Kategori arşivi: Güncel

LGS sonuçları açıklandı

Liselere Geçiş Sistemi kapsamındaki yerleştirme sonuçları “www.meb.gov.tr” adresinde erişime açıldı. Merkezî yerleştirme tercihinde bulunan öğrencilerin yüzde 89,84’ü ilk beş tercihinden birine yerleşti.
13-27 Temmuz 2026 tarihleri arasında 1 milyon 29 bin 595 öğrenci, merkezî sınav ve yerel yerleştirmeyle öğrenci alan okullar için tercihte bulundu. Böylece ilk yerleştirmede öğrencilerin yüzde 93,56’sı tercihlerine yerleşti.

Sınavla öğrenci alan okullarda doluluk oranı yüzde 95,76
Sınavla öğrenci alan okullar için açılan 198 bin 905 kontenjanın 190 bin 473’ü öğrenciler tarafından tercih edildi ve yerleştirme oranı yüzde 95,76 oldu.

Yerel yerleştirmede öğrencilerin yüzde 94,53’ü, ilk üç tercihinden birine yerleşti
Merkezî yerleştirme tercihinde bulunan öğrencilerin yüzde 89,84’ü ilk beş tercihinden birine yerleşti.

Yerel yerleştirme tercihinde bulunan öğrencilerin yarısından fazlası ilk tercihine yerleşirken öğrencilerin yüzde 94,53’ü ise ilk üç tercihinden birine yerleşti.

Kendi illerinde yerleşme oranı yüzde 92,93
2026 yılı merkezî sınav sonuçlarına göre yüzde 5’lik dilimdeki öğrencilerin kendi ilinde bir okula yerleşme oranı yüzde 89,06, tüm öğrencilerin ise kendi illerindeki okullara yerleşme oranı ise yüzde 92,93 oldu.

Üst dilimde yer alan öğrenciler farklı okul ve illere dengeli şekilde dağıldı
2026 yılında yüzde 5’lik dilimdeki öğrenciler 81 ildeki 760 okula, yüzde 10’luk dilimdeki öğrenciler ise 81 ildeki 1193 okula yerleşti.

Yerleştirmeye esas nakil işlemleri iki dönemde yapılacak
Sınavla ve yerel yerleştirme kapsamında açık kalan kontenjanlara yerleştirmeye esas nakil işlemleri, iki dönem hâlinde yapılacak. Yerleştiği okulu değiştirmek isteyen öğrenciler de nakil talebinde bulunabilecek.

Her iki yerleştirmeye esas nakil döneminde de merkezî sınav puanıyla öğrenci alan okullar için en fazla 3, yerel yerleştirmeyle öğrenci alan okullar için en fazla 3, pansiyonlu okullar için en fazla 3 okul tercihi yapılabilecek.

Yerel yerleştirmeyle öğrenci alan okullar için tercihte bulunan ve ilk yerleştirmede tercihine yerleşen öğrencilerin yerleştirmeye esas nakil tercih dönemlerinde kayıt alanından okul ve farklı tür tercih etme zorunluluğu bulunmayacak ancak tercihlerine yerleşemeyen öğrenciler, yerleştirmeye esas nakil tercihlerinde ilk 2 okulu kayıt alanından seçmek suretiyle en fazla 3 okul tercihinde bulunabilecek. Yapılan tercihlerde aynı okul türünden en fazla 2 okul seçilebilecek.

Nakil süreci
Yerleştirmeye esas 1. nakil için tercihler 5-7 Ağustos tarihleri arasında yapılacak ve 1. nakil sonuçları 10 Ağustos’ta açıklanacak.

İkinci nakil tercih başvuruları ise 10-12 Ağustos tarihleri arasında alınacak ve sonuçlar 14 Ağustos’ta ilan edilecek.

17-26 Ağustos tarihleri arasında boş kalan kontenjanlara, hiçbir yere yerleşemeyen öğrenciler için il/ilçe öğrenci yerleştirme ve nakil komisyonlarınca yerleştirme başvuruları alınacak.

Okul ve kurumlar, yatılılık başvurularını 31 Ağustos-3 Eylül tarihleri arasında alacak. 4 Eylül’de ise yatılılık yerleştirme sonuçları ilan edilecek.

Sonuçlara, sonuc.meb.gov.tr adresinden ulaşılabilecek.

LGS KAPSAMINDAKİ İLK YERLEŞTİRME SONUÇLARININ RAPORU YAYIMLANDI
Millî Eğitim Bakanlığınca, Liselere Geçiş Sistemi (LGS) kapsamındaki ilk yerleştirme sonuçlarına ilişkin yayımlanan rapora göre, merkezî sınav puanıyla öğrenci kabul eden okullara 190 bin 473 öğrenci yerleşti, okulların doluluk oranı yüzde 95,76 oldu.
Rapora göre merkezî sınav puanı ve yerel yerleştirmeyle öğrenci kabul eden okullarda bulunan 1 milyon 259 bin 614 kontenjanın 963 bin 322’sine öğrenci yerleşti.
Geçen yıl ortaöğretim kurumlarında yüzde 74,32 olan genel doluluk oranı yüzde 76,48’e yükselirken, ilk yerleştirme sonucunda toplam 296 bin 292 kontenjan boş kaldı.

Toplam 198 bin 905 kontenjanı bulunan merkezî sınav puanıyla öğrenci alan okullara 190 bin 473 öğrenci yerleşti. İlk yerleştirmede bu okullarda doluluk oranı yüzde 95,76 oldu.

Yerel yerleştirmeyle öğrenci kabul eden okullarda ise ilk yerleştirmeye göre 1 milyon 60 bin 709 olan kontenjana 772 bin 849 kişi yerleşti. Bu okullarda doluluk oranı yüzde 72,86’ya ulaştı.

Yüzde 5’lik dilimde 43 bin 850 öğrenci bulunuyor
Raporda, merkezî sınav puanına göre ortaöğretim kurumlarına yerleşen yüzde 5’lik dilimdeki öğrencilerin tercihlerinde okul türleri dağılımına da yer verildi.

