Yazar arşivleri: Mehmet ŞELECİ

Akın Çetin’e son görev

Olgay GÜLER

Edirne’de Alevi-Bektaşi inanç önderlerinden Akın Çetin, 57 yaşında vefat etti.

Edirne’nin Havsa ilçesine bağlı Musulça Köyü’nde yaşayan, Alevi-Bektaşi inanç önderlerinden Akın Çetin, 57 yaşında hayata gözlerini yumdu. Çetin’in vefatı, ailesi ve sevenleri arasında derin üzüntüye neden oldu. Çetin için Musulça Köyü’nde cenaze töreni düzenlendi. Törene; Edirne Valisi Yunus Sezer, Çetin ailesi ve çok sayıda aile dostu katıldı.

Cenaze töreninin ardından Akın Çetin’in cenazesi, köy mezarlığında toprağa verildi.

Özel’den cenazeye ‘vefa’

Olgay GÜLER

Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Edirne programı sonunda gerçekleştirdiği şehir turunda, cenaze namazı kılındığını gördüğü Kıyak Baba Camisi önünde durarak, namaza katıldı.

Genel Başkan Özel, Cumartesi günü Edirne’de ilk olarak Selimiye Camisi’ni gezdi. Ardından Vefa Edirne Emekli Evi açılışına katılan Özel, programının devamında, 1’inci Murat Mahallesi’nde Cumartesi günleri açılan halk pazarında esnaf ve vatandaşlarla bir araya geldi. Özel, Edirne programının sonunda, parti otobüsüyle şehir turu attı. Bu sırada Kıyık Caddesi’nde ilerleyen Özel, Kıyak Baba Camisi’nde cenaze namazı kılındığını gördü.

Otobüsü durduran Özel, Hilmi Tuna’ya ait olduğu öğrenilen cenaze namazına katılıp, vatandaşlarla birlikte saf tuttu.

Öğle namazının ardından kılınan cenaze namazından sonra Özel, tabuta omuz verip cenaze aracına bindirilmesine de yardımcı oldu. Özel burada, vatandaşların da yoğun ilgisiyle karşılaştı.

Maratonda 50’lik birinci!

Olgay GÜLER

Edirne’de Balkan Ülkeleri Dostluk Spor Kulübü (BÜDDER) tarafından 11’uncusu düzenlenen Uluslararası Edirne Maratonu, gerçekleştirildi. UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ndeki Selimiye Camisi önünden başlayan maratonuna, Malazgirt Zaferi’ne ithafen 1071 sporcu katıldı. Sporcular, 21 kilometre, 10 kilometre ve 5 kilometrelik üç farklı etapta yarıştı.

Yarışın startının ardından, 10 kilometrelik parkurda sporcular Selimiye Camisi önünden Atatürk Bulvarı, Tunca ve Meriç köprüleri ve Lozan Caddesi’ne giderek buradan dönüş aldı. 21 kilometrelik parkurdaysa aynı rotanın devamında Karaağaç Mahallesi ve Yunanistan açılan Pazarkule Sınır Kapısı’na gidildi. Sporcular gümrük kapısında, sınırın sıfır noktasında, Yunanistan’daki Kastanies Gümrük Kapısı önünden dönüş alarak Selimiye Camisi önünde yarışı tamamladı.

GENEL KLASMANDA BİRİNCİ MASTER ATLET ÜMİT ER
Yarışma sonunda oluşan sonuçlara göre, genel klasmanda 21 kilometrede birinciliği master atlet Ümit Er (50) elde etti. İkinci Mustafa Araç, üçüncü Ümit Er oldu. 21 kilometrede kadınlarda Yunanistanlı atlet Pelagia Diamantaki birinci, Bahar Gülenç Taşdelen ikinci, Ayşe Alolo üçüncü oldu. 10 kilometrede genel klasmanda birinci Nuh Aşçı, ikinci Muhammed Bilal Osman, üçüncü Behzat Nobaripour oldu. 10 kilometre kadınlarda birinci Derya Köse, ikinci Bulgaristanlı atlet Pamela Eni, üçüncü Bahar Sezer oldu. 5 kilometredeyse genel klasmanda Burak İşbaşaran, ikinci Bilal Gün, üçüncü İshak Gençdal oldu. 5 kilometre kadınlardaysa Meltem Yılmaz birinci olurken, ikinciliği Hilal Nura Dağlı, üçüncülüğüyse Meltem Doğan elde etti.

‘YAŞ ÖNEMLİ DEĞİL, HERKESİ KOŞMAYA DAVET EDİYORUM’
Yarışmanın genel klasman birincisi Ümit Er, geçen hafta Güney Kore’de düzenlenen Şampiyona’da masterlarda dünya beşincisi olduğunu söyleyerek, “Geçen hafta Güney Kore’de düzenlenen Dünya Yarı Maraton Şampiyonası’nda masterlarda dünya 5’incisi oldum. 2 gün dinlendim, geldim ve burada koştum. Parkur biraz kötüydü. Kaldırım taşları vardı, onlar biraz engeldi. Ama diğer gelen kısımlar iyiydi. Güzel bir parkurdu, ortam da güzeldi. Benim için bu yarı maraton, Trakya Bölgesi’nde koşulan tek maraton sayılır. O yüzden katıldım. Sınırın içerisine giriyoruz. Pazarkule Sınır Kapısı’ndan Türkiye’ye geçiş yapılıyor. O da güzel bir ortam. Sporu çok seviyorum, koşmayı çok seviyorum. 40 yaşında başladım. 40 yaşında başlamış olmama rağmen Türkiye’de katıldığım bütün müsabakalarda yaş grubumda şampiyon oluyorum. Şu anda Türkiye şampiyonuyum. Yaş önemli değil. Ben 40 yaşında atletizme başladım, şimdi 50 yaşındayım ve çok rahat koşuyorum. Herkese koşmayı tavsiye ederim” dedi.

‘COŞKUYU İLİKLERİMİZE KADAR HİSSEDİYORUZ’
Organizasyon düzenleyen BÜDDER başkanı Önder Akdağ, etkinliğin her geçen yıl biraz daha dünya standartlarında yapıldığını belirterek, “Her geçen yıl biraz daha profesyonelleşerek dünya standartlarında bir organizasyon gerçekleştiriyoruz. Ev sahibi olmaktan, Edirne’de bu organizasyonun yapılmasını vesile olmaktan, bunu koordine etmekten dolayı gerçekten mutluyum. Coşkuyu görünce bunu iliklerimize kadar hissediyoruz. Sporcular Edirne’yi çok seviyor. 1071 yılı Anadolu’nun kapısının Türklere açıldığı yıl olduğu için 1071 sporcuda kayıtları kapatarak Malazgirt Zaferi’ne de atıfta bulunmak istedik. O sebeple bugün 1071 sporcu start aldı, 1071 sporcu finişe geldi” şeklinde konuştu.

