Kategori arşivi: Ekonomi

‘İthalat çiftçiyi bitiriyor’

Cumhuriyet Halk Partisi Edirne Milletvekili ve Ziraat Mühendisi Ediz Ün, Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan dış ticaret istatistikleri üzerinden tarım ithalatını eleştirdi.
Ün, Türkiye’nin her yıl bitkisel ve hayvansal tarım ithalatına milyarlarca dolar harcadığını vurgulayarak, çiftçilerin para kazanamamasının ana nedeninin ithalata dayalı bir tarım politikasının izlenmesi olduğunu söyledi. AKP iktidarı döneminde Türkiye’nin tarımda hiçbir zaman ihracatçı bir ülke olamadığını belirten Ün, “Ülkemizin döviz kaynakları, AKP tarafından yabancı şirketlere ve çiftçilere adeta peşkeş çekilmiştir. Çiftçilerin bugün eylem yapmasının temel nedeni, her yıl ortalama 13 milyar doların ithalata harcanmasıdır. Sadece bu yılın ilk yedi ayında, tarım ürünleri ithalatına 6,7 milyar dolar, yani 214 milyar lira ödenmiştir. Bu rakam, çiftçiye verilen desteğin tam 2,3 katıdır ve yıl sonuna kadar bu farkın üç katına çıkması muhtemeldir” dedi.
Ün, AKP iktidarı boyunca tarım ürünleri ithalatına 160 milyar dolar ödendiğini belirterek, “Türkiye gibi tarımsal üretim potansiyeli yüksek bir ülkede, 160 milyar dolar dövizin yurt dışına gitmesi kabul edilemez. Eğer bu para zamanında tarımsal altyapı yatırımlarına harcansaydı, bugün döviz ödeyen bir ülke yerine döviz kazanan bir ülke olurduk. Buğdaydan arpaya, mısırdan çeltiğe, ayçiçeğinden pamuğa kadar birçok tarımsal ürünü ithal etmek zorunda kalmazdık. 160 milyar doların bugünkü karşılığı 5,5 trilyon liradır. Bu kadar büyük bir meblağ, bugün çiftçilerimizin tüm giderlerini karşılayacak düzeydedir. Ancak bu ithalata dayalı politika, Türkiye’yi gıda enflasyonunda dünya sıralamasında dördüncü, Avrupa ve OECD ülkeleri arasında ise birinci sıraya taşıdı” ifadelerini kullandı.
Tarımda ithalata dayalı politikalardan derhal vazgeçilmesi gerektiğini vurgulayan Ün, “Küresel ısınma ve iklim değişikliği, günümüzün en büyük problemlerinden biridir. Bu sorunlarla başa çıkabilmek için su kaynaklarımızı koruyacak ve afetlere karşı önleyici tedbirleri hayata geçirecek altyapı yatırımlarını acilen yapmalıyız. AKP, ithalat politikasını sürdürürse, ülkemizin gıda güvenliği ve bağımsızlığı ciddi bir tehlike altına girecektir. İthalatı azaltmanın tek yolu, çiftçinin üretmesini sağlamak ve ürettiği ürünlerin değer kaybetmesini önlemektir. Bu konuda çözüm sunabilecek tek parti şu anda Cumhuriyet Halk Partisidir. İktidarımızda, üretenin kazandığı, vatandaşlarımızın sofrasında etinden sütüne kadar temel gıda ihtiyaçlarını karşılayabileceği üretime dayalı bir model oluşturacağız” dedi.

TZOB ayçiçeği için sahada

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) “Traktörün ile birlikte sen de gel diyerek” Birlik Genel Başkanı Şemsi Bayraktar’ın da 1 Eylül Pazar günü Edirneli üreticilerin sesini duyurmak için katılacağı merkez Büyükdöllük Köyü’nde düzenlenecek Ayçiçeği Hasat Töreni için çağrıda bulundu.
Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nce hazırlanan çağrı paylaşımında, “Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Şemsi Bayraktar’ın teşrifleriyle…
Sesimizi duyurmak ve geleceğimiz için tüm çiftçilerimiz ile birlikte sahaya iniyoruz.
Traktörün ile birlikte sen de gel.
Unutma birlikte daha güçlüyüz ve bugün sesimizi duyurma günü…
Tarih: 1 Eylül Pazar,saat 15.00. Büyükdöllük Köyü Edirne Merkez”

Ayçiçeği’nde verim ‘hayal’!

DCIM\101MEDIA\DJI_0317.JPG


Olgay GÜLER
Trakya’da sıcak hava ve kuraklık nedeniyle ekili ayçiçekleri de kavrulurken, bazı üreticiler biçerdöver masrafını karşılamadığı için ürününü tarlada bıraktı.
Türkiye’nin yağlık ayçiçeği üretiminin önemli kısmının karşılandığı Trakya’da, yetersiz kış yağışlarının ardından yaz ayları da mevsim normallerinin üzerinde sıcaklıklarla geçince, tarlalar kurudu; ekili ayçiçekleri kavruldu. Hasat mesaisi başlayan ayçiçeği tarlalarında önceki yıllarda 200 ile 250 kilo arasında değişen verim, bu yıl 50 ile 100 kilo arasında kaldı. Bölgede bazı üreticiler, verimden kazanacakları paranın masraflarını karşılamayacağı için tarlalarını biçtirmemeye karar verdi.


