelik iş birliği imkanları değerlendirildi.
Trakya Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nin kongreye katılımı, üniversitenin başta Balkanlar olmak üzere uluslararası akademik ağlarının geliştirilmesine ve eğitim bilimleri alanındaki çalışmalarının uluslararası platformda paylaşılmasına katkı sağladı.
Edirne’de Mayıs ayında açılışı yapılan en son camilerden biri olan Şeyh Şüceaddin Camisi’nin minaresindeki alem bakımdan geçirildi.
Mithatpaşa Mahallesi Kulekapı Caddesi yakınlarındaki Şeyh Şüceaddin Camisi’nin minaresinin ucundaki alem, bir vincin sepetindeki işçi tarafından küflenmemesi için restore edildi. Bir süre hilalinde bulunduğu alem özenle işin uzmanı tarafından elden geçirirdi.
Çevredeki meraklı vatandaşların bakışları arasında işini titizlikle tamamlayan usta işçi, vincin yardımıyla bulunduğu yerden indirildi.
Caminin bu yılın mayıs ayında ibadete açıldığını ifade eden görevliler, alemin kış mevsimi de dikkate alınarak küflenmemesi için bir malzemeyle boyandığını kaydettiler.
Tarihçesi
Şeyh Şücaeddin Camii, 15. yüzyılda Sultan II. Murat tarafından Şeyh Şücaeddin Karamani adına mescit ve zaviye olarak yaptırılmış. 1535 yılında Kanuni Sultan Süleyman döneminde camiye dönüştürülmüştür.
15. yüzyıl da, Sultan II. Murat’ın hayatını kurtaran derviş Şeyh Şücaeddin Karamani adına Edirne’de Tunca Nehri yakınında bir mescit ve zaviye olarak inşa edilmiştir.
Yapı, Kanuni Sultan Süleyman döneminde 1535 yılında camiye çevrilmiştir. Edirne’de 1751-1751 yılında meydana gelen büyük depremde yıkılmış, uzun süre harabe kalmış ve günümüze yalnızca minaresinin bir kısmı ulaşabilmiştir. Restorasyon çalışmaları sonucunda bu yılın mayıs ayında yeniden ibadete açılmıştı.
Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Av. Sinan Tekin’in başkanı olduğu Saadet Partisi Sosyal İşler Başkanlığı tarafından hazırlanan haftalık raporda, bir yılda 95 çocuğun hayatını kaybettiğine dikkat çekilerek, çocuk işçiliğinin ağır bilançosu ele alındı.
Türkiye’de çocuk işçiliğinin ulaştığı boyut, çocukları çalışma hayatına iten yoksulluk, hayat pahalılığı, eğitimden kopuş ve kayıt dışı istihdam gibi temel nedenler değerlendirilen raporda, ayrıca çocuk yoksulluğuyla mücadele edilmesi, ailelerin ekonomik olarak güçlendirilmesi, okul terklerinin önlenmesi, iş denetimlerinin artırılması ve çocukların üstün yararını esas alan sosyal politikaların hayata geçirilmesi gerektiğine dikkat çekilerek şunlara yer verildi:
“Çocuk işçiliği, Türkiye’de giderek ağırlaşan önemli bir sosyal adalet meselesidir. Yoksulluk, hayat pahalılığı, eğitimden kopuş ve kayıt dışı istihdam çocukları erken yaşta çalışma hayatına itmektedir. Bunun en acı sonucu ise çocukların hayatlarını kaybetmesidir. 1 Eylül 2025–31 Ağustos 2026 döneminde 95 çocuk çalışırken hayatını kaybetmiştir; önceki dönemde bu sayı 72’ydi.
Saadet Partisi’nin anlayışında çocuk, ailesinin geçimine katkı sağlamak zorunda olan bir iş gücü değil; korunması gereken bir emanettir. Bir ülkede çocuklar okul sıralarında olmak yerine ağır ve tehlikeli işlerde çalışıyorsa mesele yalnızca çalışma hayatının değil, ekonomik düzenin ve sosyal politikaların da meselesidir.
