Mayıs ayının gelişiyle birlikte evlerin neşesi, hayatımızın en değerli varlıkları olan annelerimizi onurlandıracağımız o özel günün heyecanı başladı. Her yıl olduğu gibi bu yıl da “Anneler Günü’nde ne alınır?” sorusu zihinleri meşgul ederken, seçenekler arasında hem kalıcılığı hem de zarafetiyle öne çıkan tek bir simge var: Altın. Bir annenin sevgisi kadar sarsılmaz ve kıymetli olan altın takılar, sadece bir hediye değil, nesiller boyu aktarılacak bir duygu mirası niteliği taşıyor.
Doğru hediyeyi seçmek, aslında annenizin kişisel stilini ve sizin ona olan bağınızı yansıtmaktır. Klasik seçimlerden vazgeçmeyen anneler için geleneksel sarı altın zincirler ve işlemeli bilezikler ön plandayken; modern ve şehirli anneler için minimalist kolyeler, geometrik formlu küpeler veya baget kesim taşlı yüzükler bu yılın favori listesinde yer alıyor. Hediye alırken dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, onun her gün severek takabileceği ve her baktığında sizi hatırlayacağı zarif bir dokunuş yakalamaktır.
Zarafetin Adresi: Ador Gold ile Ölümsüz Anılar
Anneler Günü’ne özel tasarımlarıyla dikkat çeken Ador Gold, bu yıl da “En Değerli Hediyem Anneme” diyenlerin ilk durağı oluyor. Usta işçiliği modern tasarım anlayışıyla birleştiren marka, her bütçeye ve her zevke hitap eden geniş koleksiyonuyla fark yaratıyor. Ador Gold’un seçkisinde yer alan inci detaylı kolyelerden, nazar boncuklu şans bilekliklerine; pırlanta ışıltılı yüzüklerden, sade ama asil küpelere kadar her parça, annelerimize duyduğumuz minneti anlatmak için özenle hazırlandı.
Hediye alışverişini güvenli ve keyifli bir deneyime dönüştürenwww.adorgold.com, Anneler Günü’ne özel hazırladığı kampanya ve fırsatlarla da göz dolduruyor. Online mağaza üzerinden kolayca inceleyebileceğiniz şık paketleme seçenekleri ve hızlı teslimat avantajları, son dakikaya kalanlar için bile kusursuz bir çözüm sunuyor. Siz de bu Anneler Günü’nde annenize olan sevginizi, zamanın eskitemediği bir altın takıyla mühürlemek istiyorsanız, Ador Gold’un ışıltılı dünyasına göz atmadan karar vermeyin.
Türkiye’de lojistik sektörü, değişen ticaret dinamikleri ve hızlanan operasyonel ihtiyaçlar doğrultusunda yeni çözümleri gündemine almaya devam ediyor. Taşımacılık faaliyetlerinde sürekliliğin sağlanması ve yasal uyumun eksiksiz şekilde yürütülmesi, firmalar için kritik bir öncelik haline gelmiş durumda. Bu kapsamda k1 belgesi kiralama ve L1 belgesi kiralama hizmetleri, sektörde pratikliği ve hız avantajı ile dikkat çeken uygulamalar arasında yer alıyor.
Taşımacılıkta Süreklilik ve Planlama İhtiyacı
Lojistik operasyonları, planlama ve zamanlama üzerine kurulu bir yapı içerir. Sevkiyatların aksaması ya da gecikmesi, zincirleme şekilde birçok süreci etkileyebilir. Bu nedenle firmalar, operasyonlarını kesintisiz sürdürebilecekleri sistemlere yönelir. Yetki belgeleri de bu sistemin önemli bir parçasını oluşturur. Ancak klasik belge edinme süreçleri, planlanan operasyon takvimine her zaman uyum sağlayamayabilir.
Belge Kiralama Yaklaşımı Nasıl Konumlanıyor?