Edirne Belediye Başkan Yardımcısı Gökçe Onur Öktem de, organizasyon kapsamında, farklı şehir ve ülkelerden gelen sporcuları kentte ağırlamaktan mutluluk duyduklarını söyledi. Öktem, “11. Uluslararası Edirne Yarı Maratonu vesilesiyle farklı şehirlerden ve ülkelerden gelen sporcularımızı Edirne’de ağırlamaktan büyük bir mutluluk duyuyoruz. Dereceye giren sporcularımızı gönülden kutluyor, parkuru tamamlayan tüm sporcularımızı gösterdikleri mücadele için tebrik ediyorum. Bu güzel organizasyonu gerçekleştirilmesinde emeği geçen Balkan Ülkeleri Dostluk Grubu Spor Kulübü’ne, katkı sunan tüm kurumlarımıza, gönüllülerimize ve çalışma arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum. Sporun birleştirici gücünü Edirne’mizin tarihi ve kültürel değerleriyle buluşturan bu organizasyonun nice yıllara devam etmesini diliyorum” diye konuştu.

Yarışma sonunda dereceye giren atletlere ödülleri, Edirne Belediye Başkan Yardımcısı Gökçe Onur Öktem ve BÜDDER Başkanı Önder Akdağ tarafından verildi.

Çocuğunuz Tahtayı Net Görüyor mu? Ders Notlarındaki Düşüşün Sebebi Gözler Olabilir

Karne notları düştü, öğretmen “derse ilgisiz” diyor, çocuk ödev masasına oturunca 10 dakikada sıkılıyor… Aileler çoğu zaman motivasyon arıyor. Oysa tablonun altında çok daha basit bir sebep yatıyor olabilir: Çocuk tahtayı net göremiyordur. Veni Vidi Göz Caddebostan hekimlerinden Op. Dr. Berna Baş, okul çağındaki çocuklarda en sık atlanan sorunun tam da bu olduğunu söylüyor.

“Çocuk görmediğini bilmez”

Bir yetişkin görme keskinliğini kaybettiğinde bunu hemen fark eder, çünkü kıyaslayacağı bir “eski hali” vardır. Çocukta böyle bir referans yoktur.

Op. Dr. Berna Baş bu noktanın altını özellikle çiziyor: “Doğuştan ya da çok küçük yaşta başlayan görme kusurlarında çocuk, dünyayı hep o şekilde gördüğü için bir sorun olduğunu düşünmez. Bulanık görmek onun için normaldir. Bu yüzden ‘gözüm iyi görmüyor anne’ cümlesini beklemek en büyük hatadır. Çocuk şikâyet etmiyor olabilir; ama davranışlarıyla size sinyal veriyordur.”

İşte o sinyaller:

  • Televizyona ya da tablete giderek daha çok yaklaşma
  • Uzağa bakarken gözlerini kısma, kaşlarını çatma
  • Okurken satır atlama, parmakla takip etme ihtiyacı
  • Kitaba çok yakın eğilme, başı yana yatırarak bakma
  • Kısa süreli okuma sonrası baş ağrısı, göz yanması, sulanma
  • Sınıfta arka sıralarda oturmaktan rahatsız olma, öne geçmek isteme
  • Sık göz ovuşturma, gözlerini kırpıştırma
  • Yakın işlerde çabuk sıkılma, ödevden kaçınma davranışı

“Bu tablonun tamamı, dikkat eksikliği ya da isteksizlik olarak yorumlanabiliyor” diyor Dr. Baş. “Karşımıza yıllarca ‘tembel’ etiketiyle gelmiş, gözlükle iki ayda bambaşka bir öğrenciye dönüşen çocuklar çıkıyor.”

Sınıfın arkasından tahtayı görememek neye mal oluyor?

Bir ilkokul öğrencisinin gün içinde yaptığı işlerin neredeyse tamamı görme üzerine kurulu: Tahtadan deftere geçiş, satır takibi, harflerin ayırt edilmesi, uzak-yakın arasında sürekli odak değiştirme.

Düzeltilmemiş bir görme kusuru bu zincirin her halkasını bozar. Çocuk tahtadaki yazıyı tam çıkaramadığı için not almakta gecikir, arkadaşlarına yetişemez, dersin akışını kaçırır. Yakın odaklamada zorlanan çocuk okurken hızla yorulur, kitapla kurduğu ilişki bozulur. Sonuçta ortaya çıkan tablo “başarısızlık” gibi görünür; oysa altta yatan sorun tamamen fizikseldir ve çoğu zaman basit bir gözlükle çözülebilir.

Bu ilişkinin ayrıntılarını merak eden aileler için Veni Vidi Göz’ün hazırladığı çocuklarda göz sağlığının okul başarısına etkisi rehberi kapsamlı bir kaynak sunuyor.

Asıl tehlike: Göz tembelliği ve kaçırılan zaman

Op. Dr. Berna Baş’ın “en çok üzüldüğümüz durum” dediği başlık ise göz tembelliği (ambliyopi).

Ambliyopi, bir gözün beyinle kurduğu bağlantının gelişememesi durumudur. En sık nedenleri; iki göz arasındaki numara farkı, düzeltilmemiş yüksek hipermetrop-astigmat ve göz kaymasıdır. Çocuk tek gözüyle rahatça gördüğü için hiçbir şikâyeti olmaz — aile de fark etmez.

“Görme sistemi çocukluk döneminde şekillenir. Bu gelişim penceresi yaklaşık 7-9 yaş civarında kapanır” diyor Dr. Baş. “Erken yakalanan bir göz tembelliği kapama tedavisi ve gözlükle büyük ölçüde düzeltilebilir. Aynı çocuk 10 yaşında karşımıza geldiğinde ise elimizden gelen çok azdır. Kaybedilen görme kalıcı olur. Bu yüzden çocuk göz muayenesi ertelenebilir bir şey değildir; takvimi olan bir şeydir.”

“Okulda tarama yapıldı, sorun çıkmadı” demek yeterli mi?

Değil. Dr. Baş’a göre ailelerin en sık yanıldığı nokta burası.

Okullarda yapılan görme taramaları genellikle uzak görme keskinliğini ölçer. Bu tarama miyopu yakalamakta iyidir; ancak hipermetropi, astigmatizma, gizli göz kaymaları ve odaklama bozuklukları bu testlerden rahatlıkla geçebilir. Çocuk uyum yeteneği yüksek olduğu için tabloyu “kendi kendine düzeltir”, tabloyu okur — ama bunu yaparken göz kaslarını sürekli zorladığı için baş ağrısı ve okuma yorgunluğu yaşar.

Bunun önüne geçmenin tek yolu, çocuğun damla ile (sikloplejik) refraksiyon muayenesinden geçmesi. Damla, göz kaslarının uyum refleksini geçici olarak devre dışı bırakarak numaranın gerçek değerini gösterir. “Çocukta damlasız yapılan ölçüm bize gerçek numarayı vermez” diyor Dr. Baş. “Özellikle hipermetropide çocuğun gizlediği numarayı ancak bu şekilde ortaya çıkarabiliyoruz.”

Tam bir çocuk göz muayenesi; görme keskinliği, damlalı refraksiyon, göz kaslarının değerlendirilmesi, derinlik ve renk görme testleri ile göz tabakalarının incelenmesini kapsar. Çocuk henüz konuşamıyor ya da harf tanımıyorsa da muayene mümkündür — bunun için resimli ve şekilli özel testler kullanılır.