‘Önce Ahlâk ve Maneviyat’ anlayışı, insanı ve aileyi ekonomik hesapların önünde tutmayı gerektirir. Esas olan çocuğun kazancı değil; eğitimi, sağlığı, güvenliği ve geleceğidir. Bu nedenle mücadele yalnızca işyerlerini denetlemekle sınırlı kalmamalı; aileleri çocuklarının gelirine muhtaç bırakan yoksullukla da mücadele edilmelidir.
Çocuğun yeri ağır çalışma koşulları değil, okuludur; görevi ailesinin geçimini sağlamak değil, geleceğe hazırlanmaktır. Sosyal devlet, aileyi güçlendirmeli ve hiçbir çocuğu yoksulluk sebebiyle çalışmak zorunda bırakmamalıdır.
BİR YILDA 95 ÇOCUK HAYATINI KAYBETTİ
Söz konusu rapora ilaveten yapılan “Çocuk işçiliğinin ağır bilançosu: Bir yılda 95 çocuk hayatını kaybetti” başlıklı basın açıklamasında da şöyle denildi:
“Türkiye’de çocuk işçiliği, görmezden gelemeyeceğimiz ciddi bir toplumsal sorun hâline gelmiştir. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi verilerine göre, 1 Eylül 2025 ile 31 Ağustos 2026 tarihleri arasında 95 çocuğumuz çalışırken hayatını kaybetmiştir. Bir önceki dönemde bu sayı 72’ydi.
Bir çocuğun ailesinin geçimine katkı sağlamak için ağır ve tehlikeli şartlarda çalışmak zorunda kalması kabul edilebilir değildir. Çocuk işçiliğinin temelinde yoksulluk, gelir adaletsizliği, hayat pahalılığı, eğitimden kopuş ve kayıt dışı çalışma bulunmaktadır. Bu nedenle meseleye yalnızca işyerlerinin denetlenmesi açısından bakmak yeterli değildir. Aileleri çocuklarının gelirine muhtaç bırakan ekonomik ve sosyal şartları da değiştirmek gerekir.
Bizim anlayışımızda çocuk emanettir. Emanete sahip çıkmak ise önce çocuğu ve ailesini korumaktan geçer.
‘Önce Ahlâk ve Maneviyat’ anlayışı, insanı ekonomik çıkarların önünde tutmayı gerektirir. Ekonomi insan için vardır; insan ekonomi için değildir. Kalkınmanın ölçüsü yalnızca büyüme rakamları değil, çocuklarımızın ne kadar güvenli ve umutlu bir geleceğe sahip olduğudur.
Bunun için ailelerin ekonomik olarak güçlendirilmesi, çocuk yoksulluğuyla etkin mücadele edilmesi, okul terklerinin önlenmesi ve sosyal desteklerin artırılması gerekmektedir. Kayıt dışı çocuk işçiliğine karşı denetimler güçlendirilmeli, iş sağlığı ve güvenliği konusunda taviz verilmemelidir. Mesleki eğitim uygulamalarında da çocukların üstün yararı ve güvenliği her şeyin önünde tutulmalıdır.
Sosyal devletin görevi, yoksul ailelerin çocuklarını çalışmaya göndermek zorunda kalmasını seyretmek değil; o aileyi ayağa kaldırmaktır.
Biz çocuklarımızın okullarda, kütüphanelerde, parklarda ve güvenli ortamlarda büyüdüğü bir Türkiye istiyoruz. Çünkü çocuklarımız bizim geleceğimizdir. Ve hiçbir ekonomik gerekçe, bir çocuğun eğitiminden, sağlığından ve hayatından daha değerli değildir.”
Trakya Üniversitesi’nin proje iştirakçisi, Trakya Kalkınma Ajansı’nın ise proje ortağı olarak yer aldığı “BSB01104 – DIALOGUE: İnovasyon ve Daha İyi Yönetişim İçin Diyalog” Projesi kapsamında düzenlenen Proje Yönetimi Eğitimi, Trakya Üniversitesi Sultan II. Bayezid Külliyesi Sağlık Müzesinde başladı.
