Saros Körfezi’ndeki İbrice Limanı’nda, deniz ekosistemini korumak ve dalış turizmini canlandırmak amacıyla hazırlanan ‘Yapay Resif Projesi’ kapsamında ‘Minia Edirne’ konseptiyle hazırlanan, aralarında Selimiye Camisi’nin de bulunduğu kentin sembol yapılarının minyatürleri, suya batırıldı.
İbrice Limanı’nda deniz ekosistemini korumak ve dalış turizmini canlandırmak amacıyla hazırlanan ‘Yapay resif projesi’ kapsamında ‘Minia Edirne’ konseptiyle hazırlanan Makedonya Kulesi, Edirne Sarayı Cihannüma Kasrı, Adalet Kasrı, Selimiye Camisi ve Tarihi Meriç Köprüsü’nün maketleri, törenle suya batırılma törenine katıldı. Törene, Tarım ve Orman Bakan Yardımcısı Ebubekir Gizligider, Edirne Valisi Yunus Sezer, AK Parti Edirne Milletvekili Fatma Aksal, Keşan Kaymakamı Aziz Mercan, Keşan Belediye Başkanı Mehmet Özcan, Edirne Tarım ve Orman Müdürü İslam Köse, kurum müdürleri, siyasi parti ve sivil toplum kuruluşu temsilcileri ile çok sayıda davetli katıldı.
‘SUYUN ALTI DA EDİRNE OLACAK’
Bakan Yardımcısı Gizligider, suyun altının da Edirne olacağını ifade ederek, “Saros Körfezi dünyada da sayılı, ülkemiz için de son derece önemli bir yer. Son derece mümbit bir yer. Gerçekten doğa harikası bir yerdeyiz. Bu güzel çalışmayı da inşallah beraber yapacağız. Bizim tabii temel görevlerimiz var. Tarım ve Orman Bakanlığı çok geniş bir faaliyet alanına sahip. Topraktan suya, havadan balığa, balıktan diğer hayvan türlerine, insan gıdasına, aklınıza ne gelirse Tarım ve Orman Bakanlığı olarak korumakla ve bu devamlılığı sağlamakla mükellefiz. Bu kapsamda, Su Ürünleri ve Balıkçılık Genel Müdürlüğümüzün çok önemli bir çalışması için buradayız. Biz bunu son derece önemsiyoruz. Zira bunun tecrübe edildiği yerlerde de verimini, bereketini gördük” diye konuştu.
‘HAYALET AĞLAR TEMİZLENİYOR’
‘Sıfır atık vizyonu’ doğrultusunda yürütülen ‘Hayalet Ağ Projesi’ ile su kaynaklarındaki balıklandırma verilerini de aktaran Gizligider, “Bu kapsamda birkaç hususta da size bilgi vermek istiyorum. Mesela tam da Sayın Emine Erdoğan hanımefendinin öncülüğünde yürütülen ‘Sıfır Atık Projesi’yle birebir örtüşen bir projemiz var, ‘Hayalet Ağ Projesi’. O hayalet ağı son derece önemsiyoruz. Şu anda denize bırakılan ağların ve diğer avcılık ekipmanlarının, özellikle denizaltındaki hayata ciddi bir zararı var. Dolayısıyla bunları toparlamamız gerekiyor. Peki, ne kadar ne yaptık? Bunu da kısaca özetleyeyim size. Şu anda ülkemiz genelinde 991 milyon metrekare alanı taramış durumdayız. Burada 3 milyon 387 bin metrekareden fazla hayalet ağı ve yaklaşık 9 bin adet ağ aracını su kaynaklarımızdan temizledik. Bu bizim için önemli bir başarı. Nasıl bir fayda ettik derseniz, yaklaşık 11 milyon su canlısının kurtarıldığını değerlendiriyoruz. Yine Edirne’mizde bu çalışmanın karşılığı ne derseniz, onu da şöyle özetleyelim. Yaklaşık 15 farklı noktada bu çalışmalar yapıldı. 66 bin metrekarelik sucul alanı taradık ve 6 bin 171 metrekare hayalet ağı temizledik. Keza 54 adet de diğer av aracı dediğimiz ve oradaki hayatı tehdit eden ekipmanları topladık. Bir diğer önemli faaliyetimiz de balıklandırma. Balıklandırma faaliyeti bizim için son derece önemli. Burada bir rakam paylaşayım sizlerle. 2004 ile 2025 yılları arasında Türkiye genelinde 497 milyon adet yavru balığı su kaynaklarımızla buluşturduk. Bu bizim için son derece önemli bir veri. Yine 2026’da da 65 milyon yavru balığı inşallah yine sularla buluşturmuş olacağız. Edirne de bundan önemli şekilde nasibini almış olacak ve 13 milyon yavruyu da Edirne’mizde inşallah balıklandırma çalışmaları kapsamında su kaynaklarımızla buluşturmuş olacağız. Burada sadece bu yıl için söyleyecek olursam, 1,3 milyon yavru balığı su kaynaklarımızla Edirne’de buluşturmuş oluyoruz. İpsala’da önemli bir üretim istasyonumuz var. Bizim için son derece önemli bir merkez. Bu istasyon da 6 milyon sazan yavrusunun bölge illerimizdeki su kaynaklarıyla buluşturulması amacıyla faaliyet yürütmekte” ifadelerini kullandı.
DENİZ ÇAYIRLARI
Yapılan resif çalışmalarının bilimsel esaslara göre planlandığını dile getiren Gizligider, “Burada deniz canlılarına yeni bir habitat oluşturuyoruz adeta. Yani yeni evler sağlamış oluyoruz. Ve burada bir artış, burada bir bereket bekliyoruz deniz canlıları açısından. Buradan da bir bilgi verelim. Biz bu faaliyete bakanlık olarak 2009 yılında başlamış durumdayız. 82 ayrı lokasyonda 10 bin 187 resif bloğu ve 289 antirol bloğu olmak üzere toplam 10 bin 476 resif bloğu yerleştirdik. Hem kültürel zenginliği suyun altına da taşımış olacağız hem de deniz canlıları açısından yeni bir habitat oluşmuş olacak” dedi.
