İstanbul’un Kadıköy ilçesinde uğradığı bıçaklı saldırı sonucu yaşamını yitiren Edirneli öğretmen Bahadır Grammeşin’in adı, memleketi Edirne’de açılan bir kitaplıkla yaşatılıyor.
Toplumsal Araştırmalar Kültür ve Sanat İçin Vakfı (TAKSAV) Edirne Temsilciliği’nde oluşturulan “Bahadır Grammeşin Kitaplığı”, düzenlenen törenle hizmete açıldı. Açılışa Edirne Belediye Başkan Yardımcısı Cenk Ergüden, Grammeşin’in ailesi, yakınları ve sanatseverler katıldı.
TAKSAV Edirne Temsilcisi Nevzat Çolak, bağışlanan kitapların gönüllülerin çalışmasıyla kayıt altına alındığını belirterek, 5 bin 37 kitaptan oluşan kitaplığa Bahadır Grammeşin’in adını vermeyi anlamlı bulduklarını söyledi.
2004 yılında uğradığı bıçaklı saldırı sonucu yaşamını yitiren Bahadır Grammeşin’in ablası Başak Grammeşin Arslan ise kardeşinin yaşamı boyunca çocuklarla güçlü bağlar kurduğunu ve bir taciz olayını engellemeye çalışırken hayatını kaybettiğini ifade etti. Arslan, Bahadır’ın adını yaşatmaya yönelik çalışmaların süreceğini belirtti.
Edirne Belediye Başkan Yardımcısı Cenk Ergüden de şiddetin temelinde cehaletin yer aldığını vurgulayarak, kitaplıkların bu mücadelede önemli bir rol üstlendiğini dile getirdi.
Edirne eski belediye başkan yardımcılarından Namık Kemal Döleneken, Sayıştay raporlarına konu olan Cuma Pazarıyla ilgili, 2014-2024 yılları arasındaki belediye başkanları ve yöneticileriyle ilgili İçişleri Bakanlığı müfettişlerinin savcılığa suç duyurusunda bulunduğunu söyledi.
Kentte Ulus Pazarı’nın da kurulduğu pazar alanı hakkında, yönetmeliğe aykırı durumlar nedeniyle Edirne Belediyesi’nin kapatma kararı aldı. Pazar yönetiminin başvurduğu Bölge İdare Mahkemesi’nin bu kararı durdurdu. Ocak ayına kadar açık kalan pazar alanı, yürütmeyi durdurma kararının kalkmasıyla kalıcı olarak kapatıldı. Söz konusu alanla ilgili konuşan Edirne Belediyesi eski başkan yardımcılarından Namık Kemal Döleneken ise ilginç bir iddiayı gündeme getirdi. Döleneken, Sayıştay raporlarına konu olan Cuma Pazarı ile ilgili, 2014-2024 yılları arasındaki belediye başkanları ve yöneticileriyle ilgili İçişleri Bakanlığı müfettişlerinin savcılığa suç duyurusunda bulunduğunu söyledi.
‘SAVCILIĞA SUÇ DUYURUSUNDA BULUNDULAR’
Pazarın kapatılma sürecinde kamuoyunun yeterince bilgilendirilmediğini belirten Döleneken, “Bu konuda çok fazla kamuoyu bilgilenmeden; ‘Kapanacak, mahkeme aşaması’, sadece bunlar konuşulur oldu. Sadece Sayıştay’dan bahsediliyor. 2025 yılında rahmetli Cengiz Varnatopu dahil hepimize sorgu geldi, bana da geldi Ulus pazarıyla ilgili. Yani 2004’te görevi bitmiş olan belediye başkanı dahil hepimizin adı olan bir sorgu geldi. Halbuki 2006’da Ulus pazarı başladı. Bu müfettiş sorgusu sonunda 2014 – 2024 arasındaki belediye başkanı ve o dönem görev yapan mali hizmetler müdürü, destek hizmetleri müdürü ve imar müdürü, bunların hepsiyle ilgili bizzat İçişleri Bakanı imzasıyla mahkeme açılması kararı çıktı. İçişleri Bakanlığı müfettişleri geldiler, incelediler. Rahmetli Cengiz Varnatopu’ndan ifade almadıkları için onu zaten ayırdılar, bizi de ayırmışlar. 2014 – 2024 arasındaki belediye başkanı ve belediyedeki o sorumlu saydıkları yöneticiler hakkında Yerlikaya’nın imzasıyla mahkeme açılmasıyla ilgili savcılığa suç duyurusunda bulundular” dedi.
‘BELEDİYE ZARARA UĞRATILMIŞ’
Suç duyurusunda bulunulmasıyla ilgili gerekçeyi de açıklayan Döleneken, “Bu çok ciddi bir olay. Gerekçelerin bir tanesi; kiraya verildikten sonra burası orada ihtiyaç olduğu için tuvalet olmuş, tuvalet yapmışlar. Bir büro yapmışlar. Orada kafeterya gibi bir şey yapmışlar. Bunlarla ilgili ek bir para istenmemiş. Kendileri yapmışlar. Belediye bunlarla ilgili bir gelir sağlamamış. Belediye zarara uğratılmış. İkincisi de oraya pazartesi günü dışında da cuma günü de bazıları gelip sebze satmış, meyve satmış. Onlardan dolayı belediye olarak bunlardan para almamışsınız, zarara uğratılmış. Yani İçişleri Bakanı’nın imzasıyla tuvalet yapılmış buraya diye dönemin belediye başkanı ve elçilerini mahkemeye gönderirseniz buradaki şu andaki yönetenler de hiç bir adım atmazlar. Hele Türkiye’nin bu koşullarında gelirler kapısına kilidi vururlar, rahata kavuşurlar. Hiç kimse de soruşturmaz da neden kapadınız diye” diye konuştu.
