Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’na bağlı Çocuk Endokrinolojisi Bilim Dalı, Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı ile Hemşirelik Hizmetleri Müdürlüğü “14 Kasım Dünya Diyabet Günü” kapsamında Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi ana giriş alanında bir farkındalık etkinliği düzenledi.
Bu yılki ana teması “Diyabet ve Geri Dönüşüm Farkındalığı” olan etkinlikte, geri dönüşüm malzemeleriyle hazırlanmış robotlar ve çocuk oyuncakları sergilendi. Ayrıca diyabet tedavisinde kullanılan tıbbi ürünlerin tarihsel gelişimini anlatan panolar ile besin etiketi okuma ko-nusunda bilgilendirici içerikler de ziyaretçilere sunuldu.
Hastaneye gelen çocuklar ve yetişkin hastalar tarafından ilgiyle gezilen sergi, diyabet farkındalığını artırmaya yönelik önemli bir katkı sağladı.
İstanbul Rumeli Üniversitesi Ağız ve Diş Sağlığı Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Melike Özlem Eken, diş gelişiminin anne karnında başladığını ve bu nedenle annenin beslenme alışkanlıklarının bebeğin diş sağlığını doğrudan etkilediğini vurguladı. Gebelik döneminde toplumda yaygın olarak bilinen “her bebeğin anneye bir diş kaybettireceği” inancının doğru olmadığını belirten Eken, doğru beslenme ve düzenli ağız bakımının hem anne hem bebek sağlığı açısından büyük önem taşıdığını söyledi.
Diş Sağlığının Temeli Anne Karnında Atılır
Hormonal değişimlerin diş çürüklerine zemin hazırladığını ifade eden Eken, “Bu dönemde ağız hijyeninin korunması için dengeli bir beslenme alışkanlığı geliştirilmelidir. Protein, A, C ve D vitaminleri ile kalsiyumdan zengin gıdalar yeterli miktarda alınmalı, gerekirse vitamin takviyesi yapılmalı ve diş hekimi kontrolleri ihmal edilmemelidir.” dedi.
Gebelikte diş eti hastalıklarının erken doğum ve düşük doğum ağırlığı riskini artırabileceğini hatırlatan Eken, anne adaylarının bu dönemde ağız bakımına özel önem vermesi gerektiğini vurguladı. Ayrıca ebeveynlerin ağız ve diş sağlığı konusundaki bilgi düzeyinin, çocuklarının diş sağlığını doğrudan etkilediğini de belirtti.
Ne Yiyorsak, Dişlerimiz de Onu Yansıtır
Ağız ve diş sağlığı ile beslenme arasında güçlü bir ilişki bulunduğunu vurgulayan Eken, “Şekerli ve asitli gıdalar diş yüzeyine yapışarak çürük riskini artırır. Bu tür gıdalar mümkünse ana öğünlerde tüketilmeli, ara öğünlerde ise elma ve havuç gibi dişleri doğal biçimde temizleyen besinler tercih edilmelidir.” dedi.
Eken, “Şekerli gıdalar tüketildikten sonra dişler hemen fırçalanamıyorsa ağız suyla çalkalanmalı veya su içilmelidir. Ayrıca peynir tüketmek, içerdiği yüksek protein sayesinde ağız içi asit dengesini düzenler. Yer fıstığı da içeriğindeki fosfat nedeniyle diş dostu bir besindir.” ifadelerini kullandı. Rafine edilmemiş hububatların ve kepekli ekmeklerin tercih edilmesinin diş sağlığı açısından daha yararlı olduğunu da ekledi.
İki Dakikalık Fırçalama, Bir Ömürlük Koruma
Ağız ve diş sağlığının korunmasının en temel ilkesinin diş yüzeyindeki plağın düzenli fırçalama ile uzaklaştırılması olduğunu belirten Eken, “Amerikan Diş Hekimliği Birliği, dişlerin günde iki kez, her yemekten sonra ve en az iki dakika süreyle fırçalanmasını önermektedir.” dedi.
Yapılan araştırmalara göre Türkiye’de günde iki kez diş fırçalayanların oranının yalnızca yüzde 36 olduğunu, ortalama fırçalama süresinin ise 30 saniyede kaldığını söyleyen Eken, “Bu oranlar, diş çürüğü riskinin neden bu kadar yaygın olduğunu gösteriyor.” dedi.
Eken, “Fırçalama sırasında en sık yapılan hata, yalnızca ön yüzeylerin temizlenip arka ve iç yüzeylerin ihmal edilmesidir. Etkin bir temizlik için dişler günde iki kez, özellikle yatmadan önce en az iki dakika fırçalanmalıdır.” diye konuştu.
Doğru Fırça, Doğru Macun, Doğru Alışkanlık
Türkiye’de diş macunu kullanım oranlarının da düşük olduğuna dikkat çeken Eken, “Sağlık Bakanlığı’nın 2022 verilerine göre Almanya’da kişi başına düşen yıllık diş macunu kullanımı 457 mililitre iken, Türkiye’de bu oran yalnızca 85 mililitredir. Ayrıca evlerin yaklaşık yüzde 25’inde diş macunu düzenli olarak kullanılmamaktadır.” dedi.
Diş fırçası seçiminde kişisel tercihten çok etkinliğin önemli olduğunu belirten Eken, “Fırça başlığı küçük, kıllar yumuşak veya orta sertlikte olmalıdır. Fırçalar her üç ayda bir, kıllar yıprandığında ya da bir enfeksiyon sonrası mutlaka değiştirilmelidir.” ifadelerini kullandı.