SAROS’A YAKLAŞIK 20 BİN DALIŞ YAPILDI
Edirne Valisi Yunus Sezer de, İbrice Limanı ve çevresinde yürütülen altyapı ile turizm yatırımları hakkında konuşarak, “Bugün İbrice Limanı’ndayız. Burası, dalış turizmi denince Türkiye’de akla gelen ender merkezlerden bir tanesi. Öncelikle İbrice Limanı’nın altyapısının düzenlenmesiyle başladığımız çalışmalarımızı, bir taraftan da Gökçetepe’yi ve burayı da içerecek şekilde yapay resif çalışmalarını hızlı bir şekilde devam ettiriyoruz. Geçen yıl tank batırılmıştı. Yaklaşık 7 milyona yakın insanın bu tankı internet ortamında ziyaret ettiğini ve yine bu deneyimi yaşamak isteyen binlerce insanın da bu tanka dalış yaptığını biliyoruz. Bu sene, az önce buraya gelmeden önce arkadaşlarımızla konuştuk. 15 bin ile 20 bin arasında şu ana kadar dalış yapılmış durumda” diye konuştu.
Daha sonra Vali Sezer, Bakan Yardımcısı Gizligider’e Selimiye Camisi’nin maketini hediye etti. Hazırlanan minyatürler ise dalgıçlar ve vinç yardımıyla kontrollü bir şekilde su altına indirilerek resif alanına yerleştirildi.
‘NEREDEYSE BÜTÜN ÜRÜN GRUPLARINDA REKOR BİR ÜRETİM VAR’
Bakan Yardımcısı Ebubekir Gizligider, İbrice Limanı’ndaki programın ardından Keşan ilçesine bağlı Mecidiye köyünde düzenlenen ayçiçeği hasadına katıldı. Gizligider, biçerdöverin direksiyonuna geçerek, tarlayı hasat etti. Bu yıl rekoltenin tüm ürünlerde rekor seviyede olduğunu kaydeden Gizligider, “Özellikle bu topraklarda adeta bir laboratuvar gibi üretim yapılıyor. Türkiye’deki üretim çeşitlerinin neredeyse tamamını biz bu topraklarda elde ediyoruz. O yönüyle bizim için son derece kıymetli bir çiftçimizle beraberiz ve bugün hasadına katıldık. Bu yıl şunu söyleyebilirim; neredeyse bütün ürün gruplarında rekor bir üretim var. Gerçekten bereketli bir yıl yaşıyoruz. Gerek yağış, gerek güneşlenme oranı, gerekse toprağın üretimin duyduğu diğer ihtiyaçlar itibarıyla son derece verimli bir sezon geçiriyoruz. İnanıyoruz ki bu bereket üreticinin cebine ve kazancına da yansıyacak. Bizim için son derece önemli olan üretimde sürdürülebilirlik, yani devamlılık dediğimiz asıl meselenin de güçlenmesine katkı sağlayacağını düşünüyorum” ifadelerini kullandı.
Edirne Gazeteciler Derneği’nin (EGD) üyesi olduğu Türkiye Gazeteciler Konfederasyonu Genel Başkanı Nuri Kolaylı, kamu kurum ve kuruluşlarının gerçekleştirdiği mal ve hizmet alımlarında kamu kaynaklarının daha etkin, verimli ve hukuka uygun kullanılmasına yönelik önemli bir çağrıda bulundu.
Kolaylı tarafından 81 il valiliğine gönderilen resmi yazıda, kamu alımlarında şeffaflık, rekabet, eşit muamele ve hesap verebilirlik ilkelerinin korunmasının büyük önem taşıdığı vurgulandı.
Son dönemde kamu alımlarında doğrudan temin ile Kamu İhale Kanunu’nun 21/f maddesi kapsamında pazarlık usulünün kullanımına ilişkin kamuoyunda çeşitli değerlendirme ve tartışmalar yaşandığına dikkat çekilen yazıda, söz konusu yöntemlerin mevzuatta belirtilen şartlar çerçevesinde uygulanabileceği ifade edildi.
Ancak istisnai yöntemlerin olağan alım usulüne dönüşmesinin, rekabetin daralmasına ve kamu kaynaklarının kullanımına ilişkin soru işaretlerinin oluşmasına neden olabileceği belirtildi.
“Kamu kaynakları vatandaşın vergileriyle oluşuyor”
Kamu kaynaklarının vatandaşların vergileriyle oluşturulduğuna dikkat çekilen açıklamada, mümkün olan bütün alımlarda geniş katılım ve rekabetin sağlanması, fiyat araştırmalarının titizlikle yapılması ve süreçlerin kamuoyu tarafından denetlenebilir olması gerektiği vurgulandı.
Türkiye Gazeteciler Konfederasyonu, valiliklerin koordinasyonunda gerçekleştirilecek kamu alımlarında açık ve rekabetçi yöntemlere öncelik verilmesini istedi.
Yazıda ayrıca doğrudan temin ve pazarlık usullerinin yalnızca mevzuatta belirtilen koşullar oluştuğunda kullanılması, tüm süreçlerde eşit muamele ilkesine uyulması ve kamu yararının gözetilmesi çağrısı yapıldı.
Konfederasyon, bu yaklaşımın hem kamu kaynaklarının korunmasına hem de kamu yönetimine duyulan güvenin güçlendirilmesine katkı sağlayacağını belirterek konunun valilikler tarafından değerlendirilmesini talep etti.
Edirne’de Bulgaristan’a açılan Hamzabeyli Sınır Kapısı’nda Türkiye’ye giriş yapmak üzere gelen bir TIR’da yapılan aramada; 287 kilo 910 gram esrar ele geçirildi.
Edirne Gümrük Muhafaza Kaçakçılık ve İstihbarat Müdürlüğü ekipleri, Türkiye’ye giriş yapmak üzere Hamzabeyli Sınır Kapısı’na gelen bir TIR’da şüphe üzerine arama gerçekleştirdi.
Arama sırasında narkotik dedektör köpek Atlas’ın tepki verdiği TIR’daki bir bölmede 255 ayrı paket içerisinde 287 kilo 910 gram esrar ele geçirildi.
Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) İl Başkanlığı görevine seçilen Ahmet Biçer, yönetim kuruluyla birlikte Edirne Adliyesi İl Seçim Kurulu Başkanlığı’ndan mazbatasını alarak resmen göreve başladı.
MHP Edirne İl Başkanlığı tarafından, geçtiğimiz Cumartesi günü gerçekleştirilen 15’inci Olağan Genel Kurul’da, Emre Tokluoğlu’ndan boşalan il başkanlığı görevine Ahmet Biçer seçildi. Biçer, genel kurulun ardından, yönetim kuruluyla birlikte Edirne Adliyesi İl Seçim Kurulu Başkanlığı’na gelerek mazbatasını aldı. Biçer ve yönetimi mazbata almalarının ardından resmen göreve başlamış oldu.