Edirne Belediyesi eski başkan yardımcısı, şehir plancısı Namık Kemal Döleneken, UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ne alındığı dönemde alan başkanlığını da yürüttüğü Selimiye Camisi’nde restorasyon sürecinde konulan beyaz ışıkları eleştirerek, Avrupa’nın hiçbir yerinde bu aydınlatmanın kullanılmadığını söyledi.
Edirne’nin yakından tanıdığı şehir plancısı Döleneken, kent gündemindeki konularla ilgili basın toplantısı gerçekleştirdi. Döleneken toplantıda, Selimiye Camisi restorasyonu, Kırkpınar Er Meydanı ve Edirne Sarayı restorasyonu gibi konulara değindi. Edirne’ye zaman ayırmak için artık daha fazla vakti olduğunu anlatan Döleneken, 4 ay önce Kadirhane Tekkesi önünde geçirdiği kaza sonucu diz kapağının kırıldığını, bu olayla ilgili de Vakıflar Bölge Müdürlüğü’nün sorumlu olduğunu söyledi.
‘VAKIFLAR BÖLGE MÜDÜRLÜĞÜ BENDEN ÖZÜR DİLEMELİ’
Müdürlüğün söz konusu yapının önüne koyduğu paneller nedeniyle kaza geçirdiğini anlatan ve bu nedenle maddi ve manevi mağduriyet yaşadığını dile getiren Döleneken, “Bu şehirde hepimiz yaşıyoruz. Bu şehirde yayaların yayalara ait alanlarda güvenle yürümesinin bu anlamda bir kıvılcımı olsun istiyorum. Vakıflar Bölge Müdürlüğü bu konuda bir kere çıkıp benden özür dilemeli ve Edirne’den özür dilemeli. Böyle bir kurumun yaptığı, koyduğu panellerin ayaklarını kaldırıma uzatmasının yanlış olduğunu ve bunun da aslında şehre karşı aslında bir suç olduğunu bir şekilde onlar da kabul etmeliler ve bunu beyan etmeliler. Benim istediğim aslında bu, çok hafif bir şey ama bunu yapmalılar. Bunu yapmazlarsa o zaman daha fazla üstlerine bu konuda gideceğim ve bu konuyu mesele edeceğim. Bu aslında bu şehirde genel olarak yaya alanlarının, yaya kaldırımlarının şehrin yayalar için daha güvenli bir yer olması için de çaba göstereceğim” dedi.
‘SELİMİYE’YLE İLGİLİ TARTIŞMALAR İŞE YARADI’
Selimiye Camisi’yle ilgili yaşanan tartışmalara, mahkemenin son noktayı koyduğunu belirten Döleneken, “Nitekim Selimiye’yle ilgili büyük tartışma, nihayet belli bir sonuca varan, kubbenin içindeki kalemişleri konusunda bir karar çıktı. Biliyorum buradaki, yereldeki kurumlardaki arkadaşlar da çok mutlu değildi bu karardan ama bir karar geldi ve uygulama aşamasına geçildi. O dönemde de Türkiye’de çok büyük tepkiler oldu ama Edirne biraz yavaş kaldı bu konuda. O dönemde ben de devreye girip bazı konuları anlatmıştım. Ama sonunda en azından bu kadar tartışmanın işe yaradığını gördük. O karara rağmen yapılamadı. Şimdilik rafa kaldırıldı. Böylece bunun yanlışlığını, doğruluğunu uzun uzun tartışacak kadar zamanımız oldu önümüzde. Yani önümüzdeki yıllarda elbette gündeme gelecektir bu konular ama en azından neyin doğru, neyin yanlış olduğunu daha çok tartışma imkanınız olacak” diye konuştu.
‘KAPALI KAPILAR ARDINDA RESTORASYON DOĞRU DEĞİL’
Kamu kurumlarında ‘gizli iş yapma’ alışkanlığı olduğunu belirterek, bunu eleştiren Döleneken, “Bu tür sorunların aslında ortaya çıkmasının bir nedeni de bizdeki gizli iş yapma alışkanlığı. Biz açıklığı sevmiyoruz. Kapalı kapılar ardında yapıp ve sadece birkaç cümleyle ya da birkaç açılışla her şeyi bitirdiğimizi sanıyoruz. Dünyada böyle değil. Dünyada Selimiye gibi bir şaheseri siz eğer restore edecekseniz ki çok önemli bir iştir hakikaten bu. Birincisi bir kere acele etmezsiniz. Bizde ağzı olan herkes konuşuyor. Biraz da onun için bundan sonra belki ara ara ben de konuşacağım. Hiçbir restorasyonun hızlı yapılması makbul bir iş değildir dünyada. Çünkü Selimiye çok ciddi bir eserdir. Dünyanın göz bebeğidir. Böyle bir eseri; ‘Bir an önce yapalım. Hala bitiremedik. Sinan 4 senede yaptı. Biz bilmem kaç senedir onardık’ gibi basit yani kahve muhabbetleriyle hakikaten zorlamamak lazım. Gerekirse 10 sene sürer, 20 sene sürer. Önemli olan doğru işler yapılması. Dünyada örnekleri var. En son meşhur Notre Dame Katedrali’nde yangın sonucu bütün çatı yandı. Bina büyük ölçüde hasar gördü. Bunun restorasyonu yapıldı son yıllarda, şu anda devam ediyor bazı bölümleri. Daha ilk andan başlayarak bütün süreci kamuoyuna açtılar. Ne durumdayız? Neler yapılması lazım? Bunu dünyadaki bütün önemli uzmanlarla tartışmaya başladılar. Malzeme konusunu yine bütün uzmanlarda tartışarak o malzemenin aynısını ya da benzerini nasıl bulduğunuzu, nasıl üretirizi yaptılar ve bunların hepsinde her aşamada kamuoyuyla paylaştılar. O yüzden Fransa halkı ve dünyadaki bu işlerle ilgili bütün insanlar Notre Dame Katedrali restorasyonunda ne yapıldığını herkes biliyor. O yüzden de burada tartışma neredeyse hiç olmuyor. Biz Edirne’de Edirne Sarayı’nda da, Selimiye’de de ne yapıldığını ancak açılış yapıldıktan sonra göreceğiz. Doğrusu sarayda da aynı şey olması gerekiyordu” şeklinde konuştu.
