Yazar arşivleri: Mehmet ŞELECİ

Dayanışmanın ‘mutfağı’

Değiş

Olgay GÜLER

Edirne Belediyesi tarafından, sadece bünyesindeki restoranlara yemek üretmeyip, lojistik birimleri ve soğuk hava depolarıyla, toplumsal ihtiyaçlara cevap sağlamak amacıyla bin metrekarelik alanda kurulan ‘Mutfak Edirne’, kapılarını açtı.

Belediye Başkanı Filiz Gencan’ın, ‘vizyon projesi’ olarak hedeflediği Mutfak Edirne, düzenlenen törenle hizmet vermeye başladı. Kentin Kurtuluş Mahallesi’nde bulunan merkezin açılışına Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan, Vali Yardımcısı Turgut Subaşı, Edirne Ticaret ve Sanayi Odası (ETSO) Başkanı Sezai Irmak, çok sayıda davetli ve vatandaş katıldı.

‘BİRLİK VE BERABERLİĞİN SEMBOLÜ’

Açılışta konuşan Edirne Belediye Başkanı Gencan, sadece bir mutfağın değil birlik ve dayanışmanın sembolünü açtıklarını belirterek, “Biz Edirne Belediyesi olarak temel belediyecilik hizmetlerimizin yanı sıra sosyal belediyeciliği, halkçı belediyeciliği öncelikleyen, bunu önemseyen, bununla ilgili sağlam bir şekilde altyapısını oluşturan bir zihniyetle çalışıyoruz. Zor günlerden geçiyoruz. Hepimiz, emeklilerimiz, yaşlılarımız, gençlerimiz şehrin her kademesindeki her hemşerimin bu zor günlerde yanında olmak, onlara destek olmak bizler için çok önemli. O yüzden kent lokantası var, o yüzden halk kasap var. O yüzden sosyal tesisimiz var ve o yüzden onların en sağlam alt temeli olan Mutfak Edirne’miz var. Biz Mutfak Edirne’yi aynı zamanda bir afet anında da bölgeye, şehrimizin ihtiyaçlarına cevap verebilir bir altyapıyla, bir lojistik hizmetiyle de beraber sizlerin huzurunda bugün açacağız. Allah korusun tabii ülkemizde, bölgemizde, hem kendi şehrimizde, hem de etrafımızdaki şehirlerde zaman zaman afetlerle karşı karşıya kalıyoruz. İşte biz istiyoruz ki bu güçlü şehir, her zaman dayanışmanın birlikteliğin sembolü olmuş bu güzel şehir, aynı zamanda bir dost eli olarak hem kendi bölgesine uzansın, hem de bir kriz anında bu mutfaktan günlük 15 bin kapasiteli, bu Trakya’nın en büyük mutfağında bizler tüm ihtiyaç sahiplerine, kriz anında etkilenen tüm hemşerilerimize uzanabilelim” dedi.

‘KİMİN İHTİYACI VARSA, BU MUTFAKTAN ONA EL UZATACAĞIZ’

Kentte AFAD ve sivil toplum kuruluşlarıyla sürekli iş birliği içerisinde olduklarını dile getiren Gencan, “Krizi yönetebilmek, özellikle kriz anında en çok ihtiyaç olan o sofraları kurabilmek de Edirne Belediyesi olarak biz bunu önceliğimiz olarak gördük. O yüzden de bu mutfağı sizlerin hizmetine sunduk. Biz bu mutfaktan emeklilerimize ulaşacağız, bu mutfaktan genç kardeşlerimize ulaşacağız, bu mutfaktan Edirneli hemşerilerimizde ihtiyacı olan kim varsa, buradan onlara uzatacağız elimizi. Çünkü bu şehirde bir çocuk yatağına aç girerse, bir hemşerimiz temel gıdaya ulaşmakta zorlanırsa, o zaman biz aslında işimizi çok da iyi yapmıyoruz demektir. Bu sorumluluk bilinciyle bugün burada, bu mutfağın açılışını gerçekleştireceğiz. Aynı zamanda bu ürettiklerimizi de birazdan yukarıda sizlerle beraber paylaşacağız. Evet belediyecilik projeler demek, altyapı demek, yol demek ama bunun yanı sıra da sosyal belediyecilikle ihtiyacı olan herkese bir el uzatabilmek demek. Biz bu sorumluluk bilinciyle mesai arkadaşlarımla beraber çalışmaya, mücadele etmeye devam edeceğiz” diye konuştu.

Gencan’ın konuşmasının ardından Mutfak Edirne’nin açılışı gerçekleştirildi. Gencan ve protokol, tesis içerisinde soğuk hava depoları, mutfak ve diğer birimleri gezerek pilav pişirdi. Etkinlik sonunda katılanlara, Mutfak Edirne’de pişirilen yemekler takdim edildi.

MUTFAK EDİRNE

Günlük 15.000 kişilik yemek hazırlama kapasitesine sahip olan merkez; sıcak pişirme üniteleri, soğuk hava depoları ve lojistik birimleriyle tam donanımlı bir fabrika titizliğinde çalışacak. Mutfak Edirne’nin kuruluş amacı sadece belediye bünyesindeki restoranlara yemek sağlamakla sınırlı kalmayıp, kentin toplumsal ihtiyaçlarına pek çok farklı kanaldan doğrudan dokunmayı hedefliyor. Bu kapsamda özellikle gençlerin sağlıklı ve ekonomik gıdaya erişimini kolaylaştıracak öğrenci yemekleri projesi hayata geçirilirken; taziye pilavı ve lokma dağıtımı gibi geleneksel dayanışma faaliyetleri de artık bu modern merkezden tek elden yönetilecek.