Edirne Adliyesi önünde gazetecilere açıklama yapan MHP İl Başkanı Ahmet Biçer, Edirne için çalışacaklarını söyleyerek, “Bu süreçten sonra Allah’ın izniyle Edirne’miz için, teşkilatımız için gerekli olan her şeyi A’dan Z’ye yapacağız. Teşkilatlarımızı güçlendirerek, gerekli takviyelerle bu süreci Edirne’miz için devam ettireceğiz” dedi.
Bulgaristan’ın Kranevo kentinde doüzenlenen Uluslararası Karate Eğitim Semineri ve Karate Turnuvası için Türkiye Karate Federasyonu tarafından oluşturulan 15 kişilik kafilede, Edirne Kutlu Spor Kulübü Milli Antrenörü Fatih Kutlu ve Milli Sporcu Buğlem’in yer alması Edirne spor camiasında büyük gurur yaşattı.
27-29 Ağustos 2026 tarihleri arasında Bulgaristan’ın Kranevo kentinde düzenlenecek Uluslararası Karate Eğitim Semineri ve Karate Turnuva kapsamında farklı ülkelerden sporcular bir araya gelecek. Seminer sonunda gerçekleştirilecek uluslararası turnuvada da Türk sporcular mücadele edecek.
Edirne Kutlu Spor Kulübü’nden yapılan “Edirne’den Uluslararası Karate Turnuvasına!” başlıklıo açıklamada şöyle denildi::
“Türkiye Karate Federasyonu’nun ülkemizi temsil etmek üzere belirlediği kafilede Edirne’den bir antrenör ve bir sporcunun bulunması, kulübümüzün yıllardır sürdürdüğü disiplinli ve başarılı çalışmaların önemli bir göstergesi oldu.
Edirne Kutlu Spor Kulübü olarak, sporcularımıza ve antrenörlerimize bu değerli fırsatı sunan Türkiye Karate Federasyonu Başkanı Sayın Ercüment Taşdemir’e ve Türkiye Karate Federasyonu Asbaşkanı Sayın Hayrettin Hamurcu’ya teşekkür ederiz. Türk karatesinin gelişimi adına verilen bu destekler, sporcularımızın uluslararası deneyim kazanmasına ve ülkemizi en iyi şekilde temsil etmesine önemli katkı sağlamaktadır.
Kulübümüzü, Edirne’yi ve Türkiye’yi temsil edecek olan Milli Antrenörümüz Fatih Kutlu’ya ve Milli Sporcumuz Buğlem’e başarılar diliyoruz.”
Modern intralojistik ve tedarik zinciri ağlarında, operasyonel süreçlerin kesintisiz ilerlemesi hayati bir zorunluluktur. E-ticaretin getirdiği hız beklentisi ve üretim bantlarının 7/24 çalışma prensibi, tesis içindeki malzeme akışının tek bir saniye bile duraksamasına tahammül edemez. Bu devasa operasyonun merkezinde yer alan istifleme makineleri, sadece birer taşıt değil; deponun üretim kapasitesini belirleyen temel unsurlardır. Yüzlerce kiloluk paletlerden tonlarca ağırlıktaki endüstriyel kütlelere kadar her türlü yükü kaldıran bu makinelerin performansını tayin eden en kritik bağlantı noktası ise zeminle temas ettikleri yerdir. Filo yöneticileri için doğru bir forklift lastiği yatırımı yapmak, yalnızca bir bakım kalemi değil, aynı zamanda operasyonel duruşları (downtime) engelleyen ve makinenin mekanik ömrünü uzatan stratejik bir hamledir.
İş makinelerinin yürüyen aksam teknolojileri, geleneksel otomotiv endüstrisinden çok daha agresif fiziksel koşullara göre tasarlanır. Bu makinelerde süspansiyon sisteminin bulunmaması, zemindeki her türlü engebenin, çukurun veya pürüzün doğrudan şasiye iletilmesi anlamına gelir. Kullanılan kauçuk donanım, bu noktada bir bariyer görevi üstlenerek titreşimleri emmeli, yük asansörü havaya kalktığında makinenin dengesini sarsılmaz bir şekilde korumalı ve frenleme anında maksimum tutunmayı sağlamalıdır. İşletmenizin zemin yapısına, çalışma vardiyalarınızın yoğunluğuna ve taşıdığınız kargoların tonajına uygun olmayan bir seçim, zincirleme reaksiyonla makinenin diğer aksamlarına zarar verir. Bu kapsamlı rehberde, farklı endüstriyel senaryolara göre tekerlek dinamiklerini, kauçuk yorulmasının bilimsel temellerini ve filonuzu geleceğe taşıyacak donanım stratejilerini derinlemesine inceliyoruz.
Plansız Duruşların (Downtime) Gizli Faturası
Endüstriyel tesislerde bir iş makinesinin arızalanarak yolda kalması, sadece o makinenin onarım masrafından ibaret değildir. Makinenin görev yaptığı hattın durması, sevkiyat bekleyen tırların gecikmesi, personelin atıl durumda kalması ve en kötüsü müşteri memnuniyetsizliği, plansız duruşların yarattığı devasa gizli faturayı oluşturur. Sıklıkla karşılaşılan arıza tiplerinin başında, yanlış kapasiteye sahip tekerleklerin yük altında parçalanması veya aşırı ısınma nedeniyle janttan ayrılması gelir. Kalitesiz bir donanım, yüksek tempoda çalışırken oluşan ısıyı dışarı atamaz ve içten içe eriyerek yapısal bütünlüğünü kaybeder.
Bu yıkıcı senaryoları engellemenin yolu, kauçuk teknolojisinin sunduğu yenilikleri sahaya entegre etmektir. İleri mühendislikle formüle edilmiş bir forklift lastiği, çok katmanlı yapısı sayesinde yüzey sürtünmesinden doğan sıcaklığı hızla dışarı iletir. Bu termal denge, donanımın saatlerce kesintisiz çalışmasına olanak tanırken, kauçuk blokların kopmasını veya yanakların yarılmasını önler. Filo yöneticilerinin, araçların günlük çalışma saatlerini ve taşıdıkları ortalama tonajı analiz ederek, bu strese dayanabilecek doğru karkas yapısına sahip ürünleri tercih etmesi gerekir.
Elektrikli Filolar ve Kompakt Manevra İhtiyacı
Karbon emisyonlarını düşürme hedefleri ve kapalı depolardaki egzoz kısıtlamaları, elektrikli (akülü) istifleme makinelerinin kullanımını standart hale getirmiştir. Elektrikli filoların en büyük özelliği, dar alanlarda sessiz ve kıvrak bir şekilde hareket edebilmeleridir. Depolama kapasitesini artırmak için raf sistemleri birbirine olabildiğince yaklaştırılmış, araçların dönüş çapları minimuma inmiştir. Tonlarca ağırlıktaki bir yükle dar bir raf aralığına girerken, aracın direksiyon komutlarına saniyesinde ve sıfır esnemeyle yanıt vermesi gerekir. Şasinin yanal dengesini koruyan ve merkezkaç kuvvetine direnen yegane güç, tekerleklerin geometrik tasarımıdır.