Arayüz fırçaları ve diş ipinin düzenli kullanımının ağız hijyenini tamamladığını, florlu diş macunlarının ise dişleri çürüğe karşı daha dirençli hale getirdiğini de vurguladı.
Kontroller Kişiye Özel Olmalı
Diş hekimi muayene periyotlarının kişiye özel planlanması gerektiğini vurgulayan Eken, “FDI (Dünya Diş Hekimleri Birliği), sabit 6 ayda bir kontrol yerine kişiselleştirilmiş muayene aralıklarını önermektedir. Çocuklar, hamileler, diyabet hastaları, sigara içenler ve diş eti problemi olan bireyler daha sık kontrol edilmelidir.” dedi.
Sağlık Bakanlığı’nın 2022 istatistiklerine göre, Avrupa’da bir kişinin yılda ortalama beş kez diş hekimine gittiğini, Türkiye’de ise bu sayının yalnızca 0,62 olduğunu belirten Eken, düzenli muayenelerin sadece çürüklerin değil, ağız kanseri ve diş eti hastalıklarının da erken teşhisi açısından büyük önem taşıdığını söyledi.
Ağız Sağlığı, Vücudun Aynasıdır
Ağız ve diş sağlığının genel sağlıkla doğrudan ilişkili olduğunu belirten Eken, “Diş eti hastalıkları, bakterilerin kana karışmasına yol açarak kalp, böbrek, akciğer gibi organlarda enfeksiyonlara neden olabilir. Bu durum kalp hastalıkları, inme ve damar tıkanıklığı riskini artırabilir.” dedi.
Diyabetin ağız sağlığını bozduğunu, diş eti enfeksiyonlarının ise kan şekeri kontrolünü zorlaştırdığını ifade eden Eken, “Ağız sağlığı ve diyabet birbirini olumsuz etkileyen iki yönlü bir ilişkidedir. Ayrıca yapılan araştırmalar, kronik diş eti iltihaplarının Alzheimer hastalığı riskini artırabileceğini göstermektedir.” şeklinde konuştu.
Eksik dişlerin ve diş eti problemlerinin çiğneme fonksiyonunu bozarak beslenme ve sindirim sorunlarına yol açabileceğini belirten Eken, kötü ağız kokusu ve estetik kaygıların da bireylerin özgüvenini düşürerek psikolojik sağlığı olumsuz etkileyebileceğini söyledi.
Trakya Üniversitesi (TÜ) öğrencileri, 3-9 Kasım Organ Bağışı Haftası kapsamında, şehrin kalabalık Saraçlar Caddesi’nde stant açarak vatandaşlara organ bağışının önemini anlattı.
Her yıl 3-9 Kasım tarihleri arasında kutlanan Organ Bağışı Haftası kapsamında, TÜ öğrencileri tarafından Saraçlar Caddesi’nde etkinlik düzenlendi. Avrupa Tıp Öğrencileri Birliği (EMSA) Trakya Üniversitesi Topluluğu gönüllülerince düzenlenen etkinlik kapsamında açılan stantta, vatandaşlara organ bağışının önemi anlatıldı. Öğrenciler, broşürler dağıtarak farkındalık yaratmak amacıyla bilgilendirme yaptı.
‘HER YIL ORGAN BAĞIŞINA İHTİYAÇ DUYANLARIN SAYISI ARTIYOR’
EMSA Trakya Başkanı ve Tıp Fakültesi 3’üncü sınıf öğrencisi Neslişah Hatipoğlu, halkı organ bağışı konusunda bilinçlendirmeyi amaçladıklarını belirterek, “”3-9 Kasım Organ Barışı Haftası olarak geçiyor. Biz de EMSA Trakya olarak bir Tıp Fakültesi topluluğuyuz. Biz de halkımızı bilinçlendirmek için halk sağlığı çalışma kolumuz altında broşürler getirdik. İlk önce dün bir eğitim aldık. Onun dışında şimdi halkımıza hem organ bağışı hakkında hem de farklı konular hakkında bilgilendirme çalışmaları yapmak istiyoruz. Türkiye’de şu an yaklaşık 33 bin kişi organ bağışı için bekliyor. Her yıl, hatta her gün bu sayı değişiyor. Her gün gittikçe daha fazla artmaya başladı. Bir yandan da azalıyor çünkü maalesef ki organ bağışı bekleyen hastalarımızın bazıları çok uzun zaman bekliyorlar. O yüzden vefat edebilenler oluyor. Onun dışında organ bağışı yapılıp iyileşen hastalarımız da oluyor. Organ bağışı aslında gerçekten çok önemli. Çünkü bir kişi, bağış yaparak 8 kişinin hayatını kurtarılabiliyor” dedi.
NASIL ORGAN BAĞIŞLANIR?
Organ bağışının nasıl yapılacağını da anlatan Hatipoğlu, “Organ bağışı hem aile hekimine gidip form doldurup da yapabiliyor ya da e-Nabız’dan da yapılabiliyor. Ama halkın kafasında ‘formu doldurdum ama şimdi ne olacak?’ gibi sorular oluyor. Aslında bunu doldurmak, kişinin bir beyanı oluyor. Yani ‘ben aslında organ bağışına sıcak bakıyorum’ gibi. Allah korusun kişi vefat ettikten sonra ailesi aslında bağış için izni alıyor. Yani kişi vefat ettikten sonra ailesi düşüncesini bilmiş oluyor” şeklinde konuştu.