Bu kapsamda LGS kapsamındaki merkezî sınavda 43 bin 850 öğrenci yüzde 5’lik dilimde yer aldı. Bu öğrencilerin 12 bin 9’u ilk tercihine, 10 bin 774’ü ikinci tercihine, 7 bin 850’si üçüncü tercihine, 5 bin 311’i dördüncü tercihine, 7 bin 906’sı ise 5 ve üzeri tercihlerine yerleşti. Böylelikle söz konusu öğrencilerin yüzde 52,16’sı fen lisesine, yüzde 40,55’i Anadolu lisesine, yüzde 5,98’i Anadolu imam hatip lisesine, yüzde 1,27’si mesleki ve teknik Anadolu lisesine ve yüzde 0,05’i de sosyal bilimler lisesine yerleşti.
56 bin 961’i ilk tercihine yerleşti
Merkezî sınav puanıyla liselere yerleşen tüm öğrencilerin tercih dağılımında ise 56 bin 961’i birinci, 46 bin 224’ü ikinci, 32 bin 859’u üçüncü, 21 bin 102’si dördüncü, 13 bin 961’i beşinci, 8 bin 819’u altıncı, 5 bin 155’i yedinci, 3 bin 20’si sekizinci, 1547’si dokuzuncu, 825’i ise onuncu tercihine yerleştirildi.

Okul türlerine göre yerleşen öğrenci sayısı da belli oldu. Bu doğrultuda ilk yerleştirmede 60 bin 780 öğrenci Anadolu Lisesi, 41 bin 480 öğrenci Anadolu imam hatip lisesi, 40 bin 303 öğrenci mesleki ve teknik Anadolu lisesi, 38 bin 700 öğrenci fen lisesi, 9 bin 210 öğrenci ise sosyal bilimler lisesini tercih etti.

Raporda, yüzde 5’lik dilimde yer alan öğrencilerin bitirdikleri ortaokullara göre lise türlerine geçiş oranları da yer aldı.

Söz konusu dilimde yer alan ve imam hatip ortaokulundan mezun olan öğrencilerden 1957’si Anadolu imam hatip liselerini, 1313’ü Anadolu liselerini, 2 bin 317’si fen liselerini, 109’u mesleki ve teknik Anadolu liselerini, 1’i ise sosyal bilimler liselerini tercih etti.

Ortaokuldan mezun olan öğrencilerden 13 bin 970’i fen liselerini, 9 bin 733’ü Anadolu liselerini, 369’u Anadolu imam hatip liselerini, 318’i mesleki ve teknik Anadolu liselerini, 18’i sosyal bilimler liselerini seçti.

Özel ortaokuldan mezun olan öğrencilerden 6 bin 733’ü Anadolu liselerine, 6 bin 583’ü fen liselerine, 297’si Anadolu imam hatip liselerine, 128’i mesleki ve teknik Anadolu liselerini, 4’ü ise sosyal bilimler liselerine girdi.

Merkezî sınava giren öğrencilerin yüzde 7,07’si farklı bir ildeki okulu tercih etti
Bakanlık tarafından yayımlanan raporda öğrencilerin yaşadıkları ilde bir okula yerleşme durumuna ilişkin verilere de yer verildi.

Bu kapsamda öğrencilerin yüzde 92,93’ü yaşadıkları illerdeki bir okulu tercih ederken, yüzde 7,07’si ise farklı bir ildeki okula yerleşti.

Yüzde 5’lik dilime giren öğrencilerde ise yaşadığı ilde okula girenlerin oranı yüzde 89,06, farklı bir ildeki okula yerleşenlerin oranı ise yüzde 10,94 oldu.

Söz konusu dilime giren öğrenciler 760 farklı okula girerken, yüzde 10’luk dilime giren öğrencilerin yerleştiği okul sayısı ise 1193 oldu. Raporla, yüzde 5 ve yüzde 10’luk dilimde yer alan öğrencilerin Türkiye genelinde farklı illerde bulunan çok sayıda okula yerleştiği ortaya konuldu.

Yerel yerleştirme
Raporda, ikamet ettikleri bölgede veya yakın bölgelerdeki sınavsız öğrenci alan ortaöğretim kurumlarına tercih yapan öğrencilerin istatistiki bilgilerine de yer verildi.

Bu kapsamda 5 tercihinden birine yerleşen öğrenci sayısı 772 bin 849 olarak gerçekleşti. Yerel yerleştirme kapsamında bu yıl ilk üç tercihinden birine yerleşen öğrenci sayısı 730 bin 536 oldu.

772 bin 849 öğrenciden 352 bin 895’i Anadolu lisesine, 343 bin 948’i mesleki ve teknik Anadolu lisesine, 76 bin 6’sı ise Anadolu imam hatip lisesine yerleşti.

Tanıtım Filmi Çekimi Neden Markalar İçin Vazgeçilmezdir?

Günümüzde markaların dijital dünyada dikkat çekebilmesi yalnızca kaliteli ürün veya hizmet sunmasıyla mümkün değildir. Potansiyel müşteriler, satın alma kararı vermeden önce firmaları araştırıyor, web sitelerini inceliyor ve profesyonel bir kurumsal kimlik görmek istiyor. İşte bu noktada tanıtım filmi çekimi, işletmeler için en güçlü pazarlama araçlarından biri hâline geliyor.

Profesyonel olarak hazırlanan bir tanıtım filmi, firmanızın hikâyesini etkileyici bir anlatımla hedef kitlenize ulaştırır. Üretim süreçleriniz, çalışma ortamınız, ekibiniz ve hizmet kaliteniz sinematik görüntülerle sunularak müşterilerinizin güvenini kazanmanıza yardımcı olur. Kurumsal web sitelerinde, fuarlarda, satış sunumlarında ve sosyal medya platformlarında kullanılan tanıtım filmleri, marka bilinirliğini artırırken dijital pazarlama çalışmalarına da önemli katkı sağlar.

Özellikle Google ve diğer arama motorları, kullanıcıların sayfada geçirdiği süreyi önemser. Kaliteli bir tanıtım filmi, ziyaretçilerin web sitenizde daha uzun süre kalmasını sağlayarak dolaylı olarak SEO performansınızı destekleyebilir. Bu nedenle profesyonel video prodüksiyonu, yalnızca bir reklam çalışması değil, aynı zamanda uzun vadeli bir dijital yatırım olarak değerlendirilmelidir.

Tanıtım Videosu Çekimi ile Dijital Dünyada Daha Fazla Müşteriye Ulaşın

Profesyonel tanıtım videosu çekimi, markanızın dijital platformlarda daha etkili görünmesini sağlayan en önemli içerik türlerinden biridir. Kısa, etkileyici ve doğru planlanmış videolar sayesinde ürünlerinizi, hizmetlerinizi ve kurumsal değerlerinizi hedef kitlenize çok daha hızlı aktarabilirsiniz.

