Yazar arşivleri: Mehmet ŞELECİ

Eğitim İş’ten ‘siyah’ tepki!

Eğitim-İş Edirne Şubesi üyeleri Manisa’nın Turgutlu ilçesinde okuldaki saldırıya tepki olarak, okullarda siyah kıyafetler giydi. Sendika 3 gün süre ile üyelerin “Güvenli Okul, Sağlıklı Eğitim” kokartları takması kararını da aldı.


Eğitim İş Edirne Şube Başkanı Nedim Zobar, “Eğitim-İş olarak aldığımız eylem kararı sonucu, okullarda siyah giyiyor ve 3 gün “Güvenli Okul, Sağlıklı Eğitim” kokartları takıyoruz” dedi.
Zobar, “Manisa’nın Turgutlu ilçesinde, İnci Üzmez Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi önünde yaşanan silahlı saldırıda 11 öğrencimiz yaralandı. Evlerinden eğitim görmek için çıkan çocuklarımız, daha okul sıralarına ulaşamadan silahlı şiddetin ortasında kaldı” diyerek yazılı açıklamasında şunlara yer verdi:
Yaşananları daha da vahim hale getiren ise bu okulun güvenlik açısından 1. derece riskli okul olarak değerlendirilmiş olmasıdır. Okulların çocuklarımız açısından “riskli alanlar” olarak sınıflandırılmak zorunda kalması başlı başına ciddi bir sorundur. Ancak madem bu okul 1. derece riskli olarak tespit edilmişti, bu riskin gerektirdiği güvenlik tedbirlerinin neden alınmadığını sormak zorundayız. Daha okulun girişinde dahi çocuklarımızın güvenliğinin sağlanamamış olması İçişleri Bakanlığının ciddi bir zafiyetidir.
Üstelik bu olay, geçmişinde hiçbir uyarı bulunmayan bir tablonun sonucu değildir. Geçtiğimiz eğitim-öğretim yılında okullarda yaşanan saldırıların ardından önümüzde iki aylık yaz tatili vardı. Bu süre, eksikliklerin tespit edilmesi, riskli okulların belirlenmesi ve gerekli tedbirlerin eğitim-öğretim yılı başlamadan hayata geçirilmesi için kullanılabilirdi.


Buna rağmen okullar açıldıktan bir hafta sonra 7 bakanlık kameraların karşısına geçerek güvenlik değerlendirmelerinin yapıldığını, risklerin tespit edildiğini ve gerekli önlemlerin alındığını açıkladı ve bir protokol imzaladı. Bu açıklamaların üzerinden 15 saat geçtikten sonra 11 öğrencimizin yaralandığı silahlı bir saldırının yaşanması tam bir ciddiyetsizlik ve sorumsuzluktur.
7 Bakanlık bir protokolün altında yan yana gelebiliyorsa, çocuklarımız vurulduğunda sorumluluğun da arkasında yan yana duracak mıdır? Artık ne yazık ki eğitimin bir parçası haline getirilen şiddetten başta Millî Eğitim Bakanlığı olmak üzere tüm bakanlıklar ve siyasi iktidar topyekûn sorumludur.


Saldırıyı gerçekleştiren çocuğun eğitim süreci de ciddi sorular doğuruyor. Açık liseye geçerek örgün eğitimden kopan bu çocuk yeniden okula kayıt yaptırıyor; ancak bir hafta boyunca okula gelmiyor. Millî Eğitim Bakanlığı ve Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, çocuklar okuldan koparken neredeydiniz?
Bir çocuk okulun kendisine bir gelecek vadetmediğini düşünüyor, okulda kendisini değerli ve ait hissetmiyor, eğitimle daha iyi bir yaşam arasında bağ kuramıyorsa sistem o çocukla bağını kaybetmiş demektir.
Çocuklar şiddeti icat etmez, toplumdan öğrenir. Mesele aynı zamanda bir çocuğun nasıl şiddetin faili hâline geldiğidir.
Mesele, bir çocuğun eline silah geçene kadar devletin hangi mekanizmalarının devrede olduğudur. Eğitimden uzaklaşan çocuğu kimin takip ettiği, sosyal ve psikolojik açıdan risk altındaysa ona kimin ulaştığı, ailesi desteğe ihtiyaç duyuyorsa hangi kurumun o kapıyı çaldığıdır. Şiddet riski ortaya çıktığında okulun, ailenin, sosyal hizmetlerin, sağlık sisteminin ve güvenlik birimlerinin birbirinden haberdar olup olmadığıdır.