Muayene takvimi: Hangi yaşta, ne zaman?

Op. Dr. Berna Baş’ın önerdiği kontrol planı şöyle:

  • Yenidoğan dönemi: Doğumda kırmızı refle muayenesi (özellikle prematüre bebeklerde retina taraması şart)
  • 6-12. aylar: İlk göz kaslarının ve görsel takibin değerlendirilmesi
  • 3 yaş: İlk kapsamlı göz muayenesi — ambliyopi taraması için kritik dönem
  • 5-6 yaş / okul öncesi: Okula başlamadan mutlaka tam muayene
  • Okul dönemi: Şikâyet olmasa bile yılda bir kez kontrol
  • Gözlük kullanan çocuklarda: Hekimin belirlediği sıklıkta, genellikle 6-12 ayda bir

Ailede yüksek numara, göz tembelliği, şaşılık ya da kalıtsal göz hastalığı öyküsü varsa bu takvim öne çekilmeli. “Bu durumda ilk muayene için 3 yaşı beklemeyin” uyarısında bulunuyor Dr. Baş.

Ekran süresi ve miyopi: Artık göz ardı edilemez

Son yıllarda çocuklarda miyopinin belirgin biçimde arttığını söyleyen Dr. Baş, bunun iki temel sebebine dikkat çekiyor: artan yakın çalışma süresi ve azalan açık hava zamanı.

Ailelerin uygulayabileceği, bilimsel dayanağı güçlü iki basit önlem var:

1. Günde en az 2 saat gün ışığı. Açık havada geçirilen zamanın çocuklarda miyopi gelişimini yavaşlattığını gösteren çok sayıda çalışma bulunuyor. Bu, gözlük numarasının ilerlemesini frenleyen en etkili ve en ucuz yöntem.

2. 20-20-20 kuralı. Her 20 dakikalık yakın çalışmadan sonra, 20 saniye boyunca yaklaşık 6 metre (20 feet) uzağa bakmak. Bu kısa mola, odaklama kaslarının dinlenmesini sağlar.

Buna ek olarak; ekranın göz hizasının hafif altında ve en az 40-50 cm uzakta tutulması, ortamın yeterli aydınlatılması ve yatmadan en az bir saat önce ekranların kapatılması öneriliyor. Numarası hızla ilerleyen çocuklarda ise miyopi kontrol yöntemleri (özel gözlük camları, düşük doz atropin, gece lensleri) hekim değerlendirmesiyle gündeme gelebiliyor.

Gözlük kullanmak “gözü tembelleştirir” mi?

Hayır. Op. Dr. Berna Baş, muayenehanede en sık duyduğu yanlış inanışın bu olduğunu belirtiyor:

“Gözlük gözü bozmaz, tembelleştirmez. Tam tersine, doğru numara gözün ve beynin normal gelişimi için gereklidir. Asıl zarar, gerekli olduğu halde gözlük takılmamasından doğar. Aynı şekilde ‘büyüyünce geçer’ diye beklenen göz kaymaları da kendiliğinden düzelmez; erken müdahale gerektirir.”

Prefabrik Fabrika İnşaatı

Sanayi tesislerinin kurulmasında yapının kullanım amacı, üretim kapasitesi, makine yerleşimi ve gelecekte ortaya çıkabilecek ihtiyaçlar birlikte değerlendirilmelidir. Prefabrik fabrika inşaatı, yapı elemanlarının önemli bir bölümünün kontrollü üretim koşullarında hazırlanarak proje sahasında bir araya getirilmesine dayanan yapı çözümlerinden biridir. Prefabrik sistemler doğru projelendirme ve uygulamayla fabrika, üretim tesisi, atölye ve farklı endüstriyel yapıların oluşturulmasında kullanılabilir. Projenin başarısı ise yalnızca yapı sisteminin seçimine değil, zemin özelliklerinden taşıyıcı sisteme ve tesis içindeki operasyonel ihtiyaçlara kadar birçok unsurun bütüncül biçimde planlanmasına bağlıdır.

Prefabrik Fabrika İnşaatı Nasıl Planlanır?

Prefabrik fabrika inşaatı sürecinde ilk olarak tesisin hangi amaçlarla kullanılacağı ve ihtiyaç duyulan kapalı alan belirlenmelidir. Üretimde kullanılacak makinelerin ölçüleri, çalışma alanları, depolama ihtiyacı, personel bölümleri ve araç giriş çıkışları mimari planı doğrudan etkileyebilir. Ardından zemin koşulları ve proje gereksinimleri doğrultusunda temel ve taşıyıcı sistem hesaplamaları gerçekleştirilir. Yapının kurulacağı bölgenin deprem, rüzgâr ve diğer çevresel yükler açısından değerlendirilmesi de mühendislik tasarımının önemli parçaları arasındadır. Projelendirme aşamasında yürürlükteki mevzuatın ve ilgili yapı standartlarının dikkate alınması gerekir.

Prefabrik Sistemlerin Fabrikalarda Kullanımı

Endüstriyel yapılarda geniş ve işlevsel çalışma alanlarının oluşturulması önemli bir gereksinimdir. Prefabrik fabrika inşaatı yöntemlerinin tercih edilmesindeki önemli nedenlerden biri, yapı elemanlarının önceden belirlenen proje doğrultusunda üretilmesi sayesinde şantiyedeki imalat süreçlerinin daha planlı yürütülebilmesidir. Fabrika yapısının özelliklerine göre taşıyıcı elemanlar, çatı sistemleri ve dış cephe çözümleri proje kapsamında belirlenebilir. Prefabrikasyon, belirli koşullarda geleneksel şantiye imalatlarının bir bölümünü azaltarak yapım süresinin daha öngörülebilir hale gelmesine katkı sağlayabilir. Ancak elde edilecek avantajlar projenin büyüklüğüne, tasarımına, saha koşullarına ve kullanılan sisteme göre değişiklik gösterebilir.

Endüstriyel Yapılarda Doğru Projelendirmenin Önemi

Bir fabrikanın yalnızca bugünkü üretim ihtiyacına göre tasarlanması uzun vadede yeterli olmayabilir. Prefabrik Fabrika İnşaatı planlanırken üretim kapasitesinde meydana gelebilecek değişiklikler, yeni makinelerin eklenmesi veya depolama alanlarının genişletilmesi gibi gelecekteki ihtiyaçların da değerlendirilmesi yararlı olabilir. Aynı zamanda yapı içerisinde doğal ve yapay aydınlatma, havalandırma, yangın güvenliği, elektrik altyapısı ve lojistik hareketlerin planlanması gerekir. Üretim sürecinin kesintisiz ve güvenli biçimde yürütülebilmesi için mimari ve mühendislik disiplinlerinin birbiriyle uyumlu çalışması önem taşır. Bu nedenle fabrika projelerinin deneyimli ekiplerle yürütülmesi tercih edilmelidir.

