Saadet Partisi Edirne İl Başkanı Tezcan Karakütük, adı fon iddialarına karışan kim olursa olsun, hangi makamda bulunursa bulunsun, herkes hakkında etkin ve kapsamlı bir soruşturma yürütülmesi gerektiğini bildirdi.
Saadet Partisi İl Başkanı Tezcan Karakütük, kamuoyunda “fon skandalı” olarak gündeme gelen iddialara ilişkin açıklamalarda bulundu. “Millet kuruş hesabı yaparken, milyarlık iddiaların üzeri örtülemez” diyen Karakütük, Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan’ın konuyla ilgili yaptığı açıklamalara dikkat çekerek, iddiaların tüm yönleriyle araştırılması ve sorumluların ortaya çıkarılması gerektiğini söyledi.
“MİLLET GEÇİM DERDİNDE”
Türkiye’de milyonlarca vatandaşın ciddi bir geçim sıkıntısıyla karşı karşıya olduğunu belirten Karakütük, “Bugün Edirne’de pazara çıkan vatandaşımız filesini doldurmakta zorlanıyor. Emeklimiz kirasını, faturasını ve temel ihtiyaçlarını nasıl karşılayacağını düşünüyor. Esnafımız ayakta kalmaya, çiftçimiz üretmeye çalışıyor. Milletimiz her kuruşun hesabını yapıyor. Böyle bir ortamda milyarlarca liralık fon ve borsa manipülasyonu iddialarının cevapsız bırakılması kabul edilemez” dedi.
“MESELE BİRKAÇ KİŞİYLE SINIRLANDIRILAMAZ”
Genel Başkan Mahmut Arıkan’ın konuyla ilgili açıklamalarını hatırlatan Karakütük, meselenin birkaç kişi üzerinden ele alınarak kapatılamayacağını ifade etti.
Karakütük, “Kim olursa olsun, hangi makamda bulunursa bulunsun, adı bu iddialara karışan herkes hakkında etkin ve kapsamlı bir soruşturma yürütülmelidir. SPK ve BDDK başta olmak üzere denetim sorumluluğu bulunan kurumların süreçteki rolü de bütün yönleriyle ortaya çıkarılmalıdır. Paranın nereden geldiği, nereye gittiği ve kimlerin kazanç sağladığı kamuoyuna açık şekilde anlatılmalıdır” ifadelerini kullandı.
“ADALET HERKES İÇİN EŞİT İŞLEMELİ”
Hukukun kişiye veya makama göre değişmemesi gerektiğini vurgulayan Karakütük, “Millete tasarruf ve sabır tavsiye edilirken, birilerinin ayrıcalıklı imkânlarla büyük kazançlar elde ettiği yönündeki iddiaların üzeri örtülemez. Yanlış yapan kim olursa olsun hesabını vermelidir. Kamu gücünü veya makamını kişisel menfaat için kullanan varsa bunun üzerine kararlılıkla gidilmelidir. Bir tarafta geçim mücadelesi veren milyonlar, diğer tarafta milyarlarca liralık usulsüzlük iddiaları varsa burada yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda ciddi bir adalet ve bölüşüm meselesi vardır.Emeklimizin, işçimizin, çiftçimizin ve esnafımızın hakkını korumak devletin asli görevidir. Haksız kazanç ve manipülasyon iddiaları hiçbir ayrım gözetilmeksizin sonuna kadar araştırılmalıdır” dedi.
Edirne Judo Olimpik Spor Kulübü sporcuları 26-28.Eylül.2026 tarihleri arasında Karadağ’da gerçekleştirilen ‘Rozaje Open Uluslararası Judo Turnuvası’nda 2 şampiyonluk, 4 üçüncülük derecesi elde etme başarısını gösterdi.
Edirne Judo Olimpik Spor Kulübü’nden turnuva sonrası yapılan açıklamada, “Edirne 2026 yılı faaliyet programında yer alan ‘Rozaje Open Uluslararası Judo Turnuvası ve Toplu Çalışma Kampı’, 26-28.Eylül.2026 tarihleri arasında Karadağ’da yapılmıştır. Söz konusu uluslararası judo turnuvasında 20 ülkeden 1000 sporcu yarışmıştır. İlimizi ve ülkemizi temsilen yarıştığımız bu turnuvada sporcularımız beklenen performansı göstererek dereceye girmişlerdir” ifadelerine yer verildi.