Ve bütün bunların sonunda mesele, bir çocuğun bir ateşli silaha nasıl ulaşabildiğidir.
İşte biz buna çocuk güvenliği diyoruz.
Protokolün altına imza atan bütün Bakanlıklara soruyoruz:
Sizin sorumluluğunuz neydi ve bu sorumluluğu neden yerine getirmediniz?
Millî Eğitim Bakanlığına soruyoruz: Okullarımızda neden yeterli sayıda rehberlik öğretmeni yok? Devamsızlığı artan, okuluyla bağı zayıflayan, eğitimden uzaklaşan veya davranışlarında ciddi değişiklikler gözlenen çocuklar için neden etkili mekanizmalar işletilmiyor?
Eğitimden uzaklaşan çocuğu yeniden kazanmak da kamunun sorumluluğudur.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına sesleniyoruz: Risk altındaki çocuklarımızı olay yaşanmadan önce tespit edebilecek güçlü bir çocuk koruma sistemi gereklidir. Eğitimden uzaklaşan, aile içinde ciddi sorunlar yaşayan, sosyal çevresinden kopan, şiddete maruz kalan ya da şiddete yönelme riski bulunan çocuklar takip edilmelidir. Okullar ile sosyal hizmet birimleri arasında gerçek anlamda çalışan bir erken uyarı mekanizması kurulmalıdır.
İçişleri Bakanlığına da açıkça soruyoruz: Türkiye’de bireysel silahlanmanın yarattığı tehlikeyi görmezden gelemeyiz. Ancak mesele yalnızca bireysel silahlanma değildir. Temel soru şudur: Bir çocuğun eline silah geçmesine ve bu silahın başka çocuklara yönelmesine kadar uzanan süreçte önleyici mekanizmalar neden sonuç vermedi?
Protokol imzalamak sorumluluğun yerine getirildiği anlamına gelmez. Protokol ancak sahada karşılığı varsa anlamlıdır. Altına kaç Bakanın imza attığı değil, o imzaların kaç çocuğu koruyabildiği önemlidir. 7 imza attınız; şimdi 7 Bakanlık olarak kendi görev alanınızın hesabını verin.
Bu olayda 11 çocuğumuz yaralandı. Onların ve ailelerinin yaşadığı korkunun, travmanın ve acının takipçisi olmak hepimizin görevidir.
Biz çocuklarımızın ne şiddetin mağduru ne de şiddetin faili olmasını istiyoruz. Bunun yolu, çocukları yalnızca sorun ortaya çıktığında hatırlayan değil, hayatlarının her aşamasında gören güçlü bir kamu sisteminden geçmektedir. Bu nedenle okul güvenliğini yalnızca polisiye tedbirlerle açıklayan anlayışı doğru bulmuyoruz.
Yeterli sayıda PDR uzmanı istihdam edilmeli; çocuk ve ergen psikologları, psikiyatristler ve sosyal hizmet uzmanlarıyla güçlü bir mekanizma kurulmalı; okul ve derslik yapılmalı, kalabalık sınıflar azaltılmalı ve ikili eğitim sonlandırılmalı; öğrencilerin ücretsiz sanat, spor, kültür ve kulüp faaliyetlerine erişimi sağlanmalı; zorbalık ve sosyal dışlanmayla mücadele programları yaygınlaştırılmalı; öğrencilerin okula aidiyetini güçlendirecek politikalar uygulanmalı ve eğitim gelecek vadetmelidir.
Güvenli okul yalnızca kapısında güvenlik görevlisi bulunan okul değildir. Çocuğun kendisini ait hissettiği ve geleceğine umutla bakabildiği; öğretmenin saygınlığının ve mesleki güvencesinin korunduğu; zorbalığın ve dışlanmanın görmezden gelinmediği; yardım isteyenin sesinin duyulduğu okuldur.
Kısacası çözüm, çocuğu yalnızca öğrenci olarak değil, bir bütün olarak gören kamusal politikalardadır.
Protokole imza atan Bakanlıklara çağrımız açıktır: Sorumluluğu birbirinizin üzerine bırakmayın, müfettiş görevlendirmekle yetinmeyin.
Çocuklarımız yaşamını kaybettikten sonra müdahale eden değil, yaralanmadan ve ölmeden önce riski gören; çocuk eğitimden uzaklaştığında dosyasını kapatan değil kapısını çalan; aile sorun yaşadığında yalnız bırakan değil destekleyen; şiddet riski ortaya çıktığında kurumların birlikte harekete geçtiği bir kamu düzeni istiyoruz.
Manisa’da yaralanan 11 evladımıza bir kez daha acil şifalar diliyor; ailelerinin, arkadaşlarının ve öğretmenlerinin yanında olduğumuzu ifade ediyoruz.
Eğitim-İş olarak eğitimde şiddetin normalleştirilmesine ve okullarımızın şiddetin, korkunun ve suçun adresi hâline getirilmesine karşı ülkenin dört bir yanında alanlardayız.
Çocuklarımızın güvenle eğitim gördüğü, eğitim emekçilerinin can güvenliği kaygısı taşımadan görev yaptığı okullar istiyoruz. Bunun için “Güvenli Okul, Sağlıklı Eğitim” talebimizi yükseltiyor, okullarımızda siyah giyiniyor, üç gün boyunca yakalarımıza kokartlarımızı takıyoruz. Çocuklarımızın ve eğitim emekçilerinin güvenliği sağlanana kadar bu meseleyi gündemde tutmaya, sorumlulara sorumluluklarını hatırlatmaya devam edeceğiz.
Hiçbir anne baba çocuğunu okula gönderirken onun silah seslerinin ortasında kalıp kalmayacağını düşünmek zorunda değildir. Hiçbir çocuk okul yolunda kurşunlarla karşılaşmamalıdır.
Sorularımızın cevabını, eksikliklerin giderilmesini ve çocuklarımızı gerçekten koruyacak politikaların hayata geçirilmesini istiyoruz.
Ve bunun takipçisi olacağız.
En büyük erdem sorumluluktur. Çocuklarımızı koruyamayan bu düzenin sorumlularına “istifa” diyoruz!

İstanbul’da Saç Ekimi ve Sağlık Turizminin Yükselen Rolü

İstanbul neden saç ekimi araştırmalarında öne çıkıyor?

İstanbul son yıllarda yalnızca turistik ve kültürel kimliğiyle değil, sağlık turizmi alanındaki yoğun hareketliliğiyle de dikkat çekiyor. Özellikle saç ekimi araştırması yapan kişilerin sayısının artmasında şehrin ulaşım ağı, farklı klinik seçenekleri ve uluslararası hastalara yönelik hizmet modeli etkili oluyor. Avrupa, Orta Doğu ve farklı bölgelerden doğrudan uçuşların bulunması, kısa süreli sağlık seyahatlerinin planlanmasını kolaylaştırabiliyor.

Bununla birlikte şehir seçimi, kararın yalnızca ilk adımıdır. Saç ekiminde sonuç üzerinde asıl belirleyici olan; kişinin saç dökülme tipinin doğru değerlendirilmesi, donör bölge kapasitesinin korunması ve uygun bir saç çizgisi planının oluşturulmasıdır.

Operasyon öncesi analiz neyi belirler?

Bir saç ekimi planı hazırlanırken saç açıklığının genişliği, saç telinin kalınlığı, mevcut saçların yönü ve ense bölgesindeki yoğunluk birlikte değerlendirilir. Saç analizi, kaç greftin güvenli biçimde alınabileceğine ve ekim alanında nasıl bir dağılım yapılacağına dair yol gösterir.

Özellikle FUE saç ekimi İstanbul, doğal saç çizgisi, greft yoğunluğu ve saç kökü transferi gibi kavramlar araştırma yapanların karşısına sık çıkar. Teknik isimler önemli olsa da tek başına yeterli değildir. Aynı yöntem farklı kişilerde, farklı saç yapılarına göre değişen bir planla uygulanabilir.

Sağlık turizmi deneyimi yalnızca operasyondan ibaret değil

Yurt dışından gelen bir kişi için saç ekimi süreci, kliniğe giriş yaptığı gün başlamaz. Ulaşım, konaklama, operasyon öncesi görüşme, işlem günü ve kontrol planı bir bütün olarak ele alınır. Bu nedenle sağlık turizmi İstanbul, saç ekimi kliniği ve uluslararası hasta hizmetleri gibi başlıklar operasyonun çevresindeki deneyimi de tanımlar.