Egesit İnşaat ile Fabrika Projeleri

Prefabrik fabrika inşaatı konusunda profesyonel hizmet almak isteyen işletmeler için Egesit İnşaat, endüstriyel yapı ihtiyaçlarına yönelik çalışmalar gerçekleştirmektedir. Fabrikanın kullanım amacı, ihtiyaç duyulan alan ve projeye özgü teknik gereksinimler değerlendirilerek uygun yapı çözümlerinin oluşturulması hedeflenmektedir. Projelendirmeden uygulama sürecine kadar farklı aşamaların koordineli biçimde yürütülmesi, yatırımın planlanan işlevlere uygun bir yapıya dönüşmesi açısından önemlidir. Yeni fabrika yatırımı planlayan veya endüstriyel yapı ihtiyaçları için profesyonel destek almak isteyen işletmeler, Egesit İnşaat tarafından sunulan hizmetler hakkında ayrıntılı bilgi almak için 0538 236 79 02 numaralı telefondan veya info@egesitinsaat.com e-posta adresinden iletişim sağlayabilir.

Almanya Koçluk Eğitimi

Koçluk, bireylerin hedeflerini netleştirmelerine, mevcut potansiyellerini daha etkili biçimde kullanmalarına ve yaşamlarında gerçekleştirmek istedikleri değişimler için harekete geçmelerine eşlik eden profesyonel bir süreçtir. Bu alanda profesyonel olarak çalışmak isteyen kişiler için alınan eğitimin içeriği ve uluslararası standartlarla uyumu önem taşır. Almanya Koçluk Eğitimi seçeneklerini değerlendirirken eğitim dili, uygulamalı çalışmalar, eğitmenlerin deneyimi, programın kapsamı ve akreditasyon durumu birlikte incelenmelidir. Özellikle uluslararası geçerliliği bulunan mesleki standartlar doğrultusunda hazırlanan programlar, koçluk alanında sistemli bir eğitim süreci geçirmek isteyenler açısından önemli bir seçenek oluşturur.

Almanya Koçluk Eğitimi ile Profesyonel Yetkinlik Kazanmak

Almanya Koçluk Eğitimi programlarının temel amacı yalnızca çeşitli görüşme tekniklerinin öğrenilmesi değildir. Nitelikli bir eğitim sürecinde aktif dinleme, güçlü sorular sorma, hedef belirleme, farkındalık oluşturma ve danışanın kendi çözüm yollarını geliştirmesine eşlik etme gibi temel koçluk becerileri üzerinde çalışılır. Profesyonel koçlukta etik ilkeler ve sınırlar da eğitimin önemli parçaları arasındadır. Koçun danışana doğrudan çözüm sunan veya onun adına karar veren kişi olmadığı anlaşılmalıdır. Eğitim sürecindeki teorik bilgilerin uygulamalarla desteklenmesi ise katılımcıların öğrendikleri becerileri gerçek görüşme süreçlerine aktarabilmeleri açısından önemlidir.

ICF Akreditasyonu Neden Önemlidir?

Koçluk eğitimi araştırılırken karşılaşılabilecek önemli kavramlardan biri ICF akreditasyonudur. International Coaching Federation, profesyonel koçluk alanında yetkinlik ve etik standartları belirleyen uluslararası kuruluşlardan biridir. ICF tarafından akredite edilmiş eğitim programları belirli eğitim ve kalite kriterleri doğrultusunda değerlendirilir. Bu nedenle Almanya Koçluk Eğitimi arayan kişilerin programın hangi kurum tarafından sunulduğuna ve sahip olduğu akreditasyonun kapsamına dikkat etmesi faydalıdır. ICF standartlarına uygun bir eğitim almak, profesyonel koçluk alanında ilerlemek ve ilerleyen süreçte ICF tarafından sunulan bireysel koçluk unvanlarına yönelik süreçleri değerlendirmek isteyen kişiler için güçlü bir temel oluşturabilir.

Online ve Yüz Yüze Koçluk Eğitimi Seçenekleri

Eğitim programlarının farklı katılım seçenekleri sunması, özellikle çalışan veya farklı şehirlerde yaşayan kişiler açısından önemli bir avantajdır. Almanya Koçluk Eğitimi kapsamında yüz yüze gerçekleştirilen çalışmalar doğrudan etkileşim ve sınıf ortamında uygulama olanağı sağlarken online programlar mekândan bağımsız katılım imkânı sunabilir. Türkçe ve Almanca eğitim alternatiflerinin bulunması da Almanya’da yaşayan Türkçe konuşan katılımcılar açısından eğitim içeriklerini daha rahat takip etmeyi mümkün kılabilir. Program seçiminde yalnızca eğitim formatına değil, derslerin kapsamına, uygulama çalışmalarına ve sunulan sertifikanın niteliğine de dikkat edilmesi gerekir.

Derya Öte Koçluk ve Danışmanlık Akademisi

Profesyonel koçluk alanında eğitim almak isteyenlere yönelik Almanya Koçluk Eğitimi programları sunan Derya Öte Koçluk ve Danışmanlık Akademisi, Almanya’da faaliyet göstermektedir. Akademi, Türkçe ve Almanca eğitim seçenekleriyle farklı katılımcı profillerine hitap etmekte, eğitimlerini yüz yüze ve online alternatiflerle sunmaktadır. ICF akreditasyonuna sahip olan kurumda, uluslararası koçluk standartları doğrultusunda hazırlanan eğitim programlarına katılmak ve ICF onaylı koçluk sertifikası almak mümkündür. Eğitim programları, başvuru koşulları ve süreç hakkında ayrıntılı bilgi edinmek isteyenler +49 160 8488493 numaralı telefondan veya info@lifecoach-deryaoete.de e-posta adresinden Derya Öte Koçluk ve Danışmanlık Akademisi ile iletişime geçebilir.

Banyo Kaplama

Banyonun görünümünü değiştirmek her zaman mevcut yüzeylerin tamamen sökülmesini gerektirmez. Dekoratif kaplama folyoları, uygun yüzeylerde kullanıldığında mekâna farklı bir görünüm kazandırmak için değerlendirilebilecek pratik seçeneklerden biridir. Banyo Kaplama uygulamalarında farklı renk, desen ve yüzey görünümlerine sahip folyolar kullanılarak dolap, tezgâh veya uygun duvar yüzeylerinde dekoratif değişiklikler yapılabilir. Ancak uygulamanın başarılı olabilmesi için folyonun özellikleri kadar kaplanacak zeminin durumu da önemlidir. Yüzeyin temiz, düzgün ve uygulamaya elverişli olması, kaplamanın daha düzenli görünmesine ve yüzeye daha iyi tutunmasına yardımcı olur.

Banyo Kaplama ile Dekorasyonu Yenilemek

Banyo kaplama folyoları özellikle mevcut dekorasyonundan sıkılan ancak kapsamlı bir yenileme çalışması yapmak istemeyen kişiler için alternatif oluşturabilir. Mermer, ahşap, taş veya farklı renk görünümlerine sahip dekoratif seçeneklerle banyonun genel tarzında değişiklik yapılabilir. Örneğin mevcut banyo dolaplarının görünümü dekorasyonla uyumlu bir kaplama kullanılarak yenilenebilir. Kaplama seçerken yalnızca desenin beğenilmesi yeterli değildir. Ürünün uygulanacağı yüzeye uygunluğu ve kullanım özellikleri de incelenmelidir. Ayrıca mekânda kullanılan zemin, duvar, dolap ve aksesuar renklerinin birbiriyle uyumlu seçilmesi daha bütünlüklü bir dekorasyon oluşturulmasını sağlayabilir.