Son yıllarda lojistik sektöründe öne çıkan belge kiralama modeli, operasyonel planlamaya uyum sağlayan bir yapı sunar. Firmalar bu model sayesinde süreçlerini beklemeye almadan ilerletebilir. Bu yaklaşımın sağladığı başlıca katkılar şu şekilde sıralanabilir:
Planlanan operasyon takvimine uygun hareket edebilme
Bekleme sürelerinin ortadan kaldırılması
Kaynakların daha verimli kullanılması
İş süreçlerinde sürekliliğin korunması
Operasyonel aksaklık riskinin azaltılması
Forest Group Lojistik’in Hizmet Modeli
Forest Group Lojistik, belge kiralama alanında sunduğu çözümlerle süreç yönetimini kolaylaştıran firmalar arasında yer alır. Şirket, hizmetlerini yalnızca belge temini ile sınırlamayıp, aynı zamanda kullanıcıların süreci doğru şekilde ilerletebilmesi için rehberlik eder. Bu yaklaşım, operasyonların daha düzenli ve öngörülebilir şekilde yürütülmesine katkı sağlar.
L1 Belgesi Kiralama ile Operasyon Akışı
Özellikle şehirler arası taşımacılık faaliyetlerinde l1 belgesi kiralama hizmeti, operasyon akışının korunmasında önemli bir rol oynar. Firmalar, planladıkları sevkiyatları ertelemek zorunda kalmadan faaliyetlerine devam edebilir. Bu durum, iş sürekliliğini destekleyen önemli bir unsur olarak öne çıkar.
Süreç Yönetiminde Zaman Faktörü
Lojistik sektöründe zaman, yalnızca bir planlama unsuru değil, aynı zamanda rekabet avantajı sağlayan bir faktördür. Süreçlerin zamanında tamamlanması, müşteri memnuniyetinden operasyonel verimliliğe kadar birçok alanı doğrudan etkiler. Belge kiralama modeli, bu noktada süreçlerin aksamasını önleyen bir çözüm olarak değerlendirilmektedir.
Şeffaf Takip ve Kontrol Mekanizmaları
Modern lojistik yönetiminde süreçlerin takip edilebilir olması büyük önem taşır. Bu kapsamda k belgesi sorgulama işlemleri, firmaların belge durumlarını hızlı ve net şekilde görüntüleyebilmesine olanak tanır. Bu şeffaf yapı, karar alma süreçlerini de kolaylaştırır.
Operasyonel Planlamada Esneklik
Lojistik faaliyetler, çoğu zaman değişken koşullara bağlı olarak şekillenir. Bu nedenle esnek çözümler, firmaların operasyonlarını daha etkin yönetmesine yardımcı olur. Belge kiralama modeli, bu esnekliği sağlayarak firmaların ani değişimlere daha hızlı uyum sağlamasına imkan tanır.
Sektörde Hizmet Kalitesi ve Güven
Belge kiralama hizmetlerinde kalite ve güven unsuru, firmaların tercihlerini doğrudan etkileyen faktörler arasında yer alır. Forest Group Lojistik, süreçleri şeffaf şekilde yöneterek ve mevzuata uygun hizmet sunarak sektörde güvenilir bir çözüm ortağı olarak konumlanmaktadır.
Lojistikte Yeni Dönem Dinamikleri
Sektör değerlendirmelerine göre lojistikte süreç yönetimi, önümüzdeki dönemde daha fazla önem kazanacak. Hız, planlama ve esneklik gibi unsurlar, firmaların rekabet gücünü belirleyen temel kriterler arasında yer alacak. Belge kiralama modeli ise bu dinamiklerin önemli bir parçası olarak değerlendirilmektedir.
Genel çerçevede değerlendirildiğinde, lojistik sektöründe faaliyet gösteren firmalar için operasyonel süreklilik ve doğru planlama büyük önem taşımaktadır. Forest Group Lojistik’in sunduğu K1 ve L1 belgesi kiralama hizmetleri, süreçlerin daha kontrollü ve verimli şekilde ilerlemesine katkı sağlayarak sektördeki dönüşüme uyum sağlamayı kolaylaştırmaktadır.
LONDRA – İngiltere’nin ticari başkentinde faaliyet gösteren Türk sermaye temsilcileri, geçtiğimiz Cumartesi sabahı düzenlenen ve geniş yankı uyandıran bir “Strateji ve Dayanışma Kahvaltısı”nda bir araya geldi. Turkish Business Forum’un organize ettiği bu seçkin buluşma, Londra’daki Türk iş dünyasının sadece bir araya gelmesini değil, aynı zamanda uluslararası arenada daha güçlü bir blok oluşturma iradesini de temsil ediyor. Geleneksel kahvaltı sofrasının samimiyetiyle birleşen profesyonel fikir alışverişleri, katılımcılara Birleşik Krallık pazarında sürdürülebilir büyümenin anahtarlarını sundu.