İstanbul’un merkezi bölgelerinde bulunan kliniklere ulaşım kolaylığı, kısa süreli konaklamalarda zaman yönetimi açısından avantaj sağlayabilir. Ancak bu avantaj, klinik seçiminin tıbbi ve operasyonel kriterlerinin önüne geçmemelidir.

Klinik seçerken hangi sorular sorulmalı?

Bir klinikle görüşürken işlemi kimin gerçekleştireceği, önerilen yöntemin neden seçildiği, donör alandan ne kadar greft alınmasının planlandığı ve operasyon sonrası hangi kontrollerin yapılacağı öğrenilmelidir. Ayrıca saç ekimi sonrası bakım konusunda açık bir bilgilendirme sunulup sunulmadığı da değerlendirilmelidir.

İstanbul’da saç ekimi konusunda ayrıntılı bilgi arayanlar EsteFine’ın saç ekimi sayfasını inceleyebilir. En sağlıklı karar, reklam mesajlarından çok kişisel değerlendirme ve şeffaf bilgilendirme üzerinden verilmelidir.

İstanbul’da saç ekimi planlarken pratik ayrıntılar

Şehir dışından veya yurt dışından İstanbul’a gelecek kişiler için operasyon tarihinin seyahat planıyla uyumlu olması gerekir. Kliniğe ulaşım, operasyon öncesi görüşme için ayrılacak süre ve kontrol randevusu gibi ayrıntılar baştan netleştirildiğinde süreç daha düzenli ilerleyebilir. Saç ekimi seyahati planlanırken yalnızca işlem günü değil, öncesi ve sonrası da hesaba katılmalıdır.

Klinikten alınacak bilgilendirmede günlük yaşama dönüş, ilk günlerde dikkat edilmesi gerekenler ve kontrol seçenekleri açıkça yer almalıdır. Özellikle kısa süreli konaklama yapacak kişiler için uzaktan takip imkânının bulunması pratik olabilir. İstanbul’un sunduğu ulaşım avantajı önemli olsa da asıl ölçüt, operasyon planının kişiye uygun olmasıdır. İstanbul saç ekimi kliniği araştırırken merkez konumu, ekip yapısı, yöntem seçimi ve takip sisteminin aynı anda değerlendirilmesi daha anlamlı bir karşılaştırma sağlar.

Araştırma yaparken kaynakları karşılaştırın

Saç ekimi hakkında karar vermeden önce kliniklerin yalnızca kısa tanıtım mesajlarını değil, yöntem ve bakım süreçlerini açıkladığı ayrıntılı içerikleri de incelemek yararlı olur. Saç ekimi bilgilendirmesi ne kadar açık ve somutsa, kişi kendisine önerilen planı o kadar iyi anlayabilir. İstanbul’daki seçenekler arasında karşılaştırma yaparken aynı soruları birden fazla merkeze yöneltmek, yöntem, greft yaklaşımı ve takip sürecindeki farkları görmeyi kolaylaştırabilir.

İletişim

Adres: Mecidiyeköy Mahallesi, Büyükdere Cd. 74 B, 34387 Şişli/İstanbul

Telefon: 0542 616 30 26

Konum: Google Haritalar’da görüntüle

Geleceğin Meslekleri Rehberi: Mimarlık ve YBS Taban Puanları Analizi

YKS sonuçlarının açıklanmasının ardından adaylar için en heyecanlı ama bir o kadar da dikkat gerektiren tercih maratonu başladı. Birçok öğrenci ilk etapta puanlara odaklansa da, sınavın zorluk derecesine göre puanların her yıl değiştiği unutulmamalıdır. Bu süreçte en güvenli haritayı, ÖSYM ve YÖK Atlas verileriyle desteklenen güncel başarı sıralamaları sunar. Doğru bir tercih listesi oluşturarak hedeflediğiniz üniversiteye yerleşebilmek için 4 yıllık üniversite taban puanları ile bölüm sıralama grafiklerini birlikte değerlendirmeniz gerekir.

Özellikle tasarım ile tekniği buluşturan Sayısal (SAY) çıkışlı Mimarlık ile işletme vizyonunu yazılımla harmanlayan Eşit Ağırlık (EA) alanının gözdesi Yönetim Bilişim Sistemleri (YBS), son dönemde en çok araştırılan lisans programları arasında başı çekiyor.

Tasarım ve Mühendisliğin Kesişim Noktası: Mimarlık Sıralamaları

Estetik anlayışı, mekân tasarımı ve yapı teknolojileriyle birleştiren Mimarlık bölümü, gayrimenkul ve inşaat sektörünün temel direklerinden biridir. Sayısal puan türünden öğrenci kabul eden bu branş, geniş kontenjan skalasıyla farklı başarı seviyelerine hitap eder.

Adayların listelerini kurgularken mimarlık sıralama verilerinde dikkat etmesi gereken temel aralıklar şunlardır:

  • Köklü Teknik Üniversiteler: Türkiye’nin önde gelen devlet kurumlarında sıralamalar genellikle ilk 20.000 ile 60.000 bandı arasında biçimlenmektedir.
  • Genel Devlet Kontenjanları: Anadolu genelindeki devlet üniversitelerinde yelpaze 70.000’den başlayıp 200.000 başarı sırasına kadar uzanır.
  • Vakıf Üniversiteleri: Tam burslu seçenekler ilk 30.000 – 80.000 bandında yoğunlaşırken, indirimli ve ücretli programlar YÖK’ün mimarlık için uyguladığı 250 bininci sıra barajına kadar fırsat tanır.

Dijital Çağın Yükselen Yıldızı: Yönetim Bilişim Sistemleri (YBS) Sıralaması

İş dünyasındaki dijitalleşme ve veri odaklı yönetim anlayışı, Eşit Ağırlık alanında Yönetim Bilişim Sistemleri (YBS) bölümüne olan talebi zirveye taşıdı. Yazılım, veri analitiği, siber güvenlik ve proje yönetimi gibi geniş bir kariyer yelpazesi sunması, bölümün popülaritesini her geçen yıl artırmaktadır.