Kaplama Folyosu Uygulamasında Yüzey Hazırlığı

Dekoratif folyonun görünümünü etkileyen önemli konulardan biri uygulama öncesindeki hazırlıktır. Banyo Kaplama yapılacak alanın üzerinde toz, yağ, kir veya folyonun yapışmasını engelleyebilecek kalıntıların bulunmaması gerekir. Yüzeyde belirgin çatlaklar, kabarmalar veya düzensizlikler varsa bunlar kaplama sonrasında da görünür hale gelebilir. Bu nedenle mümkün olduğunca düzgün bir zemin üzerinde çalışılması önem taşır. Folyonun ölçülerinin uygulama öncesinde dikkatlice belirlenmesi de malzeme kaybını azaltabilir. Özellikle köşe, kenar ve birleşim noktalarında dikkatli çalışmak, tamamlanan uygulamanın daha temiz ve düzenli görünmesine yardımcı olur.

Banyoda Kaplama Folyosu Seçerken Nelere Dikkat Edilmeli?

Banyo, evin diğer bölümlerinden farklı olarak su ve neme sıkça maruz kalan bir alandır. Bu nedenle Banyo Kaplama için ürün seçilirken folyonun kullanım alanı ve üretici tarafından belirtilen özellikleri kontrol edilmelidir. Her dekoratif folyonun sürekli suyla temas eden yüzeyler için uygun olduğu varsayılmamalıdır. Özellikle duş alanı gibi yoğun ve doğrudan su temasının bulunduğu bölümlerde ürünün teknik özellikleri dikkate alınmalıdır. Kaplamanın temizliği sırasında da yüzeye zarar verebilecek aşındırıcı ürünlerden kaçınmak gerekebilir. Üreticinin uygulama ve bakım önerilerine uyulması, folyonun görünümünün korunmasına yardımcı olabilir.

Renklendir Hayatını ile Dekoratif Kaplama Seçenekleri

Banyo Kaplama ürünleri arayanlar için Renklendir Hayatını, dekoratif kaplama folyolarının satışını gerçekleştiren bir web sitesidir. Farklı yüzeylerin görünümünü yenilemek isteyen kullanıcılar, sitedeki kaplama folyosu alternatiflerini inceleyerek dekorasyonlarına uygun renk ve desen seçeneklerini değerlendirebilir. Ürün satın almadan önce seçilen folyonun uygulanması planlanan banyo yüzeyine uygunluğu ve kullanım koşulları hakkında bilgi edinmek faydalı olacaktır. Renklendir Hayatını ürünleri ve sipariş süreci hakkında bilgi almak isteyenler 0850 840 41 41 numaralı müşteri hizmetleri hattından veya 0545 450 41 41 numaralı WhatsApp iletişim hattından firmaya ulaşabilir.

Mutfakta İsrafı Azaltmanın En Pratik Yolu: Alışverişten Önce Evde Ne Var Diye Bakmak

Bir demet maydanozun yarısı, tek başına kalmış bir havuç, ne zaman açıldığı hatırlanmayan yoğurt ve paketin dibindeki bir avuç bulgur… Ev mutfaklarında çöpe giden gıda çoğu zaman büyük porsiyonlardan değil, bu küçük unutkanlıklardan oluşuyor. Her biri önemsiz göründüğü için erteleniyor; birkaç gün sonra kullanılabilir durumunu kaybediyor. Üstelik yalnızca yiyecek değil, o ürünü almak için harcanan para, taşıma ve hazırlık emeği de boşa gidiyor.

İsrafı azaltmak denildiğinde akla hemen çok ayrıntılı listeler veya kusursuz bir kiler düzeni gelebilir. Oysa en etkili başlangıç, alışverişe çıkmadan önce buzdolabına gerçekten bakmak. Kapıyı açıp genel bir göz gezdirmekten söz etmiyoruz. Rafları sırayla kontrol etmek, kısa sürede tüketilmesi gerekenleri öne almak ve dondurucuda neler bulunduğunu not etmek gerekiyor. Beş dakikalık bu kontrol, hem gereksiz alımı hem de akşam ne pişirileceği konusundaki kararsızlığı azaltıyor.

Önce tüketilecekler için küçük bir alan ayırın

Buzdolabında “önce beni kullan” bölümü oluşturmak basit ama güçlü bir yöntem. Son kullanma tarihi yaklaşan peynir, yarım limon, açılmış krema veya yumuşamaya başlayan sebzeler bu alanda tutulabilir. Herkesin görebildiği tek bir kutu ya da raf, ürünlerin arka tarafta unutulmasını önler. Yemek düşünürken ilk bakılacak yer de burası olur.

Bu malzemelerin birbirine uyumlu görünmesi şart değil. Yoğurt çorbaya, sosa veya hamura girebilir. Birkaç çeşit sebze fırın tepsisine, omlete ya da makarna sosuna dönüşebilir. Bayatlamaya yaklaşan ekmek kruton, galeta unu veya yumurtalı ekmek olarak değerlendirilebilir. Ürünü “hangi tarifte geçiyor?” diye düşünmek yerine “bu ürün mutfakta hangi işi görebilir?” diye sormak seçenekleri artırır.

Fikir bulmakta zorlanıldığında YemekTarif gibi bir tarif arşivi, eldeki üründen başlayarak düşünmeyi kolaylaştırabilir. Buradaki önemli değişiklik şudur: Önce tarif seçip eksik malzeme almak yerine, önce mevcut malzemeyi belirleyip ona uygun tarife yönelmek. Bu küçük yön değişimi ay sonunda hem çöp kutusunda hem market fişinde fark edilir.

Alışveriş listesi menüden değil, stoktan başlamalı

Haftalık menü hazırlamak yararlı olsa da stok kontrolü yapılmadan yazılan menü yeni fazlalıklar yaratabilir. Örneğin evde iki çeşit bakliyat varken üçüncüsünü almak veya dondurucuda tavuk bulunduğunu unutmak sık rastlanan durumlardır. Bu nedenle listeyi üç sütun halinde düşünmek işe yarar: evde var, kısa sürede kullanılacak, gerçekten alınacak. Bu kısa listeyle malzemeye göre tarif aramak, alışverişten önce evdeki ürünlere bir kullanım alanı bulmayı kolaylaştırır.

“Gerçekten alınacak” sütununa yalnızca planlanan yemeklerin eksikleri değil, düzenli tüketilen temel ürünler de eklenebilir. Fakat indirimde olduğu için alınan her ürün tasarruf değildir. Kullanılmadan çöpe giden indirimli ürün, tam fiyatla ihtiyaç kadar alınan üründen daha pahalıya gelir. Özellikle taze sebze, meyve, süt ürünü ve ekmekte gerçek tüketim hızını bilmek, kampanya heyecanından daha değerlidir.