Ayrıca tesisin sahip olduğu yüksek hacimli alım gücü sayesinde elde edilen maliyet avantajı, sunulan hizmetlerdeki fiyat dengesini koruyarak doğrudan vatandaşın bütçesine ekonomik destek olarak yansıyacak.

 AFET VE KRİZ DURUMLARINDA ‘CAN DAMARI’ OLACAK

7/24 esasına göre çalışabilecek şekilde tasarlanan merkez, olası bir kriz anında on binlerce kişiye anında sıcak yemek ve lojistik destek sağlayabilecek bir lojistik güç olarak konumlandırıldı. Gıda güvenliğinden ödün vermeyen tesiste; gıda mühendisleri, diyetisyenler ve 7 profesyonel şeften oluşan toplam 24 kişilik uzman ekip görev yapacak.

‘Yanlış teşhisle tedavi olmaz!’

Zafer Partisi Edirne Merkez İlçe Başkanı Arda Meriç, Avrupa’da bile artık sadece faizle ekonomi yönetmenin işe yaramadığı kabul edilirken, Türkiye’ye hâlâ 30 yıl önceki reçeteleri dayatmanın halkla alay etmek olduğunu bildirdi.

Zafer Partisi Merkez İlçe Başkanı Arda Meriç, yaptığı açıklamada,  Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Fatma Özkul tarafından yapılan ‘Reel değerlenme, uyguladığımız para politikasının doğal bir sonucu. Dönem dönem devam edebilir ama bunun sürdürülebilir olduğunu söylemek mümkün değil’ açıklamasının, aslında açık bir itiraf niteliğinde olduğunu belirterek, “Bu sözlerin sade hali şudur: Faizi düşürürsek dövizi tutamayacağız. Dövizi tutamazsak enflasyon daha da patlayacak.Yani Merkez Bankası açıkça şunu söylüyor: Biz faize mahkûmuz” dedi..

Bu tablonun yıllardır dayatılan anaakım iktisadın ve neoliberal ekonomi politikalarının Türkiye’de artık tamamen çöktüğünün ve geçerli olmadığının göstergesi olduğunun altını çizen Arda Meriç, şunları söyledi:

“Zzira bugün gelinen noktada:  Faiz yüksek ama enflasyon düşmüyor. Kur baskılanıyor ama hayat ucuzlamıyor.  Halk gün geçtikçe fakirleşirken büyük sermaye büyüyor.

Ortada ‘başarılı bir para politikası’ değil, çaresizlikle yürütülen bir denge oyunu vardır. Faizi indirirsen kur patlıyor, kuru tutarsan faizi artırmak zorunda kalıyorsun. Faizi artırınca üretim duruyor, maliyet artıyor, yine zam geliyor. İşte bu bir çıkmaz sokaktır. Bugün dünyanın en yüksek faiz oranlarından birine ve en yüksek enflasyon oranlarından birine sahipsek bu tesadüf değildir. Bu tablo, yıllardır sürdürülen yanlış ekonomi anlayışının doğal sonucudur.

Özetle: Bu sistem çalışmıyor. Bu reçete tutmuyor. Bedelini de her gün pazarda, faturada, kirada halk ödüyor. Bu ülkenin sorunu faizin düşük ya da yüksek olması değildir. Bu ülkenin sorunu üretmeyen, dışa bağımlı ve tekelleşmiş bir ekonomi yapısıdır.

YANLIŞ TEŞHİSLE TEDAVİ OLMAZ!

İktisat bir sosyal bilimdir. Doğal olarak her ülkenin toplumsal yapısını, üretim biçimini ve piyasa gerçeklerini esas almak zorundadır. Nasıl ki bir hastaya önce tahlil yapılır, ardından tedavi planı çıkarılırsa; ekonomide de önce sorunu doğru teşhis etmek gerekir. Geçerliliğini yitirmiş 1990’lardan kalma kitap notlarıyla değil, pazardaki fiyatla, fabrikadaki üretimle, çiftçinin borcuyla, emeklinin sofrasıyla ekonomi yönetilir. Gerçek çözüm; teorik şablonlardan değil, piyasanın ve vatandaşın yaşadığı somut gerçeklikten geçer. Yanlış teşhisle doğru tedavi olmaz!

Zira bugün iktidarın dayandığı ve ezberden ileri gitmeyen ekonomi varsayımı yani biz iktisatçıların tabiri ile anaakım iktisat şunu varsayar: Piyasada binlerce firma vardır, kimse fiyat belirleyemez, rekabet tamdır. Ama bu durum Türkiye’de böyle mi? Hayır.

Bugün gıdada, enerjide, zincir marketlerde, çimentoda, demirde, lojistikte fiyatı birkaç büyük şirket belirliyor. Yani Türkiye oligopol bir ülkedir: Az sayıda büyük firma, milyonların kaderine karar vermektedir.

Bu şartlarda faiz artırınca ne olur? Market fiyatı düşmez. Mazot ucuzlamaz. Elektrik gerilemez. Kira inmez.

Ama şunlar olur: Esnaf kredi bulamaz. Çiftçi üretim yapmak için finansman bulamaz.  Sanayici maliyet baskısı altında yatırımını durdurur ve muhasebesel olarak en büyük maliyet kalemi olan ‘işçi ücretlerinden’ vazgeçmek zorunda kalır, yani işçi çıkarır, piyasadaki işsizlik artar

Büyük şirketler ise bu durum karşısında yine zam yapar. Zira birkaç şirketin egemen olduğu piyasada faizin artması ile vatandaşın tasarrufa gideceği ve sözüm ona anaakım iktisadın varsaydığı o tam rekabet piyasasında fiyatları aşağı çekmek zorunda kalırken, bizim ülkemizde oligopol anlayış bu şirketlerin faizle doğru orantılı olarak zam yapması anlamına gelir. Kısaca yine bunun bedelini halk öderken, kazancı tekelciler toplar.