Güncel veriler doğrultusunda ybs sıralama dağılımları şu şekildedir:

  • Top Seviye Devlet ve Vakıf (Burslu) Programlar: Alanında öncü üniversitelerde sıralamalar ilk 1.000 ile 25.000 başarı sırası bandına kadar yükselmiştir.
  • Genel Devlet Üniversiteleri: Devlet tarafındaki seçenekler 30.000 bandından başlayarak 180.000 sıralamaya kadar geniş bir dağılım sergiler.
  • Vakıf Üniversiteleri (İndirimli/Ücretli): Farklı burs ve ücret opsiyonlarıyla 300.000 ve üzerindeki sıralama dilimlerine kadar tercih yapma imkânı bulunmaktadır.

Açıkta Kalmamak İçin Tercih Stratejisi

Listenizi son haline getirmeden önce şu kritik noktaları göz önünde bulundurun:

  1. Özel Baraj Sınırını Unutmayın: Mimarlık tercihi yapabilmek için Sayısal puanda ilk 250 binlik başarı sırası sınırı içerisinde yer almanız zorunludur.
  2. Esnek Aralık Bırakın: Kendi sıralamanızın %20-25 kadar üstündeki “hayal” tercihlerle başlayıp, %30-35 altındaki “güvenli” seçeneklerle listenizi tamamlayın.
  3. Müfredat ve Yabancı Dil Advantage: YBS tercihlerinde yazılım ağırlıklı müfredatları, Mimarlıkta ise İngilizce eğitim ve atölye imkânlarını mutlaka inceleyin.

‘Edirne’nin kaybedecek zamanı yok’

Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Av. Sinan Tekin, Demokrat Parti Edirne İl Başkanı Ayten Ercan ve beraberindeki heyetin Saadet Partisi Edirne İl Başkanlığı’nı ziyaretlerine ilişkin açıklamasında, Edirne’nin geleceği için siyasi partiler arasındaki diyaloğun ve ortak akılla hareket etmenin önemine dikkat çekti.

Demokrat Parti Edirne İl Başkanı Ayten Ercan ve beraberindeki heyet, Saadet Partisi Edirne İl Başkanlığını ziyaret etti. Ziyarette, Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Av. Sinan Tekin ve Edirne İl Başkanı Tezcan Karakütük ile bir araya gelinerek Edirne’nin sorunları ve geleceği üzerine görüş alışverişinde bulunuldu.

Ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getiren Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Av. Sinan Tekin, Edirne’nin geleceği için siyasi partiler arasındaki diyaloğun ve ortak akılla hareket etmenin önemine dikkat çekti.

“EDİRNE HEPİMİZİN ORTAK DEĞERİ”

Tekin, ziyarete ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“Edirne hepimizin ortak değeri. Bu şehrin sorunları da geleceği de hepimizi ilgilendiriyor. Siyasi partilerimizin farklı görüşleri ve politikaları olabilir. Ancak Edirne’nin menfaatleri söz konusu olduğunda ortak bir zeminde buluşabilmeliyiz.Şehrimizin ekonomik gelişimi, esnafımızın sorunları, gençlerimizin geleceği, istihdam ve vatandaşlarımızın günlük hayatta karşılaştığı meseleler hepimizin ortak sorumluluğudur.”

“SORUNLARI KONUŞMAK YETMEZ, ÇÖZÜM ÜRETMELİYİZ”

Edirne’nin sorunlarının çözümü için siyasi partilerin birlikte hareket edebilmesi gerektiğini belirten Tekin, şöyle devam etti:

“Edirne’nin kaybedecek zamanı yok. Şehrimizin sorunlarını yalnızca konuşmakla yetinmemeli, çözüm üretmek için de birlikte hareket etmeliyiz.Siyaseti rekabet alanı olarak görmemeliyiz. Siyaset aynı zamanda millete hizmet etmenin aracıdır. Farklı siyasi görüşlere sahip olmamız, Edirne için birlikte çalışmamıza engel değildir.Edirne’nin sorunlarını çözmek istiyorsak birbirimizi dinlemeli, ortak akılla hareket etmeli ve gerektiğinde aynı masa etrafında buluşabilmeliyiz.”

“EDİRNE İÇİN BİRLİKTE YOL ALMALIYIZ”

Şehrin geleceği konusunda siyasi partilerin ortak sorumluluk taşıdığını ifade eden Tekin, sözlerini şöyle tamamladı:

“Edirne’de siyasi partiler arasındaki diyaloğun, istişarenin ve karşılıklı saygının güçlenmesini önemsiyoruz.Şehrimizin meselelerini siyasi tartışmaların gölgesinde bırakmamalıyız. Edirne’nin yararına olan her konuda görüş alışverişinde bulunabilmeli ve birlikte çözüm arayabilmeliyiz.Bizim ortak paydamız Edirne’dir. Edirne için birlikte düşünmeli, birlikte üretmeli ve birlikte yol almalıyız.”

Ziyaretin sonunda Demokrat Parti Edirne İl Başkanı Ayten Ercan ve beraberindeki heyete teşekkür eden Tekin, siyasi partiler arasındaki diyaloğun sürdürülmesinin Edirne açısından önemli olduğunu ifade etti.

Amatör liglerde fikstür belli oldu

Olgay GÜLER

Edirne’de, 2026-2027 yılı Süper Amatör ve 1’inci Amatör Ligi’nde gruplar ve ilk hafta maçları kura çekimiyle belirlendi.

Kentte, 2026-2027 Sezonu Bilgilendirme ve Futbol İl Tertip Komiteleri seçimi ile Edirne Süper Amatör Lig ve 1. Amatör lig fikstür kura çekimi, Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü Toplantı Salonu’nda gerçekleştirildi. Toplantıya Edirne Amatör Spor Kulüpleri Federasyonu (ASKF) Başkanı Muzaffer Yıldırım, Futbol İl Temsilcisi Yavuz Çiroz ve Edirne’de mücadele edecek futbol kulüplerinin yöneticileri katıldı. ASKF Başkanı Yıldırım, kulüplerin yapması gereken genel işlemler hakkında bilgi verirken, Futbol İl Temsilcisi Çiroz da 2026-2027 sezonu liglerin statüsü ile yeni sezonda uygulanacak kurallar ve yapılan değişiklikler hakkında açıklamalarda bulundu.

İL TERTİP KOMİTESİ SEÇİLDİ

Toplantıda ilk olarak Futbol İl Tertip Komiteleri seçimleri gerçekleştirildi. Yapılan seçim sonucunda 2026-2027 sezonunda Futbol İl Tertip Komitesi’nde Şeraffetin Mutluer (Şükrüpaşa), Halil Taşkoparan (Büyükgerdelli) ve Şahin Kırbiç (Yeniimaret) görev aldı.