‘BİÇİLMEDEN TARLADA BIRAKILACAK AYÇİÇEKLERİ VAR’
Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Ziraat Fakültesi Biyosistem Mühendisliği Arazi ve Su Kaynakları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Halim Orta, bu yıl yaşanan kuraklığın geçen yıldan daha kötü olduğunu söyledi. Orta, “Geçen yıl ilk kez gördük, bu yıl bence geçen yıldan daha da kötü. Henüz bölgede ayçiçeği hasadına yeni başladık. Biçilmeden tarlada bırakılabilecek düzeyde ayçiçekleri var. Üreticiler, biçme masraflarını kurtarmadığı için ürünü tarlada bırakıyorlar. Şu anda miktarı konuşuyoruz ama bir de bunun yağ boyutu, kalitesi var. Ayçiçeğinde standart yağ oranı yüzde 40’tır, fiyatlar buna göre belirlenir; ama bu yıl yüzde 40 yağı bulmak, bence çok büyük bir hayal. 35’leri geçeceğini düşünmüyorum ki biçimlerden aldığımız haberler de böyle. Üretici çok ciddi sıkıntı içerisinde” dedi.

DCIM\101MEDIA\DJI_0320.JPG


‘KURAKLIK DAHA YENİ BAŞLADI’
Kuraklığın henüz yeni başladığını anlatan Orta, ” Hep şunu söyleriz; kuraklık doğal afetlerin içerisinde en kötüsüdür, çok sinsi gelir, ne kadar kalacağı belli olmaz ve geldiğinde de tüm ekosistemi, canlıları, bitkileri, hayvanları çaresiz bırakır. Çok çabuk gideceğe benzemiyor. Kuraklık önümüzdeki yıllarda özellikle 2040’ta bir pik yaşanmak kaydıyla devam edeceğini öngörüyoruz. Kuraklığın özellikle nüfus ve sanayinin yoğun olduğu bölgelerde yarattığı etki ki buna ‘sosyo-ekonomik kuraklık’ adını veriyoruz, bu etki çok daha fazla oluyor. Çünkü biliyorsunuz buralarda çok daha yoğun bir yaşam var, yoğun üretim var. Dolayısıyla insanın yoğun olduğu yerlerde ürünlerin fiyatlarındaki dalgalanmalarda ona paralel olarak çok ciddi boyutlara ulaşıyor. Bunun yanında içme ve kullanma suyu ihtiyacı, çok fazla bu bölgelerde. Dolayısıyla bu nereye kadar gider? En son raddesi ne? derseniz, en son raddesi; gerek sanayi gerekse tarım üretiminin sonlanması, yavaşlaması ve bölgeden olan göçe kadar gider” diye konuştu.
‘KURAKLIK SİGORTASI ETKİN ŞEKİLDE İŞLETİLMELİ’
Prof. Dr. Halim Orta, çiftçinin üretimden vazgeçmemesi için kuraklık sigortasının etkin biçimde işletilmesi gerektiğini belirterek, “Çiftçinin bununla baş etmesini bırakın, çok kısa süre içerisinde bence üretmekten vazgeçecektir. Tarımda 10 ay boyunca, yazlık ürünlerde 6 ay boyunca, 3 ay boyunca sürekli yatırım yaparsınız ve masraf edersiniz; sonunda bir kez hasat edersiniz. Dolayısıyla çiftçi 1 yıl eker, karşılığını alamazsa ikinci seneye bir kez daha eker; ama o sene de verim alamazsa artık üçüncü sene hem yatırım yapacak gücü kalmamıştır, hem de bu riski göğüsleyecek hali kalmamıştır. Onun için hep diyorum ki; çiftçiyi en azından üretimden vazgeçirmemek için mutlaka kuraklık sigortasının çok etkin biçimde işletilmesi ve üreticilere ekim üzerinden, ÇKS kayıtları üzerinden kuraklık ödemelerinin yapılması gerekir ki, en azından üreticilerimizi üretim bandının içerisinde tutabilelim” dedi.


‘BU YILKİ VERİM, GEÇEN SENENİN YARISI’
Edirne’nin Değirmenyeni köyünde çiftçilik yapan Metin Küçükdoğan, mevsiminde yağış alamadıkları için verimin çok düşük olduğunu belirtti. Küçükdoğan, “Bu yıl kış kurağı vardı, mevsiminde de yağış alamadık dolayısıyla verimimiz düşük. Çevredekiler, 50 kilo ile 100 kilo arasında verim alıyorlar. Daha yeni başladım, henüz tarttırmadım ama çevremizde genellikle bu şekilde. Avarız köyünde komşularımız biçti, onlar da 50 kilo veya en iyisi 100 kilo verim alıyor. Bu sene aşırı sıcak var. Çiçek zamanında bu aşırı sıcak, ayçiçeğini yaktı. Dolayısıyla verimler düşük, bu sene çok mağduruz. Geçen yıl da kuraklık vardı ama verim bu kadar az değildi. Bu yılki verim, geçen yılın yarısı diyebilirim. Bu sene 40 ve üzeri çıkanlar, şanslı olacak. Bölgemizde hiç biçilmeyecek, tarlada bırakılacak yerler var. Çünkü biçmeye kalksanız ele geçecek para biçerdöverin masrafını karşılamayacak” diye konuştu.