“Proje Yönetimi Temelleri ve Uygulamalı Proje Geliştirme” başlıklı programın ilk gün oturumu, külliyenin kültürel etkinlik alanına dönüştürülen Fodlahane bölümünde gerçekleştirildi.
TÜBİTAK Ufuk Avrupa Kıdemli Proje Yönetimi Uzmanı İhsan Karataylı tarafından verilen eğitimde; proje fikrinin geliştirilmesi, proje tasarımı, ortaklık ve ekip yönetimi, bütçe ve kaynak planlaması, izleme ve değerlendirme, raporlama ile proje sonuçlarının etkili biçimde sunulması konuları ele alındı.
Eğitim kapsamında uygulamalı atölye çalışmaları ve randevulu proje geliştirme görüşmeleri gerçekleştirildi. Katılımcılara kendi proje fikirleri üzerinde çalışma ve proje başvurularını geliştirme imkanı sunuldu.
Eğitime, Proje Koordinasyon Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü ve Eğitim Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Sertaç Arabacıoğlu, Teknoloji Transferi Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Doç. Dr. Tarık Yerlikaya ile akademisyenler katıldı.
Üç gün sürecek eğitim programının ikinci günü yüz yüze, son günü ise çevrim içi olarak gerçekleştirilecek.
Edirne’nin U14 ve U15 Gelişim Ligleri’ndeki 3 takımı geçtiğimiz haftayı 2 galibiyet ve 4 mağlubiyet ile kaparken, 7 gol sevinci yaşadı, kalesinde ise 17 gol gördü.
Edirne Birlik Spor U14 takımı Yıldırım İbrahim Acar sahasında Bigaspor’u 2-1 yenerken U15 takımı ise bu maçtan sonra oynanan karşılaşmada rakibine 3-1 yenildi.
Uzunköprü Veteranları U14 takımı Oğuz Arda Sel Sentetik Futbol Sahası’nda Fevzipaşaspor karşısında farklı mağlup oldu: 7-0 U15 ekipleri arasındaki maçtan da 3-0 konuk ekip galip ayrıldı.
Şükrüpaşa Spor U 14’ler deplasmanda 18 Mart Sentetik Çim Saha’da oynadığı maçta rakibine 3-1 yenildi, bu maçtan sonra U15’ler arasında aynı sahada oynanan maçta ise 3-0’lık skorla Edirne ekibi oldu.
Haftanın en farklı galibiyetini U14 Gelişim Ligi’nde Kırklarelispor’u evinde 18-0 yenen Kepezspor elde etti.
U14 GELİŞİM LİGİ 3.HAFTA SONUÇLAR
Edirne Birlik Spor 2–1 Bigaspor
Uzunköprü Veteranları 0-7 Fevzipaşaspor
Çorlu Belediye Futbol Kulübü 2-0 Tekirdağspor
Büyükçekmece Gücü Fk Spor A.Ş. 1-0 Çorlu Spor 1947
Çerkezköy 1923 Spor Kulübü 1-4 Büyükçekmece Belediye Spor
Lüleburgaz Atletik Spor 10-0 Silivrispor
Çanakkale Gençlerbirliği Spor 3-1 Edirne Şükrüpaşa Spor
Kırklarelispor 0-18 Kepezspor
U15 GELİŞİM LİGİ 3.HAFTA SONUÇLAR
Edirne Birlik Spor 1-3 Bigaspor
Yıldırım İbrahim Acar – 13.00
Uzunköprü Veteranları 0-3 Fevzipaşaspor
Oğuz Arda Sel Sentetik Futbol Sahası – 13.00
Çorlu Belediye Futbol Kulübü 6-0 Tekirdağspor
Büyükçekmece Gücü Fk Spor A.Ş. 1-3 Çorlu Spor 1947
Çerkezköy 1923 Spor Kulübü 4-3 Büyükçekmece Belediye Spor
Lüleburgaz Atletik Spor 0-1 Silivrispor
Çanakkale Gençlerbirliği Spor 0-3 Edirne Şükrüpaşa Spor
