Yazar arşivleri: Mehmet ŞELECİ

Öğretmenlerden ‘ölmek istemiyoruz’ çığlığı!

Olgay GÜLER

Eğitim ve Bilim İş Görenleri Sendikası (Eğitim İş) Edirne Şubesi tarafından, İstanbul Çekmeköy’de biyoloji öğretmeni Fatma Nur Çelik’in, öğrenci tarafından bıçaklı saldırı sonucu öldürülmesine ilişkin basın açıklaması yapılırken, etkinliğe katılan öğretmenler tepki amaçlı Atatürk anıtına kalem bıraktı.

İstanbul Çekmeköy Taşdelen Borsa İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde geçtiğimiz Pazartesi günü gerçekleştirilen olayda biyoloji öğretmeni Fatma Nur Çelik, Furkan Samet B. isimli öğrenci tarafından gerçekleştirilen bıçaklı saldırı sonucu hayatını kaybetti. Bir öğretmen ve öğrencinin de yaralandığı olay, ülke genelinde büyük tepki toplarken, Eğitim İş de ülke genelinde iki günlük iş bırakma kararı aldı. Sendikanın Edirne Şubesi, kentin trafiğe kapalı Saraçlar Caddesi’nde basın açıklaması gerçekleştirirken, sendika üyesi öğretmenler ve sivil toplum kuruluşu temsilcileri etkinliğe katıldı.

‘ÖĞRETMENLER HER GÜN ÖLÜM KORKUSUYLA MI DERSE GİRECEK?’

Açıklamayı okuyan Şube Başkanı Nedim Zobar, meslektaşları Fatma Nur Çelik’in ölümü nedeniyle vicdanlarının sızladığını belirterek, “Uzun süredir okula gelmeyen bir öğrencinin, elini kolunu sallayarak bıçakla okula girebilmesi; iki öğretmeni ve bir öğrenciyi hedef alabilmesi; bir öğretmenimizin hayatını kaybetmesi. Bu tablo bir “münferit olay” değildir. Bu tablo, yıllardır görmezden gelinen uyarıların, itibarsızlaştırılan öğretmenlerin, güvenliksiz bırakılan okulların sonucudur. Öğrenciyle ilgili rehberlik görüşmeleri yapılmış, tutanaklar tutulmuş, uyarılar yapılmış, hatta çocuk psikiyatrisi tedavi süreci olduğu bilinmektedir. Buna rağmen gerekli önlemler alınmamıştır. Bu açık bir ihmal zinciridir. Bu sorumluluk öğretmenin, okul idaresinin üzerine yıkılamaz. Buradan açıkça söylüyoruz: Bir kamu çalışanı görev yaptığı yerde devlet tarafından korunamıyorsa orada kamu otoritesinden söz edilemez. Buradan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e soruyoruz: Daha kaç öğretmenimizin can vermesi gerekiyor? Okullardaki güvenlik açığının bedelini canımızla mı ödeyeceğiz? Öğretmenler her gün ölüm korkusuyla mı derse girecek?” dedi.

‘TESADÜF DEĞİL, YÖNETİM ZAAFI’

Bugün öğretmene değer verilmeyen bir sistemin sonucuyla karşı karşıya olunduğunu belirten Zobar, “Eğitimi kamusal bir hak olmaktan çıkarıp piyasalaştıran, okulları siyasal ve ideolojik yuvalanma alanına çeviren, liyakatsiz yöneticilerle dolduran anlayış; bugün bu olayların sorumluluğundan kaçamaz. Öğretmenleri baskı altına alan, güvencesizleştiren, susturmaya çalışan zihniyet; bugün okulları güvenliksiz bırakmıştır. Alışveriş merkezlerine kesici-delici aletle girilemezken, okullara rahatlıkla girilebiliyor. Bu bir tesadüf değil; bu bir yönetim zaafıdır” diye konuştu.

‘CAN KORKUSUYLA ÇALIŞMAK İSTEMİYORUZ’

Şiddetin yalnızca okullarda değil; dünyanın dört bir yanında hayatı kuşattığına dikkat çeken Zobar, “Ortadoğu bir kez daha emperyalizmin kanlı saldırganlığının, işgalci politikalarının ve güç zorbalığının hedefi haline getirilmiştir. Katil ABD’nin, haydut İsrail’in saldırıları sivilleri, yaşam alanlarını ve çocukları hedef alırken; İran yönetiminin halktan kopuk ve baskıcı anlayışı da bu yıkımın zeminini büyütmektedir. Okulların vurulduğu, çocukların öldüğü bir yerde hiçbir gerekçe meşru değildir. Bu açık bir insanlık suçudur. Eğitim-İş olarak altını çiziyoruz: Çocuklar bombaların gölgesinde değil; barış içinde, güvenli okullarda eğitim görmelidir. Öğretmenler ölüm korkusuyla değil, onurla ve güven içinde ders anlatmalıdır.