Uluslararası judo turnuvasının müsabaka teknik sonuçlarının da paylaşıldığı açıklamada, başarılı sporcuların Edirne Belediyesi tarafından ödüllendirilmesi için gerekli resmi işlemlerin yapılması hususunun ayrıca belirtilmesine de yer verildi.
DERECELER
Prof. Dr. Şengül Demiral’in Teknik Direktörlük görevini üstlendiği Edirne Judo Olimpik Spor Kulübü sporcularının Karadağ karnesi şöyle:
Kapıkule – Çerkezköy arasındaki ilk seferini 9 Ekim’de gerçekleştirmesi planlanan hızlı tren için geri sayım sürerken, Fransa’nın başkenti Paris’ten yola çıkan tarihi Orient Express (Şark Ekspresi), 70 yolcusuyla Kapıkule Tren Gar’ından giriş yaparak Edirne’ye ulaştı.
Paris-İstanbul arasında 1883 yılından bu yana seferler yapan Orient Express, bu yıl sonbahar dönemindeki ikinci seferi için 70 yolcusuyla 25 Eylül’de Fransa’nın başkenti Paris’ten yola çıktı. Tren ilk durak olarak Macaristan’ın başkenti Budapeşte’ye ardından Romanya’nın başkenti Bükreş’e vardı. Orient Express, bu sabah Avrupa’nın farklı ülkelerinden oluşan 70 yolcusuyla Edirne’deki Kapıkule Tren Garı’ndan Türkiye’ye giriş yapıp ardından kent merkezindeki tren garına vardı. Trenin yolcuları, seferi düzenleyen firmanın görevlileri tarafından karşılandı.
‘BU İŞ BENZERSİZ BİR DENEYİM KAZANDIRIYOR’
Yolculukla ilgili bilgi veren Tren Müdürü Francesco Bonotto, trenin Paris-İstanbul seferini özel kılan birçok faktör olduğunu söyleyerek, “Yolculuğumuzda son durak olarak İstanbul’a ulaşmak üzere bugün Edirne’ye ulaştık. Bu yolculuğu özel kılan bir çok faktör var. Tarih, rahat yolculuk, anlatılan hikayeler ve en önemlisi İstanbul’a ulaşması bu yolculuğu özel kılıyor. Bizim için bu yolculuğu hayatta tutmak gerçekten ayrıcalık. Yolculuğumuz çok sakin geçti. Yolda herhangi bir sürprizle karşılaşmadık. Yolculuk devam ettikçe, misafirlerimiz için tatmin seviyesi de artıyor. Yolcular son durak olarak İstanbul’a vardıklarında birçok tarihi yerleri gezme fırsatı bulacaklar. Diğer yerlerde de böyle olmuştu. Çoğunluğu oranın keyfini çıkaracak. Ben şahsen 8 yıldır bu trende çalışıyorum. Daha önce birkaç kez de Türkiye’ye gelme onuruna sahip oldum. Bizim için bu aynı zamanda sadece bir iş değil bir ayrıcalık. Bize gerçekten benzersiz bir deneyim kazandırıyor. Bizi en çok yolcuların, en sonunda trenden ayrılırken gözlerindeki mutluluğu görmek mutlu ediyor” dedi.
‘ADETA ZAMANDA YOLCULUK GİBİ’
Almanya’dan eşi Setfan Shciessl ile gelen Tansel Doğan, ilk kez Orient Express ile yolculuk yaptıklarını söyleyerek, “İlk kez Orient Express’le yolculuk yapıyoruz. Gerçekten mükemmel bir yolculuktu. 7 farklı ülkeden geçip, 4 farklı başkenti görmek çok güzel bir duyguydu. İnsanlar çok tatlıydı, ortam çok güzeldi, çok güzel arkadaşlıklar edindik. Adeta zamanda yolculuk gibiydi. Bu sene 50’inci yaş günümü kutladım, eşimin bana doğum günü hediyesiydi bu. Böyle bir deneyimi sağlıklıyken yaşamak istedik” diye konuştu.