‘BU TÜR AYDINLATMA BATI’DA YOK’
Selimiye Camisi’ndeki yeni beyaz ışık aydınlatmasını da eleştiren Döleneken, “Selimiye çok önemli olduğu için en sonunda ışıklar tartışılıyor. Şimdi ışıkları görünce iki şey yaptım. Önemli bir uzman arkadaşım var ışık konusunda. İstanbul’da boğaz köprülerinin ışıklandırmalarında filan danışmanlık yapmış. ‘Bu beyaz ışık hastane ışığıdır, bu tür yerlerde beyaz ışık kullanılması batıda yoktur’ dedi. Ben gördüm, yani beyaz ışık kullanan ülkeler var, Suudi Arabistan beyaz ışık kullanıyor. Örneğin Medine’de gittiğiniz zaman oradaki meşhur dev cami haline gelen, eski peygamberimizin evinin olduğu kendi mescidi ve aynı şekilde Kabe’de oradaki camiler beyaz ışıkla yapılmış. Bir tek orada gördüm. Ama Batı’da hiçbir kilise, hiçbir cami, hiçbir anıtsal yapı böyle bembeyaz parlak ışıkla olmaz. Belli ki yapan arkadaşlar oradan bir örnek aldılar, öyle görünüyor. Caminin yapısı çok önemli Selimiye’de. Çünkü insanlar ilk defa gördüğü zaman sarsılıyor yani müthiş bir kitledir o. Gece de doğru aydınlatıldığında o binayı algılıyorsun ve hakikaten çok etkileyici. Yani o ışığı yaptığın zaman senin binayı algılama şansın kalmıyor. Yani bir ışık topu göreceksin. O yüzden de herkes ışık çekecek orada geceleri. O yüzden bu konular son anda test aşamasında değil de daha önce biraz daha geniş konuşulabilseydi, daha iyi olurdu. Umarım bu konuda da bir daha düşünme imkanları olur” ifadelerini kullandı.
Kırkpınar Yağlı Güreşleri’nin yapıldığı Er Meydanı stadının yerinin değiştirilmesinin UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Listesi’ni tehlikeye sokmayacağını belirten Döleneken, “Kırkpınar Yağlı Güreşleri değildir UNESCO’ya giren. Kırkpınar Festivali UNESCO’ya girmiştir. Bu konuda da yanlış bir algı var; ‘Panayır olmaktan çıkaracağız’ dedi aşağı yukarı bütün belediye başkanları şimdiye kadar. Yani aslında panayır kötü bir şey değil. Panayırına herkes koşa koşa gidiyor. Panayır zaten geleneksel bir şeydir. Kırkpınar da geleneksel olduğu için bu somut olmayan kültür mirası listesine girdi. O yüzden önemli olan kısmı festival ve festivalin özelliğini korumak. Bunu yaparken güreşin içindeki ritüeller, oradaki adetler, peşrevinden, kispetine, ağasından davul zurna ekibine. Bunların hepsi aslında onun parçaları. Bunlardan bir bölümünü çıkarırsan; ‘Davul-zurnasız yapacağım artık, bunu kayıttan çalacağım’ dersen, bu mesela tartışma konusu olur. Yani onun vazgeçilmez öğeleri olan birini çıkarın, işte bu Kırkpınar’ın ruhunu zedeler ve sonuçta UNESCO’yla ilgili alanı da etkiler” dedi.
Edirne Belediyesi, gençlerin kent yaşamında kendilerini rahat ve güvende hissedebilecekleri yeni bir sosyal alanı daha hizmete açtı. 1. Murat Mahallesi’nde yer alan Zübeyde Hanım Parkı içerisinde konumlanan Kampüs Edirne, gençlere yönelik bir buluşma alanı olarak kullanıma sunuldu.
Belediye tarafından yürütülen yenileme çalışmalarıyla Zübeyde Hanım Parkı; peyzaj düzenlemeleri, yeni fidanlar, oyun alanları ve kent mobilyalarıyla baştan sona yenilenerek kamusal kullanıma kazandırıldı. Parkın içinde yer alan Kampüs Edirne, kapalı alanında gençlerin ders çalışabilecekleri, sosyalleşebilecekleri ve uygun fiyatlı yiyecek–içecek imkânlarından yararlanabilecekleri bir mekân olarak tasarlandı. Öğrenci dostu ve erişilebilir fiyat anlayışıyla hizmet verecek olan Kampüs Edirne, gençlerin ekonomik kaygı yaşamadan vakit geçirebileceği bir sosyal alan olma özelliği taşıyor.