Bu ülkede öğretmenler canından endişe ederek okula gitmek istemiyor. Biz can korkusuyla çalışmak istemiyoruz. Can güvenliğimizin olmadığı bir eğitim sistemini kabul etmiyoruz” şeklinde konuştu.

‘BİR ÜLKENİN GELECEĞİ, ÖĞRETMENİNE VERDİĞİ DEĞERLE ÖLÇÜLÜR’

Eğitim yuvalarının; iktidarın, gerici yapıların, sermayenin ve şiddetin değil; bilimin, laikliğin ve özgürlüğün mekanı olması gerektiğinin de altını çizen Zobar, “Kaybettiğimiz meslektaşımıza rahmet, ailesine ve öğrencilerine sabır diliyoruz. Yaralılarımıza acil şifalar diliyoruz. Buradan bir kez daha ilan ediyoruz: Öğrencilerimizin ve eğitim emekçilerinin can güvenliği sağlanıncaya kadar susmayacağız, mücadele edeceğiz. Çünkü insanlığın ortak geleceği savaşta değil, barıştadır. Çünkü bir ülkenin geleceği, öğretmenine verdiği değerle ölçülür” ifadelerini kullandı.

Açıklamanın ardından, etkinliğe katılan öğretmenler Saraçlar Caddesi’nden Atatürk Anıtı’na yürüdü. Burada bir dakikalık saygı duruşu gerçekleştirilirken, ardından anıta kalemler bırakıldı.

CHP’den vahşi saldırıya büyük tepki

CHP Edirne Merkez İlçe Başkanı Volkan Akgüngör, bir öğretmenin katledilmesinin yalnızca eğitim camiasına değil, tüm topluma yapılmış bir saldırı olduğunu bildirdi.

CHP Merkez İlçe Başkanı Akgüngör, yaptığı açıklamada, İstanbul Çekmeköy’de Taşdelen Borsa İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde görev yapan öğretmen Fatma Nur Çelik’in uğradığı menfur saldırı sonucu hayatını kaybetmesinin  herkesi derinden sarstığını belirterek şunları söyledi:

“Bir öğretmenin kendi sınıfında, öğrencilerine bilgi aktardığı kutsal görevini yerine getirirken katledilmesi; yalnızca eğitim camiasına değil, tüm toplumumuza yapılmış bir saldırıdır. Okullar; şiddetin değil bilimin, korkunun değil güvenin, karanlığın değil aydınlığın mekânlarıdır.

Bu vahşi saldırıyı en güçlü şekilde kınıyoruz. Hayatını kaybeden öğretmenimize Allah’tan rahmet, ailesine, sevenlerine ve eğitim camiasına sabır ve başsağlığı diliyorum.

Artık öğretmenlerimizin ‘can güvenliğimiz yok’ diyerek endişe dile getirdiği bir ülkede yaşamayı kabul edemeyiz. Eğitim kurumlarında güvenliğin sağlanması, riskli durumlara karşı önleyici mekanizmaların işletilmesi ve gerekli idari tedbirlerin gecikmeksizin alınması devletin asli sorumluluğudur.

Şiddetin her türlüsüne karşı, özellikle eğitim alanında yaşanan bu tür olaylara karşı daha kararlı, daha kapsayıcı ve daha önleyici politikalar geliştirilmelidir. Öğretmenlerimizin güvenle görev yapabildiği, öğrencilerimizin sağlıklı ortamda eğitim alabildiği bir Türkiye için mücadelemizi sürdüreceğiz.”

Fenerbahçeliler Derneği’nden Ramazan paketi

Edirne Fenerbahçeliler Derneği öncülüğünde, Edirneli Fenerbahçelilerin katkı ve destekleriyle hazırlanan Ramazan paketi hediye çekleri, ihtiyaç sahibi vatandaşlara ulaştırılmak üzere Medrese Alibey Mahallesi Muhtarı Nesrin Günay’a teslim edildi.

Edirne Fenerbahçeliler Derneği’nden yapılan açıklamada şöyle denildi:

“Dernek Başkanımız Sayın Nedim Mercan tarafından, Medrese Alibey Mahallesi Muhtarı Sayın Nesrin Günay’a teslim edilen hediye çekleri, Edirne’de tespit edilen ihtiyaç sahiplerine ulaştırılacaktır.

Ayrıca bireysel olarak da ihtiyaç sahiplerine el uzatan derneğimiz, şehirde tespit ettiğimiz ihtiyaç sahibi ailelere yardımlarını ulaştırmıştır.

Paylaşma, dayanışma ve yardımlaşma duygularının en yoğun şekilde yaşandığı Ramazan ayında gerçekleştirilen bu organizasyona katkı sunan tüm Fenerbahçelilere teşekkür ederiz.

Ayrıca Edirne’nin yerel işletmelerinden Tuğra Market sahibi Sayın Oktay Topalova’ya vermiş oldukları desteklerden dolayı teşekkürlerimizi sunarız.”