FAİZ ENFLASYONU DÜŞÜRMEZ

Türkiye’de enflasyon: Fazla alışverişten veya halkın zenginliğinden çıkmıyor.Türkiye’de enflasyon: Dövizden geliyor, İthal girdiden geliyor, Enerjiden geliyor, Tekelleşmeden geliyor.

Faizi yükselttiğinizde: Yatırımlar için krediye olan ulaşım zorlaşır ve pahalanır, bunun neticesinde üretim düşer maliyet artar firmalar bunu etikete yansıtır. Sonuç: Enflasyon düşmez, yayılır. Şunu da açıkça ifade etmek isterim: Benim para politikası alanındaki ilk profesyonel deneyimim, Avrupa merkez bankacılığı sistemi içinde, doğrudan European Central Bank politikalarının uygulandığı süreçlerde gerçekleşmiştir. Yani ‘faiz nasıl çalışır’ meselesini kitapta değil, içeriden gördüm. Avrupa’da bile artık sadece faizle ekonomi yönetmenin işe yaramadığı kabul edilirken, Türkiye’ye hâlâ 30 yıl önceki reçeteleri dayatmak halkla alay etmektir.

HALK KEMER SIKARKEN SERMAYE ŞİŞMANLIYOR

Bugün vatandaşın pazar filesinin yarısını dahi dolduramıyorken, evine et alamıyorken, gençler mezun olmadan daha gelecek kaygısı ve işsizlik sorunu ile yüzleşiyorken, aynı dönemlerde, bankalar rekor karlar açıklamakta, sermaye gücü olanlar sermayelerini daha da büyütmekte, karteller güçlenerek piyasada tekel konumuna doğru büyümektedir. Şimdi soruyorum; Bu mudur adalet? Bu mudur toplumsal refahın öncelenmesi?

Zafer Partisi olarak bu duruma karşı tavrımız gayet açık ve nettir. Türkiye’nin ihtiyacı, yüksek faiz, daha büyük dış borçla ekonomiyi tutmak, daha çok ithalat yaparak hayatta kalmak değildir. Türkiye’nin ihtiyacı; Planlı kalkınma ekonomi modelidir, kıymetli toprak elementleri ile geleceği planlayan sanayi anlayışıdır. Yurdun dört bir tarafında dört deniz dört bölgeye yayılan ekonomik aktivitelerdir. Stratejik sektörlerde devletin söz sahibi olduğu, çiftçinin korunduğu, sanayicinin karlarını yatırıma çevirdiği ekonomidir. Ekonomi grafiklerle değil; tarlayla, fabrikayla, pazarla yönetilir.”

Emeklilerden siyasilere ‘hak’ mektubu!

Olgay GÜLER

Edirne Emekliler Derneği, günden güne hak kaybına uğrayan ve açlık sınırının çok altında yaşam mücadelesi veren emeklilerin haklarının, çıkarılacak yeni yasayla iyileştirilmesi için mecliste grubu bulunan siyasi parti başkanları ve milletvekillerine mektup gönderdi.

Türkiye genelinde, 20 bin liraya çıkarılan en düşük emekli maaşı karşısında, artan kira ve mutfak giderleri, emeklilerin belini bükmeye devam ediyor. Yıllar boyunca hak kaybına uğrayarak açlık sınırının çok altında yaşayan ve Edirne Emekliler Derneği çatısı altında birleşen emekliler, konuyla ilgili hazırladıkları mektupları, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) grubu bulunan siyasi parti başkanları ve milletvekillerine gönderdi. Mektupta, emeklilerin haklarının çıkarılacak yeni yasayla iyileştirilmesi için siyasilere çağrıda bulunuldu. Mektupların gönderilmesinden önce dernek tarafından DİSK Edirne Temsilciliği toplantı salonunda basın açıklaması yapıldı. Açıklamayı okuyan Dernek Başkanı Ahmet Ziya Yaz, mektup ücretlerinin yüksek olması nedeniyle yalnızca siyasi parti genel başkanlarına mektup gönderdiklerini söyleyip; milletvekillerine mektupların e-posta üzerinden iletildiğini belirtti.

‘BİZİ ÜLKENİN YÜKÜ GİBİ GÖRMEK KİMSENİN HADDİ DEĞİL’

Açıklamada mektupta yazanları paylaşan Yaz, “Ülkenin kalkınması için ağır ekonomik koşullara katlanmak zorunda olduğumuz yıllar boyunca çocuklarımızı boğazımızdan keserek okutan, yetiştiren bir nesiliz. Çalışmadan zengin olmanın ne olduğunu bilmeyen nesiliz. Akşam evimizde bir tas çorba içmeyi zenginlik olarak gören, beytülmala çökmeyi aklından geçirmeyen bir nesiliz. Bu topraklar için gerektiğinde canımızdan gerektiğinde malımızdan geçtik. Yaşamak için ek iş yapmaktan kaçmadık. Kanun değişiklikleri ile defalarca haklarımız elimizden alındı yine de devletimize küsmedik; ama seçimlerde yapılan göz boyamalara da kanmadık. Ayrıca şunu da bilesiniz ki kendiniz için on dakikada çıkardığınız ömür boyu emeklilik yasalarını da içimize sindiremedik. Şimdi bize dönüp; ‘haklarınızdan feragat edin’ diyorsunuz. Emanet ettiğimiz alın terimizi yanlış politikalarınız ve kararlarınızla bir tas daha az çorba için, bir gün daha az yaşayın diyorsunuz. Emeklilik kimsenin bize lütfu değildir. Mücadele ederek, bedel ödeyerek, boğazımızdan kısarak kazandık biz bu hakkı. İşte bu yüzdendir ki bizleri, ülkenin yükü gibi görmek kimsenin haddi değildir” dedi.