SÜPER AMATÖR’DE FİKSTÜR BELİRLENDİ

Süper Amatör Lig’de fikstür kura çekimleri de yapıldı. 9 takımın katıldığı, ‘Çift Devreli Lig’ usulüne göre gerçekleştirilecek grupta; Ayşekadınspor, Yeniimaretspor, Yeni Karpuzluspor, Lalapaşaspor, Çarşıspor, Osmanlıspor, Yenimahallespor, Aşçıoğluspor ve İpsalaspor yer aldı. Edirne 1922, Karaağaç Arda ve Ata Gençspor ise yeni sezon öncesinde ligden çekildi. 1 Kasım 2026 tarihinde başlayacak ligde ilk hafta karşılaşmaları şu şekilde belirlendi:

Aşçıoğlu – Yenimahalle

İpsalaspor – Yeni Karpuzlu

Osmanlı – Lalapaşa

Yeniimaret – Çarşıspor

Ayşekadınspor ilk hafta bay geçecek

1’İNCİ AMATÖR LİG’DE 15 TAKIM MÜCADELE EDECEK

Toplam 15 takımın yer aldığı 1’inci Amatör Lig’deyse takımlar merkez grubu ve ilçeler grubu olmak üzere iki grupta mücadele edecek. Süloğlu ve Kirişhane’nin ligden çekildiği 1’inci Amatör Lig’de çekilen kura sonucu gruplar şöyle oluştu:

Merkez Grubu

– Büyükgerdelli

– Kurtuluşgücü

– Şükrüpaşa

– Saraçhane

– Havsaspor

– 25 Kasımspor

– Kırcasalih

İlçeler Grubu

– Keşan İdman Yurdu

– Keşan Genç Ordu

– Keşan 1984 Kültür

– Anafartalar

– Yenimuhacır

– 18 Kasım Kurtuluş

– Dereköy

– Subaşı Birlikgücü

İLK MAÇLAR 8 KASIM’DA

Sezon sonunda gruplarını ilk sırada tamamlayan takımlar doğrudan Edirne Süper Amatör Lig’e yükselecek. Gruplarında ikinci ve üçüncü sırayı alan takımlar ise play-off oynayacak. Play-off karşılaşmaları sonunda bir takım daha Süper Amatör Lig’e yükselecek. 8 Kasım 2026 başlayacak 1’inci Amatör Lig’de, kura sonucu ilk hafta karşılaşmaları şu şekilde oluştu:

Merkez Grubu

Büyükgerdelli – 25 Kasımspor

Şükrüpaşa – Kurtuluşgücü

Saraçhane – Havsaspor

Kırcasalih ilk haftayı bay geçecek

İlçeler Grubu

Anafartalar – Keşan 1984 Kültür

Subaşı Birlikgücü – Keşan İdman Yurdu

Yenimuhacır – 18 Kasım Kurtuluş

Keşan Genç Ordu – Dereköy

Akgüngör’den ‘demokrasi’ jesti!

Olgay GÜLER
Yeni Parti’nin Edirne Merkez İlçe Başkan adayının belirleneceği, 27 Eylül Pazar günü gerçekleştirilecek ön seçim öncesi, kurucu merkez ilçe başkanı Volkan Akgüngör, düzenlediği adaylık açıklamasında, rakibi Çiğdem Aydın’ı kürsüye davet ederek, önemli bir jeste imza attı.


Yeni Parti kurucu merkez ilçe başkanı Volkan Akgüngör, 27 Eylül Pazar günü gerçekleştirilecek ön seçim öncesi adaylığını açıkladı. Parti’nin Sabuni Mahallesi Yoğurtçular Sokak üzerindeki il başkanlığı binası önünde gerçekleştirilen açıklamaya Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan, Uzunköprü Belediye Başkanı Ediz Martin, Havsa Belediye Başkanı Hüseyin Özden, Yeni Parti İl Başkanı Yücel Balkanlı ve çok sayıda partili destek verdi.


‘ÖRGÜT YAPISINI DAHA DA GÜÇLENDİRMEK İSTİYORUM’
Burada konuşan Akgüngör, kurucu merkez ilçe başkanı olarak görevlendirildiği günden bu yana güçlü bir örgüt yapısı oluşturabilmek için yoğun bir çalışma yürüttüklerini söyledi. Akgüngör, “Yeni üyeler kazandık, örgütlenmemizi tamamladık, delege seçimlerimizi gerçekleştirdik. Ve bugün artık bu görevi, üyelerimizin iradesiyle sürdürmek için karşınızdayım. Benim için bu adaylığın en önemli tarafı da budur. Çünkü ben görevlerin atamayla değil üyelerimizin iradesiyle anlam kazandığına inanıyorum. Bu nedenle bugün sizlerden yalnızca bir göreve değil, birlikte yöneteceğimiz bir sorumluluğa destek vermenizi istiyorum. Benim siyaset anlayışım çok açık. Bir merkez ilçe başkanlığının gücü yalnız yönetim kurulundan değil, üyelerinden gelir. Üyelerimizin kendisini bu yapının gerçek sahibi olarak hissettiği, kadınların ve gençlerin karar sürecinde daha fazla söz sahibi olduğu, mahalle temsilcilerimizin sahayla bağını hiç koparmadığı, her üyemizin fikrinin değer gördüğü bir örgüt yapısını birlikte oluşturmak ve daha da güçlendirmek istiyorum” dedi.


‘İNSANLARIN TARTIŞMAYA DEĞİL, ÇÖZÜME İHTİYACI VAR’
Kuruluş sürecinde önemli bir başlangıç yaptıklarını dile getiren Akgüngör, “Şimdi bu başlangıcı daha güçlü bir örgüt yapısına dönüştürmek istiyoruz. Önümüzdeki dönemde üyelik çalışmalarımızı büyütmeye, mahalle örgütlenmelerimizi güçlendirmeye, vatandaşlarımızla kurduğumuz bağı daha da kuvvetlendirmeye, aynı kararlılıkla devam edeceğiz. Çünkü güçlü bir örgüt yalnızca seçim dönemlerinde değil, hayatın her anında vatandaşın yanında olan örgüttür. Esnafını tanıyan, üreticisini dinleyen, emeklisinin derdini bilen, gençlerin beklentisini anlayan, mahalleleriyle bağını hiç koparmayan bir örgüt olmaya devam edeceğiz. Bir şeyi özellikle ifade etmek istiyorum; bizim siyaset anlayışımız kavga üzerinden değil, çözüm üzerinden şekillenecek. Edirne’miz için doğru yapılan her işi desteklemekten çekinmeyeceğiz. Eksik gördüğümüz her konuda da eleştirimizi, çözüm önerilerimizle birlikte ortaya koyacağız. Çünkü insanlarımızın artık daha fazla tartışmaya değil, daha fazla çözüme ihtiyacı var” diye konuştu.


