Yazar arşivleri: Mehmet ŞELECİ

‘Bu yanlıştan derhal dönülmeli’

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Edirne Milletvekili Ahmet Baran Yazgan, buğday ve arpa alım fiyatlarına sert tepki gösterdi ve “Çiftçi fakirleşmeye devam ediyor. Unutmayın; çiftçi tarladan çekilirse, şehirdeki vatandaşın ekmeği de ateş pahası olur. Bu yangın sadece üreticiyi değil, tüm ülkeyi yakar” dedi.

CHP Edirne Milletvekili Ahmet Baran Yazgan, Toprak Mahsulleri Ofisi’nin (TMO) açıkladığı hububat alım fiyatlarına tepki gösterdi. “Türkiye’nin tahıl ambarı Edirne’mizde ve tüm Trakya’da, alın teriyle toprağı bereketlendiren, binbir emekle buğdayını var eden çiftçimiz bir kez daha TMO eliyle hayal kırıklığına uğratılmıştır” diyen Yazgan, alım fiyatının “tarladaki yangını, fahiş artan mazotu, gübreyi, tohumu ve ilaç maliyetlerini görmezden gelmenin açık bir belgesi” olduğunu söyledi. Yazgan, şöyle devam etti:

“Ekmeklik buğday ve makarnalık buğday için 2025’te 13,5 lira olan rakam, bu yıl için 16,5 lira olmuştur. 2025’te 11 lira olan arpa için de bu yılki rakam, 12 lira 75 kuruş olarak belirlenmiştir. Ziraat odalarımızın ve uzmanların yaptığı bilimsel maliyet hesapları ortadadır. Enflasyonun ve girdi maliyetlerinin bu denli tırmandığı bir ekonomik kriz ortamında, üreticiye reva görülen bu fiyat, çiftçinin borcunu ödeyememesi, çoluğunun çocuğunun rızkından olması demektir. Bu fiyata imza atanlara Edirne’nin buğday tarlalarından sesleniyorum; üreticiyi tarlasına küstürürseniz, borç sarmalı yüzünden traktörünü galeriye, toprağını icraya terk etmeye zorlarsanız, yarın bu ülkede tüketecek yerli buğday bulamazsınız. Bu kafa, ‘Bizim çiftçimiz üretmesin, ithalat baronları zengin olsun’ kafasıdır.Unutmayın; çiftçi tarladan çekilirse, şehirdeki vatandaşın ekmeği de ateş pahası olur. Bu yangın sadece üreticiyi değil, tüm ülkeyi yakar.

TÜİK’in makyajlı enflasyon rakamları bile yüzde 60’larda gezerken; mazota, gübreye bir yılda yüzde yüzden fazla zam gelmişken; buğdaya yüzde 20 artış layık görmek çiftçinin aklıyla alay etmektir, emeğine göz dikmektir.

Bu yanlıştan derhal dönülmelidir. TMO, piyasayı regüle etmek yerine piyasayı ezen bir kurum olmaktan vazgeçmelidir. Alım fiyatları, üreticinin refah payı gözetilerek acilen yukarı çekilmeli, ödemeler peşin yapılmalı ve desteklemeler hasat anında üreticiye ulaştırılmalıdır.”

Buğday fiyatında simit hesabı!

CHP Edirne Merkez İlçe Başkanı Volkan Akgüngör, Toprak Mahsulleri Ofisi’nin yeni üretim yılı için açıkladığı 16,50 TL’lik buğday alım fiyatının üreticilerinn beklentilerini karşılamaktan uzak olduğunu belirterek, “Bugün bir simidin 20 TL’ye satıldığı bir ülkede, 1 kilogram buğdayın 16,50 TL olarak değer görmesi vicdanları yaralamaktadır” dedi.

CHP Merkez İlçe Başkanı Akgüngör, Toprak Mahsulleri Ofisi’nin yeni üretim yılı için açıkladığı  buğday alım fiyatı ile ilgili açıklamasında 16,50 TL’nin üreticilerin beklentilerini karşılamaktan uzak olduğunu belirterek şunları söyledi:

“Artan mazot, gübre, ilaç, tohum ve işçilik maliyetleri karşısında çiftçiye maliyetinin altında fiyat dayatmak, onu üretimden uzaklaştırmak ve borç yükünün altında ezilmeye mahkûm etmektir.