‘HAKLARIMIZ GASP EDİLEMEZ’

Emeklilerin, ömürlerinin son günlerini sağlıkla geçirme hakkının ellerinden alınamayacağını dile getiren Yaz, “Bütçe disiplinini biz bozmadık, siz bozdunuz. Nesillerdir çalışarak, fedakârlık yaparak biriktirdiğimiz mal varlıklarımızı yanlış politikalarınız ve karalarınızla dağıtıp faturayı bize kesmeye kimsenin hakkı olamaz. İnsanca, muhtaç olmadan, ömrümüzün son günlerini sağlıkla geçirme hakkını elimizden almak kimsenin hakkı olamaz. Tasarruf etmekten imtina ettiğiniz itibar bizimdir, sizin değil. Çünkü bir devlet kendine emanet edilen alın terine el koyuyorsa orada itibardan tasarruf edilmiş demektir. Hak ettiğimiz şekilde yaşamak talebimiz ve hakkımızdır. Bize sadaka verdiğini sanmak en hafif deyimle devlet ahlakından yoksun olmaktır. 16 milyon emekli adına diyoruz ki, çalışarak, üreterek elde ettiğimiz haklar gasp edilemez. Bizler hak etmediğimizi değil, ülkenin kasasına emanet ettiğimiz alın terimizi talep ediyoruz” diye konuştu.

‘5510 SAYILI KANUNUN İPTALİ ŞART’

Emeklilerinin çalıştıkları dönemde şahsi birikim yapamamış olmalarının nedenin; ülke ekonomisinden kaynaklandığına da vurgu yapan Yaz, “Yalnızca sağlık harcamalarını karşılayacak bir devlet varsa karşımızda o halde bizden de ona göre vergi almalıydı. Yaşlandığında sana geri vereceğim dediği kesintilere şimdi, el koyma hakkına sahip değildir, olamaz. Bugün yaşadığımız haksızlıkların dayanağı 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun iptali şarttır. Devlet vatandaşını aldatamaz, vatandaşına verdiği sözü tutmakla mükelleftir. Haklarımız savunmak için meclise gönderdiğim temsilcim, emekliler bu ülkenin sırtında yük değil, problemi başka tarafta arayın lütfen. EYT kambur oldu diye, sadaka diye dağıttığınız miktarı bahane etmeyin. Vereceğiniz yeni bir kanun teklifi ile çözülecek bir meseleyi sorunlar yumağına çevirmeyin” şeklinde konuştu.

‘GENÇLER ÜLKEYLE GÖNÜL BAĞINI KOPARIYOR’

Emeklilerin yaşadıklarını gören gençlerin de ülkeyle gönül bağını kopardığına dikkat çeken Ahmet Ziya Yaz, “Bugün bizim yaşadıklarımızı gören gençler bu ülke ile gönül bağını koparıyor farkında mısınız? Bu topraklar için bizim neslin yaptığı fedakarlığı, onlar işte tam da bu nedenden yapmayacaktır. Vergisini veren, devletine güvenen bir nesil gelmiyor arkamızdan. Çünkü vatandaşının hakkını gasp eden bir devlete nasıl güvenebilirler ki? İmkânı olanın ülkeyi terk etmesine şaşırmak yerine hukuku, adaleti ve de liyakati öncelemeyen bir devlet yok olmaktan kurtulamaz. Önce geleceği olan gençleri ve onların devletine olan sadakatini yitirir, sonra da topraklarını. Yok ettiğiniz sadece yaşlanmış ve çalışma hayatından düşmüş vatandaşların yaşama hakkı değil, geleceğine bakarken ülkesine olan bağlığını yitiren gençlerdir de” ifadelerini kullandı.

‘MESELE ÜÇ BEŞ YAŞLIĞININ MESELESİ DEĞİL’

Emeklilerin, 80’li yıllarda başlayan ve günden güne yok edilen hakların çıkarılacak yasayla teminat altına alınmasını isteyen Yaz, “Emekliler olarak aramızda oluşan ücret adaletsizliğini tartışarak yaşamak istemiyoruz, soframızdaki ekmek için kaygılanmak istemiyoruz. Başımızda bir çatı, altında sağlık istiyoruz. Meclise haklarımı korumak için adıma gönderdiğim temsilcim. Şunu da unutmayalım herkes bir gün emekli olacak. Bu mesele sadece üç beş yaşlının meselesi değildir. Bu mesele artık; ‘fazla yaşıyorlar’ denilen bir neslin meselesi değildir. Bu mesele aynı zamanda şu anda çalışan gençlerin de meselesidir. Okulu bitirip iş hayatına girecek olan gencecik çocukların da meselesidir. Ülkenin geleceği ve huzuru için, bu dinamiti bertaraf etmek, birlikte yürüyeceğimiz bir yol inşa etmek umudunu hala taşımak istiyoruz” dedi.

Açıklamanın ardından, PTT Saraçlar Şubesi’ne giden emekliler, buradan mektupları siyasi parti başkanlarına gönderdi. Emeklilere CHP İl Başkanı Yücel Balkanlı ve Merkez İlçe Başkanı Volkan Akgüngör de eşlik etti.

THK’da 101’inci gurur yılı!