Başkan Gencan: “Gençler bu kentin yalnızca geleceği değil, aynı zamanda bugünü”
Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan, Kampüs Edirne’nin gençlerden gelen ihtiyaç ve talepler doğrultusunda hayata geçirildiğini belirterek şu değerlendirmede bulundu: “Gençlerimiz, bu şehirde kendilerini ait hissedebilecekleri alanlara ihtiyaç duyduklarını çok açık bir şekilde ifade ediyor. Kampüs Edirne’yi, parkın içinde, gençlerin ders çalışabileceği, sosyalleşebileceği ve ekonomik kaygı yaşamadan vakit geçirebileceği bir alan olarak bu ihtiyaçtan yola çıkarak hayata geçirdik. Gençler bu kentin yalnızca geleceği değil, aynı zamanda bugünü. Biz de Edirne’yi yönetirken gençlerin hayatını kolaylaştıran, onları şehir yaşamının dışına itmeyen bir anlayışla çalışmaya devam edeceğiz.” Kampüs Edirne, Pazartesi günleri hariç haftanın altı günü 10.00–22.00 saatleri arasında hizmet verecek. Edirne Belediyesi, gençlerin şehirle bağını güçlendiren sosyal alanları artırmaya yönelik çalışmalarını sürdürüyor.
Zafer Partisi Edirne İl Başkanı Serkan Konak, 29 Ocak Batı Trakya Türklüğünün Toplumsal Dayanışma ve Milli Direniş Günü’nü kutlarken, Batı Trakya Türklüğünün unutulmaz lideri Dr. Sadık Ahmet’i de rahmet ve minnetle andı.
Zafer Partisi İl Başkanı Serkan Konak, ‘Batı Trakya Türklüğünün Milli Direniş Günü’ dolayısıyla yaptığı yazılı açıklamada, “Ey güftesi ve bestesi çağlar taşıran Türklüğüm şimdi sende hıçkıran bir su yalnızlığı var” diyerek şunları kaydetti:
“Hemşerimiz Ali Seyfi Tülümen 28 Kasım 1920 tarihinde Ali Galib Bey’e gönderdiği mektupta, ‘Trakya Türk’tür ve Trakya Türkleri ancak Türk bayrağı altında mesut olabilirle’ demiştir.
Bugün 29 Ocak… Gümülcine olaylarının yıldönümü ve Batı Trakya Türkleri Milli Direniş Günü. Bu sebeple Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ ve parti heyetimizle beraber bir dizi ziyaret gerçekleştirmek için Gümülcine’deyiz.
Takvim yaprakları 4 Kasım 1988’i gösterdiğinde Yunan Hükümeti ‘Batı Trakya’da Türk Yoktur’ iddiası ile Gümülcine Türk Gençler Birliği’ni ve Batı Trakya Türk Öğretmenler Birliği’ni kapatma kararı almıştı. Batı Trakya Türkleri ise iki derneğin kapatılma kararını ancak 4 Ocak 1988 tarihinde öğrenmişler ve hemen mücadeleye başlamışlardır. Azınlık Yüksek Kurulu’nun aldığı karara göre azınlık okulları bir gün süreyle kapatılacak ve bu durum bütün devlet kurumlarına bildirilip 29 Ocak 1988 tarihinde de Gümülcine Eski Camii’nden Vilayet Konağı’na kadar bir protesto yürüyüşü yapılacaktı. Bu duruma karşı ise Yunan hükümeti Eski ve Yeni Cami’yi kapatarak Türklerin bir araya gelmelerini yasaklamıştı. Buna rağmen 20 bin Türk Gümülcine’de toplanmış ve ‘Biz Türk’üz’ diye haykırmıştı.
Bu haykırıştan iki yıl sonra 29 Ocak 1990 tarihinde, 1988’de yaşananları anmak için Gümülcine’de bir kez daha toplanan Batı Trakya Türkleri saldırıya uğramış, Türklere ait dükkân ve iş yerleri tahrip edilmiştir. Batı Trakya Türklüğü için bir dönüm noktası olan 29 Ocak tarihi her yıl ‘Toplumsal Dayanışma ve Milli Direniş Günü’ olarak kutlanmaktadır.
Bu suretle Batı Trakya Türklüğünün Toplumsal Dayanışma ve Milli Direniş Gününü kutlar, Batı Trakya Türklüğünün unutulmaz lideri Dr. Sadık Ahmet’i rahmet ve minnetle anarım.”
Bulgaristan ile Türkiye, Avrupa’nın en yoğun kara sınır kapılarından biri olan Kapitan Andreevo-Kapıkule hattındaki trafiği rahatlatmak amacıyla yeni bir sınır kapısı inşa etmeye hazırlanıyor. Bulgaristan Bakanlar Kurulu’nun aldığı kararla, mevcut Kapitan Andreevo-Kapıkule Gümrük Kapısı’nın kuzeyinde yeni bir geçiş noktasının kurulması resmen onaylandı.
Bulgaristan Bakanlar Kurulu Basın Servisi tarafından yapılan açıklamada, iki ülke arasındaki sınır geçişlerine ilişkin sorunların çözümünü kapsayan yeni bir anlaşmanın kabul edildiği bildirildi. Bu anlaşma kapsamında “Kapitan Andreevo – Kapıkule – Kuzey” adıyla yeni bir sınır kapısı açılacak.
Kırcaali Haben Gazetesi’ne göre, söz konusu proje, özellikle ağır vasıta trafiğinin yoğun olduğu Kapitan Andreevo-Kapıkule sınır kapısındaki yükü azaltmayı hedefliyor. Mevcut kapı, Avrupa’nın kamyon trafiği açısından en yoğun kara sınırı olmasının yanı sıra, Avrupa Birliği’nin en büyük dış kara sınır kapısı olma özelliğini taşıyor. Yeni kapının faaliyete geçmesiyle birlikte hem bekleme sürelerinin kısaltılması hem de ticaret ve lojistik akışının daha verimli hale getirilmesi amaçlanıyor.