‘ÜRÜNÜ YERİNDE BIRAKSAK DAHA İYİ’
Üreticilerden Alaaddin Eker ise hasatta 40 kiloya yakın ürün biçeceklerini söyleyerek “Benim tarlamda kilo olarak en fazla vereceği 30-40 kilo civarında. Yan tarafı da aynı şekilde. En azından 150 kilo biçmemiz lazım ki bizi kurtarsın. 100 kilosu masrafa gider, 50 kilosu da üreticiye kalır. Geçen yıl buna nazaran çok iyiydi. 200 kilo civarında biçmiştik. Açıklanan 20 bin liralık fiyat da kurtarmaz. Maliyetler çok yüksek. Buradan alacağımız ürün parası, biçerdöver parasını karşılamaz, yerinde bıraksak daha iyi” dedi.

İkinci elde ‘tezat’ uygulama!


Olgay GÜLER
Ülke genelinde, ikinci el araçların alım ve satımında yetki belgesini zorunlu hale getiren ‘Motorlu Kara Taşıtlarının Ticareti’ yönetmeliği Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi.
Resmi Gazete’nin dünkü sayı-sında yayınlanan ‘motorlu kara ta-şıtlarının ticareti hakkında yönet-melik’ yürürlüğe girdi. Düzenlemeye göre, ticaret il müdürlüğü tarafından verilen yetki belgesi olmadan ticari faaliyet kapsamında ikinci el motorlu kara taşıtı pazarlama veya satışı yapılamayacak. Bir takvim yılı içinde 3’ten fazla ikinci el motorlu kara taşıtı satışı ticari faaliyet kabul edilecek. Bazı galeri sahipleri ise yetki belgesi alımında iş yeri açma ruhsatı şartının aranmamasına tepki gösterdi.
‘RUHSAT OLMASA DAHİ BELGE VERİLEBİLECEK’
Edirneli Galeri Sahibi Gürkan Saka, uygulamanın merdiven altı satışları azalmasına yardımcı olacağını belirtip, “Yetki belgesi uygulaması bir nebze ayrım yapılmasına yardımcı olacak. Yani sadece yetki belgesi olan kişilerin daha etik bir şekilde bu satışları yapabilmesini sağlayacak. Merdiven altı diye tabir ettiğimiz satışları da azaltacaktır. Burada şu nokta önemli, ruhsat olmasa dahi kişiye yetki belgesinin verilebileceği belirtiliyor. Yani dükkan veya galeri olmadan işletmeye açık diyor. Bu devam ederse kimse dükkan veya galeriyle uğraşmaz. Kişi belli ilan siteleri üzerinden mağaza açılışını yapıp satışını yapabilecek” dedi.


‘UYGULAMA KURAL DIŞI’
Ruhsat aranmamasının kural dışı olduğunu söyleyen Saka, “Yetki belgesinde en takıldığımız nokta iş yeri çalışma ruhsatı. Yetki belgesi için dükkanda belli bir metrekare isteniyordu. Şimdi ruhsat olmadan yetki belgesi alınabilmesinin yolu açıldı. Bu bana göre çok tezat bir nokta. Bu kanunla alınan bu karar çok tezat. Kişi dükkanı kapatabilir, ilan sitelerinden devam eder firma. Bu tamamen kural dışı bana göre. Burada bu standardın aşılmaması gerekiyordu” diye konuştu.
‘GÜVENLİ ÖDEME SİSTEMİ HENÜZ OTURMADI’
İkinci el piyasasında yeni başlayan güvenli ödeme sisteminin de tam oturmadığını belirten Saka, “Bir de güvenli ödeme sistemi var. Kişi bize geldiğinde, ‘ben bu aracı almak istiyorum’ diyor. İnternet üzerinden devletin bankalarla oluşturduğu sisteme kişinin bilgileri giriliyor ve bir referans kodu geliyor. Referans koduyla alıcı kişi giriş yapıyor sisteme ve tutarlar belirlendikten sonra notere işlem gönderiliyor. İşlem notere gönderildikten sonra satış oluyor. İnternet bankacılığı kullanmayan müşterilerimiz oluyor, ya da nakit getiren veya takasa araç getirenler oluyor. Bunlar da olduğu için henüz bu güvenli ödeme sistemi tam anlamıyla oturmuş değil. Halen bazı açık noktaları var. Bu sistemin çok iyi ve randımanlı olacağını düşünmüyorum. Bunu 3 ay önce denedik ve Türkiye tamamen kilitlendi. Ben şehir dışından araç alamadım. Galeride satış yapılamadı. O gün akşamına toplantı yapıldı ve sistem kaldırıldı. İşleyişi biraz zaman alacak ama özellikle bizler bunun oturması için baya bir zaman harcayacağız gibi gözüküyor. Sistemin oturmasını bekleyeceğiz. Bence bir eğitim verilmesi gerekiyor konunun aydınlığa kavuşması için” şeklinde konuştu.

TRAKYAKA’dan ‘tarla günü’

Trakya Kalkınma Ajansı destekleriyle kurulan Trakya Tohum A.Ş. tarafından üretilen %100 yerli ve milli hibrit ayçiçeği tohumu SUN 2259 CL için Tekirdağ’ın Köseilyas mahallesinde bir tarla günü düzenlendi. İlk kez 2021 yılında 3.5 ton üretilen tohumun, 2022 yılında 9 ton üretildiği, bu miktarın yaklaşık 2 tonunun 2023 sezonu için Edirne’de 212 çiftçiye ulaştırıldığı belirtildi.


