HAYAL VE KATIK

“Ruhum, ölümsüz yaşamın ardından koşma, olanaklar alanını tüketmeye bak.”
Pindares’in şiirinin bu dizesiyle başlıyor Camus’un 1942 yılında yayınlanan ünlü Sisifos kitabı.
Yaşamı güdüleyen, mücadele azmini arttıran insanoğlunun gelecekle ve hırslarıyla ilgili kurduğu hayaller.
Gerçeklerse çok zaman hayallerle pek uyuşmuyor nedense. Yeni kuşakların güzel bir sözü var bu konuda; “Hayaller Paris, yaşantım Somali”. Yeni kuşağın bu sözüne bayılıyorum, hayal kırıklığını, haddini bilmemeyi, hesapsız kitapsız yaşamayı, kredilerle batmayı en güzel anlatan sözlerden birisi bu bence.
Çocukluğumuzun kalabalık ailelerinde, çoğunlukla üç kuşağın bir arada olduğu yer sofralarında sık sık söylenen bir sözdür; “katık et”.
Yer sofralarında yazın gümbürtü gider, kim ne yerse. Harman zamanıdır, iş beklemez, zaman kısıtlı, dedem söylenir yemek esnasında; “iş yapacak adam yemek yemesinden bellidir” Sallarız kaşıkları siniye, iş yapacak olanlar gençlerdir, sofrada çok yemelerine göz yumulur, kaşıkların siniye çarpma sesinden başka ses duyulmaz sofrada iş zamanlarında.
Kışın şartlar değişir, gençler ve ergenler yine hızlı yer yemeklerini, yaşlılar ve küçüklerse yavaş. İşte burada dede veya nine el koyar sofraya; “katık edin” diye. Katık edilmezse aç kalacaktır çocuklar ve yaşlılar, iş zamanları geçmiştir artık, gençler ancak sofrada hakkını yemelidir kış aylarında.
“Katık edin” dönemlerinden hayallere yetişememe dönemlerine geldik yıllar içinde. Köyümde kimsenin bankaya borcu olmazdı, ihtiyaçlar eldeki ürünlerin değişimi veya satışı ile giderilirdi. İmece usulü yardımlaşma da vardı, komşular arasında. Kimi öküzleriyle, kimisi beygirleriyle yapardı çiftçiliğini, aile içi işletmeler kendi kendine yeter durumdaydı.
İlerleyen yıllarda bankalar girdi köylere. Krediler çekildi, traktörler alındı, gücü olan, çalışan, hesabını iyi yapanlar ödediler, diğerlerine sırayla haciz gelmeye başladı. Batan batana, satılan tarlalar, köyden şehre göçler hızlandı.
Ailem bu durumlara düşmeden Edirne’ye göç edenlerdeniz. “Katık edin”le büyümenin etkisi olsa gerek, mecbur kalmayınca kredi kartımı bile kullanmıyorum. “Yorgan/ayak” ayarıyla borçlanmadan yaşamımızı sürdürmeye çalışıyoruz, “Armut ağacın altına düşer” misali çocuklarımız da borçlanmadan sürdürüyorlar yaşamlarını.
“Ayak/yorgan” ayarıyla gezmeye de çalışıyoruz kendimizce. Aracımızın arka koltuğunu çıkararak yaydığımız küçük yatak ve mini mutfak dolabıyla Türkiye kazan biz kepçe gezmelere de çıktığımız oluyor bütçemiz yettiği oranda. Ülkemiz yedi bölgesinde dört mevsimi yaşatan harika bir coğrafya üzerinde, yıllardır geziyoruz bitiremedik, her yıl ayrı bir keyif veriyor, farklı coğrafyalar.
Kurduğumuz hayaller gerçeklere yakın olunca gerçekleşmesi de mümkün oluyor. Katık etmeye gerek kalmadan yaşlılığa giden yolun başındayız artık, sağlık yerinde olduğu sürece gezmelere devam.