Hurda Kablo Fiyatları Yeniden Gündemde: 2026’da Kg Fiyatları Ne Kadar Oldu?

Geri dönüşüm piyasasında hareketlilik sürerken, hurda kablo fiyatları 2026 yılı itibarıyla yeniden güncellendi. Özellikle bakır içerikli kablolarda yaşanan fiyat artışları, hem bireysel satıcıların hem de büyük ölçekli geri dönüşüm firmalarının gündeminde yer alıyor.

Sektör verilerine göre kilogram bazında oluşan güncel rakamlar şöyle:

2026 Güncel Hurda Kablo Fiyatları (TL/Kg)

Hurda Kablo TürüFiyat (TL/Kg)
Kırkambar Karışık Kablo238,11 TL /Kg
Nya Hurda Kablo264,12 TL /Kg
Tek Damar Kalın Kablo392,10 TL /Kg
Yeraltı Enerji Kablosu384,16 TL /Kg
TTR Hurda Kablo254,82 TL /Kg

Verilere göre en yüksek kilogram fiyatı tek damar kalın kabloda görülürken, yeraltı enerji kabloları da üst fiyat aralığında işlem görüyor.

Bakır Oranı Belirleyici Rol Oynuyor

Uzmanlara göre hurda kablo fiyatları belirlenirken en önemli kriter, kablonun içindeki bakır yüzdesi. Bunun yanında:

  • Küresel bakır fiyatları
  • Döviz kuru
  • Arz-talep dengesi
  • Kablonun temiz, soyulmuş ya da karışık olması

gibi unsurlar fiyat üzerinde doğrudan etkili oluyor.

Bakır oranı arttıkça geri dönüşüm değeri yükseliyor ve kilogram fiyatı buna paralel olarak artış gösteriyor.

Satış Öncesi Güncel Liste Kontrolü Öneriliyor

Sektör temsilcileri, hurda satışı yapacak kişi ve firmaların mutlaka güncel fiyat listesini kontrol etmesi gerektiğini belirtiyor. Piyasalardaki ani değişimler nedeniyle fiyatlar kısa sürede güncellenebiliyor.

Güncel hurda kablo fiyatları ve diğer metal gruplarına ait kilogram bazlı veriler, sektörel fiyat takibi yapan Hurdafiyatlari.co üzerinden düzenli olarak yayınlanıyor.

Uzmanlar, özellikle yüksek miktarlı satışlarda fiyat karşılaştırmasının önemli kazanç farkı yaratabileceğini ifade ediyor.

Fethiye Tekne Kiralama Rehberi: Göcek Motoryat Kiralama ile Lüks Tatil

Akdeniz’in en büyüleyici kıyı şeritlerinden birine sahip olan Fethiye, turkuaz koyları, bakir doğası ve sakin atmosferiyle tekne tatili için Türkiye’nin en çok tercih edilen destinasyonlarından biridir. Özellikle yaz aylarında artan talep, Fethiye tekne kiralama seçeneklerini hem çeşitlilik hem de konfor açısından oldukça zengin hale getirmiştir. Eğer hayalinizde kalabalıktan uzak, özgür rotalı ve lüks bir tatil varsa, bu rehber tam size göre.

Fethiye Tekne Kiralama Neden Bu Kadar Popüler?

Fethiye; Ölüdeniz’den Gemiler Adası’na, Kelebekler Vadisi’nden Göcek koylarına kadar uzanan eşsiz bir mavi yolculuk rotası sunar. Kara yoluyla ulaşılması zor olan birçok koy, denizden keşfedildiğinde gerçek güzelliğini ortaya çıkarır. Bu nedenle Fethiye tekne kiralama, sadece bir tatil değil aynı zamanda özel bir keşif deneyimi anlamına gelir.

Tekne kiralama seçenekleri arasında günlük turlar, haftalık mavi yolculuklar ve kişiye özel planlanan rotalar bulunur. Aileler, balayı çiftleri ve arkadaş grupları için farklı kapasite ve konseptlerde tekneler mevcuttur. Ancak lüks ve konforu bir arada isteyenlerin tercihi genellikle motoryatlardan yana olur.

Göcek Motoryat Kiralama ile Ayrıcalıklı Deneyim

Göcek, sakin koyları ve elit marinalarıyla lüks deniz tatilinin merkezlerinden biridir. Özellikle Göcek motoryat kiralama hizmetleri, konfor ve hız avantajını bir arada sunmasıyla öne çıkar. Motoryatlar; geniş güverteleri, modern kamaraları, özel şef hizmeti ve profesyonel mürettebat desteğiyle adeta deniz üzerindeki bir butik otel deneyimi yaşatır.

Göcek çıkışlı bir motoryatla; Bedri Rahmi Koyu, Yassıca Adaları ve Tersane Adası gibi birbirinden güzel noktalara kısa sürede ulaşabilirsiniz. Zaman kaybetmeden daha fazla koy gezmek isteyenler için motoryatlar ideal bir tercihtir. Ayrıca yüksek manevra kabiliyeti ve konforlu seyir özellikleri sayesinde denizde geçirilen süre de başlı başına keyifli bir deneyime dönüşür.