Stefan Schiessl de, yolculuktan çok mutlu olduklarını belirterek, “Yolculuk çok güzeldi. Gerçekten keyfini çıkarıyorum. İstanbul’a ulaşmak için dört gözle bekliyorum. İstanbul’da bir çok yeri gezeceğim, kokoreç yiyeceğim. Gerçekten çok güzeldi yolculuk şu ana kadar, çok güzel arkadaşlıklar edindik” şeklinde konuştu.
‘GÜZEL ANILARIM CANLANIYOR’
Eşiyle birlikte gelen Fas asıllı Janan Benabud, Türkiye’ye daha önce de geldiğini söyleyerek, “Orient Express’le ilk kez seyahat ediyorum ama Türkiye’ye ilk kez gelmiyorum. Babam Ankara’da Fas Büyükelçisi’ydi. Benim için tekrar eve gelmek gibi. Buraya her geldiğimde güzel anılarım canlanıyor. Çok güzel bir yolculuk benim için. Muhteşem bir yolculuk ve beklentilerimin üzerinde. İstanbul’da birçok yeri gezmeyi planlıyoruz. Pera Palas, Topkapı, Dolmabahçe, Mısır Çarşısı gibi yerlere gideceğiz” ifadelerini kullandı.
Edirne’den İstanbul’a gitmek üzere yola çıkan tren, buraya vardıktan sonra düzenlenecek gezi ve programların ardından toplam 70 yolcuyla birlikte 2 Ekim Cuma günü Paris’e geri dönmek üzere yola çıkacak.
Soğuk havaların kendini iyice hissettirdiği, doğanın yavaşlayıp derin bir uykuya daldığı kış ayları, seyahat alışkanlıklarımızı ve tatilden beklentilerimizi tamamen değiştiren özel bir dönemdir. Yaz mevsiminin hareketli, sıcak ve kalabalık atmosferinden uzaklaşıp karın, sessizliğin ve huzurun tadını çıkarmak isteyenler için kış tatilleri eşsiz bir bedensel ve zihinsel yenilenme fırsatı sunar. Şehrin gri bulutları, egzoz dumanı ve yorucu koşturmacası arasında boğulurken, bembeyaz bir örtüyle kaplı ormanda uyanmak veya dondurucu soğuğa inat buharı tüten sıcak sularda dinlenmek paha biçilemez bir deneyimdir. Kış turizmi günümüzde yalnızca belirli bir zümrenin veya sadece kayak tutkunlarının tekelinde olmaktan çıkmış; doğa turizmi, gastronomi ve sağlık odaklı seyahat alternatifleriyle herkes için erişilebilir, çok yönlü bir kavrama dönüşmüştür.
Kusursuz bir kış tatilini belirleyen en temel unsur ise hiç şüphesiz amaca uygun konaklama tercihidir. Beklentilerin bu denli çeşitlendiği bir mevsimde, doğru rotayı ve tesis türünü belirlemek seyahatin genel kalitesini doğrudan etkiler. Kimi gezginler şömine başında kitabını okurken dışarıdaki kar fırtınasını izleyeceği izole bir sessizliği arzularken, kimileri şifalı sularda bütün bir yılın stresinden arınmayı, kimileri ise metrelerce yükseklikteki karlı zirvelerde adrenalin dolu anlar yaşamayı hedefler. Bu noktada, doğayla iç içe olmayı sağlayan bağımsız ahşap yapılar, bedeni tazeleyen kapsamlı sağlık merkezleri ve kış sporlarının kalbinin attığı yüksek rakımlı tesisler arasında kendi tatil anlayışınıza en uygun olanı seçmek büyük önem taşır.
Ormanın Derinliklerinde Sessiz, Romantik ve İzole Bir Kaçış Noktası
Kış mevsiminin en büyüleyici yanlarından biri, doğanın usulca uykuya daldığı o derin, yankısız sessizliğe şahitlik etmektir. Kalabalıktan, şehir gürültüsünden ve sürekli çalan telefonların yarattığı teknolojik uyarıcılardan uzaklaşarak tamamen kendi iç dünyasına dönmek isteyenler için ormanların içine gizlenmiş bağımsız yapılar biçilmiş kaftandır. Sabahları büyük cam pencerelerden lapa lapa yağan karı izlemek, akşamları ise odun ateşinin çıtırtısı eşliğinde sıcak kahvenizi yudumlamak, kış tatilinin en rafine ve sade hallerinden biridir. Bu tarz izole konaklamalar, özellikle romantik bir hafta sonu kaçamağı planlayan çiftler, dijital detoks yapmak isteyen profesyoneller veya çekirdek ailesiyle doğanın tadını baş başa çıkarmak isteyenler için yüksek bir mahremiyet alanı sunar.