Özellikle gıda, lojistik ve perakende sektörlerinde yoğun olarak kullanılan orta segment akülü araçlar için 6.50.10 forklift lastiği, mükemmel manevra kabiliyeti sunan bir endüstri klasiğidir. Bu ebadın en büyük avantajı, taban genişliği ile yanak yüksekliği arasındaki kusursuz orantıdır. Araç tam tur bir dönüş yaparken 6.50.10 forklift lastiği yana doğru esneme yapmaz; aksine karkası dik kalarak yükün devrilmesini engeller. Pürüzsüz epoksi zeminlerden hafif tırtıklı beton yüzeylere kadar geniş bir yelpazede yüksek tutunma sağlayan bu ebat, operatörlerin dar koridorlarda güvenle ve çok daha hızlı çalışmasına imkan tanır.
Histerezis Kaybı ve Akü Optimizasyonu
Akülü makinelerde işletme giderlerini doğrudan etkileyen bir fiziksel olgu vardır: Histerezis. Kauçuk zemin üzerinde yuvarlanırken sürekli esner ve toparlanır. Bu hareket sırasında enerjinin bir kısmı ısıya dönüşerek kaybolur; buna histerezis kaybı denir. Histerezis kaybı ne kadar yüksekse, yuvarlanma direnci o kadar artar ve elektrik motoru aracı yürütmek için daha fazla enerji harcamak zorunda kalır. Yuvarlanma direnci optimize edilmiş kaliteli bir 6.50.10 forklift lastiği, pürüzsüz zeminlerde bu enerji kaybını minimize eder. Sonuç olarak aracın tek şarjla hizmet verdiği süre uzar, batarya döngü ömrü artar ve tesisin genel elektrik tüketimi kayda değer biçimde düşer.
Ekstrem Görevler: Ağır Sanayide Kütle ve Zemin Mücadelesi
İç mekanlardaki kontrollü ortamların aksine, dış sahalarda ve ağır sanayi tesislerinde tabiatın ve endüstrinin en sert kuralları geçerlidir. Limanlarda devasa konteynerlerin taşınması, demir çelik fabrikalarında rulo sacların istiflenmesi veya inşaat sahalarında beton blokların sevk edilmesi, iş makineleri için birer dayanıklılık testidir. Bu tarz alanlarda zeminler genellikle asfaltsızdır; molozlar, çamur, kesici taşlar ve metal artıkları her yerdedir. Taşıma kapasitesi düşük, dar tabanlı veya zayıf karkaslı tekerlekler, böylesine agresif bir ekosistemde dakikalar içinde kullanılamaz hale gelir.
Ağır görev (heavy-duty) operasyonlarının bu acımasız şartlarında hayatta kalmak ve kütleyi yönetmek için 28×9 15 forklift lastiği devreye girer. Yüksek tonajlı makinelerin bir numaralı tercihi olan bu devasa ebat, son derece geniş bir temas yüzeyine (footprint) sahiptir. Tonlarca ağırlığı zemin üzerinde geniş bir alana eşit olarak yayarak, aracın stabilize edilmemiş toprağa veya çamura gömülmesini engeller. Yüksek bloklu ve derin sırt deseni, bozuk arazilerde maksimum çekiş (traksiyon) üreterek patinaj riskini ortadan kaldırır. En kaba tabirle bir zırh gibi tasarlanan 28×9 15 forklift lastiği, dışarıdan gelebilecek delici maddelere karşı olağanüstü bir direnç göstererek operasyonun duraksamadan devam etmesini garanti altına alır.
Yastıklama Katmanı ve Mekanik Koruma
Bozuk zeminlerde ağır yük taşımak, makinenin şanzımanına, diferansiyel dişlilerine ve dingil bağlantılarına sürekli çekiç darbeleri inmesi gibidir. Bu şok dalgaları zamanla metal yorulmasına ve çok pahalı mekanik arızalara neden olur. Üst segment bir 28×9 15 forklift lastiği, merkezinde yer alan özel sönümleyici (cushion) kauçuk katmanı sayesinde bir amortisör gibi çalışır. Zeminden gelen şiddetli sarsıntıları karkasın içinde hapseder ve makinenin gövdesine ulaşmasını engeller. Bu durum makinenin mekanik ömrünü uzatırken, aynı zamanda sarsıntısız bir sürüş sağlayarak operatörün bel ve omurga sağlığını güvence altına alır.
Proaktif Aşınma Yönetimi ve Filo Denetimi
Endüstriyel ekipmanların verimliliği, onlara uygulanan bakım prosedürlerinin kalitesiyle doğru orantılıdır. Satın alınan kauçuk donanımlar kendi kaderine terk edildiğinde, çevresel faktörler ve kullanıcı hataları nedeniyle ömürleri yarı yarıya kısalabilir. Makine filonuzu sürekli hareket halinde tutmak ve maliyetleri kontrol altına almak için düzenli denetim mekanizmaları kurmak zorunludur.
Aşınmayı yavaşlatmak ve arızaları önlemek için filo yöneticilerinin dikkat etmesi gereken temel adımlar şunlardır:
Isı Yönetimi ve Vardiya Planlaması: Üç vardiya kesintisiz çalışan makinelerde tekerlekler soğumaya fırsat bulamaz. Aşırı ısınan kauçuk hızla erir. Çalışma planları yapılırken makinelerin kısa süreli dinlendirilmesi, termal yıpranmayı ciddi oranda düşürür.
Aşınma Çizgisinin Denetimi: Dolgu tekerleklerin yanak kısmındaki 60J emniyet limitine ulaşıldığında, ürün derhal yenilenmelidir. Bu sınırı geçen tekerlekler frenleme gücünü tamamen kaybeder ve makinenin şasisine doğrudan zarar vermeye başlar.
Sürüş Dinamiklerinin İyileştirilmesi: Operatörlerin araç hareketsizken direksiyonu çevirmesi (kuru sürtünme) kauçuğu çok hızlı eritir. Ayrıca virajlara aşırı hızlı girilmesi yanakların kırılmasına yol açar. Operatör eğitimleri bu maliyetleri bıçak gibi keser.