Olgay GÜLER

Türk havacılığının geleceğini şekillendirmek üzere Atatürk’ün emriyle kurulan Türk Hava Kurumu’nun (THK) 101’inci yıldönümü, Edirne Şubesi tarafından gerçekleştirilen törenle kutlandı.

Türk havacılığının gelişmesindeki en önemli temel taşlarından kurulan THK, 101’inci yaşını kutlamanın gururunu yaşıyor. Kuruluş yıldönümü kapsamında THK Edirne Şubesi tarafından Atatürk Anıtı’nda tören düzenlendi. Törene THK Edirne Şube Başkanı Coşkun Molla, şube yönetimi, CHP İl Başkanı Yücel Balkanlı ve CHP Merkez İlçe Başkanı Volkan Akgüngör katıldı. Saygı duruşunda bulunulup, İstiklal Marşı okunan törende, şube yönetimi tarafından anıta çelenk sunuldu.

‘İSTİKLAL GÖKLERDEDİR İDEALİNİ GELECEK NESİLLERE AKTARMAK İSTİYORUZ’

Törende konuşan THK Edirne Şube Başkanı Coşkun Molla, Türk Hava Kurumu’nun Atatürk’ün ideali doğrultusunda bugüne kadar görevini tam ve laikiyle yaptığını belirterek, “Türkiye’nin savunma sanayinin ve ayrıca sivil havacılığın gelişmesi için temelleri atan Türk Hava Kurumu bugüne kadar Türk savunma sanayinin ve sivil havacılığın bugünlere gelmesini çok önemli katkılar sağlamıştır ve sağlamaya devam etmektedir. Bu çalışmalarımızı biz sürdürmekteyiz ve sürdüreceğiz. Çünkü ‘istiklal göklerdedir’ şiarıyla başlamış olan bu yolculuğumuz; gençlerimize de aktarmak suretiyle yurdumuzun güvenliği için, geleceği için çok büyük önem taşımaktadır ve onlar tarafından da bunun sürdürüleceğine inancımız tamdır. Biz bu ideali gelecek nesillerimize aktarmak istiyoruz” dedi.

‘101. YILIN HAKLI GURURUNU YAŞIYORUZ’

Türk Hava Kurumu’nun gücünü milletten aldığını kaydeden Molla, “Çalışmalarımızı, halkımızın bize duyduğu güven sayesinde bugünlere kadar getirmiş olmanın mutluluğunu ve haklı gururunu yaşamaktayız. Türk Hava Kurumu’nun 101. yılını kutluyorum. Gelecek nesillere de bunun aktarılması konusundaki çabalarımızı da devam edeceğimizi söylemek isterim” diye konuştu.

‘MÜZEYE DÖNÜŞTÜRÜLECEK BALON BİNASI KENT KÜLTÜRÜNE KATKI SAĞLAYACAK’

Kentte, Cumhurbaşkanlığı Milli Saraylar Başkanlığı tarafından sürdürülen Edirne Sarayı ihya çalışmaları kapsamına alınan Balon Binası’nın Türk Havacılık Tarihi Müzesi olarak değerlendirileceğini öğrendiklerini söyleyen Molla, “Fiziksel olarak korunması konusunda belki de 10-15 yıldır süren bir çabamız vardı Türk Hava Kurumu Edirne Şubesi olarak. Binayı kullanan Karayolları bu konuda duyarlılık gösterdi ve binanın bugüne kadar gelmesinde katkıları oldu. Tekrar bu konuda proje sunmuştuk valimize ve o dönem belediye başkanımıza. Bu binanın Türk Hava Kurumu veya kamu kuruluşlarıyla birlikte havacılık müzesine dönüştürülmesi en büyük dileğimizdi. Şimdi basından öğrendiğimiz gibi; burasını Türk Hava Kurumu Müzesi olarak yapılacağını, Sarayiçi’nin o kapsamlı ve bütüncül planlaması içerisinde bunun bu şekilde hem tarihimize, hem de Edirne halkının hizmetine sunulacağını ve bu şekilde de kent kültürümüze de önemli bir katkı sağlayacağını gördük. Bu haberi almaktan çok mutluyuz. Türk Hava Kurumu Edirne Şubesi olarak umarım bizim de az da olsa, bunun gündeme gelmesi konusunda en azından büyük bir çabamız, çalışmamız olmuştur” şeklinde konuştu.

‘DEMİRHANLI İÇİN PROJE HAZIRLANDI’

Demirhanlı Havaalanı için de çalışmaların sürdüğünü öğrendiklerini anlatan Molla, “Valimiz Yunus Sezer bey birkaç gün önce açıklama yaptı. Demirhanlı havaalanıyla ilgiliydi bu açıklama. Bu konuda da yıllar önce bir proje sunmuştuk valiliğimize ve dönem o dönem belediye başkanımıza. Çok olumlu karşılanmıştı ve çalışmalar da başlamıştı. Bu konuda devlet hava alanları tarafından da yeni bir proje geliştirildi ve hazırlandı. Umarım yakın zamanda Demirhanlı Havaalanı’nda sivil havacılık, sportif havacılık için kullanıma başlanacaktır. Gerçekten bu iki haberden dolayı da Türk Hava Kurumu’nun 101. kuruluş yıl dönümünde bunu duymak, böyle yol alındığını öğrenmiş olmak gerçekten bizi şube yöneticileri olarak çok mutlu ediyor” ifadelerini kullandı.

THK 101 yaşında

Atatürkçü Düşünce Derneği Edirne Şubesi Yönetim Kurulu, Türk Hava Kurumu’nun 101. Kuruluş yıldönümünü kutladı.