Betondan tamamen uzak, ahşabın doğal ve sıcak dokusuyla tasarlanmış, çevresiyle uyum içindeki bir bungalov ev konaklaması, orman içindeki yürüyüş rotalarını keşfetmek ve tertemiz çam havasını ciğerlerinize doldurmak için harika bir başlangıç noktasıdır. Sadece temel ihtiyaçlarınızı karşılayan, abartılı lükslerden arınmış bu minimalist tasarım, doğayla kurduğunuz bağı güçlendirirken kronik stres seviyenizi de hızla düşürür. Ahşap mimarinin getirdiği o kendine has reçine kokusu ve korunaklı atmosfer, kış aylarının melankolik ama huzur veren ruhuyla kusursuz bir uyum içindedir. Gündüzleri karla kaplı patikalarda uzun doğa yürüyüşleri yapabilir, akşam saatlerinde ise dış mekan ateş çukurlarının etrafında toplanarak berrak gökyüzündeki yıldızları izleyebilirsiniz. Dışarıda dondurucu bir soğuk varken içeride korunaklı, sıcak ve güvenli bir kozanın içinde olma hissi, ruhsal bir terapi işlevi görür.
Dondurucu Soğuklara Karşı Bedeninizi Yenileyecek Sıcak ve Şifalı Sular
Kış tatili dendiğinde akla sadece kar, kayak pistleri ve kalın giysiler gelmek zorunda değildir. Tam aksine, dışarıda sıcaklık sıfırın altındayken bedeninizi buharı tüten, mineralli sıcak sulara bırakmanın verdiği tezatlık hissi çok az şeyde bulunur. Özellikle kış aylarında düşen bağışıklık sistemini desteklemek, soğuğun tetiklediği kas ve eklem ağrılarından kurtulmak, aynı zamanda zihinsel bir dinginlik yakalamak isteyenler için yeraltı sularının iyileştirici gücünden faydalanmak mükemmel bir stratejidir. Yüzyıllardır Anadolu coğrafyasında bir şifa kaynağı olarak görülen kaplıca kültürü, günümüzde modern spa, wellness ve aromaterapi uygulamalarıyla harmanlanarak misafirlerine adeta bir yeniden doğuş vadetmektedir.
Doğanın iyileştirici gücünü profesyonel sağlık ve bakım hizmetleriyle birleştiren bu donanımlı tesisler, tatili bir sağlık kampına dönüştürür. Gün boyu doğa gezileri yaptıktan veya sadece odanızda dinlendikten sonra bedeninizi sıcak suyun şifalı kollarına bırakacağınız termal oteller aracılığıyla, kış mevsiminin tüm kasvetini, fiziksel yorgunluğunu ve zihinsel ağırlığını geride bırakabilirsiniz. Bu tesislerde sunulan sülfür, kükürt ve kalsiyum açısından zengin sular, cilt bariyerini onarırken hücresel yenilenmeyi de hızlandırır. Özellikle açık havada yer alan ısıtmalı termal havuzlar, başınıza buz gibi kar taneleri düşerken bedeninizi kırk derecelik sıcak suyun içinde tutmanın yarattığı o eşsiz bedensel rahatlamayla unutulmaz bir anı sunar. Tatil dönüşünde günlük hayatınıza çok daha enerjik, kas gerginliklerinden arınmış ve zinde bir başlangıç yapmanız bu sayede garanti altına alınır.
Karın Zirvesinde Adrenalin Dolu Bir Kış Sporları ve Eğlence Deneyimi
Dinginlik veya şifa arayışından ziyade, kış mevsimini hareket, hız, rekabet ve adrenalin ile özdeşleştirenler için asıl adres yüksek rakımlı dağların heybetli zirveleridir. Bembeyaz pistlerden aşağı dağ rüzgarını yüzünüzde hissederek süzülmek, modern telesiyejlerle bulutların üzerine doğru tırmanmak ve apres-ski (kayak sonrası) partileriyle günü coşkuyla tamamlamak, kış sporları tutkunları için vazgeçilmez bir yaşam tarzıdır. Türkiye’nin doğusu, kar kalitesi, uzun ve kesintisiz pistleri, gelişmiş mekanik tesisleriyle dünya standartlarında bir kış sporu deneyimi sunmaktadır. Özellikle dünyada sadece Alpler’de ve Erzurum bölgesinde görülen, buzlanma yapmayan “toz kar” yapısı, profesyonel kayakçılardan bu spora yeni başlayan amatörlere kadar herkes için güvenli, kaygan ve son derece keyifli bir zemin yaratır.