Alaca karanlık zamanları hep sevmişimdir. Akşamüzeri olanı hep hüzünlendirse de okuma zamanlarıdır akşamların alaca karanlığı. Edirne İl Halk Kütüphanesi’nden gündüz alınan ödünç kitaplarımla buluşma zamanlarıdır akşamların alaca karanlığı. Yeni hayatları tanıma, okuma ile yazma arasındaki ince çizgide gidip geldiğim anlara tanıktır akşam alaca karanlıkları. Bazen de çilingir soframda kadehim ve ben arasındaki sohbetlerin tanıklığıdır alaca karanlıklar. Geçmişin sorgulanması, günün yorgunluğunun giderildiği, yaz dönemlerinde tatil keyfinin sürüldüğü zamanlardır akşam alaca karanlıkları. Gecelere de, hüzünlere de, hesaplaşmalara da gebedir akşamın alaca karanlıkları. Uyku tutmaz olur bazen geceleri, bitmeyen geceyi, geceleri sonlandıracak tek çare de yine bir alaca karanlık, oda sabahın alaca karanlığıdır.
Umutla, sabırla, hüzünle beklenir o sabahın alaca karanlığı geceyi bitirimeyenlerce. Hele bir hastane köşesindeyseniz, hastanız da varsa bitmez bir türlü o gece. Sadece düşünceleri için parmaklıkların arkasında bir yakınınız varsa düşünürsünüz onu, o sizleri, hesap gününün geleceğini, kısa çöpün uzun çöpten hakkını alacağı günleri, umutla sabırla. Hep beklersiniz sabahı, sabahın alaca karanlığını. O yüzden sabahın alaca karanlığını daha çok severim akşamlarınkine göre. Umut vardır, hayata yeniden başlamak, mücadele etme isteği vardır sabahın alacak karanlığında. Doğacak olan güneşin hayata yeniden başlamanın müjdecisidir. Hayat gibidir alaca karanlıklar. İlki biten bir günü, geceyi, karanlığı, üzüntüleri, acıları, diğeri yeniden başlamayı, hayatı yeniden kurmayı, kalkıp yola çıkmayı, pes etmemeyi simgeler gibidir. Sabahın alaca karanlığında tek başına bindiğim bisikletimle Edirne’nin sessizliği içinde süzülerek yol aldığımda mutlu olduğumu, umudumu ve mücadele azmimi kaybetmediğimi de hissederim. Ülkemi, insanlarını, yakınlarımı, dostlarımı sevdiğimi duyumsayarak keyifle asılırım pedallara, “Yaşamak güzel şey be kardeşim” diye geçer aklımdan. Bir gazete, sabah çayı, kahvecinin sataşmaları, birazdan gelecek olan çocukluk arkadaşlarım ile yapılacak sohbetler. Severim alaca karanlıkları, ama sabahları daha da çok.
Enez’in iki aktif Derneği olarak, 4 Ekim’de düzenlediğimiz kermes umduğumuzun ötesinde çok büyük ilgi gördü. Dedeağaç ve çevresindeki 5 Dernekten 3 otobüsle gelen yaklaşık 150 Yunanistan vatandaşı kermese renk kattı…
Pek çoğu mübadele öncesi ahalinin torunları olan konuklar görmek istedikleri Enez Kalesi, Ayasofya Camii, Has Yunus Bey Türbesi’ni gezdikten sonra kermese katılarak alış/veriş yaptılar. Süreç içinde müziğin birleştirici gücü ile samimiyet arttı, konukların müzikle uyumlu danslarıyla gün unutulmaz anlara tanık oldu.
***
Kermeste ürettikleri lezzetleri ev ve el işlerini yaklaşık 20-25 masada pazarlayan çoğunluğu kadın Enezli üreticiler de belki de ilk kez avro ile alışveriş yapmanın deneyimini kazandılar.