Etkinliğe Tekirdağ Milletvekili Gökhan Diktaş, Tekirdağ Vali Yardımcısı Günay Öztürk, Süleymanpaşa Kaymakamı Mustafa Güler, Trakya Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Mahmut Şahin, Tekirdağ İl Tarım ve Orman Müdürü Oktay Öcal, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, muhtarlar, tohum üreticileri ve vatandaşlar katıldı.


Tarla gününde Trakya Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Mahmut Şahin, ajansın tohumculuk çalış-maları ile ilgili bir konuşma yaparak şunları söyledi:
“Bugün burada bizim için bir rüyanın gerçeğe dönüşmesine şahitlik ediyoruz. 2019 yılında bizim koordinasyonumuzla Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Teknoparkı, Trakya bölgemizdeki 32 tohumculuk şirketi ve 10 ticaret borsasının ortaklığında kurulan Trakya Tohum A.Ş. tarafından üretilen %100 yerli ve milli hibrit ayçiçeği tohumumuzu hasat etmek üzere buradayız.. Bugüne kadar hasadı yapılan ürünlerde gerek hastalık gerekse kuraklık ve sıcaklığa toleransların yüksek olduğu ve genel anlamda çiftçilerimizin tohumun performansından memnun kaldığı gözlemlenmiştir. 2023 yılında 60 ton üretilen tohumun 3 tonu 2024 yılında 295 çiftçimize ulaştırılmıştır. 2024 yılında da kuraklığa ve değişen iklim koşullarına rağmen iyi bir performans gösterdiğini gözlemlemekteyiz.


Trakya dışında 2023 yılında İstanbul, Eskişehir, Ankara, Kırıkkale illerinde de ekilen SUN 2259 CL çeşidimiz, 2024 yılında 20’den fazla ilimizde ekilmiş, Trakya dâhil Türkiye genelinde yaklaşık 110.000 dekar alanda toprakla buluşmuştur. Ürünümüzün ihracata konu olabilmesi için en önemli pazarlar olan Rusya ve Ukrayna’da tesciline yönelik çalışmalar, ajansımız koordinasyonunda başlatılmıştır. Trakya kalkınma Ajansı olarak tohumculuk alanındaki çalışmalarımıza ara vermeden ve kararlılıkla devam edeceğiz.”
Tarla günü etkinliği, biçerdöverle ayçiçeği hasadı ve toplu hatıra fotoğrafı çekimiyle sona erdi.

25. defa ‘Vergide Adalet’ istediler

Türk Tabipleri Birliği Aile Hekimliği Kolu, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası ve Edirne Tabip Odası’nın ortak açıklamasında, vergide adalet eylemlerinin 25 haftadır sürdüğüne dikkat çekilerek, “Çalışanların vergi yükünü azaltmayan, ultra zenginlerin sayısını artıranları vergide adaleti sağlamaya davet ediyoruz!” denildi.
Kış ve ilkbaharın geçtiği,28 Ağustos 2024 Çarşamba günü itibariyle yazın son haftasını tamamlanırken dün 25. defa “Vergide Adalet” istenildiğinin altı çizilen açıklamada şunlara yer verildi:
“Ultra zenginler çoğalıyor, ücretli kesim yoksullaşıyor.
The Economist’te, gelir dağılımındaki adaletsizlik ve eşitsizliği anlatan ‘Türkiye’de Zengin Daha Zengin, Yoksul Daha Yoksul’ başlıklı makalede, Türkiye’de 30 milyon dolar veya daha fazla servete sahip olanların (ultra zengin) sayısının 2022 ile 2023 arasında %10 arttığı vurgusu dikkat çekici olmuştur.
Ekonomiye güven eriyor, geleceğe umut azalıyor.
Merkez Bankası’nın açıkladığı ağustos ayına ilişkin İktisadi Yönelim İstatistikleri ve Reel Kesim Güven Endeksi, geçen aya göre 1,8 puan azalarak 98,5 seviyesine düşmüştür. Aynı dönemde mevsimsellikten arındırılmış endeks 0,7 puan azalarak 98 seviyesine gerilemiştir. Birçok ekonomik veri üretenlerin aleyhine döndüğü gibi, her kesimden ekonomik gidişe güven azalmaya başlamıştır.
Hükümet algıyla derin yoksullaşmayı örtemeyecek.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ‘Vergide adalet ve etkinliği artırıyoruz. Vergi kayıp ve kaçağına sebebiyet vererek haksız kazanç sağlayanların her zaman olduğu gibi takipçisi olacağız’ şeklinde açıklama yapmasına rağmen vergide adaleti sağlama yönünde çabası görülmemiştir. Zaten çalışanların ve emeğiyle geçinen halkın her gün yaşadığı yoksullaşma gün gibi ortadadır.
Okullar açılırken çocuklarımız yeterli ve dengeli beslenemeyecek.
9 Eylül’de okulların açılmasıyla 21 milyon öğrenci ders başı yapacak. Okula gidecek çocukların beslenme çantası masrafı %102 artmıştır. Geçen yıl 330 TL’ye dolan beslenme çantasının bu yıl 669 TL’ye dolacak olması, çalışanların çocuklarının yeterli ve dengeli beslenmelerini olumsuz etkileyecektir.
Hükümeti vergide adaleti sağlamaya davet ediyoruz.
Sağlık çalışanları, üç mevsim oldu, sağlık merkezleri önünde “Vergide Adalet” talebinde bulunmaktadır. Hükümet ise “Vergide Adalet” talebine kulağını tıkamakta; her gün vergi vermediği, vergi affına uğradığı, vergi teşvikinden usulsüzce faydalandığı ortaya çıkan kesimlerden vergi almak yerine, halka yeni vergiler dayatmaktadır. Hükümetin bu tutumdan derhal vazgeçmesi gerekmektedir.
Yoksullaşan toplum sağlıklı olamaz, sağlıkçıların görevi sağlıklı toplum için mücadele etmektir.
Sağlık çalışanlarından ve emeğiyle geçinen tüm kesimlerden alınan dolaylı ve dolaysız yüksek vergilerden, gelir eşitsizliği ve adaletsizliği toplumda bıkkınlık ve umutsuzluk yaratmaktadır.
Toplumun içinde olan; toplumun sağlığını korumak, sağaltmak, sürdürülebilirliğini sağlamak için çaba sarf eden sağlık çalışanlarının, halkın yoksullaşması karşısında suskun kalması beklenemez. Hem kendi haklarımız hem de halkın sağlık hakkı için bu adaletsizliğin karşısında durmaya devam edeceğiz.
Talebimiz net: En fazla %15 vergi alınsın!
Çalıştığımız hastane işletmeleri sıfır vergi verirken, çalışanlardan %35 vergi almak, vergide adaletsizliğin en açık örneğidir.
Milyonlarca lira kâr eden şirketlerden %15 bile vergi alınmazken, çalışanlardan %35 vergi alınmasını kabul etmiyoruz.
Bu adaletsiz ve eşitsiz vergi uygulamasına karşı her ay sabit kalmak koşuluyla en fazla %15 vergi kesinti oranlarının hayata geçirilmesini istiyoruz. Bunun için 25 haftadır yürüttüğümüz mücadelemizi sonuç alana dek devam ettirmede kararlıyız.
Tüm çalışanları ve emeğiyle geçinen halkımızı, bu derin yoksullaşmaya, gelirde ve vergide dayatılan eşitsizliğe/adaletsizliğe karşı çıkmaya, her hafta çarşamba günleri sürdürdüğümüz hak alma mücadelemizi büyütmeye çağırıyoruz.”