Doğu Anadolu’nun zorlu ama bir o kadar da büyüleyici coğrafyasında, kesintisiz kayak keyfi ve yüksek standartlarda konaklama konforu arayanlar için Palandöken otelleri bölgenin en donanımlı ve prestijli alternatiflerini oluşturmaktadır. Zirveden dağın eteklerine kadar uzanan, uluslararası federasyonlar tarafından tescillenmiş ışıklandırılmış pistler sayesinde gece kayağı yapma imkanı bile sunan bu bölge, zamanı dolu dolu yaşamak isteyenleri bekliyor. Kusursuz ve sorunsuz bir kayak tatili planlarken göz önünde bulundurulması gereken bazı temel unsurlar şunlardır:
Kayak seviyenize (başlangıç, orta, ileri düzey) uygun zorluk derecelerinde pist çeşitliliğine sahip bölgeleri tercih etmek.
Tesisin mekanik altyapısını, lift ve telesiyej imkanlarının yeterliliğini, zirveye çıkışlardaki bekleme sürelerini önceden araştırmak.
Kişisel ekipmanınız yoksa, tesiste sunulan kayak takımı, kask ve snowboard kiralama hizmetlerinin hijyen ve kalitesini doğrulamak.
Olası spor yaralanmaları ve sakatlık risklerine karşı tesiste profesyonel sağlık ekiplerinin, tam donanımlı revir veya ilk yardım istasyonlarının bulunup bulunmadığını kontrol etmek.
Çocuklu aileler için uzman eğitmenler eşliğinde verilen güvenli kayak dersleri ve çocuk kulübü olanaklarını değerlendirmek.
İster asırlık çam ağaçlarının arasında gözlerden uzak, sessiz bir inzivaya çekilin, ister yeraltının derinliklerinden gelen mineral deposu sıcak suların şifasıyla bedeninizi ödüllendirin, isterseniz de yüksek zirvelerde yerçekimine meydan okuyarak kayak yapmanın coşkusunu yaşayın. Kış tatili, standart bir şablona sığdırılamayacak kadar kişisel bir deneyimdir ve tamamen sizin o anki ruh halinize, fiziksel ihtiyaçlarınıza göre şekillenmelidir. Kış aylarının getirdiği o kasvetli durağanlığı kırmak ve bu uzun mevsimi evde geçirilmesi gereken sıkıcı bir zorunluluk olmaktan çıkarıp keşfedilecek bir maceraya dönüştürmek, kendi iç sesinizi dinleyerek yapacağınız doğru seçimlerle mümkündür. Seyahat planlamasına yeterli zamanı ayırıp beklentilerinizi net bir şekilde belirlediğinizde, en çetin ve soğuk kış şartları bile içinizi ısıtacak sıcacık bir anıya, yaşam enerjinizi yükseltecek unutulmaz bir tecrübeye dönüşecektir.
Müşterinin beğendiği küpe vitrinde duruyor, ancak aynı modelin başka rengi çekmecede bulunamıyor. Bir kolyenin zinciri yanındaki ürüne dolanmış, yeni gelen tokalar ise henüz paketlerinden çıkarılmamış. Küçük bir bijuteri mağazasında bu sahneler, ürün sayısı arttıkça günlük işin parçası hâline gelebilir.
Takılar az yer kapladığı için stoklarının kolay yönetileceği düşünülür. Oysa aynı modelin farklı renkleri, benzer görünen ürünler ve birbirinden ayrılan küçük parçalar, düzeni kısa sürede karmaşıklaştırabilir. Sorun bazen yer yetersizliğinden, bazen de ürünün mağazaya girişinden satışına kadar hangi noktada tutulacağının belli olmamasından kaynaklanır.