Stratejik Ortaklıkların Temeli Bu Sofrada Atıldı
Organizasyonun temel felsefesi; bireysel başarıları kolektif bir güce dönüştürmek ve “birlikte büyüme” kültürünü Londra’nın rekabetçi atmosferine entegre etmek olarak belirlendi. Katılımcılar, kahvaltının sağladığı rahat ve yapıcı ortamda, ticari ilişkilerin sadece rakamlardan ibaret olmadığını, güven ve karşılıklı destek üzerine inşa edilen dostlukların en zorlu krizlerde bile en büyük kalkan olduğunu vurguladılar. Türk iş insanlarının İngiliz iş disipliniyle harmanladığı vizyon, toplantının ana ruhunu oluşturdu.
Dijital Çağda Ticari Bekâ ve Sektörel Yardımlaşma
Güne yüksek bir sinerjiyle başlayan Turkish Business Forum üyeleri, kahvaltı masalarını adeta birer sektörel çalışma grubuna dönüştürdü. Masalardaki temel gündem; İngiltere’deki Türk girişimcilerin toplam pazar payını nasıl artırabileceği ve mevcut ticari ekosistemin dijital dönüşümle nasıl daha verimli hale getirilebileceğiydi.
Özellikle Brexit sonrası dönemde değişen gümrük rejimleri, karmaşıklaşan mevzuatlar ve dijital dünyanın getirdiği yeni vergilendirme modelleri gibi kritik başlıklar, uzmanlar tarafından analiz edildi. Genç girişimcilerin sektör duayenlerinden aldığı mentorluk desteği ise, Forum’un nesiller arası bilgi aktarımı misyonunu bir kez daha kanıtladı. Samimi bir sohbet eşliğinde ele alınan siber güvenlikten lojistik ağlara, hukuktan dijital pazarlamaya kadar pek çok konu, somut çözüm önerileriyle neticelendi.
Temsiliyetin Zirvesi: Katılımcı Profili
Turkish Business Forum, gerçekleştirdiği bu organizasyonla farklı sektörleri aynı çatı altında buluşturma konusundaki başarısını bir kez daha gözler önüne serdi. İşte bu özel sabahın katılımcı listesi:
Turkish Business Forum Yönetim Kurulu Kadrosu: Forumun vizyonunu şekillendiren yönetim ekibinden; Alaattin Çağıl (Mayfair Digital Agency), Av. Ali Fuat Gürler (Gürler Legal), Burcu Sarica (TBA Global), Erdem Kömürcü (Azur Logistics), Erkan Tepeköy (Ebt Consultancy), Gülender Samut (Golden Arrow Consultancy), Kemal Ulun, Dr. Murat Dağıtmaç (Mayfair Digital Agency), Mustafa Kayırıcı (MK Technologies), Okan Yıldız (Securedebug), Osman Turan Bilgiç (E-com Trading), Av. Semira Dilgil (Ashton Ross Law), Dr. Talha Öcal (Mayahub Ventures), Yağmur Şimşek (Searchnstuff) ve Zafer Çalış (I Know Technology) organizasyonda stratejik katkılarıyla yer aldılar.
Bilişim, Yazılım ve Gelecek Teknolojileri: Teknoloji dünyasının başarılı temsilcileri Ömer Kılınç (Complfy LTD), Serhat Aksoy (Aksoy Software) ve Uğur Tosun (Octillionsoft), dijitalleşen dünya ekonomisinde Türk firmalarının nasıl konumlanması gerektiğine dair perspektiflerini paylaştılar.
Lojistik, Danışmanlık ve Ticari Çözümler: Sektörel derinlikleriyle tanınan Faruk Tepeyurt (Solmaz LTD), Nihat Nergiz (Deppo UK), Ömer Şen (Serra Consultancy) ve Savaş Eren (Carabella Consultancy), operasyonel süreçler ve kurumsal verimlilik konularındaki birikimlerini masaya yatırdılar.