Viago Yachting Kiralık Motoryat Ayrıcalığı

Lüks segmentte güvenilir bir hizmet almak isteyenler için Viago Yachting kiralık motoryat seçenekleri öne çıkmaktadır. Profesyonel hizmet anlayışı, bakımlı ve modern filoya sahip olması, tatil sürecinin baştan sona kusursuz ilerlemesini sağlar.

Viago Yachting ile planlanan bir motoryat tatilinde; rota planlamasından yiyecek-içecek organizasyonuna kadar tüm detaylar sizin adınıza düşünülür. İster romantik bir kaçamak, ister arkadaş grubunuzla eğlenceli bir mavi tur planlayın; ihtiyaçlarınıza uygun motoryat alternatifleri sunulur. Böylece hem güvenli hem de yüksek standartlarda bir deniz tatili deneyimi yaşayabilirsiniz.

Motoryat mı, Gulet mi?

Fethiye bölgesinde tekne kiralarken en sık sorulan sorulardan biri motoryat ile gulet arasındaki farktır. Guletler daha geleneksel bir mavi yolculuk deneyimi sunarken, motoryatlar hız ve modern tasarım avantajıyla öne çıkar. Eğer daha fazla koy görmek, zamandan tasarruf etmek ve lüks donanımlı bir teknede konaklamak istiyorsanız Göcek motoryat kiralama sizin için daha uygun olabilir.

Öte yandan tamamen size özel planlanan bir programla, sabah farklı bir koyda yüzüp akşam başka bir adada gün batımını izleyebilirsiniz. Bu özgürlük, Fethiye tekne tatilini klasik resort konaklamalardan ayıran en önemli özelliktir.

Lüks Tatil Deneyiminin Detayları

Motoryat tatilinde konfor ön plandadır. Geniş güneşlenme alanları, klimalı kamaralar, özel banyolar ve şık salon alanları sayesinde denizdeyken dahi ev konforunu hissedersiniz. Ayrıca su sporları ekipmanları, paddle board ve şnorkel gibi aktiviteler tatilinizi daha eğlenceli hale getirir.

Akşamları ise sakin bir koyda demirleyip yıldızların altında akşam yemeği yiyebilir, sabah güne denizin ortasında uyanarak başlayabilirsiniz. Tüm bu ayrıcalıklar, Viago Yachting kiralık motoryat hizmetlerinin sunduğu yüksek standartlarla birleştiğinde unutulmaz bir tatile dönüşür.

Fethiye’de Lüks Mavi Yolculuk Planlarken

Tekne kiralamadan önce kişi sayısı, tatil süresi ve beklentiler netleştirilmelidir. Günlük kiralama mı yoksa haftalık bir rota mı tercih edeceğinize karar vermek önemlidir. Özellikle yoğun sezonda erken rezervasyon yapmak, istediğiniz tekneyi güvence altına almanızı sağlar.

Fethiye tekne kiralama seçenekleri arasında doğru tercihi yapmak, tatilinizin kalitesini doğrudan etkiler. Lüks, hız ve özgürlük arıyorsanız Göcek motoryat kiralama deneyimi beklentilerinizi fazlasıyla karşılayacaktır. Profesyonel hizmet anlayışıyla sunulan Viago Yachting kiralık motoryat alternatifleri ise mavi yolculuğunuzu ayrıcalıklı bir deneyime dönüştürmek için ideal bir seçimdir.

Muhtarların dersleri çevre ve iletişim

Edirne Köy ve Mahalle Muhtarları Derneği tarafından, Trakya Kalkınma Ajansı Teknik Destek Programı 2. Çağrısı kapsamında hayata geçirilen “Edirne Köy ve Mahalle Muhtarlarına Yönelik Çevresel Farkındalık Odaklı Etkili İletişim Eğitimi” Süloğlu’nda başladı. Yerel yönetim ile mahalle ve köy temsilcileri arasındaki iletişim köprüsünü güçlendirmeyi hedefleyen proje, muhtarların temsil gücünü artırmayı ve çevresel bilinç konusunda öncü rol üstlenmelerini sağlamayı amaçlıyor.

Programın açılışı, Süloğlu Belediye Başkanı Mehmet Ormankıran’ın katılımıyla gerçekleştirildi. Açılış konuşmasında iletişimin yalnızca bireysel bir beceri değil; aynı zamanda toplumsal uyumun, kurumsal verimliliğin ve yerel kalkınmanın temel unsuru olduğuna dikkat çeken Ormankıran, eğitimin tüm katılımcılar için kalıcı kazanımlar sağlaması temennisinde bulundu.