Zemin Kimyasallarından Korunma: Tesis içindeki endüstriyel solventler, motor yağları ve antifriz sızıntıları, kauçuğun polimer bağlarını parçalayarak dış yüzeyi kurutur ve çatlatır. Araçların temiz ve kuru zeminlerde muhafaza edilmesi şarttır.
Sıkça Sorulan Sorular (SSS)
Düz (Slick) ve Dişli (Traction) profiller arasındaki operasyonel fark nedir?
Düz veya çok hafif desenli (slick) profiller, zemin temas alanını maksimize eder. Bu nedenle pürüzsüz, kuru, kapalı epoksi veya beton depolarda kullanılırlar; titreşimsiz bir sürüş ve düşük yuvarlanma direnci sunarlar. Ancak nemli veya dış sahalarda kayarlar. Dişli (traction) profiller ise derin kanalları sayesinde suyu tahliye eder, çamur veya toprağı kavrar. Açık sahalar, asfaltsız yollar ve eğimli rampalar için vazgeçilmezdirler; ancak kapalı alanda hafif bir sarsıntı yaratabilirler.
Delaminasyon (katman ayrılması) nedir ve neden olur?
Delaminasyon, tekerleğin iç yapısındaki kauçuk katmanlarının birbirinden ayrılarak parçalanması durumudur. Bunun bir numaralı nedeni, makinenin uzun süre boyunca taşıma kapasitesinin çok üzerinde (aşırı tonajla) kullanılmasıdır. Aşırı yük ve sürekli çalışma, karkasın merkezinde muazzam bir ısı yaratır. Isı dışarı atılamadığında içerideki vulkanizasyon bağları kopar ve tekerlek içten dışa doğru infilak edercesine parçalanır.
Havalı tekerleklerde basıncın taşıma kapasitesine etkisi var mıdır?
Kesinlikle vardır. Pnömatik (havalı) bir donanımın üzerinde yazan maksimum yük taşıma endeksi, ancak üreticinin belirttiği spesifik hava basıncında (PSI/BAR) geçerlidir. Eğer tekerlek eksik basınçla şişirilmişse, taşıma kapasitesi dramatik şekilde düşer. Yük altında yanaklar dışa doğru katlanır ve karkas kırılır. Çok yüksek basınç ise tekerleğin tabanını bombeli hale getirerek yere tutunmayı azaltır ve patlama riskini artırır. Basınç daima referans değerlerde tutulmalıdır.
Ortam sıcaklığı kauçuğun aşınma hızını nasıl etkiler?
Kauçuk malzeme, sıcaklıktan doğrudan etkilenir. Yaz aylarında sıcak asfalt üzerinde çalışan tekerleklerin hamuru yumuşar ve sürtünme direnci artar, bu da aşınmayı hızlandırır. Tam tersi şekilde, eksi derecelerdeki soğuk hava depolarında standart kauçuk sertleşir ve kırılganlaşır. Bu nedenle, ekstrem sıcaklıklarda görev yapan filolar için çalışma ortamının ısısına uygun formüle edilmiş özel bileşenli donanımlar tercih edilmelidir.
Operasyonel Kesintisizlik İçin Profesyonel Çözümler
Tedarik zincirinizin gücü, fiziksel altyapınızın dayanıklılığı kadardır. Tesisinize entegre ettiğiniz tüm otomasyon sistemleri ve yüksek teknolojili istifleme makineleri, sadece zeminle kurdukları temasın kalitesi ölçüsünde verimli olabilir. Çalışma sahanızın zorluklarını kaldıramayan, şokları ememeyen veya dar alanlarda ihtiyacınız olan kıvrak manevraları sunamayan yanlış bir forklift lastiği, kısa sürede işletmenize onarım maliyetleri, batarya yıpranmaları ve üretim duruşları olarak geri döner. Bunun yerine, kütle dinamiklerini mükemmel yöneten, termal ısınmaya karşı dirençli ve zemin tutuşunu garanti eden ileri teknoloji donanımlara yatırım yapmak, filo yöneticilerinin en akılcı kararıdır. Nubes Otomotiv, sektördeki geniş vizyonu, mühendislik harikası ebatları ve farklı endüstri şartlarına özel tasarlanmış üstün kauçuk formülleriyle operasyonlarınıza değer katar. İş makinelerinizin performans sınırlarını yukarı taşımak, görünmez bakım maliyetlerini sıfırlamak ve tesisinizde tam anlamıyla bir iş sürekliliği sağlamak için profesyonel çözümler arıyorsanız, hemen bugün Nubes Otomotiv uzman kadrosuyla iletişime geçerek filonuzu yarına hazırlayın.
Herhangi bir iş kazası haberinin altındaki yorumlara bakın. Aynı cümleler döner durur. “Kadermiş.” “Eceli gelmiş.” “Takdiri ilahi.”
Bu cümleleri kuranların çoğu kötü niyetli değil. Acıyı taşınabilir hâle getirmeye çalışıyorlar. Ama aynı cümleler bir şey daha yapıyor: soruyu kapatıyor.
“Kader” dendiği anda “neden oldu” sorusu masadan kalkıyor. Kalktığı için de cevap aranmıyor. Cevap aranmadığı için aynı kaza altı ay sonra bir başka şantiyede tekrar ediyor.
“Kader” kelimesi bu cümlede ne iş görüyor?
Dilbilimde sözcüklerin sadece anlam taşımadığı, iş de gördüğü bilinir. “Kader” kelimesi bir iş kazası cümlesinin içine girdiğinde üstlendiği görev açıklamak değil, tartışmayı sonlandırmak.
Bunu test etmek kolay. Bir kazanın ardından “kaderdi” diyen kişiye “korkuluk var mıydı?” diye sorun. Cevap genellikle konuyu değiştirmeye dönük olur. Çünkü kelime zaten o soruyu gereksiz kılmak için seçilmiştir.
Bu işlev herkes için aynı da değil. Ölen işçinin ailesi için “kader” bir teselli cümlesi. İşveren için ise sorumluluğu dağıtan bir kalkan. Aynı kelime, iki tarafta apayrı iş görüyor.
Tedbir mi, tevekkül mü?
Burada dikkatli bir ayrım yapmak gerekiyor, çünkü kelimenin dinî kökeniyle gündelik kullanımı aynı şey değil.
İslami düşüncede tevekkül, tedbirin yerine geçen bir kavram değil. Tedbirden sonra gelen bir tutum. Devesini bağlamadan Allah’a tevekkül ettiğini söyleyen kişiye verilen cevap İslam kaynaklarında meşhurdur: önce bağla, sonra tevekkül et.