Aynı model, farklı renk: Karışıklık nerede başlıyor?
Bijuteride ürün çeşitliliği yalnızca küpe, kolye veya bileklik ayrımından ibaret değildir. Aynı küpenin altın ve gümüş tonları, farklı taş renkleri ya da birkaç boyu bulunabilir. Uzaktan birbirine benzeyen iki ürünün kapama biçimi veya uzunluğu farklı olabilir.
Bu parçalar aynı kutuya bırakıldığında çalışan, müşterinin istediği modeli bulmak için ürünleri tek tek incelemek zorunda kalır. Etiketleri ayrılan takılarda fiyat ve stok kaydını eşleştirmek de güçleşir. Bir ürünün mağazada bulunduğunun bilinmesi, nerede olduğunun bilindiği anlamına gelmez.
Küpe çiftlerinin mümkün olduğunca aynı kart üzerinde tutulması, kolyelerin birbirine dolanmayacak biçimde ayrılması ve renk seçeneklerinin belirli bölümlere yerleştirilmesi bu karışıklığı azaltabilir. Böylece düzen, yalnızca çalışanların ürünleri hatırlamasına bağlı kalmaz.
Teşhir alanı ile yedek stok aynı işi yapmıyor
Müşterinin gördüğü bölümde ürünün biçimi, rengi ve ayrıntıları seçilebilmelidir. Arka stokta ise aynı üründen kaç adet bulunduğu ve ihtiyaç olduğunda nereden alınacağı önemlidir. Bu iki alanı aynı mantıkla düzenlemek, mağazada gereksiz bir kalabalık oluşturabilir.
Örneğin bir modelin bütün renklerini ve yedeklerini dar bir teşhir bölümüne sıkıştırmak, ürünlerin birbirini örtmesine neden olabilir. Buna karşılık yalnızca bir örneği sergileyip diğer seçenekleri tamamen görünmez bırakmak da müşterinin farklı renklerden haberdar olmasını zorlaştırabilir. Teşhir ile yedek stok arasındaki bağlantının kurulması gerekir.
Bu nedenle bijuteri raf sistemleri değerlendirilirken yalnızca kaç ürünün sığacağına bakılmamalıdır. Küpelerin kartlarıyla asılabilmesi, kolyelerin uzunluklarına uygun biçimde ayrılması ve bilekliklerin rahatça incelenebilmesi de yerleşimi belirler. Raf, askı ve bölmeli çekmeceler farklı ürünlerin ihtiyaçlarına göre birlikte kullanılabilir.
Yeni gelen ürünler için bir kabul alanı gerekiyor
Tedarikçiden gelen paketlerin doğrudan boş bulunan raflara bırakılması, mevcut düzeni bozabilir. Özellikle yoğun saatlerde ürünlerin sayımı ve etiketlenmesi ertelendiğinde, yeni stokla daha önce satışa hazırlanmış ürünler birbirine karışır.
Küçük bir mağazada bunun için ayrı bir oda ayırmak şart değildir. Sayım, etiketleme ve kontrol işlemlerinin yapılacağı belirli bir masa veya dolap bölümü yeterli olabilir. Ürün bu aşamadan geçtikten sonra teşhire ya da yedek stok alanına taşınır.
Kontrol bekleyen parçaların satışa hazır ürünlerden ayrılması da önemlidir. Kopuk zincir, gevşek bağlantı veya eksik parça görülen takılar aynı bölüme geri bırakılırsa, bir sonraki çalışan ürünü yeniden incelemek zorunda kalır. Belirlenmiş bir kontrol alanı, bu tekrarları azaltmaya yardımcı olur.
Küçük parçalar için büyük raflar yeterli olmayabilir
Geniş bir raf, çok sayıda kutuyu taşıyabilir; ancak kutunun içindeki küçük takıların bulunmasını tek başına kolaylaştırmaz. Küpe, yüzük ve toka gibi ürünlerde bölme ölçüsü, askı aralığı ve çekmece içi düzen de önem taşır.
Mağaza ekipmanları ve raf sistemleri seçimi bu yüzden yalnızca duvar boyunca raf yerleştirmek olarak düşünülmemelidir. Teşhir panoları, ürün kartları, bölmeli kutular, çekmeceler ve çalışma yüzeyleri günlük işleyişe göre planlanmalıdır. Müşteriye açık bölümde görünürlük, stok bölümünde ise ürünün korunması ve bulunabilirliği öne çıkar.