İLETİŞİM GÜÇLENECEK, TEMSİL YETENEĞİ ARTACAK

Dernek Başkanı Mehmet Karlatlı yaptığı açıklamada projenin kapsamını şu sözlerle değerlendirdi:

“Bu proje, Edirne’de görev yapan muhtarlarımızın vatandaşlarımız ve kamu kurumlarımızla kurdukları iletişimi daha etkin ve verimli hale getirmeyi esas almaktadır. Eğitim programı; yalnızca etkili iletişim becerilerinin geliştirilmesini değil, aynı zamanda sorun çözme, halkla ilişkiler ve temsil yetkinliklerinin güçlendirilmesini hedeflemektedir. Çevresel farkındalık ve sürdürülebilirlik ilkelerinin muhtarlarımızın günlük çalışma süreçlerine entegre edilmesi ise programın en önemli bileşenlerinden biridir. Bu sayede muhtarlarımız, doğal kaynakların korunmasına yönelik mesajları topluma daha anlaşılır, bilinçli ve etkili bir biçimde aktarabileceklerdir.”

Projeyle birlikte muhtarların, yerel düzeyde hem iletişim dili hem de çevre bilinci açısından örnek bir yaklaşım sergilemeleri hedefleniyor.

Muhtarların katılımını kolaylaştırmak amacıyla program iki ayrı merkezde planlandı. Uzman Eğitimci Muradiye Akcan tarafından verilen eğitimler; 3-4-5-6 Mart 2026 tarihlerinde Süloğlu Belediyesi Çok Amaçlı Kültür Merkezi’nde, 9-10-11-12 Mart 2026 tarihlerinde ise Edirne Belediyesi Atatürk Kültür Merkezi Küçük Salon’da gerçekleştirilecek.

Her bir grup toplam 20 saatlik kapsamlı bir eğitim programına katılacak.

Yerel yönetim anlayışında iletişimi merkeze alan ve çevresel sürdürülebilirliği temel bir sorumluluk olarak gören bu proje, Edirne’de muhtarlık kurumunun kurumsal kapasitesini güçlendirme yolunda önemli bir adım olarak değerlendiriliyor. Program sonunda muhtarların, hem vatandaşlarla hem de kamu kurumlarıyla daha güçlü, çözüm odaklı ve bilinçli bir iletişim kurmaları bekleniyor.

Mustafa Kanat toprağa verildi

Olgay GÜLER

Edirne’de iş yerinde ölü bulunan işletmeci Mustafa Kanat (48), Eski Cami’de kılınan cenaze namazının ardından toprağa verildi.

Kentte restoran ve kafe işletmeleri bulunan Mustafa Kanat, Pazartesi günü Abdurrahman Mahallesi’ndeki iş yerinde ölü bulundu. Ölümü, ailesi ve sevenleri arasında derin üzüntü uyandıran Kanat için Eski Cami’de cenaze namazı kılındı. Cenaze namazında Kanat ailesini yakınları ve sevenleri yalnız bırakmadı.

Burcu Kanat’ın eşi, Tuğra Kanat’ın babası, Murat Kanat’ın ağabeyi, Ersin Kanat ve merhum Şaban Kanat’ın oğlu Mustafa Kanat için öğle namazından sonra cenaze namazı kılındı. Cenaze namazının ardından Mustafa Kanat’ın cenazesi Bademlik Mezarlığı’nda toprağa verildi.

‘Devrim yasalarını yok saymak, bindiği dalı kesmektir’

Olgay GÜLER

ADD Edirne Şube Başkan Yardımcısı Gökay Bilgin, TBMM’de 102 yıl önce kabul edilmesiyle eğitim birliği sağlanan, laiklik zemini güçlenen ve halifeliği kaldıran devrim yasalarının günümüzde yürürlükten kalkmış gibi davranılmasını eleştirerek, “Devrim yasalarını yok saymak, bindiği dalı kesme aymazlığı, kendi ayağına kurşun sıkma şaşkınlığıdır” diye konuştu.

Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Edirne Şubesi tarafından, 3 Mart devrim yasalarının kabulünün 102’nci yılı dolayısıyla basın açıklaması gerçekleştirildi. Mithatpaşa Mahallesi’ndeki dernek binasında gerçekleştirilen basın açıklamasına Edirne Belediye Başkan Yardımcıları Gökçe Onur Öktem ve Cenk Ergüden, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve dernek üyeleri katıldı.

‘ANAYASAY’LA KORUNAN 3 YASA, GÜNÜMÜZDE YÜRÜRLÜKTEN KALKMIŞ GİBİ’