Tanıtım videoları yalnızca web sitelerinde değil; YouTube, Instagram, Facebook, LinkedIn ve diğer sosyal medya platformlarında da yüksek etkileşim elde etmenizi sağlar. Video içerikler, metin ve görsellere göre çok daha fazla izlenmekte ve paylaşılmaktadır. Bu nedenle günümüzde küçük işletmelerden büyük sanayi kuruluşlarına kadar her marka profesyonel video içeriklerine yatırım yapmaktadır.

Başarılı bir tanıtım videosu; doğru senaryo, profesyonel kamera ekipmanları, drone görüntüleri, yaratıcı kurgu, renk düzenleme ve kaliteli ses tasarımıyla hazırlanmalıdır. Markanızın hedef kitlesine uygun olarak hazırlanan videolar, kurumsal imajınızı güçlendirirken potansiyel müşterileriniz üzerinde de güçlü bir ilk izlenim oluşturur.

Tanıtım Filmi Fiyatları Neye Göre Belirlenir?

İşletmelerin en çok merak ettiği konuların başında tanıtım filmi fiyatları gelmektedir. Ancak her firmanın ihtiyaçları farklı olduğu için standart bir fiyat vermek mümkün değildir. Tanıtım filmi maliyetleri; çekim süresi, proje kapsamı, kullanılacak ekipmanlar, çekim yapılacak lokasyon sayısı, drone kullanımı, profesyonel seslendirme, oyuncu ihtiyacı, animasyon çalışmaları ve post prodüksiyon süreçlerine göre değişiklik gösterir.

Örneğin tek lokasyonda gerçekleştirilecek kısa bir kurumsal tanıtım filmi ile birden fazla şehirde çekilecek kapsamlı bir reklam projesinin maliyetleri aynı olmayacaktır. Bu nedenle doğru fiyatlandırma, firmanızın hedefleri ve beklentileri doğrultusunda hazırlanan özel bir prodüksiyon planı ile belirlenmelidir.

MEY Film Production olarak her projeye özgün bir bakış açısıyla yaklaşıyor; senaryo geliştirmeden çekime, kurgu aşamasından renk düzenlemeye kadar tüm süreçleri profesyonel ekip ve son teknoloji ekipmanlarla yönetiyoruz. Amacımız yalnızca estetik görüntüler üretmek değil, markanızın güvenilirliğini artıran ve satış süreçlerinizi destekleyen güçlü video içerikleri hazırlamaktır.

Doğru planlanmış bir tanıtım filmi, uzun yıllar kullanılabilecek değerli bir pazarlama yatırımıdır. Web sitenizde, sosyal medya hesaplarınızda, dijital reklam kampanyalarınızda ve kurumsal sunumlarınızda kullanacağınız profesyonel bir video, markanızın rakiplerinden ayrışmasını sağlayarak daha fazla müşteriye ulaşmanıza katkı sunacaktır.

Aramızdan ayrılanlar

HÜSEYİN ÇAKALOĞLU VEFAT ETTİ

Yıldırım semti sakinlerinden merhume Hacer ve merhum Musa Çakaloğlu’nun oğulları, İsmail ve Ayşe Çakaloğlu’nun kardeşleri Hüseyin Çakaloğlu 49 yaşında vefat etti. Merhum dün, Yıldırım Beyazıt Camisinde öğle namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Bademlik Mezarlığında toprağa verildi.

HALİL KEMAL ÖZGÜNSAL VEFAT ETTİ

Saraçlar Caddesi esnaflarından Halil Kemal Özgünsal 61 yaşında vefat etti Ezgi Özgünsal’ın eşi, Ayberk Özgünsal’ın babası, Nuran Özel, Füsun Erdim, Fatma Saffet Özgünsal ve Jale Alpak’ın kardeşleri olan merhum, dün Eski Camide ikindi namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Yeni Şehir Mezarlığında toprağa verildi.

TÜ’de Tanıtım Günleri sürüyor

Trakya Üniversitesi’nde  üniversite adaylarını fakülte, yüksekokul ve meslek yüksekokullarıyla buluşturmak amacıyla 3 Ağutos Pazartesi günü başlayan Tanıtım Günleri sürüyor. 7 Ağustos Cuma gününe kadar sürecek etkinliklerde aday öğrenciler, Trakya Üniversitesi’nin eğitim olanaklarını yakından tanıma fırsatı buluyor.

Tanıtım Günleri kapsamında düzenlenen Dekan/Müdür-Öğrenci Buluşmaları yüz yüze ve çevrim içi gerçekleştiriliyor. Aday öğrenciler, fakülte dekanları, yüksekokul ve meslek yüksekokulu müdürleriyle birebir görüşerek bölümler, eğitim olanakları, kampüs yaşamı ve Trakya Üniversitesi’nin sunduğu imkânlar hakkında doğrudan bilgi ediniyor.

Etkinlik süresince tüm akademik birimler, kendi fakülte ve okul binalarında her gün 09.00-17.00 saatleri arasında aday öğrencileri ağırlayarak programlar ve üniversitenin sunduğu olanaklar hakkında bilgilendirme yapıyor.

Tanıtım Günleri kapsamında Rektör-Öğrenci Buluşması da gerçekleştirilecek. Trakya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Hatipler, 6 Ağustos Perşembe günü saat 14.00’te Balkan Kongre Merkezi’nde aday öğrencilerle buluşarak tercih sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulunacak ve soruları yanıtlayacak.

Aday öğrenciler, aday.trakya.edu.tr adresi üzerinden Trakya Üniversitesinin akademik birimleri, tercih süreci ve öğrencilere sunulan olanaklara ilişkin kapsamlı bilgilere ulaşabiliyor. Tercih sürecinde yararlanabilecekleri YÖK Atlas üzerinden de Trakya Üniversitesi’nin programlarına ait taban puanları, başarı sıralarını, kontenjanları ve diğer tercih verilerini inceleyebiliyor.

Tanıtım Günleri” kapsamındaki yüz yüze buluşmalar 5 Ağustos’ta Havsa Meslek Yüksekokulu, Keşan Meslek Yüksekokulu, Uzunköprü Meslek Yüksekokulu, Uzunköprü Uygulamalı Bilimler Yüksekokulu, Edebiyat Fakültesi, Şehit Ressam Hasan Rıza Güzel Sanatlar MYO, Mimarlık Fakültesi, İpsala Meslek Yüksekokulu ve Arda Meslek Yüksekokulu ile devam edecek.