Doğru saklama, iyi niyetten daha uzun ömürlüdür

Ürünleri değerlendirmeye niyet etmek yetmez; onları doğru koşullarda saklamak gerekir. Yeşillikler yıkanıp tamamen kurutulmadan kapalı kaba konursa hızla bozulabilir. Patates ve soğan aynı yerde tutulduğunda filizlenme süreci hızlanabilir. Sıcak yemek doğrudan büyük ve derin bir kapla buzdolabına kaldırıldığında güvenli biçimde soğuması gecikebilir. Her ürünün ihtiyacı aynı değildir.

Şeffaf kaplar kullanmak, içeriği görünür kıldığı için pratik bir avantaj sağlar. Opak kaplarda kalan yemeklerin unutulma ihtimali daha yüksektir. Pişirme tarihini küçük bir etiketle yazmak da “Bu ne zamandan kaldı?” tartışmasını ortadan kaldırır. Derin dondurucuda saklanabilecek tarifler arasından seçim yaparken de tek öğünlük porsiyonları düşünmek, yalnızca ihtiyaç kadarını çözmeyi mümkün kılar.

Burada gıda güvenliği konusunda kişisel tahminlere güvenmemek önemli. Kokusu normal gelen her ürün güvenli olmayabilir; saklama süresi ve sıcaklığı dikkate alınmalıdır. Şüpheli ürünü kurtarmaya çalışmak yerine, bir sonraki alışverişte daha küçük miktar almak en doğru çözümdür. İsrafı önlemek, sağlıktan ödün vermek anlamına gelmez.

Sap, kabuk ve yaprak her zaman çöp değildir

Sebzelerin alışkanlıkla atılan bazı bölümleri doğru temizlendiğinde kullanılabilir. Brokoli sapı ince doğranıp çorbaya veya tavaya eklenebilir. Maydanoz ve dereotu sapları yemeklere aroma verebilir. Pırasanın koyu yeşil kısımları iyi temizlenip sebze suyunda değerlendirilebilir. Limon kabuğu, yüzeyi uygunsa ve iyice yıkandıysa rendelenerek hamur işlerine küçük porsiyonlar halinde eklenebilir.

Elbette her kabuğu değerlendirmek zorunda değiliz. Ama yenilebilir bölümleri tanımak, satın alınan üründen daha fazla yararlanmayı sağlar. Sebze suyu hazırlamak için biriktirilen parçaların temiz ve sağlıklı olması, dondurucuda uzun süre bekletilmemesi gerekir. “Sıfır atık” uğruna işe yaramayacak parçaları aylarca saklamak da yalnızca dondurucudaki dağınıklığı büyütür.

Porsiyon hesabını sofradaki gerçeklere göre yapın

Tariflerde verilen kişi sayısı her ev için aynı sonucu doğurmaz. Çocukların yaşı, yanında sunulan yemekler ve aile bireylerinin iştahı porsiyonu değiştirir. Bir tarifi ilk kez yaparken ölçüyü not almak, sonraki denemede daha doğru miktar hazırlamayı sağlar. “Dört kişilik tarif bize iki öğün yetti” gibi basit bir not, gelecekteki israfı önleyebilir.

Fazla pişirmenin her zaman kötü olmadığını da unutmamak gerekiyor. Ertesi gün öğle yemeğine götürülecekse veya güvenli biçimde dondurulacaksa çift porsiyon hazırlamak enerji ve zaman tasarrufu sağlar. Sorun, fazlalığın bir planı olmamasıdır. Yemek tencereye girmeden önce “Kalan kısmı ne zaman yiyeceğiz?” sorusuna cevap verilemiyorsa miktarı azaltmak daha mantıklıdır.

Haftada bir “tamamlama öğünü” planlayın

Haftanın bir öğününü kalanları değerlendirmeye ayırmak, buzdolabının düzenli olarak sıfırlanmasını sağlar. Bu öğün aynı yemekten oluşmak zorunda değil. Birkaç küçük tabak birlikte sofraya gelebilir; kalan sebzelerle omlet yapılabilir veya çorba, salata ve dünden kalan ana yemek tamamlayıcı biçimde sunulabilir. Ev halkı bu düzeni bildiğinde kalan yemek, sürpriz ya da isteksizce yenilen bir seçenek olmaktan çıkar.

Tamamlama öğününden önce dolapta kalanların fotoğrafını çekmek bile faydalıdır. Market yolunda “Evde peynir var mıydı?” sorusunun cevabı telefonda hazır olur. Benzer şekilde kuru gıda dolabının ayda bir kontrol edilmesi, aynı ürünün birden fazla açık paket halinde birikmesini önler. Yeni alınan paketi arkaya, eski olanı öne koymak profesyonel mutfakların evde de uygulanabilecek en sade kurallarından biridir.

Mutfakta israfı azaltmak tek seferlik büyük bir temizlik projesi değil, küçük kararların toplamıdır. Alışverişten önce kontrol etmek, görünür saklamak, doğru porsiyonlamak ve kalan yemeğe bir sonraki rolünü vermek bu kararların temelini oluşturur. Her havucu son parçasına kadar kullanmak her zaman mümkün olmayabilir. Fakat çöpe gidenleri fark etmeye başladığımız anda alışkanlıklar değişir; mutfak bütçesi de bu değişimi kısa sürede hisseder.

Özel: ‘Bütün otoyolları devletleştireceğiz’

Olgay GÜLER
Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren, köprü ve otoyolların özelleştirme kapsamına alınmasını eleştirerek, “Bu ihaleye girecek olanlara ve 25 yıllık gelir için bugünkü paranın 5 yıllık tutarını ama zam yapınca neredeyse 1.5-2 yıllık tutarıyla burayı alacak olanlara söylüyorum. Seneye geleceğiz, iktidara geleceğiz. Bütün otoyolları devletleştireceğiz” dedi.


Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Trakya ziyaretleri kapsamında Edirne’ye geldi. Özel, Selimuiye Camisi meydanında Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan, Tekirdağ Belediye Başkanı Candan Yüceer, ilçe ve belde belediye başkanları ve partililer tarafından karşılandı.

Restorasyonu tamamlanarak yeniden ibadete açılan Selimiye Camisi’ni gezen Özel, ardından vatandaşlarla sohbet etti.

Cami çıkışında kendisine ikram edilen Edirne Tava Ciğeri’nin de tadına bakan Özel, ardından Edirne Belediyesi tarafından yapımı tamamlanan Veda Edirne Emekli Evi’nin açılışını yaptı.

Özel programdan önce etrafını saran vatandaşlarla bir araya gelerek, konuşma yaptı.


