Eğitim Sen Edirne Şubesi Yürütme Kurulu, okulların proje şantiyesine, öğretmenlerin proje memurlarına dönüştürülmek istenmesine tepki gösterdi. Yapılan açıklamada, “Öğretmenleri yeni proje talimatlarıyla yormaktan, okulları bitmek bilmeyen etkinlik ve raporlama süreçlerine mahkûm etmekten vazgeçin” denildi.
Eğitim Sen Edirne Şube Başkanı Ahmet Acet, Millî Eğitim Bakanlığı’nın okullarda eğitim-öğretimin niteliğini artıracak temel sorunlara çözüm üretmek yerine, her geçen gün yenisini eklediği projeler ve etkinliklerle öğretmenlerin iş yükünü artırmaya devam ettiğini kaydetti.
Bugün okullarda uygulanması istenen proje ve etkinliklerin sayısının 60’a yaklaştığını kaydeden Başkan Acet, “ÇEDES, Yeşilay Sağlıklı Yaşam Ligi, Kale’m Ailem, Yarın Sizdeyiz, Yeşil Vatan, Yaşam Becerileri ve benzeri çok sayıda çalışma, farklı tarihlerde ve farklı talimatlarla okulların gündemine taşınmaktadır. Öğretmenlerden bu projeleri planlamaları, uygulamaları, etkinlikler düzenlemeleri, fotoğraf ve belge toplamaları, sisteme veri girmeleri ve sonuçlarını raporlamaları istenmektedir. Artık okullarda eğitim-öğretim faaliyetlerinin yanında değil, neredeyse önünde bir proje ve etkinlik trafiği bulunmaktadır” dedi.
Eğitim Sen Edirne Şube Başkanı Ahmet Acet açıklamasında şunlara yer verdi:
Öğretmenler derslerini yetiştirmeye mi çalışsın, proje mi hazırlasın, etkinlik mi düzenlesin, fotoğraf mı çeksin, rapor mu yazsın?
Bu sorunun yanıtını vermesi gereken Millî Eğitim Bakanlığı’dır.
Eğitim kurumları, her yeni talimatla bir başka projenin uygulama alanına dönüştürülemez. Öğretmenlerin zamanı, emeği ve mesleki birikimi sınırsız değildir. Öğretmenin asli görevi dersini planlamak, öğrencilerini tanımak, öğrenme süreçlerini takip etmek, akademik ve sosyal gelişimlerini desteklemektir. Ancak bugün öğretmenler, asli görevlerinin yanında sürekli yeni proje ve etkinliklerin organizasyonunu yapmak, uygulama kanıtları toplamak ve bürokratik raporlar hazırlamak zorunda bırakılmaktadır.
Bu durum yalnızca öğretmenlerin iş yükünü artırmamakta; derslerin verimli işlenmesini, öğrencilerle birebir ilgilenilmesini, ölçme ve değerlendirme çalışmalarını ve eğitimin niteliğini de doğrudan olumsuz etkilemektedir.
EĞİTİM-ÖĞRETİMİN ÖNÜNE PROJE VE RAPORLAMA FAALİYETLERİ GEÇİRİLEMEZ!
Eğitimde niteliğin artırılması, proje sayısının çoğaltılmasıyla değil; öğretmenlerin çalışma koşullarının iyileştirilmesi, sınıf mevcutlarının azaltılması, okulların temel ihtiyaçlarının karşılanması ve bilimsel, pedagojik temellere dayalı eğitim politikalarının uygulanmasıyla mümkündür.
Oysa bugün öğretmenlerimiz, bir yandan kalabalık sınıflarda eğitim vermeye, öğrencilerin bireysel farklılıklarıyla ilgilenmeye ve öğrenme eksikliklerini gidermeye çalışırken diğer yandan birbirini takip eden proje talimatlarını yerine getirmekle uğraşmaktadır.
Bir projenin eğitim açısından anlamlı olup olmadığı, kaç etkinlik yapıldığıyla, kaç fotoğraf çekildiğiyle veya kaç sayfalık rapor hazırlandığıyla ölçülemez. Eğitimde başarı, dosyaların doluluğuyla değil, öğrencilerin kazandığı bilgi, beceri ve gelişimle ölçülür.
Öğretmenlerin asli görevlerini aksatacak ölçüde çoğalan, birbirini tekrarlayan ve çoğu zaman somut eğitimsel katkısı ortaya konulmayan projeler, eğitimde niteliği artırmak bir yana, mevcut sorunları daha da derinleştirmektedir.
Eğitim, fotoğraf ve faaliyet raporlarından ibaret değildir. Okul, proje üretim merkezi; öğretmen de bürokratik talimatların uygulayıcısı değildir!
ÖĞRETMEN EMEĞİ ANGARYA İÇİN KULLANILAMAZ!
ÇEDES, Son Kalem Ailem, Yarın Sizdeyiz, Yeşil Vatan, Yaşam Becerileri ve diğer projelerin içerikleri, amaçları ve uygulanma biçimleri ayrı ayrı değerlendirilebilir. Ancak bu çalışmaların ortak sorunu, okulların ve öğretmenlerin üzerine yeni görevler, etkinlikler ve raporlama yükümlülükleri bindiren bir anlayışla yürütülmesidir.