Yeni sınır kapısı, Bulgaristan tarafında Haskovo iline bağlı Svilengrad Belediyesi sınırları içindeki Kapitan Andreevo köyü yakınlarında, Türkiye tarafında ise Edirne iline bağlı Kapıkule bölgesinde, mevcut sınır kapısının kuzeyinde yer alacak.
Onaylanan anlaşma taslağına göre, proje kapsamında Bulgaristan ve Türkiye temsilcilerinden oluşan Karma Uzman Komisyonu kurulacak. Bu komisyon; yol bağlantılarının teknik özelliklerini, güzergâhların yerlerini, sınırla kesişim noktalarını, hizmet verecek trafik türlerini (yük, yolcu, ticari taşıt vb.), çalışma saatlerini, şerit sayısını ve yeni sınır kapısının teknik altyapısını ayrıntılı şekilde belirleyecek.
Ayrıca komisyon, yeni kapının işletme modeli, altyapı gereksinimleri, taşınacak yük türleri ve yolcu profili, inşaat sürecine ilişkin hukuki ve fiili düzenlemeler ile iki ülke arasındaki tüm sınır kapılarını ilgilendiren ortak konular üzerinde de çalışacak.
Yetkililer, yeni sınır kapısının hayata geçirilmesiyle birlikte Bulgaristan-Türkiye arasındaki ticaretin hızlanacağını, sınır geçişlerinde yaşanan yoğunluk ve gecikmelerin önemli ölçüde azalacağını ve bölgesel ekonomik iş birliğine katkı sağlanacağını vurguluyor.
Edirne’de 27-28 Ocak tarihlerinde düzenlenen futbol turnuvasında, Edirne Birlik Spor Kulübü U-12 takımı, rakiplerine şans tanımayarak oynadıkları 6 maçın tamamını kazanarak turnuvayı “namağlup şampiyon” olarak tamamladı.
Edirne alt yapı futbolunun köklü kulüplerinden Edirne Birlik Spor Kulübü, altyapıya verdiği önemin meyvelerini toplamaya devam ediyor. Şehirde düzenlenen ve birçok yetenekli takımın kıyasıya mücadele ettiği Edirne Cup’ta boy gösteren U-12 takımı, sergilediği üstün performansla turnuvanın yıldızı oldu.
6 MAÇ, 6 GALİBİYET
Turnuva boyunca disiplinli oyunu, takım ruhu ve sportmenliği ile dikkat çeken Edirne Birlik Spor ’un futbolcuları, çıktıkları 6 müsabakadan da galibiyetle ayrılmayı başarırken hem savunmada hem de hücumda gösterdikleri etkili oyunla rakiplerine puan şansı tanımadı.
Edirne Birlik Spor Kulübü Teknik Direktörü Göktuğ Üküncer, “Çocuklarımız turnuva boyunca harika bir karakter ortaya koydular. 6 maçta 6 galibiyet almak, bu yaş grubu için büyük bir istikrar ve konsantrasyon göstergesidir. Bizim için daha önemlisi, çocuklarımızın sahadaki yardımlaşması ve oyun disiplinine sadık kalmalarıydı geçen hafta da Kuşadası’nda düzenlenen turnuvada gümüş şampiyon olarak dönmüştük. Edirne Birlik Spor Kulübü olarak amacımız, sadece maç kazanan değil, spor ahlakına sahip bireyler ve geleceğin yıldız futbolcularını yetiştirmektir. Bize güvenen velilerimize ve sahada ter döken tüm sporcularımıza teşekkür ediyorum” dedi
Edirne Lisesinden Yetişenler Derneği (ELYD) üyeleri 2026 yılının ilk uzun mesafe ziyaretinde Küba’ya uçtu. Pronto Tur organizasyonuyla 22 Ocak günü İstanbul Hava Limanı’ndan hareket ederek Havana Uluslararası Jose Marti Havalimanına ulaşan kafile, önce UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde yer alan Havana Eski Kenti ziyaret etti. Daha sonra da Malicon Bulvarı, Devrim Meydanı, Colomb Mezarlığı, Miramar ve kenti kuşbakışı gören Morro Kalesi’ne gidildi. Kafile geceyi Havana’daki otellerinde geçirdi. Kafileye ELYD Genel Merkezi Yönetim Kurulu adına Genel Sekreter Dr. Kemal Demirkıran eşlik etti.
İkinci gün Vinales Vadisi ve Pinar del Rio turu için yine. UNESCO Dünya Mirası listesinde bulunan ve dünyaca ünlü Küba puroları tütünlerinin yetiştiği Vinales Vadisi’ne hareket edildi. Vinales Şehir merkezi, tütün tarlaları, yerel tütün çiftliği ziyareti ve Pinar del Rio’da Küba purolarının resmi olarak üretildiği fabrikalarda puro yapım ve kültürü tanıtıldı.
Küba Havana’da büyük bir parkın içindeki Atatürk Büstü ziyaretçisiz kalmıyor
Ardından Ressam ve bilim adamı Leovigildo González Morillo tarafından, kayaların üzerine çizilmiş, tarih öncesi yaşamı anlatan duvar resmi ziyareti ile “Indian cave” isimli mağara gezildi. Vinales Vadisi’ne hakim bir sahip tepede fotoğraf molası verildi.
Santa Clara’da Che Mozolesi
EFSANEVİ CHE GUEVERA’NIN EVİNDE
24 Ocak Cumartesi günü Havana Turu’na çıkıldı. Turda,1958 yılı sonu Küba devrimine kadar Amerika’dan ithal edilmiş ve halen aktif olarak kullanılan renkli araçlarla hareket edildi. Küba sokaklarındaki gezi sonrası, Küba’nın Picassos’u; Jose Fuster’in, yaşarken resimler, seramikler ve çizimlerle dekore ettiği mahallesine gidildi. Daha sonra modern sanatçıların merkezi Hamel sokağı ve Küba’nın efsanevi kahramanı Che Guevara’nın evi ziyaret edildi. Ünlü Prado Caddesi gezisinin ardından otele dönüldü.