Bu anlayışla devam edilirse yarın o tarlaları ekecek çiftçi, sürecek traktör bulamayacaksınız. Çiftçi toprağa küstüğünde, üretimden çekildiğinde bunun bedelini sadece üretici değil, 86 milyon vatandaşımız ödeyecektir. Tarımsal üretimi desteklemek yerine çiftçiyi yalnız bırakanlar, yarın buğdayı Rusya’dan, Ukrayna’dan ve başka ülkelerden döviz ödeyerek ithal etmek zorunda kalacaktır. Kendi çiftçisine vermekten kaçındığınız desteği, yabancı ülkelerin üreticilerine dolar ve avro olarak ödeyeceksiniz.

Bugün bir simidin 20 TL’ye satıldığı bir ülkede, 1 kilogram buğdayın 16,50 TL olarak değer görmesi vicdanları yaralamaktadır. Bu tablo, üreticinin emeğinin karşılığını alamadığının en açık göstergesidir. Çiftçinin görevi maaşlı çalışanlara ya da fırıncılara ucuz ekmek, simit ve börek sağlamak değildir. Devletin görevi; hem üreticiyi koruyan hem de tüketiciyi gözeten adil tarım politikaları geliştirmektir.

Üretmeden kalkınmak mümkün değildir. Tarımda kendi kendine yetebilen bir ülke olmanın yolu, çiftçinin alın terine sahip çıkmaktan geçmektedir. Bu nedenle açıklanan fiyat yeniden gözden geçirilmeli, üreticinin maliyetleri ve insanca yaşayabileceği bir kazanç dikkate alınarak güncellenmelidir.

Çiftçiyi yaşat ki tarım yaşasın, tarım yaşasın ki ülke kazansın. Türkiye’nin geleceği ithalatta değil, kendi toprağında ve kendi üreticisindedir.”

‘Çiftçinin ayakta kalabilmesi mümkün değil’

İYİ Parti Edirne İl Başkanı H.Hakan Şahin, Toprak Mahsulleri Ofisi tarafından 2026 yılı için açıklanan hububat alım fiyatlarının kabul edilebilir bir tarafı bulunmadığını bildirdi.

İYİ Parti İl Başkanı Şahin, yaptığı yazılı açıklamada, “Toprak Mahsulleri Ofisi tarafından 2026 yılı için açıklanan hububat alım fiyatları makarnalık ve ekmeklik buğdayda ton başına 16.500 TL, arpada ise 12.750 TL olarak belirlenmiştir. Desteklerle birlikte üreticinin eline buğdayda 19.514 TL, arpada ise 15.764 TL geçeceği ifade edilmektedir. Ancak masa başında yapılan bu hesapların, tarladaki gerçeklerle örtüşmediği açıktır” diyerek şunlara yer verdi:

“Son yıllarda mazot fiyatları katlanarak artmış, gübre fiyatları birçok üreticinin alım gücünü aşmış, zirai ilaç, tohum, sulama, işçilik ve nakliye maliyetleri rekor seviyelere ulaşmıştır. Üretici daha tohumu toprağa atmadan yüksek maliyet yükünün altına girmektedir. Gübrede ve diğer tarımsal girdilerde dışa bağımlılık devam ederken maliyet baskısı her geçen gün büyümektedir. 

Diğer yandan çiftçi üretim yapabilmek için kredi kullanmak zorunda bırakılmakta, finansmana erişim ise giderek zorlaşmaktadır. Yıllık yüzde 52 seviyelerine ulaşan kredi faizleriyle borçlanan bir çiftçinin açıklanan alım fiyatlarıyla ayakta kalabilmesi mümkün değildir. Çiftçi üretecek, risk alacak, doğal afetlerle mücadele edecek, aylarca emeğinin karşılığını bekleyecek sonunda kazanan yine banka olacak, aracı olacak, ithalatçı olacak. Kaybeden ise alın teriyle üretim yapan Türk çiftçisi olacaktır.

Üstelik TMO’nun ürün bedellerini teslimattan sonra 45 gün içerisinde ödeyeceğini açıklaması da üreticinin nakit ihtiyacını karşılamaktan uzaktır. Hasat döneminde borçlarını ödemek zorunda olan çiftçi için 45 günlük bekleme süresi yeni bir finansman yükü anlamına gelmektedir. 