Bu ayrım İSG açısından tam da meselenin özü. Korkuluğu takmak tedbirdir. Emniyet kemerini kontrol etmek tedbirdir. Asansörün periyodik muayenesini yaptırmak tedbirdir. Bunlar yapıldıktan sonra kalan belirsizliğe tevekkül edilir.
Tedbiri atlayıp doğrudan “kader” demek, kavramın kendi mantığına da aykırı. Yani buradaki sorun dinî bir inanç değil, o inancın sorumluluktan kaçmak için araçsallaştırılması.
Neden hep çalışanı suçluyoruz?
Kaza haberlerinde en sık duyulan ikinci cümle şu: “Dikkatsizlik sonucu.”
Psikolojide temel atıf hatası denen bir eğilim var: başkasının hatasını kişiliğine, kendi hatamızı ise koşullara bağlıyoruz. Trafikte önümüze kırıp geçen kişi “kaba biri”, biz aynı manevrayı yaptığımızda “aceleyle çıkmıştık”.
İş kazalarında bu hata sistematik hâle geliyor. “Dikkatsizmiş” cümlesi kurulduğu anda soruşturma bitiyor. Oysa asıl sorular yeni başlıyor: Neden dikkatsizdi? Kaçıncı saatindeydi? Üst üste kaç vardiya çalışmıştı? Ekipman zaten arızalı mıydı? Uyarmış ama dinlenmemiş miydi?
Olay yeri incelemesi yapan bir iş güvenliği uzmanı tam da bu soruları sormak zorunda, çünkü “dikkatsizlik” bir kök neden değil, bir sonuç. Dikkatsizliğin kendisinin bir nedeni var.
“İş kazası” mı, “iş cinayeti” mi?
Türkiye’de bu olaylara ne ad verileceği başlı başına bir tartışma. Resmî dilde “iş kazası” geçiyor. Sendikalar ve emek örgütleri sıklıkla “iş cinayeti” diyor. Bazı haber metinlerinde ise “talihsiz olay” ifadesi tercih ediliyor.
Üç kelime, üç ayrı dünya görüşü taşıyor. “Kaza” tesadüfü, “cinayet” kastı, “talihsizlik” ise şanssızlığı ima ediyor. Hangisini seçtiğiniz, olayın nasıl soruşturulacağını da baştan belirliyor.
Teknik literatürde “kaza” kelimesi giderek terk ediliyor. Uluslararası kuruluşlar bunun yerine olay anlamına gelen nötr terimleri tercih ediyor, çünkü “kaza” sözcüğü İngilizcede de Türkçede de rastlantı çağrışımı taşıyor. Oysa bir vakayı incelemeye başlarken varsayılması gereken şey rastlantı değil, henüz bulunmamış bir neden.
Kelime tercihi haber sitesi editörleri için de pratik bir mesele. “Talihsiz kaza” başlığı okuyucuyu soruşturmadan uzaklaştırıyor. “Yüksekten düşme sonucu” gibi tanımlayıcı bir başlık ise nedeni doğrudan görünür kılıyor ve yorumu okuyucuya bırakıyor.
Geriye dönük görüş yanılgısı: “Belliydi zaten”
İlginç bir çelişki var. Kaza olmadan önce riski kimse görmüyor; kaza olduktan sonra ise “zaten belliydi” diyen çok oluyor.
Buna psikolojide geriye dönük görüş yanılgısı deniyor. Sonucu öğrendikten sonra, o sonucun baştan tahmin edilebilir olduğunu düşünme eğilimi. Sonucu bilmek, geçmişteki belirsizliği zihnimizde siliyor.
Bu yanılgı iki yönde birden zarar veriyor. Bir yandan kaza sonrası soruşturmalarda haksız suçlamaya zemin hazırlıyor — “o durumda ne yapılacağı belliydi” cümlesi, o an eldeki bilgiyi görmezden geliyor. Öte yandan kazadan önce ciddiye alınmayan uyarıların neden ciddiye alınmadığını anlamamızı da engelliyor.
Doğru soru “nasıl göremediler” değil. “O anda ellerindeki bilgiyle bu karar neden makul göründü?” Bu soruyu soran bir inceleme, suçlu bulmak yerine tekrar edilebilir bir hatayı yakalıyor.
İsviçre peyniri modeli: tek bir hata kaza yapmaz
Psikolog James Reason’ın geliştirdiği modele göre her sistemde üst üste dizilmiş savunma katmanları vardır: tasarım, bakım, denetim, eğitim, prosedür, kişisel koruyucu donanım. Her katmanın kendi delikleri bulunur.
Normal şartlarda bir katmanın deliği diğerleri tarafından kapatılır. Kaza, ancak deliklerin hepsi aynı hizaya geldiğinde gerçekleşir.
Mecidiyeköy’deki asansör faciası bu modele iyi bir örnek. Basına yansıyan bilgilere göre asansörün muayene raporunun geçerlilik süresi dolmuştu, buna rağmen kullanılmaya devam edilmişti. Projede onlarca uzman görevliydi, ancak asansörle ilgili önceden bir tespit yapılmamıştı. Fren sisteminin devreye girmediği belirtildi. Burada tek bir hata yok, birbirini kollayamayan bir savunma dizisi var.
Bu modelin en önemli sonucu şu: kazaya tek bir kişiyi sorumlu göstermek analitik olarak yanlış. Bir katmanın çökmesi kazayı açıklamıyor; diğerlerinin neden tutmadığını da açıklamak gerekiyor.
Kader değil, karar zinciri
13 Mayıs 2014’te Soma’da 787 işçinin bulunduğu ocakta çıkan yangın, 301 kişinin ölümüyle sonuçlandı. Türkiye’nin en büyük iş kazası olarak kayıtlara geçti.
Basına yansıyan bilgilere göre facia öncesinde uyarılar yapılmış, Meclis’te ocaklardaki durumun araştırılması için verilen önerge sonuçsuz kalmıştı. Sonrasında açılan davada şirket yöneticileri hakkında hapis cezaları verildi.
Bir olayda ceza mahkemesi kurulabiliyorsa, orada değerlendirilen şey kader değil karardır. Kim neyi bilerek yapmadı, hangi uyarı hangi masada bekletildi, hangi bütçe kaleminden vazgeçildi. Yargı bu soruları sorabildiği için de “kader” savunması hukuken bir yere varmıyor.
Hukuk “kader” diye bir kategori tanımıyor
Türk hukukunda iş kazası değerlendirmesi iki kavram etrafında dönüyor: öngörülebilirlik ve kaçınılabilirlik.