Kıta ötesine ‘el emeği’


Olgay GÜLER
Edirne’de yaşayan Can Ürenli (66) ve Sermin Ürenli (59) çifti, Osmanlı döneminde 17’nci yüzyılın ortalarında geliştirilerek günümüze ulaşan ‘kokulu meyve sabunu’ üreticiliğini devam ettiriyor.
Edirne’de 17’nci yüzyılın ortalarında bazı evlerde hamur kıvamına getirilen, misk, amber ve gül kokuları karıştırılmasının ardından meyve şekli verilerek, üretilen sabunlar, özel günlerde süs eşyası olarak alıcı buluyor. Kentte Halk Eğitim Merkezleri’nde de özel kursların açıldığı meyve sabunu üreticiliği ise bazı ailelerin geçim kapısı haline geliyor. 15 yıl önce kurdukları atölyede meyve sabunu üretmeye başlayan Can ve Sermin Ürenli, aradan geçen süreçte kendilerini geliştirip kurdukları teknolojik alt yapıyla seri üretime geçti. Hem elle hem de makineler yardımıyla meyve sabunu üreten çift, yurt içinin sıra yurt dışından da aldıkları taleplere yanıt veriyor.


‘TARİHSEL DOKUSUNU BOZMADAN ÜRETİYORUZ’
Meyve sabununun tüm Türkiye ve dünya çapından alıcı bulduğunu söyleyen Can Ürenli, “Bu Edirne’nin bir ürünü, Osmanlı’dan kalan bir ürün. Biz bunu geliştirdik, tarihsel dokusuna hiçbir zarar vermeden üretmeye devam ediyoruz. Süs eşyası olarak üretimimize devam ediyoruz. İşimizi severek yapıyoruz. Eşim de sanayicilikten geldiği için onun da bir geçmişi var. Benim de ticari geçmişimde böyle bir takım faaliyetlerin benzer şekillerini yaşadık, ürettik. Bu bize gurur veriyor. Edirne’miz ve ülkemiz için memnunuz” dedi.


‘ATA YADİGARI ÜRÜNÜ YAŞATMAYA ÇALIŞIYORUZ’
Bugüne kadar bir çok ülkeden sipariş aldıklarını, halen almaya devam ettiklerini söyleyen Ürenli, “Her ülkeden sipariş geliyor. Şu ana kadar resmi ihracatımız 300’e yakın var. 40’a yakın ülkeye ihracatımız var, devamlı çalışıyoruz. Bu ay Finlandiya var, Kosova ve Amerika var. Sadece Amerika da değil Singapur’da da müşterimiz var, Hindistan’da var. İlginç bir ürün, ilginç müşterilerle karşılaşıyoruz. Zevkli bir iş yapıyoruz. Ata yadigarı bu mesleği burada yaşatmaya çalışıp hem Türkiye içine hem de dünyaya gönderip tanıtımına yardımcı oluyoruz” diye konuştu.