ADD Edirne Şubesi’nden yıldönümü dolayısıyla yapılan açıklamada, Cumhuriyet’in ilanından 16 ay sonra 16 Şubat 1925’de Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde Türk Hava Kurumu’nun (Türk Tayyare Cemiyeti) kurulduğu hatırlatılarak şöyle denildi:

“Cemiyet’in kuruluş amacı; Türkiye’de havacılık sanayisini kurmak havacılığın askeri, ekonomik, sosyal ve siyasal önemini anlatmak; askeri, sivil, sportif ve turistik havacılığın gelişmesini sağlamak; bütün bunlar için gerekli araç ve gereci hazırlamak; personeli yetiştirmek ve “Uçan Bir Türk Gençliği” yaratmaktır.

23 Nisan 1926’da Türk Havacılığının gereksinimi olan teknik personelin eğitilmesi amacıyla “Tayyare Makinist Mektebi” hizmete açılmıştır.

Türk Hava Kurumu, uzun süren bir Kurtuluş Savaşı’ndan yeni çıkmış, yorgun ve yoksul bir halkın, Türk Halkı’nın inanılmaz büyüklükteki maddi-manevi desteğiyle hayatbulmuştur. Bu destekle ilk 10 yıl içinde 351 uçak Türk Silahlı Kuvvetleri’ne bağışlamıştır.

Türk Hava Kurumu, 1929 yılında havacılık faaliyetlerinin dünya çapında gelişmesini sağlayan ve sportif havacılık konusunda uluslararası boyutta en üst düzeyde organ olan Uluslararası Havacılık Federasyonu’na (FAI) üye olmuştur. Kurum, o günden beri ülkemizi hava sporları konusunda, yurt içinde ve yurt dışında başarıyla temsil etmektedir.

Pilot Vecihi Hürkuş kendi atölyesinde ürettiği uçakla Ankara’dan havalanarak küçük bir Türkiye turu yapmayı başarmıştır. 1932 yılında Cemiyet’in yurt dışında eğittiği mühendislerden Selahattin Reşit Bey ve ekibi motor ve pervanesi dışında tüm parçaları Türk malı olan ilk ulusal tipteki uçağımızın (MMV-1) prototipini üretmiştir.

3 Mayıs 1935’de Türkkuşu kurulmuştur. Kurum, Vatan göklerine aralarında Atatürk’ün manevi kızı ve dünyanın ilk kadın savaş pilotu Sabiha Gökçen’in de bulunduğu, birçok değerli eleman yetiştirmiştir.

Peş peşe açılan paraşüt, planör, motorlu uçuş ve model uçak okulları, 10 Temmuz 1936’da hizmete giren İnönü Planör Kampı, 1937′ de açılan Etimesgut Motorlu Uçuş Kampı ve aynı yıl yapılan Ankara ve İzmir Paraşüt kuleleri, binlerce gencimizi bir araya getirmiştir. Bu dönemde Türkkuşu Öğretmenlerinden pilot Ali Yıldız, 12 Haziran 1938 günü 14 saat 20 dakika süren bir planör uçuşuyla dünya rekoru kırmıştır. Öğrencisi Ziya Aydoğan isimli pilotumuz THK’nın İnönü Eğitim Merkezi’nden Kayseri’ye kadar, 466 km’lik bir mesafeyi planörle uçuş gerçekleştirmiştir.

Bu yıllarda THK’nun planör eğitimleri için gerekli olan planörler, Türk Hava Kurumunun Akköprü Atölyesi’nden sağlanıyordu. Bu atölyede 1940 yılına kadar yüzlerce planör üretimi, motor ve planör onarımları yapıldı. 1940 yılı sonlarında ise Akköprü’ de sınırlı bir kadroyla çalışan atölye fabrika haline getirildi ve burada Miles Magister eğitim uçaklarının seri montajına başlandı.

1939-1941 yılları arasında 2. Dünya Savaşı öncesinde Genelkurmay Başkanlığı’nın da isteğiyle Etimesgut Uçak Fabrikası kurulmuştur. 1944 yılında üretime başlayan ve çok geniş kapsamlı bir girişim olan Etimesgut Uçak Fabrikası’nda, Magister uçaklarının yanı sıra, THK-1, 3, 4, 7, 9, 13 planörleri ile THK-2, 5 ve 10 tiplerinde eğitim, sağlık ve nakliye uçakları üretilmiştir.

Ülkemizde ilk motor fabrikası THK tarafından Gazi Orman Çiftliği’nde kurulmuştur. Fabrikanın çalışmaları 1951 yılına kadar sürmüş olup, aynı yıl Makina ve Kimya Endüstrisi’ne devredilmiştir. Bu fabrika 1952’de tamamen kapatılarak Traktör Fabrikasına dönüştürülmüştür.

Atatürkçü Düşünce Derneği Edirne Şubesi Yönetim Kurulu olarak, ‘İstikbal Göklerdedir’ diyen Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk Ulusuna Egemenliğini vermesinin 106. yılında, Türk Hava Kurumunun 101. Kuruluş yıldönümünün Ulusumuza kutlu olmasını diliyoruz.”

Arda ve Meriç’te ‘sarı’ kod!

Balkanlar’da aşırı yağışlar nedeniyle debileri önemli ölçüde artarak Şubat ayının ilk haftasında yer yer taşkınlara neden olan, ancak geçtiğimiz hafta ortasında su miktarları yarı yarıya azaldığı gözlenen nehirler yeniden yükselişe geçerek Arda ve Meriç’in Kirişhane mevkii için “Sarı” kod uyarısı verildi.