HOTEAD yıldızları komşuda parladı

Edirne HOTEAD Yıldızlar Ekibi, Bulgaristan’ın Dorkovo kentinde düzenlenen 28. Uluslararası Dorkovo Halk Dansları Festivali’nde fırtına gibi esti. Sahneledikleri Edirne yöresi oyunları ve coşkulu Roman dansı performanslarıyla izleyicileri büyüleyen ekip, festivalin en çok alkış alan gruplarından biri oldu.

Festivalin ardından değerlendirmelerde bulunan Kulüp Başkanı Mehmet Grammeşin, genç dansçıların performansından büyük gurur duyduklarını ve emeği geçen herkese teşekkür ettiğini belirtti. Grammeşin, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

“Uluslararası düzeyde birçok kültürün buluştuğu bu prestijli festivalde yer alan ekibimiz, organizasyon bünyesindeki sosyal ve kültürel etkinliklere katılarak keyifli anlar yaşadı. Sahneledikleri Edirne yöresi ve Roman dansı gösterileriyle izleyenlere adeta görsel bir şölen sunan Yıldızlar Ekibimiz; seyircilerden büyük alkış ve takdir toplayarak Edirne’mizin kültürünü ve ülkemizi sınır ötesinde bir kez daha gururla temsil etti.”

Sıradaki Durak: Polonya

Başkan Grammeşin ayrıca, 11-17 Ağustos tarihleri arasında Polonya’nın Poznan kentinde düzenlenecek olan 19. Uluslararası Sanat Festivali için hazırlıkların sürdüğünü belirterek, yetişkin grubuyla birlikte ülkemizi en iyi şekilde temsil etmek için sabırsızlandıklarını dile getirdi.

TÜ’de yurt dışı kayıtlar 10-14 Ağustos’ta

Trakya Üniversitesi, 2026-2027 Eğitim-Öğretim Yılı Yurtdışından Öğrenci Kabulü kapsamında kayıt hakkı kazanan adayların sonuçlarını açıkladı.

Kayıt hakkı kazanan adaylar, kayıt işlemlerini 10-14 Ağustos 2026 tarihleri arasında Trakya Üniversitesi Balkan Yerleşkesinde bulunan Dış İlişkiler Uygulama ve Araştırma Merkezinde yüz yüze gerçekleştirecek.

Kayıtlar, Trakya Üniversitesi Rektörlüğü Balkan Kongre Merkezi karşısında yer alan Dış İlişkiler Uygulama ve Araştırma Merkezinde yapılacak. Adayların, kayıt işlemlerini belirtilen tarihler arasında gerekli belgelerle birlikte şahsen tamamlamaları gerekiyor.

Kayıt hakkı kazanan öğrencilerin listesi, kayıt takvimi, gerekli belgeler ve kayıt sürecine ilişkin tüm ayrıntılara https://oidb.trakya.edu.tr/ adresinden ulaşılıyor.

‘Değişmez Başkomutanımız!’

Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Edirne Şubesi Yönetim Kurulu, Sakarya Meydan Muharebesi öncesinde Büyük Millet Meclisi kararıyla Mustafa Kemal Paşa’ya ‘Başkomutan’ ünvanının verilişinin 105. yıl dönümünü kutladı.

ADD’nin yıldönümü dolayısıyla yayınladığı “Değişmez Başkomutanımız!” başlıklı yazılı açıklamasında, Başkumandanlık Kanunu’nun Türk Kurtuluş Savaşı sırasında Kütahya-Eskişehir Muharebelerinden sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Mustafa Kemal Paşa’ya Türk ordusunun başkomutanlığını verdiği 5 Ağustos 1921 tarihli kanun olduğu anımsatılarak şunlara yer verildi:

“Sevr Antlaşması sonucu parçalanan yurdumuzu yeniden yaşatmak için Gazi Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde 19 Mayıs 1919 tarihinde kuruluş ve kurtuluş mücadelesi başlamıştır. 1921 yılında düzenli orduya geçilerek I. II. İnönü Muharebeleri kazanılmıştır. Eskişehir-Kütahya Savaşları’nın ardından Türk Ordusunun Sakarya’nın doğusuna çekilmesi ise Mecliste tartışmalara neden olmuştur. Kütahya, Eskişehir ve Afyon’un kaybedilmesi sonucunda Mecliste M. Kemal Paşa’ya karşı muhalefet arttı. Meclis’te bulunanlar orduyu ve memleketi bu durumdan kurtaracak çareler aramaya başladılar. Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri bu yenilginin sorumlularını bulmaya çalışıyordu. Mustafa Kemal Paşa’ya karşı olan bazı üyeler bu kötü durumun sorumlusu olarak O’nu görmüşler ve suçlamaya başlamışlardı.

Mecliste son çare ve son tedbir olarak Mustafa Kemal Paşa’nın ordunun başına geçmesi yolunda bir düşünce ortaya çıktı. Taraftarları gibi karşısında olanlar da Mustafa Kemal Paşa’nın ordunun başına geçmesini istediler. Bunun üzerine Mustafa Kemal Paşa 4 Ağustos 1921’de Türkiye Büyük Millet Meclisine verdiği bir önerge ile Meclis yetkilerini isteyerek Başkomutan olmayı kabul edeceğini bildirdi.

Ancak, Mustafa Kemal Paşa’nın Meclisin yetkilerini kullanma isteğine karşı olan vekiller itiraz ettiler. Meclisin yetkilerinin bir kişi tarafından kullanılmasının söz konusu olamayacağını ileri sürdüler. Fakat düşman karşısındaki cephede vakit geçirilmeksizin en hızlı, en doğru kararları verebilmek, ancak Meclisin yetkilerini anında kullanmakla mümkündü. Zaten Mustafa Kemal Paşa’nın da bu kadar geniş yetkileri üstlenmesinin nedeni, bu olağanüstü durumda çabuk karar alarak yine bu kararları çabuk bir şekilde uygulamak istemesidir. Olağanüstü şartlara rağmen Mustafa Kemal Paşa Başkomutanlık yetkisini üç ayla sınırlı olmasını istemiştir. Bu da O’nun milli iradeye ne kadar saygılı olduğunu açıkça göstermektedir. Sonunda Meclis, Mustafa Kemal Paşa’nın bu isteğini de haklı buldu. 5 Ağustos 1921 tarihinde, meclisin sahip olduğu yetkileri kullanmak koşuluyla Mustafa Kemal Paşa’ya üç ay süreyle Başkomutanlık yetkisini veren kanunu kabul edildi.