Ziyaretin dördüncü günü Küba’nın en güzel şehirlerinden 1819’da Fransız yerleşimcilerin kurduğu UNESCO’nun korumasındaki Cienfuegos ziyaret edildi. Öğle yemeğinin ardından Jose Marti Parkı, Tomas Terry Tiyatrosu, Colegio de San Lorenzo binaları görüldü.
TRİNİDAD DÜNYANIN EN İYİ KORUNMUŞ KENTİ
Ziyaretin beşinci günü olan 26 Ocak’ta Cienfunegos ve Trinidad Şehir Turları yapıldı. UNESCO tarafından koruma altında alınmış, 18 ve 19’ncu yy arasında şeker üretimiyle zenginleşen, Koloniyal dönem mimarisi örnekleri ile dünya üzerinde en iyi korunmuş Trinidad şehri gezildi. Trinidad’a has limon suyu, bal ve Küba Romu karışımı Canchanchara içilip öğle yemeği yendi Turun ardından akşam yemeği ve konaklama için otele dönüldü.
YARALI YAKALANIP İNFAZ EDİLDİ, CESEDİ 30 YIL SONRA GETİRİLDİ
Salı sabahı , ELYD Kafilesi, Trinidad’tan Küba Devrimi’nin en önemli cephesi olan ve Che’yi efsaneleştiren Villa Santa Clara şehrine hareket etti. Devrimin lideri Comandante Che Guevara tarafından ele geçirilen ve Batista ordularının cephanesini taşıyan zırhlı tren müze parkı, savaşın geçtiği eski Hilton Oteli’nde kurşun izlerinin görüldüğü Parque Vidal ziyaret edildi. Küçük bir gerilla grubunun başındayken Ekim 1967’da Bolivya’da yaralı yakalanıp infaz edilen ve 30 yıl sonra cesedi getirilip defnedilen Guevera’nın Mozolesi, veda mektubu ile anıtı ve heykeline gidildi.
Ünlü Yazar Hemingway’in 20 yıl yaşadığı ve günümüzde müze olan evi
HEMİNGWAY MÜZESİ VE KÖYÜ
Trinidat’ta son gecenin sabahında ELYD kafilesi, dün Havana’ya döndü. Yol üzerinde; 20 yılını Küba’da geçiren yazar Ernest Hemingway’in ‘İhtiyar Balıkçı ve Deniz! Romanını yazdığı küçük bir balıkçı köyü olan; yazarın ünlü romanı “İhtiyar Balıkçı ve Deniz”i yazdığı ve öğle yemeklerini yediği Cojimar köyü ziyaret edildi. ‘’Çanlar Kimin için çalıyor ‘’ romanını yazdıktan sonra yaşadığı La Vigia çiftliğinde, bugün “Hemingway Müzesi” olan evi La Finca’ya gidildi.
Kafile deniz molasında
Edirne Lisesi Yetişenler Kafilesi Havana’daki kahvaltının ardından İstanbul’a dönmek üzere Uluslararası Jose Marti Havalimanı’ndan hareket etti.
CHE GUEVERA’NIN MOZOLESİNDEKİ ANNE BABASINA VEDA MEKTUBU ( 1 Nisan 1965 )
Sevgili ihtiyarlar:
Topuklarımın altında yeniden Rocinante’nin kaburgalarını hissediyorum, kalkanım kolumda tekrar yollara düştüm.
Neredeyse on yıl önce size başka bir veda mektubu daha yazmıştım. Hatırladığım kadarıyla, daha iyi bir asker ve daha iyi bir doktor olamamaktan yakınıyordum. İkincisi ile artık ilgilenmiyorum, asker olarak o kadar da kötü değilim.
Özünde hiçbir şey değişmedi, artık çok daha bilinçli olmamın dışında. Marksizm bilgim derinleşti ve netleşti. Özgürleşmek için mücadele eden halklar için tek çözümün silahlı mücadele olduğuna inanıyorum ve inançlarım doğrultusunda hareket ediyorum. Pek çokları bana maceraperest diyecek, öyleyim de… Yalnızca farklı bir türden ve doğrularını göstermek için postunu ortaya koyanlardan.
Belki de bu size son veda mektubum olacak. Amacım bu değil ama son olması olasılıklar arasında. Şayet öyleyse, sizi son defa kucaklarım.
Sizi çok sevdim. Sadece sevgimi nasıl göstereceğimi bilemedim. Eylemlerimde son derece katıyım ve bazen beni anlamadığınızı düşünüyorum. Beni anlamak kolay değildi ama bugün bana inanın yeter. Şimdi titrek bacaklarımla yorgun ciğerlerime, bir sanatçı edasıyla cilaladığım irademle güç vereceğim. Bunu yapacağım.
20’nci Yüzyılın bu küçük fedaisini arada bir hatırlayın. Celia’yı, Roberto’yu, Juan Martín ve Patotin’i, Beatriz’i ve herkesi öpüyorum. İnatçı ve kayıp oğlunuz olarak sizi kucaklıyorum.
Ülke genelinde son 2 yıldır yaşanan kuraklıkla birlikte ayçiçeği ve buğdayda istediği verimi alamayan üretici için Edirne Belediyesi, tarlalarında ekerek ürettiği yerli nohut tohumlarını hibe olarak verip, hem bölgenin baklagil ihtiyacını karşılamayı, hem de üreticinin kurak mevsimde gelirini arttırmayı hedefliyor.