‘CANI SIKILAN VARSA EDİRNE’YE BEKLİYORUZ’
Burada konuşan Özel, partiye katılanların, tarihin doğru tarafından durduklarını belirterek, “Biraz önce Edirne Belediye Başkanımıza, ilçe belde belediye başkanlarımıza rozetlerini taktık. Onlar tarihin doğru tarafında duran, onlar yenilgiye alışmayıp iktidar isteyen, önüne engel çıkarınca tüm yolları zorlayan, yol açılmazsa sizin talimatınızla yeni bir yol açan, iktidar hedefinden ayrılmayan Yeni Parti’nin belediye başkanlarıdır. Yeni parti Türkiye’nin yeni partisidir, Atatürkçülerin yeni partisidir. Geçmişte omuz omuza mücadele ettiğimiz, şimdi akın akın bizimle birlikte Yeni Parti’ye katılan arkadaşlarımızın yeni partisidir. Yeni Parti Trakya’nın, Rumeli’nin, benim canım akrabalarımın yeni partisidir. Biraz önce dört yıldır kapalı kalan, yeni kavuştuğunuz Selimiye Camii’ni gezdik, ziyaret ettik, Mimar Sinan’a dua ettik. Bu güzel kentin daha çok tanınması için katkı sağlayan, hangi görüşten olursa olsun herkese teşekkür ettik. Belediye başkanımızla birlikte buradan tüm Türkiye’ye sesleniyoruz. Burada yılda 2 milyon ziyaretçi alan Mimar Sinan’ın ustalık eseri, görmeye, incelemeye, hikayesini duymaya doyamayacağınız Selimiye Camii var. Onun azıcık gölgesinde de kalsa harika, tarihimizin eşsiz eserleri burada. Şehir güzel, gastronomi açısından güzel, kültür turizmi açısından güzel. Kırkpınar’a gelince dünyanın en eski spor organizasyonu olması açısından güzel. Bir de canı sıkılan, darda olan, ruhu daralan varsa bu şehirde geçirdiğiniz bir gün sizi dinlendirir, herkesi Edirne’ye bekliyoruz. Belediye başkanımız size ev sahipliği yapmaya hazır” dedi.


‘YENİ PARTİ EMEKLİLERE HAKKINI TEKRAR VERECEK’
Açılışı yapılan Vefa Edirne Emekli Evi’nin, emekliler için önemli bir hizmet olduğunu belirten dile getiren Özel, “Vefa Edirne, Edirne Belediyesi’nin emekliler için açmış olduğu, onların gelip sosyalleşeceği, her yaştan Edirneliyle sohbet edecekleri, kuaför hizmetinin beşte biri fiyata sunulduğu, ikramların piyasa fiyatlarının çok altında olduğu ve emeklilere vefa gösterilen Edirne Belediyesi’nin önemli bir hizmeti. Hiç şüphe yok ki Türkiye’deki emekliler dünya siyaset tarihinde karşılaşılmamış bir vefasızlıkla karşı karşıya. 20 yıl önce, 25 yıl önce bu iktidar geldiğinde, yani 2002 yılında bundan 24 yıl önce en düşük emekli maaşı 8 çeyrek altın alıyordu. Bugün en düşük emekli maaşı 23 bin 500 lira; 2 çeyrek altını zor alıyor. Emekliler, geçmişte emekli olup, huzura erip, hatta belki çocuğuna, torununa yardım edebilen durumdayken, şimdi aldıkları maaşı eğer evleri yoksa kiraya verirlerse aç kalıyorlar. Bunun en iyi örneği de Edirne. Çünkü ortalama ev kirası 23 bin lira. En düşük emekli maaşı 23 bin 500 lira. Yani evin yoksa, parayı kiraya verirsen aç kalırsın, karnını doyurursan, sokakta kalırsın. İşte Yeni Parti en çok da son dönemlerde emekliler için verdiğimiz mücadelenin bir karşılığı olarak, gittiğimiz her yerde emeklilerin koşup gelip sarıldığı Yeni Parti, AK Parti’nin kara düzenini değiştirecek, emeklilere hakkını tekrar verecek” diye konuştu.


‘BU BÜYÜK VEFASIZLIĞA MEYDAN OKUYORUZ’
En düşük emekli maaşının 39 bin lira olması gerektiğini söyleyen Özel, “Ben diyorum ki bazen gelir gelmez, biz geldikten üç ay sonraki emekli maaşında, en düşük emekli maaşı asgari ücret olacak diyorum. Bakıyorlar; ‘Olur mu?’ diyorlar. Bizim hesabımıza göre bugün asgari ücret 39 bin lira olmalı ve en düşük emekli maaşı da bir asgari ücret olmalıdır. Ayrıca şunu unutmayın, şaka değil gerçek. Bu iktidarın emekliye yaptığını hatırlamak için 8 çeyrek altından iki çeyrek altına düşürdü. Ya da en düşük emekli maaşı 1 buçuk asgari ücretti geldiklerinde, bugün asgari ücretin çok çok altında kaldı. Biz geldiğimizde ilk dönem en düşük emekli maaşı bir asgari ücret alacak, bir sonraki döneme kadar bir buçuk asgari ücrete çıkacak, hiç yolu yok. Yıllarca elleri nasırlaşmış, dirsekleri çürümüş, gözlük camları büyümüş, günü geldiğinde; ‘Sen artık yeter çalıştın, sen duracaksın, biz sana bakacağız’ dediğimiz emekliler şimdi iş arıyor, ‘İş bulursam çalışırım’ diyor. Antalya’da, Burdur’da serada 70 yaşında teyze çalışıyor ‘evladıma para yollayacağım’ diye. Bugün Edirne’deki emekliler ‘İş bulsam çalışırım’ diyor. Bu büyük vefasızlığa meydan okuyoruz ve Türkiye AK Parti’nin kara düzeni bitip Yeni Parti’nin size yakışan yeni düzeni kurulduğunda size yapılan bu vefasızlığı tam tersine çevireceğiz” şeklinde konuştu.