Basın açıklamasını okuyan Şube Başkan Yardımcısı Gökay Bilgin, Cumhuriyet ilan edildikten sadece 4 ay sonra, 3 Mart 1924’de TBMM’de 429, 430 ve 431 sayılı 3 devrim yasasının kabul edildiğini belirterek, “429 sayılı yasa ile Şer’iye, Evkaf ve Erkanı Harbiye Vekâletleri kaldırılarak yerlerine sırasıyla Diyanet İşleri Başkanlığı, Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Genel Kurmay Başkanlığı kuruldu. 430 sayılı Tevhidi Tedrisat (Eğitim Birliği) Yasası ile çoklu eğitime son verildi. 431 sayılı yasa ile de, Halifelik kaldırılarak Cumhuriyetin ilk günden beri zaten var olan laik zemini güçlendirildi, evrensel hukuk temeli oluşturuldu. Devrim yasalarının tümü gibi anayasamızın 174. maddesi ile korunmakta olan bu 3 temel yasa, emperyalizm işbirlikçisi karşı devrim güçlerinin on yıllardır devam eden çabaları sonucu günümüzde adeta yürürlükten kalkmış gibidir. Diyanet İşleri Teşkilatı dini siyasete alet etme aracına dönüşmüş, Vakıflar Genel Müdürlüğü dinci-gerici yapılanmaların sığınağı olmuş, Genel Kurmay Başkanlığı da, ‘Mustafa Kemal’in Askerleriyiz” demeyi disiplin suçu ve ihraç nedeni sayar hale gelmiştir. 430 sayılı Tevhid-i Tedrisat (Eğitim Birliği) yasasının hali de, gerçekten içler acısıdır ve eğitimimiz Osmanlı’nın sön dönemini bile aratır haldedir, dense yeridir” dedi.

‘DEVRİM YASALARINI YOK SAYMAK, KENDİ AYAĞINA KURŞUN SIKMAKTIR’

Özcan, AKP’li Milli Eğitim Bakanları tarafından okulların imamlara, çocukların akıl ve bilim dışı hurafelere teslim edildiğini, eğitim sisteminin ‘fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür yurttaş’ yetiştirme hedefinden koparılıp ‘dindar ve kindar nesiller’ yetiştirmeye yöneltildiğini kaydetti. Özcan, “Hilafeti kaldıran 431 sayılı yasa ise güya yürürlüktedir, ama gerici kalabalıklar siyasal destek ve yasal izinle Galata Köprüsü üzerinde hilafet çağrıları yapılabilmekte, başkent sokaklarının Hizbullah uzantısı dernek kılıklı yapılarca “Laikliğe karşı şeriat” afişleri ile donatılması takipsiz kalabilmekte, sarıklı cübbeli kimi yobazlar ekran ekran dolaşıp kutsal İslam dini adına yaydıkları saçma sapan hezeyanlar ve abuk sabuk hilafet sayıklamaları ile milletimizi aldatmaya çalışabilmektedir. Oysa, kafalar kumdan çıkarılıp biraz coğrafyamıza bakılabilse, Irak’ dan Suriye’ye, Libya’dan Afganistan’a, Sudan’dan Somali’ye, Mısır’dan Yemen’e bölge ülkelerinin halleri görülebilse ve biraz da tarih okunabilse fark edilecektir; Türkiye 103 yıldır bütünlüğünü koruyarak barış içinde yaşayabilmişse bunu, Üniter Ulus Devlet yapısına, Cumhuriyetin laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devleti olmasına, Dil Birliği ve ülkesi ve milletiyle bölünmez bütün olma ilkelerinden ödün vermemesine borçludur ve devrim yasaları da bu niteliklerin korunması için vardır. Bu nedenle, devrim yasalarını yok saymak, bindiği dalı kesme aymazlığı, kendi ayağına kurşun sıkma şaşkınlığıdır” diye konuştu.

Eğitimcilerden ‘şiddet’ isyanı!

Olgay GÜLER

Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Edirne Şubesi üyesi öğretmenler, İstanbul Çekmeköy Taşdelen Borsa İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’ndeki bıçaklı saldırıda hayatını kaybeden meslektaşları Fatma Nur Çelik (44) için gerçekleştirdikleri basın açıklamasıyla ses yükseltti.

İstanbul Çekmeköy Taşdelen Borsa İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde geçtiğimiz Pazartesi günü gerçekleştirilen olayda biyoloji öğretmeni Fatma Nur Çelik, Furkan Samet B. isimli öğrenci tarafından gerçekleştirilen bıçaklı saldırı sonucu hayatını kaybetti. Bir öğretmen ve öğrencinin de yaralandığı olay, ülke genelinde büyük tepki toplarken, Eğitim Sen Edirne Şubesi de, düzenledikleri basın açıklamasıyla tepki gösterdi. Kentin, trafiğe kapalı Saraçlar Caddesi’nde gerçekleştirilen açıklamaya, sendika üyesi öğretmenler ve sivil toplum kuruluşu temsilcileri de destek verdi.

‘OKULLARDA ŞİDDET ORTAMI GİDEREK DERİNLEŞTİ’

Açıklamayı okuyan Şube Başkanı Ahmet Acet, gerçekleştirilen saldırının münferit olmadığını belirterek, “Bu saldırı münferit değildir. Okullarda artan şiddet vakaları uzun süredir ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Yaptığımız uyarıları dikkate almayarak, kalıcı ve önleyici politikalar hayata geçirmeyen Milli Eğitim Bakanlığı bu olayın birinci derecede sorumlusudur. Somut ve kalıcı adımlar atılmadığı için şiddet ortamı giderek derinleşmiştir. Bir okulda kesici aletle saldırı gerçekleştirilebilmesi, güvenlik mekanizmalarının yetersizliğini açıkça ortaya koymaktadır. Okullarda şiddeti önleyici destek mekanizmaları ciddi biçimde gözden geçirilmelidir” dedi.