Tarım sadece ekonomik bir faaliyet değil, aynı zamanda milli güvenlik meselesidir. Üreticinin para kazanamadığı, borçla üretim yaptığı bir ülkede tarımsal sürdürülebilirlikten söz edilemez. Çiftçi tarladan çekildiğinde bunun bedelini sadece üretici değil, sofradaki vatandaş da daha pahalı gıda olarak ödeyecektir.

Türk çiftçisi destek değil, emeğinin karşılığını istemektedir. Mazotun, gübrenin, ilacın ve kredinin bu kadar pahalı olduğu bir dönemde açıklanan fiyatlar üreticiyi memnun etmekten uzaktır. Çiftçinin üretimde kalabilmesi için alım fiyatlarının gerçek maliyetler dikkate alınarak yeniden değerlendirilmesi, tarımsal kredilerde faiz yükünün azaltılması ve desteklerin artırılması artık bir tercih değil, zorunluluktur.

Açıklanan fiyatların kabul edilebilir bir tarafı yoktur.”

‘Üreticinin ayakta kalması mümkün değil’

Yeniden Refah Partisi Edirne İl Başkanı Hakan Çalışkan, Toprak Mahsulleri Ofisi tarafından açıklanan 2026 yılı buğday alım fiyatlarına ilişkin yaptığı basın açıklamasında, belirlenen fiyatların çiftçinin artan maliyetlerini karşılamaktan uzak olduğunu ifade etti.

Tarım ve Orman Bakanı’nın fiyatlar belirlenirken üretim maliyetlerinin dikkate alınacağını açıkladığını hatırlatan Çalışkan, açıklanan rakamların bunun tam tersini gösterdiğini belirtti.

Mazot, gübre, ilaç, tohum ve diğer tarımsal girdilere son bir yılda çok yüksek oranlarda zam geldiğini vurgulayan Çalışkan, “Geçtiğimiz yıl kilogramı 13,50 TL olan buğdayın alım fiyatı bu yıl 16,50 TL olarak açıklanmıştır. Ancak çiftçimizin kullandığı temel girdilerdeki artış bu oranın çok üzerindedir. Bu fiyatlarla üreticinin ayakta kalması mümkün değildir” dedi.

Açıklanan fiyatlara destek ödemelerinin de dahil edilmesinin doğru olmadığını ifade eden Çalışkan, “Bir kısmı azaltılan ve üreticinin eline ancak aylar sonra geçecek desteklerin bugünkü fiyat hesabına katılması gerçekçi değildir. Çiftçi bugün yaptığı masrafın karşılığını bugün almak istemektedir” değerlendirmesinde bulundu.

Çalışkan, açıklanan fiyatların üreticiyi üretimden uzaklaştırma riski taşıdığını belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Bugün 200 gram ekmek yaklaşık 17,5 TL’ye satılırken, o ekmeğin hammaddesi olan bir kilogram buğdayın fiyatı 16,50 TL olarak açıklanmaktadır. Üstelik nakliye giderleri ve çeşitli kesintiler düşüldüğünde çiftçinin eline geçen rakam daha da aşağı inmektedir. Bu tablo, üreticiyi koruyan değil, üretimden vazgeçiren bir anlayışın sonucudur.”

Hükümetin yanlış ekonomi politikalarının bedelinin çiftçiye ödetilmemesi gerektiğini ifade eden Çalışkan, “Enflasyonla mücadele adı altında çiftçinin emeği ve alın teri değersizleştirilemez. Üreticinin kazanmaması halinde ne tarımsal üretim sürdürülebilir ne de gıda güvenliği sağlanabilir” dedi.

Yeniden Refah Partisi olarak çiftçilerin haklı taleplerinin takipçisi olacaklarını belirten Hakan Çalışkan, üreticinin emeğinin karşılığını aldığı, milli üretimi önceleyen ve çiftçiyi destekleyen tarım politikalarının hayata geçirilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.

‘Üreticiyi yine yalnız bıraktılar!’

21.Dönem Edirne Milletvekili Şadan Şimşek, Toprak Mahsulleri Ofisi tarafından 2026 yılı ekmeklik ve makarnalık buğday alım fiyatının kilogram başına 16,50 TL olarak açıklanmasını, üreticinin beklentilerini karşılamaktan uzak ve tarımın gerçeklerinden kopuk bir karar olarak değerlendirdiğini söyledi.