Üstelik bu uygulamalar çoğu zaman öğretmenlerin görüşü ve katılımı alınmadan, okulların mevcut koşulları ve iş yükü dikkate alınmadan hayata geçirilmektedir.
Öğretmenlerin mesleki bilgi ve deneyimlerine dayalı karar alma yetkileri daraltılırken, merkezi olarak hazırlanan talimatların eksiksiz yerine getirilmesi beklenmektedir. Projelerin uygulanmasında yaşanan sorunlar ise çoğu zaman öğretmenlerin ve okul yöneticilerinin üzerine bırakılmaktadır.
Eğitim Sen olarak açıkça ifade ediyoruz: Öğretmenlerin asli görevleri dışında, eğitim-öğretimi aksatan ve angarya niteliği taşıyan işlerle yükümlü tutulmasını kabul etmiyoruz. Mesleki emeğin sürekli yeni görevlerle karşılıksız biçimde genişletilmesi, öğretmenlik mesleğinin niteliğine ve çalışma hakkına aykırıdır.
OKULLARIN GERÇEK İHTİYAÇLARI PROJE DOSYALARI DEĞİL, NİTELİKLİ EĞİTİMİN KOŞULLARIDIR!
Okullarımızın çözüm bekleyen çok sayıda temel sorunu bulunmaktadır. Temizlik, hijyen, güvenlik, fiziki donanım, eğitim materyalleri ve yeterli personel ihtiyacı karşılanmayı beklemektedir.
Öğretmenlerimizin ekonomik sorunları, artan iş yükü ve güvencesiz çalışma koşulları devam etmektedir. Öğrencilerimiz ise kalabalık sınıflarda, eşitsizliklerin derinleştiği ve sınav baskısının yoğunlaştığı bir eğitim sistemi içerisinde geleceğe hazırlanmaya çalışmaktadır.
Bakanlığın önceliği yeni proje listeleri oluşturmak değil, bu sorunlara kalıcı çözümler üretmek olmalıdır.
Eğitimin niteliğini geliştirmek isteyen bir Bakanlık, öğretmenin zamanını ve enerjisini sürekli yeni etkinliklere bölmek yerine, öğretmenin öğrencisine daha fazla zaman ayırabileceği koşulları yaratmalıdır.
EĞİTİM SEN OLARAK TALEPLERİMİZ AÇIKTIR!
Okullarda uygulanması istenen, sayısı 60’a yaklaşan proje ve etkinlikler bütünlüklü biçimde gözden geçirilmeli; eğitim-öğretimin niteliğine somut katkı sunmayan ve öğretmenlerin iş yükünü artıran uygulamalara son verilmelidir.
Öğretmenlere sürekli yeni görevler yükleyen, belge, fotoğraf, veri ve rapor üretimine dayalı bürokratik uygulamalar kaldırılmalıdır.
Eğitim-öğretimi aksatan, öğretmenlerin asli görevlerini yerine getirmesini zorlaştıran angarya niteliğindeki iş ve görevlendirmelere son verilmelidir.
Öğretmenlerin mesleki özerkliği ve pedagojik karar verme yetkisi korunmalı; eğitim politikaları öğretmenlerin, eğitim emekçilerinin ve ilgili bilim çevrelerinin katılımıyla oluşturulmalıdır.
ÇEDES başta olmak üzere eğitim ortamlarının laik ve bilimsel niteliğini zedeleyen uygulamalara son verilmelidir.
Okulların temel ihtiyaçları karşılanmalı; temizlik, hijyen, güvenlik, fiziki donanım ve yeterli personel için gerekli kamusal kaynak ayrılmalıdır.
Öğretmenlerin asli görevlerine odaklanabilmeleri için iş yükleri azaltılmalı, insanca çalışma koşulları ve mesleki saygınlıkları güvence altına alınmalıdır.
ÖĞRETMENE ZAMAN, OKULA KAYNAK, ÖĞRENCİYE NİTELİKLİ EĞİTİM!
Millî Eğitim Bakanlığı’na çağrımız açıktır:
Öğretmenleri yeni proje talimatlarıyla yormaktan, okulları bitmek bilmeyen etkinlik ve raporlama süreçlerine mahkûm etmekten vazgeçin!
Eğitimin niteliğini artırmak istiyorsanız öğretmenlerin emeğini bürokratik işlerle tüketmeyin. Öğretmenlerin öğrencileriyle geçireceği zamanı proje dosyalarına, ders hazırlığı için ayıracağı enerjiyi fotoğraf ve rapor hazırlıklarına harcatmayın.
Eğitim Sen olarak öğretmen emeğini değersizleştiren, eğitim-öğretimin asli işlevini gölgeleyen ve okulları bürokratik angarya merkezlerine dönüştüren bu anlayışa karşı mücadelemizi sürdüreceğiz.