‘ÖĞRETMENLER HEDEF HALE GETİRİLİYOR’

Şiddetin zemininin yalnızca bireysel öfke olmadığına vurgu yapan Acet, “Medyada, siyasette ve bürokraside giderek meşrulaştırılan sert ve kutuplaştırıcı dil; eğitim emekçilerini hedef gösteren, itibarsızlaştıran ve yalnızlaştıran söylemler bu iklimi beslemektedir. Öğretmenlik mesleğinin sistemli biçimde değersizleştirilmesi, eğitim emekçilerinin kamuoyu önünde haksız biçimde suçlanması ve sorumluluğun sürekli öğretmene yüklenmesi öğretmenleri hedef haline getirmektedir. Ayrıca pedagojik temelden yoksun, eğitimin bilimsel niteliğini gözetmeyen etkinlik ve uygulamaların yaygınlaşması okulu çocuklar ve gençler için güvenli bir öğrenme ortamı olmaktan uzaklaştırmaktadır. Okullar ideolojik yönlendirmelerin, denetimsiz faaliyetlerin ya da pedagojik karşılığı olmayan uygulamaların alanı değildir” diye konuştu. 

‘SALDIRI TÜM YÖNLERİYLE AYDINLATILMALI’

Derinleşen yoksulluk ve gençlerin geleceksizlik duygusunun da şiddetin riskini büyüttüğüne dikkat çeken Acet, “Ailesi ekonomik krizle mücadele eden, temel ihtiyaçlara erişimde zorlanan, sosyal destek mekanizmalarından mahrum bırakılan çocuk ve gençlerin yaşadığı psikolojik baskı görmezden gelinemez. Sosyal politikaların zayıflığı, rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetlerinin yetersizliği bu tabloyu ağırlaştırmaktadır. Buradan başta Millî Eğitim Bakanlığı olmak üzere tüm yetkililere çağrıda bulunuyoruz: Okul güvenliği konusunda bütünlüklü, bilimsel ve katılımcı bir politika derhal hayata geçirilmelidir. Rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetleri güçlendirilmelidir. Her okulda yeterli sayıda uzman personel görevlendirilmelidir. Risk altındaki öğrenciler için erken müdahale ve destek programları uygulanmalıdır. Okullarda şiddeti önlemeye dönük bağlayıcı bir eylem planı hazırlanmalıdır. Eğitim emekçilerinin mesleki itibarını koruyacak, hedef gösterilmelerini engelleyecek açık ve net bir tutum alınmalıdır. Bu saldırının tüm yönleriyle aydınlatılması gerekmektedir. İhmali bulunanlar tespit edilmeli ve sorumlular hesap vermelidir. Gelecekte benzer vakaların yaşanmaması için bu acının üzeri örtülmemelidir” şeklinde konuştu.

‘GÜVENLİ OLMAYAN OKULDA SAĞLIKLI EĞİTİM YÜRÜTÜLEMEZ’

Eğitim emekçileri olarak güvenli bir çalışma ortamı talep ettiklerini sözlerine ekleyen Acet, “Bu talep bir ayrıcalık değil, en temel haktır. Güvenli olmayan bir okulda sağlıklı bir eğitim süreci yürütülemez. Okullarımızı şiddete teslim etmeyeceğiz. Öğretmenlerin ve öğrencilerin güvenli, huzurlu ve sağlıklı bir eğitim ortamında bulunma hakkını savunmaya devam edeceğiz. Yitirdiğimiz meslektaşımızın anısı önünde saygıyla eğiliyor; benzer acıların bir daha yaşanmaması için mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğimizin bilinmesini istiyoruz” ifadelerini kullandı.

‘İş cinayetleri kader değildir’

TMMOB Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Edirne İl Koordinasyon Kurulu, Türkiye’de 2,3 milyon işyeri bulunmasına rağmen 2025 yılında bunların yalnızca 8.161’inin, yani yüzde 0,35’inin iş sağlığı ve güvenliği yönünden denetlendiğine dikkat çekerek, bu oranın kamusal denetim mekanizmasının fiilen işlemediğinin en açık göstergesi olduğunu bildirdi.

TMMOB Edirne İl Koordinasyon Kurulu Sekreteri Birce Altay tarafından, TMMOB tarafından ilan edilen ‘3 Mart İş Cinayetlerine Karşı Mücadele Günü’ dolayısıyla, “İş cinayetleri kader değildir” başlığı atında yapılan açıklamada şunlara yer verildi:

32.000 EMEKÇİ İŞ CİNAYETİNE KURBAN

“Bugün 3 Mart 2026. 1992 yılında Zonguldak Kozlu’daki kömür ocağında meydana gelen grizu patlamasında 263 maden emekçisini yitirdiğimiz katliamın 34. yılındayız. Kozlu’da kaybettiğimiz emekçileri saygıyla anıyor; onların anısını iş cinayetlerine karşı yürüttüğümüz mücadelenin tarihsel sorumluluğu olarak görüyoruz.