Edirne Belediyesi tarafından, kuraklıkla mücadelede ayçiçeği ve buğdayda yaşanan verim kayıpları nedeniyle başlatılan çalışmalarla bu yıl hasatta ilk ürünleri alınan yerli nohut için, 100 üreticiye hibe tohum dağıtılmaya hazırlanılıyor. Belediye Başkanı Filiz Gencan başkanlığında başlatılan çalışmaların yürütücülüğünü yapan Edirne Belediyesi Tarımsal Hizmetler Müdürü Egemen Ilgın, nohutun ayçiçeği ve buğdaya göre daha az maliyetle daha fazla gelir getirme potansiyeline sahip olduğuna dikkat çekerken, bu yıl mercimek de ekerek, bu üründe de üreticiyi teşvik etmek istediklerini kaydetti. Ilgın yapılan çalışmalarla, bölgenin hem baklagil ihtiyacını karşılamayı, hem de üreticinin kurak mevsimde gelirini arttırmayı hedeflediklerini söyledi.
‘BU SENE ÇOK DAHA FAZLA NOHUT EKİLECEK’
Ilgın belediyeye ait tarlalarda, geçtiğimiz yıl, uzun süredir bölgede ekimi yapılmayan nohut ektiklerini belirterek, “Böylelikle çiftçilerimizin de nohut üretimini, nohut hasadını tecrübe etmesini sağlamayı hedeflemiştik. Belediyemize ait Yıldırım mevkiindeki arazilerde nohut üretimimizi gerçekleştirdik. Ekiminden, bakımına ve hasat sürecine kadar çiftçilerimiz de geldiler, izlediler, gördüler. Güzel bir üretim sezonu geçirdik nohut adına. Çiftçimiz de; ‘Bölgemizde kuraklık çok had safhada. Ayçiçeğinden istediğimiz verimliliği, ürünü sağlayamıyoruz. Buğdaydan, arpadan sağlayamıyoruz. Alternatif ürünlere yönelmek istiyoruz. Acaba biz de nohut üretiminde başarılı olabilir miyiz?’ diye bize geldiler. Bizim nohut çeşidimiz gerçekten oldukça verimli ve lezzetli bir çeşittir. Bunun tohumundan bizden talep ettiler. Biz de çiftçilerimize tohum desteği sağlayacağımızı söyledik. Başvuruları almaya başladık. Objektif kriterlerle çiftçilerimizin başvuruları değerlendiriliyor. Bu sene Edirne’de geçtiğimiz yıllara oranla daha fazla nohut ekilecek” dedi.
‘MALİYETİ ARPA VE BUĞDAY’DAN DAHA DÜŞÜK’
Nohut üretiminde Türkiye’nin ithalatçı pozisyonda olduğuna dikkat çeken Ilgın, “Nohut üretiminde Türkiye ithalatçı pozisyonda bulunuyor. Türkiye’nin ürettiği nohut Türkiye’nin ihtiyacına yetmiyor. Edirne özeline baktığımız zaman da Edirne’nin yetiştirdiği nohut miktarı, Edirne’nin ihtiyaç duyduğu nohut miktarına cevap veremiyor. Dolayısıyla bizim nohudu zaten ekmemiz gerekiyor. Baktığınız zaman Meksika’dan, başka ülkelerden nohut ithal edildiğini görüyoruz. Dövizimiz de dışarı çıkıyor. Nohudun buğday ve arpaya göre yetiştirme maliyeti daha düşük. Bu nedenle çiftçilerimizde bir yönelme vardı, başvuruları aldık. Bu sene onlara her türlü teknik desteği de sağlayacağız. Zannediyorum ki; umuyorum ki çiftçilerimiz de nohut ekiminden istedikleri verimi ve tabii istedikleri maddi geliri sağladıktan sonra bir sonraki sene daha fazla ekeceklerdir. Bu şekilde Edirne’nin bakliyat üretiminde önemli bir konuma geleceğini düşünüyorum” diye konuştu.
‘AMAÇ EN DÜŞÜK BİRİM ALANDAN EN YÜKSEK KAZANCI SAĞLAMAK’
Nohudun üretiminde, diğer ürünler gibi çok fazla işlem de istemediğini söyleyen Ilgın, “Bugün buğday ve ayçiçeği biliyorsunuz hem verim anlamında geçmiş yıllara göre düşük kalıyor. Hem maliyetleri fazla. Gübre, ilaç maliyetleri fazla. Hem de buğday dünyada en çok üretilen ürün. Herkesin ürettiği bir ürünü üretiyorsunuz. Dolayısıyla yani çok büyük bir gelir beklemek iyimserlik oluyor ama nohut üretimi hem bölgemizde, Türkiye’de az üretiliyor hem ilaç maliyeti ve gübre maliyetleri çok daha az eski işçiliği yok, ot mücadelesi ilaçlamayla yapılıyor. Çapaya falan gerek duyulmuyor. Zaten bizim topraklarımız küçüldüğü için amacımız en düşük birim alanından en yüksek kazancı sağlamak. O nedenle yönlendirme yapıyoruz” şeklinde konuştu.