İddia ile söylüyorum ki bu kermes Enez’in turizme yönlenmesi açısından çok önemli ve kusursuz sayılabilecek bir adımdı. Enez Kaymakamının yüreklendirmesi, İlçe Emniyet Müdürü’nün destekleyici tavrı, Enez Belediyesi’nin çok önemli katkıları ile önemli bir mesafe alındı.
Yenice Muhtarı Ruşen Yazıcıoğlu’nun kermese yeterince masa ve sandalye desteği sağlaması, Belediye Başkan yardımcısı Hüseyin Çakaloğu, zabıta memuru Gökhan Varnalı ile Belediye temizlik işçilerinin Pazar günü olmasına rağmen sabahın en erken saatlerinde sahada olması Enez’de çok uzun zamandır görmediğimiz iş birliği ve dayanışmanın çok güzel bir örneği idi. Kendilerine ve katkı veren, emekleriyle katılan, gelip görerek destek veren herkese teşekkür ederiz.
***
Umutlandık… Ama Enez’de, turizmin, ne kadar çalışkan olurlarsa olsunlar iki derneğin gayreti ile gidebileceği, varabileceği yer bellidir…
Enez’de ne yazık ki bazı büyük fırsatlar kaçırılmıştır. Örneğin Kale içindeki Ayasofya Kilisesi’nin cami olarak ibadete açılması yerine; bir müze olarak değerlendirilmesinin çok doğru olduğunu inkar edebilecek Enez’de birkaç fanatikten başka artık kimse yoktur…
Halbuki böyle bir müzenin geliri ile zaman içinde pek çok cami yapmak mümkün olabilirdi. Ne var ki bu dev tarihi anıt özellikle kış günlerinde 4-5 kişilik cemaate hizmet vermek adına devlete gelir getirici değil bir masraf kapısı konumundadır. Kilise değil, ama bir müze olarak aslına uygun düzenlenmemesi Enez turizminin kaçırdığı en büyük fırsattır.
***
Turizm açısından limanın yıllardır aktif hale getirilememesinin kaybettirdiklerinin hesabını yapmak güçtür. “Bu yaz olacak?” beklentileri yine sonuçsuz kalmıştır.
Bu konu gelip giden valilerin, kaymakamların işi değildir. Bu iş tam kadro seçilerek tekrar gelmekle övünen Keşan Ticaret ve Sanayi Odası’nın, Enez asıllı Keşanlı sermaye sahiplerinin ve özellikle iktidar milletvekillerinin ufku, yeteneği, vizyonu, birikimi, iş bitiriciliği ile çok yakından ilgilidir. Kaldı ki Trakya’nın Ege denizine açılan tek limanının işlevsizliği sadece Enez’in, hatta Edirne’nin sorunu değildir.
***
Enez’i yöneten kamu görevlileri, yerel yöneticileri, çevre üniversitelerinden uzmanlar Enez’i bir masaya yatırıp nasıl bir turizm hedeflemek gerektiğini, bu konuda nasıl bir yol izleneceğini bilimsel olarak projelendirmelidirler. Çünkü Enez’in sahip olduğu turizm nimetleri ve çeşitliliği lafta kalmamalı ve Enez’e değer kazandırmaya bir yerden başlanmalıdır.
Bunun yanı sıra; Yerel yöneticiler de yasaları uygularken insiyatiflerini turizmden yana koymalıdırlar. Örneğin Enez Gençlik Parkı’na bira içilmesi için ruhsat verilmemesinin nedeni Kuran Kursu’na yakın olması olmamalıdır. Bu uygulama yasaya da aykırıdır. (*) Kuran kursu örgün eğitimin bir unsuru değildir. Turizm olacaksa içki de olacaktır. Bunu içimize sindirmek zorundayız. Eğer parka bu ruhsat verilseydi bugün işletmeciler en az bir aylık nafakalarını çıkarmış olurlardı.