‘OYUNUZU DEĞİL, GÜVENİNİZİ İSTİYORUM’
Hangi görevde olursa olsun, partinin ve Edirne’nin başarısı için çalışacağını belirten Akgüngör, “Ben sizlerden yalnızca oyunuzu değil, güveninizi istiyorum. Çünkü güven, verilen sözlerle değil, ortaya konulan emekle, samimiyetle ve istikrarla kazanılır. Bugüne kadar yürüttüğümüz çalışmaları, ortaya koyduğumuz gayreti ve bundan sonraki hedeflerimizi birlikte değerlendirmenizi istiyorum. Üyelerimiz ve delegelerimiz uygun görürse bu sorumluluğu aynı samimiyetle, aynı ciddiyetle ve çok daha güçlü bir örgüt yapısıyla sürdürmeye hazırım. Bu inançla Yeni Parti Edirne merkez ilçe başkanlığına aday olduğumu sizlerle paylaşmaktan büyük bir onur duyuyorum. Karar elbette üyelerimizin olacaktır. Çıkacak sonuca saygım bugün neyse yarın da aynı olacaktır. Ben hangi görevde olursam olayım partimizin başarısı ve Edirne’mizin başarısı için aynı inançta çalışmaya devam edeceğiz. Bu süreçte kutlu mücadelede benimle yol yürüyen, dik duran tüm yönetim kurulu arkadaşlarıma da şükranlarımı sunuyorum” şeklinde konuştu.


AKGÜNGÖR’DEN RAKİBİNE JEST
Akgüngör’ün adaylık açıklamasında, örneğine az rastlanan bir gelişme de yaşandı. Konuşmasının ardından Akgüngör, açıklamaya katılan, merkez ilçe başkanlığına aday diğer isim Çiğdem Aydın’ı kürsüye davet ederek, barış ve kardeşlik içerisinde yarış temennisinde bulundu. Akgüngör’ün davetiyle kürsüye gelen Aydın da, teşekkür ederek aynı dilekleri yineledi.

Kosova heyeti Sağlık Müzesi’nde

Trakya Üniversitesi ile Kosova Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı arasında, Kosovalı sağlık çalışanlarının eğitimi ve sağlık hizmetlerinin geliştirilmesine yönelik iş birliği protokolünün imza töreni için Edirne’ye gelen Kosova Başbakan Yardımcısı Fikrim Damka ve beraberindeki heyet, Sultan II. Bayezid Külliyesi Sağlık Müzesi’ni de ziyaret etti.

Kosova Hastane, Klinik ve Üniversite Hizmetleri Sağlık Birimi Müdürü Dr. Ardian Shefkiu ile Kosova Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosu Dren Zeka’nın da yer aldığı heyete, Trakya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Hatipler başkanlığındaki heyet eşlik etti.

Sultan II. Bayezid Külliyesi Sağlık Müzesi’nin tarihçesi, darüşşifanın geçmişteki işlevi ve müzenin çalışmaları hakkında bilgilerin verildiği ziyareti sırasında müzede açık bulunan Cemil Şahin ve Saime Güler’in fotoğraf sergisini de inceleyen Başbakan Yardımcısı Fikrim Damka’ya, Müze Sorumlusu Enver Şengül tarafından, 17. yüzyıl Edirne Darüşşifası’nda geçen bir kara sevda hikâyesini konu alan “Delilik Mevsimi” adlı romanı takdim edildi.

Çocuk Gözlük Çerçevesi Seçerken Nelere Dikkat Edilmeli?

Çocuklarda gözlük kullanımında çerçeve seçimi, görünümün yanında yüz ölçüleri, günlük kullanım süresi ve çerçevenin yüzdeki konumuyla birlikte ele alınmalıdır. Çocukların yüz yapısı yetişkinlerden farklı olduğu için yalnızca yaş bilgisine göre model belirlemek yeterli olmayabilir. Çerçevenin genişliği, burun köprüsündeki duruşu ve sap uzunluğu kullanım deneyimini doğrudan etkileyen temel unsurlar arasındadır.

Çocuk gözlük çerçevesi hakkında araştırma yapılırken çerçevenin yalnızca renk ve tasarım özelliklerine odaklanmak yerine ölçü bilgilerinin de dikkate alınması gerekir. Özellikle numaralı cam kullanılacak gözlüklerde çerçeve ve cam uygulamasının kişinin reçetesiyle birlikte yetkili optisyenlik hizmeti kapsamında değerlendirilmesi önem taşır.

Çocuklarda Çerçeve Ölçüsü Neden Önemlidir?

Çerçevenin yüz genişliğiyle uyumlu olması, gözlüğün gün içindeki konumunu etkiler. Gereğinden geniş modeller baş hareketleri sırasında aşağı doğru kayabilirken çok dar çerçeveler şakak veya kulak çevresinde baskı oluşturabilir. Burun köprüsündeki yerleşim de gözlüğün dengeli durması açısından önemlidir.

Sap uzunluğu ise çerçevenin kulak arkasındaki konumunu belirleyen ölçülerden biridir. Çerçeve seçimi sırasında yalnızca ön görünüşe değil, ürünün ölçülerine bütün olarak bakılması daha sağlıklı bir karşılaştırma sağlar. Daha önce rahat kullanılan bir gözlüğün ölçüleri de yeni çerçeve araştırırken referans noktası olarak değerlendirilebilir.

Günlük Kullanım Koşulları Çerçeve Tercihini Etkiler

Çocukların okul, oyun ve günlük aktiviteler sırasında farklı hareket düzeylerine sahip olması, gözlüğün gün içinde sürekli farklı koşullarda kullanılmasına neden olur. Bu nedenle çerçevenin yüzde dengeli durması ve normal baş hareketlerinde sürekli yer değiştirmemesi kullanım açısından önem taşır.