Hizmet, Eğitim ve Medya Grubu: Topluluğun çok yönlülüğünü temsil eden Abdurrahman İtik (LLC Ajans), Ali Mustafa, Ergin Egeli, Fahri Aksoy, Fulya Yalezan (Test Education Centre), İdil Ünverdi ve Onur Ataman, organizasyona kattıkları dinamizm ile network ağının genişlemesine destek verdiler.
Yeni İş Birlikleri İçin Güçlü Bir Başlangıç
Programın sonunda yapılan genel değerlendirmede, Turkish Business Forum’un bu tür tematik buluşmaları bir gelenek haline getireceği açıklandı. Kahvaltı sofrasında atılan imzaların ve kurulan bağlantıların, çok yakında Birleşik Krallık genelinde ses getirecek yeni ticari projelere ve ortaklıklara kapı açacağı belirtildi. Londra’daki Türk iş dünyası, güne sadece bir kahvaltıyla değil; daha yüksek bir moral, taze iş bağlantıları ve “biz” olmanın verdiği sarsılmaz güvenle devam etti. Forum, bir sonraki aşamada bu enerjiyi makro ölçekli ticari raporlara ve uluslararası temaslara dönüştürmeyi hedefliyor.
Sahip olduğu ‘Mavi Bayrak’ sayısıyla dünya genelinde üçüncü sırada bulunan Türkiye’de, dünyanın en temiz körfezlerinden biri olarak gösterilen ve henüz mavi bayrağı bulunmayan Saros Körfezi için sonunda harekete geçildi.
Türkiye 2025 yılında 577 plaj, 29 marina, 18 turizm teknesi ve 8 bireysel yat ile “Mavi Bayrak”ta dünya 3’üncüsü olurken, dünyanın en temiz körfezlerinden biri olarak gösterilen Saros’da ise tek bir “Mavi Bayrak” dalgalanmıyor. Sezonda 1 milyondan fazla ziyaretçisi bulunan, dünya üzerinde kendi kendini temizleyen birkaç denizden biri olan Saros Körfezi’ne ‘Mavi Bayrak’ kazandırılmaması, bölge sakinlerinin de anlam veremediği konuların başında geliyor. Saros Körfezi’nde Mavi Bayrak dalgalanmazken kirliliği dikkat çekmeye başlayan Marmara Denizi’nde dahi Mavi Bayrak çekili plajlar gözden kaçmıyor. Tekirdağ’da 10 ve Kırklareli’nde 1 Mavi Bayrak bulunuyor. Saros’un diğer kıyısı Çanakkale’de 12 Mavi Bayrak varken, İstanbul’da Mavi Bayraklı 3 plaj, Mavi Bayraklı 2 marina yer alıyor.
KONU VALİLİK TOPLANTISINDA GÜNDEME GELDİ
Edirne Valiliği’nin, geçtiğimiz hafta gerçekleştirdiği ‘Edirne Tanıtma Geliştirme Kurulu’ toplantısında da konu gündeme geldi. Edirne Valisi Yunus Sezer, bölgede en az bir plajın mavi bayrak alması için öneride bulunurken, turizm paydaşları da destek verdi. Toplantıda Saros için mavi bayrak çalışmalarının hız kazanması konusunda fikir birliği oluştu.
‘SAROS’UN MAVİ BAYRAK ALMAMASI TRAJİKOMİK’
Söz konusu toplantıya katılan paydaşlardan TÜRSAB Trakya Bölge Temsil Kurulu Bölge Başkanı Egemen Aydın, mavi bayrağın turizm açısından önemine dikkat çekti. Mavi bayrağın alınabilmesi için çok sayıda kriter olduğuna dikkat çeken Aydın, “Mavi bayrak tabii çok önemli bir kriter. Avrupa Birliği kriterleri gibi kriterleri var. Plajların yüzme suyunun kaliteli olması lazım, can kurtaran lazım, atık su yönetimi olması lazım, çevre ve etkinlik eğitimlerini alması lazım personelin. Engellilerin giriş çıkışlarının kolay olması gerekli. Deniz su analizlerinin geçmesi gibi toplamda 33 tane kriter var. Bu 33 kriterin yerine getirilmesi şartıyla her yıl yenilenerek işleyen bir sistem. Bu kriterleri Türkiye Çevre Eğitim Vakfı (TÜRÇEV) kontrol ediyor. Trakya bölgesine baktığınızda İğneada geçtiğimiz yıllarda aldı. Baktığınız zaman İğneada’nın alıp da Enez’in almaması aslında trajikomik gibi gözüken, şaka gibi bir şey. Burada İğneada’yı küçümsemiyorum sakın yanlış anlamayın. Çünkü Saros bölgesi biliyorsunuz kendi kendini temizleyebilen çok nadir bir körfez, berrak bir suyu var” diye konuştu.