‘MERCİMEK ÜRETİMİNİ BAŞLATIYORUZ’
Bu yıl belediyeye ait alanlarda ilk kez mercimek de ekmeye başlayacaklarını dile getiren Ilgın, “Bu sene nohut üretiminde istediğimiz başarıyı sağladığımız için ve Edirne’nin alternatif ürün yönelmesini arzuladığımız için mercimek üretimi yapabilir miyiz diye araştırmalara başladık. Trakya Tarımsal Araştırma Enstitüsü’nde İrfan Bey’le de görüştük. Çiftçilerimizle görüştük. Daha önceki yıllarda bölgemizde mercimek ekilmiş. İklim koşulları da değişiyor biliyorsunuz. Yaptığımız toprak analizlerinde de bizim bölgemizin mercimek üretimine elverişli olduğu gözüküyor. Ama şu an büyük çapta eken üreticimiz yok. Bunu da Edirne Belediyesi ilk olarak başlatacak. Bu sene Karaağaç bölgemizdeki tarlamızda, mercimeğimizi ekeceğiz. Hep birlikte göreceğiz. İlaçlamasını birlikte yapacağız, ot mücadelesini birlikte yapacağız. Birlikte hasadını yapacağız. Hedefimiz bunun da dönümünden 100-150 kilo arası bir verim elde edebilmek” ifadelerini kullandı.
‘YAPBOZUN PARÇASINI TAMAMLIYORUZ’
Hedeflerinin çiftçilere rol model olmak olduğunun altını çizen Egemen Ilgın, “Biliyorsunuz Türk toplumu Kanada mercimeği yemeye bıktı. Bu topraklarda en kalitelisi gelişebiliyor. İnşallah başarılı olacağımıza inanıyoruz. Çiftçilerimize bir rol model olacağız bu konuda da. Başarılı olursak bu sene seneye de mercimek tohumu üreticilerimize vererek onların da ekmesini teşvik edeceğiz. Edirne gerçekten çok zengin. Çeltik, ayçiçeği anlamında, buğday anlamında. Bir yanında Karaağaç var sebzecilik anlamında. Şu an halen birçok tarlada lahana ekili, karnabahar ekili, pırasa ekili, Keşan’a gittiğimiz zaman yine aynı şekilde Mahmutköy tarafında büyük sebzecilik var. Yani biz aslında bir nevi bu yapbozun eksik kısmını da tamamlıyoruz. Yani sebzeciliğin yanında Edirne bölgemize bir de bakliyat üretimi yerleştirdiğimizde İstanbul gibi bir pazara da yakınlığımız var. Bunlar hep ileriye dönük düşüncelerdir. Daha da iyi tartışılabilir, geliştirilebilir. Paketleme ağı oluşturulabilir. Burada işleme tesisi oluşturulabilir. Büyük firmalarla konuşulabilir. Yani belki geleceğe dönük bir ışık yakmak adına kıymetli olduğunu düşünüyorum” dedi.
Edirne Belediyesi, 6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen ve “asrın felaketi” olarak hafızalara kazınan depremlerin yıl dönümünde, kenti afetlere karşı daha dirençli hale getirmek ve farkındalığı arttırmak amacıyla önemli bir organizasyona imza atıyor. İki gün sürecek olan programda, bilimin ışığında deprem gerçeği ve hayati eğitimler masaya yatırılacak.
Edirne Belediyesi Atatürk Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilecek programın ilk günü olan 5 Şubat Perşembe günü 14.00’te, “Hafıza ve Bilim” başlığı altında akademik bir yaklaşım sergilenecek. Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan’ın açılış konuşmasıyla başlayacak olan oturumda, Türkiye’nin en saygın yer bilimcilerinden biri olan Prof. Dr. Okan Tüysüz sahnede olacak. Prof. Tüysüz, “Türkiye ve Edirne Depremselliği” konulu sunumuyla, bölgenin jeolojik yapısını ve olası risk senaryolarını bilimsel verilerle ortaya koyacak.
TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi’nin katkılarıyla gerçekleştirilecek olan belgesel gösterimi ise deprem gerçeğinin toplumsal hafızadaki yerini bir kez daha tazeleyecek.
Etkinliğin ikinci günü olan 6 Şubat’ta ise odak noktası “Eğitim ve Dayanışma” olacak. Saat 10.00’dan itibaren AKUT Vakfı’ndan uzman isimler Onur Tevfik Okyay ve Emirhan Serhan Kebelioğlu, katılımcılara kapsamlı bir “Temel Afet Farkındalık Eğitimi” verecek. Bu oturumda sadece deprem değil; bölgenin diğer risk faktörleri olan sel ve yangın gibi afetlerin öncesi, anı ve sonrasında yapılması gerekenler interaktif bir şekilde anlatılacak. Eğitimin temel amacı, bir afet anında paniği en aza indirerek doğru müdahale yöntemlerini bir yaşam kültürü haline getirmek.
Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan, bu etkinliğin anma programı değil depremlere hazırlıklı bir gelecek inşası olduğunu vurguladı. Afetlere karşı hazırlıklı olmanın ve dayanışma bilincini güçlendirmenin hayati önem taşıdığını belirten Başkan Gencan, “6 Şubat 2023 tarihinde yaşadığımız ve ‘asrın felaketi’ olarak adlandırdığımız o büyük acı, hafızalarımızdan silinmeyecek kadar derindir. Ancak bizler biliyoruz ki; sadece yas tutmak ya da o günü hatırlamak yetmez, hazırlıklı olmak gerek. Şehirlerimizi, binalarımızı ve en önemlisi zihinlerimizi afetlere dirençli hale getirmek zorundayız. Edirne Belediyesi olarak bizler, bilimin rehberliğinde tüm önlemlerimizi alırken, hemşehrilerimizin de bu tür programlar sayesinde farkındalığının arttırılması en büyük gücümüz olacaktır. Burada attığımız her adım, yarın bir canı daha kurtarabilmek içindir.” dedi. Tüm halkın davetli olduğu bu buluşma ile Edirne’nin afet yönetimi konusunda örnek bir farkındalık sergilemesi hedefleniyor.