Bir olay öngörülebiliyorsa ve alınabilecek bir önlemle kaçınılabiliyorsa, o olay kaçınılmaz sayılmıyor. Bilirkişi raporlarının cevapladığı soru tam olarak bu: bu kaza, makul bir işverenin alacağı önlemlerle önlenebilir miydi?
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu işverene tehlikeleri kaynağında yok etme yükümlülüğü getiriyor. Risk değerlendirmesi zorunlu. Çalışana ciddi ve yakın tehlike hâlinde çalışmaktan kaçınma hakkı tanınıyor. Bu çerçevede görev yapan bir iş güvenliği uzmanı olay sonrası raporunda “kaçınılmaz bir olaydı” ifadesini kolayca kullanamıyor, çünkü mevzuat ondan kök neden analizi istiyor. Kaçınılmazlık iddia edilen bir şey değil, ispatlanması gereken bir savunmadır.
“Kader” dedikçe ne kaybediyoruz?
Bu kelimenin bedeli duygusal değil, çok somut.
Kök neden analizi yapılmıyor. Sebep aranmadığında düzeltici faaliyet de tanımlanmıyor.
Aynı kaza tekrar ediyor. Bir sektörde aynı tipteki kazaların yıllarca sürmesinin nedeni budur.
Ders paylaşılmıyor. Bir işletmede yaşanan olay diğerine aktarılmadığında, her işyeri aynı dersi kendi kaybıyla öğreniyor.
Çalışan sessizleşiyor. Sorunun kaderde olduğuna inanan kişi, tehlikeyi bildirmenin bir işe yarayacağını da düşünmüyor.
Dördüncü madde özellikle önemli. Bir işyerinde tehlike bildirimlerinin sıfıra düşmesi güvenliğin işareti değil, umudun bittiğinin işareti olabiliyor.
Peki bu inanç neden bu kadar dirençli?
Buraya kadar “kader” açıklamasının neden yetersiz olduğunu konuştuk. Ama bir açıklama bu kadar yaygınsa, onu ayakta tutan bir şey vardır. O şeyi anlamadan kelimeyi tartışmadan çıkarmak da mümkün değil.
Birinci etken kontrol duygusunun yokluğu. Kendi çalışma koşullarını değiştirme gücü olmayan biri için riski kadere bağlamak, katlanılabilir tek çerçeve olabiliyor. Değiştiremeyeceğiniz bir tehlikeyi her gün “önlenebilir” diye düşünerek işe gitmek psikolojik olarak taşınabilir bir şey değil.
İkincisi iş güvencesizliği. Tehlikeyi bildirmenin işini kaybetmekle sonuçlanabileceğini düşünen bir çalışan için sessizlik rasyonel bir tercih hâline geliyor. Sessizliği taşıyabilmek için de bir gerekçe gerekiyor; kader o gerekçeyi sağlıyor.
Üçüncüsü tekrarın yarattığı aşınma. Aynı tip kaza yıllarca sürdüğünde insanlar bunu değiştirilebilir bir durum olarak görmeyi bırakıyor. Değişmeyen bir şey, bir süre sonra doğa olayı gibi algılanmaya başlıyor.
Bu üç etken bir arada düşünüldüğünde şu ortaya çıkıyor: “kader” demek çoğu zaman bir inanç ifadesi değil, çaresizlik ifadesi. Bu ayrımı görmek önemli, çünkü çaresizliğin çaresi ikna değil, çalışanın gerçekten söz sahibi olduğu bir yapı kurmak.
İSG kurullarının, çalışan temsilciliğinin ve bildirim mekanizmalarının kâğıt üzerinde değil fiilen işletilmesi tam da bu yüzden önemli. Bir işçi bildirdiği tehlikenin bir hafta içinde giderildiğini bir kez gördüğünde, o işyerinde kader dili kendiliğinden zayıflıyor.
Geride kalanlar için “kader” ne anlama geliyor?
Bu tartışmanın çoğu zaman atlanan tarafı, ölen işçinin ailesi.
Bir yakınını kaybeden aile için “kader” ilk günlerde gerçekten taşıyıcı bir kavram olabiliyor. Anlamlandırılamayan bir kaybı yerleştirecek bir çerçeve sunuyor. Buna kimsenin itiraz etmesi gerekmiyor.
Sorun, aynı kelimenin ailenin dışından gelenler tarafından kullanılmasında. Teselli amacıyla söylenen bir cümle, sorumluluk tartışmasında kullanıldığında işlev değiştiriyor. Aile için sığınak olan kelime, işveren için savunma hattına dönüşüyor.
Soma davasında hukuki sürecin yıllarca sürdüğü ve ailelerin iç hukuk yollarını tüketip uluslararası başvuruya yöneldiği basına yansıdı. Bu tablo, “kader” ile “sorumluluk” arasındaki mesafenin ne kadar uzun olabildiğini gösteriyor. Bir olayın kader olup olmadığına karar veren merci, on yıl süren bir yargılamanın kendisi oluyor.
Suçlama kültüründen adil kültüre
Peki alternatif ne? “Kader” demeyi bırakıp doğrudan birini suçlamak mı?
Hayır, çünkü suçlama kültürü de aynı sonucu üretiyor. Her hatanın cezalandırıldığı bir yerde kimse hata bildirmiyor, bilgi yukarı akmıyor, sistem yine kör kalıyor.
Havacılık ve sağlık sektörlerinde uzun süredir uygulanan adil kültür yaklaşımı üçlü bir ayrım öneriyor: kasıtlı ihlal, pervasız davranış ve insan hatası. İlk ikisi yaptırım gerektiriyor. Üçüncüsü ise sistemin sorusunu doğuruyor — bu hatayı bu kadar kolay yapılabilir hâle getiren tasarım neydi?
Bu ayrım kurulduğunda çalışan bildirim yapmaktan çekinmiyor. Bir iş güvenliği uzmanı da tam bu noktada işlevsel hâle geliyor, çünkü elindeki veri sahadan gerçek zamanlı gelmeye başlıyor.
Kaderden kök nedene: pratikte ne değişiyor?
“Kader değil” demek soyut bir itiraz olarak kalırsa bir işe yaramıyor. Bunun sahada bir karşılığı olması gerekiyor.
En yaygın yöntem beş neden tekniği. Olayı aldıktan sonra üst üste beş kez “neden” diye soruyorsunuz ve her cevabı bir sonraki sorunun konusu yapıyorsunuz. Basit görünüyor ama disiplinle uygulandığında yüzeydeki açıklamayı hızla aşıyor.
Bir örnek üzerinden gidelim. İşçi merdivenden düştü. Neden? Merdiven kaydı. Neden? Zemin yağlıydı. Neden? Makineden sızıntı vardı. Neden? Conta değişimi ertelenmişti. Neden? Yedek parça bütçesi çeyrek sonuna kaydırılmıştı.