***
Sonuç olarak bugünkü kermes belki bu yönde yapılması gerekenler için bir başlangıç olur. Örneğin şehir içi genel tuvaletlerimiz kesinlikle turizm iddiamızla bağdaşır nitelikte değildir. Yabancıları alaturka tuvalete mecbur bırakmamalıyız. Tuvalet temizliği bir kültür ve eğitim işidir. Burada görev yapacak olan çalışanlara -örneğin- OPET Tuvaletleri gösterilmeli ve hatta o tuvaletlerde bir süre görev yapmaları sağlanmalıdır.
***
Turistik olmayı amaçlayan bir kentte pazar günü iş yerleri açık olmalıdır. Kale Caddesi araç trafiğine kapanmalı ve özellikle yaz boyunca bu cadde sadece yayaya açık bir turistik pazar olarak kullanılmalıdır. Sahil ile şehir merkezi arasında yıl boyunca yeterli bir şehir içi ulaşım sistemi çalıştırılmalıdır. Hatta yaz aylarında bu ulaşım gecenin geç saatlerine kadar sürdürülmelidir. Sahil siteleri yaz, kış yaşanabilir hale getirilmelidir.
Kısacası Enez’in önemini kavradığını düşünen herkes geleceğin turistik Enez’i için elini taşın altına koymalıdır.
—-
(*) Kuran kursları, içkili lokanta veya tekel bayisi gibi alkollü içki satışı yapılan mekanların açılmasına yasal bir engel teşkil etmemektedir. Türkiye’deki alkol mevzuatına göre (4250 sayılı Kanun ve ilgili Tarım ve Orman Bakanlığı yönetmelikleri), alkollü içki satışı yapılan yerler ile örgün eğitim kurumları, dershaneler, öğrenci yurtları ve ibadethaneler arasında en az 100 metre mesafe bulunması zorunludur.
Kuran Kursları ÖRGÜN EĞİTİM Sistemine dahil değildir…
Bakıyoruz, ortalığa çıkan birileri sarık takıp, cüppe giyip diyor ki: “Kuran’ı okursanız siz anlayamazsınız, bizlere sorun, öğrenin!..” Der mi der. Dilin kemiği yok ki!.. Ve kalabalıkları toplar anlatır, “Kuran’ı okursanız siz asla anlayamazsınız; biz, Kuran, hadis, fıkıh alimiyiz, din bizden sorulur, size anlatırız!..” derler. Ve yine derler ki, bu muhteremeler: “Bilim şeytan yoludur…” DİYORLAR MI?.. DİYORLAR… Herkes duyuyor. Ben böyle söyleyenlere önceleri çok kızardım, ama şimdi o kadar çok kızmıyorum. Neden mi?.. Çünkü, dünya geçici sınav yeri, dersleri geçip, ahirete diploma almak gerek!.. Kalbi ve beyni hasta olanlar işte böyle AYRILIYOR!.. Onların söylediklerine kimler kanar?.. Kafatasının içinde BEYİN OLMAYANLAR, ya da, KALBİ HASTA olanlar!.. “Beyni olmayanlar, kalpleri hasta olanlar,” ne demek:.. Duyduğunu, gördüğünü, söylediğini, yaptığını, “Yaratan beni izliyor, sınavdayım, eğriyi, doğruyu hak ve adaletle ayırıyor ve uyguluyor muyum, uygulatıyor muyum?.. DEMEZLER… “SAPKIN DA OLSA, YALNIZ BENİM EGOM, BENİM ÇIKARIM, her şeyden önemlidir” DERLER!.. “Yani, bilim, yapma, Kuran okuma, vs…” diyenlere itibar eden milyonları izliyoruz, maalesef. Bu ne demek?.. ALLAH’IN İNSANLARA RAHMETİ OLAN, Tavrat ve İncil’in aslının, Zebur’un ve de HEPSİNİN TOPLAMI KURAN’IN HAKKINI: Peygamberlerin, velilerin, nebilerin, inançlı bilimcilerin AÇIKLADIKLARI HAKKI, HİÇE SAYMAK DEMEKTİR. Yani, “ALLAH’A TAPMAK yerine, KENDİ İŞİNE GELENLERİ PUTLAŞTIRMAK” demektir. “Bilim, şeytan yolu” derler!.. Şimdiki nesiller bilmezler. Çok yakın bir tarihte, CÜZZAM, TİFO, TÜFÜS, KABAKULAK, ÇİÇEK, KIZAMIK, VEREM gibi hastalıklardan, doğan çocukların üçünden, ikisi ölüyordu!.. Bilim insanları çok araştırıp, çalışıp, bu hastalıkları nerdeyse tarihe gömdüler. Allah onlardan razı olsun!.. “Bilim evlatlarımız olmasaydı halimiz nice olurdu?..” Şükür, bilimle çalışmamıza çareler veren Rabbimize” demezler… Bu kadar açık olmasına rağmen, “Bilim şeytan yolu olur mu” demezler. MİLYONLAR, inanır bu söze… Ve de Kuran’ı okuyup, TEK HAK DİNİ öğrenmeye emek vermezler, bölük bölük, SAPAKLARA, yani, mezheplere ayrılırlar.