Her boşluğu ürünle doldurmak da her zaman çözüm değildir. Çalışanın kutuyu çıkarabilmesi, ürünleri yeniden yerleştirebilmesi ve eksilen stoğu fark edebilmesi için kullanılabilir alan bırakılmalıdır. Düzenli görünen fakat günlük kullanımda zor erişilen bir bölüm, kısa sürede tekrar dağılabilir.
Ürün kodu, raftaki yerle eşleşmeli
Bir mağazanın düzeni yalnızca onu kuran kişinin hafızasında kalıyorsa, farklı çalışanların aynı ürünü bulması zorlaşır. Basit ve tutarlı bir kodlama, ürün çeşitliliği arttığında bu bağımlılığı azaltabilir.
Modelin ürün kodu, teşhirdeki örnekle yedek stokta da aynı olmalıdır. Renk veya boy farkları ayrı belirtilmeli; bölüm ve çekmece adları çalışanların anlayacağı şekilde kullanılmalıdır. Barkod sistemi bulunan mağazalarda da fiziksel yerleşimin güncel tutulması gerekir. Ekranda ürünün mevcut görünmesi, doğru çekmecede bulunduğunu garanti etmez.
Bu düzen, stok sayımında da işe yarar. Ürünler rastgele kutulara dağıldığında hangi modelin azaldığını görmek güçleşir. Belirli yerlere yerleştirilen ürünlerde ise eksik çiftler, azalan renkler ve uzun süredir bekleyen modeller daha kolay fark edilir.
Günün sonunda yerine dönmeyen ürünler
Bir müşteriye göstermek için çıkarılan takı, satış gerçekleşmediğinde kasanın yanına bırakılabilir. Gün içinde birkaç kez tekrarlanan bu durum, akşam olduğunda farklı modellere ait küçük bir yığın oluşturur.
Ürünlerin gün içinde kısa aralıklarla yerlerine alınması, düzenin korunmasını kolaylaştırabilir. Kasada geçici olarak tutulan parçalar için sınırlı bir alan belirlenmesi ve bu alanın düzenli boşaltılması da faydalıdır. Böylece ertesi gün, satışa hazır ürünleri yeniden ayırmakla başlamaz.
Bir küpenin eşini bulmak için bütün çekmeceleri açmak gerekiyorsa, mesele tek bir kayıp parçadan daha geniştir. Ürünün hangi kartta, hangi bölümde ve hangi stok kaydıyla tutulduğu belli olduğunda, müşterinin beğendiği takıyı hazırlamak da mağazadaki eksikleri görmek de kolaylaşır.
İkinci el araç alacak kamu emeklileri, alım öncesi ekspertizde çalışan kamu personeliyle aynı indirimli tarifeden yararlanabilecek. Yavuzlar Oto Ekspertiz, 17.000 TL’ye kadar fiyatlanan Full Ekspertiz kapsamını yıl sonuna kadar kamu emeklilerine de KDV dahil 5.000 TL’den uyguluyor.
Emekli kartı yeterli
Kamu emeklilerinin indirimden yararlanmak için ekspertiz sırasında emekli kartlarını göstermesi yeterli oluyor. Uygulama SGK ve Bağ-Kur’lu kamu emeklilerinin yanı sıra asgari ücretle çalışanları da kapsıyor.
Emeklilikte araç alımı çoğu zaman ikramiye ya da uzun süreli birikimle yapılıyor. Yanlış bir alımın maliyeti ise bütçeye doğrudan yansıyor. Yavuzlar Oto Ekspertiz kurucusu Yavuzhan Kaygusuz, “Emeklilerimiz aracı genellikle ikramiyeleriyle alıyor. O parayı hasarlı bir araca vermemeleri için kontrolü ucuzlattık” dedi.
Neler kontrol ediliyor?
Full Ekspertiz kapsamında motor, kaporta ve boya, alt takım ve elektronik tarama kontrolleri yapılıyor, hava yastıkları fiziki olarak inceleniyor. Kontroller TSE belgeli istasyonlarda yapılıyor ve rapor noterde, alım-satım sözleşmesinde geçerli oluyor. Ekspertiz yaptıranlara Yavuzlar Detailing’in 4’lü araç bakım seti de veriliyor.