Çerçevenin ağırlığı ve yapısı da uzun süreli kullanımda dikkate alınabilir. Bununla birlikte belirli bir materyalin tüm çocuklar için daha uygun olduğu şeklinde genelleme yapmak doğru değildir. Çerçevenin çocuğun yüz yapısı, ihtiyaçları ve kullanılacak camla birlikte ele alınması gerekir.

Tasarım ve Renk Seçimi Nasıl Yapılmalı?

Teknik uyum çerçeve seçiminde temel kriterlerden biri olsa da çocuğun modeli benimsemesi de göz ardı edilmemelidir. Renk, çerçeve formu ve genel tasarım konusunda çocuğun görüşünün alınması, gözlüğü düzenli kullanma isteğini destekleyebilir.

Yuvarlak, oval, kare veya daha geometrik çerçeveler farklı yüz oranlarında farklı şekilde konumlanabilir. Bu nedenle belirli bir formun yalnızca popüler olduğu için tercih edilmesi yerine çocuğun yüzünde nasıl durduğuna ve ölçü uyumuna bakılması daha doğru olur.

Numaralı Cam Kullanımında Reçete Esas Alınmalı

Çocuk gözlük çerçevesinde numaralı cam kullanılacaksa temel referans göz hastalıkları uzmanı tarafından düzenlenen güncel reçetedir. Çerçevenin seçilen camla teknik uyumu, reçete değerleri ve ölçüler birlikte değerlendirilmelidir. Her çerçeve formunun her reçete değeri için aynı sonucu vereceği varsayılmamalıdır.

Bu nedenle çerçevenin tasarımına karar verilmesi, numaralı cam uygulamasının uygunluğunu tek başına göstermez. Uygulama aşamasında reçete ve çerçeve özelliklerinin yetkili optisyenlik hizmeti kapsamında değerlendirilmesi gerekir.

Model Bilgileri Karşılaştırılırken Nelere Bakılabilir?

Çerçeve araştırmasının ilk aşamasında model kodu, ölçüler, materyal ve tasarım gibi genel ürün bilgileri karşılaştırılabilir. Optizen gibi optik alanında faaliyet gösteren markaların kurumsal kanallarında sunulan genel model bilgileri, farklı çerçeve yapılarını tanımak için referans oluşturabilir.

Çocuk gözlük çerçevesi seçiminde nihai kararın yalnızca tasarıma veya marka tercihine dayanması yerine yüz ölçüleri, güncel reçete ve çerçeve-cam uyumunun birlikte ele alınması daha doğru bir yaklaşım sağlar. Özellikle numaralı gözlüklerde değerlendirme ve uygulama sürecinin yetkili optisyenlik hizmeti çerçevesinde yürütülmesi önemlidir.

Belediyelerin mali yükü artıyor

Türkiye Belediyeler Birliği Encümen Toplantısı, TBB Başkanı ve Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer’in başkanlığında Ankara’da gerçekleştirildi. Toplantıda kentlerin genel aydınlatma giderleri için belediyelerin genel bütçe vergi gelirleri paylarından yapılacak kesintinin arttırılması da gündeme gelirken, “Son yapılan artışla belediyelerin genel aydınlatma giderlerindeki mali yükü bir yıl içerisinde üç katına çıkmıştır” denildi.


Toplantıya katılan Encümen Üyesi Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan, “Toplantımızda yerel yönetimlerin gündemini, kentlerimizin ihtiyaçlarını ve belediyelerimizin karşılaştığı sorunları değerlendirdik. Toplantımızda alınan kararların kentlerimiz ve belediyelerimiz için hayırlı olmasını diliyorum” dedi.
Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) Eylül Ayı Olağan Encümen Toplantısı, TBB ve Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer başkanlığında Ankara’da toplandı. Toplantıda belediyeleri yakından ilgilendiren güncel gelişmeler değerlendirilerek yerel yönetimlerin mali yapısına ilişkin düzenlemeler ile Türkiye’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilecek COP31 hazırlıkları ele alındı.
Encümen toplantısının ardından Birlik Encümeni tarafından yazılı açıklama yapıldı. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:


BELEDİYELERİN MALİ YÜKLERİ ARTIYOR
6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nun geçici 6’ncı maddesinde 2026 yılında yapılan değişiklikle genel aydınlatma giderleri için belediyelerin genel bütçe vergi gelirleri paylarından yapılacak kesintinin kanuni oranı; büyükşehir belediyeleri ve büyükşehir kapsamındaki belediyelerde yüzde 10’dan yüzde 30’a, diğer belediyelerde yüzde 5’ten yüzde 15’e yükseltilmiş; Cumhurbaşkanına bu oranları iki katına kadar artırma yetkisi verilmiştir.
9 Ağustos 2026 tarihinde yayımlanan 11573 sayılı Cumhurbaşkanı Kararıyla bu yetki üst sınırdan kullanılarak oranlar büyükşehir belediyeleri ve büyükşehir kapsamındaki belediyelerde yüzde 60’a, diğer belediyelerde ise yüzde 30’a çıkarılmıştır. Böylece belediyelerin genel aydınlatma giderlerindeki mali yükü bir yıl içerisinde üç katına çıkmıştır.