Mustafa Kemal Paşa bu yetkisini ilk olarak ordunun ihtiyaçlarının halk tarafından karşılanması amacıyla Tekalif-i Milliye Emirleri’nin çıkarılmasında kullandı. 7-8 Ağustos 1921’de, halkı maddi ve manevi bütün kaynaklarıyla Ulusal Mücadele’ye katılmaya çağıran “Tekalif-i Milliye Emirleri”ni yayınladı. On ayrı metinden oluşan bu emirler uygulanmadığı takdirde kurtuluş mücadelesi etkili olamazdı. Ordunun bu savaşı kazanabilmesi için yiyecek, giyecek, cephane ve bunların taşınmasını sağlayacak araçların bulunmasını hazırlayan bu emirlerin Ulusal Mücadele’nin kazanılmasında çok büyük etkisi oldu. Bu emirlerdeki istekleri incelediğimizde, Türk Ordusu’nun ne kadar yokluk içinde savaştığı iyice anlaşılır.

Tekalif-i Milliye Emirleri 7 Ağustos 1921’de yayımlanmış olup toplamı on maddedir.

1-Her ilçede bir tane Tekâlif-i Milliye Komisyonu kurulacak.

2-Halk, elindeki silah ve cephaneyi 3 gün içinde orduya teslim edecek.

3-Her aile bir askeri giydirecek.

4-Yiyecek ve giyecek maddelerinin %40’ına el konacak ve bunların karşılığı daha sonra geri ödenecek.

5-Ticaret adamlarının elindeki her türlü giyim eşyasının %40’ına el konacak ve bunların karşılığı daha sonra geri ödenecek.

6-Her türlü makineli aracın %40’ına el konacak.

7-Halkın elindeki binek hayvanlarının ve taşıt araçlarının %20’sine el konacak.

8-Sahipsiz bütün mallara el konacak.

9-Tüm demirci, dökümcü, nalbant, terzi ve marangoz gibi iş sahipleri ordunun emrinde çalışacak.

10-Halkın elindeki araçlar bir defa olmak üzere 100 km’lik mesafeye ücretsiz askeri ulaşım sağlayacak.

Tekâlif-i Milliye karşılıksız bir bağış değildi. Başkomutan Atatürk, 7-8 Ağustos 1921’de ‘Bedeli sonradan ödenecektir’ diyerek halktan zorunlu yardım topladı. 12 Nisan 1923 tarihli ve 328 sayılı kanunla 6.003.663 TL olan borç halka ödendi. Sadece Tekalif-i Milliye borçlarını değil onunla birlikte Osmanlı’nın iç borçları da ödendi. Savaş sonrası Ankara Hükümeti, Tekâlif-i Milliye borçları ve onun dışında savaşta halktan alınmış her şey için, 1923-1937 arasında halka toplam 17.426.409 TL ödedi.

Kurtuluş Savaşı’mızda Mustafa Kemal Paşa’ya geniş yetkilerle ve üç ay süreyle Başkumandanlık veren bu Kanun daha sonra birinci defa 31 Ekim 1921’de, ikinci defa 4 Şubat 1922, üçüncü defa 6 Mayıs 1922’de üçer ay süre ile uzatılmıştı.

Söz konusu kanunun dördüncü defa uzatılması teklifi Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 20 Temmuz 1922 günkü oturumunda görüşüldü. Bu oturumda söz alan Başkumandan Mustafa Kemal Paşa, o güne kadar kendisine tanınan geniş yetkilere gerek olmadığı görüşünü savunarak şunları söyledi: “Bugün ordumuzun manevi kuvveti en yüksek derecededir. Ordumuzun maddi kuvveti de fevkalade bir önleme gerek hissetmeksizin milli emelleri tam bir güvenle elde edecek düzeye ulaşmıştır. Bu sebeple artık böyle bir yetkiyi devam ettirmeye gerek kalmadığı görüşündeyim.”

Mustafa Kemal Paşa’nın bu konuşması üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisi, “5 Ağustos 1921‘de kabul edilen Başkumandanlık Kanunu’nun, Başkumandan’a geniş yetkiler tanıyan 2. Maddesini kanun teklifinden çıkardı.

Sakarya Meydan Muharebesi öncesinde Büyük Millet Meclisi kararıyla Mustafa Kemal Paşa’ya ‘Başkomutan’ ünvanının verilişinin 105. yıl dönümü kutlu olsun!

İnternette dolandırıcılık bitmiyor

Edirne’de geçtiğimiz günlerde internet üzerinden çeşitli ürünler satın almak isteyen 3 kişinin toplam 70 bin lira dolandırılmasının ardından merkez, Uzunköprü ve Keşan’da 3 kişi daha aynı yolla yaklaşık 154 bin lira dolandırıldı.

Edinilen bilgilere göre, polis merkezine başvuran Z.Ö. isimli kişi tatil için bungalov kiralamak amacıyla internet sitesinde gördüğü ilan ile ilgili anlaştığı şahsın bildirdiği hesaplara toplam 120.055 TL para gönderdiğini, dolandırıldığını belirterek şikayetçi olduğunu söyledi.

Uzunköprü ilçesi Cumhuriyet Mahallesi’nde ikamet eden M.Y. isimli kişi kedi sahiplenmek için sosyal medya sayfasına bilgi notu yazdığını, kendisi ile bu konuda iletişime geçen şahsa toplamda 13.877 TL para gönderdiğini, dolandırıldığını belirterek şikayetçi oldu.

Keşan ilçesinde de F.Ç. isimli kişi de bir internet sitesinden emniyet kemeri almak için araştırma yaptığını, irtibata geçtiği şahıslar ile ürünü almak için anlaştığını, akabinde kendilerine toplamda 20.000 TL para gönderdiğini, dolandırıldığını anladığını belirterek şikayetçi olduğunu söyledi. Her üç olayla ilgili nitelikli dolandırıcılık suçundan yasal işlemlere başlandı.

TÜ’ne Tanzanya’dan konuk

Trakya Üniversitesi, Dış İlişkiler Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından yürütülen Erasmus+ KA171 Projesi kapsamında Tanzanya’daki Darüsselam Üniversitesi’nden gelen akademik ve idari personeli misafir etti.

Program kapsamında konuk heyet, Trakya Üniversitesi’nin eğitim, araştırma ve idari yapılanmasını yakından tanıma fırsatı buldu. Bu çerçevede Tıp Fakültesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Kırkpınar Spor Bilimleri Fakültesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü ve Kurumsal İletişim Koordinatörlüğü başta olmak üzere üniversitenin çeşitli akademik ve idari birimlerine ziyaretler gerçekleştirildi.