NAYİME AKMANLAR VEFAT ETTİ Merhum Şakir Akmanlar’ın eşi, Berkan, Erkan, Gürkan ve Nuriye Akmanlar’ın anneleri Nayime Akmanlar 73 yaşında vefat etti. Merhume dün Yıldırım Beyazıt Camisinde ikindi namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Yıldırım Mezarlığında toprağa verildi.
CELALİ TANTİN VEFAT ETTİ Karaağaç Pazarcı esnaflarından Cumali ve Emine Tantin’in oğlu, Öznur Tantin’in eşi, Büşra, Naime, Emine, Reyhan, Yakup ve Sümeyy’nin babaları Celali Tantin 53 yaşında vefat etti. Merhum dün Karaağaç Eski Camide ikindi namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Karaağaç Mezarlığında toprağa verildi.
ÖMÜR TOPÇU VEFAT ETTİ Merhum Mustafa Topçu ve Fatma Topçu’nun oğulları Otogar Taksi’de çalışan Ömür Topçu 58 yaşında vefat etti. Onur Topçu ve Tuğçe Tayfun’un babaları, Adile Açar, Yasemin Yılmaz, Ümit Turgut ve Yasemin Topçu’nun kardeşleri olan merhum dün Kirişhane semtindeki Yeşilce Camide ikindi namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Büyük Gerdelli Köyü Mezarlığında toprağa verildi.
Önceki Dönem Edirne Milletvekili, Namık Kemal Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Okan Gaytancıoğlu, Trakya’nın birçok yerinde ayçiçeğinde yağ oranının yüzde 39-41 aralığında olmasına rağmen yüzde 44’lük fiyat açıklanarak sanki çok yüksek bir fiyat veriliyormuş gibi yapıp çiftçinin düşük fiyatlara mahkum edildiğini söyledi.
Prof. Dr. Okan Gaytancıoğlu, sosyal medya hesabından “Çiftçinin psikolojisi ile oynamayın” başlığı altında gerçekleştirdiği paylaşımında, “Son yıllarda ayçiçeğinde yağ verimlerine göre prim verilerek fiyat açıklanması iyi de, neden %44 yağ fiyatına göre fiyat açıklıyorsunuz. Her sene her zaman bu yağ verimlerine ulaşılamıyor Araştırdım, sordum Trakya’nın birçok yerinde yağ verimleri 39-41 aralığında. Siz %44’lük fiyatı açıklayarak sanki çiftçiye çok yüksek bir fiyat veriyormuş gibi yapıp düşük fiyatlara mahkum ediyorsunuz” ifadelerini kullandı.
Gaytancıoğlu, söz konusu paylaşımına eklediği ayçiçeği hasadı yapılmış bir tarladaki video da şunları aktardı:
“Ayçiçeği biçildi, sapları kaldı. Sapları ‘Ciguli’ denilen aletle, sanatçı ‘Ciguli’yi de rahmetle analım. Biçildi bakın. Burada anlatmak istediğim bu konu değil. Bu tarlada sordum yüzde 40 yağ varmış ayçiçeği. Peki neden yağ fiyatı 44 lira olarak açıklıyorlar da 40 yağ, 38 yağ kimse söylemiyor. Diyor ki Trakya Birlik 44 yağ 37 lira. Peki 40 yağ? Temam onu açıklıyorlar da diyorlar da, Eskiden böyle değildi. Eskiden 38 ya, 40 yağ açıklanırdı, Onun üzerine yağ primleri konulurdu. Çiftçi ile lütfen dalga geçmeyelim. Çiftçimiz gerçekten zor durumda. Yağlı çeşitleri tabi ki ekmeye çalışıyor ama ülkemizde her değerde her zaman yüksek yağ verimli çeşitler alınmıyor. Trakya ortalaması belki 40’lara yaklaşmış olabilir. Temmuz yağışı alınırsa yağ erimi artıyor genelde Temmuz’da her yer yağış almadı ki! Her yerde aynı oran olmadı ki! Biz fiyatı açıklarken 40 yağ diyelim. Mümkünse 40 yağ 40 lira diyelim. O da mümkünse. Yani çiftçimiz gerçekten zor durumda. Bunu dikkate alalım.”