‘KENDİ KENDİME ÖĞRENDİM’
Sermin Ürenli, meyve sabunu üretimini kendi kendine öğrendiğini belirterek, “Farklı bakış açısıyla; ürünü boyama konusunda, adeti hızlı çıkarma konusunda, standardı yakalama konusunda kendimizden çok şey kattık. Kaliteyi iyi bir şekilde sunabilmek için kendi yöntemlerimizi kullanıyoruz. Tamamen doğal, bitkisel sabun kullanıyoruz. Bizim meyve sabunumuzu alan kişi, gıda boyasını suda eritip akıttığı zaman sabunu normal banyo sabunu olarak kullanabilecek kapasiteli bir ürünle çalışıyoruz” ifadelerini kullandı.
Meyve sabununun Edirne var olduğu sürece var olacak bir ürün olduğunu dile getiren Ürenli, “Edirne var olduğu sürece olacak bir ürün, şehrin olmazsa olmazı. Çok renkli bir ürün, Edirne için büyük bir katma değer aslında. Biz bunu dünyaya tanıtmak için de büyük bir güç sarf ediyoruz. Edirne var olduğu sürece meyve sabunu olmalı ve bizden sonra da devam etmeli diye düşünüyorum. Bir sürü ev hanımına da yardımcı oluyoruz. Evlere veriyoruz, evlerden geri toplanıp tekrardan biz tekrar işlem gördürüyoruz. Bir sürü aileye katma değer katıyoruz. Bu da tabii büyük bir gurur veriyor bize. Elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyoruz eşimle ben” şeklinde konuştu.


‘HER AŞAMASINDA EŞİMLE İŞİN BAŞINDAYIZ’
Üretimin her aşamasında eşiyle birlikte işin başında olduklarını da kaydeden Sermin Ürenli, “Bunu paketlemesi ve özel ambalajı olsun her şeyiyle birebir eşimle işin başındayız. Hiçbir şey aksamaması için, kötü bir puan almamak için uğraşıyoruz. Yani bunu en iyi şekilde sunmak için uğraşıyoruz. Edirne’ye bir hediye bu. Zaten bir meyveyi yedi kere elimize almamız gerekiyor boyama aşamasında. Paketlemesi de ayrı bir işlem. Bir karpuz için önce yeşilini boyuyorsunuz, sonra çekirdeğini yapıyorsunuz, sonra kırmızısını boyuyorsunuz, sonra tekrar cilaya giriyor. Yani bir ürün 5-6 kere ele alınıp işlem görmesi gerekiyor. Bu çok değerli bir ürün aslında” dedi.

Keşan OSB’de 3 firmayla ön imza!

Olgay GÜLER
Edirne’nin Keşan ilçesinde altyapı çalışmaları devam eden Organize Sanayi Bölgesi’nde (OSB) yatırım yapma kararı alan 3 firmayla Keşan OSB Yönetim Kurulu arasında ‘ön tahsis protokolü’ imzalandı.
Keşan’a bağlı kırsal Paşayiğit Mahallesi’nde ‘yenilenebilir, yeşil ve yenilikçi’ sloganıyla kurulan OSB çalışmaları sürerken, Edirne Valisi Yunus Sezer’in katılımıyla yatırımcı firmalara arsa ön tahsisi, Keşan Ticaret ve Sanayi Odası’nda düzenlenen programla gerçekleşti. Törene, Edirne Vali Yardımcısı Vekili ve İpsala Kaymakamı Ömer Sevgili, Keşan Kaymakamı Cemalettin Yılmaz, Keşan Belediye Başkanı Mehmet Özcan, Edirne İl Genel Meclis Başkanı Çiğdem Gegeoğlu, Keşan Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı İsmail Şapçı, Keşan Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Necmi Kaymaz ve iş insanları katıldı.


‘YIL SONUNA KADARDA BİRÇOK FİRMAYA TAHSİSİNİ YAPACAĞIZ’
Törende konuşan Vali Yunus Sezer, 3 firmanın Keşan’a 500 milyon dolar yatırım yapacağını söyledi. Keşan OSB temelinin 15 Mart 2024 tarihinde atıldığını belirten Sezer, “Uzun uğraşılı bir süreç geçirdik. Başından beri çok fazla emeği geçen arkadaşlarımız var. Sayın vekilimiz sürecin en başından beri takipçisi oldu. Belediye başkanlarımız çok emek harcıyorlar. Bu bir ekip işi. Ne kadar çok işe sarılırsanız, onun uğrunda koşturursanız hedefiniz size o kadar yaklaşıyor. Özellikle bürokratik engellerle kimse uğraşmak istemiyor. Yatırımcılar, bürokratik engellerin aşılıp kendilerine gelmesini istiyorlar. Bu süreci Edirne’de çok kısa sürede hallettik. Milletvekilimizin de bahsettiği gibi, İpsala OSB bölgesi yer tahsisleri de tamamlandı. 2 tane tamamlanmayan var fakat şu an ki süreçte biz vermiyoruz. Elimizde dursun, kritik bir yatırım için olabilir diye. İpsala OSB’nin alt yapısı bitti. Üzerindeki inşa edilecek tahsisler tamamlandı. Geçen hafta Uzunköprü’de bir araya geldik. Uzunköprü’deki OSB Türkiye tarihindeki en kısa sürede kurulan OSB olma unvanını alacak. Ekim ayında alt yapısı için temel atmayı hedefliyoruz. Yıl sonuna kadarda birçok firmaya tahsisini yapacağız” dedi.