İşte Allah, kalpleri, beyinleri hasta olanları böyle ayırt edip, gönderir, ama nereye?…
Kuran’ı Kerim. Sure 4/Ayet 26:
Allah size hükümlerini açıklamak ister. Ve de sizden evvelkilerin yolunda hidayet etmek, günahlarınızı bağışlamak istiyor. Allah tövbe edenleri bilici ve hikmetini açıklayıcıdır.
Bilim ile çalışma yolu: Bilmediklerimizin hikmetini, Allah’ın bize vermesi yolu!..
Edirne’de 5 Nisan 2025’te bir lisenin bahçesinde 15 yaşındaki Gülden Coni’nin 30 bıçak darbesiyle hayatını kaybettiği olayın ardından açılan yan davada yargılama sürüyor. Cinayeti işleyen E. A. (15) “çocuğa ve kadına karşı tasarlayarak kasten öldürme” suçundan 19 yıl hapis cezasına çarptırılırken, olay sonrası delilleri gizlemek ve yok etmekle suçlanan ailesinin yargılandığı davanın ikinci duruşması Edirne 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yapıldı.
Yeni Parti İl Başkan Adayı Seyfi Alp Üzmen, Edirne’de görülen Gülden Coni davasının duruşmasına katıldı.
AİLE DURUŞMAYA GELMEDİ Duruşmaya maktul Gülden Coni’nin ailesi, avukatları ve Edirne Barosu Aile, Kadın ve Çocuk Hakları Komisyon Başkanı Bedia Mutlu Mirzabey katılırken; “suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme” suçlamasıyla tutuksuz yargılanan baba D. A., anne B. A. ve teyze S. S. salonda yer almadı. “AMBULANS YERİNE DELİL PEŞİNE DÜŞTÜLER” Duruşmada söz verilen acılı baba Sami Coni, sanık ailesinin olay anındaki tutumuna tepki göstererek, “Kızım 30 bıçak darbesiyle öldü. Katilin ailesi sağlık ekiplerini aramak yerine organize şekilde delil karartma telaşına düştü. Kızımın hayatını kurtarmak yerine suça ortak olmayı seçen bu kişilerin tutuklanmasını istiyorum” ifadelerini kullandı. Anne Zehra Coni ise savcılık mütalaasını hatırlatarak sanık yakınlarının cinayet bıçağını ortadan kaldırdığını, kanlı montu yıkayıp yalan beyanlarla yargıyı yanılttıklarını belirtti ve en üst sınırdan cezalandırılmalarını talep etti. Aile avukatı Oğuzhan Özcan Altınel ile Baro Temsilcisi Bedia Mutlu Mirzabey de güvenlik kamerası kayıtlarında delillerin karartıldığının açıkça görüldüğünü vurgulayarak tutuklama talebini yineledi. Mahkeme heyeti, dosyadaki eksikliklerin tamamlanması için duruşmayı ileri bir tarihe erteledi.