Eski milletvekili Şimşek, “Çiftçinin alın terine yine hak ettiği değer verilmedi!” başlıklı yazılı açıklamasında şunları kaydetti:

“ÜRETİCİYİ YİNE YALNIZ BIRAKTILAR!

Geçtiğimiz yıl kilogramı 13,50 TL olan buğdayın alım fiyatı bu yıl 16,50 TL’ye çıkarılmıştır. Ancak geçen bir yıl içerisinde mazottan gübreye, tohumdan zirai ilaca, elektrikten işçiliğe kadar bütün üretim maliyetleri katlanarak artmıştır. Çiftçinin cebinden çıkan para büyürken, alın terinin karşılığı aynı ölçüde büyümemiştir.

Yıllarca milletimizin temsilcisi olarak görev yapmış biri olarak çok iyi biliyorum ki; tarım sadece bir sektör değil, bir ülkenin bağımsızlığının ve geleceğinin teminatıdır. Çiftçiyi koruyamayan, üreticisinin emeğini hak ettiği şekilde değerlendiremeyen hiçbir ülke güçlü bir gelecek inşa edemez.

Bugün ülkemizin dört bir yanında çiftçi haklı olarak şu soruyu sormaktadır: Ben bu maliyetlerle nasıl üretmeye devam edeceğim?

Bu soruya tatmin edici bir cevap verilmeden açıklanan hiçbir fiyat, üreticinin vicdanında karşılık bulmayacaktır.

Çiftçi bir yıl boyunca kuraklıkla mücadele ediyor, donla mücadele ediyor, borçla mücadele ediyor. Tarlaya ektiği her tohumda risk alıyor. Ancak hasat zamanı geldiğinde emeğinin karşılığını alamıyorsa burada ciddi bir adaletsizlik vardır.

Tarım politikalarının amacı çiftçiyi üretimde tutmak olmalıdır. Eğer üretici para kazanamazsa yarın tarlalar boş kalır, üretim düşer, gıda fiyatları yükselir ve bunun bedelini yalnızca çiftçi değil, 86 milyon vatandaşımız öder.

Buradan yetkililere çağrıda bulunuyorum: Çiftçinin sesini duyun. Üreticinin alın terini yok saymayın. Maliyetleri dikkate alan, çiftçiyi koruyan ve üretimi teşvik eden adımlar atın.

Çünkü mesele sadece buğdayın fiyatı değildir. Mesele; köylünün toprağında kalmasıdır. Mesele; üretimin devam etmesidir. Mesele; Türkiye’nin gıda güvenliğidir.

Bir kez daha altını çizerek ifade ediyorum: Çiftçinin kaybettiği yerde tarım kazanamaz.Tarımın kaybettiği yerde Türkiye kazanamaz.

Çiftçi kazanmazsa Türkiye kaybeder!”

Edirne Belediyesi’nden emeklilere 2. destek

Edirne Belediyesi tarafından 65 yaş ve üzeri emekli vatandaşlara yönelik hayata geçirilen Emekli Destek Programı kapsamında ikinci taksit ödemeleri olarak 421 hak sahibine kişi başı 2 bin 500 TL olmak üzere toplam 1 milyon 52 bin TL ödeme gerçekleştirildi.

Ramazan Bayramı öncesinde gerçekleştirilen ilk ödemenin ardından, program kapsamında ikinci taksit ödemeleri Kurban Bayramı öncesinde tamamlandı. Bu kapsamda 421 hak sahibine kişi başı 2 bin 500 TL olmak üzere toplam 1 milyon 52 bin TL ödeme gerçekleştirildi.

“VERDİĞİMİZ SÖZÜ YERİNE GETİRİYORUZ”

Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan, konuya ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı: “Emeklilerimiz yıllarca çalışarak bu ülkeye emek verdi. Bugün yaşanan ekonomik koşulların özellikle sabit gelirli vatandaşlarımız üzerindeki etkisini yakından görüyoruz.