Beşinci cevapta artık ortada “dikkatsiz işçi” yok, bir satın alma kararı var. Düzeltici faaliyet de doğal olarak orada tanımlanıyor: bakım bütçesinin ertelenmeye kapalı hâle getirilmesi.
Bu incelemeyi yürüten bir iş güvenliği uzmanı için kritik nokta, zincirin ilk halkasında durmamak. İlk cevapta kalındığında düzeltici faaliyet “işçiye uyarı yapıldı” oluyor ve aynı kaza altı ay sonra bir başkasının başına geliyor.
Ne diyeceğiz peki?
“Kaderdi” yerine “önlenebilirdi” demek, kimseyi haksız yere suçlamak değil. Sorumluluğu doğru yere koymak.
Bu cümle kurulduğunda ardından bir soru geliyor: nasıl önlenebilirdi? O soru cevaplandığında ortaya bir düzeltici faaliyet çıkıyor. Düzeltici faaliyet uygulandığında bir sonraki işçi düşmüyor.
Bence en zor kısmı da bu. Kaza sonrası “kader” demek acıyı hafifletiyor, “önlenebilirdi” demek ise ağırlaştırıyor. Ama tekrarı önleyen ikinci cümle.
Bu cümleyi kurmak da tek başına yeterli olmuyor. Ardından somut bir şey gelmesi gerekiyor: incelemenin yapılması, kök nedenin yazılması, düzeltici faaliyetin tarihlendirilmesi ve o tarihte gerçekten kontrol edilmesi. Aksi hâlde “önlenebilirdi” de zamanla “kader” kadar boş bir kelimeye dönüşüyor.
Sahada çalışan bir iş güvenliği uzmanı bu farkı en net gördüğü yerin kaza sonrası ikinci hafta olduğunu söyler. İlk hafta herkes ilgilidir, raporlar yazılır, toplantılar yapılır. İkinci haftada ilginin sürüp sürmediği, o işletmenin gerçek güvenlik kültürünü gösterir.
Kader tartışmasının pratik karşılığı işte tam burada. Bir işyerinin kaderi, ikinci haftada ne yaptığıyla belirleniyor.
Sık sorulan sorular
Her iş kazası önlenebilir mi?
Hukuk kaçınılmaz olay kategorisini tamamen dışlamıyor, ancak bunun ispatı işverende. Uygulamada incelenen dosyaların büyük bölümünde öngörülebilir ve alınabilecek bir önlemle kaçınılabilir bir durum tespit ediliyor.
“Dikkatsizlik” bir kök neden midir?
Hayır. Dikkatsizlik bir sonuç. Kök neden analizi, dikkatin neden dağıldığını sorar: çalışma süresi, vardiya düzeni, ekipman tasarımı, eğitim eksikliği veya iş yükü.
İsviçre peyniri modeli nedir?
James Reason’ın geliştirdiği modelde her savunma katmanı delikli bir peynir dilimine benzetilir. Kaza, ancak farklı katmanlardaki delikler aynı hizaya geldiğinde gerçekleşir.
Adil kültür ne anlama geliyor?
Kasıtlı ihlal, pervasız davranış ve insan hatasını birbirinden ayıran yaklaşım. Amaç, hata bildiriminin cezalandırılmadığı ama sorumluluğun da kaybolmadığı bir denge kurmak.
Çalışmaktan kaçınma hakkı nedir?
6331 sayılı kanun, ciddi ve yakın tehlike durumunda çalışanın kurula başvurarak çalışmaktan kaçınabileceğini düzenliyor. Bu süre içinde çalışanın ücreti ve hakları saklı tutuluyor.
“İş kazası” mı, “iş cinayeti” mi demek doğru?
Resmî ve hukuki dilde iş kazası terimi kullanılıyor. İş cinayeti ifadesi ise emek örgütlerinin, olayın önlenebilirliğini vurgulamak için tercih ettiği bir tanımlama. Teknik incelemelerde giderek nötr olan olay terimi öne çıkıyor.
Beş neden tekniği nasıl uygulanır?
Olayın ardından üst üste beş kez neden sorusu sorulur ve her cevap bir sonraki sorunun konusu yapılır. Amaç, yüzeydeki açıklamada durmadan karar ve sistem düzeyindeki nedene ulaşmak.
Geriye dönük görüş yanılgısı incelemeleri nasıl etkiler?
Sonucu bilmek, o sonucun baştan tahmin edilebilir olduğu izlenimini yaratıyor. Bu da hem haksız suçlamaya hem de kararın o an neden makul göründüğünün anlaşılamamasına yol açıyor.
MELAHAT PINAR GÖRGÜN VEFAT ETTİİ Edirne eski Cumhuriyet Savcılarından Süha Görgün ve Samime Esin Görgün’ün kızları, Hakan Görgün’ün kardeşi, İrem ve Barlas Görgün’ün anneleri, Kırklareli Belediyesinden emekli Mimar Melahat Pınar Görgün vefat etti. Edirne İl İdare eski Müdürlerinden merhum Ruşen Görgün ve Edirne’nin eski kadın siyasetçilerinden merhume Refia Görgün’ün torunları olan Merhume, dün Eski Camide ikindi namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Buçuktepe Mezarlığında toprağa verildi.
İBRAHİM YETİM VEFAT ETTİ İlkbahar Yetim’in eşi, Süleyman Yetim’in babası, merhum Mehmet Ali Yetim, İsmail Yetim ve Nadire Keskin’in kardeşleri İbrahim Yetim vefat etti. Merhum dün Lalaşahin Paşa Camisinde öğle namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Yeni Şehir Mezarlığında toprağa verildi.
AHMET ÇEVDARLIOĞLU VEFAT ETTİ Yıldırım semti sakinlerinden merhume Gülşen Çavdarlıoğlu’nun eşi. Sabriye Çavdarlıoğlu’nun babası Mehmet ve Hüseyin Çavdarlıoğlu’nun kardeşleri Ahmet Çavdarlıoğlu vefat etti. Merhum dün Yıldırım Beyazıt Camisinde ikindi namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Yıldırım Mezarlığında toprağa verildi.
AYŞE KÖSE VEFAT ETTİ Kıyık semti sakinlerinden merhum Mehmet Necdet Köse’nin eşi, Oktay. Abdi ve Bülent Köse’nin anneleri Ayşe Köse vefat etti. Merhume dün Kıyık Yeni Camide ikindi namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Yeni Şehir Mezarlığında toprağa verildi.