Görüşmelerde eğitim-öğretim faaliyetleri, bilimsel araştırmalar, uluslararası iş birlikleri ve kurumsal uygulamalar hakkında bilgi alışverişinde bulunuldu.

Erasmus+ KA171 Projesi, Avrupa Birliği dışındaki ülkelerdeki yükseköğretim kurumları ile uluslararası akademik iş birliğini güçlendirmeyi, öğrenci ve personel hareketliliğini desteklemeyi amaçlıyor.

Proje kapsamında gerçekleştirilen ziyaretlerin, Trakya Üniversitesi ile uluslararası paydaşları arasındaki akademik ve kurumsal ilişkilerin geliştirilmesine katkı sağlaması hedefleniyor.

Kalbin Ritmi Bize Ne Anlatıyor? İstanbul’da Ritim Bozuklukları Üzerine Bir Söyleşi

Kalbin bazen hızlanması, yavaşlaması ya da düzensiz attığının hissedilmesi pek çok kişide endişeye neden olabiliyor. Bazı ritim değişiklikleri günlük yaşamın doğal bir parçası olabilirken bazıları ayrıntılı değerlendirme ve düzenli takip gerektirebiliyor.

Girişimsel kardiyoloji ve elektrofizyoloji alanında çalışmalarını sürdüren Prof. Dr. Mert İlker Hayıroğlu ile İstanbul’da ritim bozukluğu, çarpıntı şikâyetleri, tanı yöntemleri, teknolojik gelişmeler ve hastaların en çok merak ettiği konular üzerine konuştuk.

Ritim bozukluğu denildiğinde ne anlamamız gerekiyor?

Kalbin kendine ait düzenli bir elektriksel sistemi vardır. Bu sistem, kalbin hangi hızda ve hangi sırayla kasılacağını belirler. Kalp atımlarının normalden hızlı, yavaş veya düzensiz olması durumunu genel olarak ritim bozukluğu, tıbbi adıyla aritmi olarak tanımlıyoruz.

Ancak ritim bozukluğu tek bir hastalığın adı değildir. Çok farklı nedenlerle ortaya çıkabilen geniş bir durum grubundan söz ediyoruz. Bazı ritim değişiklikleri kısa süreli ve önemsiz olabilirken bazıları kişinin günlük yaşamını etkileyebilir veya daha yakından takip edilmesi gerekebilir.

Bu nedenle hastanın yalnızca “Kalbim düzensiz atıyor” demesi bize önemli bir başlangıç bilgisi verir ancak ritim bozukluğunun türünü anlayabilmek için daha ayrıntılı bir değerlendirme yapmamız gerekir.

Hastalar ritim bozukluğunu genellikle nasıl tarif ediyor?

Her hasta ritim bozukluğunu farklı şekilde anlatabiliyor. Bazı hastalar kalbinin çok hızlı attığını söylerken bazıları göğsünde kuş çırpması gibi bir his yaşadığını ifade ediyor.

“Kulağımda kalp atışımı duyuyorum”, “Kalbim bir an durup yeniden çalışıyor gibi oluyor”, “Göğsümde ani bir vuruntu hissediyorum” veya “Nabzım birden hızlanıyor” gibi ifadelerle sık karşılaşıyoruz.

Bazı hastalarda çarpıntıya baş dönmesi, nefes darlığı, göğüste rahatsızlık hissi, halsizlik veya bayılacak gibi olma eşlik edebilir. Bazı hastalarda ise ritim bozukluğu herhangi bir belirti oluşturmadan rutin bir muayene sırasında fark edilebilir.

Ben hastayı değerlendirirken yalnızca çarpıntının varlığına değil, nasıl başladığına, ne kadar sürdüğüne, aniden mi yoksa yavaş yavaş mı ortaya çıktığına ve beraberinde başka bir belirti bulunup bulunmadığına da dikkat ediyorum.

Her çarpıntı ritim bozukluğu anlamına gelir mi?

Hayır. Çarpıntı, kişinin kalp atışlarını normalden daha belirgin hissetmesi olarak tanımlanabilir. Bu his her zaman önemli bir ritim bozukluğundan kaynaklanmaz.

Heyecan, stres, yoğun egzersiz, uykusuzluk, fazla kafein tüketimi, bazı ilaçlar ve hormonal değişiklikler kalp atışlarının daha belirgin hissedilmesine neden olabilir. Kansızlık, tiroit hastalıkları ve bazı metabolik sorunlar da çarpıntı şikâyeti oluşturabilir.

Burada önemli olan, hastanın hissettiği çarpıntı sırasında kalpte gerçekten nasıl bir ritim oluştuğunu belirlemektir. Bunu anlayabilmek için şikâyet anında alınan EKG kaydı oldukça değerlidir.

Hastanın çarpıntı hissetmesi önemlidir ancak yalnızca bu his üzerinden ritim bozukluğunun türünü kesin olarak söylemek mümkün değildir.

Ritim bozukluğu muayene sırasında mutlaka yakalanır mı?

Ritim bozukluğunun sürekli olup olmadığına bağlıdır. Hasta muayene sırasında aritmi yaşıyorsa standart bir EKG ile ritmi görüntüleyebiliriz. Ancak bazı ritim bozuklukları birkaç saniye veya birkaç dakika sürüp kendiliğinden sona erebilir.

Hasta haftada bir veya ayda birkaç kez çarpıntı yaşıyorsa hastaneye geldiği sırada EKG’si tamamen normal olabilir. Bu durum, hastanın şikâyetinin önemsiz olduğu anlamına gelmez. Yalnızca ritmi daha uzun süre takip etmemiz gerektiğini gösterir.

Bu nedenle Holter EKG, Patch EKG, akıllı saat kayıtları veya implante edilebilir loop recorder gibi farklı takip yöntemlerinden yararlanabiliyoruz. Hangi yöntemin kullanılacağı, şikâyetlerin ne sıklıkla ortaya çıktığına göre belirlenir.

Benim için amaç yalnızca uzun süre kayıt almak değildir. Hastanın yaşadığı belirtiyle kayıt altına alınan ritim arasında bağlantı kurabilmektir.

Akıllı saat kayıtları ritim bozukluğunu anlamak için yeterli mi?