Ülkemizdeki iş cinayetlerine dikkat çekebilmek, insan hayatının, işçi sağlığının ve iş güvenliğinin önemini vurgulamak için 3 Mart tarihi TMMOB tarafından ‘İş Cinayetlerine Karşı Mücadele Günü’ olarak ilan edilmiştir. Çünkü bu ülkede madenler, inşaatlar, tersaneler, fabrikalar ve şantiyeler hâlâ emekçilerin mezarı olmaya devam etmektedir. Bilimin, tekniğin ve mühendisliğin gelişimine rağmen işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemleri aynı ölçüde geliştirilmemekte; önlenebilir kazalar göz göre göre ölümlere dönüşmektedir.

AKP iktidarı döneminde en az 32.000 emekçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirmiştir. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun yürürlüğe girdiği tarihten bu yana ise en az 20.000 emekçi hayatını kaybetmiştir. Her gün en az 6, yılda 2.000 emekçi iş cinayetleri sonucu aramızdan koparılmaktadır. Bu tablo kader değil, siyasal tercihlerin sonucudur.

Soma, Ermenek, Mecidiyeköy (Torunlar), Şirvan, Amasra, Gayrettepe, Oba Makarna, İzmir Kule Vinç, Kartalkaya, Dilovası… Bu isimler yalnızca birer yer adı değil; denetimsizliğin, kar hırsının ve kamusal sorumluluktan kaçışın simgesidir. Etkin denetim ve yaptırım uygulanmadığı sürece de benzer acılar yaşanmaya devam edecektir.

ELVERİŞLİ KOŞULLARDA ÇALIŞMA HAKKI’

Bütün bu uyarılarımıza rağmen ülkemizdeki tablo oldukça karanlıktır. Türkiye’de 2.290.160 işyeri bulunmasına rağmen 2025 yılında bunların yalnızca 8.161’i, yani yüzde 0,35’i iş sağlığı ve güvenliği yönünden denetlenmiştir. Bu oran, kamusal denetim mekanizmasının fiilen işlemediğinin en açık göstergesidir.

Oysa ‘elverişli koşullarda çalışma hakkı’ İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde güvence altına alınmış temel bir haktır. Bu hak, emeğin tarihsel mücadelesi sonucunda kabul görmüş; devlete çalışanların yaşamını ve sağlığını koruma yükümlülüğü yüklemiştir. İşçi sağlığı ve iş güvenliği, insan yaşamını merkeze alan kamusal bir sorumluluktur.

Bugün işyerlerinde görev yapan iş güvenliği uzmanları ve işyeri hekimlerinin yaklaşık %90’ı OSGB’ler aracılığıyla sağlanmaktadır. OSGB’ler ile işyerleri arasındaki ticari sözleşme ilişkisi, uzmanların mesleki bağımsızlığını zedelemekte; işyerlerinde alınması gereken önlemlere ilişkin değerlendirme ve önerilere müdahale edilmesine yol açmaktadır. Bu yapı, bağımsız ve etkin bir işçi sağlığı ve güvenliği hizmetinin sunulmasını engellemektedir.

SENDİKAL ÖRGÜTLENME

Ülkemizde iş cinayetlerinin, iş kazalarının ve meslek hastalıklarının bu denli yaygın olmasının bir diğer nedeni de emekçilerin sendikal haklarının baskı altında tutulmasıdır. Sendikal örgütlenmenin önündeki engeller tüm çalışanlar için kaldırılmadıkça işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda yol almak mümkün olmayacaktır. Sendikasız uzman, sendikasız işçi, örgütsüz bir çalışma yaşamı ile emekçiler tüm olumsuzluklara açık ve savunmasızdır. Bu savunmasızlığa karşı adil yargılanma, örgütlenme, insani koşullarda bir çalışma yaşamı ve işyerlerinde emekçilerin ölmeyeceği, yaralanmayacağı,sakat kalmayacağı bir düzen istiyoruz.

TMMOB olarak bir kez daha altını çiziyoruz: İş cinayetleri kader değildir. İş cinayetlerinin büyük çoğunluğu önlenebilir niteliktedir. Bilimsel ve teknik ölçütler doğrultusunda kamusal ve bağımsız bir denetim sistemi kurulmadan; üniversitelerin, sendikaların, meslek örgütlerinin katılımıyla idari ve mali yönden bağımsız bir ulusal işçi sağlığı ve güvenliği kurumu oluşturulmadan bu tablo değişmeyecektir.

İş cinayetleri sona erene, emekçilerin yaşam hakkı güvence altına alınana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz.”