7 Şubat Cumartesi günü debisi bin 251 metreküp/saniyeye çıkan Meriç’te 11 Şubat Çarşamba günü  yapılan ölçümlerde su miktarının yarı yarıya azaldığının gözlenmesinin ardından dünkü ölçülerde bu miktar Kirişhane mevkiinde 908 metreküp olarak ölçülürken, Arda’nın da 342 metreküpe ulaştığı belirlendi.

DSİ’nin bölgedeki istasyonlarında dün 06.00 – 08.00 – 10.00 – 12.00 ve 14.00 saatlerinde yapılan ölçümlerde elde edilen değerler şöyle:

ARDA

İvaylovgrad     347-347-347-346-342

TUNCA:

Elhova             20-20-20-21-21

Suakacağı        52-52-50-48-44

MERİÇ:

Harmanlı         328-316-306-299-296

Svilengrad       358-349-346-336-324

Kirişhane         896-905-907-907-908

İpsala              850-847-847-847-844

ERGENE

İnanlı               7-7-7-7-7

Lüleburgaz      6-6-6-6-6

Yenicegörece  12-12-12-12-12

YAĞIŞLI HAVA DEVAM

Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün 5 günlük hava tahmin raporuna göre Edirne’nin yeni haftaya da yağışlı bir günle başlaması, 5 günün 3’ünde yağışlı havanın etkili olması bekleniyor.

Son tahminlere göre Edirne’de bugün yağmurlu bir havayla birlikte en düşük sıcaklık 8°C, en yüksek 13°C, nem (%) 65-95, rüzgar (km/sa) güneyden 10

Yarın kuvvetli sağanak yağışlı bir havayla birlikte en düşük sıcaklık 7°C, en yüksek 12°C, nem (%) 83-96, rüzgar güneyden 14

18 Şubat 2026 Çarşamba günü çok bulutlu bir havayla birlikte en düşük sıcaklık 4°C, en yüksek 11°C, nem (%) 53-81, rüzgar kuzeybatıdan 26

19 Şubat 2026 Perşembe günü parçalı bulutlu bir havayla birlikte en düşük sıcaklık 6°C, en yüksek 16°C, nem (%) 44-88, rüzgar güneybatıdan 23

10 Şubat 2026 Cuma yağmurlu bir havayla birlikte en düşük sıcaklık 12°C, en yüksek 17°C, nem (%) 59-91, rüzgar güneybatıdan 33 kilometre olarak ölçülmesi bekleniyor.

Edirnespor’dan bir yıldız kaydı

Edirnespor’dan bir yıldız kaydı. Sarı kırmızılı camianın sevilen isimlerinden ve kulübün başarılı dönemlerinde takım kaptanlığı yapan Erol Kara (Küçük Erol) 81 yaşında vefat etti.
Türkan Kara’nın eşi, Arzu Onar, Gökhan Kara ve Duygu Kara’nın babaları olan Edirnespor’un yıldız isimlerinden Erol Kara tedavi gördüğü hastanede yaşama veda etti. Merhum, dün Eski Camide öğle namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Yeni Şehir Mezarlığında toprağa verildi.
HAKAN ÇAYLI VEFAT ETTİ
Merhum Rasim ve merhume Ürfet Çaylı’nın oğulları, Nazan Çaylı’nın eşi, Fikret, Murat, Handan, Soydan ve Dilek’in ağabeyleri, Nazar ve Deniz’in babaları, Yıldırım semti esnaflarından Tüpçü Hakan Çaylı 53 yaşında vefat etti. Merhume; dün Yıldırım Beyazıt Camisinde ikindi namazını takiben kılınan cenaze namazı sonrası Yıldırım Mezarlığında toprağa verildi.
GÖRKEM DEMİRKİLİT VEFAT ETTİ
Çavuşbey Mahallesi sakinlerinden Sebahattin ve Selime’nin oğulları, Gülen Demirkilit’in eşi, Gökmen ve Giray Demirkilit’in babaları, Metin Mesut, Meliha ve merhum Elif Demirkilit’in yeğenleri, Hikmet Demirkilit’in kardeşi Görkem Demirkilit 36 yaşında vefat etti. Merhum, dün Şah Melek Camisiinde öğle namazını takiben kılınan cenaze namazı sonrası Bademlik Mezarlığında toprağa verildi.
SEVİM KORUYAN VEFAT ETTİ
Taşlık Mahallesi sakinlerinden Marangoz merhum Rıfat Koruyan’ın eşi, İsmail Koruyan ve Burcu Artam’ın annesi Sevim Koruyan 72 yaşında vefat etti. Merhume; dün Havsa Sokullu Camisinde ikindi namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Havsa İlçe Mezarlığında toprağa verildi.
SÜLEYMAN ERDURAN VEFAT ETTİ
Eski TOKİ sakinlerinden Süleyman Erduran 26 yaşında vefat etti. Merhum; dün Eski TOKİ Camisinde ikindi namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Yeni Şehir Mezarlığında toprağa verildi.
ALİ ŞİNİK VEFAT ETTİ
Balık Pazarı esnaflarından Ali Baba Kebap’ın sahibi Ali Şinik 80 yaşında vefat etti. Nurten Şinik’in eşi, Mehmet Ali Şinik ve Sevim Kuyuncu’nun babaları, Fatma Şinik ve Hakan Kuyuncu’nun kayınpederleri, Aytaç Yasin’in eniştesi olan merhum; 14 Şubat Cumartesi günü Eski Camide öğle namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Yeni Şehir Mezarlığında toprağa verildi.
HÜSEYİN AK VEFAT ETTİ
Küçük Döllük Köyü sakinlerinden merhume Firdevs Ak’ın eşi, Mukaddes Kara, Şahin, Serkan ve Erkan Ak’ın babaları Hüseyin Ak 78 yaşında vefat etti. Merhum Cumartesi günü Küçük Döllük Köyü Camisinde öğle namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından köy mezarlığında toprağa verildi.
REFİYE OCAK VEFAT ETTİ
Merhum Bahattin Akman’ın eşi, Taner, Figen ve Filiz’in anneleri Refiye Ocak 75 yaşında vefat etti. Merhume; Cumartesi günü Muradiye Camisinde öğle namazını takiben kılınan cenaze namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Acı Çeşme Mezarlığında toprağa verildi.