‘BÜTÜN OTOYOLLARI DEVLETLEŞTİRECEĞİZ’
Özel, Resmi Gazete’de yayınlanan, iki köprü ve sekiz otoyolun özelleştirilmesi kararına değinerek, “Dün akşam Resmi Gazete yayınlandı. Recep Tayyip Erdoğan imzasıyla iki köprü ve sekiz tane devlet otoyolunun özelleştirilmesine karar verildi. Ben bunu aylar önce söyledim, sustular. Yalanlamadılar, şüphelendik. Sonra yabancıların gelip, köprülerde inceleme yaptığı, otoyollarda ölçüm hesap kitap yaptığı ortaya çıktı, sustular. Bir kelime cevap vermediler. Dedim; ‘Cevap verin, bunu yapacak mısınız?’ Sustular. Dün gece sessiz sedasız Erdoğan imzayı attı. Ne oluyor biliyor musunuz? Rahmetli Özal’ın yaptığı İzmir-Çeşme otobanı özelleşiyor. Ne olacak söyleyeyim; İzmir-Çeşme otobanı, devletin yaptığı otobandır. Kilometre başına 95 kuruş, 50 kilometre yol gidiyor yaklaşık Çeşme’ye 48 lira, bilemedin 50 lira para ödüyorlar. Bu Turgut Özal’ın, ‘Semra koy bir kaset de keyfimize bakalım dediği’ otoyol. Allah rahmet eylesin. Ama bu tarafa giderken Tayyip Erdoğan’ın yap işlet devret diye yaptırdığı İstanbul otoyolu, aynı kilometreyi gidiyorsun Akhisar’a doğru; kilometresi 5 lira, ödeyeceğin para 50 kilometrede 250 lira. Şimdi bu özelleştirmeyle ucuz otobanların hepsi 5 kat pahalanacak. Bu özelleştirmeyle, İstanbul’daki birinci ve ikinci köprü şimdi 50 lira en az iki kat, iki buçuk kat pahalanacak. Üçüncü köprüden pahalı olacak. Üçüncüsü İzmir’de ve Bursa’daki çevre yolları, yani otobanın gelip İzmir’in etrafından geçtiği çevre yolu, Bursa’daki çevre yolu, bugüne kadar bedavaydı. Şimdi çevre yolları da dün özelleştirmeye alınmış, bunlar da paralı olacak. Buradan milletimize şunu söylüyorum. Aylardır bunun için uyarıyoruz, dinlemiyorlar ve şimdi böyle bir kötülüğü yaptılar. Yaptıkları şudur; altın yumurtlayan tavuğu kesiyorlar. Bir kere devlet bunu yapmış, maliyeti bitmiş. Bu dün akşam özelleştirmeye aldıklarından o ucuz paralarla devlet 700 milyon lira para topluyor. Şimdi bunlar burayı 3 milyar, 3 buçuk milyar, 4 milyar peşin para verene 25 yıllığına verecekler. Adam gelecek 5 kat zam yapacak. Verdiği parayı bir iki yılda çıkaracak, sonra 23 sene sırtımızdan haraç alacak. Buradan Erdoğan’a sözüm şu; seçim kazanmak için para lazım, çaresizsin onu görüyorum. Bu ihaleye girecek olanlara ve 25 yıllık gelir için bugünkü paranın 5 yıllık tutarını ama zam yapınca neredeyse 1.5-2 yıllık tutarıyla burayı alacak olanlara söylüyorum. Seneye geleceğiz, iktidara geleceğiz. Bütün otoyolları devletleştireceğiz” şeklinde konuştu.


PARTİYE KATILANLARA ROZETLERİNİ TAKTI
Vefa Edirne Emekli Evi’nin açılışını yapan Özel, Özel, burada Cumhuriyet Halk Partisi’nden istifa eden Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan’la birlikte partiye katılan ilçe başkanlarına rozetlerini taktı.


‘GELİRDEKİ ADALETİ SAĞLAMAK LAZIM’
Açılışta da konuşan Özel, Türkiye’deki adalet sisteminin yeniden sağlanması gerektiğini söyledi. Özel, “İlk önce gelirdeki adaleti sağlamak lazım. Daha çok çalışmak, hep birlikte kalkınmak, daha çok kazanmak lazım. Ama bunu halkça bölüşmek lazım. Sonra vergi adaleti sağlamak lazım. Dünyada Türkiye kadar dolaylı vergilerin yüksek olduğu bir ülke yok. Türkiye’de neredeyse yüzde 65. Nedir dolaylı vergi? Dolaylı vergi dünyanın en adaletsiz vergisidir. En zengin ve en fakirin aynı vergiyi vermesidir. Bu ülkede yeni bir kalkınma hamlesine, devletin planlamasını doğru yapmasına, hep birlikte dürüstçe yönetilen bir devletin, bu ülkenin işçisini de işverenince korumasına, çok kazanmasına ve adil bir vergi sisteminden bunların vergilendirilmesine ihtiyaç var. Türkiye’deki mahkeme adaleti sağlandığında yurt içinde para kazanan parasını dışarı kaçırmaz, yurt dışından yatırımcılar Türkiye’ye gelmekten korkmaz” dedi.


‘YASAKLARI YASAKLAYACAĞIZ’
Komedyen Deniz Göktaş’ın tutuklanmasını eleştiren Özel, “Bugünkü şartlarda mala çökülen, kimsenin malının garantisinin olmadığını, kimsenin kendisinin özgürlüğünün garantisinin olmadığı, iktidarın ayağına basanın bir anda hapse atıldığı, Türkiye’de sadece siyasetçilerin değil, gazetecilerin, akademisyenlerin, komedyenlerin hepimizin daha yeni yeni tanıdığı, Deniz Göktaş diye espriler yapan, şakalar yapan ve öyle hakaret falan bilmeyen birisini, Türkiye’de bir anda 14 milyon kişi izleyince, hükümete Erdoğan’a ufak ufak eleştirileri olan birisini içeriye attılar. Geçen gün serbest kaldı. Serbest bırakmayıp ikinci bir tutuklama yaptılar. İddianame çıkardılar, 10 yıla kadar hapis cezasını istiyorlar. Bu, bu ülkeyi yönetenlerin nasıl bir acziyet içinde olduğunu gösteriyor. Turgut Özal kendisini en ağır eleştirenin, herkesin katlanamayacağı en ağır karikatürleri Çankaya Köşkü’ne asardı. Süleyman Demirel kendisinin taklidini yapan plastik şova katılır kendiyle alay ederdi. Erdal İnönü kendisi hakkında anlatılanların üstüne koyarak kendi anlatır, kendiyle alay ederdi, her türlü eleştiriyi sonuna kadar açıktı. 1970’lerde ya rahmetli Türkeş’i, Erbakan’ı, Ecevit’i, Demirel’i, dördünü birden eleştiren karikatürler, yılın karikatürü seçilirdi. Bugün küçük bir ima Cumhurbaşkanına hakaret sayılıyor. Bu özgüvensizliktir. Bu iktidarın kendine güvenmemesidir. Ve biz Türkiye’de artık Erdoğan’ın bu kadar çok yasağıyla nasıl mücadele edeceğimizi Yeni Parti olarak karar verdik. Biz de iktidarımızda yasakçı olacağız. Bizim iktidarımızda yasaklar yasak olacak. Erdoğan’ın getirdiği bütün yasakları yasaklayacağımız” diye konuştu.


Özel açılışın ardından, 1’inci Murat Mahallesi’ndeki Pazar yerini dolaşıp hem esnaf, hem de vatandaşlarla bir araya geldi.

Ziyareti sırasında pazarcı önlüğü de giyen Özel daha sonra Kırklareli’ye gitmek üzere kentten ayrıldı.

Huzurevi sakinlerine Musabeyli’de piknik

Edirne Valiliği’nce Edirne Huzurevi sakinlerine Musabeyli Mesire Alanı’nda piknik  programı gerçekleştirildi.

Edirne Valiliği’nin programa ilişkin olarak sosyal medya hesabından, “Onlar bizim için çok kıymetli” başlığı ile gerekleştirilen paylaşımda şunlara yer verildi:

“Valimiz Yunus Sezer, Edirne Huzurevimizde hizmet alan çok değerli büyüklerimizle Musabeyli Mesire Alanı’nda gerçekleştirilen piknik  programında bir araya geldi.

Valimiz Yunus Sezer, programda huzurevi sakinlerimiz ile yakından ilgilenerek, sohbet etti.

Yaş alan büyüklerimiz daha sonra müzik eşliğinde gönüllerince eğlendi.”