‘SANAYİ VE TARIM ARTIK BİRBİRİNİ TAMAMLAYAN SEKTÖRLER HALİNE GELDİ’
Sanayi ve tarımın artık birbirini tamamlayan sektörler haline geldiğini ifade eden Sezer, “Organize sanayi bölgelerini planlarken yenilenebilir, yani 3D dediğimiz Cumhurbaşkanlığımız ve Sanayi Bakanlığımızın yeni sanayi dediği yeni kurmuş hedefleri takip ediyoruz. Kesinlikle katma değer üretmeyen, yeşil ve yenilikçi olmayan firmalarla biz çalışmıyoruz. Firmalara da yapılan bir iyilik bu. Firmalar kendilerini bu süreçte hızlı bir dönüşüme tabii tutuyorlar. Sanayi ile ilgili olarak bu bölgenin çok acı tecrübeleri var. Biz bu tecrübeleri tekrar yaşatmak istemiyoruz. Bu noktada çok hassasız. Firmaları birebir inceletiyoruz. Çevre mühendislerimiz ile iş süreçlerini inceliyoruz. Bu konuda çok hassas davranıyoruz. Firmaların temelini atması ve üretime başlamasıyla beraber iş için bir yaşam olacak. Bugünkü firmalarımız yaklaşık yatırım değeri 500 milyon dolar gibi bir rakam. Bunun hem Edirne’mize hem Keşan’ımıza sunacağı katma değerin olağanüstü olacağını düşünüyorum. Birinci hedefimiz nitelikli iş gücünü eğiterek sanayiye kazandırmak, ikinci hedefimizde köylerimizdeki nüfusumuz hızla yaşlanıyor. Tarım alanlarımız boş kalıyor. İnsanlarımız hem sanayide çalışsınlar hem de tarım alanlarını işlesinler. Köylerimiz boşalmasın. İpsala’da ve Uzunköprü’de sanayi için bu kadar koşturmamızın sebebi bu. 300 dönüm kapalı alan yapılacak. Milli gelir noktasında, iyi bir dönüşüm olacağını düşünüyoruz. Firmalara üretim yapan yan firmalara da alan ayırıyoruz. İlimiz ve ilçemiz için hayırlı olsun” diye konuştu.
Yapılan konuşmaların ardından firmalar ile ön tahsis protokolü imzalandı.

‘Üretici sahipsiz’

Cumhuriyet Halk Partisi Edirne Milletvekili ve Ziraat Mü-hendisi Ediz Ün, Cumhurbaşkanı Kararı ile Resmî Gazete’de yayımlanan “2024 Yılında Ya-pılacak Bitkisel Üretime Yönelik Desteklemeler ve Diğer Bazı Tarımsal Desteklemelere İlişkin Karar”ı sert bir dille eleştirerek, “Türk Lirası bazında bir artış gibi görünse de tam anlamıyla bir fiyasko” değerlendirmesinde bulundu.