Doğa yoksa yaşam yoktur!

Trakya Platformu, bölgede gelecek kuşakları riske sokan, canlılara, yaşam alanlarına, çevreye ve doğaya zarar veren her türlü yıkım projesine karşı mücadelesini kararlılıkla sürdürürken, Türkiye Çevre Platformu; Fırat’ın, Dicle’nin ve coğrafyadaki tüm yaşam alanlarının korunması için mücadelelerini büyütmeye kararlı olduklarını, yeni İliçler yaşanmaması için susmayacaklarını duyurdu.

Türkiye Çevre Platformu’nun “Fırat’ta ve Coğrafyamızda Yeni İliçler Yaşanmasın!” başlıklı bildirisinde “Erzincan’ın İliç ilçesinde meydana gelen ve milyonlarca ton siyanürlü maden atığının doğaya karışmasına yol açan büyük felaketin üzerinden iki yıl geçti. Ancak geçen süre ne doğanın yaralarını sarabilmiş ne de kamuoyunun vicdanındaki soruları dindirebilmiştir” denilerek şunlara yer verildi:.

“İliç’te yaşananlar yalnızca bir “maden kazası” değildir. Bu olay; doğayı, insan sağlığını ve gelecek kuşakların yaşam hakkını hiçe sayan bir kalkınma anlayışının kaçınılmaz sonucudur. Bu felaket bir kader değil, açık bir tercihin sonucudur.

Fırat Havzası Hâlâ Risk Altındadır

Çöken liç yığınlarıyla birlikte siyanür, arsenik ve ağır metallerin Fırat Havzası’na yayılma riski ortaya çıkmıştır. Fırat Nehri yalnızca bir su kaynağı değildir; yaşamdır, üretimdir, tarih ve kültürdür.

Havzanın sınır aşan niteliği nedeniyle buradaki her kirlenme yalnızca Türkiye’yi değil, tüm bölgeyi etkileyen bir ekolojik güvenlik sorunudur. Bu yönüyle yaşananlar açık bir ekolojik yıkım niteliğindedir.

Bugün dahi bilimsel veriler kamuoyuyla tam şeffaflık içinde paylaşılmamış; bölge halkının karşı karşıya olduğu sağlık riskleri bütün yönleriyle ortaya konulmamıştır. Oysa bu tür felaketler, etkileri yıllara yayılan “sessiz zehirlenme” süreçleri yaratmaktadır.

İliç Bir Uyarıdır: Yeni Felaketler Kapıdadır

Türkiye Çevre Platformu olarak uzun süredir siyanürlü altın madenciliğinin yarattığı risklere dikkat çekiyoruz.

Geçtiğimiz yıl Diyadin’de planlanan projelere karşı ekoloji örgütleriyle birlikte yürüttüğümüz çalışmalar, yalnızca yerel bir itiraz değil, ülke genelinde yükselen bir çevre uyarısıdır.

Bu yıl ise Muş ve Ağrı’da bilim insanlarının katılımıyla gerçekleştireceğimiz etkinliklerde, Fırat Nehri ve Dicle Nehri havzalarındaki kirlilik tehdidini kapsamlı biçimde ele alacağız.

Çünkü biliyoruz ki; Fırat ve Dicle üzerinde kontrolsüz madencilik ve kirletici faaliyetler sürdükçe yeni İliçlerin yaşanması kaçınılmazdır.

Gerçek Kalkınma Doğayıla Barışık Olmakla Olur

‘Kalkınma’ adı altında yürütülen mevcut model, doğayı tüketilecek bir kaynak; yaşam alanlarını ise feda edilebilir bölgeler olarak görmektedir. Oysa gerçek kalkınma:

Temiz suyla,

Sağlıklı toprakla,

Güvenli gıdayla,

Yaşanabilir bir çevreyle mümkündür.

Ekolojik yıkım pahasına elde edilen hiçbir ekonomik kazanç, toplumun yaşam hakkından daha değerli değildir.

Yetkililere ve Kamuoyuna Çağrımızdır

İliç’teki ekolojik ve sağlık riskleri, bağımsız bilim insanlarının katılımıyla şeffaf biçimde açıklanmalıdır.

Fırat ve Dicle havzalarında siyanürlü madencilik faaliyetleri durdurulmalı; yeni projeler iptal edilmelidir.

Bölge halkı için uzun vadeli ve sistematik sağlık izleme programları oluşturulmalıdır.

Doğa ve toplum yararını esas alan yeni bir çevre politikası hayata geçirilmelidir.

Unutmayacağız, Mücadeleden Vazgeçmeyeceğiz

İliç bize bir gerçeği açık biçimde göstermiştir:

Doğa yoksa yaşam yoktur.

Türkiye Çevre Platformu olarak; Fırat’ın, Dicle’nin ve coğrafyamızdaki tüm yaşam alanlarının korunması için mücadelemizi büyütmeye kararlıyız.

Yeni İliçler yaşanmaması için susmayacağız.”