‘ÖNCE YER BELLİ OLACAK’
Saros’un dünyada çok az sayıda benzeri olduğunun altını çizen Aydın, “Ben dünyanın birçok yerini gezdim. Bu kadar temiz deniz birkaç yerde gördüm. Burada geçtiğimiz hafta Edirne Valiliği’nde bir toplantımız oldu, tüm turizm paydaşlarının katıldığı, Edirne Tanıtma Geliştirme Kurulu toplantısı gerçekleştirildi. Bütün paydaşlar katıldılar. Orada ele alınan konulardan bir tanesiydi bu eksiklik, ‘neden başvuru yapmıyoruz?’ diye. En son iki gün önceki başka bir il kültür turizm müdürlüğündeki başka bir toplantıya katıldığım, orada da konusu geçti. Vali bey Edirne Valiliği’ne ait olan, halk plajlarından bir tanesine almak istiyor. Orasını önerdi o toplantıda. Tabii önce yer belli olacak. Bütün kıyıya vermiyorlar aslında baktığınızda. Ama tabii onu aldığımız zaman bütün kıyı da ondan sebepleniyor” şeklinde konuştu.
‘MAVİ BAYRAK SAROS’U MARKA HALİNE GETİRMEK DEMEK’
Saros Körfezi’ndeki bir çok eksikliğin, yatırımcının bölgeye gelmemesine neden olduğunun altını çizen Aydın, “Çok eksiklik var o tarafta. Ondan dolayı da yatırımcının biraz ‘acaba’ şekline baktığı bir bölge. Ama tabii mavi bayrak çok büyük bir kriter. Yani insanlar, bazı turistler gerçekten mavi bayrak var mı burada bu bölgede? Mavi bayraklı plajı var mı diye bakarak seyahat etmeyi seviyorlar. Çünkü özellikle bu pandemiden sonra daha da arttı bu özellik. Deneyimlemek istedikleri zaman bir şeyi, çok fazla araştırıp, önden bilgi alıp toplayarak gidiyorlar. Siz ne kadar anlatırsanız anlatın; ‘Bu körfez pırıl pırıl’ deseniz de o insanlar, interneti açtığı zaman orada mavi bayraklı plajı göremediği zaman ‘acaba’ diye düşünüyor, çünkü bilmiyor, görmüyor. Öyle olduğu zaman da haliyle çekimser yaklaşabiliyor. Şimdi bunu almak bir marka haline getirmektir; ‘Evet Edirne’de denizimiz var ve mavi bayraklı plajlarımız var’ demektir” ifadelerini kullandı.
‘NİTELİKLİ TURİST VE YATIRIMCI BÖLGEYE GELECEK’
Mavi bayrak alınması halinde, nitelikli turistin de Saros’a geleceğini söyleyen Aydın, “Böylece nitelikli turisti oraya çekebiliriz. Yani hep şikayet ediyoruz günü birlikçiler, çadırcılar, onlar geliyorlar. Tabii ki gelsinler. Onlarla alakalı bir şey yok. Herkes bütçesi doğrultusunda veya zamanı doğrultusunda günübirlik gelip istediği yerde konaklayabilir. Amma velakin nitelikli turist istediğimiz şey geldiği zaman bölgede para bırakan, gerçekten turist özelliği taşıyan turistlerden bahsediyorum. Onlardan dolayı da onu nitelikli turisti oraya çektiğiniz zaman bu taraftan da yatırımcının gözü açılmaya başlayacak; ‘Evet burada bir şey var, ben de buraya gelebilirim’ diyecek. Ondan dolayı mavi bayrak çok önemli. Sayın valimiz zaten iki senedir çok ciddi bir uğraş veriyor Edirne için. Bu uğraşını da ben başaracağını ve yerine getireceğine inanıyorum. Elimizden ne geliyorsa, nasıl katkı sunmamız gerekiyorsa da inşallah katkımızı da sunacağız” dedi.