Göreve gelirken söz verdiğimiz desteklerden biri olan Emekli Destek Programımızı kararlılıkla sürdürüyoruz. Ramazan Bayramı öncesinde gerçekleştirdiğimiz ilk ödemenin ardından, ikinci taksiti de Kurban Bayramı öncesinde hak sahiplerinin hesaplarına yatırdık. Sosyal belediyecilik anlayışımız gereği hiçbir hemşehrimizi yalnız bırakmamaya, ihtiyaç sahibi vatandaşlarımızın yanında olmaya devam edeceğiz.”

SOSYAL DESTEKLER BAYRAM ÖNCESİNDE DE SÜRDÜ

Edirne Belediyesi, Kurban Bayramı öncesinde yalnızca emeklilere yönelik nakdi desteklerle değil, sosyal yardım çalışmalarıyla da ihtiyaç sahibi vatandaşların yanında oldu. Bu kapsamda toplam 1.017 kişiye 1 milyon 959 bin TL tutarında nakdi yardım sağlanırken, 1.263 haneye gıda kolisi ve temizlik malzemesi desteği ulaştırıldı.

Edirne Belediyesi, sosyal belediyecilik anlayışı doğrultusunda ihtiyaç sahibi vatandaşlara yönelik destek çalışmalarını sürdürmeye devam edeceğini bildirdi.

Hasada çıkmaz yol!

Olgay GÜLER

CHP Uzunköprü İl Genel Meclis Üyesi Mustafa Üstün, ilçede başlatılan toplulaştırma projesinde, yer teslimi yapılan bazı köy ve mahallelerde yol çalışmalarının yarım kaldığını, bu nedenle bölgede özellikle buğday hasadına girmeye hazırlanan çiftçilerin büyük mağduriyet yaşadığını söyledi.

İl Genel Meclisi’nin Haziran ayı birinci toplantısında, gündem dışı söz alan CHP Uzunköprü İl Genel Meclis Üyesi Mustafa Üstün, ilçesinde toplulaştırma kaynaklı yaşanan soruna değindi. Üstün, proje kapsamında ilçeye bağlı 53 köyden 49’unda yer teslimi yapıldığını, fakat bu köylerin bazılarında, yol yapım çalışmalarının yarıda kalması nedeniyle, vatandaşın mağduriyet yaşadığını dile getirdi.

‘VATANDAŞ NEREDEN GEÇECEĞİNİ BİLMİYOR’

Üstün, özellikle yaklaşan hasat dönemi öncesi, bölgedeki çiftçilerden çok sayıda şikayet aldıklarını belirterek, “Bununla ilgili çiftçiler ciddi oranda mağdur ve bu mağduriyet doğal olarak da il genel meclisine, yani il özel idareye yansıyor. Bazı yollardan şu anda traktörlerle çiftçiler geçemeyecek durumda. Doğal olarak muhtarlar ne yapıyorlar? Bizlere ulaşıyorlar veya yol şubeye ulaşıyorlar, yardım istiyorlar. Devlet bunları, toplulaştırma çalışmalarını özel şirketlere ihale usulü veriyor. Alan şirketler yaptıkları işlerin büyük bir kısmını şu anda Uzunköprü’de yarım bırakmış durumdalar. Öyle bir duruma geldik ki özellikle Bayramlı Köyü’nde büyük bir kaos hakim. Vatandaş olmadığı için nereden geçeceğini bilmiyor. Biliyorsunuz toplulaştırma geçen yerlerde coğrafya komple değişiyor. Yollar sil baştan oluyor. Yeni parseller oluşuyor. Ama maalesef ki yollarla ilgili çalışmaları yapmadıkları için ciddi bir sıkıntı var” dedi.

‘DSİ’Yİ GÖREVE ÇAĞIRIYORUZ’

Konuyla ilgili DSİ 11’inci Bölge Müdürlüğü’nü göreve çağıran Üstün, “Bu konuyla ilgili Devlet Su İşleri bölge müdürlüğünü göreve çağırıyoruz. Eee köylerde yarım kalan işlerin bir an önce tamamlanması lazım. Özellikle yaklaşık 20 gün sonra hasada başlıyoruz. Her yerde bir biçim başlayacak. Bu biçim esnasında araçlar mecburen o coğrafyada gezmek zorunda. İl özel idaresine de büyük bir yük düşüyor bu konuyla ilgili. Geçen günden beri bir haftadır 7-8 tane köyden muhtarlar doğal olarak bizi arıyorlar. Bizlerden yardım istiyorlar. Şirket bunları yapacak diye sözleşme yaptı. Hepsinin yapması lazım. Bize de il özel idaresinde de ciddi bir külfet. Bununla ilgili Devlet Su İşleri’ni göreve çağırıyoruz. Özellikle Bayramlı köyünde bir an önce neticeye vardırmaları lazım. Uzunköprü Atatürk Mahallesi aynı şekilde, Aşçıoğlu Mahallesi aynı şekilde Kavak Mahallesi aynı şekilde parselleri dağıttılar, yolları yapmadılar. Vatandaş nereden geçeceğini, ne yapacağını bilmiyor. Büyük bir kaos hakim” diye konuştu.