Akıllı saatler ve taşınabilir EKG özellikli cihazlar, son yıllarda kardiyoloji pratiğinde önemli bir yardımcı hâline geldi. Hasta çarpıntı yaşadığı sırada kısa bir kayıt alabiliyorsa bu kayıt bize değerli bilgiler sunabilir.

Ancak akıllı saat tarafından verilen her uyarıyı kesin tanı olarak değerlendirmemek gerekir. Hareket, temas problemi veya teknik nedenler yanlış ya da yetersiz kayıt oluşmasına yol açabilir.

Akıllı saat kayıtlarını hastanın şikâyetleri, muayene bulguları ve diğer tıbbi incelemeleriyle birlikte değerlendiriyoruz. Gerektiğinde bu kayıtları standart EKG veya daha uzun süreli ritim takip yöntemleriyle destekliyoruz.

Teknoloji doğru kullanıldığında erken farkındalık sağlayabilir. Ancak verinin mutlaka klinik bağlam içerisinde yorumlanması gerekir.

Ritim bozuklukları her yaşta görülebilir mi?

Evet. Ritim bozuklukları yalnızca ileri yaştaki kişilerde görülmez. Çocukluk döneminden ileri yaşlara kadar farklı aritmi türleriyle karşılaşabiliriz.

Genç hastalarda doğuştan gelen elektriksel yollar veya kalbin elektriksel sistemindeki farklılıklar hızlı kalp atışı ataklarına neden olabilir. İleri yaşlarda ise kalp damar hastalıkları, yüksek tansiyon, kalp kapak sorunları ve kalbin yapısal değişiklikleri ritim bozukluğu riskini artırabilir.

Hastanın yaşı bize bazı ipuçları verir ancak tek başına tanı koydurmaz. Aynı şikâyeti yaşayan iki farklı hastada birbirinden tamamen farklı ritim sorunları bulunabilir.

Bu nedenle her hastayı kendi klinik özellikleri içerisinde değerlendirmek gerekir.

Atriyal fibrilasyon neden sık konuşulan bir ritim bozukluğu?

Atriyal fibrilasyon, kalbin kulakçıklarının düzenli kasılmak yerine düzensiz ve hızlı elektriksel aktivite göstermesiyle ortaya çıkan bir ritim bozukluğudur.

Bazı hastalarda çarpıntı, yorgunluk, nefes darlığı veya efor kapasitesinde azalma görülebilir. Bazı hastalarda ise belirgin bir şikâyet olmadan tesadüfen tespit edilebilir.

Atriyal fibrilasyonu önemli kılan konulardan biri, bazı hastalarda pıhtı oluşumu ve buna bağlı inme riskini artırabilmesidir. Bu nedenle değerlendirme yalnızca ritmi düzenlemeye odaklanmaz. Hastanın yaşı, eşlik eden hastalıkları ve kişisel risk faktörleri de birlikte ele alınır.

Tedavi planı her hastada aynı değildir. İlaç tedavisi, ritim kontrolü, hız kontrolü, ablasyon ve pıhtı riskinin değerlendirilmesi gibi farklı başlıklar kişiye özel biçimde planlanır.

Ritim bozukluğu yaşayan herkes ablasyon yaptırmak zorunda mı?

Hayır. Ablasyon, her ritim bozukluğunda uygulanan standart bir işlem değildir. Öncelikle aritminin türünü, kaynağını, sıklığını ve hastanın yaşamına etkisini belirlemek gerekir.

Bazı hastalarda yalnızca takip yeterli olabilir. Bazı hastalarda ilaç tedavisi tercih edilebilir. Belirli ritim bozukluklarında ise kateter ablasyonu etkili bir seçenek olarak gündeme gelebilir.

Ablasyon işleminde kasık damarlarından kalbe ulaştırılan özel kateterlerle ritim bozukluğuna neden olan elektriksel odak veya iletim yolu belirlenir. Ardından bu bölgenin elektriksel aktivitesi kontrol altına alınmaya çalışılır.

Ben hastayla görüşürken yalnızca işlemin nasıl yapıldığını değil, neden önerildiğini, alternatiflerin neler olduğunu ve işlem sonrasında nasıl bir takip planlandığını da açık biçimde anlatmaya önem veriyorum.

Elektrofizyolojik çalışma ne zaman gündeme geliyor?

Elektrofizyolojik çalışma, kalbin elektriksel sistemini içeriden değerlendirmemizi sağlayan bir yöntemdir. Kasık damarlarından ilerletilen ince kateterlerle kalbin farklı bölgelerindeki elektriksel sinyaller kaydedilir.

Bu yöntem, ritim bozukluğunun nereden kaynaklandığını ve kalp içerisinde nasıl ilerlediğini anlamamıza yardımcı olabilir. Bazı durumlarda tanısal değerlendirme ile ablasyon işlemi aynı seansta gerçekleştirilebilir.

Her çarpıntı yaşayan hastanın elektrofizyolojik çalışmaya ihtiyacı yoktur. Ön değerlendirmeler, EKG kayıtları ve hastanın klinik durumu bu işlemin gerekli olup olmadığını belirler.

Elektrofizyoloji alanında en önemli noktalardan biri, ritim bozukluğunun mekanizmasını doğru şekilde ortaya koymaktır.

Ritim bozukluğu olan bir hastada kalp pili gerekebilir mi?

Bazı ritim bozukluklarında kalp çok hızlı çalışırken bazı durumlarda gereğinden fazla yavaşlayabilir. Özellikle kalbin doğal uyarı merkezinde veya elektriksel iletim yollarında sorun bulunması durumunda kalp pili gündeme gelebilir.

Hastanın nabzının düşük olması tek başına kalp pili gerektiği anlamına gelmez. Şikâyetler, ritim kayıtları, kalpteki duraklamalar ve iletim bozukluğunun seviyesi birlikte değerlendirilmelidir.

Bazı hastalarda hızlı ve yavaş ritim dönemleri bir arada görülebilir. Böyle durumlarda tedavi planı daha ayrıntılı bir yaklaşım gerektirir.

Burada amaç yalnızca nabız değerini değiştirmek değil, hastanın yaşadığı belirtilerle elektriksel problem arasındaki ilişkiyi doğru biçimde ortaya koymaktır.

Bayılma her zaman ritim bozukluğundan mı kaynaklanır?

Hayır. Bayılmanın kalple ilgili nedenlerinin yanı sıra nörolojik, metabolik veya tansiyonla ilişkili nedenleri de olabilir.