Düzenlemenin önemli bir diğer yönü, yılın önemli bir bölümü tamamlandıktan sonra getirilen bu mali yükün 1 Ocak 2026 tarihinden itibaren uygulanmasıdır. Belediyelerin 2026 yılı bütçeleri 2025 yılında hazırlanmış ve belediye meclislerince kabul edilmiş; yatırımlar ve hizmetler bu bütçelere göre planlanmıştır. Yıl içerisinde getirilen yeni mali yüklerin geçmiş aylara da uygulanması; hukuk devleti, hukuki güvenlik, belirlilik, öngörülebilirlik ve bütçe hakkı ilkeleri bakımından ciddi hukuki sorunlar doğurmaktadır.
Genel aydınlatma giderlerindeki artış, belediyelerin karşı karşıya bulunduğu tek mali baskı değildir. SGK prim borçları, vergi borçları ve diğer kamu alacakları nedeniyle genel bütçe vergi gelirleri paylarından kaynakta yapılan kesintiler belediyelerin kullanılabilir gelirlerini azaltmakta; bu borçlara uygulanan yüksek gecikme zammı ve faiz oranları da borç stokunu büyüterek yerel hizmetlere ayrılabilecek kaynakları daraltmaktadır.
Anayasa’nın 127’nci maddesinde mahallî idarelere görevleriyle orantılı gelir kaynakları sağlanması öngörülmektedir. Belediyelerin karar ve uygulama yetkisinin sınırlı olduğu alanlarda mali sorumluluğun giderek daha büyük bölümünün belediyelere bırakılması; görev, yetki ve kaynak dengesi ile yerel yönetimlerin mali özerkliği bakımından yeniden değerlendirilmelidir.
Türkiye Belediyeler Birliği olarak bu konuda yalnızca sorunları tespit etmekle yetinmiyor, sürdürülebilir bir mali denge kurulmasını öneriyoruz. Genel aydınlatma giderlerinde belediyelerin payını üç katına çıkaran oranların yeniden değerlendirilmesi; yeni oranların geçmişe yürütülmeyerek belediyelerin bütçelerini buna göre hazırlayabilecekleri ileri bir tarihten itibaren uygulanması gerekmektedir.
Aynı şekilde belediyelerin SGK prim ve vergi borçları için uzun vadeli ve sürdürülebilir bir ödeme modeli oluşturulmalı; gecikme zammı ve faiz yükünün borç stokunu sürekli büyüten etkisi azaltılmalı ve borçların belediyelerin mali kapasitesine uygun koşullarda yapılandırılması değerlendirilmelidir. SGK, vergi, genel aydınlatma ve diğer kamu alacakları nedeniyle genel bütçe vergi gelirleri paylarından yapılan toplam kesintilere, temel belediye hizmetlerinin sürdürülebilirliğini güvence altına alacak makul bir üst sınır getirilmesi de değerlendirilmelidir. Buradaki amaç kamu alacaklarının tahsilinden vazgeçilmesi değil; kamu alacağının tahsili ile vatandaşın yerel hizmet alma hakkı arasında adil ve sürdürülebilir bir denge kurulmasıdır.
Çünkü belediyenin kaynağı kentin kaynağıdır. Belediye paylarından yapılan her ilave kesinti; ulaşımdan altyapıya, sosyal hizmetlerden çevre ve temizliğe kadar vatandaşlara sunulan hizmetlere ayrılabilecek kaynağın azalması anlamına gelmektedir.
Belediyelerin karşı karşıya bulunduğu mali sorunların kalıcı biçimde çözülmesi için, ilgili tüm paydaşların katılımıyla; görev ve sorumluluklarla uyumlu, adil, öngörülebilir ve sürdürülebilir bir yerel yönetim gelir sisteminin yeniden oluşturulması gerekmektedir.
COP31 YEREL İKLİM EYLEMİ İÇİN ÖNEMLİ BİR FIRSATTIR
Türkiye’nin ev sahipliğinde Antalya’da gerçekleştirilecek COP31’i; ülkemizin iklim politikalarının geliştirilmesi, yerel yönetimlerin uluslararası iklim gündemine güçlü bir biçimde katılması, uygulama kapasitesinin güçlendirilmesi ve uluslararası iş birliklerinin artırılması açısından önemli bir fırsat olarak değerlendiriyoruz ve memnuniyet duyuyoruz.
İklim değişikliğiyle mücadele, ulusal politikalar ile yerel uygulamaların birbirini tamamladığı çok düzeyli bir yönetişim anlayışını gerekli kılmaktadır. Belediyeler; ulaşım, enerji, yapılaşma, su ve atık yönetimi, afetlere hazırlık ve yeşil alanlar gibi birçok alanda hem emisyonların azaltımında hem de iklim değişikliğine uyumda doğrudan sorumluluk üstlenmektedir.
İklim Kanunu ve ilgili düzenlemelerle yerel yönetimlerin sorumlulukları daha belirgin hale gelirken, belediyelerin teknik ve kurumsal kapasitelerinin güçlendirilmesi ve iklim finansmanına erişimlerinin artırılması da gerekmektedir. Yerel yönetimler yalnızca iklim politikalarının uygulayıcısı değil, bu politikaların oluşturulması süreçlerinin de temel aktörlerinden biri olmalıdır.
Türkiye Belediyeler Birliği olarak COP31 kapsamında Mavi Alan ve Yeşil Alan başvurularımızı gerçekleştirdik. Ülkemizdeki 1.402 belediyeyi temsil eden Birliğimiz açısından, farklı ölçek ve kapasitedeki belediyelerin COP31 sürecine katılım imkânlarının mümkün olduğunca geniş tutulmasını; özellikle kapasitesi ve uluslararası finansmana erişim imkânları sınırlı belediyelerin sesinin sürece taşınmasını önemsiyoruz.
Hazırlamakta olduğumuz Yerel Yönetimler COP31 Pozisyon Belgesi ile belediyelerimizin deneyimlerini, karşılaştıkları güçlükleri, kapasite ve finansman ihtiyaçlarını ve politika önerilerini ortak bir çerçevede ortaya koyacağız. COP31’in Türkiye’de gerçekleştirilmesini aynı zamanda merkezi ve yerel yönetimler arasındaki iş birliğini ve çok düzeyli iklim yönetişimini güçlendirecek kalıcı mekanizmaların oluşturulması için bir fırsat olarak görüyoruz.
Türkiye Belediyeler Birliği olarak yaklaşımımız açıktır: Belediyelere yeni görev ve sorumluluklar verilirken bu görevlerle orantılı kaynak sağlanmalı; mali özerklik ve bütçe öngörülebilirliği korunmalı; yerel yönetimlerin karar süreçlerine katılımı ve ulusal ve uluslararası finansman kaynaklarına erişimi güçlendirilmelidir.
Güçlü yerel yönetimler; güçlü kentlerin, sürdürülebilir kalkınmanın ve etkili iklim eyleminin temelidir.

Havsa’da öğrenciler sportif etkinliklerde buluştu

Havsa Şehit Engin Şahin İlkokulu ve Ortaokulu öğrencileri, “Maarifin Kalbinde Oyun” teması kapsamında düzenlenen sportif etkinliklerde bir araya geldi.

Antrenör Mustafa Akkaya eşliğinde gerçekleştirilen etkinliklerde öğrenciler, çeşitli spor aktivitelerine katılarak hem eğlenceli vakit geçirdi hem de takım ruhu, dayanışma ve birlikte hareket etme bilincini pekiştirdi.

Okul yönetimi, öğrencilerin sosyal ve fiziksel gelişimine katkı sunan etkinlikteki destekleri dolayısıyla Antrenör Mustafa Akkaya’ya teşekkür etti.