SAROS KÖRFEZİ
Saros Körfezi, bir körfez olmasına rağmen kendi kendini temizlemesi ve etrafında yoğun yerleşimlerin bulunmaması ile çok uzun yıllar belki de hiç bir zaman kirlenmeyecek nadir denizlerden birisi . Yılda üç defa ve aynı zamanda olmak üzere, şubat, nisan ve temmuz aylarının 15. veya 18. günü başlayıp, 25. veya 28. günü sona eren körfezin kendi kendini temizlemesi işleminde tabanda soğuk su ve yüzeyde sıcak suyun yarattığı akıntılar körfezi içine atılan tüm artık ve atık maddelerden kurtarıyor
CHP önceki dönem Edirne Milletvekili, Namık Kemal Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Okan Gaytancıoğlu, çiftçinin geçinebilmek için artık her türlü tarımsal faaliyeti borçla yaptığını belirtti.
Eski milletvekili Prof.Dr. Gaytancıoğlu, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda çiftçilerin üretim aşamasındaki sorunlarına değindi. Gaytancıoğlu çiftçilerin; tarım kredi, Ziraat Bankası ve özel bankalara toplamı 1 trilyon 400 milyar lira borç olduğunu söyledi. Çiftçinin üretimini borçla yaptığını kaydeden Gaytancıoğlu, artan enflasyon, akaryakıt ve gübre fiyatları karşısında bankadaki limitlerin artmadığına dikkat çekti. Çiftçiden alınan kredi borçlarında, faizin silinip ana paranın takside bölünmesi önerisinde bulunan Gaytancıoğlu, böylelikle yeniden üretimin artacağını dile getirdi.
‘TOPLAM BORÇ 1 TRİLYON 400 MİLYAR LİRA’
Çiftçinin her türlü tarımsal faaliyeti borçla yaptığını söyleyen Gaytancıoğlu, “Çiftçi her türlü tarımsal faaliyeti inanın borçla yapıyor. Ciddi anlamda borcu var çiftçimizin. Tarım Kredi Kooperatiflerine borcu var. Ziraat Bankası’na borcu var. Gübreciye borcu var. İlaççıya borcu var. Tohumcuya borcu var. Birbirine borcu var, herkese borcu var. Çark başka türlü dönmüyor. Peki bu limitler yükseldi mi? Enflasyon arttı. Akaryakıt fiyatı, gübre fiyatı arttı ama çiftçinin limitleri aynı oranda artmadı. Ama gübrenin fiyatı yüzde 40, yüzde 50 arttı. Limitlerin de bu oranda artması gerekli çiftçinin dönebilmesi için. Zaten çiftçimiz o kadar çok borçlu ki, tarım kredi, Ziraat Bankası ve özel bankaların toplamı 1 trilyon 400 milyar lira. Çiftçinin borcu dolar bazında da artmış” dedi.
‘ÇİFTÇİYİ BU BORÇTAN KURTARMAK LAZIM’
Çiftçinin, bankalardaki kredi borçlarında faizin silinmesi önerisinde bulunan Gaytancıoğlu, “2007 yılında çiftçinin yine böyle Ziraat Bankası, Tarım Kredi Özel Kooperatiflere olan borcuna baktım, tam 7.5 milyar dolar. Şimdi tam 27.5 milyar dolara çıkmış. Yani artık çiftçi belki de geçinebilmek için borçlanıyor. Üretimini sürdürebilmek için borçlanıyor. Başka çaresi kalmadığı için borçlanıyor. Çiftçiyi bu borçtan kurtarmak lazım. Ne yapmak lazım? Çok basit; faizini silin, anaparayı dört yıla, beş yıla bölün. Çiftçi yeniden üretsin ülkede bakalım gıda enflasyonu oluyor mu?” diye konuştu.
Edirne Genç Çiftçiler Derneği Başkanı Egemen Ilgın, Ulusal Süt Konseyi’nin 24.30 TL olarak belirlediği çiğ süt alım tavsiye fiyatının, beklentinin altında kaldığına dikkat çekti.