Ancak ani başlayan, öncesinde belirgin bir uyarı vermeyen veya efor sırasında ortaya çıkan bayılmalar kardiyolojik açıdan dikkatle değerlendirilmelidir. Bayılmaya çarpıntı, göğüs ağrısı ya da ailede ani ölüm öyküsü eşlik ediyorsa ayrıntılı inceleme önem kazanır.

Bazı hastalarda ritim bozukluğu çok seyrek ortaya çıktığı için standart Holter kayıtlarında yakalanamayabilir. Böyle durumlarda uzun süreli kayıt sağlayan implante edilebilir loop recorder cihazları kullanılabilir.

Bayılma değerlendirmesinde hastanın olay anını ve öncesini ayrıntılı şekilde anlatması bizim için oldukça değerlidir.

Stres ritim bozukluğunu tetikler mi?

Stres, kaygı ve yoğun duygusal değişimler kalp hızını artırabilir ve kişinin kalp atışlarını daha belirgin hissetmesine neden olabilir. Bazı kişilerde mevcut ritim bozukluğu ataklarının ortaya çıkmasını da kolaylaştırabilir.

Ancak her çarpıntıyı yalnızca strese bağlamak doğru değildir. Hastanın şikâyeti tekrar ediyorsa, uzun sürüyorsa veya başka belirtilerle birlikte görülüyorsa ritim kaydı alınması gerekir.

Bazen hastalar daha önce “Strestendir” denildiği için uzun süre değerlendirme yaptırmadan bekleyebiliyor. Stres önemli bir faktör olabilir ancak organik bir ritim probleminin bulunup bulunmadığını araştırmak gerekir.

Ben hastalarıma, psikolojik ve kardiyolojik etkenlerin birbirini dışlamadığını anlatıyorum. Her ikisi aynı anda bulunabilir ve birlikte ele alınabilir.

İstanbul’da ritim bozukluğu konusunda değerlendirme yapılırken nelere dikkat edilmeli?

Ritim bozukluğu değerlendirmesi yalnızca tek bir EKG sonucuna bakılarak tamamlanmamalıdır. Hastanın şikâyetlerinin ne zaman başladığı, ne kadar sürdüğü, hangi koşullarda ortaya çıktığı ve beraberinde başka belirtiler bulunup bulunmadığı ayrıntılı biçimde sorgulanmalıdır.

Ailede ritim bozukluğu veya ani kalp ölümü öyküsü, kullanılan ilaçlar, tiroit hastalıkları, uyku düzeni ve kafein tüketimi gibi konular da değerlendirmeye dâhil edilir.

Gerekli durumlarda ekokardiyografi, kan tetkikleri ve uzun süreli ritim kayıtları kullanılır. Kalbin yapısal durumu ile elektriksel sistemi birlikte ele alınmalıdır.

Benim yaklaşımımda en önemli adımlardan biri hastayı dikkatle dinlemektir. Çünkü ritim bozuklukları bazen yalnızca birkaç saniye sürer ve hastanın olay anını nasıl tarif ettiği tanı sürecine önemli katkı sağlar.

Ritim bozukluğu olan kişiler günlük yaşamlarında nelere dikkat etmeli?

Bu sorunun yanıtı ritim bozukluğunun türüne göre değişir. Her hastaya aynı kısıtlamaları önermek doğru değildir.

Genel olarak düzenli uyku, yeterli sıvı tüketimi, aşırı kafein ve enerji içeceği tüketiminden kaçınılması faydalı olabilir. Reçetesiz kullanılan bazı ilaçlar ve takviyeler kalp ritmini etkileyebilir. Bu nedenle kullanılan ürünlerin hekime bildirilmesi önemlidir.

Egzersiz konusunda da kişiye özel öneri gerekir. Bazı hastalar düzenli egzersize rahatlıkla devam edebilirken bazı ritim bozukluklarında egzersiz öncesinde ayrıntılı değerlendirme yapılması gerekebilir.

Hastanın kendi ritmini gözlemlemesi değerlidir ancak sürekli nabız kontrolü yaparak kaygıyı artırmamak da önemlidir. Takip, planlı ve bilinçli şekilde yapılmalıdır.

Ritim bozukluklarında teknoloji nasıl bir değişim sağladı?

Dijital sağlık uygulamaları ritim bozukluklarının takibinde önemli kolaylıklar sağladı. Patch EKG sistemleri, akıllı saatler ve uzaktan cihaz takip yöntemleri sayesinde daha uzun süreli verilere ulaşabiliyoruz.

Kalp pili, ICD ve CRT-D gibi cihazların bazıları uzaktan takip edilebiliyor. Cihazın teknik verileri ve kaydettiği ritim olayları belirli aralıklarla incelenebiliyor.

Yapay zekâ destekli EKG analizleri de giderek gelişiyor. Bu sistemler çok sayıda veriyi hızlı biçimde değerlendirerek hekime yardımcı olabilir.

Bilimsel çalışmalarımın önemli bir bölümünde dijital sağlık, yapay zekâ destekli EKG analizi, kalp yetersizliği ve aritmi öngörüsü üzerine yoğunlaşıyorum. Teknolojinin en değerli olduğu nokta, hekim değerlendirmesini destekleyerek hastanın daha kapsamlı takip edilmesine katkı sağlamasıdır.

Ritim bozukluğu şüphesi olanlara ne söylemek istersiniz?

Öncelikle her çarpıntının tehlikeli bir ritim bozukluğu anlamına gelmediğini söylemek gerekir. Ancak tekrarlayan, uzun süren veya günlük yaşamı etkileyen şikâyetlerin de göz ardı edilmemesi önemlidir.

Hastaların çarpıntının ne zaman başladığını, ne kadar sürdüğünü ve beraberinde hangi belirtilerin görüldüğünü not etmesi değerlendirme sırasında yardımcı olabilir. Akıllı saat veya taşınabilir EKG kaydı varsa bunların da hekimle paylaşılması değerlidir.

Özellikle çarpıntıyla birlikte bayılma, belirgin nefes darlığı, göğüs ağrısı veya ciddi baş dönmesi yaşanması durumunda vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.

Ritim bozukluklarında doğru yaklaşım; hastayı dikkatle dinlemek, şikâyeti kayıt altına almak, ritmin türünü belirlemek ve kişiye özel bir takip planı oluşturmaktır. Kalbin ritmi yalnızca sayılardan ibaret değildir. Bazen hastanın günlük yaşamında fark ettiği küçük bir değişiklik, değerlendirme sürecinin en önemli ipucu olabilir.