Edirne’de sadece 6 okulda sığınak var

Olgay GÜLER

Edirne’de, ‘Sığınak Yönetmeliği’ öncesi yapılan okullarda, sığınak olarak belirlenen yerlerin başka amaçla kullanıldığı ortaya çıktı.

İl Genel Meclisi’nin Haziran ayı toplantısı, İl Özel İdaresi İl Genel Meclis binasında gerçekleştirildi. Meclis Başkanı Çiğdem Gegeoğlu’nun başkanlık ettiği toplantıda, gündem maddeleri görüşüldü. Sivil Savunma ve Tabii Afetler Komisyonu’nun Edirne ve ilçelerindeki tüm devlet okulları ve özel okullardaki sığınakların durumuna yönelik raporu dikkat çekti. Raporda, sığınak yönetmeliğinin ise ilk olarak 1988 yılında yürürlüğe girdiğine ve çeşitli yıllarda değişikliklere uğradığına dikkat çekti.

‘YÖNETMELİK SONRASI YAPILAN BİNALARDA SIĞINAK ZORUNLU’

Komisyon Başkanı, İl Genel Meclis Üyesi Cengiz Posta’nın okuduğu raporda, sığınak yönetmeliğinin ilk olarak 1988 yılında yürürlüğe girdiğini ve çeşitli yıllarda değişikliklere uğradığına dikkat çekti. Sığınak yönetmeliğinde belli kriterlerdeki binalarda sığınak mecburiyeti olmadığının belirtildiği raporda, “Fakat diğer binalarda sığınak mecburiyeti olduğu belirtilmiştir. Sığınak Yönetmenliği’ndeki şartları aşan tüm binalarda sığınak mecburiyeti bulunmakta, gerekli hesaplamalar binanın mimari aşamasında yapılmaktadır. Edirne ilinde okul binası envanterine bakıldığında çoğu binanın çok eski olduğu ve sığınak yönetmeliği öncesinde yapıldığından sığınak bulunmamaktadır. Yönetmelik çıktıktan sonra yapılan ve kriterler içerisinde olan tüm binalarda ve okullarda sığınak bulunmaktadır-bulunması gerekmektedir” denildi.

‘6 OKULDA SIĞINAK VAR’

Sığınak zorunluluğu olmayan okullarda, sığınak olarak kullanılabilecek yerlerin belirlendiğine değinilen raporda, “Sığınak zorunluluğu olmayan okullarda, sığınak olarak kullanılabilecek yerler belirlenmiş ve Sivil Savunma Planları’nda belirtilmiştir. İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nde bulunan Sivil Savunma Hizmetleri Birimi bu konuda çalışmakta, uygunsuz durumlarda derhal önlem alınması sağlanmaktadır. Mevcut durumda il merkezinde 6 okulda sığınak bulunmaktadır. Diğer okullarda sığınak olarak kullanılabileceği yerleri belirlenmiştir ancak bu yerler fiili olarak başka amaca sahiptir” ifadeleri kullanıldı.

‘TOPLANMA YERLERİ E-DEVLET’TE ULAŞIMA AÇIK’