Ulusal Süt Konseyi (USK), 30 Nisan 2026 tarihinde gerçekleştirilen Yönetim Kurulu Toplantısı’nda sıcak çiğ inek sütüne ilişkin yeni tavsiye satış fiyatını açıkladı. Buna göre, yüzde 3,6 yağ ve yüzde 3,2 protein içeriğine sahip çiğ inek sütü için tavsiye satış fiyatı, 1 Mayıs 2026 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere, üreticinin eline litre başına net geçecek şekilde 24,30 TL olarak belirlendi.
‘FİYAT DÜŞÜK BULUNDU’
Açıklanan yeni fiyatı değerlendiren Edirne Genç Çiftçiler Derneği Başkanı Egemen Ilgın, fiyatın geç açıklanmasını eleştirerek, “Çiftçinin beklentisi bu referans fiyatının Nisan ayı başında açıklanmasıydı, bu beklenti dolayısıyla üreticimiz bir ay kaybetmiş oldu. Fiyatın açıklanmasının gecikmesinin yanı sıra fiyatta üreticiler tarafından düşük bulunmuştur. Bugün itibari ile 1 litre sütün üretim maliyeti 27 TL’dir. Açıklanan fiyatın tavsiye fiyatı olması nedeniyle ülkemizin bazı bölgelerinde bu fiyatın altında bir fiyata da süt satılmakta hatta pazarlama sıkıntısı yaşanmaktadır” dedi.
‘ÜRETİCİNİN KAZANCI DEĞİL, ZARARI BÜYÜYOR’
Süt üreticisinin girdi maliyetleri nedeniyle çok zor üretim yaptığının altını çizen Ilgın, “Süt üreticisi başta yem maliyetleri olmak üzere birçok girdi karşısında çok zor bir üretim yapıyor. Dolayısıyla sorun sadece fiyat değil, sistemin kendisidir; sistem üreticiyi koruyamamaktadır. Çiğ süt üreticisinin kazancı değil, zararı büyümektedir. Tüm bu zorluklara rağmen milletini sütsüz, yoğurtsuz, ayransız, peynirsiz bırakmamak adına üretim yapan çiftçimizin emeğinin kıymeti bilinmeli ve ona göre bir fiyat politikası oluşturulmalıdır” diye konuştu.
Istrancalar sadece Kırklareli için ve Ergene havzası için önemli değil. Ülke nüfusunun %20-25’inin yaşadığı İstanbul için de çok önemli. İstanbul’un nefes borusu ve içme suyu kaynağıdır.
Bölgede yapılan bilimsel araştırmalarda 2117 bitki türü ve 2062 hayvan türü olmak üzere toplam 4179 tür canlı tespit edilmiştir. Şüphesiz Istrancalar konumu itibarıyla iki kıta arasında bir köprü vazifesi görmesi, geçmiş buzul dönemlerinde buzul geçirmediği için türlere sığınak görevi görmesi, farklı iklimsel koşullara ve farklı ekosistemlere sahip olması Istrancalar biyoçeşitlilik zenginliğinin başlıca nedenleridir.
Kısacası Avrupa kıtasının önemli doğal ormanlardan olup, doğal yaşamın devam ettiği Avrupa’da mutlak koruma altında bulunan Istrancalar ve ülkemizde ise enerji ve maden alanı olarak kullanılmaktadır.
İki ülkenin Istrancalar’a nasıl baktığı, nasıl koruduğu ise siyah-beyaz kadar farklıdır.
Bulgaristan tarafı her yıl yaptıkları etkinliklerle, 24 Ocak 1995’te korumaya alınmasının 31. yılını kutladı. Istrancaların her iki tarafını da doğasıyla, kültürüyle sosyal ve doğal yaşamıyla korunması gelecek nesillere bırakılacak en değerli mirastır.
Herkesin gündeminde olan sürdürülebilirlik, Istrancalar için ne yazık ki geçerli değil.
Bulgaristan Istarnca Park Bulgaristan ‘ın en büyük korunan bölgesi, aynı zamanda ülke topraklarının % 1’ ini kapsayan en büyük Bulgaristan Doğal Parkı’dır. Biyosfer rezerv alanıdır. Alan 1161 kilometre karedir. Toplam 21 yerleşim yeri sınırları içinde bulunuyor.