Tarımsal destekleme kararının çok geç açıklandığına dikkat çeken Ün, “AKP, artık gelenek haline getirdiği bir yöntemi sürdürerek, tarımsal desteklemeleri yine bir üretim sezonunun sonunda açıkladı. Doğru olan, üretim sezonu başlamadan önce çiftçinin ne kadar mazot, gübre, prim desteği alacağını bilerek üretim yapmasıdır. Destekler hem geç açıklanıyor hem de ödemeler yapılana kadar bu destekler eriyip pul oluyor. Üretim sezonu başında desteklerin ödenmesi durumunda, çiftçimiz bu kadar yüksek girdi maliyetleri altında ezilmezdi ve nakit sıkıntısı çektiği için banka banka dolaşıp yüksek faizle kredi çekmek zorunda kalmazdı” dedi.
Ün, birçok bitkisel ürün grubunda mazot ve gübre desteğinin artmadığını belirterek, “Geçen yıl buğday, arpa, çavdar, yulaf ve tritikale için dekar başına 1,94 dolar destek veriliyordu, bu yıl da aynı oranda destek verildi. Oysa 2015 yılında bu destek 2,43 dolar, 2022 yılında ise 2,78 dolardı. Yine yağlı tohumlarda gübre desteği 2015 yılında 3,03 dolarken, şimdi dekara 1,94 dolar gübre desteği alınıyor. Gübre desteğinde durum böyleyken, mazot desteği de çiftçi aleyhine işliyor. 2022 yılında verilen destekle buğday üreticisi 4,5 litre mazot alabilirken, şimdi 3,8 litre mazot alabiliyor. Ayçiçeğinde ise 5,3 litre mazot alınabilirken, şimdi ancak 4,5 litre mazot alınabiliyor. Verilen tüm mazot destekleri 2022 yılından daha kötü durumda. Toplamda mazot ve gübre destekleri önceki yıllardan daha da gerilemiş durumda. AKP, çiftçimize bu yıl zarar ettiniz ve ben de sizin daha çok zarar etmeniz için destekleri azalttım diyor. Bu kararla çiftçiye ‘sen ekme, ben ithal ederim’ mesajı veriliyor” dedi.
Mazot ve gübre desteğinin yetersizliğinin yanı sıra, ödenen fark prim desteklerinin de azaldığını vurgulayan Ün, “Özellikle burada bir konuya dikkat çekmek istiyorum. Memleketim Edirne ve diğer illerimizde, yağlık ayçiçeği üreticileri kuraklık riskiyle büyük zararlar yaşadılar. Son açıklanan karar, bu durumu daha da kötüleştirdi. Bakınız, 2008 yılında ton başına 162 dolar fark prim desteği alan ayçiçeği üreticileri, Cumhurbaşkanlığı sistemine kadar ortalama 140 dolar destek alıyordu. Ancak bu destek 2018 yılında 83 dolar, 2019 ve 2020 yıllarında 71 dolar, 2021 yılında 56 dolar, 2022 ve 2023 yıllarında 42 dolar, bu yıl ise sadece 71 dolar oldu. Cumhurbaşkanlığı Sistemi, çiftçiyi batıran bir sistemdir. Cumhurbaşkanı Erdoğan, aldığı ithalat kararlarıyla bunu sürekli kanıtlamaktadır. Türk çiftçisi yerine yabancı şirketleri tercih ediyor” dedi.
Bu yıl kuraklık tehlikesiyle karşılaşan yağlık ayçiçeği üreticilerine verilen 2,25 liralık primin yetersiz olduğunu ifade eden Ün, “Bu yıl tarlasında ürün olan çiftçilere verilmesi gereken desteğin en az 5 lira olması gerekiyordu. Üstelik bu kararda, kuraklıktan zarar gören çiftçilerimize ilave bir destek de yok. Ayçiçeği üreticileri sahipsiz bırakıldı. AKP ne buğday ne de ayçiçeği üreticisini korumuştur. Aslında, üreten hiçbir çiftçiye destek vermeyerek onları cezalandırmıştır” dedi.
AKP’nin Tarım Kanunu’na uymadığını belirten Ün, “Bugün çiftçimiz, artan maliyetler altında ezilirken, Tarım Kanunu’na göre verilmesi gereken 412 milyar lira destek verilmeliydi. Ancak verilen destek, olması gerekenin beşte biri kadar. Bugün kanuna uyulsaydı, çiftçimiz 5 kat daha fazla destek alacaktı. Üretime verilmeyen bu destek, bize gıda enflasyonu olarak geri dönüyor. Çiftçimizin kazanmadığı, tüketicimizin alamadığı bu ucube sistem, tüm sorunların asıl sebebidir. Tüm veriler gösteriyor ki Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, çiftçiyi batıran bir sistemdir. Biraz olsun ülkelerini ve vatandaşlarını düşünseler, çiftçimizi desteklerdi,” dedi.
Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında, çiftçilerin hiçbir üründe zarar etmeyeceğini vurgulayan Edirne Milletvekili Ediz Ün, “Biz artık ‘geçim değil, seçim var’ diyoruz. Artık ne çiftçimizin ne de vatandaşlarımızın dayanacak gücü kalmadı. İktidarımızda, çiftçimizin zarar ettiği her üründe anında müdahale edeceğiz. Kanunda yazan desteği vereceğiz. Küresel ısınma ve iklim değişikliğine karşı sulama altyapı yatırımlarını tamamlayarak geleceğimizin gıdasını güvence altına alacağız. Çiftçimizin borçlarını gelirine göre ödenebilir hale getireceğiz. Gençler ve kadınları üretime dahil ederek üretimde devamlılığı sağlayacağız. Herkes rahat olsun. Öyle bir değişim olacak ki ülkemiz, ithalat bağımlılığından kurtulmuş ve dünyanın sayılı tarım gücü ülkelerinden biri haline gelecek” dedi.

‘Çiftçi ne yapsın, dostu kalmamış?’

Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Öğretim Üyesi, CHP önceki dönem Edirne Milletvekili Doç.Dr. Okan Gaytancıoğlu, ahırlarda inek kalmadığını, süt fiyatlarının su fiyatlarının altında kaldığını belirterek, “Çözüm ne derseniz. Üreten köylüyü yeniden milletin efendisi yapmak. Başka çözüm yok” dedi.
Doç Dr. Gaytancıoğlu, sosyal medya hesabından, “Çiftçi ne yapsın, dostu kalmamış” başlığı altında gerçekleştirdiği paylaşımda şunlara yer verdi:
“Geçen yılda bu yılda 8 liraya buğday sattı. TMO karagün dostuydu, maliyetleri görmedi, enflasyonu duymadı, çiftçimiz 1 bardak çay fiyatına buğday sattı. Ayrıca geçen yıl mazot 19 liraydı, şimdi 45 lira.
Ayçiçeğinde kuraklık var dedik, Rus çiftçisine ne veriliyorsa yani 25 lira verin dedik, 18 lira verdiler. Trakya Birlik ‘benden buraya kadar, bankalardan yüksek faizle kredi alıp çiftçiye yüksek fiyat verirsem batarım’ dedi.
Halbuki 2-3 ay sonra ayçiçeğini o da bulabilirsek 25 liradan ithal edeceğiz, çünkü artık Ruslar ayçiçeği değil Hamyağ satacak.
Dekar başına kuraklık desteği verin dedik. İnşallah’tan öte bir şey yok. Tarım Bakanlığı Atatürk’ün efendisini unutmuş. Efendi tarlada olması gerekirken sokaklarda.
Eskiden böyle kuraklık görüldüğü yıllarda çiftçimiz borcunu ödemek için 2 inek satardı, ertesi yıl Havsa hayvan pazarından 3-4 tane düve alırdı, eksiğini fazlasıyla kapatırdı. Şimdi ahırlarda inek kalmadı süt fiyatları su fiyatlarının altında kaldı. Çözüm ne derseniz. Üreten köylüyü yeniden milletin efendisi yapmak. Başka çözüm yok….