Öte yandan, bireysel toplanma alanlarının da E-Devlet üzerinden herkesin ulaşımına açık olduğu dile getirilen raporda, “Bireysel toplanma alanları E-Devlet üzerinden herkesin ulaşımına açıktır. Okullarda ise okul idaresi; iş güvenliği uzmanları ve ilgili ekipler (Okul Afet ve Acil Durum Yönetim Kurulu) öğrenci ve personel kapasitesini göz önüne alarak okul bahçesinde veya çevresinde güvenli alan tahsis eder. Okul dışında bir alan belirlenmesi gerekiyorsa, AFAD koordinasyonunda Belediyeler alanları tespit eder. Edirne ÍI Afet ve Acil Durum Müdürlüğü gerek sığınaklar gerek toplanma alanları konusunda koordinatör kurumdur. Özellikle Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının Mili Eğitim Bakanlığı imzalamış olduğu iş birliği sonucu okulların hazırladığı ve okul yönetiminin uygulamasından sorumlu olduğu Okul Afet ve Acil Durum Planlama Rehberi ve İlde ki Milli Eğitim Müdürlüğündeki Sivil Savunma Hizmetleri Birimiyle beraber çalışılmakta gerekli görüş eğitim ve yardım destekleri yapılmaktadır. Okullarda toplanma yerleri mevcuttur ve konu ile ilgili hem okullarda hem Trafik Eğitim Parkurunda eğitimler düzenlenmektedir” denildi.

‘Bedelini Saros ödemesin’

Olgay GÜLER

CHP Keşan İl Genel Meclis Üyesi Mehmet Güneş Yılmaz, Edirne’nin Saros Körfezi’ne kıyısı bulunan Keşan ilçesine bağlık dört köyün sınırları içerisinde yapılması planlanan ve geçtiğimiz ay ‘ÇED Olumlu’ kararı verilen 15 türbinlik Gökçetepe RES Projesi’nin, bölgedeki doğaya, tarım ve su alanlarıyla turizme zarar vereceğini söyledi.

Keşan’a bağlı Gökçetepe, Sazlıdere, Pırnar ve Çamlıca köylerinin sınırları içinde yapılması planlanan Gökçetepe Rüzgar Enerji Santrali (RES) ve Elektrik Depolama Tesisi (EDT) Projesi ile ilgili Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) kararı geçtiğimiz ay açıklandı. Kararda, İzin ve Denetim Genel Müdürlüğü tarafından yapılan duyuruda, ‘ÇED olumlu’ kararı verildiği belirtildi. Kararla ilgili yapılan duyuruda projede 15 türbin ve bir Elektrik Depolama Tesisi (EDT) kurulacağı ifade edildi.

KEŞANLI MECLİS ÜYESİ KONUYU GÜNDEME TAŞIDI

CHP Keşan İl Genel Meclis Üyesi Mehmet Güneş Yılmaz, Ege Denizi’ne 15 kilometre, Gökçetepe Tabiat Parkı’na 1,2 kilometre, Sazlıdere Göleti’ne 1,2 kilometre, Mercan Göleti’ne ise 1,7 kilometre mesafede yer alan projeyle ilgili İl Genel Meclisi’nin Haziran ayı ilk toplantısında, gündem dışı söz aldı. Yılmaz, Edirne’nin en değerli doğal alanlarından biri olan Saros havzasında gerçekleştirilecek projelerde çevresel etkilerin çok daha hassas değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizdi.

‘BEDELİNİ SAROS’UN DOĞASI ÖDEMESİN’

Yılmaz, açıklanan ÇED raporuna göre projenin tarım alanları, orman alanları, mera alanları ve havza koruma kuşakları içerisinde kalan bölgelerin yer aldığına dikkat çekerek, “Binlerce ağacın kesilecek olması da bölge halkının kaygılarını artırmaktadır. Enerji üretimi elbette önemlidir. Ancak enerji politikaları oluşturulurken doğanın, tarımın, su kaynaklarının ve bölgenin turizm potansiyelinin geri dönüşü olmayacak şekilde zarar görmemesi gerekir.

Üstelik konu yalnızca bugün gündemde olan RES projesi değildir. Enerji Bakanlığı tarafından yapılan açıklamalarda Saros Körfezi’nin deniz üstü rüzgar enerjisi sahaları arasında gösterildiği görülmektedir. Bu nedenle Saros’un geleceği, parça parça projeler üzerinden değil, bir bütün olarak değerlendirilmelidir. Tarım, turizm, doğal yaşam ve enerji yatırımları arasında doğru denge kurulmalı, bölge halkının görüşleri mutlaka dikkate alınmalıdır. Kalkınma adı altında doğayı tüketen değil, doğayla uyumlu bir anlayışa ihtiyaç var. Saros’un rüzgarı enerji üretsin, ancak Saros’un doğası bunun bedelini ödemesin” diye konuştu.