Türkiye Istrancaları 1970 km2’dir Bu alanın yaklaşık %65’i maden ve enerji alanıdır.
Bulgaristan tarafı Istranca Doğa Parkı, insan ve doğanın, korunmuş çevrenin, korunmuş geleneklerin ve kültürel ve tarihi anıtların başarılı bir şekilde bir arada yaşamasına bir örnek olması nedeniyle, Bulgar biyosfer parkı olma konusunda en büyük potansiyele sahip olup, sosyal yapısı, kültürü, inançları kapsamında asırlardır gelenek ve göreneklerini yaşatmak için yerel ve merkezi yönetimler büyük destek vermektedir.
Bunu da yaparken 7 den70’e dağın yaşayan hazinesini korumak için yapıyorlar.
Ülkemizdeki Istrancaların durumu ise tam bir yıkım. BG de dikkat “Dikkat hayvan çıkar” yazarken, Türkiye tarafında ise “Dikkat kamyon çıkar” yazıyor.
Aynı ormanın bir tarafında hayvan, bir tarafında kamyon çıkar yazıyor.
Bir tarafta festivaller var. İnsanların eğlenirken duydukları Balkan ezgileri, gayda ve davul sesi, Bizim tarafta ise dinamit sesleri, kamyon ve iş makineleri sesleri. Deyim yerindeyse Taş Devri’ni yaşıyoruz.
Bir an önce Taş Devri’ni bırakıp, komşumuz gibi baykuşu, ağacı, kaplumbağaları, kurt, karaca, karınca, çalıları, kısacası Istrancalar’da yaşayan tüm canlıları bir bütün olarak koruma için acilen adım atılmalı.
Türkiye topraklarındaki Istranca Ormanları acilen Biyosfer Rezervi ilan edilmelidir.
Bununla ilgili tüm plan ve projeler zaten hazır. 2010 yılında AB projesi kapsamında tamamlanan biyosfer rezerv alan çalışması UNESCO’ya sunulmak üzere 16 yıldır bekliyor. Neden beklediğine gelince. Bilgi edinme yasası gereği verilen cevapta “Bizim yasalarımız korumak için yeterli yetkinliğe sahiptir” deniliyor. O zaman sormak gerekmez mi. AB Projesi için yerli ve yabancı onlarca uzman neden 2 yıl dağda çalıştı..?
Dağın bugün ve gelecek için bir hazine olduğu bir an önce anlamalıyız. İstanbul için hangi planı yaparsanız yapın, Istrancalar yok edilmeye devam ederse, İstanbul için plan yapmaya gerek kalmayacak. Çünkü havası ve suyu kalmayacak.
Avrupa’nın en önemli alanından biri olan Istrancalar’ın daha fazla tahrip edilmeden, yaban hayatı yok olmadan, doğal varlıkların gelecek nesillerin yaşam kaynağı olarak kayıtsız şartsız koruma alanı ilan edilmesi, geleceğe yapılacak en önemli yatırım ve bırakılacak en değerli mirastır.
Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Envanter ve İzleme Projesi kapsamında Edirne’de gerçekleştirilen arazi çalışmasında çalışmalarında endemik ve nesli tehlike altında olan Edirne Sümbülü’nün yaşam alanı ile balıkçıl kuşlarının yuvaları gözlemlendi.
Gölbaba ve Tavuk Ormanı’nda yapılan arazi çalışmalarına Tarım ve Orman Bakanlığı 1. Bölge Müdürlüğü, Doğa Koruma ve Sulak Alan Şube Müdürü Dr. Merih Uslu, Edirne Şube Müdürü Cüneyt Emrah Salt ve TEMA Vakfı Edirne İl Temsilcisi Şirin Çoğal ile Bölge Müdürlüğü teknik personelleri eşlik etti.
TEMA Vakfı İl Temsilcisi Çoğal, sosyal medya hesabından gerçekleştirdiği paylaşımında, “Edirne ilinde biyoçeşitlilik açısından özellikli alanlardan olan Gölbaba ve Tavuk Ormanı’nda yapılan arazi çalışmalarında endemik ve nesli tehlike altında olan Edirne Sümbülü’nün yaşam alanı ile balıkçıl kuşlarının yuvaları gözlemlenmiştir.”